hekime yönelik şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hekime yönelik şiddet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2020 Pazartesi

Kimse Doktor Olmak İstemiyor..

Günümüzün favori mesleği 'kısa yoldan para kazanma' oldu. Eskilerde sorulan “Büyüyünce ne olmak istiyorsun?” sorusuna şimdilerde “doktor, öğretmen, avukat, mühendis…” diye cevap verilmez oldu. Öğrencilerime bunun nedenini sorduğumda, 7 yaşındaki çocuktan “Para yok o işlerde öğretmenim” cevabını alıyorum.
Çocukların verdiği cevap aslında ülkemizin geldiği durumu açıklar nitelikte. Gerçekten de doktor olmak istemiyorlar. Sosyal medyanın kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte gördükleri parıltılı hayatlara ulaşmak istiyorlar. Kahve fotoğrafları paylaşıp binlerce lira kazanmak varken, üniversite sınavında derece yapıp, 6 yıl sancılı bir şekilde tıp fakültesi okuyup, üstüne ayda 10 nöbetle asistanlık yapıp, 2 sene mecburi hizmete gidip, tekrar derece yapıp, yandal yapıp, 2 sene yandal asistanlığı yapıp, 2 sene de onun mecburisine gitmeyi kim ne yapsın?
Üstüne tüm bunları ayda 6 bin 500 TL kazanmak için yapacağını bilmek daha da içler acısı tabii. Tüm bu çileleri çekip insanlara kendini açıklamak zorunda olmak da yıpratıcı. Malum “Doktorlar paraya para demiyorlar” algısını bordronuzu alnınıza yapıştırmadan yıkmak zor.
Bir de gülümseme konusu var tabii. 33-36 saat nöbet tutan bir doktor ertesi gün size nasıl gülümsesin? Ya da günde 100 hasta bakmak zorunda bırakılan doktor sizinle ekstra nasıl ilgilensin? Sizce bu durumun sorumlusu doktorlar mı? 
Kimi insanlar, “6 bin 500 iyi para. İnsanlar asgari ücretle geçiniyorlar” diyor. Hangimiz hayata bu insanlar kadar emek verdik ki? Ya da kim tıp fakültesinde okuma fırsatını onların elinden aldı? Ayrıca bu meslek “geçinmek” için yapılacak bir iş değil. Gecesi gündüzü olmadan çalışılan bu mesleği bir süre sonra kimse “geçinmek” için yapmayacak. Evet bir süre sonra bu yanlış giden düzen patlayacak ve kimse okuyup, emek verip bu safhalara gelmeyi istemeyecek. Nitelikli insanı mumla aramaya başlayacağız. Aslında yine olay bize dokunduğunda bu düzene “dur” diyeceğiz. Kendimizi muayene ettirecek bir doktor bulamadığımızda, "Bu düzen değişmeli" diyeceğiz. Ne diyelim, umarım o noktaya gelmeden şartlar iyileşir...

27 Kasım 2013 Çarşamba

Menemen Devlet Hastanesi'nde acil servis hekimine saldırı


Edinilen bilgilere göre, bir hafta önce acil servise gelen ve ortopedi servisine yatmak isteyen Y.K'nın (18) bu talebi nöbetçi doktor Ali Rıza Deniz tarafından gerekli görülmediği için reddedildi.

Doktor Deniz ile hastanenin güvenlik görevlilerine küfür ettiği ve tehditler savurduğu öne sürülen Y.K, polis tarafından gözaltına alındıktan sonra savcılık tarafından serbest bırakıldı.
Bir hafta sonra nöbeti bitiminde doktorun otomobiline doğru koşarak elindeki bıçağı fırlattığı iddia edilen Y.K, aynı günün akşamı bir daha hastaneye geldiğinde gözaltına alındı. Y.K. sevk edildiği mahkemece tutuklandı.

