sağlı personeline saldırı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlı personeline saldırı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2012 Salı

İzmir 112 ekiplerine saldırı

OLAY 21  NİSAN GECESİ OLDU...AYNI KİŞİ  OLAYDAN  SONRA  SERBEST  BIRAKILDI.KARABAĞLAR  EKİBİNE  POLİS  ESKORTU  VERİLDİ...KİŞİ  AYNI  GÜN  TEKRAR  112'Yİ  ARADI  VE KAHVEHANE ADRESİNE YANLIŞ İHBAR YAPTI.EKİBİMİZ  OLAY  YERİNE  GİDİNCE ERHAN  KIL'I GÖRDÜ VE  HEMEN  OLAY  YERİNDEN AYRILARAK  POLİS  MERKEZİNE  ŞİKAYETTE BULUNDU.KİŞİ  TEKRAR YAKALANDI , İFADESİ  ALINDI  VE YİNE  SERBEST  BIRAKILDI. BU ARADA ADAMIN  CEZAİ  EHLİYETİ  YOK..KİŞİ  BUNUNLA  KALMADI.23  NİSAN'DA BOZYAKA  VE  GÖĞÜS  HASTANESİNDEKİ  112  İSTASYONLARINA GİTTİ  VE  SORUŞTURMA  YAPTI...SAĞLIKTA  ŞİDDET NEREYE  VARACAK?...


Sağlık çalışanlarına yönelik olarak son dönemde artan şiddet olaylarına bir yenisi İzmir’de eklendi. Erhan Kıl ile bir grup arkadaşı, 20 gün önce Karabağlar 112 Ambulans İstasyonu yakınlarında alkol kullanıp çevreye rahatsızlık verdikleri gerekçesiyle sağlık görevlilerince polise şikayet edildi.

Güvenlik güçlerince oradan uzaklaştırılan gruptaki Erhan Kıl, bir süre sonra dönüp sağlık görevlilerini tehdit ettikten sonra ayrıldı. Kıl, dün akşam saatlerinde, yanında getirdiği döner bıçağıyla Peker Mahallesi 4951 Sokak 31 numurada bulunan Karabağlar 112 Ambulans İstasyonu’na geldi.

Bu sırada orada bulunan, Yeşilyurt, Torbalı ve Ödemiş 112 Ambulans İstasyonu görevlilerinin de aralarında yer aldığı 15 kişiye saldıran Erhan Kıl’ın üzerine atlayan sağlık görevlisi 39 yaşındaki Bekir Gürel durdurabildi. Gürel’in yardımına koşan arkadaşları 24 yaşındaki Gürkan Denizçelik ile 21 yaşındaki Emin Ölmez ile boğuşan Erhan Kıl, elindeki döner bıçağı alınınca, kaçmaya başladı. Bunun üzerine 112 Acil yardım görevlileri durumu, polise bildirdi.

Çevrede yapılan arama sonucu yakalanan Kıl, gözaltına alındı. Üç sağlık görevlisi Bekir Gürel, Gürkan Denizçelik ve Emin Ölmez Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne giderek dövüldüklerine dair rapor aldı. Ardından polis merkezine giden sağlık görevlileri, Erhan Kıl’dan şikayetçi oldu.

Olayla ilgili soruşturma başlatan polisin ifadesini aldığı Kıl serbest bırakıldı. Hakkındaki suçlamayla ilgili evrakaların adliyeye gönderileceği belirtildi.

Alıntı :Radikal / Kadir ÖZEN

20 Nisan 2012 Cuma

Doktora şiddette milletvekili damgası...

Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği'nden Başhekim Vekili Vural Polat imzasıyla yapılan yazılı açıklamada, "Van Milletvekili Özdal Üçer, bugün hastanemizde acil tıp uzmanımız Oğuz Eroğlu’na tekme tokat saldırmış hem doktorumuza hem de başhekim olarak şahsıma ağır hakaretlerde bulunmuş ve hastane koridorlarında yankılanan küfürler savurmuştur." denildi.


Van-Hakkari Bölge Tabip Odasıkonuyla ilgili Van Bölge Hastanesi Acil Servisi önünde 15:30’da basın açıklaması yapacak.

BDP Van Milletvekili Özdal Üçer, kaza yapan eşi ve oğlunun getirildiği Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tartıştığı Dr. Oğuz Eroğlu'na saldırdı. Milletvekili Üçer'i çevredekiler güçlükle engelledi.
Milletvekili Özdal Üçer'in eşi Emine Üçer öğe saatlerinde otomobiliyle Van'ın Gürpınar İlçesi yakınlarında kaza yaptı.

