24 Kasım 2025 Pazartesi

Diş Hekimleri Ankara'da Eylemde..

Hekim Birliği Sendikası, 22 Kasım Diş Hekimliği Günü’nde Sağlık Bakanlığı önünde basın açıklaması yaparak, diş hekimlerinin artan iş yükü, teşvik kayıpları, MHRS sorunu ve personel eksikliği nedeniyle tükenmişlik yaşadığını duyurdu.
Sendika Genel Başkanı Hatice Çerçi Balcı, “Diş hekimliğinin omuzlarına yüklenen bu sistem artık sürdürülemez bir noktaya gelmiştir” dedi.

Genel Başkan Balcı, diş hekimlerinin klinik gerçeklerle bağdaşmayan bir çalışma düzenine zorlandığını belirterek şunları söyledi:

"15 dakikada bir hasta bakma dayatması, diş hekimliği gerçeğiyle bağdaşmamaktadır. Dolgu, kanal tedavisi, protez gibi işlemlerin bu süreye sığdırılmaya çalışılması, hem hekimi hem hastayı yıpratmakta; nitelikli hizmeti imkansız hale getirmektedir. MHRS randevu planlamasının diş hekimlerinin kontrolünde olmaması, gün içinde ardı ardına, nefes almadan hasta bakılan bir düzene yol açmaktadır. Teşvik ödemelerindeki dağıtım oranlarının düşmesi ve devlet hastanelerinde 'ortalama' üzerinden dağıtım hükmünün kaldırılması, diş hekimlerinde ciddi gelir kaybına yol açmıştır. 8. Dönem Toplu Sözleşme ile bu uygulamanın kaldırılması, özellikle yoğun cerrahi ve girişimsel işlem yapan diş hekimlerinin emeğinin karşılığını alamamasına ve mesleki itibarlarının zedelenmesine neden olmuştur."

“Personel eksikliği yükü artırıyor, şiddet ve saygı kaybı yaygınlaşıyor”

Diş hekimlerinin sadece kendi işlerini değil, yardımcı personel eksikliği nedeniyle farklı görevleri de üstlenmek zorunda kaldığını belirten Balcı, sağlık çalışanlarının şiddete maruz kaldığını da vurguladı:
“Randevu bulamayan ya da işlemi geciken vatandaşların öfkesi hekimlere yöneliyor. Can güvenliği hekimlik mesleğinin en temel koşuludur.”

Diş hekimlerinin talepleri sıralandı

15 dakikada bir hasta bakma dayatmasına son verilmesini, diş hekimliğinin bilimsel gerçeklerine uygun muayene ve işlem sürelerinin belirlenmesi gerektiğini sözlerine ekleyen Balcı, tüm hekimlerin öngörülebilir biçimde hesaplanan bir teşvik sistemine kavuşmasının yalnızca gelir adaleti açısından değil, sağlık hizmetinin de niteliği açısından zorun olduğunu söyledi.
Balcı, "Sağlık Bakanlığı’ndan bu yanlışlığın hızla düzeltilmesini talep ediyoruz. Aksi halde, sahadaki tükenmişliği daha da derinleştirecek uzun süreli iş bırakma ve iş yavaşlatma eylemlerinin kaçınılmaz olacağını bir kez daha ifade ediyoruz. MHRS randevu planlamasında, diş hekimlerinin söz sahibi olduğu, klinik gerçeklere uygun bir sistem kurulmasını istiyoruz. Diş hekimlerinin yanında çalışacak yeterli sayıda asistan, teknisyen, hemşire ve sekreter istihdam edilmesini talep ediyoruz" diye konuştu.

“Dağıtılan lokma, tükenmişliğin sembolüdür”

Basın açıklamasının ardından Sağlık Bakanlığı önünde lokma dağıtıldı. Balcı, bunun “diş hekimliğinin ağır iş yükü ve yanlış sağlık politikaları altında nasıl tükenme noktasına getirildiğinin sembolik bir anlatımı” olduğunu belirtti


Alıntıdır :Anka


14 Temmuz 2021 Çarşamba

Corona(COVID-19) Aşıları Hakkında Bilinmesi Gerekenler , Aklınıza Takılanlar..

Klimik Derneği (Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Enefeksiyon Hastalıkları Derneği) tarafından hazırlanmış bir not.Corona aşıları hakkında en çok merak edilen ve cevabı aranan sorular bir yazıda toplanmış.sık sık güncellenen bir sayfa.takip için tıklayın..


COVID-19 aşısı olmak pandeminin kontrol altına alınmasında niçin önemlidir?

COVID pandemisini kontrol altına alabilmenin tek yolu hastalığın bulaşmasını azaltmaktır. Virus insanlar arasında yayıldıkça değişime uğramakta ve daha bulaşıcı, daha ağır hastalık yapan ve aşıların etkisine daha dayanıklı varyantlar ortaya çıkmaktadır. Aşı, kişileri korumak ve pandemiyi durdurmanın yanı sıra varyant gelişmesini engellemek için de en etkili yöntemdir.

Bulaşıcı hastalıklarda, bir toplumda hastalığa karşı bağışıklık kazanmış bireylerin sayısı belirli bir oranın üzerinde olursa o hastalığın toplumda yayılması belirgin şekilde azalır. Pandeminin başından itibaren sıklıkla kullanılan “sürü bağışıklığı-herd immunity” ifadesi, toplum bağışıklığını ifade etmektedir. Her bulaşıcı hastalık için hastalığın yayılımını durdurabilmek amacıyla gereken toplum bağışıklığı oranı değişmektedir. Hastalık etkeninin bulaşma hızına ve aşıların etkinlik oranlarına göre değişmekle birlikte salgının kontrol altına alınabilmesi için Türkiye’de yaklaşık 60-70 milyon kişinin aşı olması gerekmektedir. Daha bulaşıcı varyantlar ortaya çıkarsa bu sayı artacaktır.

Kısaca özetlemek gerekirse, salgının yayılımını durdurmak için ulaşılması gereken toplum bağışıklığı oranına sadece aşılanma yoluyla güvenli bir şekilde ulaşılabilir.

Kaç tür COVID-19 aşısı vardır?

COVID hastalığı için beş tür aşı geliştirilmiştir. Bu aşıların dördü bilinen yöntemlerle geliştirilirken mRNA aşıları yeni bir teknoloji ile geliştirilmiştir.

  • İnaktive virus aşıları; hastalığa neden olmayan ancak bağışıklık yanıtı oluşturan etkisizleştirilmiş virus içeren aşılardır. Ülkemizde uygulanmakta olan Sinovac’ın CoronaVac aşısı ve her yıl uygulanan grip (influenza) aşıları inaktif aşılardır.
  • Canlı atenüe aşılar; hastalığa neden olmayan ancak bağışıklık yanıtı oluşturan zayıflatılmış virus içeren aşılardır. Kızamık, kabakulak, su çiçeği aşıları da canlı atenüe virus aşılarıdır. Henüz dünyada kullanıma girmiş canlı atenüe COVID-19 aşısı bulunmamaktadır.
  • Protein subunit aşıları; virusun yapısını taklit eden protein parçalarını kullanan protein bazlı aşılardır. Novovax® aşısı bu tüden aşıdır.
  • Viral vektör aşıları; SARS-CoV-2 virusunun RNA parçacıklarını taşıyan hastalık yapıcı etkisi olmayan virusların kullanıldığı aşılardır. Oxford-AstraZeneca aşısı, Sputnik V aşısı bu türden aşılardır.
  • m-RNA aşıları; protein üretmek için genetik olarak tasarlanmış RNA parçacıklarını kullanan yeni teknoloji ürünü aşılarıdır. Ülkemizde uygulanmakta olan BioNTech aşısı bu türden bir aşıdır.

2021 yılı Haziran ayı itibariyle dünyada acil kullanım onayı ve ruhsat almış 11 aşı, kullanım onayı almak üzere olan bir aşı olmak üzere toplam 12 adet aşı bulunmaktadır.

