tamgün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tamgün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2013 Pazar

''Açılın ben doktorum'' tarih oluyor

Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Bayazıt İlhan, “Mesela yolda bayılan bir hasta var. Doktor önce ambulansı çağıracak, sonra ambulans gelene kadar sınırlı bir şekilde müdahale edebilecek. Ambulans çağırmadan müdahale de yasak. Ambulans geldi ambulans da teknisyen var, ama siz doktorsunuz. Yine müdahale edemezsiniz. Ayrıca  hastanın durumunun acil olmadığı belirtilerek de, doktor müdahalesi yasaya aykırı olarak yorumlanabilir” dedi. Uçaklarda acil durumlarda doktor bulmanın da imkansız hale geleceğini söyleyen İlhan, “Dünya Tabipleri Birliği’nin Genel Sekreteri de, bana bunu hatırlattı. Bu düzenlemeden sonra uçakta ‘doktorum’ dememek, sessiz kalmak daha mı iyi olur acaba diye görüş belirtti” bilgisini verdi.

HAPİS VE PARA CEZASI

Tam günü düzenleyen yasa tasarısında yer alan madde, olağanüstü durumlarda doktor müdahalesini düzenliyor.  Düzenlemeye göre, ‘olağanüstü durumlarda mesleğini icraya yetkili kişilerce acil sağlık hizmeti ulaşana kadar verilecek olan sağlık hizmeti hariç, ruhsatsız olarak sağlık hizmeti sunan veya yetkisiz kişilerce sağlık hizmeti verdirenler, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacak.’ Söz konusu maddenin başta Gezi Parkı olmak üzere eylemlerde hastaları tedavi eden doktorlara yönelik bir madde olarak algılandığını belirten TTB Genel Sekreteri Bayazıt İlhan, bu maddenin günlük yaşama da çok ciddi yansımaları olacağını söyledi. Düzenleme yasalaşırsa, herhangi bir ortamda veya yolda sağlık durumu kötüleşen bir hastaya müdahale etmenin zorlaşacağını belirten İlhan,  “Çünkü bu düzenleme, doktorlara büyük sorumluluk yüklüyor” dedi.

YİNE SİTEDEN YAZIYA BİRKAÇ YORUM:

Okuyucu1:
Haberi okuyunca o kadar güldüm ki! Sanırım halkımız hala doktorların ne hale düştüğünün farkında değil? Benim çalıştığım hastanede dahiliye nöbetçisi arkadaşlar acile konsültasyon giderken ara dayağı yememek için sivil kıyafetle gidiyor. Hasta yakını gibi hasta sedyesine yaklaşıp tahlillerine bakıyor ve konsültasyon notunu yazıp çaktırmadan kaçıyor (abartmıyorum). Ben şahsen poliklinik odasından çıkarken önlüğümü çıkarıyorum, koridorda tamamen sivil dolaşıyorum. Bir de hacı sakalı bıraktım, kimse doktor olduğumu tahmin etmiyor. Tüm bu tedbirlere rağmen yüreğimiz ağzımızda çalışıyoruz. Şu ortamda kronik hastalara steroid ve immunsupresif yazanlar benim gözümde kahraman. Ameliyat yApanlar mücahid, Kemoterapi yapanlara ise söyleyecek övgü kelimesi bulamıyorum. Sevgili yetkililer , bu problemi çözmek için daha kaç doktor düvülecek, yaralanacak veya öldürülecek?

Okuyucu2:
 Ben doktorum diyecek saygınlıkda bir meslekmi bıraktınız.Ben zaten yıllardır mesleğimi söylemiyorum.bir kamu kurumunda Memurum diyorum.Öyle açılın falan diyecek hevesim,heyecanım da kalmadı.....

Alıntı:medimagazin.com

Hekimler Çocuklarının Hekim Olmasını İstemiyor

Samsun Tabip Odası tarafından Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi'nde düzenlenen, "4. Genişletilmiş Hekim Çalıştayı"na; OMÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, İl Sağlık Müdürü Dr. Yusuf Köksal, Samsun Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Uzm. Dr. Hasan Rıza Aydın, Halk Sağlığı Müdürü Uzm. Dr. Ertan Uzun, OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Bekir Selçuk, OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Haydar Şahinoğlu, Samsun Tabip Odası Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mithat Günaydın ve öğretim üyeleri katıldı.

Türkiye'nin çeşitli illerinden 21 tabip odası temsilcisinin katıldığı çalıştayın açılış konuşmasını yapan Samsun Tabip Odası Başkanı Mithat Günaydın, sağlıkta dönüşüm projesinin bir tarafı memnun ederken diğer tarafı mağdur ettiğini savundu. Sağlıkta dönüşümün hekimleri derinden etkilediğini kaydeden Murat Günaydın şöyle konuştu: “Sağlıkta dönüşüm adı altında yapılanlar, uygulayanları ve hastaları memnun etti. Ancak bu dönüşümün başarısında en büyük katkısı olan hekimler, sağlıkta dönüşümün mağduru oldu. Bu dönüşüm, hekimlerin hayatlarını alt üst etti ve bu uygulamalar sanki hekimler sistemin içinde değilmiş gibi planlandı. Sonuç itibariyle mesleğine küsmüş, defansif tıp uygulayan, mutsuz, çocuğunu hekim yapmak istemeyen hekimlerin oranı yüzde 90'lara ulaştı. Sağlıkta dönüşümün hekim ayağı eksik kaldı. Bu çalıştayda çıkan sonuçlara, ilgililerin kulak vermesini istiyoruz. Amacımız üzümü yemek, bağcıyı dövmek değil. Sağlıkta dönüşümde hekimler geri bırakıldı. Sağlık Bakanlığı sağduyulu hekimlerin söylemlerine kulak versin."

Son yıllarda hekimlerin çalışma şartlarının iyileştirilmesinde önemli mesafeler kaydedilmesine rağmen bir yanda da ağır iş yükü altında çalıştıklarını hatırlatan OMÜ Rektör Vekili Hakan Leblebicioğlu ise " Yapılan yeni uygulamalar özellikle performans, tam gün gibi ve sıklıkla değişen uygulamalarla hekimlerimiz, hatta idarecilerimiz de bu sistem içerisinde her zaman yeni bir duruma adapte olmak zorunda kalıyor. Bu açıdan baktığımızda en önemli sorun olarak da performans uygulamasında değişen durumlar ve performans uygulamasını kendi içindeki sorunlar nedeniyle çalışma barışını bozma potansiyeli taşıyor. Hekimler arasında, bir arada ekip çalışması yapması gerekirken, hekimler birbiriyle yarış eden, puan kazanmaya çalışan kişiler durumuna düştü. Öncelikle bu sorunlara çözüm bulunması gerekiyor." dedi.

Açılış konuşmaları sonrası tam gün yasası, üniversitelerdeki sorunların çözüm önerileri, aile hekimlerinin sorunları, kamu hastaneleri birliklerindeki sorunlar ve hekime şiddet konularının ele alındığı oturumlar düzenlendi.

Alıntı.medimagazin.com

23 Ekim 2013 Çarşamba

Tüm hekimler işyeri hekimliği yapabilecek mi?


Yürürlükte olan "Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam GünÇalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ile özlük haklarında hiçbir iyileştirme yapılmadığı için döner sermaye ek ödemesi almayan, mahalli idarelerde vekurum tabipliklerinde çalışan hekimlere alternatif gelir kaynağı olarak işyeri hekimliği hakkı tanındı.

Görüşülecek olan 480 Sıra Sayılı Kanun Tasarısında tüm hekimlere işyeri hekimliği yapma hakkı verilmesi planlanıyor. Yani işyeri hekimliği uygulaması, mahalli idarelerde ve kurumhekimliklerinde çalışanlar için bir ayrıcalık olmaktan çıktı. Üstelik Kurum hekimlerinin 57 saat olarak kullanabildikleri işyeri hekimliği süresi, yasa ile tüm hekimler için 30 saat olarak sınırlandırılacağından, işyeri hekimliği bulabilen kurumhekimleri mevcut işlerini kaybedecek, bulamayanlar da bir kez daha mağdur olacaklar.

Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan Meclise verdiği kanun teklifinde sorunun çözümü için 657 sayılı Kanuna aşağıdaki türden bir maddenin eklenmesini önerdi.

657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNU HAKKINDA KANUN DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ

MADDE 1- 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 43- Sözleşmeli statüde olanlar da dahil olmak üzere mahalli idareler ile medikolar ve kurum tabipliklerinde fiilen çalışan ve döner sermaye ek ödeme almayan tabip ve diş tabiplerine, yapmış oldukları hizmetler göz önüne alınarak en yüksek devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) %700'üne, diğer sağlık personeline %300'üne kadar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslara göre ek ödeme yapılır. Bu ödemelerden damga vergisi hariç herhangi bir vergi kesilmez. Bu madde kapsamında ödeme yapılan personele 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesine göre ödeme yapılmaz."

MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Alıntı: memurlar.net

29 Nisan 2013 Pazartesi

Tamgün Faturası: Üniversitelerde Bazı Bölümler Kapanabilir

Tam Gün Yasası’nda yapılan değişiklik sonrası Türkiye ’nin en büyük iki tıp fakültesi ağır yara aldı. İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Cerrahpaşa ve İstanbul Tıp Fakültesi’nden 264 öğretim üyesi ayrıldı. İki tıp fakültesinde toplam 14 bölüm, öğretim üyesi yokluğundan kapanma tehlikesi altında.

2011 yılında Tam Gün Yasası’nda yapılan değişiklikle üniversitelerdeki öğretim üyeleri ‘ya üniversite ya özel muayenehane’ seçimine zorlanmıştı. Yasanın ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ile İstanbul Tıp Fakültesi’nde görevli olan 1001 öğretim üyesinden 264’ü istifa ederek görevinden ayrıldı. Kalan 737 öğretim üyesinden 311’i sadece derslere girebilir hale geldiği için hasta muayenesi yapamıyor. Sadece 426 öğretim üyesiyle hizmet vermeye çalışan Türkiye’nin en köklü iki tıp fakültesinde durum hiç de iç açıcı değil. Çünkü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Bölümü öğretim üyesi olmadığı için yaklaşık iki yıldır muayene için hasta kabul etmiyor. Bölümde yatışı yapılmış hastaları ise İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Kardiyoloji Enstitüsü’nden bir öğretim üyesi haftada iki gün gelip kontrol ediyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ağız, Yüz ve Çene Cerrahisi’nde ise bir tane öğretim üyesi bile yok.

