8 Ocak 2012 Pazar

Cinsel gücü arttırayım derken görmenizden olmayın

Cinsel gücü artıran ilaçları kullanan kişilerde, tedavi edilemeyen körlük riski oluştuğu saptandı. ABD'de, ilacın reklamında bu riskle ilgili uyarı yapılması zorunluluğu getirilirken, Türkiye'de de bu ilacı kullanan hastalardan kör olanlar olduğu öğrenildi.

Sabah'ın haberine göre; Dünya Göz Hastanesi tarafından düzenlenen "Söz gözün uzmanlarında" adlı konferansta, bu alandaki yeni çalışmalar tartışıldı. Amerika'nın en büyük dünyanın ise üçüncü göz hastanesi olan Philadelphia'daki Wills Eye Hastanesi'nden Nöro Oftalmoloji Bölüm Başkanı Profesör Robert Sergott, cinsel gücü artıran ilaçların göz üzerinde önemli yan etkilerini saptadıklarını açıkladı. 

İDDİALAR 7 YILDIR GÜNDEMDE 

Yüksek tansiyon, kolesterol ya da diyabet hastası olan ve bu ilaçları kullanan kişilerin körlük riski taşıdığı iddiası 2005'ten beri gündemdeydi. 150'nin üzerinde yayımlanmış makalesi bulunan Prof. Dr. Sergott, bu tür riskleri bulunmayan kişilerin de ilaç nedeniyle ani körlük yaşayabileceğine dikkat çekerek, "Bu ilacı alan hastalarda gözün optik sinirleri bir tür kriz geçiriyor. Damarlar aniden tıkanıyor ve bazen tek, bazen iki gözde aniden körlük oluşuyor. Kimi zaman da gözler yalnızca mavi beyaz görebiliyor" dedi. 

BAŞKA İLAÇTA YOK 

Başka hiçbir ilacın bu tip ani körlük oluşturmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sergott şöyle devam etti: "İlacı aldıktan yarım saat sonra hızla gelişen bir şekilde körlük meydana gelebiliyor. 100 bin vakada 3-4 kişide geliştiği açıklandı ancak bu konudaki veri toplama çalışmaları devam ediyor. Körlüklerin bu nedenle oluştuğu tahmin edilemiyordu, şimdi araştırmalar yoğunlaştı."

Sergott, ilaçlar pazara çıktığında bütün klinik testlerinin yapıldığını ancak bu etkilerinin kullanıma bağlı olarak fark edildiği de sözlerine ekledi. Hastaların ilacın bu etkisini kabullenmedikleri için gözlerini kaybedebildiklerinin altını çizen Prof. Sergott, "Kaliforniya'da bir hastam bu nedenle önce bir gözünü kaybetti. İlacı kullanmaya devam etti, kendisini uyardık ancak hemen ardından diğer gözü de kör oldu" diye konuştu.

TÜRKİYE'DE 2 VAKA


Cinsel gücü artırıcı üç ilaçta da aynı sorunun ortaya çıktığını özellikle vurgulayan Prof. Dr. Robert Sergott, körlük oluştuktan sonra düzeltme şansı bulunmadığına ve erken teşhis edilemediğine de işaret etti.

Konferansın moderatörü olan Dünya Göz Hastanesi doktorlarından Umur Kayabaşı da, Türkiye'de reçetesiz bile satılabilen bu ilaçlara ilişkin körlük vakalarının yaşandığını anlatarak, "Türkiye'de bu nedenle kör olan iki vakamız oldu. Hastalar öncelikle bu ilaçları kullandıklarını söylemek istemiyorlar. Körlükle bir bağlantı kuramadıklarından önlem de almıyorlar" dedi.

