tamgün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tamgün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2013 Pazar

''Açılın ben doktorum'' tarih oluyor

Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Bayazıt İlhan, “Mesela yolda bayılan bir hasta var. Doktor önce ambulansı çağıracak, sonra ambulans gelene kadar sınırlı bir şekilde müdahale edebilecek. Ambulans çağırmadan müdahale de yasak. Ambulans geldi ambulans da teknisyen var, ama siz doktorsunuz. Yine müdahale edemezsiniz. Ayrıca  hastanın durumunun acil olmadığı belirtilerek de, doktor müdahalesi yasaya aykırı olarak yorumlanabilir” dedi. Uçaklarda acil durumlarda doktor bulmanın da imkansız hale geleceğini söyleyen İlhan, “Dünya Tabipleri Birliği’nin Genel Sekreteri de, bana bunu hatırlattı. Bu düzenlemeden sonra uçakta ‘doktorum’ dememek, sessiz kalmak daha mı iyi olur acaba diye görüş belirtti” bilgisini verdi.

HAPİS VE PARA CEZASI

Tam günü düzenleyen yasa tasarısında yer alan madde, olağanüstü durumlarda doktor müdahalesini düzenliyor.  Düzenlemeye göre, ‘olağanüstü durumlarda mesleğini icraya yetkili kişilerce acil sağlık hizmeti ulaşana kadar verilecek olan sağlık hizmeti hariç, ruhsatsız olarak sağlık hizmeti sunan veya yetkisiz kişilerce sağlık hizmeti verdirenler, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacak.’ Söz konusu maddenin başta Gezi Parkı olmak üzere eylemlerde hastaları tedavi eden doktorlara yönelik bir madde olarak algılandığını belirten TTB Genel Sekreteri Bayazıt İlhan, bu maddenin günlük yaşama da çok ciddi yansımaları olacağını söyledi. Düzenleme yasalaşırsa, herhangi bir ortamda veya yolda sağlık durumu kötüleşen bir hastaya müdahale etmenin zorlaşacağını belirten İlhan,  “Çünkü bu düzenleme, doktorlara büyük sorumluluk yüklüyor” dedi.

YİNE SİTEDEN YAZIYA BİRKAÇ YORUM:

Okuyucu1:
Haberi okuyunca o kadar güldüm ki! Sanırım halkımız hala doktorların ne hale düştüğünün farkında değil? Benim çalıştığım hastanede dahiliye nöbetçisi arkadaşlar acile konsültasyon giderken ara dayağı yememek için sivil kıyafetle gidiyor. Hasta yakını gibi hasta sedyesine yaklaşıp tahlillerine bakıyor ve konsültasyon notunu yazıp çaktırmadan kaçıyor (abartmıyorum). Ben şahsen poliklinik odasından çıkarken önlüğümü çıkarıyorum, koridorda tamamen sivil dolaşıyorum. Bir de hacı sakalı bıraktım, kimse doktor olduğumu tahmin etmiyor. Tüm bu tedbirlere rağmen yüreğimiz ağzımızda çalışıyoruz. Şu ortamda kronik hastalara steroid ve immunsupresif yazanlar benim gözümde kahraman. Ameliyat yApanlar mücahid, Kemoterapi yapanlara ise söyleyecek övgü kelimesi bulamıyorum. Sevgili yetkililer , bu problemi çözmek için daha kaç doktor düvülecek, yaralanacak veya öldürülecek?

Okuyucu2:
 Ben doktorum diyecek saygınlıkda bir meslekmi bıraktınız.Ben zaten yıllardır mesleğimi söylemiyorum.bir kamu kurumunda Memurum diyorum.Öyle açılın falan diyecek hevesim,heyecanım da kalmadı.....

Alıntı:medimagazin.com

Hekimler Çocuklarının Hekim Olmasını İstemiyor

Samsun Tabip Odası tarafından Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi'nde düzenlenen, "4. Genişletilmiş Hekim Çalıştayı"na; OMÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, İl Sağlık Müdürü Dr. Yusuf Köksal, Samsun Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Uzm. Dr. Hasan Rıza Aydın, Halk Sağlığı Müdürü Uzm. Dr. Ertan Uzun, OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Bekir Selçuk, OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Haydar Şahinoğlu, Samsun Tabip Odası Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mithat Günaydın ve öğretim üyeleri katıldı.

Türkiye'nin çeşitli illerinden 21 tabip odası temsilcisinin katıldığı çalıştayın açılış konuşmasını yapan Samsun Tabip Odası Başkanı Mithat Günaydın, sağlıkta dönüşüm projesinin bir tarafı memnun ederken diğer tarafı mağdur ettiğini savundu. Sağlıkta dönüşümün hekimleri derinden etkilediğini kaydeden Murat Günaydın şöyle konuştu: “Sağlıkta dönüşüm adı altında yapılanlar, uygulayanları ve hastaları memnun etti. Ancak bu dönüşümün başarısında en büyük katkısı olan hekimler, sağlıkta dönüşümün mağduru oldu. Bu dönüşüm, hekimlerin hayatlarını alt üst etti ve bu uygulamalar sanki hekimler sistemin içinde değilmiş gibi planlandı. Sonuç itibariyle mesleğine küsmüş, defansif tıp uygulayan, mutsuz, çocuğunu hekim yapmak istemeyen hekimlerin oranı yüzde 90'lara ulaştı. Sağlıkta dönüşümün hekim ayağı eksik kaldı. Bu çalıştayda çıkan sonuçlara, ilgililerin kulak vermesini istiyoruz. Amacımız üzümü yemek, bağcıyı dövmek değil. Sağlıkta dönüşümde hekimler geri bırakıldı. Sağlık Bakanlığı sağduyulu hekimlerin söylemlerine kulak versin."

Son yıllarda hekimlerin çalışma şartlarının iyileştirilmesinde önemli mesafeler kaydedilmesine rağmen bir yanda da ağır iş yükü altında çalıştıklarını hatırlatan OMÜ Rektör Vekili Hakan Leblebicioğlu ise " Yapılan yeni uygulamalar özellikle performans, tam gün gibi ve sıklıkla değişen uygulamalarla hekimlerimiz, hatta idarecilerimiz de bu sistem içerisinde her zaman yeni bir duruma adapte olmak zorunda kalıyor. Bu açıdan baktığımızda en önemli sorun olarak da performans uygulamasında değişen durumlar ve performans uygulamasını kendi içindeki sorunlar nedeniyle çalışma barışını bozma potansiyeli taşıyor. Hekimler arasında, bir arada ekip çalışması yapması gerekirken, hekimler birbiriyle yarış eden, puan kazanmaya çalışan kişiler durumuna düştü. Öncelikle bu sorunlara çözüm bulunması gerekiyor." dedi.

Açılış konuşmaları sonrası tam gün yasası, üniversitelerdeki sorunların çözüm önerileri, aile hekimlerinin sorunları, kamu hastaneleri birliklerindeki sorunlar ve hekime şiddet konularının ele alındığı oturumlar düzenlendi.

Alıntı.medimagazin.com

23 Ekim 2013 Çarşamba

Tüm hekimler işyeri hekimliği yapabilecek mi?


Yürürlükte olan "Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam GünÇalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ile özlük haklarında hiçbir iyileştirme yapılmadığı için döner sermaye ek ödemesi almayan, mahalli idarelerde vekurum tabipliklerinde çalışan hekimlere alternatif gelir kaynağı olarak işyeri hekimliği hakkı tanındı.

Görüşülecek olan 480 Sıra Sayılı Kanun Tasarısında tüm hekimlere işyeri hekimliği yapma hakkı verilmesi planlanıyor. Yani işyeri hekimliği uygulaması, mahalli idarelerde ve kurumhekimliklerinde çalışanlar için bir ayrıcalık olmaktan çıktı. Üstelik Kurum hekimlerinin 57 saat olarak kullanabildikleri işyeri hekimliği süresi, yasa ile tüm hekimler için 30 saat olarak sınırlandırılacağından, işyeri hekimliği bulabilen kurumhekimleri mevcut işlerini kaybedecek, bulamayanlar da bir kez daha mağdur olacaklar.

Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan Meclise verdiği kanun teklifinde sorunun çözümü için 657 sayılı Kanuna aşağıdaki türden bir maddenin eklenmesini önerdi.

657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNU HAKKINDA KANUN DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ

MADDE 1- 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 43- Sözleşmeli statüde olanlar da dahil olmak üzere mahalli idareler ile medikolar ve kurum tabipliklerinde fiilen çalışan ve döner sermaye ek ödeme almayan tabip ve diş tabiplerine, yapmış oldukları hizmetler göz önüne alınarak en yüksek devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) %700'üne, diğer sağlık personeline %300'üne kadar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslara göre ek ödeme yapılır. Bu ödemelerden damga vergisi hariç herhangi bir vergi kesilmez. Bu madde kapsamında ödeme yapılan personele 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesine göre ödeme yapılmaz."

MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Alıntı: memurlar.net

29 Nisan 2013 Pazartesi

Tamgün Faturası: Üniversitelerde Bazı Bölümler Kapanabilir

Tam Gün Yasası’nda yapılan değişiklik sonrası Türkiye ’nin en büyük iki tıp fakültesi ağır yara aldı. İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Cerrahpaşa ve İstanbul Tıp Fakültesi’nden 264 öğretim üyesi ayrıldı. İki tıp fakültesinde toplam 14 bölüm, öğretim üyesi yokluğundan kapanma tehlikesi altında.

2011 yılında Tam Gün Yasası’nda yapılan değişiklikle üniversitelerdeki öğretim üyeleri ‘ya üniversite ya özel muayenehane’ seçimine zorlanmıştı. Yasanın ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ile İstanbul Tıp Fakültesi’nde görevli olan 1001 öğretim üyesinden 264’ü istifa ederek görevinden ayrıldı. Kalan 737 öğretim üyesinden 311’i sadece derslere girebilir hale geldiği için hasta muayenesi yapamıyor. Sadece 426 öğretim üyesiyle hizmet vermeye çalışan Türkiye’nin en köklü iki tıp fakültesinde durum hiç de iç açıcı değil. Çünkü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Bölümü öğretim üyesi olmadığı için yaklaşık iki yıldır muayene için hasta kabul etmiyor. Bölümde yatışı yapılmış hastaları ise İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Kardiyoloji Enstitüsü’nden bir öğretim üyesi haftada iki gün gelip kontrol ediyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ağız, Yüz ve Çene Cerrahisi’nde ise bir tane öğretim üyesi bile yok.

Profesörsüz kaldılar

BİR ÖĞRETİM ÜYELİ BÖLÜMLER: İstanbul Tıp Fakültesi’ne bağlı Aile Hekimliği, Göğüs Cerrahisi, Ağız, Yüz ve Çene Cerrahisi bölümlerinde sadece birer öğretim üyesi bulunuyor.

İKİ ÖĞRETİM ÜYELİ BÖLÜMLER: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne bağlı Göğüs Cerrahisi, Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastanesi, Üroloji Bölümü, Aile Hekimliği ve Estetik Cerrahi bölümlerinde ise ikişer öğretim üyesi bulunuyor.

130 YATAK BOŞ ÇÜNKÜ HEMŞİRE YOK: Tıp fakültelerinin diğer bir sorunu ise hemşire eksikliği. Birçok bölümde hemşire eksikliği bulunan fakültelerin bazı bölümleri birleştirildi. Toplam 2621 hasta yatağına sahip Cerrahpaşa ile İstanbul Tıp Fakültesi’nde 130 hasta yatağı hemşire eksikliğinden dolayı hizmet veremiyor. Mevcut hemşireler ise personel eksikliğinden dolayı izinsiz çalışıyor.

İKİ FAKÜLTEYİ BİR DE DEPREM RİSKİ VURDU: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ile İstanbul Tıp Fakültesi’nin diğer büyük sorunu ise deprem riski. Nitekim İstanbul Tıp Fakültesi’ne bağlı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları binası ile Çocuk Psikiyatrisi Bölümü deprem riski nedeniyle yıkıldı.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne bağlı Onkoloji binası ile Çocuk Kreşi binası yine depreme dayanıksız oldukları için kapatılmış durumda.

240 milyon lira birikmiş borçları var

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ile İstanbul Tıp Fakültesi’nin tek sorunu öğretim üyesi eksikliği değil. Mali sorunlar nedeniyle her iki fakültenin 2006 yılından bu yana toplam 240 milyon lira birikmiş borcu bulunuyor. Bütçe eksikliğinden dolayı borçlarını ödeyemeyen fakülteler tedavi için firmalardan tıbbi malzeme ve ilaç alamıyor. Bu durumda fakülteler ilaçlara ortalama yüzde 25 oranında daha fazla ödeme yapıyor.