Kazada yaralanıa Emine Üçer ve oğlu 11 yaşındaki Aram Dildar Üçer, ambulansla Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne getirdi.

Van kent merkezinde parti çalışmaları sırasında kazayı öğrenen BDP Milletvekili Özdal Üçer de hemen hastaneye geldi.

Acil Servis'te tedaviye alınan eşi ve oğlunu görünce iddiaya göre; bağırmaya başlayan Üçer, kendisine kim olduğunu soran görevli Dr. Oğuz Eroğlu'na tekme tokat saldırdı.

Servisteki sağlık görevlileri milletvekili Üçer'i güçlükle engelledi.

Üçer, başhekimle de tartışıp hakaret ettiği iddia edildi.

Olayı öğrenen Van Valisi Münir Karaloğlu da, Emniyet Müdürü Mustafa Uçkan'la birlikte hastaneye geldi.

Eşi Emine ve oğlu Aram Dildar'ın hayati tehlikesinin bulunmadığı belirtilirken, Milletvekili Özdal Üçer'in olayla ilgili açıklama yapacağı belirtildi.

Alıntı : medimagazin.com

TTB , Dr.Ersin Arslan için site açtı

Dr.Ersin Arslan’ın öldürülmesini takiben başsağlığı ve dayanışma mesajları ile yapılabileceklere ilişkin çok sayıda öneri Birliğimize ulaşmaktadır.



Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi tarafından bu öneriler toplanmakta olup ailesinin de görüşü alınarak netleştirilecektir.

Özel olarak belirtmek gerekirse Türk Tabipleri Birliği bütün uzmanlık derneklerinin katılımına/yer almasına açık bir şekilde meslektaşımız Dr.Ersin Arslan’ın eşinin gelecek güvencesi de dahil her türlü duyarlı öneriyi değerlendiren (kampanya, adına burs vb.) bir çalışmayı da yürütmektedir.

Konuyla ilgili bilgilendirme önümüzdeki hafta içerisinde yapılacak olup meslektaşımız adına/anısına bir web sayfası açıldığını bir kez daha hatırlatmakta yarar vardır:

http://www.doktorasiddetehayir.net/


Saygılarımızla,

Türk Tabipleri Birliği
Merkez Konseyi

Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır

Her tür popülizmin sonu felakettir. Sağlık sektöründe de iş böyledir. Türkiye’de sağlık sektöründe hizmet yelpazesinin kontrolsüz bir biçimde genişletilmesinin ben bir nevi popülizm olduğu kanaatindeyim. Gaziantep’te Doktor Ersin Aslan’ın hayatını kaybetmesine neden olan saldırı, sağlık sektöründeki popülizmde endazeyi kaçırmış olduğumuzun bir nişanesidir. Gelin bakın neden öyledir?

Aslında sağlık sektöründe, on yıllık popülizm döneminin sonuna doğru gitmekte olduğumuzun ilk somut işareti, geçenlerde özel hastanelerin vatandaşlardan alabildiği ilave ücret oranının yüzde 90’a çıkarılmasına dair karardı. “Almadan vermek Allah’a mahsustur” demeden genişletilen hizmet yelpazesinde bundan böyle hep artan ilave ücreti ve katkı payını göreceğiz. Sağlıkta cepten ödeme dönemine giriyoruz. Ya hizmetler sınırlanacak, ya hizmetin ve kullanılan malzemenin kalitesi azalacak ya da cepten ödemeye alışacağız.

Finansı düşünülmedi 
 
Türkiye’de son on yılda vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminde önemli bir mesafe alındı. Erişimin artması ile birlikte müşteri memnuniyeti de hızla arttı. Ne yazık ki, artan müşteri memnuniyetini sürdürülebilir kılmaya, memnuniyeti hızla arttırmak kadar önem verilmedi. Yaklaşan seçimler nedeniyle vurgu daha çok sağlık sektöründe hizmet yelpazesini genişletmek ve de vatandaşa para ödetmemek üzerineydi. Genişleyen ve hepimizi mutlu eden sağlık hizmetleri yelpazesinin nasıl finanse edileceği üzerinde pek durulmadı. Aynı biçimde, sağlık sektöründe artan özel hizmet sağlayıcıların sayısının kamudaki doktor havuzunun büyüklüğünü nasıl etkileyeceği üzerinde de fazla düşünülmedi.

