sağlıkta özelleşme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlıkta özelleşme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mayıs 2015 Çarşamba

3 Üniversite Hastanesi SGK ile Borç Yapılandırması İçin Anlaşma İmzaladı

BU SON DURUM ASLINDA BEKLENEN BİR DURUMDU.ÜNİVERSİTELERDE KOLONOSKOPİ, ENDOSKOPİ , MR GİBİ GİRİŞİMLER İÇİN DIŞ MERKEZLERE , DEVLET HASTANELERİNE YÖNLENDİRMELER BAŞLAMIŞTI BİR SÜREDİR.TEK TEK TÜM ÜNİVERSİTE HASTANELERİ BU YOLA BAŞVURACAK ÇÜNKÜ PARALARI YOK BORÇLARI ÇOK...

Üniversite hastanelerinin son yıllarda ekonomik durumunun pek de iyi olmadığı biliniyor. Bu durumun yönetimsel yetersizlik olduğu kadar SUT fiyatlarının 7 yıl artmaması, Tam gün Yasasıyla öğretim üyesi kaybı, hizmetin dışında ayrı bir eğitim ödeneği olmaması gibi sorunlar içerdiği biliyor.

Geçtiğimiz yıl Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Cerrahpaşa, Çapa, Hacettepe gibi borç batağındaki hastanelere ilişkin çalışma başlatmış ve  üniversitelerin arsa satışlarından elde ettiği gelirin bir kısmını döner sermayeye aktararak borç ödemesinde kullanacağını açıklamıştı.

Diğer taraftan ortak kullanım yani afiliasyon yapılan üniversite hastane sayısı da artıyor. Bakanlıkla ortak kullanılan üniversite hastane sayısı bu yıl 19 oldu.

3 üniversite ile anlaşma imzalandı

Sosyal Güvenlik Kurumu bu durumla ilgili olarak 2015 yılında 3 üniversite ile global bütçe anlaşması imzaladı. Ankara Üniversitesi, Hacettepe ve Dicle Üniversitesi ile yapılan anlaşmaya göre bu kurumlara global bütçe anlaşması çerçevesinde sabit ödeme yapılacak. SGK yetkililerinden alınan bilgiye göre diğer üniversitelerden de global anlaşma yapılması için SGK’ya teklifler geliyor. SGK ise teklif gelen üniversitelerin finansal analizini  yapıyor. 2016’da global bütçe anlaşması yapılan üniversite hastane sayısının artacağı öngörülüyor.

Çözüm olacak mı?

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri Başhekimi Prof. Dr. Kudret Doğru ise global bütçe anlaşmasının üniversite hastanelerinin finansal sorunlarını çözebilmesi için ‘geliştirilmesi’ gerektiğini iddia ediyor.

Türkiye’de  artan sağlık ve personel giderlerinin her geçen yıl finansman sorunu oluşturduğunun anlaşılabilir bir durumda olduğunu belirten Prof.Dr.Doğru, ancak Maliye Bakanlığı ve SGK’nın, sağlık ve personel giderlerindeki finansman sorunlarının faturasının kayda değer kısmını üniversite hastanelerine kestiğini belirtiyor.
 
‘Borç üniversitelerin değil SGK’nın borcu’

Son 5 yılda üniversite hastanelerinin gelir gider dengelerine bakıldığında  “kısır bir döngünün” oluştuğunu, işlem sayılarını artırdıkça gider oranının daha da arttığını, tüm gelirlerinin giderleri karşılama oranlarının %85-90 olduğunu belirten Prof.Dr.Doğru ‘Bu oran ölçülebilir ve reel bir orandır. Sağlık hizmetlerin neredeyse tamamını Sosyal Güvenlik Kurumu hastalarına veren üniversite hastanelerinin birikmiş borçları aslına bakılırsa SGK’nın borcudur ve uyguladığı fiyat politikalarının eseridir.  Bu durumda üniversite hastanelerinin kapsamlı sağlık hizmetlerini sürdürmesi ve finansmanında rolleri değerlendirilerek yeni fiyatlandırma politikası ile açılım yapılmasına ihtiyaç vardır. Bu açılım ile SGK ile önceden yapılmış olan protokol yeniden değerlendirilmeli ve yeni ‘Götürü Bütçeleme’ modeli geliştirilmelidir’ görüşünü savunuyor.