Doktor Ali Rıza Deniz, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, pazar günü sabah saatlerinde Menemen Devlet Hastanesi acil servisine gelen Y.K’nın burada güvenlik görevlilerine ve kendisine yeniden küfür ederek tehditler savurduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Bir hafta önceden gelen husumetle pazar sabahı ben nöbetçiyken acil servise yeniden geldi. Güvenlik görevlileri ve bana küfür edip tehditler savurdu. Sonra güvenlik güçleri gelmeden kaçtı. Nöbetimin bitiminde hastane güvenliği nezaretinde aracıma bindim ve evime gitmek için yola çıktım. Hastaneden 100 metre ileride kaymakamlık lojmanının önünden geçerken yola çıkarak üzerime koştuğunu gördüm. Hızlanarak solundan geçerken elindeki bıçağı bana fırlattı. Şans eseri bıçak arka cama isabet etti. Camı kırarak arka koltuğa düştü. Polise haber verdim. Şahıs polis gelene kadar kaçtı. Akşam saatlerinde bir daha hastaneye gelmiş ve ‘Doktoru bıçaklamaya, deşmeye geldim’ diye bağırmış. Hastane polisi hemen gözaltına almış.”

"HER AY BİN SAĞLIK ÇALIŞANI ŞİDDETE MARUZ KALIYOR”


İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Mete Güzelant, AA muhabirine yaptığı açıklamada, resmi verilere göre ayda bin sağlık çalışanının şiddete maruz kaldığına işaret ederek "Bunun bir parçası olarak Ali Rıza Deniz arkadaşımız da böyle bir saldırıya uğradı. Bir hekimin bir hastaya 'Polikliniğe git' demesinin karşılığı bu değil. Küfür, hakaret, bıçak çekme ve öldürmeye teşebbüs olmamalı. Hastane acillerinde acil olmayanların çoğunlukta olduğu bir yapı var. İşini erken halletmek isteyen veya 5 lira katkı payı vermek istemeyen acilden giriyor. Buradaki karmaşada gerçek aciller gözden kaçıyor. Bu tip şiddet olaylarında artışların yaşanma sebeplerinden biri de bu. Böyle şiddet olaylarının faillerine verilebilecek en büyük cezanın verilmesi ve bu tip olayların önüne geçilmesini istiyoruz” diye konuştu.

Alıntı:AA

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Hekime uygulanan şiddetin travması 2 yıl sürüyor

Antalya Kent Kent Konseyi Sağlık Çalışma Grubu, hekimlere yönelik şiddettin nedenleri ve çözüm önerileriyle ilgili bir rapor hazırladı.

Rapora ilişkin yapılan yazılı açıklamaya göre, hekimlere yönelik şiddet olayları son 10 yıl içinde ülke genelinde olduğu gibi Antalya'da da artış gösterdi.

Antalya Tabip Odasının son 3 yıllık verilerine göre şiddete maruz kalan hekim vakası 38'e ulaştı. Bu vakaların 18'i devlet hastanelerinde, 12'si üniversite hastanelerinde, 8'i de aile hekimliklerinde meydana geldi.

Raporda, sağlık kuruluşlarında hekimlere yönelik şiddetin bazı nedenleri şöyle sıralandı:

"Aile hekimliklerinde genellikle aile hekimlerinden usuzsüzce istekte bulunulması ve bu isteğin hekim tarafından karşılanmaması şiddet nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Hasta gelmeden ilaç yazdırma, eczaneden alınan ilacı yazdırma, usulsüz rapor isteme, başkasının üzerine ilaç yazdırma gibi... Devlet hastanelerinde, poliklinik esnasında muayene olan hastaya ayrılan sürenin çok kısa oluşu (üç dakika),  bir hekimin günde 120 hastaya bakmak zorunda bırakılması, hastaya yeterli zaman ayrılamadığı için hasta ve hasta yakınlarında oluşan sinirlilik hali, polikliniklerde hiçbir güvenlik görevlisinin olmaması da nedenler arasındadır. Muayene için üniversite hastanesine başvuran hasta, kendisini bir hocanın veya dalında en üst düzey bir doktorun muayene etmesini istemektedir ancak bu beklentide olan hasta karşısında yeni mezun asistanı bulmaktadır. Bu nedenle beklentisine cevap alamadığı için asistanlara şiddet uygulamaktadır."

İletişim eksikliğinin de şiddette önemli bir unsur olduğu ifade edilen raporda, düzenli olarak hekimlerin iletişim becerileri eğitim kursuna katılması gerektiği vurgulandı.
 
Şiddet travması iki yıl sürüyor

Antalya Kent Konseyi Sağlık Çalışma Grubu Başkanı Dr. Arif Bulut, şiddetin sadece hekime değil, hizmet verdiği topluma da zarar verdiğini dile getirdi. Bulut, "Şiddete, hatta hakarete uğrayan hekimin yaşadığı duygusal travma bütün psikolojik desteklere rağmen en az 2 yıl sürmektedir. Bu hekim, yüzde 60-70 oranında hekimlik becerilerinden yoksun bir şekilde görev yapmaktadır. Birçok hekim de görevinden istifa edip başka işlere yönelmektedir" ifadesini kullandı.