Popülizm işte böyle bir şeydir. Arkasını fazla düşünmeden, bugün elinizde olanı cömertçe millete dağıtırsınız. Sonra bir bakarsınız, dağıtacak bir şey kalmamış. Bütün politikacılar meseleye aynı fıkradaki gibi bakarlar: Hani padişah vezirinden sıkılmış da adamı çağırtıp demiş ki, “benim bu eşeğe okuma yazma öğreteceksin.” Vezir de politikacıymış ama popülizmi bilirmiş. “Başüstüne, hünkarım” demiş. “Ama öyle hemen olmaz, şu kadar para, bu kadar saray, bir de bir yıl süre isterim.” “Olur” demiş padişah, vezirin kellesini alacağından emin bir biçimde. “Aman” demiş etrafta konuşmayı duyanlar, padişah yürüyüp gittikten sonra vezire dönüp, “sen manyak mısın? İsterse on yıl geçsin, eşek, nasıl okuma yazma öğrenir”. “Durun bakalım” demiş vezir gülerek, “bir yıl sonra kim öle kim kala. Eşek ölebilir, padişah ölebilir, ben ölebilirim” İşte popülist politikacı için, hayat böyledir.

Devletçilik hortladı
 
Şimdi biz sağlıkta hizmet yelpazesini hızla genişlettik. Bütçe kısıtı başımıza iş açtıkça ne yaptık? Önce ilaç şirketlerinden fiyat indirimi istedik. Bir kere. İki kere. Üç kere. Hep aynı şeyi yaptık. Fiyat indirttik. Sonra sağlık kurumlarına döndük. Bir kere. İki kere. Üç kere. Hep aynı şeyi yaptık. Fiyat indirttik. Sonra kamunun elindeki doktor havuzu kurumaya başlayınca. Tam gün dedik. Sağlık bakanımız “paragöz doktorlar” dedi. Sağlık sektöründe sözleşme hürriyetini askıya aldık. Sektörde 1930’ların devletçiliğini hortlattık. Baştan hesabını doğru yapmayan popülist sonra ne olur? Aynen böyle devletçi olur. Hürriyetleri kısıtlar. Bizimki de aynen öyle yaptı. Ama bakın sağlıkta deniz bitti. Deniz iki türlü bitti. Birincisi, devletin sağlık harcamalarının milli gelir içindeki ağırlığını artırmadan, genişletilen hizmet yelpazesinin yükünü taşıyabilmesi mümkün değildir.

Çözüm aranmalıdır. Türkiye’nin bundan böyle tamamlayıcı özel sağlık sigortasını zorunlu hale getirmesi bana
 kalırsa bir zorunluluktur.

İkincisi, mevcut sistemde kalite erozyonu giderek daha fazla gözle görünür hale gelmektedir. Bunun nedeni İdarenin popülizmidir. İdare’nin sağlık çalışanlarını hastaların önüne atan sorumsuz tavrı Dr. Ersin Aslan’ın hayatına mal olmuştur. Sağlık bakanlığı ise sütten çıkmış ak kaşıktır.

Popülizmin sonu hep felakettir. Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır.

Alıntı : Radikal / Güven SAK

Dr. Ersin öldürüldüğü hasta için neler yapmış?

KALBİNDEN BIÇAKLANAN DOKTOR ASLINDA NELER YAPMIŞ?

Dr. Ersin Arslan’ın öldürüldüğü sırada yanında olan Göğüs Cerrahi Servisi hemşiresi Sevtap Göğebakan, Arslan'ın hasta ile özel olarak ilgilendiğini, "evde bakımı zor olur" diyerek, fedakarlıklarla iki kişilik odayı boşalttırdığını söyledi.

MERHAMETTEN MARAZ DOĞMUŞ

Hemşire Göğebakan olayı şöyle anlattı:
"Bu hasta bizde 1.5 ay yattı. 85 yaşında ve akciğerleri bize geldiğinde bitmişti. Biz doktor beye, ’Doktor bey siz bu hastaya ne yapabilirsiniz, bu tür hastalar sıkıntı olur’ dedik. Ama, doktor bey, 'Evde hırpalanıyorlar, hastaya bakmıyorlar yatıralım hemşire hanım' dedi. Biz de yatırdık. Doktor beyin merhametinden dolayı evde kalması gereken bir hastayı servise yatırdık. Doktor bey yakınlarına hastayı ameliyat edebileceğini ancak ameliyatın çok riskli olduğunu anlattı. Yakınları da, 'Doktor bey önce Allah’a sonra size güveniyoruz' dediler."