Gelirler giderleri karşılamıyor

Üniversite Hastanelerinin sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğinin asgari gerekleri ve “Götürü Bütçe” uygulaması konusunda Sosyal Güvenlik Kurumu ile her türlü paylaşıma hazır olduğunu da belirten Prof. Dr. Kudret Doğru,  üniversite hastanelerinin Maliye Bakanlığı ve SGK’nın uyguladığı personel ve fiyat politikaları sürecinde ekonomik olarak sırayla batmaları, süreç içerisinde borçlarının sürekli artmasının nedeni gelirlerinin giderleri karşılama oranının 0.85-0.90 düzeyinde olmasından kaynaklandığını belirtirken  ‘Ülkemizin 3. basamak gelişmiş sağlık hizmeti veren ve son nokta konumunda referans kurumlarının son 5 yıl içinde bu  hale gelmeleri, buralardan hizmet alan hastalarımızı ve o bölgede yaşayan halkımızın sağlığını da riske atmaktadır’ uyarısında bulunuyor.


Götürü bütçe için uyarılar

 Prof. Dr. Doğru “Götürü Bütçe” uygulamasının Üniversite Hastaneleri açısından “olmazsa olmazları” olarak ise şunları sıralıyor;

a)    Üniversite Hastanelerinde verilen sağlık hizmetlerinin kapsam ve farklılığı nedeniyle günümüz şartlarında SUT fiyatları ve kuralları ile verilemeyeceği,
b)    Götürü Bedel Sözleşmesi, ayakta ve yatarak tedavi toplamı veya ayrı ayrı olmak üzere yapılmalı,
c)    “Götürü Bütçe” modelinde son 5 yıldaki gelirlerin giderleri karşılama oranının dikkate alınmasının ve bir yıl önceki bütçesinin en az 1.15 çarpanı ile yıllık götürü bütçeleme yapılmasının gerekliliği,
d)    Tıbbi malzeme ve ilaç alımları konusunda üniversite hastanelerini rahatlatmak amacıyla, SGK’nın, firmalarla çerçeve anlaşması sağlaması ve yayınlayacağı ürün ve tedarikçi listesiyle, üniversite hastaneleri bu anlaşma üzerinden sipariş vererek tıbbi malzeme ve ilaç temin etmesinin sağlanması,
e)    Bulundukları bölgenin tüm komplike hastalarının tedavi edildiği son durak olma konumundaki üniversite hastanelerinin götürü bütçeleme üzerinden en azından bir bölümünü Teşhisle ilişkili gruplar (DRG) odaklı almasının sağlanması,
 f)    Yeni “götürü Bütçe” modelinde sunulan hizmetin kalitesini de dikkate almak üzere,  otelcilik ve tıbbi tedavi hizmet sonuçlarını gösterir kalite göstergelerinin göz önünde bulundurulması,
g)    Üniversite hastanelerinin personel istihdam maliyetinin her yıl maaş artışlarının göz önünde bulundurulmasının gerekliliği, fatura gönderen diğer hastanelerden farklı olarak, yatak başına düşen asistan, yan dal asistanı, öğretim üye ve görevlisi sayısı ve diğer personel sayısı bakımından daha maliyetli olduğu,
 h)    Üniversite hastaneleri hizmetlerini son teknoloji cihazlarla vermek durumundadır. Bu nedenle yeni “global bütçe” modeli cihaz ve teknoloji yenileme maliyetini de ön görmelidir.
i)    Bina bakım onarım ve nitelikli yatak sağlama giderleri yeni “götürü bütçe” modelinde göz önünde bulundurulmalıdır.
 j)    Üniversite Hastanelerinden kesilen % 1 hazine payının tamamen kaldırılması veya yeni “götürü bütçe” modelinde dikkate alınmasının gerekliliği,
 k)    Üniversite Hastanelerinden kesilen % 5 BAP payının tamamen kaldırılması veya yeni “götürü bütçe” modelinde dikkate alınmasının gerekliliği,
l)    Tıbbi atık, enfeksiyon önleme giderleri ve çamaşır yükü gibi maliyetlerinde yeni “götürü bütçe” modelinde düşünülmesi gerekliliği,
 m)    Kapasite artırımı, yeni ünitelerin açılması, yatak sayılarının artması, işlem sayılarının yükselmesi durumunda götürü bütçelemede ara ve yılsonu ek kaynak sağlanmasının gerekliliği,
 n)    İş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının da yeni “götürü bütçe” modelinde düşünülmesinin gerekliliği,
  o)    Eğitim giderlerinin de yeni “götürü bütçe” modelinde göz önünde bulundurulmasının gerekliliği,
 p)    Kamu kurumlarında ek ödemelerin farklı oranlarda dağıtılması personel memnuniyeti ve çalışma barışını bozmaktadır. Ek ödeme dağıtım oranı Kamu Hastaneleri Kurumunda gelirlerin ortalama %36’sı iken bu oran üniversite hastanelerinde %22’i civarındadır. Daha düşük ek ödeme, daha yüksek iş yükü nedeniyle üniversite hastanelerinden personel kaçışının önünün alınması için üniversite hastanelerinin ek ödeme dağıtım oranlarını artırması gerekmektedir. Yeni “götürü bütçe” modelinde gelir gider dengesinin sağlanması bu alanda da personel memnuniyetini artıracaktır.
 q)    Üniversite hastanelerinin mevcuttaki borçları SGK hastalarına hizmet verdiği için oluşmuştur. Bu nedenle üniversite hastanelerinin birikmiş borçlarını da eritecek bir bütçeleme düşüncesi olmalıdır.
 