Kent Konseyi Sağlık Çalışma Grubu'nun raporunda şiddetin önlenmesine yönelik, "Bir hekimin günde 50 hastadan fazla bakmamasının sağlanması, yeterli güvenlik önlemlerinin alınması,  doktoru usulsüzlüğe zorlayanların caydırıcı şekilde cezalandırılması, hekimlere ve sekretarya hizmeti veren personele iletişim becerileri verilmesi" önerilerinde bulunuldu.

Alıntı : medimagazin.com
Fotoğraf alıntısı: bianet.org

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Dr. Ersin ARSLAN'ın öldürüldüğü hastanede yine hekime darp !

HERŞEY  ÇOK   KISA  SÜRELİĞİNE DÜZELİR GİBİ  OLDU.SALDILAR DEVAM  EDİYOR.BEYAZ KOD  , 113 UYGULAMASI..HEPSİNİN  GÖZ  BOYAMA  OLDUĞU ORTADA...

Gaziantep Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi’nde 23 Ağustos 2012 Perşembe günü Beyin Cerrahı Dr. Özhan M. Uçkun bir hasta yakını tarafından darp edilmiştir. Kafası dahil vücudunda cam kırıklarından kaynaklı kesiler oluşmuş, kan içinde kalan yüzünü beyaz önlüğüyle silmeye, kanamasını durdurmaya çalışmıştır. Hekimimiz bu haldeyken dahi saldırgan , sakinleşmemiş kırdığı camın aralığından elini uzatarak Dr. Uçkun’un yakasına yapışıp tehditler savurmaya devam etmiştir.
Meslektaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi gönderiyoruz. Bu olay artık Türkiye’de tüm hekimlerin ve sağlık çalışanlarının ne şartlarda çalıştığının bir diğer göstergesi olmuştur. Biliyoruz, Dr. Uçkun’un başına gelen pek çok hekimin başına gelmektedir ve her an gelebilir.

Bu olayın olduğu hastanenin adı neden Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi’dir? Çünkü bu hastanede 17 Nisan 2012’de Dr. Ersin Arslan bıçaklanarak öldürülmüştür. Dr. Uçkun’a yönelik saldırı bu olaydan sonra aynı hastanede gerçekleşen hekime yönelik üçüncü fiziki saldırıdır.

Saldırganın gerekçesi Dr. Uçkun’un görmeyen yaşlı bir hastaya muayene sırasında öncelik vermesidir. O saate kadar 56 hasta muayene etmiş olan ve daha muayene etmesi gereken onlarca hastası bulunan, özveriyle çalışan, hekimliğinin gereğini yerine getirmeye çalışan meslektaşımız ve diğer sağlık çalışanları ne olduğunu anlayamadan şiddete maruz kalmışlardır. Meslektaşımız yedi gün rapor almak zorunda kalmıştır. Bugün yapması gereken ameliyatlarına girememiştir. Bunlardan birisi zor durumdaki bir beyin tümörü hastası, bir diğeri anevrizma (beyin damarlarında baloncuk olması) hastasıdır.

Hekime ve sağlık çalışanına yönelik şiddet durmak bilmemektedir. Sevgili Dr. Ersin Arslan’ın öldürüldüğü hastanede dahi şiddet durmuyorsa Sağlık Bakanlığı oturup samimiyetle durumu değerlendirmelidir. Sorunun genel geçer ifadelerle çözülemeyeceği apaçık ortadadır. Uyarılarımıza rağmen ne yazık ki etkili önlemler alınmamakta, sağlık çalışanlarını hedef gösteren dil ve tarz devam etmektedir.

Tüm yurttaşlarımıza bir kez daha hatırlatıyoruz. Hekimler ve sağlık çalışanları sizin en zor zamanlarınızda yardımınıza koşan can dostlarınızdır. Onlar sizin için en iyisini yapmak amacıyla özveriyle çalışmaktadırlar. Sağlık çalışanlarına karşı sözlü ya da fiziki şiddete yönelmenizin hiçbir tutar yanı yoktur.

Sağlık alanında yaşanan sorunların sebebi ise hekimler, sağlık çalışanları değil bizzat sağlık politikalarıdır!