ÖZEL ODA AYARLAYIP YATIRDIK

Abdullah G.’nin ameliyattan sonra 15 gün serviste kaldığını belirten hemşire Sevtap Göğebakan, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Hatta biz o amca rahat etsin diye iki kişilik odayı boşalttık ve ona ayarladık. Doktor bey de sabırlı bir şekilde tedavisiyle ilgilendi. Durumu düzelince evine gönderdik. 3 gün sonra yakınları sürünür şekilde ’Bakamadık’ deyip hastayı tekrar getirdiler. Tekrar yatırdık. 2 gün sonra durumu ağırlaşınca yoğun bakıma indirdik ve orada ölmüş. Cinayet sırasında da doktor bey ameliyattan çıkmıştı. O hasta yakını muayene olacağını söyledi. Doktor bey lavabodan çıkınca yanına gidip bıçaklamış. Biranda doktor beyi yerde görünce tansiyonunun düştüğünü falan sanıp koştum. O sırada çocuk da lavabodan çıkıp elindeki bıçağı doktor beyin yanına atınca vurduğunu anladım. Sedye ile yolu kapatıp çocuğun kaçışının engellenmesini söyledim. Sonra da polis gelip almış zaten. O kadar can kurtaran doktorumuzu biz kurtaramadık. Ona sahip çıkamadık."

6 ÇOCUKLU AİLENİN OKUYAN TEK ÇOCUĞU

Dün Gaziantep'te binlerce kişi tarafından toprağa verilen, görev şehidi Dr. Ersin Arslan'ın cenazesi sırasında Arslan'ın yakınları ve eşi Türk bayrağına sarılı tabuta sarılarak gözyaşı döktü. Ayakta durmakta güçlük çektiği görülen baba Ramazan ve anne Hatice Arslan'ı, yakınları teselli etmeye çalıştı.

AİLENİN GURUR KAYNAĞI 

Babasının marangozluk yaptığı öğrenilen Arslan'ın, 5 kardeşinin bulunduğu ve ailesinin üniversite okuyan tek çocuğu olduğu ifade edildi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 2006 yılında mezun olduktan sonra, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma Hastanesi'nde ihtisas eğitimine başlayan Dr. Arslan'ın, bu eğitimi sırasında meslektaşı da olan eşi Sibel'le tanışıp, 2009 yılının dünya evine girdiği ve 3 ay sonra baba olmayı beklediği öğrenildi.

Alıntı : Hürriyet

22 Haziran 2011 Çarşamba

Doktorluğu neden bıraktım?

HEPİMİZİN KARŞILAŞTIĞI DURUMLARI KISACA ANLATAN BİR YAZI...HELE BAŞBAKANIMIZ KAZLIÇEŞME MİTİNGİNDE 'DOKTOR EFENDİ '  DİYEREK KALBİMİZE TAHT(!) KURMUŞKEN , BU YAZI İYİ GELECEK...YANLIZ DEĞİLİZ...




Çok düşündüm yazmaya başlamadan önce. Nasıl anlatmalı, diye. Madde madde sıralamak çok kuru geldi. Çok da uzatmamalıyım, diye düşündüm. Bir taraftan da anlatacak o kadar çok şey var ki….Sonra dedim ki, örnekler vereyim, okuyan kıssadan hisse, anlasın. İlk aklıma gelenle başlayayım:


İkinci çocuğa yedi aylık hamileydim. İlkinde asistandım. Bu sefer uzmanım ya, farklı olacak. Ne fark edecekse? İlkinde, bebeğim iki aylıkken sekiz nöbetle dönmüştüm hastaneye, güya süt izni altı aydı o zaman. Nöbet dönmez demişler, başladığımın ikinci günü listeye yazmışlardı. Biliyorum, ben böyle olacağını, anlatması öyle zor ki. Bir şey hemen başka bir şeyi çağrıştırıyor.