Acil kullanım onayı veya ruhsat alan aşılar; Pfizer/BioNTech (ABD-Almanya-mRNA aşısı), Moderna (ABD-mRNA aşısı), Oxford-AstraZeneca (Birleşik Krallık-Viral vektör aşısı), Johnson & Johnson (ABD-Viral vektör aşısı), Gameleya-Sputnik V (Rusya-Viral vektör aşısı), SinoPharm (Çin-İnaktive virus aşısı), Sinopharm Wuhan (Çin-İnaktif aşı), Cansino (Çin-Viral vektör aşısı), Sinovac (Çin-İnaktive virus aşısı), Bharat Bitech (Hindistan-İnaktive virus aşısı), Vector Institute (Rusya-Protein subunit aşısı) olarak sıralanabilir.

Acil kullanım onayı çok hızlı verilmedi mi? Aşıların güvenli oldukları kesin bilgi mi?

COVID-19 aşılarının hızlı geliştirilmiş olmaları ve kullanılmaya başlanmaları aşıların güvensiz olduğu anlamına gelmez. Bilimsel teknolojik ilerlemenin geldiği nokta, teknolojik altyapının hazır olması, salgının en başında virusun genetik haritasının çıkartılmış olması, ulusal ve uluslararası kuruluşların büyük desteği, aşıların bu kadar hızlı geliştirilmesini sağlamıştır. Örneğin mRNA aşıları üzerinde yüzlerce bilim insanı 30 yıldan uzun bir süredir çalışmakta olduğu için hızla üretilebilmişlerdir. Aşı sonrası ciddi yan etkiler genellikle ilk 2 ay içerisinde ortaya çıktığından acil kullanım onayı veren kuruluşlar çalışmalarda 2 ay sonunda yan etki görülmemesini yeterli kabul etmişlerdir. Bugüne kadar 6 aydan uzun bir süre içinde farklı aşılardan toplam 2,5 milyar doz uygulanmış ve sonuçların gözlenme şansı olmuştur. Hem Sinovac® hem BioNTech® dünya genelinde güvenle uygulanmaya devam etmektedir.

COVID-19 aşılarının yan etkisi yok mu?

Tüm aşılarda olduğu gibi COVID-19 aşılarının da yan etkileri olabilmektedir. Sık görülen yan etkiler aşı yerinde ağrı, ateş, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrısı, ishal gibi yan etkilerdir. Bu yan etkiler, aşı ile verilen antijene karşı vücudumuzun yanıt vermesi nedeniyle ortaya çıkar. Genellikle kısa (1-3 gün) sürer ve çoğunlukla günlük yaşantımızı engellemeyecek kadar hafiftirler. İki dozda uygulanan aşılarda ikinci dozdan sonra yan etkiler biraz daha sık görülebilir. Şikayetler ağrı kesici, ateş düşürücü ile azaltılabilir. 3 günden uzun süren yan etkilerde doktora başvurmanızda fayda olacaktır. Nadir görülen yan etkiler %1’den daha az sıklıkta karşımıza çıkar. Alerji bunların başında gelir. Çoğu alerjik yan etki önemsizdir, çok nadiren ciddi alerji gelişebilir. Ciddi alerji aşıdan sonraki ilk dakikalarda ortaya çıkacağı için aşılanan kişilerin sağlık kuruluşunu 15-30 dakikadan önce terk etmemesi gerekir.

Hangi COVID-19 aşısını olmalıyız?

Bugüne kadar geliştirilen ve acil kullanım onayı alan tüm COVID-19 aşıları güvenlidir. Etkileri ve yan etkileri birbirlerine kıyasla farklılık göstermekte ise de hepsi Dünya Sağlık Örgütü’nün etkililik ve güvenlik kriterlerini karşılamaktadır. Bu nedenle, herhangi bir aşıyı özellikle beklemeksizin ilk temin edilecek aşıyı olmanız önerilir.  Dünya genelinde uygulanmakta olan aşılar içerisinde varyantlara yüksek etkisi ve çok sayıda kişiye uygulanmış olmasından kaynaklanan bilimsel veri zenginliği ile BioNTech® öne çıkmaktadır.

Daha önce COVID’e benzer şikayetleri olan ancak PCR ile pozitiflik tespit edilmeyen kişiler şimdi aşılansınlar mı?

Daha önce PCR testi ile COVID-19 geçirdiği kanıtlanmayan herkes, bir dönem COVID-19’a benzer şikayetler yaşamış olsalar bile aşılanmalıdır. Aşıların COVID-19 geçirmiş olan kişilerde farklı yan etkileri de olmadığından güvenli bir şekilde aşılanabilirler.

Hastalığı geçirmiş olan kişilerin aşılanması gerekli mi? Ne zaman aşılansınlar?

Bugüne kadarki bilimsel veriler hastalığı belirtili olarak geçiren kişilerde bağışıklığın yaklaşık 6-12 ay devam ettiğini göstermekle birlikte zamanla koruyuculuğun azalması söz konusu olduğundan hastalığı geçiren kişilerin 3-6 aydan itibaren aşılanabilecekleri düşünülmektedir.

COVID-19 aşısından sonra testlerim pozitifleşir mi? Antikor testlerime baktırmalı mıyım?

COVID-19 aşısı sonrasında PCR veya antijen testleri pozitifleşmez. Antikor testlerinde pozitifleşme olabilir. Ancak antikor testleri aşının işe yarayıp yaramadığını göstermek için kullanılmazlar. Aşıdan sonra antikorlarınıza baktırmanıza gerek yoktur. Aşıların sağladığı bağışıklık sadece antikorlara bağlı değildir. Rutin testlerle ölçemediğimiz hücre bağışıklığı ve salgılarımızda oluşan antikorlar korunmada çok önemli rol oynarlar.

COVID-19 aşısından önce antikorlarıma baktırmalı mıyım?

Hayır. Antikorların miktarı koruyuculuğun derecesi hakkında bilgi vermediği gibi testlerden kaynaklanan nedenlerle yalancı olarak pozitif sonuç da çıkabilmektedir. Bu nedenle aşı olmak veya olmamak kararı için antikorlarınıza baktırmanıza gerek yoktur.

Aşı olmak COVID-19’a neden olur mu?

Hayır. Acil kullanım onayı almış aşılar bağışıklık sistemimize virusu tanıtmak için farklı teknolojileri kullanırlar ancak hiçbirinin içerisinde canlı virus bulunmamaktadır.

Tek doz aşı COVID-19’dan korur mu?

İki dozda uygulanması gereken aşıların birinci dozundan sonra gelişen koruma yeterli miktarda değildir. Bu yüzden ancak iki dozu tamamladıktan ve ikinci dozun üzerinden 14 gün geçtikten sonra aşının koruyuculuğunun tam olarak başladığını unutmamak gerekir.

İkinci doz aşıyı farklı bir aşı olabilir miyim?

İki doz şeklinde uygulanan aşılarda (ülkemizdeki her iki aşı da böyledir) ilk aşılama şemasının (iki dozun) aynı aşı ile yapılması gerekir. Ancak iki doz aşıyı aynı aşıyla olduktan sonra hatırlatma (rapel) dozları farklı türde bir aşıyla yapılabilir. Eğer seyahat vb. nedenlerle mecbur kalınırsa ilk aşı dozundan 28 gün geçmiş olmak kaydıyla başka aşının aşılama şeması başlatılabilir.

İlk doz aşıdan sonra yan etki ortaya çıkarsa ikinci doz aşıyı yine de olmalı mıyım?

İlk dozdan sonra ciddi yan etki gelişmediği sürece ikinci doz aşınızı olmanızda sakınca yoktur. İlk dozla ciddi yan etki gelişti ise ikinci doz aşının uygulanması kararını hekiminizle görüştükten sonra vermelisiniz. Pek çok durumda ikinci doz yine de uygulanabilecektir.

Aşılanmış olsak da COVID-19 geçirme olasılığı var mı?

Evet. Mevcut aşılar belirtili hastalığa karşı etkili bir koruma sağlamakla birlikte virusun solunum hücrelerinde çoğalmasını engelleme yeteneği aşıdan aşıya farklılık gösterir. Aşılanan kişilere virus bulaşabilir ve hiç hastalanmadan da bulaştırıcı olabilirler. Çok düşük olasılıkla kendileri de hastalanabilirler. Bu nedenle aşılanmış kişilerin kişisel korunma önlemlerine salgın kontrol altına alınana kadar uymaları gereklidir.