SGK hesabı: Ameliyatı öder, tansiyon-şekere karışmam!

Tıp fakültelerinin bu kadar borçlanmasının en büyük nedeni ise SGK’nın çeşitli hizmetler için ödediği Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) fiyatlarının düşük olması. Son yedi yılda tıbbi malzeme ve ilaç fiyatları yüzde 56 artarken SUT fiyatlarında herhangi bir artış olmadı.

Tıp fakültelerinin diğer bir sorunu da ‘ne kadar kaliteli hizmet o kadar düşük ücret’ mantığıyla finanse edilmesi. Örneğin böbrek ameliyatı olması gereken, fakat aynı zamanda tansiyon ile şeker hastalığı bulunan bir hasta böbrek ameliyatı olmadan önce tansiyon ve şeker tedavisi görmek zorunda. Hasta tansiyon ve şeker hastalığı tedavisi gördükten sonra böbrek ameliyatı oluyor. Bu durumda hasta böbrek ameliyatı olurken aynı zamanda şeker ve tansiyon tedavisi de görmüş oluyor. Ancak SGK tansiyon ve şeker tedavisi gören hastanın sadece böbrek ameliyatı ücretini ödüyor. Durum böyle olunca fakülteler mali açıdan zarara uğruyor.

Tasarruf önlemi: Personele de paralı Fakültelerin borçlanmasının bir diğer sebebi ise döner sermaye gelirinin az olmasına rağmen hastane giderlerinin çok büyük bir bölümünün döner sermayeden ödeniyor olması. Fakültelerde ders veren öğretim üyelerinin Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) ödeneği de dahil hastanelerin her türlü giderleri döner sermayeden karşılanıyor. Tıp fakültelerinin sıcak para sıkıntısı, öğrenci harçlarının kaldırılmasıyla daha da artmış oldu. Çünkü öğrencilerden alınan harç ücretleri döner sermayeye aktarılarak kısmi olarak bütçe açığının kapanmasını sağlıyordu. Ancak harçlar kaldırılınca fakültelere giren sıcak para da kesilmiş oldu. Maliye Bakanlığı ise 2013 yılında fakültelerde ders gören öğrencilere yapılan masrafın sadece yüzde 50’sini karşıladı. Kendi içinde tasarruf önlemleri alarak borçlarını ödemeye çalışan üniversite yönetimi, Cerrahpaşa ile İstanbul Tıp Fakültesi yönetiminden, bundan sonra üniversite bünyesinde çalışan 20 bin personelden bile özel yatak ücreti alınmasını istedi.

Hoca yok kapılarına her an kilit vurulabilir

İstanbul Tıp Fakültesİ Aile Hekimliği: 1
Göğüs Cerrahisi:1
Ağız Yüz Çene Cerrahisi: 1
Enfeksiyon Hastalıkları : 3
Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastanesi: 4
Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji: 4

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Çocuk Kardiyoloji: 0
Ağız Yüz Çene Cerrahisi: 0
Üroloji: 2
Aile Hekimliği: 2
Çocuk Ruh Sağlığı: 2
Göğüs Cerrahisi: 2
Estetik Cerrahi: 2
Enfeksiyon Hastalıkları: 4

5 Temmuz 2012 Perşembe

Üniversite hastaneleri Sağlık Bakanlığı'na , aile hekimlerine nöbet

BAZI KANUNLARDA  DEĞİŞİKLİK  YAPILMASINI  ÖNGÖREN TORBA YASA  TBMM GENEL KURULU'NDA YASALAŞTI.BAKALIM  TORBADAN  NELER  ÇIKMIŞ?

Nargile, 'tütün ürünleri' kapsamına alınarak, 'sağlığa zararlıdır' işlemine tabi tutulacak. Nargile artık 18 yaşından küçüklerin tüketimlerine sunulamayacak.

'TAM GÜN DELİNDİ'

Tam Gün Yasası nedeniyle üniversitelerde boşalan akademisyen kadrosuna dönük de düzenleme yapıldı. Kamu hastanelerinden istifa ederek özele geçen profesör ve doçentlerden sözleşmeli personel olarak yararlanılması hükme bağlandı. Buna göre, özel muayenelerde ya da özel hastanelerde çalışan profesör ve doçentler, kamuda ameliyat yapamazken, vakıf üniversitelerinin yanı sıra devlete ait eğitim ve araştırma hastanelerinde sözleşmeli eğitim görevlisi olarak çalışabilecek.

Üniversite hastaneleri, artık Sağlık Bakanlığı'nın oldu

Aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına ücreti karşılığında nöbet görevi verilebilecek.

Alıntı: Akşam/Ebru TOKTAR ÇEKİÇ

20 Nisan 2012 Cuma

Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır

Her tür popülizmin sonu felakettir. Sağlık sektöründe de iş böyledir. Türkiye’de sağlık sektöründe hizmet yelpazesinin kontrolsüz bir biçimde genişletilmesinin ben bir nevi popülizm olduğu kanaatindeyim. Gaziantep’te Doktor Ersin Aslan’ın hayatını kaybetmesine neden olan saldırı, sağlık sektöründeki popülizmde endazeyi kaçırmış olduğumuzun bir nişanesidir. Gelin bakın neden öyledir?

Aslında sağlık sektöründe, on yıllık popülizm döneminin sonuna doğru gitmekte olduğumuzun ilk somut işareti, geçenlerde özel hastanelerin vatandaşlardan alabildiği ilave ücret oranının yüzde 90’a çıkarılmasına dair karardı. “Almadan vermek Allah’a mahsustur” demeden genişletilen hizmet yelpazesinde bundan böyle hep artan ilave ücreti ve katkı payını göreceğiz. Sağlıkta cepten ödeme dönemine giriyoruz. Ya hizmetler sınırlanacak, ya hizmetin ve kullanılan malzemenin kalitesi azalacak ya da cepten ödemeye alışacağız.

Finansı düşünülmedi 
 
Türkiye’de son on yılda vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminde önemli bir mesafe alındı. Erişimin artması ile birlikte müşteri memnuniyeti de hızla arttı. Ne yazık ki, artan müşteri memnuniyetini sürdürülebilir kılmaya, memnuniyeti hızla arttırmak kadar önem verilmedi. Yaklaşan seçimler nedeniyle vurgu daha çok sağlık sektöründe hizmet yelpazesini genişletmek ve de vatandaşa para ödetmemek üzerineydi. Genişleyen ve hepimizi mutlu eden sağlık hizmetleri yelpazesinin nasıl finanse edileceği üzerinde pek durulmadı. Aynı biçimde, sağlık sektöründe artan özel hizmet sağlayıcıların sayısının kamudaki doktor havuzunun büyüklüğünü nasıl etkileyeceği üzerinde de fazla düşünülmedi.

Popülizm işte böyle bir şeydir. Arkasını fazla düşünmeden, bugün elinizde olanı cömertçe millete dağıtırsınız. Sonra bir bakarsınız, dağıtacak bir şey kalmamış. Bütün politikacılar meseleye aynı fıkradaki gibi bakarlar: Hani padişah vezirinden sıkılmış da adamı çağırtıp demiş ki, “benim bu eşeğe okuma yazma öğreteceksin.” Vezir de politikacıymış ama popülizmi bilirmiş. “Başüstüne, hünkarım” demiş. “Ama öyle hemen olmaz, şu kadar para, bu kadar saray, bir de bir yıl süre isterim.” “Olur” demiş padişah, vezirin kellesini alacağından emin bir biçimde. “Aman” demiş etrafta konuşmayı duyanlar, padişah yürüyüp gittikten sonra vezire dönüp, “sen manyak mısın? İsterse on yıl geçsin, eşek, nasıl okuma yazma öğrenir”. “Durun bakalım” demiş vezir gülerek, “bir yıl sonra kim öle kim kala. Eşek ölebilir, padişah ölebilir, ben ölebilirim” İşte popülist politikacı için, hayat böyledir.

Devletçilik hortladı
 
Şimdi biz sağlıkta hizmet yelpazesini hızla genişlettik. Bütçe kısıtı başımıza iş açtıkça ne yaptık? Önce ilaç şirketlerinden fiyat indirimi istedik. Bir kere. İki kere. Üç kere. Hep aynı şeyi yaptık. Fiyat indirttik. Sonra sağlık kurumlarına döndük. Bir kere. İki kere. Üç kere. Hep aynı şeyi yaptık. Fiyat indirttik. Sonra kamunun elindeki doktor havuzu kurumaya başlayınca. Tam gün dedik. Sağlık bakanımız “paragöz doktorlar” dedi. Sağlık sektöründe sözleşme hürriyetini askıya aldık. Sektörde 1930’ların devletçiliğini hortlattık. Baştan hesabını doğru yapmayan popülist sonra ne olur? Aynen böyle devletçi olur. Hürriyetleri kısıtlar. Bizimki de aynen öyle yaptı. Ama bakın sağlıkta deniz bitti. Deniz iki türlü bitti. Birincisi, devletin sağlık harcamalarının milli gelir içindeki ağırlığını artırmadan, genişletilen hizmet yelpazesinin yükünü taşıyabilmesi mümkün değildir.

Çözüm aranmalıdır. Türkiye’nin bundan böyle tamamlayıcı özel sağlık sigortasını zorunlu hale getirmesi bana
 kalırsa bir zorunluluktur.

İkincisi, mevcut sistemde kalite erozyonu giderek daha fazla gözle görünür hale gelmektedir. Bunun nedeni İdarenin popülizmidir. İdare’nin sağlık çalışanlarını hastaların önüne atan sorumsuz tavrı Dr. Ersin Aslan’ın hayatına mal olmuştur. Sağlık bakanlığı ise sütten çıkmış ak kaşıktır.

Popülizmin sonu hep felakettir. Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır.

Alıntı : Radikal / Güven SAK

25 Şubat 2012 Cumartesi

Özelde çalışan doktor muayenehaneyi kapatsın!!

İl Sağlık Müdürlükleri tarafından özel sağlık kuruluşlarına gönderilen yazılarla, muayenehanesi olan aynı zamanda özel hastane ve tıp merkezi gibi özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin iki yerde birden çalışamayacağı bildirilmiştir.

İzmir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından bir özel hastaneye gönderilen yazıda, hastanede çalışan aynı zamanda muayenehanesi olan hekimlerin isimleri listelenmiş ve bu hekimlerin hastanedeki görevlerine devam edebilmesi için muayenehanelerini kapatması, muayenehane faaliyetine devam edecekse hastanedeki görevinden ayrılışının yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Bu yazıda ayrıca, 10.11.2011 tarihine kadar hekimlerin hastaneden ayrılışının yapılması veya muayenehanelerini kapatmaları gerektiği bildirilmiştir.

İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’nün bu işlemine karşı, özel hastanede çalışan hekimler adına İzmir Tabip Odası Hukuk Bürosu tarafından dava açılmıştır. İzmir 3. ve 4. İdare Mahkemesi tarafından yapılan yargılamalar sonucunda, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü işlemlerinin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

Kararda; Anayasa Mahkemesi’nin Tam Gün ile ilgili verdiği karara atıf yapılarak şu gerekçelere yer verilmiştir.

“….Anayasa Mahkemesince söz konusu düzenlemenin iptali ile hekimlerin anılan maddede üç bent halinde sayılan sağlık kurum ve kuruluşlarından yalnızca birinde çalışabileceği yolundaki kısıtlamanın ortadan kaldırıldığı, dolayısıyla hekimlerin söz konusu sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışmalarına ve özel muayenehane açmalarına imkan tanındığı açıktır.
Öte yandan, maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “ikinci fıkranın her bir bendi kapsamında olmak kaydıyla birden fazla sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışabilir” ibaresinin Anayasa Mahkemesi’nin sözü edilen iptal kararı ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda, özel muayenehaneler sağlık kurum ve kuruluşu olmadığı için ( c ) bendi kapsamında sayılamayacağından, özel muayenehane işleten bir hekimin aynı zamanda (a), (b), ( c ) bentlerinde sayılan sağlık kurum ve kuruluşlarının birden fazlasında da mesleğini icra edebilmesinin önünde hukuki bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Yukarıda alıntısı yapılan Anayasa Mahkemesi karar gerekçesi ve yapılan açıklamalar karşısında, hekimlerin özel hastanede çalışıp aynı zamanda muayenehane işletmelerinin önünde hukuken bir engel bulunmadığı açıktır.
Bu durumda, İzmir Özel Gazi Hastanesinde çalışan ve aynı zamanda muayenehane işleten davacının hastanedeki görevine devam edebilmesi için muayenehanesini kapatması, aksi takdirde hastaneden ayrılışının yapılması yolundaki dava konusu işlemde mevzuata ve hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

Daha önce yaptığımız değerlendirmelerde de vurguladığımız üzere, Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlüğü’nün Anayasa Mahkemesi kararını ısrarla yanlış yorumladığı ve uyguladığı açıktır. Hekimlerin çalışma alanlarını sınırlayan Tam Gün düzenlemeleri hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen gerekçeli karar ve Danıştay 5. Dairesi’nin değerlendirmeleri birlikte değerlendirildiğinde, muayenehanesi olan hekimlerin özel hastanelerde çalışmasının kısıtlanması hukuka ve yargı kararlarına açıkça aykırıdır.