Profesörsüz kaldılar

BİR ÖĞRETİM ÜYELİ BÖLÜMLER: İstanbul Tıp Fakültesi’ne bağlı Aile Hekimliği, Göğüs Cerrahisi, Ağız, Yüz ve Çene Cerrahisi bölümlerinde sadece birer öğretim üyesi bulunuyor.

İKİ ÖĞRETİM ÜYELİ BÖLÜMLER: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne bağlı Göğüs Cerrahisi, Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastanesi, Üroloji Bölümü, Aile Hekimliği ve Estetik Cerrahi bölümlerinde ise ikişer öğretim üyesi bulunuyor.

130 YATAK BOŞ ÇÜNKÜ HEMŞİRE YOK: Tıp fakültelerinin diğer bir sorunu ise hemşire eksikliği. Birçok bölümde hemşire eksikliği bulunan fakültelerin bazı bölümleri birleştirildi. Toplam 2621 hasta yatağına sahip Cerrahpaşa ile İstanbul Tıp Fakültesi’nde 130 hasta yatağı hemşire eksikliğinden dolayı hizmet veremiyor. Mevcut hemşireler ise personel eksikliğinden dolayı izinsiz çalışıyor.

İKİ FAKÜLTEYİ BİR DE DEPREM RİSKİ VURDU: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ile İstanbul Tıp Fakültesi’nin diğer büyük sorunu ise deprem riski. Nitekim İstanbul Tıp Fakültesi’ne bağlı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları binası ile Çocuk Psikiyatrisi Bölümü deprem riski nedeniyle yıkıldı.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne bağlı Onkoloji binası ile Çocuk Kreşi binası yine depreme dayanıksız oldukları için kapatılmış durumda.

240 milyon lira birikmiş borçları var

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ile İstanbul Tıp Fakültesi’nin tek sorunu öğretim üyesi eksikliği değil. Mali sorunlar nedeniyle her iki fakültenin 2006 yılından bu yana toplam 240 milyon lira birikmiş borcu bulunuyor. Bütçe eksikliğinden dolayı borçlarını ödeyemeyen fakülteler tedavi için firmalardan tıbbi malzeme ve ilaç alamıyor. Bu durumda fakülteler ilaçlara ortalama yüzde 25 oranında daha fazla ödeme yapıyor.

SGK hesabı: Ameliyatı öder, tansiyon-şekere karışmam!

Tıp fakültelerinin bu kadar borçlanmasının en büyük nedeni ise SGK’nın çeşitli hizmetler için ödediği Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) fiyatlarının düşük olması. Son yedi yılda tıbbi malzeme ve ilaç fiyatları yüzde 56 artarken SUT fiyatlarında herhangi bir artış olmadı.

Tıp fakültelerinin diğer bir sorunu da ‘ne kadar kaliteli hizmet o kadar düşük ücret’ mantığıyla finanse edilmesi. Örneğin böbrek ameliyatı olması gereken, fakat aynı zamanda tansiyon ile şeker hastalığı bulunan bir hasta böbrek ameliyatı olmadan önce tansiyon ve şeker tedavisi görmek zorunda. Hasta tansiyon ve şeker hastalığı tedavisi gördükten sonra böbrek ameliyatı oluyor. Bu durumda hasta böbrek ameliyatı olurken aynı zamanda şeker ve tansiyon tedavisi de görmüş oluyor. Ancak SGK tansiyon ve şeker tedavisi gören hastanın sadece böbrek ameliyatı ücretini ödüyor. Durum böyle olunca fakülteler mali açıdan zarara uğruyor.

Tasarruf önlemi: Personele de paralı Fakültelerin borçlanmasının bir diğer sebebi ise döner sermaye gelirinin az olmasına rağmen hastane giderlerinin çok büyük bir bölümünün döner sermayeden ödeniyor olması. Fakültelerde ders veren öğretim üyelerinin Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) ödeneği de dahil hastanelerin her türlü giderleri döner sermayeden karşılanıyor. Tıp fakültelerinin sıcak para sıkıntısı, öğrenci harçlarının kaldırılmasıyla daha da artmış oldu. Çünkü öğrencilerden alınan harç ücretleri döner sermayeye aktarılarak kısmi olarak bütçe açığının kapanmasını sağlıyordu. Ancak harçlar kaldırılınca fakültelere giren sıcak para da kesilmiş oldu. Maliye Bakanlığı ise 2013 yılında fakültelerde ders gören öğrencilere yapılan masrafın sadece yüzde 50’sini karşıladı. Kendi içinde tasarruf önlemleri alarak borçlarını ödemeye çalışan üniversite yönetimi, Cerrahpaşa ile İstanbul Tıp Fakültesi yönetiminden, bundan sonra üniversite bünyesinde çalışan 20 bin personelden bile özel yatak ücreti alınmasını istedi.

Hoca yok kapılarına her an kilit vurulabilir

İstanbul Tıp Fakültesİ Aile Hekimliği: 1
Göğüs Cerrahisi:1
Ağız Yüz Çene Cerrahisi: 1
Enfeksiyon Hastalıkları : 3
Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastanesi: 4
Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji: 4

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Çocuk Kardiyoloji: 0
Ağız Yüz Çene Cerrahisi: 0
Üroloji: 2
Aile Hekimliği: 2
Çocuk Ruh Sağlığı: 2
Göğüs Cerrahisi: 2
Estetik Cerrahi: 2
Enfeksiyon Hastalıkları: 4

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Tamgün'e dair ilk yorum

Bakan Akdağ, verdiği bir röportajda tamgüne dair konuştu:

- Anayasa Mahkemesi'nin Tam Gün Yasası'yla ilgili aldığı son kararı nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında iptal edilmiş bir şey yok... İptal edilen, sadece bizim en son Adalet Bakanlığı'nın KHK'sına koyduğumuz bir düzenleme. Bu düzenlemeyle, 'Üniversitedeki öğretim üyelerinin eğitimci ve araştırmacı olarak çalışmak ve döner sermaye üzerinden gelir getirmemek' şartıyla dışarıda çalışmalarına müsaade ediyorduk. Buna yürütmeyi durdurma kararı çıkmış oldu. 6 aylık süre verildi. Bu da gerekçeli kararın yayımından sonra başlar. Varsayalım ki 6 ay içinde bir değişiklik olmadı, eski kanuna dönmüş oluruz.

- Nasıl bir düzenleme?

Biz AK Parti hükümetleri olarak vatandaşımızı bir daha boynunu bükecek şekilde mahkum etmeyeceğiz. Bu konuda CHP son derece samimiyetsiz bir tutum sergiliyor. 'Biz de Tam Gün istiyoruz, hatta bu konuda kanun teklifi verdik, böyle yaparlarsa razı olacağız' diyorlar. Halbuki Anayasa Mahkemesi'ne 'Kamuda çalışan doktorların dışarıda da çalışma hakkı vardır' diye gidiyorlar. Yani verdikleri kanun tekilfi, Anayasa Mahkemesi'ne iptal için gittikleri gerekçelerle taban tabana zıt!


Alıntı:Akşam

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Tamgün'de gelişme: Kamudan ayrılan hekimler tekrar atama isteyebilir...


TTB , ÜYELERİNE GÖNDERDİĞİ POSTA İLE ,TAMGÜN KONUSUNDA YENİ BİR YORUMDA BULUNDU..HUKUK BÜROSUNA GÖRE , İSTİFA ETMEK ZORUNDA OLAN HEKİMLER TEKRAR GERİ DÖNEBİLİR...

Anayasa Mahkemesi 18 Temmuz 2012 günü kendi web sayfasında, 650 Sayılı ‘Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin toplam 27 maddesini iptal ettiğini yazılı olarak açıkladı.

650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin iptal edilen 27 maddesinden 6 maddesi hekimlerin çalışma sınırlamaları ile ilgilidir. Bu maddeler 36, 37, 38, 39, 40 ve 41. maddelerdir. Geriye kalan 21 maddenin büyük bölümü Sayıştay, Adli ve İdari Yargıda çalışmaya ara verme sürelerinin değiştirilmesine, yargı personelinin izin kullanmasına, ceza ve tutukevlerinde görevli personelin hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimlerine, tutuklu ve hükümlülerin heyetler tarafından ziyaretine ilişkin kuralları içermektedir.

Hukuk sistemimizde iptal edilen yasa hükümleri yerine varsa önceki düzenlemelerin otomatik olarak yürürlüğe gireceği yönünde bir kural bulunmamaktadır. Bu nedenle de iptal edilen hükümlerin yürürlükten kalkması ile bir boşluk doğacak ise bu boşluğun Yasama organı tarafından iptal kararının gerekçesine uygun olarak yapılacak yeni bir yasa ile doldurulması gerekmektedir.

Anayasanın 153. Maddesine göre özellikle bir yasa boşluğunun doğmasını önlemek gereken durumlarda Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğünü bir yıla kadar ileri bir tarihe bırakması olanağı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi 650 sayılı KHK’nin 27 maddesi için verdiği iptal kararının Resmi Gazete yayınlanmasından altı ay sonra yürürlüğe girmesini kararlaştırmıştır.

İptal kararının yürürlüğünün ileri bir tarihe bırakılması nedeniyle Sağlık Bakanlığı ile bir kısım hükümet yetkilileri, hekimlere çalışma sınırlamalarının uygulanmaya devam edeceğini, dolayısıyla değişen bir durumun olmayacağını söylemektedirler. Bu yanıltıcı açıklamalar nedeniyle hekimlerin ve ilgili kamuoyunun doğru bir biçimde bilgilendirilmesi amacıyla bazı hukuki metinlerin ve bilgilerin paylaşılması düşünülmüştür.

Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının hangi sonuçları doğuracağı, geçmişe ve geleceğe yönelik etki doğurup doğurmayacağı hukuk öğretisinde bütün yönleri ile tüketilmemiş önemli bir tartışma konusudur. Ancak bazı durumlara ilişkin uygulamanın nasıl yapılacağını gösteren istikrar kazanmış Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararları bulunduğu gibi ağırlık kazanmış öğreti görüşleri de bulunmaktadır.

Kural olarak Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptal edilen yasa hükümlerinin baştan itibaren Anayasaya aykırı olduğu saptanmaktadır. Ancak iptal kararlarının, iptal edilen yasa kuralını çıkarılmasından itibaren bütün sonuçları ile ortadan kaldıracağı kabul edilmemiştir. Böylesi bir mutlak kabulün, kazanılmış hakları ve hukuki güvenliği ortadan kaldırıcı, toplumun adalet anlayışını zedeleyici sonuçlar doğuracağı düşünülmektedir. Geriye yürürlük gibi geriye yürümezlik ilkesi de mutlak olarak kabul görmüş değildir. Örneğin bir davranışın suç olmaktan çıkarılması gibi hallerde iptal kararının geriye yürümemesinin kimi sakıncalı sonuçları doğuracağı ve Anayasaya aykırı durumları ortaya çıkaracağı da bilinmektedir.