'TÜRKİYE'DE YAN ETKİLER BÜYÜTEÇLE OKUNABİLİYOR'  

Prof. Dr. Aykan Canberk (İstanbul Üniversitesi Farmakoloji Bilim Dalı): Körlük ihtimali düşük bile olsa yine de uyarmak gerekiyor. Bu ilaçlar geçici körlüğün yanı sıra kalıcı körlük de yapabiliyor. Özellikle diyabeti olan kişilerin dikkatli olması gerekiyor. Kontrol edilemeyen yüksek tansiyon ve diyabet vakalarında cinsel gücü artırıcı ilaçlar istenmeyen yan etkiyi yapabiliyor. Türkiye'de ilaçların prospektüslerinde büyüteçle okunabilecek kadar küçük olarak 'geçici körlük yapabilir' yazıyor. Bu yeterli değil. 

Alıntı : ntvmsnbc.com

6 Ocak 2012 Cuma

Kamu Hastane Birlikleri'nde ilk atama...

Kamuya ait hastanelerin birleşmesi sonrasında oluşturulan Kamu Hastaneleri Birliği yönetimine Genel Sekreter olarak atama yapıldı. 2005 yılında Kayseri’ye Vergi Dairesi Başkanı olarak atanan ve 3 yıl bu görevde kalan İlhan Yıldız , Genel Sekreter oldu.

Alıntı: iyihekimlik.org

Fatura hekime kesilecek

SGK Başkanı Fatih Acar, Kanal 24 Moderatör programında özel hastanelerin sözleşmelerine hatanın faturasının doktora kesileceğine yönelik eklemeler yapılacağını açıkladı.

Acar yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Özel hastanelerin şöyle bir bildirimi olmuştu ‘Burada bizim hastane olarak bir kusurumuz yok. Hastanemizde onlarca, yüzlerce hekim çalışıyor. Bu hekimin yaptığı hatadan dolayı biz hastane olarak cezalandırılıyoruz.” Biz şimdi hekimin sorumlu olacağı bir sistemi de getiriyoruz sözleşmelere. Hekime müracaat edip hekimden bu cezai tahsilatı  yapabileceğimiz bir  düzenlemeye gidiyoruz.

Alıntı : medimagazin

Yabancı doktorlar sahne alıyor...

Türkiye’de geçtiğimiz Kasım ayında Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren “Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’’ ile, yabancı hemşire ve hekimlere Türkiye’de çalışabilmenin kapıları açıldı. Buna göre yurt dışından gelecek hekim ve hemşirelerde, denklik belgesi ve Türkçe yeterlilik şartı aranacak. Ancak haftalardır süren bu “ithal hekim” tartışmaları arasında, bu kanundan en çok yararalanması öngörülen kesim gölgede kaldı. 6 yıl Türkiye’de tıp fakültesi okuyan, ihtisası için yine Türk hastanelerinde 5 yıl asistanlık yapan ve Türkiye genelinde sayıları 2 bini bulan yabancı uyruklu doktor adayları, daha sonra uzmanlık alsalar bile Türkiye’de çalışma imkanı bulamıyor veya kaçak olarak bazı özel hastanelerde istihdam ediliyordu. Bazıları burada evlenerek Türkiye vatandaşı olup ülkemizde çalışma imkanı bulabilirken, Türk öğrencilerle aynı eğitimi alan, ancak mezuniyet sonrası 5 yıllık asistanlıkları boyunca “misafir öğrenci” statüsünde oldukları için, genellikle hiç maaş alamadan çalışan bu hekim adayları, artık mezun olduktan sonra isterlerse pratisyen hekim olarak isterlerse uzmanlıklarını alıp özel hastanelerde çalışabilecek. Türkiye’de okudukları için denklik belgesi ya da Türkçe yeterlilik şartlarından da muaf tutulacak.   