Benzer nitelikte birçok yargı kararı, İzmir, İstanbul, Ankara ve Denizli gibi illerde verilmiştir. Yargı kararlarının bağlayıcılığı ve gerekçeleri ile birlikte uygulanması gerekliliği karşısında, Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlüğü’nün hekimlerin mağdur olmasını engelleyici çözümler üretmesi gerektiği açıktır.

İzmir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından özel hastanelere gönderilen 17.01.2012 tarihli, 6325 sayılı yazı ile Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarında yer verilen gerekçelere aykırı şekilde yeni uygulamalar yapılarak hekimlerin özel sağlık kuruluşlarında çalışmalarını kısıtlayıcı uygulamalara gidilmektedir.

Yargı kararları, gerekçeleri bir bütündür. İdarenin yargı kararlarını yorumlama ve gerekçelerini dikkate almama hakkı ve insiyatifi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve yerel idare mahkemeleri tarafından verilen birçok karara rağmen, hekimlerin özel sağlık kuruluşlarında çalışmalarını kısıtlayıcı düzenlemeler ve uygulamalar iyiniyetli değildir.

Özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin çalışma alanlarına ilişkin kısıtlayıcı uygulamalar Oda’mızca değerlendirilmekte olup bu düzenlemelere karşı da en kısa süre içinde yargı yoluna başvurulacaktır.

Alıntı: izmirtabip.org

6 Ocak 2012 Cuma

Fatura hekime kesilecek

SGK Başkanı Fatih Acar, Kanal 24 Moderatör programında özel hastanelerin sözleşmelerine hatanın faturasının doktora kesileceğine yönelik eklemeler yapılacağını açıkladı.

Acar yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Özel hastanelerin şöyle bir bildirimi olmuştu ‘Burada bizim hastane olarak bir kusurumuz yok. Hastanemizde onlarca, yüzlerce hekim çalışıyor. Bu hekimin yaptığı hatadan dolayı biz hastane olarak cezalandırılıyoruz.” Biz şimdi hekimin sorumlu olacağı bir sistemi de getiriyoruz sözleşmelere. Hekime müracaat edip hekimden bu cezai tahsilatı  yapabileceğimiz bir  düzenlemeye gidiyoruz.

Alıntı : medimagazin

17 Aralık 2011 Cumartesi

Kamu hastanelerinde özel hastaneler gibi ücret ödeniyor

AKP iktidarı ile birlikte hayata geçirilen Sağlıkta Dönüşüm Programı kamusal sağlık hizmeti anlayışını ortadan kaldırdı. Kamu hastanelerinde, hastalardan “muayene ücreti, ilaç ve reçete katılım payları” altında alınan ücretler, neredeyse orta sınıf bir özel hastaneden alınan ücretle eşdeğer hale geldi. Tabip odaları ve hekimler, kamudan alınan ve sembolik olduğu iddia edilen kesintilerin özel hastanelerden alınanlara yaklaştığını belirterek “Kamu hastaneleri diye bir kavram kalmadı. Kamusal sağlık anlayışında bu kadar katkı-katılım payı olmamalıdır. Sosyal devlet anlayışı nerede?” diye sordular.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu, “Kamu hastanelerinden 8 TL, özel hastanelerden ise 15 TL muayene ücreti alınıyor. Özel ayrıca bunun dışında yüzde 30 ile 70 oranında değişen fark ücreti alıyor. Bunun üzerine her iki kurumdan da ilaç, reçete payları adı altında yurttaştan para alınıyor. Hükümetin temel politikası kamu-özel bütün kurumların birbiri ile rekabet halinde çalışan sağlık ortamını yaratmaktır. AKP ile birlikte kamu hastaneleri diye bir kavram kalmadı” dedi. Bilaloğlu, yurttaşların kamu hastanesine gittiğinde, vergisini vermesine ve primini ödemesine karşın ayrıca cebinden de bir ücret çıkmasını eleştirerek şunları kaydetti:

“Kamu hastanelerinden alınan ücretler, bazı özel hastanelerden alınan ücretlere yaklaşıyor. Reçete başına 3 TL gibi uygulamalarla ödemeler artacak. Türkiye’de insanlar sağlık hizmeti alırken tüketici konumuna geldiler. Nasıl ki bir mağazaya gittiğinizde, örneğin ‘Bedava. Şimdi al 5 ay sonra öde’ deniliyor ve o anda herhangi endişe duyulmuyorsa, sağlıkta da ‘ücretsiz gel muayeneni ol’ algısı oluşuyor. Hasta, muayene oluyor ve 3 ay sonra emekli maaşında kesintiyi görüyor.”


Özel hastanelerle yarışıyor

İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ali Çerkezoğlu ise kamusal sağlık anlayışının devletin sorumluluğundaki sağlık anlayışı olduğunu, bu kadar yüksek miktarda katkı-katılım payının olmaması gerektiğini vurgulayarak “Çok sembolik olması gereken, öyle olduğu iddia edilen şey şu an da fiilen neredeyse özel hastanelerin aldığı paralara eşdeğer hale gelmiş durumda. Aynı aileden 3 kişi hastalansa ve kamu hastanesine gitse 100 TL’ye yakın ödeme yapmak zorunda kalabiliyor. Bu nasıl bir sosyal güvenlik anlayışı” diye sordu.

İstanbul Eczacı Odası Başkanı Semih Güngör de kamu hastanelerinden alınan katkı-katılım payı ücretlerinin özellikle emeklileri olumsuz etkilediğini belirterek “Emekliler maaşlarını alana dek kesintiyi bilmiyor. Ne zaman ki maaşını alıyor o zaman kesintinin ne kadar olduğunu görüyor. Hastalara, ne kadar kesinti yapıldığını gösteren reçetenin çıktısını veriyoruz. İnsanlar reçetelerinden kesintilerini takip edebilir” dedi.

Alıntı: Cumhuriyet

16 Eylül 2011 Cuma

Tamgün'de durum:Doktor var ama muayene yok

26 Ağustos'ta Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan kanun hükümünde kararname ile tıp fakültelerinde muayenesi olan öğretim üyelerine getirilen muayene ve tedavi yasağı tıp fakültesi hastanelerini felç etti.
Kararnamenin ardından tıp fakültelerinde görev yapan öğretim üyeleri peşpeşe istifa ederken hastanelerde görev yapan öğretim üyelerine konan hasta muayene ve tedavi yasağı nedeniyle vatandaş doktora ulaşmakta zorluk çekiyor, muayeneler yapılmadığı gibi planlanan ameliyatlarda yapılamıyor.

Uygulamanın mağduru ise yine vatandaş oldu. Tıp fakülteleri hastanelerine giden vatandaşlar karşılarında doktor bulamıyor, acil ameliyatlar için bile gün verilemiyor.

HASTA VE HASTA YAKINLARI KARARA TEPKİLİ

Tam gün yasası nedeniyle istifa ederek kamudan ayrılan öğretim üyelerinin yarattığı eksiklik doldurulmadan KHK ile kamudaki doktorlara hizmet yasağı getirilmesi vatandaşın doktorlarşı bağlantısını tamamen kopardı. Bazı hastanelerde aylardır ameliyat için sıra bekleyen hastaların olduğu gibi yeni hastalara tedavi için tarih verilemiyor.

Hastanede doktor olmasına rağmen sağlık hizmeti alamayan hasta ve hasta yakınları şaşkın ve çaresiz. Sorunun ne zaman çözüme ise bilinmiyor.

Tıp fakültelerinde uygulanan muayene ve tedavi yasağı nedeniyle hizmet almakta zorlanan vatandaş devlet hastanelerine akın ediyor.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Sema Umut, istifa eden öğretim üyelerinin sayısı ile ilgili bir tespitleri olmadığını ve hastanenin hemen hemen tüm branşlarında vatandaşa hizmet veremediklerini vurguladı.

DOKTOR VAR AMA MUAYENE YASAK!

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı konu ile ilgili bir açıklama yapmaktan kaçınırken hazı hastane yetkilileri hastanenin pek çok ana bilim dalında görev yapan öğretim üyesinin uygulamayı protesto ederek kurumdan istifa ettikleri kalan öğretim üyelerinin hastanede bulunmasına rağmen ise yasak nedeniyle vatandaşa hizmet veremediği dile getirildi.

YÖK VE BAKANLIK SESSİZ

Tıp fakültelerinin bağlı olduğu YÖK ise her zaman olduğu gibi sessizliğini koruyor.Gelişmeler hakkında görüşlerine başvurduğumuz YÖK ve bakanlık yetkilileri görüş bildirmekten kaçınıyor.

OLAY BİR SKANDAL!

Olayı hukuk skandalı olarak niteleyerek tıp fakültelerinde yaşana krizi Gazeteport'a değerlendiren Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey Üyesi Dr. Osman Öztürk, hükümetin ve bakanlığın tam gün konusundaki inadı nedeniyle tıp fakültelerinde ciddi bir sıkıntı yaşandığıını ve milyonlarca hastanın hizmet almasının engellendiğini söyledi.

BAKANLIĞIN İNADI VATANDAŞI MAĞDUR EDİYOR

Öztürk şunları söyledi:"Bakanlığın anlamsız tam gün inadını maalesef konuyu buralara kadar taşıdı. Şu an tıp fakültelerinde yaşanan tablo akut bir tablo.Kararname akıl alacak gibi değil. Bir doktor hastanede çalışacak ama hastaya el süremeyecek. Sadece bilimsel çalışma ve faaliyetlere katılacak. Sorunun nasıl çözüleceğini bizde bilmiyoruz.Kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir durum değil"

Özellikle Anadolu'da bulunan tıp fakültelerinde durumun daha vahim olduğuna dikkat çeken Öztürk, "Anadolu'daki bazı tıp fakültelerinde bazı bölümlerde sadece 3 hoca var. Bunların üçü de tam zamanlı değil çalışan öğretim üyesi değil. Bunlarda hasta bakamayacak. Peki vatandaş ne yapacak? Doktor var hastanede ama yasak nedeniyle hasta bakamayacak.Bu anlaşılabilir bir durum değil. Bakanlık tam gün konusunda dediği noktaya gelebilmek için sınırları zorluyor ve karar alıyor. Kararın nelere malolacağını düşünmüyor" dedi.

Tam Gün yasası sonrası doktorların yüzde 90'ının muayanehanesini kapattığını ve kamuda çalışmayı sürdürdüğünde altını çizen Osman Öztürk, muayenehanesi olmayan doktorlarında bakanlığın dayattığı performans uygulamasından tepkili olduğunu söyledi.

ÖZEL HASTANELER DOKTOR MAAŞLARINI DÜŞÜRÜYOR

Asıl meselenin baştan bu yana doktor emeğinin ucuzlatılması olduğunu ifade eden TTB Birliği Merkez Konsey Üyesi Öztürk, şu değerlendirmelerde bulundu:"Tam Gün yasası,ithal doktor kararı ve bu kararname doktorların emeğini ucuzlatmaktır. Özel hastanelerde şimdi doktora ödedikleri ücreti düşürmeye başladılar".

KHK NE DİYOR?

Danıştay'ın durduğu Tam Gün Yasası'nı kanun hükmünde kararname ile uygulamaya koyan hükümet, Adalet Bakanlığı'nın çıkardığı kanun hükmünde kararname kamu sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin mesai dışında muayenehane açarak ya da bir kuruluşta çalışması yasaklandı.Kararnamede şöyle dendi:

1- 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na bağlı olarak kamu sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin mesai dışında muayenehane açarak ya da bir kuruluşta çalışarak meslek icra etmeleri yasaklanmıştır.

- Çalışma yasaklarının istisnaları ise özel olarak izin verilen durumlardır. Bunlar;

- Kurum tabiplikleri ile mahalli idarelerde çalışan hekimler 1219 Sayılı Yasanın 12. Maddesindeki özel düzenleme nedeniyle işyeri hekimliği yapmaya devam edebilecektir.

-Üniversitelerde öğretim üyesi olanlar, üniversitede yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak, döner sermaye faaliyetleri kapsamında gelir elde edilen faaliyetlerde bulunmamak ve hiçbir biçimde ek ödeme almamak kaydı ile mesai sonrası sağlık kuruluşlarında ya da muayenehanelerinde çalışabilecektir.