Üniversite hastaneleri kar amaçlı kuruluşlar değil

Bu uyarıların dikkate alınması durumunda, üniversite hastanelerinin mevcutta içinde bulunduğu kısır döngüden hızla çıkacağını da belirten Prof. Dr. Kudret Doğru ‘Bu uygulama yalnızca sağlık hizmetlerinde önemli role sahip üniversite hastanelerinin finansal problemlerini çözmekle kalmayacak, aynı zamanda hızlı, zamanında ve uygun endikasyonunda tedavilerin gerçekleştirmesiyle de SGK tedavi giderlerinin zaman içinde azalmasına katkı sağlayacaktır. Üniversite Hastanelerinin kar amaçlı kurumlar olmadığı akılda tutulmalıdır. Merkezi politikalar nedeniyle tasarruf edelim derken zor duruma düşürülmüşler, adeta kaş yaralım derken göz çıkarılma durumu oluşmuştur. Üniversite hastaneleri eğitim ve kapsamlı sağlık hizmeti verirken kar ve zarar hesabı yapamazlar. Üniversite hastaneleri her başvuran hastaya cevap vermek, en son teknoloji ve imkânlar ile bunu yapmak durumundadır. Bunu yaparken maliyeti ne olursa olsun SGK tarafından finansmanı sağlanan hastalara hizmet vermek durumunda olduğu unutulmamalıdır’ dedi.

Alıntı:medimagazin.com

13 Şubat 2014 Perşembe

112 Özelleşmesi Hakkında Bakanlıktan Açıklama


Sağlık Bakanlığı, ’112 acil sağlık hizmet birimlerine ait ambulanslar ve çalışan personelin özelleştirildiği’ öne sürülerek yayınlanan haberlerin gerçekten uzak olduğunu açıkladı.(ne zaman böyle açıklama olsa, bir süre sonra  haber gerçek oluyor)

Bakanlıktan kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacıyla gerçekleştirilen açıklamada, “Söz konusu haberlerde dile getirilen Kocaeli, Bursa ve Ankara illerinde gerçekleştirilen uygulama; hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinin daha etkin bir şekilde verilebilmesine yönelik olarak il sağlık müdürlüklerimizin o yıl için ortaya çıkan ihtiyaç ve taleplerini gidermek amacıyla yalnızca ambulans ya da şoförü ile beraber ambulans kiralaması biçimindedir. Bu kiralama hizmeti için, ihtiyaç ve talep bildiren illere bir sene için müsaade edilmektedir. Bu çerçevede 2013 yılı içinde ülke genelinde toplam 68 şoförlü ambulans hizmet alımına müsaade edilmiştir.” sözlerine yer verildi.

112 ambulansları veya personellerinin taşeron şirketlere verilmesinin söz konusu olmadığına dikkat çekilen açıklamada, “Bu çerçevede görevini yerine getiren ambulanslar da 112 hizmeti vermekte, hizmetten faydalanan vatandaş açısından hiçbir fark olmamakta ve herhangi bir ücret istenmemektedir. Bu ambulansların 24 saat hizmet sunmasında amaç, hizmetin kesintisiz bir şekilde devam etmesidir. 2006 yılında ilan edilen Ambulanslar ve Acil Sağlık Araçları ile Ambulans Hizmetleri Yönetmeliği ‘nin söz konusu maddesi ‘Ambulans servisleri, özel sağlık kuruluşları ile ambulans hizmet alımı için sözleşme imzalanabilir. Ambulans servislerinin hangi bölgelerde ve hangi miktarda kuruluşla sözleşme imzalayabileceği müdürlük tarafından ilgili şubelerden meydana getirilecek bir heyet tarafından tespit edilir.’ biçimindedir. Aynı yönetmelikte ambulans servisi ruhsatlandırma işleminin yalnızca özel ambulanslar için gerçekleştirildiği ifade edilmektedir. Bundan dolayı burada hizmet alımında amaç özel sağlık kuruluşlarının özel ambulans servislerinden ambulans hizmeti temin edilebilmesidir.” cümleleri sarf edildi.