Türkiye’de bir yıl kaçak çalışmıştım

Şişli Etfal Hastanesi Çocuk Cerrahi Kliniği’nden Filistin Asıllı Dr. Husam Bahroom ile 70. Yıl Fizik Tedavi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden İran asıllı Dr. Mehdi Cabiri, onlardan sadece ikisi. Dr. Mehdi Cabiri, 1977’de Türkiye’ye geldiğini ve Çapa Tıp Fakültesi mezunu olduğunu anlatarak “4 yıldır Türkiye’de yaşıyorum.  Evlendim, eşim de Türk olduğu için vatandaş oldum zaten. Ama ilk zamanlar çok sıkıntı yaşadım. Okulu bitirdiğimizde yasal olarak Türkiye’de çalışma imkanımız yoktu. Mezun olduktan sonra bir yıl kaçak çalışmıştım” diyor. 30 yaşındaki Dr. Husam Bahroom ise “1999’da Türkiye’ye geldim. Bu kanunla özel hastanelerde kadro imkanımız olacak. Örneğin ben şu an 500 lira brüt maaş alıyorum, o da devlet kadrosundan değil. Bağışlar ya da burslar aracılığıyla, hastane yönetimi veya klinik şeflerimizin çabasıyla bu paraları alabiliyoruz” diye konuşuyor.

Alıntı: Star Gazetesi-Özlem YURTÇU

İzmir'den ilk anne sütü bankası


İzmir'de çocuklar için bir ilke imza atılıyor. Türkiye'de ilk defa İzmir'deki Dr. Behçet Uz Çocuk Sağlığı ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kurulacak Anne Sütü Bankası sayesinde prematüre ve yenidoğan bebekler artık mama yerine annelerinin veya gönüllü süt annelerinin vereceği süt ile beslenecek. Bankanın bir çok işlevi olacak. Prematüre ve Yenidoğan Yoğun Bakım Servisi'nde yatan ancak anne sütü olmayan veya yetersiz kalan bebekler de bankadan alınacak sütle beslenecekler.


Gönüllü süt anneler ise hastaneye gelip anne sütü bulunmayan minik yavrular için sütünü bağışlayabilecek. Bankada pastörize edilecek bu süt, mama ile beslenen bebeklere şifa kaynağı olacak. Çocuk Hastanesi'nde tedavi gören annesi olmayan bebekler de gönüllü annelerin verdiği sütlerle sağlığına kavuşacaklar. Eğer, İzmir'de anneler uygulamaya yoğun ilgi gösterirse, eldeki fazla sütler diğer kamu hastanelerde aynı durumda olan bebekler için de kullanılacak.

ÖLÜM AZALACAK

Çocuk Hastanesi bünyesinde bankanın hastane karşısındaki poliklinik binasının en üst katına kuracaklarını belirten İzmir İl Sağlık Müdürü Opr. Dr. Mehmet Özkan, "Projeye çok kısa zamanda hayata geçireceğiz. Türkiye'nin ilk Anne Sütü Bankası'nı İzmir'de kuracağız" dedi.
Avrupa'da bir çok ülkede birden fazla bulunan Anne sütü bankacılığı sistemini Türkiye'de kurmak amacıyla İtalya'dan İzmir'e gelen ÇOcuk Hastanesi Yenidoğan Klinik Şefi Doç. Dr. Sertaç Arslanoğlu ise, "Anne sütü bu bebeklerimiz için yaşamsal önem taşıyor. Anne sütü enfeksiyon oranlarını ve buna bağlı olarak da bebek ölüm oranlarını azaltıyor" dedi.


İTALYAN SİSTEMİ

Avrupa'daki bir çok ülkede yıllardır var olan Anne Sütü Bankacılığı uygulaması Türkiye'de ilk defa İzmir'den başlatılacak. Avrupa Anne Sütü Bankaları Derneği Başkan Yardımcısı ve İtalyan Anne Sütü Bankaları Derneği Bilimsel Koordinatörlüğü görevlerini yürüten Yenidoğan Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslanoğlu, yaklaşık bir ay önce Sağlık Bakanlığı tarafından Dr. Behçet Uz Çocuk Sağlığı ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Pramatüre ve Yenidoğan Yoğun Bakım Servisi Klinik Şefliği'ne atandı. Çocuk Hastanesi'nde asistanlık görevini tamamlandıktan sonra Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yenidoğan uzmanlığını alan Arslanoğlu, 2002 yılında yenidoğan ve yenidoğan beslenmesi konularında çalışmaları yapmak üzere İtalya'ya gitmişti. Avrupa'da bir çok ülkede Anne Sütü Bankacılığı konusunda da çalışmalar yapan Arslanoğlu, aynı sistemi şimdi yenidoğan öğretim üyeleri ile birlikte İzmir ve Ankara'da kurmayı planlıyor.