Danıştay tarafından verilen kimi kararlarda geriye yürümezliğin kazanılmış hakların saklı tutulması, hukuki kararlılığın, kamu düzeninin korunması amacıyla getirildiği ve mutlak olmadığı belirtilmektedir. Bu amaçla sınırlı olarak somut uygulama işlemlerinin gözden geçirileceği ve sonucuna göre bir karar verileceği benimsenmiştir.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 2009 yılında verdiği bir karar, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen ancak yayınlanmasından bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilen bir yasa maddesinden kaynaklanan uyuşmazlığa ilişkindir. Bu kararında iptal kararı verilen ancak kararın henüz yürürlüğe girmediği dönemde, iptal edilen yasanın uygulamaya devam edilemeyeceği sonucuna varırken; “..Anayasa’ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur ki bu durumun Anayasanın üstünlüğü ve Hukuk Devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir.[1]saptamasını yapmıştır. Bu saptama ile Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yürürlüğü ileri bir tarihi tarihe bırakılmış olsa bile iptal edilen hükme hayatiyet verilemeyeceği ve uygulamaya devam edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. İdari Dava Daireleri Kurulu benzer yönde bir kararı zararların tazminini içerecek bir biçimde 2010 yılında da vermiştir.[2]

Danıştay’ın yukarıda değinilen kararları, hukuk öğretisinde kabul gören düşünceler ve Anayasa Mahkemesi'nin kimi kararlarından hareketle somut durumun değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda iptal kararının yürürlüğü ileri tarihe bırakılan 650 sayılı KHK’nin iptal edilen 36, 38, 39, 40 ve 41. Maddelerindeki yasakların bu gün ve ileriye dönük olarak uygulanıp uygulanamayacağına yanıt vermek gerekmektedir.

650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin iptal edilen 36. maddesi ile 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun hekimlik mesleğinin icrasına dair 12. maddesinin ikinci fıkrasına “uzman olanlar” ibaresinden sonra gelmek üzere, “657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 28 inci maddesi, 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun ek 27 nci maddesi, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 36 ncı maddesinin altıncı fıkrası ile 2955 sayılı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun 32 nci maddesi saklı kalmak kaydıyla” ibaresi eklenmiştir. Bu düzenleme ile yasak ve sınırlama getiren maddelere atıf yapılarak bu yasaklar çerçevesinde hekimlerin mesleklerini icra edebilecekleri belirtilmiştir.

1219 sayılı Yasanın 12. Maddesinde 650 sayılı KHK ile yapılan düzenleme görüldüğü üzere kendiliğinden bir yasak hükmü içermemekte, diğer yasalarda yapılan yasaklayıcı hükümlere atıf yapmaktadır. Atıf yapılan;
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 28. maddesindeki yasaklayıcı hüküm, 650 sayılı KHK’nin 38 inci maddesiyle,

2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 36. maddesindeki yasaklayıcı hüküm 650 sayılı KHK’nin 40. Maddesiyle,

926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununa eklenen ek 27. maddedeki yasaklayıcı hüküm, 650 Sayılı Kararname’nin 39. maddesiyle,

Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun 32. Maddesindeki yasaklayıcı hüküm ise 650 sayılı KHK’nin 41 inci maddesiyle getirilmiştir.

Tam Gün adı ile bilinen ve 21 Ocak 2010 tarihinde kabul edilen 5947 sayılı Yasa ile 1219 sayılı Yasanın 12. Maddesinde getirilen çalışma sınırlamaları Anayasa Mahkemesi'nin E.2010/29, K.2010/90 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Bu konuda Sağlık Bakanlığının ısrarlı bir biçimde sürdürdüğü hukuka aykırı uygulama işlemleri İdare Mahkemeleri ve Danıştay tarafından hukuka aykırı bulunmakta, bu doğrultuda kararlar verilmektedir.

Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi'nin E.2011/113 sayılı dosyada verdiği 18.07.2012 günlü kararı ve değinilen Yargı kararları birlikte değerlendirildiğinde;

Anayasa Mahkemesi kararı ile birlikte kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimlerin bu çalışmalarının yanı sıra muayenehane açarak mesleklerini serbest olarak icra edebilecekleri,
Anayasa Mahkemesi kararlarının idareyi bağlayıcı olması, Anayasa’nın üstünlüğü prensibi ve hukuk devleti ilkesi gereğince Anayasa Mahkemesi kararının ardından muayenehane açmak için yapılan başvuruların - muayenehane açmak için gerekli koşullara uygunluk sağlamak kaydıyla - idare tarafından kabul edilmesi gerekeceği,

İdare tarafından başvuruların reddedilmesi halinde idari yargıda bu işlemlerin iptali istemiyle dava açılabileceği ve Danıştay'ın yerleşik kararları doğrultusunda idare mahkemelerince Anayasa Mahkemesi kararıyla hukuka aykırılığı tespit edilmiş kurallar dikkate alınmadan karar verilebileceği,
650 sayılı KHK nedeniyle muayenehanesi İl Sağlık Müdürlükleri tarafından kapatılan ve bu işlemlerin iptali istemiyle idari yargıda dava açan hekimlerin muayenehanelerini açtıkları tarih dikkate alınarak kazanılmış haklarının korunması gerektiği,

Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerinde görevli öğretim üyelerinin uygulamalı eğitim öğretim ve araştırma amacı ile tanı ve tedavi hizmeti verebilecekleri, bu hizmetleri vermeleri halinde de emeklerinin karşılığı olan ücretleri ayrım yapılmaksızın almaları gerekeceği,

650 sayılı KHK’de getirilen çalışa sınırlamalarına uymak zorunda kalmaları nedeniyle zarara uğrayan hekimlerin maddi ve manevi zararlarının tazmininin idareden isteyebilecekleri verilmemesi halinde idari yargıya başvurabilecekleri,

Ekte tam metinlerine yer verilen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından verilen kararlar değişmediği sürece, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Yasa maddesi uyarınca kamu görevinden ayrılmak zorunda kalan ve bu işlemin iptali istemiyle dava açmayan hekimlerin Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliği ilkesi uyarınca eski görevine atanması istemiyle yaptığı başvurunun kabul edilmeyebileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Bu çerçevede;

- 650 sayılı KHK nedeniyle kamu görevinden ayrılmak zorunda kalan hekimlerin 657 sayılı Yasa'nın 97. maddesindeki sürelere uymak kaydıyla yeniden kamu görevine atanma isteminde bulunabilecekleri,

- 650 sayılı KHK nedeniyle kamu görevine son verilen ve bu işlemlerin iptali istemiyle dava açan hekimlerin ise açtıkları davalarda idarenin işleminin dayanağı olan Yasa kuralı iptal edilmiş olduğundan dosyalarında mahkemelerce verilecek iptal kararları üzerine kamu görevine devam edebilecekleri düşünülmektedir. Saygıyla sunulur.


Türk Tabipleri Birliği
Hukuk Bürosu

20 Temmuz 2012 Cuma

Tamgün yasası iptal edildi, şimdilik hekimler galip...

Anayasa Mahkemesi, 18.07.2012 tarihli toplantısında, 650 sayılı KHK’nın Tam Güne ilişkin düzenlemelerini iptal etmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin internet sitesinde yayınlanan açıklamada, tam güne ilişkin düzenlemelerin Bakanlar Kurulu’na KHK yapma yetkisi veren 6223 sayılı yetki kanununa aykırı olduğu, ayrıca kararda, iptal kararının gerekçeli kararın Resmi Gazete’de yayınlanmasından 6 ay sonra yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi kararında, hekimlerin serbest çalışma hakkına ilişkin düzenlemelerin esasına ilişkin bir tartışma yapılmadan, düzenlemenin yetki yasasına aykırı olduğu gerekçesine dayanılarak iptal kararı verildiği anlaşılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi kararının sonuç doğurabilmesi, gerekçeli kararın Resmi Gazete’de yayınlanmasından itibaren 6 ay sonra mümkün olabilecektir. Dolayısıyla bu tarihe kadar uygulama bugünkü şekliyle devam edecektir.

Hukuki süreçle ilgili gelişmeler hakkında meslektaşlarımız ayrıca bilgilendirilecektir.
Saygılarımızla.

Alıntı:İZMİR TABİP ODASI
.

5 Temmuz 2012 Perşembe

Üniversite hastaneleri Sağlık Bakanlığı'na , aile hekimlerine nöbet

BAZI KANUNLARDA  DEĞİŞİKLİK  YAPILMASINI  ÖNGÖREN TORBA YASA  TBMM GENEL KURULU'NDA YASALAŞTI.BAKALIM  TORBADAN  NELER  ÇIKMIŞ?

Nargile, 'tütün ürünleri' kapsamına alınarak, 'sağlığa zararlıdır' işlemine tabi tutulacak. Nargile artık 18 yaşından küçüklerin tüketimlerine sunulamayacak.

'TAM GÜN DELİNDİ'

Tam Gün Yasası nedeniyle üniversitelerde boşalan akademisyen kadrosuna dönük de düzenleme yapıldı. Kamu hastanelerinden istifa ederek özele geçen profesör ve doçentlerden sözleşmeli personel olarak yararlanılması hükme bağlandı. Buna göre, özel muayenelerde ya da özel hastanelerde çalışan profesör ve doçentler, kamuda ameliyat yapamazken, vakıf üniversitelerinin yanı sıra devlete ait eğitim ve araştırma hastanelerinde sözleşmeli eğitim görevlisi olarak çalışabilecek.

Üniversite hastaneleri, artık Sağlık Bakanlığı'nın oldu

Aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına ücreti karşılığında nöbet görevi verilebilecek.

Alıntı: Akşam/Ebru TOKTAR ÇEKİÇ

20 Nisan 2012 Cuma

Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır

Her tür popülizmin sonu felakettir. Sağlık sektöründe de iş böyledir. Türkiye’de sağlık sektöründe hizmet yelpazesinin kontrolsüz bir biçimde genişletilmesinin ben bir nevi popülizm olduğu kanaatindeyim. Gaziantep’te Doktor Ersin Aslan’ın hayatını kaybetmesine neden olan saldırı, sağlık sektöründeki popülizmde endazeyi kaçırmış olduğumuzun bir nişanesidir. Gelin bakın neden öyledir?