Diğer aşılarla COVID-19 aşıları arasında belirli bir süre olması gerekir mi?

Hem Sinovac® hem BioNTech® diğer herhangi bir aşıdan önce, sonra ya da eş zamanlı olarak güvenle uygulanabilir. Ancak bir yan etki gelişmesi durumunda hangi aşıya bağlı olduğunun anlaşılması ve kayıtların doğru tutulabilmesi için mümkünse diğer aşı ile arada 14 gün süre bırakılmalıdır.

Halen COVID-19 hastasıyla temasım nedeniyle riskli durumdayım. Aşılanabilir miyim?

On dört günden kısa bir süre önce COVID-19 hastasıyla maske, mesafe ve havalandırma koşullarına uymayan bir biçimde teması olan kişilerin aşılanmak için karantina sürelerinin dolmasını beklemeleri önerilmektedir.  Bu önerinin nedeni bu kişilere yapılacak olan aşının zararından ziyade, aşının bu durumda koruma etkisinin olmamasından kaynaklanmaktadır

Aşı kısırlık yapar mı? İleride sahip olacağım çocukta olumsuz etki yapar mı?

Aşılar kısırlık yapmaz. Aşıdan sonraki aylarda, yıllarda gerçekleşecek gebeliklerden doğacak bebekler üzerinde hiçbir aşının olumsuz etkisinin olması beklenmez. Aşı hamilelere yapıldığında bile bebeğe zarar vermemektedir.

Gebeler veya gebe kalmak isteyenler aşılansınlar mı? Hangi aşıyı ne zaman olsunlar?

Gebe veya gebe kalmak isteyenler COVID-19’a karşı aşılanmalıdır. Hiçbir aşının gelecekte gerçekleşecek bir gebelik üzerinde olumsuz etkisi yoktur.

COVID-19 aşıları gebeliğin başından itibaren uygulanabilir. Ancak ilk üç ayda farklı nedenlere bağlı düşükler sıktır ve bu dönemde gerçekleşebilecek bir bebek kaybının aşıyla ilişkilendirilmemesi için aşıların gebelikten önce veya üçüncü aydan sonra yapılması tercih edilmektedir. Mevcut COVID-19 aşıları arasında gebelikte kullanıma dair en fazla veri BioNTech® aşısına ait olup güvenli olduğu gösterilmiştir. 3. aydan sonra uygulanabilir.

Emziren anneler aşı olabilir mi?

Evet. Emziren anneler de COVID-19’a karşı aşılanmalıdır. Mevcut COVID-19 aşıları anne sütü alan bebeklerde herhangi bir yan etkiye neden olmaz.

Yumurta alerjisi olanlar hangi aşıyı olmalı?

Grip aşılarından farklı olarak mevcut COVID-19 aşılarının hiçbiri yumurtada üretilmemektedir. Yumurtaya karşı alerjisi olanlar diğer alerjik bünyeli kişiler gibi Sinovac® veya BioNTech® aşısını olabilirler.

Kanser hastaları hangi aşıyı olsunlar? Ne zaman olsunlar?

Hem Sinovac® hem BioNTech® kanser hastalarında güvenle uygulanabilir. Ancak BioNTech® aşısı bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde daha yüksek oranda koruma sağladığı için tercih edilmelidir. İdeal zamanlama kemoterapi başlamadan önce aşılamanın yapılmasıdır. Ancak kemoterapinin geciktirilemeyeceği durumlarda kemoterapiden birkaç gün önce aşı yapılabilir.

Bağışıklık sistemi zayıf olan kişiler hangi aşıyı olsunlar?

Hem Sinovac® hem BioNTech® bağışıklık sistemi zayıflamış hastalarda güvenle uygulanabilir. Ancak BioNTech® aşısı, bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde daha yüksek oranda koruma sağladığı için, tercih edilmelidir.

Multiple Skleroz veya başka sinir hastalığı olanlar aşı olabilir mi?

Evet. COVID-19 aşılarının sinir sistemi üzerinde olumsuz etkileri gösterilmediği gibi bu tür hastalığı olanlarda da güvenle kullanılmaktadırlar. Tedavi altındaki hastaların hangi aşıyı ne zaman olmaları gerektiğini kendilerini takip eden doktorlarına sormaları önerilir.

HIV pozitif bireyler aşılanabilir mi?

HIV pozitif bireylerin COVID-19’a karşı aşılanmasına engel bir durum  bulunmamaktadır. Tersine bağışıklık sistemi baskılanmış olduğu için COVID-19 hastalığını ağır geçirebilirler bu yüzden aşılanmaları gerekir. Ancak, HIV infeksiyonu nedeniyle henüz yeni tedavi başlanmış olup kanda viral yükü yüksek ve/veya CD4+ T hücre sayısı <200/mmolan bireylerde aşı yanıtı sağlıklı popülasyona göre daha az olabilir. Bu kişilerde daha güçlü koruma sağladığı için BioNTech® aşısı tercih edilmelidir.

Romatizmal veya otoimmün hastalığı olanlar BioNTech® aşısı olabilir mi?

BioNTech® aşısı bağışıklık sistemini güçlü bir şekilde uyarmakta ve bu sayede yüksek oranda ve nispeten uzun süreli bağışıklık sağlamaktadır. Bağışıklık sistemini güçlü uyarması, romatizmal hastalığı olan bazı kişilerde hastalık belirtilerinde bir miktar artışa yol açabilir. Ancak bu artış geçici olduğu gibi hastalığın uzun süreli seyrini de etkilememektedir. Bu nedenle özellikle bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlarla tedavi almakta olan hastaların BioNTech® aşısı olması önerilir.

Alerjik bünyesi olanlar BioNTech® olabilir mi?

Alerjik bünyesi olanlar, hatta daha önce herhangi bir maddeye veya ilaca (Penisilin gibi) karşı ciddi alerjisi gelişmiş kişiler sağlık kuruluşunda gözetim altında olmak kaydıyla BioNTech® aşısı olabilirler. Alerjik yanıt gelişme sıklığı BioNTech® aşısında biraz daha yüksek olmakla birlikte tüm aşılarda söz konusu olabilir. Aşılara bağlı ciddi alerjik reaksiyonların büyük çoğunluğu ilk dakikalarda ortaya çıktığından aşı olan kişiler sağlık kuruluşunu 15-30 dakikadan önce terk etmemelidir.

Aşıların varyantlara etkisi farklı mı?

Dünya genelinde yapılan çalışmalarda hemen tüm aşıların varyantlara karşı azalmış da olsa etkileri olduğu gösterilmiştir. Mevcut aşılar arasında BioNTech® aşısının varyantlara diğer aşılara kıyasla biraz daha etkili olduğunu gösteren yayınlar mevcuttur.

Aşı olduğum gün ağrı kesici ilaç kullanabilir miyim?

Aşı günü ağrı kesici veya ateş düşürücü kullanılması aşının etkisini azaltmaz. Aşıya bağlı kol ağrısı, kızarıklık şişlik gibi durumlar ortaya çıkması halinde bu tür ilaçlar rahatlıkla kullanılabilir.

Aşı olduğum gün kan sulandırıcı kullanmalı mıyım?

COVID-19 aşılarından sonra kan sulandırıcı kullanmaya gerek yoktur. Ülkemizde henüz kullanımda olmayan viral vektör teknolojisi ile üretilen aşılardan sonra kan pıhtılaşmasında artış olduğuna ilişkin bildirimler olmakla birlikte bunun aşıdan kaynaklandığı kesin değildir ve kan sulandırıcı kullanmayla engellendiği gösterilememiştir.

Antibiyotik kullanırken aşı olabilir miyim?

Antibiyotik kullanırken COVID-19 aşısı olunabilir. Ancak vücutta ateşle seyreden bir infeksiyon varken aşı uygulandığında aşıya karşı yanıt azalabilir. Bu nedenle ateşli hastalık geçirmekte olan kişilerin 48 saat ateşsiz olduktan sonra, şikayetleri azalınca aşı olmaları önerilir.