Alıntı :Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
            Gaziantep-Kilis Tabip Odası

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Çok güzel bir yorum...

ŞU AN YAŞADIĞIMIZ KAOSU ANLATAN BİR YORUM.ASLINDA 10-15 YILDIR YAŞANAN , ANCAK SON 5 YILDA HAT SAFHAYA ULAŞAN ÇELİŞKİLER VE SORUNLARIMIZI ANLATIYOR.DOKTOR ARKADAŞIMIZIN  BU YAZININ HERKESE ULAŞMASINI İSTEDİĞİNİ DÜŞÜNEREK YAYINLIYORUZ....

Yazılı ve sözlü platformlarda hekimlerin “maneviyatları hiçe sayılarak”, sürekli ve bıktırıcı bir şekilde “maddiyatları”  tartışılmaktadır. Binlerce meslek varken her ortamda sadece hekimin maaşının tüm ayrıntıları ile bahçıvanlar, bilimum memurlar, milletvekilleri, tır şoförleri ve tinerciler tarafından tartışılmasından son derece rahatsızım. Kamuoyunu, bu çok merak ettiği hekim maddiyatı ile ilgili olarak aydınlatmak için bir hekim olarak kendimi görevlendirmiş bulunuyorum.

Hekim paragöz mü?

Böyle bir toplumsal algı yaratılmıştır ancak tamamen yanlıştır. Aslında yirmili yaşların sonuna kadar paranın ne olduğunu en az hekimler bilir. Hatta hiç bilmeyenleri ve hala aile yardımıyla  geçinenler de vardır. Otuz yaşında ortalama bir hekim muhtemelen ilk arabasının taksitlerini ödüyor ve “kuşku ile korku” karışık olarak bir sonraki döner sermaye ödemesinin ne kadar olacağını ve taksitine yetip yetmeyeceğini bekliyordur.

Bu noktada biri çıkıp “ben 32 yaşındayım, üniversite de şu, bu bölüm mezunuyum, işim bile yok” diye bize serzenişte bulunabilir. Aslında zaten serzenişte bulundukları için bu yazıyı yazıyorum. Dostum, ben hekimim. Ne devletim, ne hükümetim ne de avukatım. Ağlama platformu da değilim. Atanamıyorsan ya da para kazanamıyorsan benimle ne alakası var?

Hekimin parayla işi yoktur. Para için hiç kimse hekimliği seçmez. Kanıt mı istiyorsunuz?

Hayatı boyunca girdiği bütün sınavlarda en iyi %3’e giren IQ’ lara sahip insanların amacı yüz kişiden üç-dördünün sahip olabileceği tesadüfi bir zenginlik olamaz ve bu hasbelkader zenginlik için 45-50 yaşına geleceği meslek olan hekimliği seçmez.Yüz kasaptan üçü, yüz avukattan üçü nasıl zenginse, hekimin de bu hakka sahip olduğunu unutmayın.

Bizim maaşlarımızı sürekli ameliyat masasına yatıran toplumumuz ve bürokratlar aşağıdaki soruların yanıtlarına göre, bize bir fiyat biçerse, Sağlık Bakanlığı, YÖK ve biz hekimler hep beraber rahatlarız.

Her gün kaç çocuğunuza menenjit tanısı konulup, hızla tedavi edilip hayata sakatlık, ölüm olmadan döndürüldüğünü biliyor musunuz?

Kaçınıza akut kalp krizi denilip acil müdahale ile hayatınızın geri kalanını daha konforlu ve daha az ölüm korkusuyla yaşamanız sağlanıyor?

Kaçınızın bir kazada paramparça olmuş kemikleri saatler süren ameliyatlar sonrası eski haline getiriliyor?

Biraz daha büyürse birazdan sizi öldürecek bir beyin kanamasının acil tanısı konulup tedavi edilerek kaçınız hayata yeniden merhaba diyorsunuz?

Apandisitiniz patlamadan, akciğeriniz sönmeden müdahale edilip kaçınız tam şifa ile işinizin başına, ailenizin kucağına dönüyorsunuz?

Size çok basit gelen bu hastalıklar için acilden, laboratuardan ameliyat masasına kaç kişi yirmi dört saat hazır kıta bekliyor biliyor musunuz?