Aslında sağlık sektöründe, on yıllık popülizm döneminin sonuna doğru gitmekte olduğumuzun ilk somut işareti, geçenlerde özel hastanelerin vatandaşlardan alabildiği ilave ücret oranının yüzde 90’a çıkarılmasına dair karardı. “Almadan vermek Allah’a mahsustur” demeden genişletilen hizmet yelpazesinde bundan böyle hep artan ilave ücreti ve katkı payını göreceğiz. Sağlıkta cepten ödeme dönemine giriyoruz. Ya hizmetler sınırlanacak, ya hizmetin ve kullanılan malzemenin kalitesi azalacak ya da cepten ödemeye alışacağız.

Finansı düşünülmedi 
 
Türkiye’de son on yılda vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminde önemli bir mesafe alındı. Erişimin artması ile birlikte müşteri memnuniyeti de hızla arttı. Ne yazık ki, artan müşteri memnuniyetini sürdürülebilir kılmaya, memnuniyeti hızla arttırmak kadar önem verilmedi. Yaklaşan seçimler nedeniyle vurgu daha çok sağlık sektöründe hizmet yelpazesini genişletmek ve de vatandaşa para ödetmemek üzerineydi. Genişleyen ve hepimizi mutlu eden sağlık hizmetleri yelpazesinin nasıl finanse edileceği üzerinde pek durulmadı. Aynı biçimde, sağlık sektöründe artan özel hizmet sağlayıcıların sayısının kamudaki doktor havuzunun büyüklüğünü nasıl etkileyeceği üzerinde de fazla düşünülmedi.

Popülizm işte böyle bir şeydir. Arkasını fazla düşünmeden, bugün elinizde olanı cömertçe millete dağıtırsınız. Sonra bir bakarsınız, dağıtacak bir şey kalmamış. Bütün politikacılar meseleye aynı fıkradaki gibi bakarlar: Hani padişah vezirinden sıkılmış da adamı çağırtıp demiş ki, “benim bu eşeğe okuma yazma öğreteceksin.” Vezir de politikacıymış ama popülizmi bilirmiş. “Başüstüne, hünkarım” demiş. “Ama öyle hemen olmaz, şu kadar para, bu kadar saray, bir de bir yıl süre isterim.” “Olur” demiş padişah, vezirin kellesini alacağından emin bir biçimde. “Aman” demiş etrafta konuşmayı duyanlar, padişah yürüyüp gittikten sonra vezire dönüp, “sen manyak mısın? İsterse on yıl geçsin, eşek, nasıl okuma yazma öğrenir”. “Durun bakalım” demiş vezir gülerek, “bir yıl sonra kim öle kim kala. Eşek ölebilir, padişah ölebilir, ben ölebilirim” İşte popülist politikacı için, hayat böyledir.

Devletçilik hortladı
 
Şimdi biz sağlıkta hizmet yelpazesini hızla genişlettik. Bütçe kısıtı başımıza iş açtıkça ne yaptık? Önce ilaç şirketlerinden fiyat indirimi istedik. Bir kere. İki kere. Üç kere. Hep aynı şeyi yaptık. Fiyat indirttik. Sonra sağlık kurumlarına döndük. Bir kere. İki kere. Üç kere. Hep aynı şeyi yaptık. Fiyat indirttik. Sonra kamunun elindeki doktor havuzu kurumaya başlayınca. Tam gün dedik. Sağlık bakanımız “paragöz doktorlar” dedi. Sağlık sektöründe sözleşme hürriyetini askıya aldık. Sektörde 1930’ların devletçiliğini hortlattık. Baştan hesabını doğru yapmayan popülist sonra ne olur? Aynen böyle devletçi olur. Hürriyetleri kısıtlar. Bizimki de aynen öyle yaptı. Ama bakın sağlıkta deniz bitti. Deniz iki türlü bitti. Birincisi, devletin sağlık harcamalarının milli gelir içindeki ağırlığını artırmadan, genişletilen hizmet yelpazesinin yükünü taşıyabilmesi mümkün değildir.

Çözüm aranmalıdır. Türkiye’nin bundan böyle tamamlayıcı özel sağlık sigortasını zorunlu hale getirmesi bana
 kalırsa bir zorunluluktur.

İkincisi, mevcut sistemde kalite erozyonu giderek daha fazla gözle görünür hale gelmektedir. Bunun nedeni İdarenin popülizmidir. İdare’nin sağlık çalışanlarını hastaların önüne atan sorumsuz tavrı Dr. Ersin Aslan’ın hayatına mal olmuştur. Sağlık bakanlığı ise sütten çıkmış ak kaşıktır.

Popülizmin sonu hep felakettir. Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır.

Alıntı : Radikal / Güven SAK

25 Şubat 2012 Cumartesi

Özelde çalışan doktor muayenehaneyi kapatsın!!

İl Sağlık Müdürlükleri tarafından özel sağlık kuruluşlarına gönderilen yazılarla, muayenehanesi olan aynı zamanda özel hastane ve tıp merkezi gibi özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin iki yerde birden çalışamayacağı bildirilmiştir.

İzmir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından bir özel hastaneye gönderilen yazıda, hastanede çalışan aynı zamanda muayenehanesi olan hekimlerin isimleri listelenmiş ve bu hekimlerin hastanedeki görevlerine devam edebilmesi için muayenehanelerini kapatması, muayenehane faaliyetine devam edecekse hastanedeki görevinden ayrılışının yapılması gerektiği belirtilmiştir.

Bu yazıda ayrıca, 10.11.2011 tarihine kadar hekimlerin hastaneden ayrılışının yapılması veya muayenehanelerini kapatmaları gerektiği bildirilmiştir.

İzmir İl Sağlık Müdürlüğü’nün bu işlemine karşı, özel hastanede çalışan hekimler adına İzmir Tabip Odası Hukuk Bürosu tarafından dava açılmıştır. İzmir 3. ve 4. İdare Mahkemesi tarafından yapılan yargılamalar sonucunda, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü işlemlerinin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

Kararda; Anayasa Mahkemesi’nin Tam Gün ile ilgili verdiği karara atıf yapılarak şu gerekçelere yer verilmiştir.

“….Anayasa Mahkemesince söz konusu düzenlemenin iptali ile hekimlerin anılan maddede üç bent halinde sayılan sağlık kurum ve kuruluşlarından yalnızca birinde çalışabileceği yolundaki kısıtlamanın ortadan kaldırıldığı, dolayısıyla hekimlerin söz konusu sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışmalarına ve özel muayenehane açmalarına imkan tanındığı açıktır.
Öte yandan, maddenin üçüncü fıkrasında yer alan “ikinci fıkranın her bir bendi kapsamında olmak kaydıyla birden fazla sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışabilir” ibaresinin Anayasa Mahkemesi’nin sözü edilen iptal kararı ile birlikte değerlendirilmesi sonucunda, özel muayenehaneler sağlık kurum ve kuruluşu olmadığı için ( c ) bendi kapsamında sayılamayacağından, özel muayenehane işleten bir hekimin aynı zamanda (a), (b), ( c ) bentlerinde sayılan sağlık kurum ve kuruluşlarının birden fazlasında da mesleğini icra edebilmesinin önünde hukuki bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Yukarıda alıntısı yapılan Anayasa Mahkemesi karar gerekçesi ve yapılan açıklamalar karşısında, hekimlerin özel hastanede çalışıp aynı zamanda muayenehane işletmelerinin önünde hukuken bir engel bulunmadığı açıktır.
Bu durumda, İzmir Özel Gazi Hastanesinde çalışan ve aynı zamanda muayenehane işleten davacının hastanedeki görevine devam edebilmesi için muayenehanesini kapatması, aksi takdirde hastaneden ayrılışının yapılması yolundaki dava konusu işlemde mevzuata ve hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”

Daha önce yaptığımız değerlendirmelerde de vurguladığımız üzere, Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlüğü’nün Anayasa Mahkemesi kararını ısrarla yanlış yorumladığı ve uyguladığı açıktır. Hekimlerin çalışma alanlarını sınırlayan Tam Gün düzenlemeleri hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen gerekçeli karar ve Danıştay 5. Dairesi’nin değerlendirmeleri birlikte değerlendirildiğinde, muayenehanesi olan hekimlerin özel hastanelerde çalışmasının kısıtlanması hukuka ve yargı kararlarına açıkça aykırıdır.

Benzer nitelikte birçok yargı kararı, İzmir, İstanbul, Ankara ve Denizli gibi illerde verilmiştir. Yargı kararlarının bağlayıcılığı ve gerekçeleri ile birlikte uygulanması gerekliliği karşısında, Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlüğü’nün hekimlerin mağdur olmasını engelleyici çözümler üretmesi gerektiği açıktır.

İzmir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından özel hastanelere gönderilen 17.01.2012 tarihli, 6325 sayılı yazı ile Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarında yer verilen gerekçelere aykırı şekilde yeni uygulamalar yapılarak hekimlerin özel sağlık kuruluşlarında çalışmalarını kısıtlayıcı uygulamalara gidilmektedir.

Yargı kararları, gerekçeleri bir bütündür. İdarenin yargı kararlarını yorumlama ve gerekçelerini dikkate almama hakkı ve insiyatifi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve yerel idare mahkemeleri tarafından verilen birçok karara rağmen, hekimlerin özel sağlık kuruluşlarında çalışmalarını kısıtlayıcı düzenlemeler ve uygulamalar iyiniyetli değildir.

Özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin çalışma alanlarına ilişkin kısıtlayıcı uygulamalar Oda’mızca değerlendirilmekte olup bu düzenlemelere karşı da en kısa süre içinde yargı yoluna başvurulacaktır.

Alıntı: izmirtabip.org

6 Ocak 2012 Cuma

Fatura hekime kesilecek

SGK Başkanı Fatih Acar, Kanal 24 Moderatör programında özel hastanelerin sözleşmelerine hatanın faturasının doktora kesileceğine yönelik eklemeler yapılacağını açıkladı.

Acar yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Özel hastanelerin şöyle bir bildirimi olmuştu ‘Burada bizim hastane olarak bir kusurumuz yok. Hastanemizde onlarca, yüzlerce hekim çalışıyor. Bu hekimin yaptığı hatadan dolayı biz hastane olarak cezalandırılıyoruz.” Biz şimdi hekimin sorumlu olacağı bir sistemi de getiriyoruz sözleşmelere. Hekime müracaat edip hekimden bu cezai tahsilatı  yapabileceğimiz bir  düzenlemeye gidiyoruz.