Aşı olduğum gün sigara içebilir miyim?

Sigara içenlerde bazı aşılara karşı yanıtın azaldığını gösteren veriler bulunsa da aşı olunan günde sigara içilmesi aşıya karşı yanıtı ayrıca etkilemez.

Aşı olduğum gün alkol kullanabilir miyim?

Aşı olunan gün tüketilen az-orta miktarda alkol aşıya karşı yanıtı etkilemez. Aşırı alkol tüketiminin ise yanıtı azaltabileceği unutulmamalıdır. Ayrıca aşırı alkol tüketimine bağlı yan etkiler aşı yan etkileriyle karışabileceğinden aşı olduğunuz gün yüksek miktarda alkol tüketiminden kaçınmanız önerilir.

Aşı olduğum gün banyo yapabilir miyim?

Aşı olduğunuz gün duş almanızın, banyo yapmanızın hiçbir sakıncası yoktur.

Kalp pili olanlar hangi aşıyı olsunlar?

Kalp pili olan veya kalpte ritim bozukluğu olan kişiler her iki aşıyı (Sinovac® veya BioNTech®) da olabilirler.

BioNTech® aşısı kalp kası iltihabı yapıyor mu?

Ülkemizden henüz böyle bir bildirim olmamıştır. Ancak ABD’den veriler BioNTech® aşısının uygulandığı 25 yaş altı grupta kalp kası iltihabı görülme sıklığının aynı yaş grubunda beklenen sıklıktan fazla olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte Amerikan Kardiyoloji Derneği bu artışın sınırlı olduğunu, hastaların iyi seyrettiğini ve doğrudan aşıya henüz bağlanamadığını belirtmektedir. Amerikan Hastalık Önleme Merkezi (CDC) bu verileri değerlendirerek 12 yaş üstüne BioNTech® aşısının yapılmasına devam etme kararı almıştır.

BioNTech® aşısı genetik yapımızı bozar mı?

İnsan hücrelerinde genler hücre çekirdeğinde bulunur ve DNA yapısında bilgilerden oluşur. BioNTech® ve benzer teknolojili aşılarda bulunan genetik şifre bileşeni (mRNA) bağışıklık sistemini uyaran proteinlerin hücrelerimizde sentezlenmesini sağlarlar. Ancak bu şifre (mRNA) hücre çekirdeğine giremez, genlerimize ulaşamaz, genlerimizi değiştiremez. 2008 yılından beri insanlarda kansere ve başka infeksiyonlara karşı aşı geliştirilmesi için denenmekte olan bu teknoloji güvenlidir.

Sinovac® aşısı felç yapıyor mu?

Halk arasında felç olarak bilinen durum çeşitli bakteri ve virus infeksiyonlarından sonra görülen ve beyinle ilgili olmayıp kaslara giden sinirlerdeki hasardan kaynaklanan bir hastalıktır ve Guillain-Barre Sendromu olarak tanımlanır. Grip aşılarında da gündeme gelen bu nadir sendrom aşılanmayan topluluklarda aşılanmış topluluklara kıyasla daha sık görülmektedir. Sinovac® aşısı bu açıdan güvenlidir.

Üçüncü doz aşı kararını vermek için antikorlarıma baktırmalı mıyım?

Hayır. Mevcut antikor testleri ile belirlenen seviyelerin hangi değerden itibaren ve ne kadar süre koruyucu olduğu bilinememektedir. Ayrıca testlerden kaynaklanan nedenlerle yalancı olarak pozitif sonuç da çıkabilmektedir. Bu nedenle aşı olmak veya olmamak kararı için antikorlarınıza baktırmanıza gerek yoktur.

İki doz BioNTech® aşısı oldum. Ne zaman 3. doz aşıyı olmalıyım?

Şimdiki veriler BioNTech® aşısının oluşturduğu bağışıklık yanıtının güçlü bir şekilde 9-12 ay devam ettiğini gösterdiğinden 2 doz BioNTech® olan kişilerin 9-12 ay boyunca ek doz aşı olmalarına gerek yoktur. Bu kişilerde 3. doz aşıya ihtiyaç olup olmayacağı ve ne zaman olacağı bu konuda yapılmakta olan çalışmaların sonuçlarına ve ortaya çıkabilecek yeni varyantlara göre belli olacaktır. Sadece BioNTech® bulunan ülkelerde 2 doz uygulanmaktadır.

İki doz Sinovac® aşısı oldum. Ne zaman 3. doz aşıyı olmalıyım? Hangi aşıyı olmalıyım?

İki doz Sinovac® aşısı olan kişilerde oluşan bağışıklık yanıtının 3-6 ay içerisinde giderek azaldığı gözlenmektedir. Ayrıca Sinovac® aşısının tüm dünyada birkaç ay içinde hakim hale gelmesi beklenen Delta varyantına karşı etkisi de sınırlı gözükmektedir. Bu nedenlerle iki doz Sinovac® aşısı olanların ikinci dozdan 3-6 ay sonra 3. doz (hatırlatma veya rapel) aşıyı olması hem kendilerinin korunması hem de Delta varyantının yayılmasının önlenmesi açısından akılcı olacaktır.

Bu kişilerde 3. doz aşı Sinovac® ile uygulanabilir. Ancak Delta varyantına karşı koruyuculuğu sağlamak açısından, özellikle sağlık çalışanları, kalabalık yerlerde çalışanlar gibi virüsle karşılaşma olasılığı yüksek kişilerin, ayrıca daha güçlü bağışıklık oluşturduğu için ileri yaştaki kişiler ve bağışıklık yetmezliği olanların 3. doz aşıyı BioNTech® ile olması tercih edilmelidir.

BioNTech® aşısı ileri yaştaki kişilerde daha çok yan etki yapıyor mu?

BioNTech® aşısının yan etkileri yaş ilerledikçe azalmakta buna karşın koruyuculuğunda ise önemli bir değişiklik olmamaktadır. Sinovac® aşısının koruyuculuğu ileri yaştaki kişilerde azaldığından ileri yaş grubunda ülkemizdeki aşılardan BioNTech® aşısının uygulanması önerilir.

Hastalığı geçirmiş olan kişilerin aşılanması gerekli mi? Ne zaman aşılansınlar?

Bugüne kadarki bilimsel veriler hastalığı belirtili olarak geçiren kişilerde bağışıklığın yaklaşık 6-12 ay devam ettiğini göstermekle birlikte zamanla koruyuculuğun azalması söz konusu olduğundan hastalığı geçiren kişilerin 3-6 aydan itibaren aşılanabilecekleri düşünülmektedir.

Hastalığı geçirmiş olanlar hangi aşıyla aşılansınlar?

Hastalığı geçirmiş olan kişilere 3-6. aydan itibaren tek doz BioNTech® aşısının uygulanması ile yüksek düzeyde bağışıklık yanıtı oluştuğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır. Daha az sayıda veri olmakla birlikte hastalığı geçirmiş olan kişilere iki doz olmak kaydıyla Sinovac® aşısı uygulamasının da yüksek düzeyde bağışıklık sağladığı gösterilmiştir. Bu konuda kesin öneride bulunmak için hastalığı geçirenlere tek doz BioNTech® veya iki doz Sinovac® uygulamalarından hangisinin daha faydalı olacağını araştıran çalışma sonuçlarına ihtiyaç vardır. Ancak eldeki verilerle Delta varyantının yayılmasının önlenmesi ve yeni varyantların ortaya çıkmasının engellenebilmesi için hastalığı geçirenlere 3-6 ay sonra BioNTech® aşısının uygulanması daha akılcı görünmektedir.

İki doz aşıdan sonra COVID geçirdim. Üçüncü doz aşımı ne zaman olmalıyım?