Bu soruların cevabı biz hekimler için maddiyat ile ölçülemeyecek değerlerdedir. Bu yüzden hekim aslında para konuşamaz. Çünkü yaptığı işin para karşılığı olmadığını bilir. Bir hastasını kaybettiğinde en yakınını kaybetmiş gibi olur hekim. Hiçbir tıbbi hatası olmasa bile, vicdanın bir köşesinde o hasta sürekli yaşamaya devam eder. Hep bir acaba vardır ve bilimsel gelişmeler arttıkça o acabalar hep devam eder. Yaşayan her hastanızla yaşar, ölen her hastanızla ölmeye devam edersiniz. Tıbben yapabilecek hiçbir şey olmadığını bildiğiniz halde kalbinizde taşıdığınız o “acabalar” sizi hep kemirir.

Toplum inanışına göre, acil tanınız, doğru müdahaleniz veya sekiz saat süren ameliyatınız ya da günlerce süren yoğun bakımınız sonrası tamamen sağlıklı olarak topluma sunduğunuz bireyin aslında sadece “verilmiş sadakası” vardır.  Yaptığınız onca şeyler olmasa da “verilmiş sadaka” zaten onu hayata döndürecektir. Sadakanın  elbette yardımı olabileceğini ama aslında tam da öyle olmadığını bir tek siz bilirsiniz.Tekrar başa dönüyorum. Bunun maddi karşılığı yoktur. Burası en hassas noktadır. İşini yapan mutlu ve maddi yeterliliğe sahip bir hekim bu “hayata döndürme” işinden kendisini besleyen ve bir sonraki hastaya hazırlayan maneviyatı kazanır. Bazıları ise o “sadaka”dan pay biçer kendine. İşte onlar mesleğin yüzsüz paragözleriydi ve isim, isim her hastanede bilinmekteydi. Ama bunları temizlemek yerine bütün hekimleri cezalandırmak yoluna gidilince hepimiz “sadaka” dan beslenen aç gözler gibi sunulduk sizlerin gözüne. Bu “yüzde bir” bile olmayan yüzkaraları yüzünden “paragöz” olarak algı yaratılması sayıları yüz binin üzerindeki namuslu hekim için en büyük hakarettir.

İçinde insan olan her işin akut, öncelikli sorunları vardır. Ancak sadece hekimler akut sorunu, akut olarak çözmek zorundadır. Yargıç davayı 3 yıla yayabilir, polis cinayeti 5 yılda çözebilir ama kalp krizinin acil kapısı-anjiyo odası süresi dakikalarla yarışır. Neden yüksek maaş ödensin? Hekimin senin EKG’ni yorumlayıp senin geleceğinle ilgili hayati bir karar vereceğine inanıyor ve “su saati okuyan memur gibi” bakmadığına inanıyorsan bunu sorgulamayacaksın. 

Ha bu arada, kaçınız su saatini okuyan adama gidip maaşını soruyorsunuz? Sadece merak ettim. Belki de toplum her şeyi sorguluyordur da biz hekimler fazla alınganızdır.

Hekimin seçme şansı olmadığını da biliyormusunuz? Şu an bir özel hastane, Devlette kazandığımızın 2,3 katı maaş teklif etse bile istifa edip, özelde çalışamıyoruz. Çünkü Bakanlık özele gidebilmemiz için kadro vermiyor. Devletten istifa edip, daha iyi ücretle kendi işini yapamayan başka meslek grubu var mı acaba?
Sürekli çıkıp duran yönetmeliklerle yaşam standartlarımızın değiştirilmesi bizi hasta ediyor. Döner sermaye belirsizliklerinden birçok hekim ev kredisinden bile uzak duruyor. Kiralık evimizi, çocuğumuzun okulunu bir sonraki yönetmeliğe kadar seçmiş olma kaygısı ile yaşıyoruz.

Sandığınız kadar rahat değiliz. Lütfen eleştirirken, tartışırken nasıl bir tutsaklık içinde olduğumuzu bilip öyle yazın, konuşun. Hepinize mutlu, sağlıklı günler.

Uzm. Dr. C.A.

Alıntı:medimagazin.com

30 Nisan 2012 Pazartesi

Doktor şikayet etmese bile adli süreç başlayacak

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ''Sağlık çalışanlarına şiddet eylemini yineleyen kişilerin tutuksuz yargılanmamaları hususunda Adalet Bakanlığımız ile çalışmalara başladık'' dedi.