Alıntı : medimagazin

17 Aralık 2011 Cumartesi

Kamu hastanelerinde özel hastaneler gibi ücret ödeniyor

AKP iktidarı ile birlikte hayata geçirilen Sağlıkta Dönüşüm Programı kamusal sağlık hizmeti anlayışını ortadan kaldırdı. Kamu hastanelerinde, hastalardan “muayene ücreti, ilaç ve reçete katılım payları” altında alınan ücretler, neredeyse orta sınıf bir özel hastaneden alınan ücretle eşdeğer hale geldi. Tabip odaları ve hekimler, kamudan alınan ve sembolik olduğu iddia edilen kesintilerin özel hastanelerden alınanlara yaklaştığını belirterek “Kamu hastaneleri diye bir kavram kalmadı. Kamusal sağlık anlayışında bu kadar katkı-katılım payı olmamalıdır. Sosyal devlet anlayışı nerede?” diye sordular.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu, “Kamu hastanelerinden 8 TL, özel hastanelerden ise 15 TL muayene ücreti alınıyor. Özel ayrıca bunun dışında yüzde 30 ile 70 oranında değişen fark ücreti alıyor. Bunun üzerine her iki kurumdan da ilaç, reçete payları adı altında yurttaştan para alınıyor. Hükümetin temel politikası kamu-özel bütün kurumların birbiri ile rekabet halinde çalışan sağlık ortamını yaratmaktır. AKP ile birlikte kamu hastaneleri diye bir kavram kalmadı” dedi. Bilaloğlu, yurttaşların kamu hastanesine gittiğinde, vergisini vermesine ve primini ödemesine karşın ayrıca cebinden de bir ücret çıkmasını eleştirerek şunları kaydetti:

“Kamu hastanelerinden alınan ücretler, bazı özel hastanelerden alınan ücretlere yaklaşıyor. Reçete başına 3 TL gibi uygulamalarla ödemeler artacak. Türkiye’de insanlar sağlık hizmeti alırken tüketici konumuna geldiler. Nasıl ki bir mağazaya gittiğinizde, örneğin ‘Bedava. Şimdi al 5 ay sonra öde’ deniliyor ve o anda herhangi endişe duyulmuyorsa, sağlıkta da ‘ücretsiz gel muayeneni ol’ algısı oluşuyor. Hasta, muayene oluyor ve 3 ay sonra emekli maaşında kesintiyi görüyor.”


Özel hastanelerle yarışıyor

İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ali Çerkezoğlu ise kamusal sağlık anlayışının devletin sorumluluğundaki sağlık anlayışı olduğunu, bu kadar yüksek miktarda katkı-katılım payının olmaması gerektiğini vurgulayarak “Çok sembolik olması gereken, öyle olduğu iddia edilen şey şu an da fiilen neredeyse özel hastanelerin aldığı paralara eşdeğer hale gelmiş durumda. Aynı aileden 3 kişi hastalansa ve kamu hastanesine gitse 100 TL’ye yakın ödeme yapmak zorunda kalabiliyor. Bu nasıl bir sosyal güvenlik anlayışı” diye sordu.

İstanbul Eczacı Odası Başkanı Semih Güngör de kamu hastanelerinden alınan katkı-katılım payı ücretlerinin özellikle emeklileri olumsuz etkilediğini belirterek “Emekliler maaşlarını alana dek kesintiyi bilmiyor. Ne zaman ki maaşını alıyor o zaman kesintinin ne kadar olduğunu görüyor. Hastalara, ne kadar kesinti yapıldığını gösteren reçetenin çıktısını veriyoruz. İnsanlar reçetelerinden kesintilerini takip edebilir” dedi.

Alıntı: Cumhuriyet

3 Aralık 2011 Cumartesi

Başbakan Tam Gün'ü deldi

Önce..  Başbakanımıza geçmiş olsun, Allah uzun ömür versin..
Sonra..
Sağlık Bakanı, lütfen istifa eder misiniz?
Niye mi?
Kendi koyduğunuz kuralı, (dayattığınız kuralı desek daha doğru olur da) kendiniz çiğnediğiniz için..
Deldiğiniz için..
Hiçe saydığınız için!
*
Üniversitelerde performansa girmeyen hocaların, hastaları muayene etmesini, ameliyat yapmasını yasaklamadınız mı?
Yasakladınız..
Bunu yasa ile yapmaya çalıştınız, Anayasa Mahkemesi’nden döndü.. Mahkeme iptal etti..
Sen misin eden..
Adalet Bakanlığı’nı ilgilendiren kanun hükmündeki kararnamenin içine iki satır konuldu, el mi yaman bey mi yaman vaziyeti oldu.. Milli iradeyim; kardeşim istediğimi yaparım anlayışı yani!
İtiraz eden Hoca’lara kapı gösterildi..
Muayenehanesi olanlara..
Özel hastanede çalışan Hoca’lar üniversitede ders verir ama hastalara el süremez dendi..
Ne yapalım, emir demiri keserdi..
Kesti de..
Acil hastalara, kanser hastalarına bile el sürülmedi..
Yasaktı!
Hoca’lar ya emekliye ayrıldı ya da iki yıllığına izne çıktı..
En değerli Hoca’ların çoğu gitti..
Tıp Fakültesi’nde okuyan öğrenciler Hoca’sız kaldı..
*
Bu durum Cumhurbaşkanı’na da anlatıldı..
Başbakan’a da..
Eylem de yapıldı, dinleyen, ilgilenen olmadı..
*
Prof. Dr. Dursun Buğra da Sağlık Bakanı’nın üniversiteden uzaklaştırmak istediği Hoca’lardan biriydi..
İstanbul Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim dalı öğretim üyesiydi..
Dalında en iyilerden..
Ünlülerinden..
Kararnameden sonra diğer Hoca’lar gibi o da emekliliğini istedi.. Üniversiteden ayrıldı, Amerikan Hastanesi’ne gitti..
Özel’e.. Devletten kovulduğu için!..
*
Aradan çok zaman geçmedi..
Başbakan’ın ameliyat olması gerekti.. Marmara Üniversitesi’nin hastanesine yattı..
Koşa koşa gittiler, üniversiteden ayrılmaya zorladıkları Prof. Dr. Dursun Buğra’nın kapısını çaldılar..
En iyilerinden biri de oydu..
Laparoskopi denilen kapalı yöntemle ameliyatı o yaptı..
Marmara Üniversitesi’nin hastanesinde..
*
Gelelim sorulara..
Hani..
Özel hastanede çalışan..
Muayenehanesi olan, üniversite hastanelerinde hastalara el bile süremezdi..
Yüzlerce Hoca bu sebeple izne çıkmadı mı, emekli olmadı mı?
Prof. Dr. Buğra bu yüzden üniversiteden ayrılmadı mı?
Ne oldu?
Üniversite hastanesine çağrılarak, ameliyat yaptırılarak kararname delindi mi?
Delindi!
*
Efendim o Başbakan!..
Tamam da Başbakan’ınki de can vatandaşınki de can.. Vatandaşa yasak, Başbakan’a serbest olur mu?
Hepimizin canı can..
Yarın öbür gün Cerrahpaşa’ya yatan bir hasta, özel  hastanede çalışan bir profesöre ameliyat olmak isterse   ne olacak?
Bırakın özel hastaneyi aynı üniversitede ders veren bir Hoca’ya muayene olmak isterse!..
Yasak mı denilecek?
*
İşin gerçeği ortaya çıktı..
Demek ki kararname yanlışmış!..
Demek ki kararname ünlü Hoca’ları üniversiteyi terk etmeye zorlamış..
Demek ki Buğra gibi Hoca’lara artık parası olan ulaşacak..
Kıt kanaat geçinen vatandaş değil..
*
Sağlık Bakanı’nın getirdiği düzen bu..
Kendi koyduğu kuralı kendi deldiyse istifa etsin demekte haksız mıyım?

Alıntı : Mehmet TEZKAN - MİLLİYET

16 Eylül 2011 Cuma

Başbakan dedi ki:Bu millete hizmette varsan tam gün gel çalış

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kayseri’de Şehir Hastanesi'nin temel atma törenine katıldı. Burada vatandaşlara hitap eden Erdoğan, sağlıkta doktorlarla ilgili çıkartılan Tam Gün Yasasını değerlendirdi. Erdoğan, şöyle konuştu: "Hastanelerde koğuş sistemi kalktı. Eskileri restore ediyoruz. Yeniliyoruz. Yenilerde tek yatak ve iki yataklı odalar var. Her odada tuvalet ve banyosu var. Eskiden koğuş sistemi vardı. Kuyrukta insanlarımız beklerdi. Bizden önceki iktidarların halkına nasıl baktığının ifadesiydi bu. Hastaneye sağlıklı giden sağlıksız çıkardı. Hasta giden derdine derman bulamazdı. 8 ay sonrasına film için gün verirlerdi. 7 ay sonraya yatmak için gün verirlerdi. Bazı doktorlar hastanede muayene yapmaz, muayenehanesinin adresini verirdi. Yaşadık bunları. Tam gün yasa deyince rahatsız oldular. Niye tam gün yasasından rahatsız oldular. İstiyorlar ki, yarım gün hastane yarım gün muayenehane olsun. Bu millete hizmette varsan tam gün gel çalış diyoruz. Bu devlette mühendis olarak mimar olarak çalışanlar, tam gün yasanına tabi de sen niye part time çalışacaksın. Doktormuş. O da doktor gibi hizmet ediyor. O da bu devlete hizmet ediyor. Sende hizmet ediyorsun."

Başbakan Erdoğan, bu ülke insanının evlatlarını ülkeye faydalı olması için okuttuğunu ifade ederek, "Ayrımcılık olamaz. Eğer ayrımcılık varsa burada ideoloji vardır. Biz buna müsaade etmeyeceğiz. Biz bu milletin evlatlarının hizmet ehli olduğunu biliyoruz. Hizmete çağırıyoruz. Az para veriliyormuş. Döner sermayeden aldıklarını nereye koyuyorsunuz. Bunları da ortaya koyun. Çok fazla para kazınırsın. Ama biraz da az para kazanmaya alış. Ne olacak ki?" diye konuştu.

"750 MİLYAR LİRAYA MAL OLACAK"

Erdoğan, bu hastanelerle Türkiye’de yeni bir dönemi başlayacağını anlatarak, "Buranın maliyeti bize yaklaşık 750 milyar lira olacak. Aynı şekilde bugün raylı sistem temeli olacak. Onun maliyeti 250 milyar lira olacak. Diğer tesisler 140 milyar lira. Yani bir milyar 140 milyon liralık temel atma ve açılış töreni var. Nerede Kayseri’de yapıyoruz. Bu çok önemli." dedi.

Başbakan Erdoğan, daha sonra eşi Emine Erdoğan, Enerji ve tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Milli Eğitim bakanı Ömer Dinçer, Tarım ve Gıda Bakanı Mehdi Eker, Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile birlikte toplu temel atma ve açılışları gerçekleştirdi.