 Alıntı:mynet.com

5 Kasım 2013 Salı

Kahveci , garson , vs. hastane yöneticisi oluyor


Sağlık sisteminde iki yıl önce başlatılan “özerkleştirme” projesi, ilginç atamalara sahne oldu. Proje kapsamında, Türkiye genelindeki hastaneler, CEO yöntemiyle idare edilmeye başlandı. Ancak, bu sistemle birlikte, görevde yükselme kriterleri de esnetildi. Bu esneme sayesinde ise, garson, fırıncı ve beden eğitimi öğretmeni gibi sağlıkla ilgisi olmayan kişiler hastanelerde üst düzey görevlere getirildiler.

SKANDALLARIN BİR KISMI

Bir süre önce, Manisa’da il ve ilçelerindeki bazı hastanelere, garson ve kahvehaneci gibi sağlık alanıyla ilgisi bulunmayan kişilerin yönetici olarak atandıkları gündeme gelmişti. Söz konusu atamaların devam ettiği öğrenildi. Buna göre, Beden Eğitimi ve Sosyoloji mezunu bazı kişilerin de müdür yardımcılıklarına getirildikleri ifade edildi. Gerçekleştirilen ilginç atamaların bir kısmı şöyle:

Açık Öğretim mezunu olan ve babasıyla kahve çalıştıran S.B. Manisa Devlet Hastanesi idari Mali İşler Müdür Yardımcılığına, Açık Öğretim İşletme mezunu olan ve eşiyle fırın çalıştıran H.S. Ruh Sağlık Hastalıkları Hasta Bakım Hizmet Müdür Yardımcılığı’na, Kıbrıs’ta otelde çalışan A. S. P. aynı hastanede İdari Mali İşler Müdür Yardımcılığına, Açık Öğretim İşletme mezunu E.S. Manisa Devlet Hastanesi İdari Mali İşler Müdürlüğüne, Beden Eğitimi mezunu O.Y. Merkez Efendi Hastanesi Hasta Bakım Hizmetleri Müdür Yardımcılığına, Sosyoloji mezunu Y.Y. Kula Devlet Hastanesi Müdür Yardımcılığına, Beden Eğitimi mezunu S.A. Kırkağaç Devlet Hastanesi İdari Mali İşler Müdür Yardımcılığına.

MEB’DE DE YAŞANMIŞTI


SAĞLIK alanında yaşanan bu skandalın bir benzeri, daha önce, Milli Eğitim Bakanlığı’nda yaşanmıştı. Taraf, geçtiğimiz yıl, bazı okullardaki öğrencilerin, İngilizceyi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü mezunlarından, yapı ressamlığını Almanca öğretmeninden, Matematiği ise Su Ürünleri Bölümü mezunlarından öğrendiğini duyurmuştu.

Alıntı: Taraf/Hüseyin ÖZAY

18 Temmuz 2013 Perşembe

Yabancı Doktora Çağrı: Gel , Türkçe'yi Sonra Öğrenirsin...


Sağlık Bakanlığı'nın 2012 yılında getirdiği düzenleme ile Türkiye'de özel hastanelerde çalışacak yabancı uyruklu hemşireler veya doktorlardan Türkçe bilme zorunluluğu getirilmişti. Başvuruda bulunan yabancı sağlık çalışanlarından dil sınavında B düzeyinde başarılı olmaları isteniyordu. Özel hastaneler Türkçe dil sınavında başarı şartı nedeniyle yabancı doktorların yeterli başvuruda bulunmadığı gerekçesiyle Sağlık Bakanlığı'na başvurdu. Hastanelerin görüşlerini dikkate alan bakanlık bu konuda
esneklik getirdi.

Türkiye’de çalışmak için başvuran yabancı doktor ve hemşirelerde ilk etapta sadece Türkçe bilmeleri istenecek. Bu kişilerden dil sınavı başarı belgesini 1 yıl süre içinde temin etmeleri istenecek. Bir yıl içinde Türkçe dil sınavında başarı olanlar çalışmaya devam edecek.