Kütahya Valiliği'ni ziyaret ederek, Vali Kenan Çiftçi'den ilde yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi alan Akdağ, daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Akdağ, bir gazetecinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet eylemlerine ilişkin sorusu üzerine, sözlü veya fiili olsun sağlık çalışanına şiddetin hiçbir türlüsünü kabul etmediğini, bu konuda çok kararlı olduğunu daha önce de ifade ettiğini söyledi.

Sağlık çalışanlarına karşı işlenmiş şiddet eylemlerinin hepsini kendisine yapılmış kabul ettiğini bildiren Akdağ, şöyle devam etti:

''Sağlık çalışanlarına şiddete karşı geçmişte bazı tedbirler almıştık. Ancak son zamanlarda kamuoyunda bu hususta hassasiyetin artmış olması, almakta olduğumuz tedbirleri daha süratli biçimde uygulamaya koyma imkanı verdi. Toplumun bu husustaki hassasiyeti gerçekten önemli. Bu hassasiyet, yapacağımız işler, alacağımız tedbirler konusunda işimizi kolaylaştırdı. Sağ olsun İçişleri Bakanımız derhal yerli yerinde bir genelge yaparak, emniyet kuvvetlerimize bir hatırlatmada bulundu. Aslında görevinin başında bir sağlık çalışanına yapılan sözlü ya da fiili bir şiddet davranışı, doğrudan savcılıklara bildirilmesi gereken bir suçtur. Bunun için o hemşirenin, doktorun, 112 çalışanı ya da başka bir sağlık çalışanının bir şikayeti gerekmiyor.''

-Şiddet eylemleri şikayet olmasa bile savcılıklara bildirilecek-

Akdağ, şiddete maruz kalan sağlık çalışanlarının, ''başıma bir şey gelir'' endişesiyle şikayet etmekten çekindiğini gözlemlediklerini kaydetti.

Akdağ, ''Polisimiz, emniyet güçlerimiz kendilerine bu hususta en ufak bilgi ulaştığında şikayet olsun olmasın bunu savcılıklara bildirecektir. Savcılarımızın ve yargıçlarımızın da bu hususta çok daha hassas davranacağına inanıyorum'' diye konuştu.

Herhangi bir şiddet davranışı gösteren ve daha sonra bunu tekrarlayan kişilerin tutuksuz yargılanmalarını doğru bulmadığına dikkati çeken Bakan Akdağ, şöyle devam etti:

''Bir kişi gidecek, görevi başında bir doktora, bir hemşireye saldıracak, hücum edecek ve bunu 2-3 gün sonra bir daha yapacak. Birincisinde neyse ama ikincisinde de tutuksuz yargılanacak. Sağlık çalışanlarına şiddet eylemini yineleyen kişilerin tutuksuz yargılanmamaları hususunda Adalet Bakanlığımız ile çalışmalara başladık. Gerekirse Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ile görüşeceğim. Toplumda hastalıklı ruh haline sahip, şiddeti alışkanlık haline getirmiş, bunu, görevi insan hayatı kurtarmak olan, hayatını buna adamış sağlık çalışanlarına karşı bile gösteren kişilere asla müsamaha göstermeyeceğiz. Daha birçok tedbir alacağız. Önümüzdeki bir ay içinde hem vatandaşlarımız hem de sağlık çalışanları için şiddet eylemleriyle ilgili tedbirler peşi sıra gelecek.''

-''Van'daki kardeşime vurduğu tokat, bana vurulmuş bir tokattır''-

BDP Van Milletvekili Özdal Üçer'in bir doktoru darbetmesine ilişkin soruyu da yanıtlayan Akdağ, herkese örnek olması gereken, sağlıkta şiddeti araştırma amacıyla meclise önerge veren bir milletvekilinin bu davranışının asla kabul edilemez olduğunu söyledi.

Üçer'in davranışını, çok çirkin ve yakışıksız olarak niteleyen Akdağ, şöyle konuştu:

''Bunu sadece kınamak yetmez. Daha önce BDP'ye çağrıda bulundum. Bunu birkaç kez kamuoyu önünde tekrarlayınca biraz da zannediyorum mecburiyetten bir soruşturma açtılar. Bu soruşturmanın sonucunu hep birlikte takip edeceğiz. Bunu unutturmaya çalışmasınlar. BDP'nin toplum vicdanı ve sağlık çalışanlarının helalliğini alabileceği tek yol, bu densizliği yapan milletvekilini partiden ihraç etmektir. Yarın göstermelik bir soruşturmayla 'kınadık', 'şöyle şöyle küçük bir ceza verdik' diyerek bunu geçiştiremezler. Bu milletvekiline düşen ise onurlu bir şekilde milletvekilliğinden istifa etmektir. Zaten bu kişinin ilk vukuatı da değil. Şiddet eylemleri içinde olduğu, daha önceki birçok vukuatından ortaya çıktı. Bunlara pabuç bırakacak değiliz, peşini takip edeceğiz. Bu milletvekilimiz bana telefon açmıştı, ona geri dönüp konuştum. Orada da ifade ettim. Van'daki kardeşime vurduğu tokat, bana vurulmuş bir tokattır.''