Projeler ise şunlar, bin 600 yatak kapasiteli Türkiye’nin ilk şehir hastanesi ile Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin Raylı sistem ikinci etabı olan Talas güzergahının temeli atıldı. Yine Büyükşehir Belediyesi’nin yaptırdığı eğlence merkezi Anadolu Harikalar Diyarı’nın temeli de bu törende atılmış oldu. Erciyes Üniversitesi’nin Merkez Yemekhane binası, spor salonu, mühendislik fakültesi ek binasının açılışları yapıldı. Kocasinan Belediyesi’nin Kuşçu Yamula Barajı kenarına yaptırdığı sosyal tesislerin, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün çimlendirilen ve modern binalarına kavuşan Argıncık 1 ve 2 nolu futbol sahaları, Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Kocasinan Ahmet Paşa İlköğretim Okulu, Kocasinan Ahi Evran Teknik ve Endüstri Melsek Lisesi, Talas Şehit Nuri Aydın Sağır Anadolu Liseleri de törenle açılarak hizmete girdi.

Alıntı: medimagazin.com

Tamgün'de durum:Doktor var ama muayene yok

26 Ağustos'ta Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan kanun hükümünde kararname ile tıp fakültelerinde muayenesi olan öğretim üyelerine getirilen muayene ve tedavi yasağı tıp fakültesi hastanelerini felç etti.
Kararnamenin ardından tıp fakültelerinde görev yapan öğretim üyeleri peşpeşe istifa ederken hastanelerde görev yapan öğretim üyelerine konan hasta muayene ve tedavi yasağı nedeniyle vatandaş doktora ulaşmakta zorluk çekiyor, muayeneler yapılmadığı gibi planlanan ameliyatlarda yapılamıyor.

Uygulamanın mağduru ise yine vatandaş oldu. Tıp fakülteleri hastanelerine giden vatandaşlar karşılarında doktor bulamıyor, acil ameliyatlar için bile gün verilemiyor.

HASTA VE HASTA YAKINLARI KARARA TEPKİLİ

Tam gün yasası nedeniyle istifa ederek kamudan ayrılan öğretim üyelerinin yarattığı eksiklik doldurulmadan KHK ile kamudaki doktorlara hizmet yasağı getirilmesi vatandaşın doktorlarşı bağlantısını tamamen kopardı. Bazı hastanelerde aylardır ameliyat için sıra bekleyen hastaların olduğu gibi yeni hastalara tedavi için tarih verilemiyor.

Hastanede doktor olmasına rağmen sağlık hizmeti alamayan hasta ve hasta yakınları şaşkın ve çaresiz. Sorunun ne zaman çözüme ise bilinmiyor.

Tıp fakültelerinde uygulanan muayene ve tedavi yasağı nedeniyle hizmet almakta zorlanan vatandaş devlet hastanelerine akın ediyor.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Sema Umut, istifa eden öğretim üyelerinin sayısı ile ilgili bir tespitleri olmadığını ve hastanenin hemen hemen tüm branşlarında vatandaşa hizmet veremediklerini vurguladı.

DOKTOR VAR AMA MUAYENE YASAK!

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı konu ile ilgili bir açıklama yapmaktan kaçınırken hazı hastane yetkilileri hastanenin pek çok ana bilim dalında görev yapan öğretim üyesinin uygulamayı protesto ederek kurumdan istifa ettikleri kalan öğretim üyelerinin hastanede bulunmasına rağmen ise yasak nedeniyle vatandaşa hizmet veremediği dile getirildi.

YÖK VE BAKANLIK SESSİZ

Tıp fakültelerinin bağlı olduğu YÖK ise her zaman olduğu gibi sessizliğini koruyor.Gelişmeler hakkında görüşlerine başvurduğumuz YÖK ve bakanlık yetkilileri görüş bildirmekten kaçınıyor.

OLAY BİR SKANDAL!

Olayı hukuk skandalı olarak niteleyerek tıp fakültelerinde yaşana krizi Gazeteport'a değerlendiren Türk Tabipleri Birliği Merkez Konsey Üyesi Dr. Osman Öztürk, hükümetin ve bakanlığın tam gün konusundaki inadı nedeniyle tıp fakültelerinde ciddi bir sıkıntı yaşandığıını ve milyonlarca hastanın hizmet almasının engellendiğini söyledi.

BAKANLIĞIN İNADI VATANDAŞI MAĞDUR EDİYOR

Öztürk şunları söyledi:"Bakanlığın anlamsız tam gün inadını maalesef konuyu buralara kadar taşıdı. Şu an tıp fakültelerinde yaşanan tablo akut bir tablo.Kararname akıl alacak gibi değil. Bir doktor hastanede çalışacak ama hastaya el süremeyecek. Sadece bilimsel çalışma ve faaliyetlere katılacak. Sorunun nasıl çözüleceğini bizde bilmiyoruz.Kabul edilebilir ve sürdürülebilir bir durum değil"

Özellikle Anadolu'da bulunan tıp fakültelerinde durumun daha vahim olduğuna dikkat çeken Öztürk, "Anadolu'daki bazı tıp fakültelerinde bazı bölümlerde sadece 3 hoca var. Bunların üçü de tam zamanlı değil çalışan öğretim üyesi değil. Bunlarda hasta bakamayacak. Peki vatandaş ne yapacak? Doktor var hastanede ama yasak nedeniyle hasta bakamayacak.Bu anlaşılabilir bir durum değil. Bakanlık tam gün konusunda dediği noktaya gelebilmek için sınırları zorluyor ve karar alıyor. Kararın nelere malolacağını düşünmüyor" dedi.

Tam Gün yasası sonrası doktorların yüzde 90'ının muayanehanesini kapattığını ve kamuda çalışmayı sürdürdüğünde altını çizen Osman Öztürk, muayenehanesi olmayan doktorlarında bakanlığın dayattığı performans uygulamasından tepkili olduğunu söyledi.

ÖZEL HASTANELER DOKTOR MAAŞLARINI DÜŞÜRÜYOR

Asıl meselenin baştan bu yana doktor emeğinin ucuzlatılması olduğunu ifade eden TTB Birliği Merkez Konsey Üyesi Öztürk, şu değerlendirmelerde bulundu:"Tam Gün yasası,ithal doktor kararı ve bu kararname doktorların emeğini ucuzlatmaktır. Özel hastanelerde şimdi doktora ödedikleri ücreti düşürmeye başladılar".

KHK NE DİYOR?

Danıştay'ın durduğu Tam Gün Yasası'nı kanun hükmünde kararname ile uygulamaya koyan hükümet, Adalet Bakanlığı'nın çıkardığı kanun hükmünde kararname kamu sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin mesai dışında muayenehane açarak ya da bir kuruluşta çalışması yasaklandı.Kararnamede şöyle dendi:

1- 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na bağlı olarak kamu sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin mesai dışında muayenehane açarak ya da bir kuruluşta çalışarak meslek icra etmeleri yasaklanmıştır.

- Çalışma yasaklarının istisnaları ise özel olarak izin verilen durumlardır. Bunlar;

- Kurum tabiplikleri ile mahalli idarelerde çalışan hekimler 1219 Sayılı Yasanın 12. Maddesindeki özel düzenleme nedeniyle işyeri hekimliği yapmaya devam edebilecektir.

-Üniversitelerde öğretim üyesi olanlar, üniversitede yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak, döner sermaye faaliyetleri kapsamında gelir elde edilen faaliyetlerde bulunmamak ve hiçbir biçimde ek ödeme almamak kaydı ile mesai sonrası sağlık kuruluşlarında ya da muayenehanelerinde çalışabilecektir.

- GATA öğretim üyeleri de diğer öğretim üyeleri gibi hasta muayenesi ve tedavisi yapmamak ve ilgili yasalar uyarınca ödenen tazminat ve ek ödemelerden yararlanmamak kaydı ile mesai sonrası meslek icra edebilecektir. GATA dışında çalışan TSK personeli hekimler hiçbir biçimde mesai sonrası mesleklerini serbest olarak icra edemeyecektir."

Alıntı:HATİCE NAZLI AYDOĞAN, GAZETEPORT

29 Ağustos 2011 Pazartesi

TTB'den Tamgün değerlendirmesi

1- Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler:

657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 28. maddesine bir ek yapılarak kamu sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin mesai dışında muayenehane açarak ya da herhangi bir kuruluşta çalışarak meslek icra etmeleri yasaklanmıştır. Yasak geçiş dönemi hükmü olmadığından 26 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Esasen Anayasanın 2. maddesi uyarınca Sağlık Bakanlığı’nın bir genel yazı ile bu konuda gerekli geçiş süresini hekimlere tanıması zorunludur. Yasağa ilişkin KHK hükmü Anayasa Mahkemesinin “tam gün” yasasında verdiği iptal kararına ve bu kararda yer verdiği Anayasanın 17 ve 56. maddelerine aykırıdır. Bu yasağın bir sonucu olarak üniversite dışındaki kamu kuruluşlarında çalışan hekimlerin muayenehaneleri il sağlık müdürlükleri tarafından kapatılabilecektir. Yapılan bildirime karşın hekimlerin çalışmalarına devam etmeleri halinde 657 sayılı Kanunun 125. maddesi uyarınca kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verilebilir.

KHK’nin bu hükümlerine karşı doğrudan TTB’nin ya da hekimlerin iptal davası açma hakları yoktur. Bu hükümlere karşı Cumhuriyet Halk Partisi 26 Ağustosu takip eden 60 gün içinde Anayasa Mahkemesinde iptal davası açabilir. Memur hekimler muayenehanelerinin kapatılması ya da ceza verilmesi işlemlerine maruz kalmaları halinde bu işlemlere karşı idari yargıda iptal davası açabilir. Bu davada yasağa ilişkin kanun hükmünün anayasaya aykırılığını ileri sürüp, itirazın görüşülmek üzere Anayasa Mahkemesine gönderilmesini isteyebilirler. Bu konuda sürdürülen hazırlıklar kısa sürede üyelerimizle paylaşılacaktır.

2- Kurum hekimleri ve mahalli idarelerde çalışan hekimler:

Kurum tabiplikleri ile mahalli idarelerde çalışan hekimler de üst maddede belirtilen hükümler nedeniyle muayenehane açamayacak ya da özel sağlık kuruluşlarında mesai sonrası çalışamayacaktır. Ancak 1219 Sayılı Yasanın 12. Maddesindeki özel düzenleme nedeniyle işyeri hekimliği yapmaya devam edebileceklerdir.