Bir veya iki doz sonrasında COVID geçiren kişiler tıpkı aşılanmamış ve COVID geçirmiş kişiler gibi hastalıktan sonra 3-6. aydan itibaren aşılanabilecekleri düşünülmektedir. Bir doz Sinovac® aşısından sonra COVID geçirmiş olanların 3-6. aydan itibaren olacakları aşı birinci dozla aynı aşı olabileceği gibi hem kendilerinin korunması hem de Delta varyantının yayılmasının önlenmesi ve yeni varyantların ortaya çıkmasının engellenebilmesi açısından BioNTech® aşısı olmaları doğru olacaktır.

Solid organ nakli uygulanmış kişilere COVID-19 aşısı yapılabilir mi?

Solid organ nakli yapılmış kişilerde COVID-19’un ağır seyretme riski yüksektir, bu nedenle aşılanarak hastalıktan korunmaları oldukça önemlidir. Tüm solid organ nakli alıcılarında, ülkemizde olan inaktive virus aşısı veya mRNA aşısı uygulanabilmektedir. Ancak bu kişiler bağışıklık sistemlerini zayıflatan ilaçlar da kullandıkları için, daha immunojen olan mRNA aşılarını tercih etmeleri önerilir. Bağışıklığı etkileyen ilaçların kullanımı bu kişilerde aynı zamanda aşıya yanıt ve koruyuculuk oranlarının da düşüklüğüne neden olabileceğinden, solid organ nakli alıcıları aşılandıktan sonra maske ve mesafe gibi kişisel koruyucu önlemlere uymaya da devam etmelidir. Transplantasyondan sonra aşılama için ideal zaman tam olarak bilinmemekle birlikte, hastalığı edinme riskine ve koruyucu bağışık yanıt geliştirebilme olasılığına göre değerlendirme yapılmalıdır. Mümkün olan durumlarda, transplantasyondan sonra en erken 1. ayda, T veya B lenfositleri azaltan tedaviler (örn. anti-timosit globülin, rituksimab vb.) alan kişilerde ise bu ajanların kullanımından en az 3 ay sonra aşılama yapılması tercih edilmelidir.

Alıntı:klimik.org.tr
https://www.klimik.org.tr/2021/06/17/covid-19-asilariyla-ilgili-cok-sorulan-sorular-ve-yanitlari/

3 Mart 2020 Salı

COVID-19 (coronavirüs 2019) Rehberi




Veriler anlık olarak https://covidinfo.live/ adresinden izlenebiliyor.

2019 aralık ayında ortaya çıktığından beri milyonlarca kişiye bulaşan  ve binlerce kişiyi öldüren  virüsle ilgili sık yöneltilen sorular ve yanıtları şöyle sıralanıyor:




COVID-19 ile grip arasındaki benzerlik ve farklılıklar neler?

Grip (influenza) ve COVID-19; bulașma yolları ve klinik belirtiler açısından birbirine benziyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde yılda 290 – 600 bin kiși grip nedeniyle hayatını kaybediyor. Son iki ayda grip nedeniyle ölenlerin sayısı COVID-19 nedeniyle ölenlerden en az 100 kat daha fazla. Sadece ABD’de bu yıl 26 milyon kiși grip geçirdi ve 250 bin kiși grip nedeniyle hastaneye yattı. 14 bin kiși hayatını kaybetti. Gripte ölüm oranı yüzde 0.05. Bu oran, COVID-19 ile karșılaștırıldığında daha düșük. Bunun nedeni gribe karșı toplumda yüzyıllardır olușan bağıșıklık, grip tedavisinde etkili antiviral ilaçların kullanılması ve gripte akciğer tutulumunun daha az olması.

Bulașma yolları neler?

Șu ana kadar hastalığın bulașma yolunun damlacık yoluyla olduğu bildirildi. Hastayla bir metreden yakın temas, kirli ellerin yüze-göze sürülmesiyle bulașmakta. Virüsün kuluçka süresiyle ilgili bilgiler sınırlı. Virüsle karșılașan kișilerde belirtiler genellikle ilk hafta içinde bașlamakla birlikte bu süre nadiren 27 güne kadar uzayabiliyor. Virüsün dıș ortamda canlı kalma süresi net olarak bilinmiyor.

Çin veya diğer riskli ülkelerden gelen kargolarla hastalık bulașabilir mi?

Genel olarak bu virüsler cansız yüzeylerde kısa süre canlı kalabildiği için paket veya kargoyla bulașma beklenmez. Dünya Sağlık Örgütü’nün de bu konuda kısıtlaması yok. Ancak dıș ortamdan gelen her paket açıldıktan sonra eller yıkanmalı.

Hangi durumlarda COVID-19 enfeksiyonundan șüphelenilmeli?

Ateş ve ani başlangıçlı solunum yolu hastalığı belirtileri (öksürük, solunum sıkıntısı v.b) bulunan kişilerde belirtilerin başlamasından önceki 14 gün içinde Çin’e ve hastalık yayılımımın devam ettiği diğer ülkelere seyahat öyküsü varsa veya kanıtlı/șüpheli COVID-19 hastasıyla teması söz konusuyla hemen diğer kișilerden ayrı bir alana alınmalı, maske kullanması sağlanmalı ve il sağlık müdürlüğüyle iletișime geçilmeli.

Șüpheli hastayla temas durumunda ne yapılmalı?

COVID-19 tanılı veya șüpheli bir kișiyle yakın temas etmiș olanlar, temastan sonraki 14 gün boyunca günde iki kez ateșlerini ölçmeli, öksürük, solunum sıkıntısı, boğaz ağrısı, baș ağrısı, vücut ağrıları, ishal, bulantı, kusma ve burun akıntısı gibi belirtiler açısından kendilerini takip etmeli, belirtiler bașlarsa sağlık görevlilerine bilgi vermeli veya maske kullanarak sağlık kurulușlarına bașvurmalı. Hastayla temas halindeki sağlık çalıșanlarının, aile üyelerinin ve ziyaretçilerin sayısı sınırlanmalı; tüm personel ve ziyaretçiler de dahil olmak üzere hastanın odasına giren tüm kișilerin kaydı tutulmalı. Hastada belirtiler ortadan kalkana kadar bu önlemlere uyulmalı.

COVID-19 teșhisi nasıl konulur?

Son iki hafta içinde COVID-19 hastalığının yayılmaya devam ettiği bir ülke veya bölgeye seyahat etmiș veya COVID-19 tanısı konulmuş kișiyle bir metreden yakın teması olan kișilerde ateș, öksürük, solunum güçlüğü gibi belirtiler bulunması halinde olası COVID-19 ön tanısıyla burun ve boğazdan numune alınarak teșhisi için referans laboratuvarına gönderilir. Kesin tanı moleküler yöntemlerle (PCR) konulmakta.

Klinik özellikleri neler?

Enfeksiyonun yaygın belirtileri ateș, öksürük, nezle benzeri belirtiler ve solunum güçlüğü șeklindedir. Ciddi vakalarda ağır alt solunum yolu enfeksiyonu, solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği ve ölüme neden olabilir. Hastaların yüzde 80’inde hastalık hafif seyretmektedir.

Hastalık kimlerde ağır seyretmekte?

COVID-19, ileri yaș ve eșlik eden hastalığı (astım, diyabet, kalp hastalığı gibi) bulunanlarda daha ağır seyrediyor. Bugünkü verilerle hastalık yüzde 10-15 olguda ağır seyrediyor, yaklașık yüzde 2-3 olguda da ölümle sonuçlanıyor.

Yașa göre hastalığın ağırlığı nasıl değișmekte?

80 yașının üzerindeki hastalarda ölüm oranı yüzde 14.8. 70-79 yașları arasındaki hastalarda yüzde 8. 10-40 yaș arasında ölüm oranı yüzde 0.2. 10 yașın altındaki çocuk hastalarda ölüm kaydedilmedi.

COVID-19 için etkili bir tedavi var mı?
Hastalığa özgü olarak geliștirilmiș bir ilaç henüz yok. Hastanın genel durumuna göre destek tedavisi uygulanmakta. Benzer virüslere karșı etkili bazı ilaçların yeni corona virüs üzerinde de etkili olduğunu gösteren çalıșmalar olmakla birlikte özgül tedavi için araștırmalar sürmekte.