Akdağ, AK Parti dahil TBMM'deki bazı partilerin grup önerilerinin birleştirilmesiyle konunun araştırılması için komisyon oluşturulmasına karar verildiğini anımsatarak, bu gelişmelerin, TBMM'nin de bu meselenin arkasında duracağının bir ifadesi olduğunu anlattı.

Daha sonra, Vali Çiftçi tarafından Akdağ'a büyük çini pano hediye edildi.

Alıntı: medimagazin.com.tr

TRT’nin Kuklagiller’i hekime yönelik şiddetle dalga geçti


TRT Haber’de yayınlanan “Kuklagiller” adlı bir programda hekime yönelik şiddeti ‘hicveden’ video, tepkilere neden oldu.
25 Nisan Çarşamba günü “Doktor Döven Hasta Yakını” başlığıyla yayınlanan videoda, bir hastanede doktor döven hasta yakınıyla yapılan röportajda tuhaf diyaloglar yaşandı. “Doktorlarımız hasta yakınlarıyla yaşanan tatsız olaylar nedeniyle maalesef sıkıntılı günler geçiriyor. Bazı doktorlarımız hasta yakınları tarafından dövülüp darp edilip bıçaklanabiliyor. ‘Aman doktor canım gülüm doktor derdime bir çare’ diye derman aradığımız doktorlarımız olaylar karşısında şaşkın biz de şaşkınız” anonsundan sonra arka planda “Yetişin, adam dövüyorlar” diye bağıran bir doktor görülüyor. Ardından hasta yakınıyla muhabir arasında geçen diyalog şöyle:

- Sayın hasta yakını dövdüğünüz doktorun durumu nasıl?
Biraz önce doktoru başarılı bir operasyonla çok pis dövdük. Kulak burun boğaz dağıttık. Valla benim elim acıdı dövmekten. Bir ben tokatladım, bir dayı oğlu.
- Peki doktor yeniden mesleğe dönebilecek mi acaba?
Valla dönmesin diye elimizden geleni yaptık. Eğer ayağa kalkarsa bir daha dövmek gerekebilir.
- Şimdi durumu nasıl?
Maşallah turp gibi iyi değil çok şükür. çıkarılmış soğan gibi. Ayılmasını bekliyoruz. Ayılınca gene girişeceğiz.
- Nereden geliyor bu doktor dövme alışkanlığı beyefendi?
Baba mesleği bizimkisi. Ben doğunca babam tipime bakmış, ‘Bu ne çirkin’ demiş. Sonra doktora vermiş sopayı.
- Böyle doktor dövmek hiç hoş şeyler değil. Siz neden dövüyorsunuz?
Reçete yazmış. Hiçbir şey anlaşılmıyor. Verdik sopayı.

‘Sıradanlaştırılıyor’

Konuyla ilgili olarak Milliyet’e konuşan İstanbul Tabipler Odası Genel Sekreteri Dr. Ali Çerkezoğlu, “Hekime yönelik şiddet ciddi bir toplumsal sorun haline gelmiştir. Şaka kaldırmaz çünkü neredeyse hemen her gün yaşanıyor. Ölümlü örnekler görülüyor. TRT gibi kamusal niteliği olan bir TV kanalında hekime yönelik şiddetin sıradanlaştırılmasının, kısmen eleştirse de genelinde şakaya alınabilecek bir tema olarak yansıtılmasının riskleri var. TRT yetkililerini kınıyoruz” dedi.
www.doktorlarhaber.com adlı internet sitesinde ise videoya tepki yağdı. Bir yorumda, “Sözde ironi adı altında halkı biz hekimlere karşı televizyon üzerinde örgütlemeye devam ediyorlar. Bize yapılan bu saygısızlığa karşı sessiz kalmayalım lütfen” ifadesi yer aldı.

Alıntı: milliyet.com.tr