Sağlık Bakanlığı, 'Yabancı Sağlık Meslek Mensuplarının Türkiye’de Özel Sağlık Kuruluşlarında Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’ Resmi Gazete'de yayımlandı. 22 Şubat 2012’de çıkarılan ilk yönetmelikte Türkiye'de özel sağlık kuruluşlarında yabancı hekimlerin çalışabilmesi için diploma ve/veya uzmanlık belgelerinin denkliği, ilgili merci tarafından onaylanması ve bakanlıkça tescil edilmesi; Türkçe Dil Sınavı'nda Avrupa Dil Portfolyosu kriterlerine göre (B) veya üzeri seviyede başarılı olmaları gerekiyordu. Yönetmelikte yapılan değişiklikle birlikte yabancı doktorların Türkçe Sınavı'ndan B veya üzeri seviyede başarılı olma kriterinde düzenleme yapıldı.

Maddede yapılan değişiklikle; yabancı doktor, hemşire ve sağlık çalışanlarının görev yapabilmesi için ilk etapta Türkçe bilmesi yeterli. İlk etapta yabancı sağlık çalışanları ilgili merci tarafından diploma ve/veya uzmanlık belgelerinin denkliğinin kabul edildiğini gösterir belgeyi kurumlara sunacak. Bu kişilerden istenen üniversitelerin Türkçe öğretimi uygulama ve araştırma merkezleri tarafından yapılan Türkçe Dil Sınavı'nda Avrupa Dil Portfolyosu kriterlerine göre (B) veya üzeri seviyede başarılı olduğuna dair belge başvuru tarihinden itibaren en geç bir yıl içerisinde temin edilebilecek. Bu süre sonunda belge ibraz edilmemiş ise İl Sağlık Müdürlüğü personel çalışma belgesi iptal edecek. Türkçe eğitim veren öğretim kurumlarından mezun olanlardan bu belge istenmeyecek. Türkiye'de ilk defa meslek icra edecekler, geldikleri ülkenin yetkili makamlarından alacakları ve kanunen mesleğini yapmaya engel halinin bulunmadığını gösterir belgeyi başvuru tarihinden önceki bir yıl içerisinde Türkiye’deki öğretim kurumlarından mezun olanlardan istenmeyecek. Ayrıca bu belge başvuru tarihi itibarıyla beş yıldır Türkiye’de kesintisiz ikamet ettiğini belgeleyenler ve ülkelerindeki olağanüstü hal nedeniyle Türkiye’ye sığınmış olanlardan istenmeyecek.

SURİYELİ SAĞLIK ÇALIŞANLARINDAN MESLEĞİNİ İCRAYA YETKİYİ OLDUĞUNA DAİR BELGE İSTENECEK


Yönetmelikte ayrıca 'Suriye uyruklu sağlık meslek mensuplarının muafiyet durumu'nda da düzenleme yapıldı. Suriye'de yaşanan olaylar sebebiyle Türkiye'de geçici koruma altına alınanlar için Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından kurulan barınma merkezlerinde çalışmak isteyen Suriye uyruklu sağlık meslek mensupları, sadece mesleğini icraya yetkili olduğuna dair belge ibraz edecek. Daha önce bu kişilerden istenen diploma ve/veya uzmanlık belgelerinin denkliği onaylanmış ve bakanlıkça tescilleri yapılması, mesleğini icra etmesine kanunen engel hali bulunmaması, üniversitelerin Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezleri tarafından yapılan Türkçe Dil Sınavı'nda Avrupa Dil Portfolyosu kriterlerine göre (B) veya üzeri seviyede başarılı olması ve hekimler için zorunlu mesleki malî sorumluluk sigortası yaptırma gibi kriterler artık istenmeyecek. Bu kişilerden Türkiye’de çalışma ve ikâmet izni almış olması istenecek.