COVID-19 için așı var mı?

Hayır, yeni corona virus (SARS CoV-2) için koruyucu etkili bir așı henüz bulunmamakta. Etkili ve güvenli bir așının üretilebilmesi için en az bir buçuk yıla ihtiyaç var.

Korunma önlemleri neler?

Akut solunum yolu enfeksiyonlarının bulașma riskini azaltmak için alınması gereken önlemler COVID-19 için de geçerli:

El temizliğine dikkat edilmeli. Eller en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalı, sabun ve suyun olmadığı durumlarda alkol bazlı el antiseptiği kullanılmalı. Antiseptik veya antibakteriyel içeren sabun kullanmaya gerek yoktur, normal sabun yeterli.

Eller yıkanmadan ağız, burun ve gözlerle temas edilmemeli.

Hasta insanlarla temastan kaçınmalı (mümkün ise en az 1 m uzakta bulunulmalı,rüzgar ve diğer etmenlere göre bu mesafe 4 metreye çıkarılmalı).


Sağlık çalışanları dışında tüm bireyler ortak alanlarda ve dış mekanlarda 3 katlı cerrahi maske takmalı, n 95 maske ve türevleri sağlık çalışanları dışında kullanılmamalı..

Hasta insanlarla veya çevreleriyle doğrudan temas ettikten sonra eller yıkanmalı, ortak kullanılan nesneler ve yüzeyler dezenfekte edilmeli, havlu gibi kișisel eșyalar ortak kullanılmamalı.

Hastaların yoğun olarak bulunması nedeniyle mümkün ise sağlık merkezlerine gidilmemeli, sağlık kurulușuna gidilmesi gereken durumlarda diğer hastalarla temas en aza indirilmeli.

Öksürme veya hapșırma sırasında burun ve ağız tek kullanımlık kağıt mendil ile örtülmeli, kağıt mendilin bulunmadığı durumlarda ise dirsek içi kullanılmalı, mümkünse kalabalık yerlere girilmemeli, eğer girmek zorunda kalınıyorsa ağız ve burun kapatılmalı, tıbbi maske kullanılmalı.

Çiğ veya az pișmiș hayvan ürünleri yemekten kaçınılmalı. İyi pișmiș yiyecekler tercih edilmeli.

Seyahat sonrası 14 gün içinde herhangi bir solunum yolu semptomu olursa maske takılarak en yakın sağlık kurulușuna bașvurulmalı, doktora seyahat öyküsü hakkında bilgi verilmeli.



COVID-19 hastalığı evde atlatılabilir mi?

Evet. COVID-19 çoğu kișide nezle veya gribal enfeksiyon gibi geçirilmekte, evde takip edilebilmekte. Salgının önlenmesi için hafif üst solunum yolu belirtileri varlığında mümkün ise sağlık kurulușlarına gidilmemesi, gidilmesi gereken durumlarda mutlaka maske takılması ve diğer hastalarla temasın en aza indirilmesi önemli. Kronik hastalığı olanlar ile 60 yașın üzerindekilerin ise salgın durumunda, hastalıktan korunmak için evde kalmaları, belirtiler bașlaması halinde ise gecikmeden sağlık kurulușlarına bașvurmaları önerilir.

Alıntı:diken.com.tr
resim:listaka.com

17 Şubat 2020 Pazartesi

Kimse Doktor Olmak İstemiyor..

Günümüzün favori mesleği 'kısa yoldan para kazanma' oldu. Eskilerde sorulan “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuna şimdilerde “doktor, öğretmen, avukat, mühendis…” diye cevap verilmez oldu. Öğrencilerime bunun nedenini sorduğumda, 7 yaşındaki çocuktan “Para yok o işlerde öğretmenim” cevabını alıyorum.
Çocukların verdiği cevap aslında ülkemizin geldiği durumu açıklar nitelikte. Gerçekten de doktor olmak istemiyorlar. Sosyal medyanın kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte gördükleri parıltılı hayatlara ulaşmak istiyorlar. Kahve fotoğrafları paylaşıp binlerce lira kazanmak varken, üniversite sınavında derece yapıp, 6 yıl sancılı bir şekilde tıp fakültesi okuyup, üstüne ayda 10 nöbetle asistanlık yapıp, 2 sene mecburi hizmete gidip, tekrar derece yapıp, yandal yapıp, 2 sene yandal asistanlığı yapıp, 2 sene de onun mecburisine gitmeyi kim ne yapsın?
Üstüne tüm bunları ayda 6 bin 500 TL kazanmak için yapacağını bilmek daha da içler acısı tabii. Tüm bu çileleri çekip insanlara kendini açıklamak zorunda olmak da yıpratıcı. Malum “Doktorlar paraya para demiyorlar” algısını bordronuzu alnınıza yapıştırmadan yıkmak zor.
Bir de gülümseme konusu var tabii. 33-36 saat nöbet tutan bir doktor ertesi gün size nasıl gülümsesin? Ya da günde 100 hasta bakmak zorunda bırakılan doktor sizinle ekstra nasıl ilgilensin? Sizce bu durumun sorumlusu doktorlar mı? 
Kimi insanlar, “6 bin 500 iyi para. İnsanlar asgari ücretle geçiniyorlar” diyor. Hangimiz hayata bu insanlar kadar emek verdik ki? Ya da kim tıp fakültesinde okuma fırsatını onların elinden aldı? Ayrıca bu meslek “geçinmek” için yapılacak bir iş değil. Gecesi gündüzü olmadan çalışılan bu mesleği bir süre sonra kimse “geçinmek” için yapmayacak. Evet bir süre sonra bu yanlış giden düzen patlayacak ve kimse okuyup, emek verip bu safhalara gelmeyi istemeyecek. Nitelikli insanı mumla aramaya başlayacağız. Aslında yine olay bize dokunduğunda bu düzene “dur” diyeceğiz. Kendimizi muayene ettirecek bir doktor bulamadığımızda, "Bu düzen değişmeli" diyeceğiz. Ne diyelim, umarım o noktaya gelmeden şartlar iyileşir...

4 Kasım 2019 Pazartesi

Ispanağa Karışan Yabancı Ot Sonucu Birçok Kişi Acil Servislere Başvurdu



İstanbul'da birçok kişi bulanık görme ve kas güçsüzlüğü şikayetiyle hastanelerin acil servislerine başvurdu. Başta Kanuni Sultan Eğitim ve Araştırma, Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma, Esenyurt Devlet, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma hastaneleri olmak üzere yüzlerce vatandaş, zehirlenme şüphesi ile acil servisleri doldurdu. Çanakkale'de de görülen, İstanbul'la sınırlı kalmayan ıspanak zehirlenmesinde ilk bulgu böcek ilacı kalıntıları olduğu belirtildi. Yoğun Bakım Derneği, "10-15 gün ıspanak yemeği yemeyin" uyarısında bulundu.


İstanbul'da başta Kanuni Sultan Eğitim ve Araştırma, Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma, Esenyurt Devlet ve Okmeydanı Eğitim ve Araştırma hastaneleri olmak üzere yüzlerce vatandaş, zehirlenme şüphesi ile acil servislere başvurdu. Tuzla'da bir grup işçinin ıspanak tüketimi sonrası benzer bulgularla hastaneye başvurdukları öğrenildi. Rahatsızlananlar bulanık görme ve kas güçsüzlüğü şikayetiyle hastaneleri doldururken, şüphelinin ıspanak olduğu iddia edildi. Günün ilerleyen saatlerinde artan vaka sayılarının İstanbul'la sınırlı kalmadığı ortaya çıktı. Konuya ilişkin açıklama yapan Yoğun Bakım Derneği, "Tarlalarda üretilen ispanaklara sıkılan böcek öldürücü ilaçların yol açtığı organofosfat zehirlenme nedeniyle başta İstanbul'da olmak üzere pek çok ilde zehirlenme vakalrına yol açmıştır" dedi, "En az 10-15 ıspanak tüketmeyin" uyarısında bulundu.