3-Tıp Fakültesi öğretim elemanları ve öğretim üyeleri:

2547 sayılı Yükseköğretim Yasasının 36. maddesine eklenen bir fıkra ile Öğretim elemanlarının 657 sayılı Yasanın 28. maddesinde belirtilen yasaklara tabi olduğu belirtilmiştir. 2547 sayılı Yasada öğretim elamanı tanımı sorunlu olmakla birlikte yardımcı doçent, doçent ve profesör dışında kalan tıp fakültesinde çalışan hekimler ve tıp uzmanlarının bu kapsamda sayıldığı anlaşılmaktadır. Üniversitelerin mediko sosyal merkezlerinde çalışan hekimler bu kapsama girmemekle birlikte öğretim üyesi de olmadıklarından durumlarına ilişkin sorunlar devam etmektedir.

KHK’ye göre öğretim üyeleri ise yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak, döner sermaye faaliyetleri kapsamında gelir elde edilen faaliyetlerde bulunmamak yani hastalara tanı ve tedavi hizmeti vermemek ve hiçbir biçimde ek ödeme almamak kaydı ile mesai sonrası sağlık kuruluşlarında ya da muayenehanelerinde çalışabilecektir. İsterlerse 26 Ağustos 2011 tarihinden itibaren iki yıla kadar ücretsiz izin verilebilecektir. Ancak mesai sonrası çalışan öğretim üyelerinin; rektör, dekan, enstitü, yüksekokul ve konservatuar müdürü, bölüm başkanı, anabilim ve bilim dalı başkanı, başhekim ve bunların yardımcısı olmaları yasaklanmıştır.

Öğretim üyelerine yönelik düzenlemeyi Anayasa Mahkemesinin 5947 sayılı Yasa ile getirilen çalışma yasağını iptal ettiği kararına uygun olduğu ileri sürülecektir. Oysa bütünüyle Yüksek Mahkeme kararına aykırıdır. Kararın arkasından dolanılarak Anayasaya aykırı düzenleme yeniden hayata geçirilmiştir.

2547 sayılı Kanun uyarınca Tıp Fakültesi Hastaneleri ‘Uygulama ve Araştırma Merkezi’ statüsündedir. Merkezler Kanunda “Yükseköğretim kurumlarında eğitim öğretimin desteklenmesi amacıyla çeşitli alanların uygulama ihtiyacı ve bazı meslek dallarının hazırlık ve destek faaliyetleri için eğitim-öğretim, uygulama ve araştırmaların sürdürüldüğü yükseköğretim kurumu” olarak tanımlanmıştır. Öğretim üyelerinin tıp fakültesi hastanelerinde sağlık hizmeti vermeleri uygulamalı eğitim öğretim faaliyetidir.

Tıp fakültesi öğretim üyelerinin yapacakları eğitim faaliyetlerinin pek çoğu teorik ders anlatma değil, tıp, tıpta uzmanlık ve yan dal uzmanlık eğitimi gören asistanların uygulamalı olarak yetiştirilmesidir. Tıpta uzmanlık eğitimine ilişkin mevzuatta da tıpta uzmanlık ve yan dal uzmanlık eğitiminin eğitim sorumluları tarafından verileceği, eğitim sorumlularının profesör, doçent ve en az üç yıllık uzman olan yardımcı doçentler olduğu, uzmanlık öğrencisinin, eğitim sorumlusunun gözetim ve denetiminde araştırma ve eğitim çalışmalarında ve sağlık hizmeti sunumunda görev alacağı belirtilmektedir.

Oysa laboratuar işlemleri, poliklinik hizmetleri, her türlü girişimsel işlemler döner sermaye geliri elde edilen işlemlerdir. Bu hizmetlerin bütünü ile üçüncü basamak sağlık hizmeti verilmektedir. KHK ile getirilen düzenlemeye göre mesai sonrası çalışan öğretim üyelerinin ileri sağlık hizmeti sunarak eğitim öğretim faaliyetlerini sürdürmesi yasaklanmak istenmektedir. Bu durum Anayasa Mahkemesinin 5947 sayılı yasaya ilişkin kararını gerekçesinde “Üniversitelerde ders verme öğretim elemanı olarak çalışmanın doğal bir sonucudur. Yükseköğretim kurumlarında 2547 sayılı Yasa’da belirtilen amaç ve ilkelere uygun biçimde önlisans, lisans ve lisansüstü düzeylerde eğitim - öğretim veuygulamalı çalışmalar yapmak ve yaptırmak, proje hazırlıklarını ve seminerleri yönetmek öğretim elemanlarının öncelikli görevleri arasındadır.” tespiti yapılmıştır. Devamında ise “..getirilen bu sınırlamalar, üniversitelerdeki bilim özgürlüğü ve bilimsel özerkliğin gereği olan her türlü bilimsel faaliyeti engelleyici nitelikte olamaz. İptali istenen düzenleme ile üniversitelerin bilim verilerini yaymak, ulusal alanda gelişime ve kalkınmaya destek olmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek gibi görevlerini yerine getirmesinin engellendiği…Bu durumun Anayasa’nın 130. maddesi ile bağdaşmadığı” sonucuna varılmıştır. KHK ile öğretim üyelerin tıp fakültesinde Anayasanın 130. maddesinden kaynaklanan işlevlerinin ortadan kaldırılmaya çalışılması Anayasaya aykırı bir girişimdir.

Tıp Fakültelerinde mesai sonrası çalışan öğretim üyesi hekimler, Anayasanın 130. maddesi uyarınca öğretim üyesi işlevini yerine getirmeye, uygulamalı olarak ileri sağlık hizmeti vererek tıp, tıpta uzmanlık ve yan dal uzmanlık eğitimi vermeye devam etme hakkına sahiptir. Ancak KHK ile getirilen yasak sonucunu temel işlevlerini yerine getirdikleri için muayenehanelerinin kapatılması, özel sağlık kuruluşlarında çalışma ruhsatlarının iptal edilmesi gibi yaptırımlarla yüzyüze gelebilirler. Bu işlemlere karşı dayanak KHK hükmünün anayasaya aykırılığını ileri sürerek idari yargıda yürütmenin durdurulması istemi ile iptal davası açabilirler. Bu konudaki TTB çalışmaları üyelerimizle paylaşılacaktır.

4- GATA VE TSK’nde çalışan hekimler ve öğretim üyeleri:

KHK ile 2955 sayılı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanunun 32. maddesine eklenen fıkra ile GATA öğretim üyelerinin de diğer öğretim üyeleri gibi hasta muayenesi ve tedavisi yapmamak ve ilgili yasalar uyarınca ödenen tazminat ve ek ödemelerden yararlanmamak kaydı ve Genelkurmay Başkanlığının izni ile mesai sonrası meslek icra edebilecekleri düzenlenmiştir. Ancak GATA öğretim üyelerinin askeri öğrenciler, yükümlü erbaş ve erler ile kimi özel gruplar kapsamında değerlendirilen hastalara yönelik sağlık hizmeti verebilecekleri düzenlenmiştir.

1632 Sayılı Askeri Ceza Kanunun Ek 3. maddesinde yer alan Askeri doktorların çalışma saatleri dışında hekimlik yapabileceklerine ilişkin hüküm kaldırılmıştır. 926 Sayılı TSK Personel Kanuna çalışma yasağına ilişkin Ek 27. Madde eklenmiştir. Bunların sonucunda GATA dışında çalışan TSK personeli hekimler mesai sonrası mesleklerini serbest olarak icra etmeleri yasaklanmıştır. Bu hekimler yönünden de bireysel işlemlere karşı anayasaya aykırılık itirazı ile idari yargıda iptal davası açılması olanaklıdır.

5- Özel Sağlık Kuruluşlarında, vakıf üniversitelerinde ve muayenehanelerinde çalışan hekimler:

650 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede bu grupta yer alan hekimlerin çalışma koşullarında değişiklik yapan hükümler yoktur. Sağlık Bakanlığının muayenehanesi olan hekimlerin özel sağlık kuruluşlarında çalışamayacağı veya SGK’lı hasta bakamayacağı veya kadrolu olarak bir özel sağlık kuruluşunda çalışmadan kısmi zamanlı bir özel sağlık kuruluşunda çalışamayacağına ilişkin hukuka aykırı uygulamalarına ilişkin Danıştay ve idare mahkemeleri tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararları bulunmaktadır.Bu kararlara TTB web sayfasından hukuk haberleri bölümünden ulaşmak mümkündür.

Alıntı : ttb.org

28 Ağustos 2011 Pazar

Akdağ: Kimse milletin iradesinin üzerinde değil

Hekimlerin muayenehaneyi ya da devlet hastanesini seçmesine dayanan Tam Gün Yasası yargı engeliyle karşılaşınca, düzenlemeyi kanun hükmünde kararname (KHK) ile geçiren hükümet, KHK’yı “millet iradesi” ile savundu. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, KHK’nın yeniden yargıya taşınması olasılığı için “Hiç kimse milletin iradesinin üzerinde değil” dedi. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ise yeni yasama yılına giren TBMM iradesinin KHK ile by-pass edildiğini bildirdi. TTB Başkanı Eriş Bilaloğlu, KHK için, “Yargı ne kadar kaldıysa mücadele edeceğiz” dedi.

‘TTB’nin yetkisi yok’

Yargı tarafından iptal edilen Tam Gün Yasası’nın KHK içinde çıkarılmasıyla ilgili Erzurum’da A.A.’ya açıklama yapan Akdağ, düzenlemenin bir kez daha yargıya götürüleceği tartışmalarının anımsatılması üzerine hiç kimsenin milletin iradesinin üzerinde olmadığını söyledi. Akdağ, şöyle konuştu:
“TTB’nin iptal davası açmak gibi bir yetkisi yok. Onlar CHP ile işbirliği yaparak bu işi yapıyor. Biz, millet muayenehanelere mahkum olmasın, rahatça hizmet alsın diye bunu yapıyoruz. Daha önce de böyle yapmıştık. İstiyoruz ki devletin üniversitesine, devletin hastanesine vatandaş geldiği zaman başka bir adres arama ihtiyacı duymasın.”

‘Vatandaş için yapıyoruz’

Vatandaşın doğrudan gittiği yerden hizmetini alması için kanun yaptıklarını ifade eden Akdağ, “Doğrudan oradan hizmetini alsın. Ben vatandaş olarak bir de muayenehaneye mi taşınacağım, özel hastaneye mi taşınacağım? Ne mecburiyetim var. Biz kanunu bunun için yapıyoruz. Vatandaşlarımız bilsin” dedi. Daha önce de TTB ile CHP’nin, Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı bir kanunu Anayasa Mahkemesi’ne götürdüğünü belirten Akdağ, “O zaman da bir takım sıkıntılar çıkmıştı. Şimdi de Tabipler Birliği ile CHP halka karşı işbirliği yapacaksa kendisi bilir” diye konuştu.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ BAŞKANI:

Yargı ne kadar kaldıysa mücadele edeceğiz...