"DÜZENLEMEYİ BİZ TALEP ETMİŞTİK OLUMLU SONUÇLARI KISA SÜREDE GÖRÜLECEK"

Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Genel Başkanı Reşat Bahat, düzenlemenin olumlu olduğunu kaydetti. Eski düzenlemede ABD, Fransa ve İngiltere’den doktor getirileceği zaman önce Türkçe öğrenmeleri istendiğini belirten Bahat, "Bu pek mümkün değildi ve pratikte bir faydası olmuyordu. Ama yabancı doktorlar ve sağlık çalışanları Türkiye’ye gelip iyi çalışma imkanları ve güzel hastaneler, teknolojik alt yapı ve ülkesinde kazandığı paranın daha fazlasını kazanabileceğini gördüğü zaman burada zaten Türkçe öğrenerek kalmak istiyor ve onun içinde emek harcıyor." diye konuştu. Yabancı doktorların özel hastanelerde çalışacağı ve hastalarını memnun etmeleri gerektiğini belirten Bahat, "Hastalarda anlaşamayan bir doktorun şansı olamayacağı için Türkçe öğrenecek. Bu nedenle düzenlemenin olumlu olduğunu düşünüyorum. Sayın Bakanımızdan böyle bir düzenleme talep etmiştik. Bu değişikliğin yapıldığı için çok teşekkür ediyoruz." dedi.

Tıp fakültelerinin bu hızla gitmeleri ile birlikte 2023 yılında sağlıkta personel ihtiyacını karşılayabileceğini belirten Bahat şunları söyledi; “ancak biz 2013 yılındayız. Hekimlerimiz yoruldu. 250 bin doktora ihtiyacımız var. 125 bin doktor sayımız var ama 106 bini aktif. Bunları son 10 yıldır 2-3 katı çalıştırıyoruz. Hepsi gerildi yoruldu. Bunları rahatlatmak lazım. Hekim bulmakta zorlanıyoruz. Vatandaşların talebi de çok ciddi. Bu talebi karşılamak için hekime ihtiyacımız var."

Alıntı: Bugün

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Özel hastanelerden geciken itiraf...


Özel hastanelerden sağlık sistemine dair acı itiraflar geldi. Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Başkanı Dr. Reşat Bahat, özel hastanelerin mevcut haliyle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bahat, rekabetten kaynaklanan nedenlerle bazı özel hastanelerin hastadan yüzde 90 fark ücreti alma hakkını kullanamadığını kaydetti.

Bugün gazetesinin haberine göre; özel hastanelere gelen bir hastanın sadece muayene yapılsa sorun yaşanmayacağını belirten Bahat, "Örneğin bir gebe. O gebe kadın aynı zamanda karaciğer ve böbrek hastasıysa herbir muayenesinde benim 150-200 liralık tahlil istemem gerekiyor. Siz bunu 25-30 liralık farkın içerisine koyamazsınız. Benim de ayakta kalmam lazım" diye konuştu.

GERÇEK HASTA ORTADA DOLAŞIYOR

Dr. Bahat, "O hastaya o hizmeti sunamayacağım için kurum olarak bu tür hastaları mümkün olduğu kadar üniversitelere pay etmeliyim. Artık hasta seçmeye başladık. Daha doğrusu sağlamları muayene ediyoruz. Mevcut kurallar için ayakta kalabilmem için bunu yapmak zorundayım. Gerçek hastaların ortalıkta dolaşmaya başladığı bir sistem oluştu" diye konuştu.

ÜNİVERSİTE HASTANELERİ ZARARDA

Kamu hastanelerinin de tek başına bu problemi çözemez hale geldiğine vurgu yapan Bahat, üniversite hastanelerinin neredeyse tamamının zarar ettiğini aktardı. Bahat, "Çünkü hastalar çok yoğunluklu problemi olan hastalar. O hastalara üniversite hastaneleri sahip çıkabildiği kadar çıkıyor" dedi.

ÖZELLERE YAPILAN ELEŞTİRİ HAKSIZ

Dr. Reşat Bahat, "Herkes bize 'sağlık için Türkiye özel sektöre çok para harcıyor' diyor. Türkiye'de özel sektör sağlık hizmeti olarak yıllık devletten 6.8 milyar lira alıyor. Bu para sosyal güvenlik bütçesinin sadece yüzde 4,5'ini oluşturuyor. Özel sektör 92 milyon hastaya bakıyor. Sosyal güvenliğe sunulan hizmetin yüzde 30'unu sunuyor. 200 bin kişi istihdam ediyor. Paranın hemen hemen yarısını prim ve vergi olarak devlete geri ödüyor" dedi.

HİZMETİ CEZALANDIRAN SİSTEM

"Nitelikli hizmeti cezalandıran bir sistem koymamamız lazım" diyen Dr. Reşat Bahat, herkesin aynı ücreti almasını kimsenin isteyemeyeceğine vurgu yaptı. Bahat şöyle devam etti: "Her hastalık için ortalama bir fiyat belirleyemeyiz. Yani ortalamalarla veya paketlerle bu işi çok uzun vadede çözmemiz mümkün değil. Belki bu işin hesaplamasını kolaylaştırabiliriz."