- GATA öğretim üyeleri de diğer öğretim üyeleri gibi hasta muayenesi ve tedavisi yapmamak ve ilgili yasalar uyarınca ödenen tazminat ve ek ödemelerden yararlanmamak kaydı ile mesai sonrası meslek icra edebilecektir. GATA dışında çalışan TSK personeli hekimler hiçbir biçimde mesai sonrası mesleklerini serbest olarak icra edemeyecektir."

Alıntı:HATİCE NAZLI AYDOĞAN, GAZETEPORT

28 Ağustos 2011 Pazar

Akdağ: Kimse milletin iradesinin üzerinde değil

Hekimlerin muayenehaneyi ya da devlet hastanesini seçmesine dayanan Tam Gün Yasası yargı engeliyle karşılaşınca, düzenlemeyi kanun hükmünde kararname (KHK) ile geçiren hükümet, KHK’yı “millet iradesi” ile savundu. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, KHK’nın yeniden yargıya taşınması olasılığı için “Hiç kimse milletin iradesinin üzerinde değil” dedi. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ise yeni yasama yılına giren TBMM iradesinin KHK ile by-pass edildiğini bildirdi. TTB Başkanı Eriş Bilaloğlu, KHK için, “Yargı ne kadar kaldıysa mücadele edeceğiz” dedi.

‘TTB’nin yetkisi yok’

Yargı tarafından iptal edilen Tam Gün Yasası’nın KHK içinde çıkarılmasıyla ilgili Erzurum’da A.A.’ya açıklama yapan Akdağ, düzenlemenin bir kez daha yargıya götürüleceği tartışmalarının anımsatılması üzerine hiç kimsenin milletin iradesinin üzerinde olmadığını söyledi. Akdağ, şöyle konuştu:
“TTB’nin iptal davası açmak gibi bir yetkisi yok. Onlar CHP ile işbirliği yaparak bu işi yapıyor. Biz, millet muayenehanelere mahkum olmasın, rahatça hizmet alsın diye bunu yapıyoruz. Daha önce de böyle yapmıştık. İstiyoruz ki devletin üniversitesine, devletin hastanesine vatandaş geldiği zaman başka bir adres arama ihtiyacı duymasın.”

‘Vatandaş için yapıyoruz’

Vatandaşın doğrudan gittiği yerden hizmetini alması için kanun yaptıklarını ifade eden Akdağ, “Doğrudan oradan hizmetini alsın. Ben vatandaş olarak bir de muayenehaneye mi taşınacağım, özel hastaneye mi taşınacağım? Ne mecburiyetim var. Biz kanunu bunun için yapıyoruz. Vatandaşlarımız bilsin” dedi. Daha önce de TTB ile CHP’nin, Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı bir kanunu Anayasa Mahkemesi’ne götürdüğünü belirten Akdağ, “O zaman da bir takım sıkıntılar çıkmıştı. Şimdi de Tabipler Birliği ile CHP halka karşı işbirliği yapacaksa kendisi bilir” diye konuştu.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ BAŞKANI:

Yargı ne kadar kaldıysa mücadele edeceğiz...


Türk Tabipleri Birliği Başkanı Eriş Bilaloğlu ise Milliyet’e yaptığı açıklamada, Akdağ’ın, “TTB’nin iptal davası açma yetkisi yok” açıklamaları için, “Türkiye’nin yaşadığı süreç içinde ne yasal, ne hukuki söylemek zor” dedi. Sağlık gibi kritik bir alanda TBMM iradesi yerine KHK ile düzenleme yapılmasını eliştiren Bilaloğlu, “Yeni seçilmiş bir parlamento var. Meclis’in by-pass edildiği bir süreç var. Süreç halkın, Meclis’in haberi olmaksızın yürütülüyor” ifadesini kullandı.
“Rejimin demokratik işlediğine yönelik bir işaret verilmeli” diyen Bilaloğlu, hekimlerin kendilerini ilgilendiren konulara müdahil olacağını, KHK’nın da bu anlamda uzmanlarca incelendiğini söyledi. Yargı alanında gereken adımların atılacağını ifade eden Bilaloğlu, “Yargı ne kadar kaldıysa mücadele edeceğiz” dedi.

Alıntı: milliyet.com.tr

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Tam gün gizlice geldi

Binlerce doktoru ilgilendiren tam gün uygulaması resmi gazetede yayımlandı.

Ancak uygulamaya ilişkin düzenlemeler Adalet Bakanlığı'nın teşkilat ve görevleri hakkındaki kanun hükmündeki kararnamenin içine gizlendi. Meslek dernekleri bile resmi gazetedeki düzenlemeyi dün akşam saatlerinde fark edebildi.
Kararnameye göre, üniversite öğretim üyesi, muayenehane açması durumunda kendi üniversitesinde sadece eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunabilecek, hasta bakamayacak ve ameliyat yapamayacak.

Kendi üniversitesi dışında özel bir hastane ya da kendi muayenehanesinde çalışan öğretim üyesine döner sermaye payı verilmeyecek.

Önceden sadece devlet hastaneleri başhekimlerine getirilen bir yasak, üniversitelere de yaygınlaştırıldı. Buna göre başhekimin yanında, rektör, dekan, enstitü, bölüm, anabilim ve bilim dalı başkanları da muayenehane açamayacak. Söz konusu yasaklar bu kararname ile GATA'daki doktorlar için de geçerli kılınıyor.

'YA HASTANE, YA MUAYENEHANE' ZORUNLULUĞU

Kararname ile önceki yargı kararlarının ortadan kaldırıldığını savunan Türk Tabipleri Birliği ise iptal davası açmaya hazırlanıyor.

Tam Gün Yasası, devlet ve üniversite hastanelerinde çalışan doktorlara "ya hastane ya muayenehane" seçme zorunluluğu getiriyordu.

Ancak CHP'nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi yasanın bazı maddelerini iptal edince üniversitede çalışan doktorlara 8 saatlik mesainin ardından muayenehane ya da özel hastanelerde çalışma yolu tekrar açılmıştı.

Alıntı : ntvmsnbc.com

11 Mart 2011 Cuma

Tamgün için Sağlık Bakanlığı genelge göndermiş

SAĞLIK BAKANLIĞI TARAFINDAN 81 İL VALİLİĞİ'NE GÖNDERİLEN TAMGÜN GENELGESİNE TÜRK TABİPLERİ  BİRLİĞİ'NDEN AÇIKLAMA GELDİ...

Hekimler günlerdir, geleceklerini planlayabilmek için Sağlık Bakanlığı’ndan bir açıklama bekliyor. Sağlık Bakanlığı'nın internet sayfasında Sayın Bakan Recep Akdağ’ın medya kuruluşlarında yaptığı sözlü açıklamaların dışında yazılı bir açıklama duyuru bugüne kadar yapılmadı. Bakanlık hekimlerin bir insan, kamu çalışanı olarak haklarını tanımamaya devam ediyor.

Bu arada 8 Mart 2011 tarihinde, ”Kamuda hekimlerin tam gün çalışması”  konulu genel yazının hazırlanıp 81 İl Valiliği'ne gönderildiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Bu yazıda Sağlık Bakanlığı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun (DİDDK) kararını eksik bir biçimde alıntılayarak, bugüne kadar hiç göstermediği bir ivedilik içinde İl Sağlık Müdürlükleri'nden ”yargı kararının” uygulanmasını istiyor. Hekimlerin Sağlık Bakanlığı'nın uygulama işlemini ansızın İl Sağlık Müdürlüğü ekiplerini karşılarında bulduklarında öğrenmeleri uygun bulunmuş. Herhalde ”kaçacak olmalarından” şüphe edilmiş.

Öncelikle Sağlık Bakanlığı'nın bu genelgesi ”yargı kararının uygulanması” işlemi değildir. Çünkü genelgede ”uygulanması istenen” DİDDK’nun itiraz kabul kararı, bir yürütmeyi durdurma ya da iptal kararı değildir. DİDDK itiraz kabul kararında 1219 Sayılı Yasa'nın 12. maddesinin 3 fıkrasının ve  Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının anlamını yeniden yorumlamıştır. Sağlık Bakanlığı da, bu yoruma da dayanarak Anayasa Mahkemesi'nin kararına rağmen çalışma yasaklarını her koşulda uygulamak istemektedir.  Ancak yaptığı işlem 2577 Sayılı İdari Yargılama Usul Yasası uyarınca yargı kararının uygulanması işlemi değildir. Yaptığı işlem 1219 Sayılı Yasa'nın 12. maddesini Anayasa'ya ve Anayasa Mahkemesi'nin kararına aykırı olarak yorumlayıp uygulama işlemidir.  Bu nedenle de Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayacağına dair emredici hükmün yer aldığı Anayasa'nın 153. maddesine, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararında belirttiği 17 ve 56. maddelere aykırı bir işlemdir.

Türk Tabipleri Birliği, Danıştay İDDK’nin Anayasa Mahkemesi kararına aykırı yorumu ile yeniden anlamlandırılan yasa hükmünün Anayasa’ya aykırılığını itiraz yolu ile ileri sürmüş ve dosyanın Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesini istemiştir. Bu talebinin önümüzdeki günlerde değerlendirilip karara bağlanması söz konusu olacaktır. Sonucu derhal duyurulacaktır.

Sağlık Bakanlığı’nın 8 Mart tarihli genelgesi ile uygulama işlemlerinin nasıl yürütüleceği, hekimlere bir tebliğ işlemi yapılıp yapılmayacağı belirtilmemiştir. Hukuk devleti ilkesi uyarınca Sağlık Bakanlığı tarafından hekimlere uygulamanın nasıl yapılacağına ilişkin bir bildirimin yapılması gerekmektedir. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın bugüne kadar sürdürdüğü tutum dikkate alınarak bu bildirimi yapmayabileceği düşünülmektedir.

Bu nedenle hekimlerin;
a)   İl Sağlık Müdürlükleri ya da çalıştıkları kamu kurumlarının yöneticileri aracılığı ile yapılacak yazılı bildirimi bekleyip, yapılacak bildirimin altına ya da ayrı bir dilekçe ile Sağlık Bakanlığı işlemi nedeniyle, çalıştıkları işyerlerinden ayrılmak zorunda kaldıkları, muayehanelerini kapatmak zorunda kaldıklarını bu nedenle uğradıkları zararlara dair hukuki haklarını saklı tuttuklarını belirtmeleri ve bir örneğini kendilerinde saklamaları,

b)   Kendilerine bir tebliğ işlemi yapılmaksızın Sağlık Bakanlığı’nın 16.7.2010 tarihli duyurusu ve 8 Mart 2011 tarih ve 10538 sayılı Genelgesi nedeniyle işlerinden ayrılmak-muayehanelerini kapatmak zorunda kaldıklarını belirtir bir dilekçeyi, çalıştıkları kuruma veya il sağlık müdürlüklerine vermeleri, evrak kayıt numarası ile tarihini almaları, dilekçelerine bu nedenle uğradıkları zararlar için her türlü hukuksal haklarını saklı tuttuklarını belirtmeleri önerilmektedir.

Sağlık Bakanlığı'nın kamu kurumları dışında çalışmayı yasaklamasına dair  işlemleri nedeniyle işyerlerinden ayrılmak, muayehanelerini kapatmak zorunda kalan hekimler, bireysel uygulama işlemlerinin iptali için idare mahkemelerinde dava açabilir. Bunun için Türk Tabipleri Birliği Hukuk Bürosu tarafından örnek dava dilekçesi hazırlanmıştır. Bu konuda iptal davası açmak isteyen hekimlere bu dava dilekçeleri gönderilecektir.