Türk Tabipleri Birliği Başkanı Eriş Bilaloğlu ise Milliyet’e yaptığı açıklamada, Akdağ’ın, “TTB’nin iptal davası açma yetkisi yok” açıklamaları için, “Türkiye’nin yaşadığı süreç içinde ne yasal, ne hukuki söylemek zor” dedi. Sağlık gibi kritik bir alanda TBMM iradesi yerine KHK ile düzenleme yapılmasını eliştiren Bilaloğlu, “Yeni seçilmiş bir parlamento var. Meclis’in by-pass edildiği bir süreç var. Süreç halkın, Meclis’in haberi olmaksızın yürütülüyor” ifadesini kullandı.
“Rejimin demokratik işlediğine yönelik bir işaret verilmeli” diyen Bilaloğlu, hekimlerin kendilerini ilgilendiren konulara müdahil olacağını, KHK’nın da bu anlamda uzmanlarca incelendiğini söyledi. Yargı alanında gereken adımların atılacağını ifade eden Bilaloğlu, “Yargı ne kadar kaldıysa mücadele edeceğiz” dedi.

Alıntı: milliyet.com.tr

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Tam gün gizlice geldi

Binlerce doktoru ilgilendiren tam gün uygulaması resmi gazetede yayımlandı.

Ancak uygulamaya ilişkin düzenlemeler Adalet Bakanlığı'nın teşkilat ve görevleri hakkındaki kanun hükmündeki kararnamenin içine gizlendi. Meslek dernekleri bile resmi gazetedeki düzenlemeyi dün akşam saatlerinde fark edebildi.
Kararnameye göre, üniversite öğretim üyesi, muayenehane açması durumunda kendi üniversitesinde sadece eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunabilecek, hasta bakamayacak ve ameliyat yapamayacak.

Kendi üniversitesi dışında özel bir hastane ya da kendi muayenehanesinde çalışan öğretim üyesine döner sermaye payı verilmeyecek.

Önceden sadece devlet hastaneleri başhekimlerine getirilen bir yasak, üniversitelere de yaygınlaştırıldı. Buna göre başhekimin yanında, rektör, dekan, enstitü, bölüm, anabilim ve bilim dalı başkanları da muayenehane açamayacak. Söz konusu yasaklar bu kararname ile GATA'daki doktorlar için de geçerli kılınıyor.

'YA HASTANE, YA MUAYENEHANE' ZORUNLULUĞU

Kararname ile önceki yargı kararlarının ortadan kaldırıldığını savunan Türk Tabipleri Birliği ise iptal davası açmaya hazırlanıyor.

Tam Gün Yasası, devlet ve üniversite hastanelerinde çalışan doktorlara "ya hastane ya muayenehane" seçme zorunluluğu getiriyordu.

Ancak CHP'nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi yasanın bazı maddelerini iptal edince üniversitede çalışan doktorlara 8 saatlik mesainin ardından muayenehane ya da özel hastanelerde çalışma yolu tekrar açılmıştı.

Alıntı : ntvmsnbc.com

14 Temmuz 2011 Perşembe

Gerekirse yeni kanun yaparız


Akdağ, Danıştay'ın, tıp fakültelerinde öğretim üyesi olarak çalışan doktorların mesai dışında herhangi bir iş yapmalarını engelleyen Sağlık Bakanlığı yönetmeliklerinin ilgili hükümlerinin yürütmesini durduran kararını değerlendirdi.

Bu hususta vatandaşın kafasının karışmamasını isteyen Akdağ, hükümet olarak vatandaşın yanında olduklarını ve olmaya devam edeceklerini söyledi. ''Tam Gün''den hükümetin ve Sağlık Bakanlığı'nın beklentisini anlatan Akdağ, şunları belirtti:

''Kamunun bir hastanesinde ya da sağlık kurumunda çalışan değerli bir hekimin, ayrıca dışarıda, özel bir hastanede çalışmasını doğru bulmuyoruz. Kamuya ait bir kuruluş, ister toplum sağlığı merkezi, ister devlet hastanesi, ister ağız diş sağlığı merkezi, isterse üniversite hastanesi olsun, fark etmez. Bütün bu kuruluşlar milletin vergileriyle ve ödediği primlerle ayakta duran kuruluşlardır. Benim milletimin hiçbir ferdinin bu kuruluşlardan hizmet alırken dışarıda bir yere gidip para ödemesini ya da bu kuruluşların içinde hocaya özel para ödemesini öncelikle siyasetimiz açısından kabul edemeyiz. Bunun için kanun yaptık, CHP Anayasa Mahkemesi'ne gitti, ondan sonra işin içine tabip örgütü Danıştay'ı karıştırdı, vesaire. Ama Danıştay Dava Dairelerinin verdiği son bir karar var.


Bu kararın en son aşamasına doğru gittiğini biz biliyoruz. Ben inanıyorum ki önümüzdeki 2 ay içerisinde hukuk nihai olarak kararını verecek, Danıştay Dava Dairelerinin kararlarıyla durum vatandaşımızın lehine sonuçlanacaktır. Vicdan kabul ediyor mu, devlet veya üniversite hastanesine giden bir vatandaşın dışarıda muayenehaneye ya da özel bir merkeze gitmeye mecbur kalmasını? Neyin peşindeyiz ben anlamıyorum. Evet, hekimler muayenehane çalıştırsınlar, özel hastanede çalışsınlar, biz buna karşı çıkmıyoruz ki. Ama ben soruyorum; Herhangi bir özel hastanede çalışan bir doktorun, başka bir özel hastanede çalışmasına, oraya hasta götürmesine özel hastane izin veriyor mu? Niçin devlet buna izin verecekmiş? Biz milletimizin bu çilesini sonlandırmaya kararlıyız, açık söyleyeyim.''

"HÜKÜMET OLARAK KARARLIYIZ"

Basına da bu konuda görev düştüğünü, neyin vatandaşın hayrına olduğunun neyin olmadığının iyi takip edilmesi gerektiğini ifade eden Sağlık Bakanı Akdağ, bir anket yapılsa, vatandaşın yüzde 95'inin devlet veya üniversite hastanesine hizmet almak için başvurduğunda, ayrıca özel bir hastaneye ya da merkeze gitmek istemediğinin ortaya çıkacağını belirtti.

Alıntı : ntvmsnbc.com

Öğretim üyesi doktorlar mesai dışında da çalışabilecek

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanlığında öğretim üyeliği görevini yürüten ve aynı zamanda bir Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezinde kısmi zamanlı çalışan bir doktorun, ''kamu kurum ve kuruluşunda çalıştığı gerekçesiyle özel sağlık kuruluşunda çalışmasına ilişkin personel çalışma belgesi'' Ankara Valiliği İl Sağlık Müdürlüğünce iptal edildi.
 
Bunun üzerine doktor, İl Sağlık Müdürlüğü’nün bu işleminin ve işlemde dayanak olarak gösterilen 7 Nisan 2011 tarihli ‘Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’ ile 7 Nisan 2011 tarihli ‘Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin’ ilgili hükümlerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay'da dava açtı.
Davanın ilk incelemesini yapan Danıştay 10. Dairesi, yönetmeliklerin, öğretim üyesi olarak çalışan doktorların mesai dışında her hangi bir iş yapmalarını engelleyen hükümlerinin ve bu hükümlere dayanılarak tesis edilen İl Sağlık Müdürlüğü işleminin yürütmesini durdurdu.

Dairenin kararında, Anayasa Mahkemesi'nin 5947 sayılı ''tam gün yasası'' ile ilgili verdiği iptal kararına atıfta bulunularak, üniversite öğretim üyeleri yönünden özel kanun olan 2547 sayılı Yasada düzenleme yapan ve üniversite öğretim görevlilerinin mesai sonrası başka yerlerde ücretli veya ücretsiz, resmi veya özel başkaca herhangi bir iş göremeyecekleri, ek görev alamayacakları ve mesleklerini serbest olarak icra edemeyecekleri yolundaki hükmün iptal edildiği anımsatıldı.

"BİLİMSEL VE İDARİ ÖZERKLİĞİN DOĞAL SONUCU"

Kararda, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinde, öğretim üyelerinin, üniversitelerin yürüttükleri bilimsel çalışmaların gereği olarak sahip oldukları bilimsel ve idari özerkliğin doğal sonucu olarak, diğer kamu görevlilerinden farklı bir meslek sınıfı olarak nitelendirilmesi karşısında, yasama organı tarafından Anayasa Mahkemesinin anılan kararı doğrultusunda yeni bir düzenleme yapılmadığı sürece, diğer kamu görevlileri ile aynı kategoride değerlendirip, çalışma saatleri sonrasında başka iş yapmalarına yasaklama getirilmesine olanak bulunmadığı belirtildi.

Dolayısıyla, Devlet üniversitesi tıp fakültelerinde öğretim üyesi sıfatıyla doktorluk yapanlar ile devlet hastanelerinde doktorluk yapanların aynı statüde değerlendirilmemesi gerektiğine işaret edilen kararda, ''Bu itibarla, öğretim üyelerinin kamu görevlisi olmakla birlikte Anayasada genel sınıflandırma içinde ayrı bir yere sahip, kendilerine özgü önem ve değerde bir meslek sınıfı olduğu, bu konumları dikkate alındığında, öğretim üyelerini diğer kamu görevlileri gibi değerlendirip, mesai sonrası başka iş yapmalarına yasaklama getirilmesinin Anayasaya aykırı bulunduğu gerekçesi ile Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının, Devlete ait üniversitelere bağlı tıp fakültelerinde öğretim üyesi sıfatıyla çalışan doktorları, 1219 sayılı Yasanın 12.maddesinin (a) bendi kapsamı dışına çıkarmış bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır'' denildi.

Davalı Sağlık Bakanlığınca çıkartılan Yönetmeliklerde, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrasında Devlet Üniversitesi tıp fakültesinde öğretim üyesi olarak çalışan doktorların kazandıkları farklı ve özel statünün dikkate alınmadığı, böylece Anayasa Mahkemesi kararına aykırı düzenleme yapıldığı vurgulanan kararda, Anayasa Mahkemesi kararına aykırı olarak düzenlenmiş olması nedeniyle hukuka aykırı olduğu saptanmış bulunan Yönetmelik hükümlerine dayanılarak tesis edilen Ankara Valiliği işleminde de hukuka uyarlık bulunmadığı belirtildi.

Alıntı : ntvmsnbc.com