10 YIL SONRA KİŞİ BAŞI 2 BİN DOLAR HARCANACAK

Sağlığın dünyadaki en masraflı işlerden biri olduğunu ifade eden Bahat, "Şimdi kişi başı 950 dolar olan sağlık harcaması 10 yıl sonra kişi başı 2 bin dolara çıkacak. 10 yıl sonraki nüfusumuz 85 milyon olacak. Bu şu demektir: Devlet 10 yıl sonra bu iş için 170 milyar dolar yıllık para bulmak zorunda. Torunlarımıza borçsuz bir ülke bırakmak istiyorsak kaynaklarımızı çarçur etmemeliyiz" dedi.

Alıntı. egedsonsöz.com

24 Ocak 2013 Perşembe

Son %100 yerli özel hastanede yabancılarla görüşüyor


Sağlık sektöründe hareketli günler yaşanıyor. Bir taraftan içeride çeşitli sağlık kuruluşları arasında satış görüşmeleri yaşanırken bir taraftan da yabancıların ilgisi devam ediyor. Sektörde yabancıların son dönemde en çok ilgi gösterdiği kurumlardan biri olarak Medicana gösteriliyor, hatta satışın çok yaklaştığına ilişkin yorumlar yapılıyor. Dönem dönem yabancı fonlarla çeşitli görüşmeler yaptıklarını doğrulayan Medicana Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hüseyin Bozkurt, "ancak son dönemde görüşmeler yavaşladı. Somut bir gelişme yok" dedi.


Türkiye'de sağlık sektöründe yatırım yapan yabancı sayısı giderek artıyor. Hastane ve yatak sayısı olarak Türkiye'nin en büyük 5 hastane zincirinin dördü halihazırda yabancı ortaklı.

SADECE MEDICANA KALDI

Acıbadem Hastanesi'nin yüzde 75 hissesi Japon ortaklı Malezyalı yatırım fonu Khazanah ve sağlık birimi Integrated Healthcare'e (IHH) ait. Medical Park'ta yüzde 40 hissenin sahibi ABD'li Carlyle Grup. Memorial'ın yüzde 40 hissesinin sahibi İngiliz Argus Capital ve Katar Yatırım Bankası. Alman Hastaneleri'nin sahibi Universal Grubu'nun yüzde 26 hissesinin sahibi de bir Dünya Bankası kuruluşu olan IFC ile uluslararası yatırımcılar ADM Capital ve PGGM konsorsiyumu.

Bu beş büyük hastane zinciri arasında yer alan Medicana Hastaneler Grubu ise şimdilik yüzde 100 Türk sermayeli. Ancak 8 hastaneye ve 1170 yatağa sahip bu grup da bir süredir yabancı fonlarla dirsek temasında bulunuyor.

GÖRÜŞÜYORUZ AMA SOMUT BİR ŞEY YOK

Sağlık sektöründe son dönemde çok konuşulan bu konu ile ilgili iddiaları yanıtlayan Medicana Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hüseyin Bozkurt, son 4-5 yıldır dönem dönem yabancı yatırımcılarla görüşmeler yaptıklarını ve sektörde bu ortaklık görüşmelerini ilk yapan firmalardan olduklarını söyledi. Ancak söylenenlerin aksine son bir yıldır fazla aktif olmadıklarını söyleyen Bozkurt, "Şimdilik somut bir şey yok. Arada bazı firmalar geliyor ama genellikle görüş alışverişi şeklinde oluyor" şeklinde konuştu.

Öte yandan Medicana adına satış görüşmelerini yürüten Daruma Corporate Finance'tan alınan bilgiye göre de hastane için çok sayıda ciddi teklif ve görüşme olmasına rağmen sonuca ulaşmış somut bir anlaşma henüz gerçekleşmedi.

AL DİYEN DE VAR SAT DİYEN DE

Sektördeki büyük firmalar arasında yabancı ortak almayan ender firmalardan birisi olduğunu kaydeden Bozkurt, şunları söyledi:

"Bizi al diyen de var, ortak olmak isteyen de. Ama satmış olmak için laf olsun diye hisse satmayız. Sonuçta kendi ayakları üzerinde durabilen bir grubuz. Bizi uluslararası arenada büyütecek ve yabancı hasta turizmine katkıda bulunabilecek bir grupla ortaklığa gidebiliriz. "

Sağlık sektöründe Türkiye'ye gösterilen ilginin en önemli nedenlerinden birinin Türkiye'nin lokasyonu ve hastanelerin donanımları olduğunu anlatan Bozkurt, "Son 10 yılda Türkiye'de dev zincirler oluştu. ABD'ye de koysan takır takır çalışacak hastaneler bunlar. Üstelik Türkiye'deki tedavi ücretleri Avrupa'ya ve ABD'ye göre çok düşük. Bu durum Türkiye'yi sağlık turizmi açısından çok cazip bir hale getiriyor. Yabancılar da Türkiye'nin bu anlamda bir merkez olacağı öngörüsüyle büyük ilgi gösteriyor" diye konuştu.