TAKLİT EDİLEMEZ

Anne sütünün benzersiz besinsel kompozisyonu, içerdiği hormonlar, enzimler, enfeksiyona karşı koruyucu maddeler, büyüme faktörleri ile yeni doğan bir bebeğin sağlıklı büyümesi ve gelişimi için eşi olmayan ve taklit edilemeyecek bir besin maddesi olduğunu belirten Doç. Dr. Sertaç Arslanoğlu ise, "Anne sütü ile beslenme, günümüzde, yeni doğan ve süt çocukluğu döneminde enfeksiyon ve enfeksiyona bağlı hastalık ve ölümleri azaltan en etkin yöntemdir. Özel besin ve destek gereksinimi olan prematüre bebekler için gönüllü anne sütü kullanımı yaşamsal bir öneme sahiptir. Anne sütü ile beslenme, prematüre bebekleri enfeksiyonlardan korumakla kalmayıp, uzun-donem zihinsel gelişimi iyileştirmekte ve kalp-damar sağlıklarını da olumlu etkilemektedir. Tüm bu nedenlerden dolayı, uluslararası otoriteler tüm yeni doğan bebekler için olduğu gibi, prematüre bebekler için de ilk seçilecek besin maddesi olarak anne sütünü, anne sütünün olmadığı ya da yetmediği durumlarda ise gönüllü süt annelerinin sütünü önermektedirler" dedi.

"En yakın zamanda bankayı kuracağız"

Türkiye'de ilk defa Anne Sütü Bankası'nın İzmir'de kuracaklarını belirten İzmir İl Sağlık Müdürü Opr. Dr. Mehmet Özkan, bankayı en kısa zamanda Çocuk Hastanesi'ne bağlı poliklinik binasının en üst katında oluşturacaklarını açıkladı. Müjdeli haber hakkında Yeni Asır'a açıklamada bulunan Dr. Özkan, "Örneğin anne doğum yapıyor. Bebek ile anne kilometrelerce uzaklıktaki iki hastanede yatıyor. Böyle bir durumda anneden alınacak süt, pastörize edilip, bankada saklanacak. Süt gerektiğinde tedavi gören bebeğe verilecek" dedi.
Çocuk Hastanesi'nde şu an pramatüre bebeklerin hazır mamayla beslendiğini vurgulayan Dr. Özkan, şunları söyledi:
"Şimdi pramatüre bebeklerimiz, annelerinin veya gönülü süt annelerin sütleri ile beslenecek. Annesi olmayan bebeklerin sütlerini gönüllü süt anneler tarafından karşılanmasını planlıyoruz. Gönülü süt anneler, fazla sütlerini banka için verecekler. Sütler kuracağımız bankadaki cihazlar tarafından pastorize edilecek. Ve uygun koşullarda saklanacak. Annesi olmayan bebeklerin süt ihtiyacı da bankamızdan karşılanacak."


"Avrupa ülkelerinde yaygın bir uygulama"

Pramatüre beslenmesinde ana menünün anne sütü olduğunu vurgulayan Dr. Behçet Uz Çocuk Sağlığı ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Prof. Dr. Nurettin Ünal, "Prematüre bebeklerimizi ağızdan biberonla özel mamalarla besliyoruz. Aslında ideali anne sütü ile beslenmesidir. Anne Sütü Bankacılığı Avrupa ülkelerinde çok yaygın. Şimdiye kadar bu durumdaki bebeklerimize ağızdan besleneceği zaman mama veriyorduk. Şimdi o bebekler annelerinin veya gönüllü süt annelerinin sütleriyle beslenecekler. Bu proje pramatüre ve yenidoğan bebekleri için planlanıyor. Anne sütü bebeklerin bağışıklık sistemlerini kuvvetlendiriyor. Sertaç Arslanoğlu'nun hastanemize gelmesi büyük bir kazanç" diye konuştu. 
Alınıtı:Yeni Asır – Erkan Doğan