Bu arada, kamu dışındaki işlerinde çalışmaya devam eden hekimler yönünden nasıl bir yaptırım uygulanabileceği de sorulmaktadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinde memurlarına verilecek disiplin cezaları düzenlenmiştir. Özel olarak hekimlerin kamu kurumlarındaki mesailerinin bitiminde kamu kurumları dışında hekimlik yapmaları disiplin cezası verilecek fiiller arasında sayılmamıştır. Devlet memurluğundan çıkarma cezası verilecek fiiller arasında da değerlendirilmesi hukuken mümkün değildir. Ancak uyarma, kınama, aylıktan kesme veya  kademe ilerlemesi cezası verilecek fiillerden birinin kapsamına dahil edilip ceza verilmesi söz konusu olabilir. Verilecek bu cezalara karşı da yargı yolu açık bulunmaktadır.

genelge 1. sayfa
genelge 2.sayfa


Alıntı : Türk Tabipleri Birliği

8 Mart 2011 Salı

Bakan Akdağ'ın Tamgün hakkındaki açıklamaları

TRT HABER/ TARİH: 05.03.2011 / SAAT: 20:00 / SÜRE: 00:18:00“HABERLER”

SUNUCU- TRT Haber saat başı gelişmelerle karşınızda sayın seyirciler. Tam Gün Yasasında son noktayı Danıştay koydu. Yasa hakkında, Anayasa Mahkemesince verilen karar üzerine Sağlık Bakanlığı tarafından bir duyuru yayınlanmıştı. Bu duyuruya karşı açılan davada Danıştay 5. Dairesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı verilmişti. Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, Sağlık Bakanlığının bu kararına itirazını haklı buldu ve yürütmeyi durdurma kararını kaldırdı. Sonuç olarak, hekimler bundan böyle ya kamuda ya da özel olarak çalışabilecek. Kararın ayrıntılarını ve Tam Gün Yasasının uygulamada neler getirdiğini konunun en yetkili ismiyle, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’la konuşacağız. Kendisi stüdyo konuğumuz. Hoş geldiniz, Sayın Akdağ.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Hoş bulduk, Aslı Hanım.

SUNUCU- Şimdi öncelikle, Danıştay’ın aldığı bu karar tam olarak ne anlama geliyor, gerekçesi nedir, bunu alarak başlayalım.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Tabi. Şimdi biliyorsunuz biz Hükümet olarak geçtiğimiz yılın ortalarında bir kanun yaptık. Dedik ki, artık devlette çalışan, kamuda çalışan doktor arkadaşlarımız, meslektaşlarımız yalnızca kamuda çalışsınlar. Yani dışarıda çalışmak isteyenler tabi çalışabilir, muayenehane açabilir, özelde çalışabilir ama, eğer kamuda çalışıyorlarsa artık dışarıda bu çalışma olmasın. Bunu Ana Muhalefet Partisi Anayasa Mahkemesine götürdü, Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesine götürdü. Mahkeme, bazı maddelerine ya da bazı ibarelere iptaller verdi. Bizde bütün bunları değerlendirerek bir açıklama yaptık, bir duyuru yaptık internet sitemizden. Dedik ki, Anayasa Mahkemesinin de verdiği bu karara göre bazı iptaller yaptı ama, bu sonucu değiştirmedi, artık kamuda çalışan doktorlar ikili çalışma yapamazlar. Yani sadece devletin hastanesinde çalışırlar, ayrıca muayenehane falan çalıştıramazlar. Bunun üzerine Tabip Örgütü, Danıştay’a gitti. Biraz önce sizin de ifade ettiğiniz gibi. O zaman Danıştay ilgili dairesi bir yürütmeyi durdurma kararı vermişti ama, şimdi genel kurul, Danıştay’daki dava daireleri genel kurulu bizim Hükümetimizin aldığı, daha doğrusu Meclis’in oluşturduğu kanunun yorumlanması hususunda Sağlık Bakanlığının lehine bir karar verdi. Sonuçta, artık ikili çalışma yapılamaz anlamına gelecek bir kararı vermiş oldu.

SUNUCU- Şimdi bu noktadan hareketle bu kararın Tam Gün Yasasıyla ilgili nihai karar olduğu söylenebilir mi? Bundan sonra süreç nasıl işleyecek? Siz Bakanlık olarak hangi adımları atacaksınız, bu hususlara da değinmek isteriz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Hukuken şu anda artık kamuda çalışan hekimler ikili çalışma yapamazlar. Danıştay’ın aldığı karar çok açık net yani. Gerekçelerini de gayet güzel bir biçimde yazmış. Bu gerekçelere girip vatandaşımızın başını boşuna ağrıtmaya gerek yok. Bu çok net yazmışlar yani. Dolayısıyla, şu an itibariyle artık kamuda çalışan, Sağlık Bakanlığında çalışan, üniversitelerde çalışan öğretim üyeleri ya da doktorlar, kamuda hizmet veren doktorlar ikili çalışma yapamazlar. Kamuda çalışmayı tercih edenler kamuda çalışacaklar, özelde çalışmayı tercih edenler özelde çalışacaklar.

SUNUCU- Tam bir yol ayrımı yani hekimler için artık.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Tabi bundan sonra ilgili meslek örgütü tekrar ben mahkemeye gideceğim vesaire diyor ama, sonuçta şu anda hukuk neyse biz o hukuku uygulayacağız. Bundan sonrası bundan sonrasına aittir. Her zaman için Türkiye Büyük Millet Meclisi başka bir karar alabilir, başka bir kanun yapabilir. Bugünkü hukuk artık bu ikili çalışma tarihe karışmıştır.

SUNUCU- Şimdi az önce süreci aktarırken Anayasa Mahkemesinin kararına değindiniz ve üniversite hastanelerine ilişkin de bize göre ifadesini kullandınız. Şimdi Anayasa Mahkemesinin üniversite öğretim üyelerinin kurum dışında çalışma yasağına iptal kararı vardı. Bu noktada bu son kararla bir çelişki var mı? Bu konuya bir açıklık getirelim. Yani bu üniversite öğretim üyelerini kapsamıyor mu, kapsıyor mu bundan sonrası?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Buna YÖK, Danıştay’ın bu karını alacak, ona bakacak, ne gerekiyorsa onun gereğini yerine getirecek. Bu aslında Aslı Hanım şunu konuşmak lazım: Biz şu anda kaç hekim arkadaşımız, meslektaşımız için fiiliyatta bu durumu tartışıyoruz? Sağlık Bakanlığında çalışan 30 bine yakın uzman var. Üniversitede çalışan 10 bin civarında uzman var. Bu konu daha çok uzmanlarımızı ilgilendiren bir konu. Her ne kadar diğer hekimlerimizin de çalışma şartlarıyla ilgiliyse de, yani piyasada en çok konuşulan kısmı bu. Şimdi bu yaklaşık 40 bin hekim arkadaşımızdan, meslektaşımızdan şu anda ikili çalışma yapan 2500 civarında, zaten diğer meslektaşlar ikili çalışma yapmıyorlar. Biliyorsunuz bu üniversite hastanelerinde vatandaşın hoca parası adını taktığı, işte üniversiteye gittiğinizde ödediğiniz bazı paralar vardı. Bunu da kanun…

SUNUCU- Ya da bir ameliyat.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Ameliyat, işlem vesaire. Bunlar da kalktı ortadan, yani yaptığımız kanunla bunu da ortadan kaldırdık.

SUNUCU- Bu da aslında önemli bir nokta.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Dolayısıyla, yani 40 bin hekimin 2500’ü bu ikili çalışmayı zaten yürütüyordu. Şimdi bize göre kanun, şu andaki Danıştay’ın verdiği kararla bu 2500 kişinin de ikili çalışma imkanını ortadan kaldırmış oldu.

SUNUCU- Bu noktada yetkili kurum YÖK müdür o zaman?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Üniversiteler için tabi ki bunu kendi çalışanlarına aktaracak kurum YÖK’tür. Ancak biz, şöyle söyleyeyim: Danıştay’ın kararını hem serbest muayenehaneler için, hem özelde çalışan bütün hekimler için uygulamaya mecburuz, yani bu hususta bizim bir yorum yapmaya ya da bunu sağa sola çekmeye hakkımız yok. Aslında Sayın Noyan şunu söylemek lazım: Bu sonuç, yani doktorların ikili çalışamayacakları sonucu, tam gün çalışmaları gerektiği sonucu hem doktor arkadaşlarımız, meslektaşlarımız için, hem de vatandaşlar için çok hayırlı bir iş. Ben aslında sizin programınızdan Meslek Örgütünü de şuna davet ediyorum: Bütün hekimlerimizi bir böyle gelecek açısından belirsizliğe sevk edecek gereksiz bir süreci devam ettirmesinler. Burada milli irade çoktan kararını vermiştir. Yani halk bunu istemiyor. Bu doğru bir sistem değil çünkü. Bu sistem, bir taraftan halkın işini zorlaştırıyor, vatandaşın doktora erişmesini zorlaştırıyor. Öbür taraftan doktorun hastasıyla doğrudan bir para ilişkisine yol açıyor. Ne gereği var? Bunun peşinde bir daha ne diye gidecekmişiz yani? Halkın verdiği bir kararı adeta suyu yokuşa götürmeye çalışır gibi, yokuşa götürmenin bir anlamı yok. Bakın biz şunu da yaptık: Hani üniversitelerimizdeki hocalara gidip para ödüyordu vatandaşımız hizmet alabilmek için. O ödenen paranın bir miktarı da değerli hocalarımıza veriliyordu, o işte hoca parası adı altında. Şimdi biz bunu ortadan kaldırdık ama, üniversite hastanelerine 2010 yılında bu şekilde ne kadar para ödemişse vatandaşımız, Hükümet olarak biz bunu üniversite hastanelerine ödeyeceğiz. Yani aman vatandaş ödemesin yeter ki, vatandaş bu sıkıntıyı çekmesin.

SUNUCU- Hekimlerin kaygılarını giderecek birtakım adımların evet atılacağı…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Bakın ne diyorum, hekimlere üniversite hastanelerinde ne ödenmişse biz Torba Yasaya bir madde koyduk ve bütün üniversite hastanelerimize ay ay ödenmiş olan bu parayı biz ödeyeceğiz. Ama yeter ki vatandaş biraz önce ifade ettiğim gibi bu mecburiyeti hissetmesin. Yani herkes üniversite hastanesine gittiği zaman parayı bulup da nereden verecek. Yani bu doğru bir sistem, biz normalleşmeyi getiriyoruz Hükümet olarak, normal olan bu. Anormal olan, yanlış olan daha öncekiydi. Şimdi burada şunu da ifade etmek istiyorum: Evet hekimlerimiz daha çok kazanmaları, daha rahat etmeleri, özlük haklarının genişletilmesi için biz Tabip Örgütüyle de, muhalefetle de birlikte çalışmaya devam edelim. Ben Sağlık Bakanı olarak bugün arkadaşlarım ne kazanıyorsa daha fazla kazanmasını elbette istiyorum. Ama bu vatandaştan alma üzerine bina edilmiş bu köhne sistem artık bunun peşinde koşmayalım, yani bu doğru bir şey değil ki. Vatandaş, bunun işçisi nasıl ödeyecek, memuru nasıl ödeyecek, emeklisi nasıl ödeyecek, yeşil Kartlısı nasıl ödeyecek, Bağ-Kurlusu, esnafı nasıl ödeyecek? Kötü bir sistemdi bu yani. Gideceksiniz, alacaksınız annenizi, ninenizi sırtınıza, 5 kat, 7 kat yukarı muayenehaneye çıkacaksınız, para ödeyecek, olacak bir şey değil.

SUNUCU- Şimdi tam da bu para noktasının altını çizmişken siz, çünkü tartışmanın önemli bir kısmı hararetli noktalarından biri de bu ücret konusu. Şimdi bu yasa geneline baktığımızda tabi ki yasanın vatandaşa katkılarını konuşacağız ama, madem siz bu noktaya getirdiniz önce burayı sorarak başlayalım. Doktorların bu ücret konusunda da tepkileri var, bir maaş düzenlemesi, bir maaş artışı getiriyor mu yasa ya da ne yönde bir düzenleme getiriyor bu konuda?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Şimdi yasa şunu yaptı: Doktorlarımıza her ay sabit olarak kazanabilecekleri bir miktarı vermiş oluyoruz. Bunun üstünde de doktorlarımızın verdikleri hizmetlere göre, üniversitedeki hocalarımızın ya da bizim Sağlık Bakanlığının eğitim hastanelerindeki hocaların yaptırdıkları eğitimlere, araştırmalara, toplam verdikleri hizmete dayalı olarak onlara puanlar veriliyor ve döner sermayeden de kendilerine ek ödemeler veriliyor. Bu doğru bir sistem. Yani şimdi aslında şöyle düşünmek lazım: Hani muayenehaneye gelince hasta ya da işte hastanede, üniversite hastanesinde özel muayene parası verince oluyor, ama performansı göre devlet ödeyince olmuyor.