GURBETÇİ TÜRKLER SEKTÖR İÇİN BÜYÜK POTANSİYEL

Bozkurt, sağlık sektörü açısından yurtdışında yaşanan Türklerin büyük bir potansiyel oluşturduğunu ancak bunun bir türlü harekete geçirilemediğini belirterek, "Aslında hükümetin konrtrolünde gurbetçi Türklerin bulunduğu ülkelerle anlaşma yapılabilir. Çünkü hem oradaki Türkler burada daha ucuz, daha çabuk ve daha rahat bir tedavi imkanına kavuşur hem de o ülkelerin üzerindeki mali yük hafifler. Bence bir an önce bu potansiyel değerlendirilmeli. Milyarlarca dolar gelir elde edilebilir" dedi.

"KÜÇÜK YAPILARA DA İLGİ VAR"


Sağlık sektöründe yatırım aşamasındaki bazı yabancıların danışmanlığını yürüten Medicalpark ve Universal’in eski CEO’su Mahir Turan, sektöre olan ilginin sadece hastaneler ve büyük gruplardan ibaret olmadığını söyledi.

Türkiye’de sağlık sektöründe mevzuatların iyice yerleşmesi ve şeffaflığın artması ile yabancılar açısından cazibesinin arttığına dikkat çeken Turan, "Önceki yıllarda gerçekleşen yatırımlar genellikle büyük gruplara yapıldı diye bunu bir kuralmış gibi anlamamak lazım. Ölçek tabi ki çok önemli fakat beraberinde verimlilik, büyüme potansiyeli, bu büyümeyi gerçekleştirecek yönetim, bu yönetimin tecrübesi, vizyonu gibi kriterler varsa bir anlam ifade ediyor. Yatırımcı bu kriterleri samimi şekilde ortaya koyabilen her yere ilgi duyar. Bu konuda bence artık daha avantajlı bir dönemdeyiz, çünkü şu ana kadar gerçekleşen yatırımlardan dünya çapında önemli başarı hikâyeleri doğdu, çeşitli ortaklık modelleri test edildi, iyi giden ve kötü giden yatırımlardan gelen bir tecrübe oluştu" dedi.

10 YILDA 100 MİLYAR DOLAR

Yerleşik ekonomilerin artık yatırımcının yüzünü güldürmediğini ve kâr marjlarının giderek daraldığına işaret eden Turan, şöyle devam etti:

"Oralarda artık daralan marjları da bıraktılar, “küçülmesin yeter” diyorlar. Artık ne varsa bizim gibi gelişen ekonomilerde var. Önceden istikrar, ölçek ve vizyon eksikti, şimdi onlar da var. Bugün Türkiye’de toplam sağlık harcamaları 60 milyar dolar civarında ve 2023 projeksiyonunda bu rakamı 160 milyar dolar olarak görüyoruz. Bu büyümeyi dünyanın neresinde güvenli ve ispatlanabilir şekilde ortaya koyarsanız koyun, yatırımcı oraya gider."

Daha küçük ölçekli gruplar ve hastanelerin de artık gidişatı gördüğünü kaydeden Turan, "İlle de bir yabancı yatırımcı için olmasa da, gelecekte var olabilmek için sistemlerini gözden geçirmek zorunda olduklarını biliyorlar. Bunlar arasında yönetim modellerini, mali yapılarını, büyüme hedeflerini gerçekçi şekilde masaya yatıranlar ve yeni sermaye girişiyle neler yapabileceklerini planlamış olanlar var. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde daha küçük ölçeklerde de yabancı yatırımcılar göreceğiz. Bunlar farklı hastanelerin bir araya gelmesinden oluşabilecek yeni gruplar olabileceği gibi, kendi içinde büyüyen hastaneler veya gruplar şeklinde de olabilir. Belirli aşamaya gelmiş örnekler var, süren görüşmeler var ancak bunların ete kemiğe bürünmesi biraz daha zaman istiyor" diye konuştu.