44 KİŞİ ACİL SERVİSE BAŞVURDU

DHA'nın haberine göre de Esenyurt'ta bir marketten aldıkları ıspanağı yedikten sonra zehirlendiği iddia edilen 1'i çocuk 44 kişi çevre hastanelere kaldırıldı.

İddiaya göre, Esenyurt'ta dün 1'i çocuk 25 kişi yemek yedikten sonra rahatsızlanarak çevre hastanelere kaldırıldı. 4 kişi Esenyurt Devlet Hastanesi'ne, biri çocuk 5 kişi Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne, 15 kişi de Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. 44 kişi hastanedeki tedavilerinin ardından taburcu edilirken, 9 yaşındaki erkek çocuk ise ailenin isteği üzerine özel bir hastaneye sevk edildi.

Rahatsızlanan vatandaşlara ilk müdahale acil servislerde yapılırken, hastalar ıspanak yemeği yedikten sonra rahatsızlandıklarını belirtti. Yapılan tetkiklerde kişilerin yemekten zehirlendikleri tespit edildi.

Zehirlenmenin tazeliğini uzun süre koruması için çeşitli kimyasal işlemler gören ıspanaktan olduğu ileri sürüldü. İddialar üzerine polis ekipleri, zehirlenen vatandaşların satın aldıkları ıspanakların bulunduğu marketi tespit etmek için çalışma başlattı.

YOĞUN BAKIM DERNEĞİ UYARDI

Yaşanan zehirlenme vakaları sonrası bir uyarı da Yoğun Bakım Derneği'nden geldi.Dernekten yapılan açıklama şöyle; "Tarlalarda üretilen ispanaklara sıkılan böcek öldürücü ilaçların yol açtığı organofosfat zehirlenme nedeniyle başta İstanbul'da olmak üzere pek çok ilde zehirlenme vakalarında artışın nedeni olarak gösterilmiş. Hiç olmazsa 10-15 gün kadar ıspanak yemeği yenmemesi tavsiye edilmiş".

ÇANAKKALE'DE VE TEKİRDAĞ'DA BENZER VAKALAR


Çanakkale'de görev yağan doktorların yaptığı açıklamada, benzer şikayetlerle birçok hastanın acil servise başvurduğunu belirtti. İstanbul'daki hastane çalışanlaırnı da konu hakkında uyarıldığı açıklamada, "Hastaların ortak bir toksine maruz kalma ihtimalleri yüksek. Bu yüzden İstanbul içinde çalışan arkadaşları bu tarz vakalar açısından uyarmak istiyoruz" ifadesi kullanıldı.Tekirdağ'da da 22 kişinin benzer şikayetlerle hastanelere başvurduğu öğrenildi.

SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜNDEN AÇIKLAMA


İstanbul Sağlık Müdürlüğü, zehirlenme vakaları ile açıklama yaptı.

Yapılan açıklamada, medyada yer alan 'İstanbul'da yemek yiyen çok sayıda kişi zehirlendi' başlıklı haberlere ilişkin kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için açıklama yapılmasına gerek görüldüğü belirtildi.

Açıklamada ifadelere yer verildi: "1-3 Kasım tarihleri arasında İstanbul geneli sağlık tesislerimize gıda zehirlenmesi (ıspanak ve ıspanağa benzer bitkiler) sebebiyle 44 vatandaşımız hastanelere başvurmuş olup, bunların 25'i taburcu olmuştur. Geriye kalan 19'unun ise takibi ve tedavisi acil gözlem servislerinde devam etmektedir. Şu ana kadar hastanelerimize toplam başvuran hastalarımızın hayati tehlikesi bulunmadığı gibi ilgili süreç, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, İstanbul Valiliğimizce yakından takip edilmektedir."

TARIM MÜDÜRLÜĞÜ'NDEN AÇIKLAMA

İl Tarım Müdürlüğünden yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi; “İl Müdürlüğümüze, İstanbul Halk Sağlığı Müdürlüğü’nden 02.11.2019 tarihinde yapılan ihbarda ıspanak tüketimi sonrası zehirlenme olduğu bildirilmiştir. Zehirlenme şüphesi ile sağlık kuruluşlarına başvuru yapanların ürün satın aldıkları ilimizde, faaliyet gösteren satış noktalarından analiz yapılmak üzere taze ıspanak, evlerden ise pişmiş ıspanak yemeği numunesi alınmıştır. Alınan numunelerin ileri tetkik sonuçlarında ıspanak içerisinde tespit edilen yabancı ottan kaynaklı yoğun miktarda atropin ve scopalamin maddesi tespit edilmiştir”

İKİ FABRİKADA DA ZEHİRLENME VAKASI

Esenyurt'ta iki hafta önce iki ayrı fabrikada çalışan yaklaşık 80 işçi, ıspanak yemeği yedikten sonra rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmıştı. Akçaburgaz'da bulunan bir fabrikada çalışan yaklaşık 50 işçi yemekhanede makarna, ıspanak, yoğurt ve ekler yedikten sonra rahatsızlanmıştı. İşçiler zehirlenmeye şüphesiyle hastanelere başvurmuştu.

Yine aynı bölgede başka bir fabrikada çalışan yaklaşık 30 işçi de mide bulantısı ve baş dönmesi şikayetiyle hastaneye başvurmuştu. İki fabrikanın yemek şirketinin de aynı olduğu belirtilmişti.

Kaynak:sözcü.com.tr,saglıkaktüel.com

23 Ekim 2017 Pazartesi

Grip ve Diş Fırçası

Havalar iyice soğumaya, hastalıklar kapıyı çalmaya başladı. Grip görülme oranları da gün geçtikçe artıyor... Gripliyken ellerinizi sık sık sıvı sabun ile yıkamaya özen gösteriyorsunuz, peki ya diş fırçanızın hijyenine aynı önemi veriyor musunuz?
Diş Hekimi Pertev Kökdemir, “Gripliyken diş macununu fırçaya değdirmeyin. Gripten sonra diş fırçanızı mutlaka değiştirin” diyerek uyarıyor.
FIRÇANIN ÜZERİNDE VİRÜSLER BİRİKİR
Diş Hekimi Pertev Kökdemir, gripten sonra neden diş fırçasının değiştirilmesi gerektiğini ise şu sözlerle açıklıyor: “Grip geçiren hastalarda grip süresince kullanılan diş fırçası üzerinde bu hastalığa sebep olan virüsler bol miktarda birikir. Bakterilerden farklı olarak virüsler vücut dışında da çok uzun süre canlılıklarını sürdürebilirler ve tekrar uygun ortam bulduğunda hastalığa sebep olurlar. Bu nedenle grip olduğunuzda kullandığınız diş fırçasını hastalığı atlattıktan sonra yenisi ile değiştirmek; vücudunuzun nekahet döneminde tekrar yoğun şekilde virüslere maruz kalmasını engelleyecektir. Ayrıca grip olduğunuz sürece kullandığınız diş macununu fırçanın üzerine sıkarken tüpün ağzının fırçaya değdirilmemesi de doğru bir davranış olacaktır.”
Alıntı:medimagazin

Hipertansiyon Tedavisi:İlaç Cinsiyete Göre Verilmeli Mi?