SUNUCU- Evet, bu performans kriteri de çok tartışmalı noktalar da.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Bakın dikkat edin, önemli nokta ne yani? Eskiden de muayenehanecilik ya da hastanenin içindeki muayenehanecilik öyle diyelim yani sistem böyle çalışıyordu çünkü, yine bir performansı gerektiriyordu. Yani size vatandaş gelecek para ödeyecek, kazancınız buna göre şekilleniyordu. Eğer vatandaş ödemezse kazancınız daha az olur, öyle değil mi? Orada bir performans var. Vatandaş verdiği zaman performansa evet, devlet verdiği zaman performansa hayır dersek vatandaşa çok haksızlık yapmış oluruz. Biz bir sosyal devletiz. AK Parti olarak bu sosyal devletin gereklerini yerine getirmeye de devam edeceğiz. Yani biz vatandaşımızı sağlık gibi önemli bir alanda parayla sağlığı arasında tercih yapacak bir duruma bırakamayız. Bu millet neler çekti Aslı Hanım, neler çektik. Yani yakınınız, eşininiz hastalanacak, Allah korusun kanser olacak, ne bileyim bir kadın özellikleriyle ilgili bir hastalığı olacak, neyiniz varsa satacaksınız, savacaksınız, ona bir hizmet almaya çalışacaksınız. Böyle sağlığımızı piyasanın şartlarına terk edemeyiz. Ama tekrar söylüyorum meslektaşların hukukunu mutlaka koruyacağız, zaten şu andaki hükümler bunları ihtiva ediyor. Bakın özellikle asistanlarımız, özellikle üniversite hastanesinde asistanlarımız yıllarca çok sıkıntı çektiler. Doğru dürüst ek ödeme alamazlar.

SUNUCU- Evet hala da çalışma koşullarından şikayetçi asistanlar.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Ondan sonra efendim nöbet paraları son derece yetersiz. Şimdi bunları Tam Gün Yasasında düzeltiyoruz. Üniversitelerimize asistanlarına da ek ödeme verebilecek imkanlar getirdik. Kesinlikle önümüzdeki günlerde değerli asistanlarımız görecekler.

SUNUCU- Onların çalışma saatlerine yansıyan da pratikte bir çözüm sunuyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Yasa doğrudan çalışma saatleriyle ilgili değil ama, aslında çalışma saatleriyle ilgili genel hükümler var. Yani bir asistanı böyle hani öğrenmesi için belki nöbet tutturacaksanız bu kaçınılmaz bir şeydir. Ama gün aşırı nöbetler tutturmak, efendim böyle neredeyse aralıksız çalıştırmak falan bunlar doğru şeyler değil. Üniversitelerimiz bu hususta da itina göstermeliler. Yani o asistanın da hem kendisiyle ilgili hakları var, hem hastanın o asistanın verdiği hizmetle ilgili hakları var yani. Sürekli olarak bu işi saatlerce dinlenmeden yapan bir insanın yanlış yapma riski de oluşuyor. Kendisi açısından da, kötü hastası açısından da kötü. Dolayısıyla, şimdi yeni bir sisteme geçiyoruz. Karanlık bir dönemi, tarihin karanlık bir dönemini kapatıyoruz. Yani tabiri caizse bir daha geriye dönmeye çalışma, irtica çalışması gereksiz. Yanlış bir yere doğru bunu götürmeye çabalamayalım, doğruya doğru götürelim. Şuna bir defa hepimiz katılıyor muyuz? Vatandaştan devletin hastanesinde, devletin üniversitesinde para alınmaz. Devletin hastanesine gelen vatandaş aslında devletin hastanesi, devletin üniversitesi diyoruz ama, bu milletin hastanesidir, milletin üniversitesidir, halkındır bunlar. Ben kendi vergilerimle ya da kendi primlerimle oluşturulmuş olan bir hastaneye geleceğim, orada çalışanların maaşlarını devlet öder ya da ek ödemeleri sigortadan ödenen paralarla karşılanırken ben neden cebimden para ödeyeyim? Bunu biz halkımıza reva göremeyiz. Bunu değiştireceğiz, değiştirdik.

SUNUCU- Şimdi hekimler açısından maaş noktasına aydınlık getirdiniz ve yine çalışma koşullarına değinmişken şöyle bütün olarak baktığınızda biz Danıştay kararı üzerinden konuşuyoruz ama, aslında Tam Gün Yasası çok uzun zamandır gündemde, çok uzun zamandır konuşulan bir konu. Genel olarak baktığımızda vatandaşa ne tür bir hizmet sunulması, ne tür bir kolaylık sunulması amaçlanıyor Tam Gün Yasasıyla ve hekime neler getirecek?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Artık biz vatandaş olarak muayenehane kapılarında boynumuzu bükmeyeceğiz. Muayenehanelerin dar merdivenlerinden biraz önce söylediğim gibi annemizi, ninemizi, eşimizi sırtımıza alıp çıkmak mecburiyetimiz bitmiştir Türkiye’de, böyle bir şey yok. Hem gideceğiz, hem boynumuzu bükeceğiz, hem para vereceğiz hizmet almak için, bu bitti. Üniversite hastanelerine gittiğimizde bir hocaya ulaşmak için, erişmek için para vermek zorunda da kalmayacağız. Meslektaşlara sıra gelince, bir şekilde çok çok küçük maaşların yanı sıra, geri kalan gelirin tamamen hastadan alınmak zorunda kalındığı bu kötü sisteme artık mahkum değiliz. Hükümet, özellikle üniversite hastaneleri için söylüyorum, ek ödeme dağıtabilecek miktarda üniversite hastanelerine verdiğine göre artık bundan sonra bize düşen yöneticiler olarak hekimlerimizin en iyi şekilde hizmet edebilecekleri ve de bununla birlikte kazanabilecekleri ortamı onlara sağlamak olacak hem Sağlık Bakanlığı hastanelerinde, hem üniversite hastanelerinde.

SUNUCU- Şimdi şöyle bir baktığımızda dün Türkiye İstatistik Kurumu bir memnuniyet araştırması sonuçları açıkladı. Ve buna göre Türk halkının yüzde 73’ü sağlık hizmetlerinden memnun, böyle bir sonuç var. 2003 rakamlarına baktığımızdaysa bu oranın yüzde 39.5’te olduğunu görüyoruz. Öncelikle bu rakam nasıl yüzde 73 seviyesine çekildi ve bunun yüzde 100 olabilmesi için Türkiye’nin önünde daha ne kadarlık bir mesafe, ne kadarlık bir yol var?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Aslı Hanım, tabi yüzde 100 çok iddialı bir şey olur. Dünyanın hiçbir yerinde bunu sağlayamazsınız. Biz şöyle bir hedef koyacağız kendimize, bugün arkadaşlarımızla konuştuk: Bu yüzde 73 memnuniyeti 2004’e kadar, 2004’teki memnuniyet anketlerinde en az yüzde 77-78’e çıkarmak istiyoruz. 2023 için de bir hedef koyduk kendimize, biliyorsunuz şimdi böyle bir vizyonumuz var Parti olarak, yüzde 80 hedefini koyduk. Takdir edersiniz ki yüzde 73 çok yüksek bir oran. Bakın 39’lardan 73’lere gelmişiz. Hükümetimizin hizmetleri içerisinde memnuniyetin en fazla artığı alan sağlıktır. Tabi nasıl oldu bu? İşte bir geriye doğru gidelim, aile hekimliği var, bütün hastanelerin aynı çatı altına toplanması var. İlaçların rahatça gidip eczanelerden alınma imkanı var. Hava ambulansları var, ambulans sisteminin son derece iyileştirilmesi var. Öyle bir dönemdeydik ki biz AK Parti hükümetlerinden önce size bir hastanız olduğu zaman ambulansa hastanızı koyarken para ödeyin denirdi. Ya da Allah korusun hastanede bir cenaze olsa onu rehin tutarlardı. Bebek cenazeleri morglarda bekletilirdi, yıllarca böyle bir kötü işler yapıldı vatandaşa. Ya da biraz önce söylediğimiz gibi ister işçi olun, ister memur, emekli olun, esnaf olun, Yeşil Kartlı olun ciddi bir hastalığınız varsa sizin veya yakınınızın mutlaka bir muayenehaneye gitmek ve para ödemek zorundaydınız. Yani bir defa her hekimin muayenehanesi vardı. Sistem öyleydi çünkü. Şimdi bunların hepsi tarihe karıştı. Ama tabi ki daha yapacak çok iş var. Bakın bu sene evde bakım hizmetlerine başladık. Yatalaklara, ağır özürlülere 100 bin insanımızı hedefliyoruz. Onun peşinden merkezi randevu sistemi gelecek. Çok iyi yetiştirilmiş.

SUNUCU- O ne zaman yürürlüğe girecek, hemen bu noktada o paragrafın altını çizelim.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Operatörler, merkezi randevu sistemi zannediyorum şöyle 3 ay içinde 50 şehrimizde uygulamaya başlayacağız bu sistemi. Yıl sonuna kadar da bütün şehirlerimizde uygulamaya başlayacağız. Biz şunu hedefliyoruz: Bu ülkeni insanı en iyi sağlık hizmeti almaya layıktır ve herkesin bu hakkı vardır. Yani cebinde parası olanın da bu hakkı vardır, olmayanın da bu hakkı vardır.

SUNUCU- En temel hak, aslında insanın en temel hakkı.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- En temel haklardan biridir. Mademki biz sosyal bir devletiz, mademki önce insan diyerek yola çıktık bu bizim boynumuzun borcudur.

SUNUCU-  Sayın Akdağ, çok teşekkür ediyoruz konuğumuz oldunuz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Ben teşekkür ediyorum.

SUNUCU- Bu sıcak konuda bilgileri, ayrıntıları ilk ağızdan alma şansımız oldu, sağ olunuz efendim yaptığınız açıklamalar için.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Ben teşekkür ediyorum, çok sağ olun.

SUNUCU- Ve sayın seyirciler böylelikle yayınımızın sonuna geldik. Biz gelişmeleri aktarmak üzere 22’de yeniden TRT Haber ekranlarında olacağız. Şimdilik hoşça kalın.





NTV / TARİH: 05.03.2011 / SAAT: 18:10 / SÜRE: 00:13:00“HABERLER” 

SUNUCU- Yurda dönelim.Danıştay’ın Tam Gün Yasası’yla ilgili gerekçeli kararına göre üniversitelerin öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan hiçbir doktor muayenehane açamayacak ve özel sağlık kuruluşlarında çalışamayacak. Şimdi Sağlık Bakanlığının yeni bir düzenleme yapması bekleniyor.Sağlık Bakanı Recep Akdağ, şimdi Miray Akdağ Uluç’un sorularını cevaplayacak

MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Tam Gün Kanunuyla ilgili gerekçeli kararını açıkladı. Peki bu kararı nasıl yorumlamak gerek, Sağlık Bakanı Recep Akdağ NTV Ankara stüdyolarında konuğumuz.Efendim, teşekkür ederiz yayınımıza katıldığınız için. Karar yayınlandı, uzun da bir gerekçeli karar, nasıl yorumlamamız gerekiyor bunu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Şimdi Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu biliyorsunuz Danıştay’ın daha önceki dairelerinin verdiği kararlara yapılan itirazları değerlendirir. Biz Tam Gün Kanununu yaptıktan sonra Cumhuriyet Halk Partisi, Anayasa Mahkemesi’ne götürdü kanunu. Anayasa Mahkemesi bazı maddeleri iptal etti. Daha sonra  biz de bu iptal edilen maddeleri de dikkate alarak bir duyuru yayınladık Bakanlığımızın internet sitesinden. Dedik ki, bütün bu iptallerle birlikte yasanın en son geldiği nokta şudur: Artık kamuda çalışan hekimler ikili çalışma yapamazlar. Yani hem kamuda çalışacak devlet hastanesinde, hem de gidip dışarıda çalışacaklar, bunu yapamazlar diye bir duyuru yayınladık. Bunun üzerine Tabip Örgütü bunu Danıştay’a götürdü. 5. Daire de bizim bu duyurumuza bir yürütmeyi durdurma kararı verdi. Biz buna itiraz ettik. Biraz önce sizin de söylediğiniz gibi Genel Kurul da, Danıştay’ın Genel Kurulu da bizi haklı gördü, bizim duyurumuzun doğru bir duyuru olduğunu, hukuken doğru bir iş yaptığımıza hükmetti. Şimdi çok açık biçimde gerekçesini yazıyor. Diyor ki, Anayasa Mahkemesi’nin iptalleri esnasında Anayasa Mahkemesi bakın şöyle söylüyor: İlgili değerlendirmeleri, hekimlerin çalışma sisteminin yeniden düzenlenerek Tam Gün çalışma sisteminin getirilmesini özü itibariyle Anayasaya aykırı bulmuyor diyor. Daha sonra devam ediyor diyor ki, iptal ettiği ibareler, Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği bazı ibareler var maddenin içinde. Bunlar diyor, yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar kamu görevlisi hekimlerin hiçbir ayrım gözetilmeksizin serbest çalışmasına getirilen yasağın kaldırılması sonucunu doğurmaz. Dolayısıyla, Sağlık Bakanlığı haklıdır, yasaya uygun hareket etmiştir bu duyurusuyla. Yani bunun net anlamı şu herkesin kolayca anlayabileceği biçimde: Bu kararla şu anda geldiğimiz noktada kamuda çalışan hekimler ikili çalışma yapamazlar, aynı zamanda dışarıda muayenehane açamazlar, herhangi bir özel hastanede çalışamazlar.

MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Efendim, üniversitedeki hekimlerle ilgili hep ayrı bir düzenleme olduğu belirtiliyordu. Peki bu karardan üniversitede çalışan hekimlerle ilgili de bir sonuç çıkarmak gerekir mi acaba?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Bizim kanaatimiz kamuda çalışan hekimler diye açıkça sarahaten  Dava Daireleri Kurulu gerekçesinde de yazdığı için, zaten bizim yaptığımız kanun bütün hekimleri ilgilendiriyordu. Üniversitenin hekimi, Sağlık Bakanlığının hekimi diye bir ayrım yapmıyor. O işle ilgili maddede biz değişiklik yapmıştık, bize göre üniversitedeki hekimleri de bağlar. Tabi YÖK’ün ne şekilde yasayı uygulayacağı kendi yetkisindeki bir husustur. Ama benim kanaatim, hukukçularımızla görüştüğüm nokta da budur. Artık kamuda bu karar çerçevesinde hekimlerin ikili çalışma imkanı kalmamıştır. Aslında Miray Hanım, bu ne kadar hekimi ilgilendiriyor derseniz, Sağlık Bakanlığında çalışan uzman hekimler, ondan sonra üniversitede çalışan uzman hekimleri topraksak yaklaşık 40 bin hekim var, uzman hekim. Daha çok uzman hekimlerin tartışması bu biliyorsunuz. Bu 40 bin uzman hekimden toplamda şu anda dışarıda çalışan, yani ikili çalışan yaklaşık 2 bin 500 kişi var. Zaten Sağlık Bakanlığındaki hekimlerin yüzde 94’ü bizim uygulamalarımızdan sonra, bu ek ödeme uygulamalarından sonra ikili çalışmaktan vazgeçtiler, kamuda çalışmayı tercih ettiler, onu daha kendileri açısından uygun buldular. Üniversite de yaklaşık olarak uzmanların, öğretim üyelerinin, tıp fakültesi öğretim üyelerinin yaklaşık olarak yüzde 10’unun bu şekilde ikili çalıştığını biliyoruz. Yani tartıştığımız konu, vatandaşlarımızın ve hekimlerimizin işin bu tarafını da bir daha hatırlamaları için söylüyorum. Yaklaşık olarak uzmanları söz konusuysa, eğer 40 bin uzmanın yaklaşık olarak 2 bin 500’dür.MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Efendim, size bağlı olan hastanelerde çalışan yüzde 6’lık bir hekim grubunun ikili çalıştığını söylediniz. Bunlarla ilgili peki her iki karardan sonra, hem Anayasa Mahkemesi’nin kararı, hem de Danıştay İdari Dava Dairelerinin bu gerekçeli kararını yorumlayarak yeni bir düzenleme yapmasını bekliyor muyuz Sağlık Bakanlığından, yoksa mevcut durum da zaten yeterli mi?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Mevcut durum tamamen yeterli, biz hukuku uygulayacağız. Danıştay’ın bu kararını, yani bizim haklı itirazımızı Genel Kurul’un kabul etmesiyle ilgili kararını biz il müdürlüklerimize göndereceğiz, onlar da gereğini yerine getirecekler. Yani yapacağımız iş aslında bu aşamada mahkemenin bir kararının yerine getirilmesidir. Bunu yapacağız ve kamuda ikili çalışma sona erecek. Aslında Miray Hanım, bu gerçekten hem hekimler, hem vatandaşlar açısından çok önemli. Biz hekimler de böyle işte ister istemez vatandaşla aramızda doğrudan para ilişkisinin olmasından hoşnut değiliz, hiçbir zaman da hoşnut olmadık. Ama geçmişteki sistem böyle bir çarpık durum oluşturmuştu. Siz bir uzman hekime ayda 1500 lira, 2 bin lira bir maaş vereceksiniz, sonra bir sistem kuracaksınız diyeceksiniz ki git muayenehane aç, git özel hastanede çalış, çoluk çocuğun nafakasını böylece elde et. O hekim ne yapabilir başka? Burada hekimlere geçmişte meslektaşlarımıza yanlış yere yüklenildi aslında, sistemi değiştirmek, sistemi doğru bir sistem yapmak lazımdı. Biz AK Parti olarak her şeyi normalleştiriyoruz, yani olması gerektiğine getiriyoruz. Burada da bir normalleşme süreci yaşıyoruz. Bütün bu normalleşme süreçleri az sayıda da, olsa az önce söyledim 2 bin 500 hekim veya ona yakın yani. Bu kadar hekim açısından istenmeyen bir sonuç doğurabilir. Ama olması gereken neyse, normalleşme için atılması gereken adımlar neyse hem vatandaşımız için, insanımız için, hem hekimlerimiz için bunları atmak durumundayız. Doğru bir sistem kuralım.Bundan sonra hekimlerin kazancı ne olur, ne kadar olur? Şu anda biliyorsunuz maaşlar, ek ödemeler var. Ama ben Sağlık Bakanı olarak şunun hep peşindeyim, hep de peşinde olacağım: Bu kadar emeği yüksek olan hekimlerin önümüzdeki yıllarda daha fazla kazanması gerekir. Çalışacaklar, performanslarını gösterecekler, emeklerini ortaya koyacaklar ve bu kadar önemli bir meslek icra eden hekim arkadaşlarım, değerli kardeşlerim elbette daha çok da kazanacaklar. Bakın bu Tam Gün Kanunu bütün bu tartışmaların gölgesinde kalan tarafları var. Mesela biz asistanlarımızın nöbet ücretlerini artırdık. Ondan sonra asistanlarımıza ek ödeme verilmesinin -özellikle üniversitelerde- önünü açtık. Üniversitelerde, özellikle üniversite hastanelerinde asistanlarımız, ki bütün bu işin büyük yükünü çekenler onlardır biliyorsunuz, büyük çileler çektiler yıllarca. Yani o kadar kötü bir sistem kurulmuş durumdaki birçok nöbet tutturulur onlara, bütün işler sırtlarına yıkılır, ondan sonra doğru dürüst nöbet parası ödenmez, işte ek ödemeleri yetersiz kalır, bunları önümüzdeki günlerde mutlaka ortadan kaldıracağız. Bu Tam Gün Kanunu’nun da bize verdiği fırsatlar var.

MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Efendim, yine gerekçeli karara dönersek, Türk Tabipleri Birliği bu kararın ara bir karar olduğunu söylüyor ve Danıştay 5. Dairesinin esastan yine bir değerlendirme yapacağını, yeni bir karar açıklayacağını belirtiyor ve yeni de bir itiraza hazırlanıyor. Buna yönelik değerlendirmeniz nedir acaba?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Yapabilir, hukuk içerisinde tabi ki onlar da kendi haklarını kullanacaklar. Yani Tabip Örgütü için önemli olan normalleşme değil demek ki, onlar için önemli olan ikili çalışmanın devam etmesi, bir taraftan kamuda çalışan doktorların öbür tarafta muayenehanelerinin devam etmesi ya da onların özelde çalışmalarının devam etmesi, bunlar onu isteyebilirler. Ama biz biliyoruz ki hekimlerin büyük çoğunluğu da, halkımız da böyle bir ikili, yanlış kötü bir sistemin devamından yana değil. Mahkemeye gidebilirler, şu anda hukuk neyi gerektiriyorsa biz onu uygulayacağız. Yarın hukuk başka bir karar verirse onu uygularız, yarın hukuk başka bir karar verirse başka bir kanun yaparız. Burada önemli olan Miray Hanım, milli irade ve hukuktur. Hukuku oluşturan milli iradedir. Şimdi aslında Tabip Örgütü’ne ben soruyorum. Vatandaşlarımıza sorsak ikili çalışmadan yana mısınız? Ne cevap alacağız? 100 vatandaşın en az 95’i hayır, ben bu ikili çalışmadan yana değilim diyecektir, çünkü bundan canı yanmıştır. Yani kendisinin canı yanmıştır, eşini götürürken, muayene ettirirken canı yanmıştır, hekimler de bundan çok sıkıntı çektiler. Ne gereği var? Biz hekimlerimize kendi çalıştıkları devlet kurumlarında gerekli ödemeleri yapalım, devletin buna gücü yeter. Bakın biliyorsunuz üniversite hastanelerinde artık bu özel muayene, özel ameliyat parası ortadan kalktı 1 Şubat’tan itibaren.

MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Evet, hoca farkı dediğimiz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Vatandaşın hoca farkı dediği şey. Ama hoca ne yapsın yani? Hocanın da ancak kazanabileceği yol olarak önüne böyle bir şey konuyordu. Bunun devamında biz ne yaptık biliyor musunuz, hemen Torba Kanununa bir madde ekledik şu geçen son Torba Kanunu. Dedik ki, bir üniversite 2010 yılında bu özel muayene paralarından dolayı kasasına ne kadar para girmişse bir üniversite hastanesine, biz o miktarı üstüne enflasyon farkını da koyarak 2011’de üniversiteye vereceğiz. Bakın dikkat edin, vatandaşın ödemesine falan gerek yok. Yani vatandaşın cebinden ödeyerek hocaya ulaşmak için, cebinden ödeyerek verdiği parayı biz Hükümet olarak veriyoruz, Türkiye Cumhuriyeti’nin buna gücü yeter. Vatandaşın para verebilecek olanı var, veremeyecek olanı var, günah değil mi, yazık değil mi? Şimdi üniversitelerimize yaklaşık olarak 2010’da bu şekilde 450 milyon Türk Lirasına yakın bir para girmiş, vatandaş vermek zorunda bırakılmış. Şimdi biz diyoruz ki bu 450 milyonu üniversitelerimize biz vereceğiz. Ama o eski sistem ne oldu? Bitti, gitti, kapattık o defteri. O karanlık sayfayı kapattık, şimdi bembeyaz, ak bir sayfa açıyoruz; millet adına da, hekimler adına da.

MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Efendim, üniversitedeki hekimlerin de ikili çalışamayacağını söylüyorsunuz Danıştay İdari Dava Dairenin gerekçeli kararına göre. Peki bununla ilgili de YÖK’ün bir düzenleme yapması gerekmeyecek mi ya da ne yapacak YÖK, ne yapması gerekir size göre?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- YÖK de bu kararı uygulamalıdır, yani hukuk ne diyorsa. Biz bir kanun yaptık, o kanuna göre de bir yorumlama yaptık. Üniversite hastanelerimiz hariç diye biz duyurumuzu yapmıştık, çünkü üniversite hastanelerine ben karar veremem. Mevcut kanun çerçevesinde ona karar verecek olan YÖK Yönetimidir. Şimdi YÖK Yönetimi de Danıştay’ın bu kararına göre hukukun gereği neyse elbette onu yerine getirecektir. Bundan sonra başka düzenleme yapılır mı, o yüce Meclis’in bileceği bir iş. Ama ben şunu söyleyeyim: Yani vatandaşı da, doktoru da bu ikili çalışmanın sıkıntısından kurtardıktan sonra hiçbir iktidar, hiçbir meclis bir daha bunu geriye götürmez, böyle bir irticaya yol açmaz, yani Türkiye gelişiyor. Biraz önce söyledim normalleşme sürecindeyiz. Bu normalleşmeyi bir daha geriye niçin götürelim.Miray Hanım, hiçbir gelişmiş Batılı demokraside bizdeki gibi bir ikili çalışma sistemi yoktur. Çünkü bu ikili çalışma sistemi kurumları verimsiz kılar, vatandaşa sıkıntı çektirir, doktorların kendisini vatandaşla karşı karşıya getirir, ne gereği var. Tekrar söylüyorum, Allah’a şükürler olsun bizim gücümüz var. Bugün hekimimize 5 veriyoruz, yarın 10 veririz, öbür gün 15 veririz. Bunun için her türlü gayreti de göstereceğiz. Ama bunun vatandaştan alınmasına yol açan, hekimle vatandaşı bu anlamda karşı karşıya getiren yanlış, köhnemiş eski bir sistem bitmiştir.Benim Türk Tabipler Birliği’ne de tavsiyem, bu işlerin peşini bıraksınlar. Başka işlerle gelsinler uğraşalım. Hekimlerimizin hukukunu başka türlü koruyalım, geliştirelim. Tekrar söylüyorum, hekimlerin hukuku da benim gözümde çok yüksektir, hekimlerin emeğinin değeri de çok yüksektir. Ama bu ikili çalışma hekimin bir hakkı gibi düşünülmemeli, bu yanlış bir şey yani, bundan hekimleri de kurtaralım, vatandaşımızı da kurtaralım.

MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Efendim, teşekkür ederiz bize ayırdığınız vakit için.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Ben teşekkür ediyorum, çok sağ olun.

MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Sağlık Bakanı Recep Akdağ, NTV Ankara stüdyolarında sorularımızı yanıtladı ve Danıştay’ın Tam Gün’le ilgili verdiği gerekçeli kararın ayrıntılarının ne olduğunu aktardı.Sözü şimdi yeniden İstanbul’a bırakıyoruz.

SUNUCU- Miray teşekkür ederiz.

Alıntı . medimagazin.com

7 Mart 2011 Pazartesi

Danıştay'ın gerekçeli kararına ilk yorum

Sağlık Bakanı Recep Akdağ "Tam Gün Yasası"na ilişkin Danıştay’ın açıkladığı gerekçeli kararın gayet açık olduğunu ve artık hekimlerin ya kamuda ya da özelde çalışabileceğini söyledi.

Kararı, TRT-Haber’e değerlendiren Akdağ, "Artık ikili çalışma tarihe karışmıştır" dedi.

Sağlık Bakanı Akdağ, Danıştay ilgili kurulunun "Tam Gün Yasası" hakkındaki gerekçeli kararının şu an için nihai bir karar olduğunu belirtti.

Akdağ şunları söyledi:
"Hukuken şu anda artık kamuda çalışan hekimler ikili çalışma yapamazlar. Danıştay’ın aldığı karar çok açık net, gerekçelerini gayet açık, net yazmış... Dolayısıyla şu an itibariyle kamuda çalışan, Sağlık Bakanlığı’nda çalışan bize göre üniversitelerde çalışan öğretim üyeleri ya da doktorlar, kamuda hizmet veren doktorlar ikili çalışma yapamazlar."

Türkiye’de 40 bin hekimin olduğunu, 2 bin 500’ünün ikili çalıştığını vurgulayan Sağlık Bakanı Akdağ, kararın bu 2 bin 500 hekimi de bağladığını ifade etti.

Üniversiteler için Karar Mercii YÖK
Akdağ, üniversiteler için kararı değerlendirecek merciin ise YÖK olduğunu hatırlattı.

Recep Akdağ, üniversite hastanelerinde uygulanan "hoca parası" adı altında yapılan ödemeyi de yeni kanun ile kaldırdıklarını söyledi.

Akdağ, "Şimdi biz bunu ortadan kaldırdık ama üniversite hastanelerine 2010 yılında bu şekilde ne kadar para ödemiş ise vatandaşımız, biz hükümet olarak bunu üniversite hastanelerine ödeyeceğiz; aman vatandaş ödemesin, yeter ki vatandaş bu sıkıntıyı çekmesin" diye konuştu.

Alıntı: medinagazin.com

Danıtaş Tamgün'e dair gerekçeli kararını açıkladı

Sağlık Bakanlığı, 16 Temmuz 2010 günü “ Anayasa Mahkemesinin  Kararına ve  Kanuna göre öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan tüm doktorların muayenehane açması veya özel sağlık kuruluşlarında çalışması mümkün bulunmamaktadır.” açıklamasını yapmıştır,
TTB tarafından açılan davada Danıştay 5. Dairesi bu işlemi hukuka aykırı bularak yürütmesini durdurmuştur.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK) ise Sağlık Bakanlığı’nın itiraz üzerine, 13 Ocak 2010 günü yaptığı görüşmede yürütmeyi durdurma kararının kaldırılmasına karar vermiştir.
İDDK’nun gerekçeli kararı Türk Tabipleri Birliği tarafından tebliğ alınmıştır. Kurul’un oy çokluğu ile verdiği gerekçeli kararda;
  • Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararında kişilerin hekime ulaşma hakkını esas aldığı, hekimin sayıca az bulunduğu dallar yönünden istisnaya yer verilmemesini hekime ulaşma hakkını, dolayısıyla sağlık hizmetlerine ulaşmayı zorlaştırıcı ya da zayıflatıcı nitelikte bulduğunu,
  • Anayasa Mahkemesi’nin konuyu, kamu görevlisi hekimlere serbest çalışma yasağı getirilmesinin anayasaya aykırılığı çerçevesinde değerlendirmediğini ve iptal kararının bu gerekçeye dayanmadığını,
  • 1219 sayılı yasanın değiştirilen 12. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Tabiplerin, diş tabiplerinin ve uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların, ikinci fıkranın her bir bendi kapsamında olmak kaydıyla birden fazla sağlık kurum ve kuruluşunda çalışabileceği”ne ilişkin ibareye karşı dava açılmamış olmakla birlikte, resen iptal olanağı olmasına rağmen iptal etmediği, bu ibarenin Anayasa Mahkemesince iptal edilen ibarenin anlamını aynen devam ettirdiği ve aynı işlevi gördüğünü,
  • Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kamu görevlisi hekimlerin hiçbir ayrım gözetilmeksizin serbest çalışmasına getirilen yasağın kaldırılması sonucunu doğuracağından bahsedilemeyeceği sonucuna ulaşmış ve Sağlık Bakanlığı’nın işlemine karşı verilen yürütmeyi durdurma kararını kaldırmıştır.
  • Danıştay İDDK, Anayasa Mahkemesinin iptal kararında hekimlerin diğer kamu görevlilerinden farklılığının bulunduğunun kabul edildiği, özel muayenehane açmalarının 657 sayılı Yasanın 28. maddesindeki ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetler kapsamında değerlendirilemeyeceği ancak 1219 Sayılı Yasanın değiştirilen 12. maddesinin üçüncü fıkrası ile çalışma yasağının sürdüğü sonucuna varılmıştır.
Danıştay İDDK’un kararından;
Anayasa Mahkemesi’nin, çalışma yasaklarını iptal etmedi ise neden yürürlüğün durdurulmasına karar verdiği,
1219 Sayılı Yasanın 2 ve 3. fıkraları aynı nitelikte yasak içeren iki düzenleme ise neden birini iptal edip diğerini yürürlükte bıraktığı anlaşılmamaktadır.
Danıştay İDDK, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararında kişilerin hekime ulaşma hakkını esas aldığı, hekimin sayıca az bulunduğu dallar yönünden istisnaya yer verilmemesini hekime ulaşma hakkını, dolayısıyla sağlık hizmetlerine ulaşmayı zorlaştırıcı ya da zayıflatıcı nitelikte bularak  “bentlerden yalnızca birindeki” ibaresini iptal ettiğini kabul etmektedir.  Öyle ise; Sağlık Bakanlığı’nın davaya konu işleminde hiçbir istisna tanınmamasını yani  “Sağlık Bakanlığı’na bağlı öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan tüm doktorların muayenehane açması veya özel sağlık kuruluşlarında çalışması mümkün bulunmamaktadır” şeklindeki işleminin Anayasa Mahkemesinin kararına aykırı olduğunu neden gözardı ettiği de anlaşılamamaktadır.
Danıştay İDDK kararı bir ara karar olup, dosya Danıştay 5. Dairesine gönderilmiştir. Danıştay 5. Dairesi tarafından dosya esastan değerlendirilip yeni bir karar verilecektir. Türk Tabipleri Birliği bu aşamada gerekli hukuki girişimlerini yapacaktır.

Bu aşamada Sağlık Bakanlığı’nın kararı tebliğ alması ile birlikte uygulamaya ilişkin bir açıklama yapması beklenmektedir. Önümüzdeki günlerde yapılacak açıklama üzerine, TTB tarafından meslektaşlarımıza gerektiğinde yeniden bilgi verilecektir.
Danıştay İDDK tarafından verilen karar nihai bir karar değildir. Ayrıca İDDK sınırlı da olsa Anayasa Mahkemesinin bir iptal kararı verdiğini çalışma yasağının bütünüyle sürmediğini, yasal bir düzenleme yapılması gerektiğini belirtmektedir.
Esasen Anayasa Mahkemesi böyle bir sınırlamaya yer vermemekte, iptal kararının gerekçesinde yer aldığı gibi “hekime ulaşma hakkını, dolayısıyla sağlık hizmetlerine ulaşmayı zorlaştırıcı ya da zayıflatıcı nitelikte” bulduğu çalışma sınırlamalarını tümüyle iptal etmektedir. Örneğin Aile Hekimliği uygulamasına geçiş nedeniyle, işyeri hekimliği alanında ciddi bir açık oluşmuş,çalışmanın yasaklanması halinde  çalışanların işyeri hekimliği  hizmetlerine ulaşması zayıflatılacaktır.
Sağlık Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi kararlarının Yürütme, Yasama ve Yargı Organlarını bağlayacağı, uyulması gerektiğini dikkate alarak, hekimlerin hukuka uygun çalışma haklarına, vatandaşların sağlık hizmetlerine ulaşma haklarına zarar veren uygulamaları sonlandırmalıdır.
Türk Tabipleri Birliği

Alıntıdır

13 Şubat 2011 Pazar

Gelecek hafta Tam-Gün'ü görüşecekler

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile dün yaptıkları görüşmede Tam Gün Yasası'nı konuştuklarını belirterek, ''Zannediyorum bir dahaki hafta içerisinde, hem Tam Gün Yasası ile ilgili sorunları, hem sağlıktaki diğer bazı problemleri Sağlık Bakanı, Başbakanımız ve ben biraraya gelerek, bu meseleleri masaya yatırmayı kararlaştırdık'' dedi.

YÖK Başkanı Özcan, Erzurum'da düzenlenen ''25. Dünya Üniversiteler Kış Oyunlarında'' gümüş madalya alan sporcular ile Türkiye Buz Pateni Federasyonu Başkanı Fahrettin Kandemir'i kabulünden sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin ''Dün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmenizde ne konuşuldu?'' sorusu üzerine Özcan, görüşmede Tam Gün Yasası dışında bir konunun konuşulmadığını söyledi.

Başbakan Erdoğan'a konuyla ilgili son gelişmeleri anlattığını belirten Özcan, ''Biliyorsunuz tam gün yasasına geçtikten sonra bizim üniversitelerimizde çalışan öğretim üyelerimizin fark adı altında aldıkları yüzde 20'lik bir meblağ kayboldu. Bunu alamaz duruma düştüler. Yeni bir sistem getiriyorsunuz, bundan bazı öğretim üyeleri zarar görüyor, bu hoş bir şey değildi. Başbakanımıza bunu anlattım. Bunun telafisi için çalışmalar devam ediyordu. Sanıyorum yakın zamanda kaybedilen bu farklar öğretim üyelerine bir şekilde geri verilecek'' dedi.

Başbakan Erdoğan'a konuya ilişkin bir önerisi olduğunu da söyleyen Özcan, ''Öğretim üyelerinin para ile iç içe olması ve paranın üniversite ortamında bu kadar çok konuşulması gerçekten rahatsız edici bir durumdur. Onun için mesela sözleşmeli statü gibi bir statüye geçilmesi belki öğretim üyelerimizi paranın çok konuşulduğu durumdan kurtarır diye düşündük. Böyle bir öneriyle geldim. Kendisi de öneriyi çalışalım dedi. Zannediyorum bir dahaki hafta içerisinde, hem Tam Gün Yasası ile ilgili sorunları, hem sağlıktaki diğer bazı problemleri Sağlık Bakanı, Başbakanımız ve ben biraraya gelerek, bu meseleleri masaya yatırmayı kararlaştırdık. Ben kendilerinden haber bekleyeceğim. Toplantıya çağrıldığımda, üniversiteye ait görüşlerimi kendisine ileteceğim'' diye konuştu.

Tavsiye ettiği sözleşmeli statüde çalışmanın iyi bir sistem olduğunu ifade eden Özcan, ''Şöyle başlanılabilir, geçen sene üniversitede çalışan hocalarımız döner sermaye artı maaş ne kadar ücret aldılarsa bunun aylık ortalaması hesaplanabilir. Önümüzdeki sene bu ücret kendilerine ödenebilir. Böylece onların döner sermaye ile veya herhangi bir parayla ilgili ilişkileri kesilebilir. Kendileri eğitim, öğretimleriyle, araştırmalarıyla çalışmalarına devam edebilirler. Eğer öğretim üyesi o yıl içerisinde performansında bir artış kaydederse bir dahaki yıl vermiş olduğunuz döner sermaye artı maaşta biraz daha artış yapabilirsiniz. Eğer performansında bir düşüş olduysa bu miktardan biraz düşüş yapabilirsiniz. Bu da öğretim üyelerini daha çok çalışmaya teşvik edecek bir sistemdir'' dedi.


Alıntı: medimagazin.com