Amerika Kalp Derneği(American Heart Association) 2017 Hipertansiyon Konseyi Toplantısı’nda “Sex differences in relative contributions of hemodynamic parameters to blood pressure: A population-based study of adolescents and middle-aged adults” başlığıyla sunulan çalışmada, orta yaştaki kadın ve erkeklerde ortaya çıkan hipertansiyon nedenlerinin birbirinden farklı olduğu, yüksek tansiyon tedavisinde cinsiyete göre spesifik tedavi uygulamanın daha yararlı olabileceği söylendi.
Kadınlarda yüksek tansiyon nedeni kan hacmi, erkeklerde ise damarsal direnç
Kan basıncının, kalp hızına, kan hacmine ve çevresel atardamar duvarlarında oluşan dirence bağlı olarak değişiklik gösterdiğini söyleyen araştırma ekibi, genç ve orta yaşlı kadınlarda yüksek tansiyonun temel nedenin kan hacmi, erkeklerde ise damarsal direnç olduğunu ifade etti. Çalışmada toplamda 1347 kişi değerlendirildi, 52 dakika zihinsel strese maruz bırakılan her katılımcının büyük ve küçük tansiyonlarındaki kalp hızı, atış hacmi ve toplam çevresel atardamar duvar basıncına bakıldı. Kadınların büyük tansiyonunda atış hacminin etkisi yüzde 55 oranındayken erkeklerde sadece yüzde 35’ti. Damarsal dirence bağlı yüksek tansiyonlar ise erkeklerde yüzde 47, kadınlarda yüzde 30 oranında görülüyordu.
Peki reçetelerde ne yazmalı?
Amerika Kalp Derneği’nin 2011 yılında “Yılın Doktoru” seçtiği Dr. Willie Lawrence, çalışmayla ilgili konuşmasında: “Kan hacmi, kadınlardaki hipertansiyona daha fazla katkıda bulunduğundan ilk adımda idrar söktürücü tansiyon ilaçları tercih edilebilir. Erkeklerde daha fazla görülen damarsal dirence bağlı yüksek tansiyonlarda ise ilk çare olarak direnç azaltıcı kalsiyum kanal brokerlerine başvurulabilir.” yorumuna yer verdi.
Araştırma ekibi cinsiyete özgü hipertansiyon tedavilerinin oldukça fayda sağlayacağını ama sadece beyazlar üzerinde yapılan bu çalışmanın ötesinde ırklar arasında da bir farklılık olup olmadığına bakılması gerektiğini söylüyor.
Alıntı:medimagazin.com

Türkiye'de Tuz Tüketimi ve Hipertansiyon

Türkiye’de tuz tüketiminin Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği günlük 5 gramın çok üstünde olduğunu belirten Türk Nefroloji Derneğinden Prof. Dr. Bülent Altun, “Önceki çalışmaya göre bizde günlük tuz tüketimi 18 gramdı. İkinci bir çalışmaya göre ise 14.8 grama kadar indi” dedi ve yüksek oranda tuz tükettiğimizin altını çizdi.

TÜRKLER ÇOK EKMEK YİYOR

Antalya’da yapılan Ulusal Nefroloji, Hipertansiyon, Diyaliz ve Transplantasyon Kongresinin basın toplantısında konuşan Nefroloji Uzmanı Altun’a göre, bu tablodaki en önemli sorumlulardan biri ekmek:

“Türk toplumunun beslenme alışkanlığı nedeniyle fazla tuz tüketiliyor. En çok da ekmek yeniyor. Ekmeğin içinde de fazla tuz var. Yine çok tükettiğimiz zeytin ve peynir de tuzlu. Diğer nedenler ise pişerken yemeğe tuz eklemek ve hazır gıdalar.”

EV TURŞUSU VE EV SALÇASINA DA DİKKAT

Türklerin coğrafik özelliklerden dolayı da tuzlu gıdalara yatkın olduğunu belirten Uzman, Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde hamurlu besinlerin daha çok tercih edildiğini aktardı.

Probiyotik açısından zengin olduğu için bazı uzmanların, “Bol bol ev turşusu yiyin” önerisini hatırlattığımız uzmanlara göre, ev turşusu ve ev salçası da yüksek oranda tuz içeriyor ve böbrek sağlığı açısından ölçülü tüketilmesinde fayda var. 
BEYİN, AZ TUZLU HAYATA 3 HAFTADA ADAPTE OLUYOR
Fazla tuz tüketmek, hipertansiyona neden oluyor, kalbi büyütüyor, böbreklerde yıpranmaya yol açıyor. Yapılması gereken ise damak zevkini tuzdan biraz mahrum bırakmak. Bunun için de işe çocukluk çağında ve beslenme eğitimi ile başlamak gerekiyor. Öyle ki İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre, çocukluk çağında tüketilen tuz miktarı, kişinin ileriki yaşlarında kalp ve tansiyon hastası olma riskini önemli ölçüde etkiliyor.

Uzmanların işaret ettiğine göre de tuz kısıtlamasına gidildiği zaman beyindeki merkezler bu yeni duruma yaklaşık 3-4 hafta içinde adapte olabiliyor.

VÜCUT TUZU DEPOLUYOR

Prof. Altun’un vurgu yaptığı bir diğer nokta ise eskiden tuzun sıvıların içinde dağıldığı biliniyordu. Yeni çalışmalara göre ise sodyum artık kaslarda ve deride de birikiyor. Yani ödem olmasa da vücut tuzu depolayabiliyor.

TÜRKİYE’DE 22 BİN KİŞİ BÖBREK NAKLİ İÇİN SIRA BEKLİYOR

2016 rakamlarına göre Türkiye’de böbrek hastalığı olan birey sayısı 74.475. Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Turgay Arınsoybu hastaların yüzde 80’inin diyalize girdiğini ve 22 bin hastanın da böbrek nakli için sıra beklediğini söyledi. 
AKRABA DIŞI CANLI NAKİLDE ORGAN TİCARETİ RİSKİ 

Böbrek bağışına dikkat çeken Dernek 2. Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen ise Türkiye’de kadavradan bağış oranının %22 ile hala çok düşük olduğunu hatırlattı, akraba dışı canlı nakil oranının arttığını söyledi ve organ ticareti riskine vurgu yaptı:

“Akraba dışı canlı nakil oranı % 40 ve organ ticareti açısından risk yaratıyor. Bu durumun çok iyi takip edilmesi gerekiyor. Etik Kurul kararları yargıya taşınıyor, yeni bir düzenlemeye ihtiyaç var. Çünkü bu artış hızı biraz ürkütücü.” 

6 YILDA 2 KİLO ALIYORUZ
Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Siren Sezer ise obezitenin böbrekler üzerindeki etkisine dikkat çekti, “Kilo alınınca filtreleme işi zorlaşıyor ve böbrekler yaşlanıyor. Hiçbir hastalık olmasa da sadece obezite nedeniyle böbreklerde protein kaçağı oluyor” dedi.

Prof. Sezer’in verdiği bilgiye göre, Türkiye’de obezite oranı % 33, bu rakam her geçen gün artıyor ve Türkler 6 yılda ortalama 2 kilo alıyor. 

GECE BİRDEN FAZLA TUVALETE ÇIKMAK SİNYAL OLABİLİR

Diyalize giren hasta sayısındaki artış da endişe verici nitelikte. Derneğin Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Zeki Tonbul’un değerlendirmesi şöyle:

“Son 10 yılda diyalize giren hasta sayısı 40 binden 60 bine ulaştı. Bu durum, buzdağının % 1’lik görülür kısmıdır.Yani toplumdaki böbrek hastası sayısı daha fazladır. Buradaki önemli nokta; böbrek hastalığı diyalize ve tranplantasyona gitmeden tedavi edilmesi gereğidir. Eğer sık tuvalete çıkma, gece birden fazla tuvalete çıkma varsa ve kişi diyabet hastası değilse böbrek sağlığı mutlaka kontrol edilmelidir.” 
AŞIRI AĞRI KECİSİLER BÖBREKLERİ YORUYOR

Erciyes Üniversitesinden Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tokgöz de böbrekleri bitiren birinci nedenin diyabet, ikinci nedenin ise hipertansiyon olduğuna vurgu yaptı, “Doktor kontrolü dışında ağrı kesici, proton pompası inhibitörü ve antienflamatuar kullanmak, gereksiz ilaçlı radyolojik tetkik yaptırmak ve sigara içmek böreklere zarar veren diğer faktörlerdir” diye konuştu.

BİTKİSEL ÜRÜNLER VE ZAYIFLAMA ÇAYLARI RİSK YARATIYOR
Ege Üniversitesinden Nefrolog Prof. Dr. Soner Duman ise bilinçsizce tüketilen bitkisel ürünlere değindi. Özellikle zayıflama çaylarına dikkat çeken Duman, “Bitkisel ürünler direkt böbrek dokusuna zarar verebilir, sıvı elektrolit dengesizliği yapabilir, böbrek taşı oluşumunu tetikleyebilir, ağır metal içerebilir veya kullanılan ilaçlarla etkileşebilir2 uyarısında bulundu.
Alıntı:medimagazin.com