 Evet, yedi aylık hamileydim ve çok kötü bir trafik kazası geçirdik. Arabamız pert oldu, emniyet kemerinin izi vücuduma derin bir morluk olarak çıktı. Erken doğum tehdidi atlattım. Rapor almadım, çünkü çalıştığım birimde tek uzman doktordum. Kazadan iki hafta sonra, bu sefer gece yarısı bir sarhoş sokakta ne kadar araba varsa çarptı. Bir kalp çarpıntısı tuttu beni. Biliyorum ki, anksiyeteden. Durmadı, sabahı sabah ettim. Sabah bir kardiyoloji uzmanına gitmeye karar verdim. Erkenden aradım hastaneyi, polikliniğe gelemeyeceğimi söylemek için. Telefonu birbirine bağlayan bağlayana. Kimse sorumluluk almak istemiyor. Sebep, öğleden sonraya gün önceden verilmiş internet randevuları. Sonunda, dayanamadım “Öldüm ben bugün, tamam mı!” dedim karşımdakine. Beş dakika sonra o bir türlü ulaşamadığım poliklinikten sorumlu başhekim yardımcısı aradı. “Dr hanım, sabah adınıza yazılmış yedi sekiz hasta var, n’olacak?” diye sordu.
  • Kaynak : selgingb.wordpress.com/
BU MESLEĞİ, BEN DE İNSAN OLDUĞUM VE HASTA OLMA HAKKIMI KULLANMAK İÇİN BIRAKTIM.


Anadolu’nun büyücek şehirlerinden birindeyim. Haftada iki gün heyet var. Her heyet gününde en az yüz, yüz yirmi hasta var. Çoğu özürlü veya bakıma muhtaç raporu almak için gelmiş.


Raporu alırsa, devlet para verecek. Diyaloglar:


1) Hasta yakını: Muayeneye gerek yok doktor!
Dr: Ben muayene etmek için varım.
Hasta yakını: İmzala da şu kağıdı bitirelim işimizi. Daha dolaşacak çok kapı var.
Dr: Bu kadıncağız Parkinson Hastası. Hiç tedavi aldı mı?
Hasta yakını: Neyse ne hastalığı. Bu saatten sonra tedavi mi olur!
Dr: Tedavi edilirse belki de kendi işini görür, bakıma ihtiyacı kalmaz.
Hasta yakını: Sen imzala, biz bakarız.
Dr: Hastanın tedaviyle durumunun düzeleceğini düşünüyorsam özür derecesi veremem. Poliklinikten takip edelim, ilaçlar işe yaramazsa o zaman yeniden değerlendirelim. Olura olmaza verilen bir şey değil bu bakım parası
Hasta yakını: Sana mı kaldı kadın, devletin parasını düşünmek! Allah belanı versin!


BU MESLEĞİ, DURDUK YERE BELA ALMAMAK İÇİN BIRAKTIM.


2) Dr: Eee.. sen geçen hafta da iki özürlü çocuk getirmiştin. Onlar da mı senindi?
Hasta yakını: Hee..
Dr: Kaç çocuğun var senin?
Hasta yakını: On iki.
Dr: Kaçı özürlü?
Hasta yakını: Sekiz. Bazısı akıldan, bazısı hem vücuttan, hem akıldan.
Dr: Karın akraban mı?
Hasta yakını: He. Teyze kızıdır. Aklı da kıttır.
Kaba bir hesapla 8×500 TL = 4000 TL. Vergisiz, temiz gelir.


BU MESLEĞİ, İNSANLARI EĞİTİLECEĞİ YERDE YANLIŞ YAPMAYA DEVAM EDİYORLAR DİYE HEPİMİZİN KESESİNDEN HOVARDACA ÖDÜLLENDİRİP, İNSANLARIN AĞZINA BAL ÇALARAK KENDİ HANELERİNE YAZILAN SEÇMEN OY’UNA ÇEVİRDİKLERİ İÇİN BIRAKTIM


3) Dr: Ne kadarlık bu bebek?
Baba: İki aylık.
Dr: Sorunu nedir?
Baba: Anne sütü almıyor.
Dr: Dudak, damak yarığı filan mı?
Baba: Şükür, yok öyle bir şey. Bir kusuru yok, her şeyi tamam, maşallah.
Dr: Siz niye geldiniz peki?
Baba: Devlet memuruyum. Mama parası almaya geldik.
Dr:??


BU MESLEĞİ, İNSANLARIN AÇ GÖZLÜLÜKLERİNE ARTIK DAYANAMADIĞIM İÇİN BIRAKTIM.


Bel ağrısı olan hastanın muayenesi bitmiş, reçete yazacağım, soruyorum, “Yakınlarda ağır kaldırdınız mı?” Hasta, kollarındaki bileziklerini şıngırdatarak cevap veriyor, “Allah kabul ederse, iki kurbanımız vardı. Malum onca et, indir kaldır..Ondan oldu herhalde.” Önümdeki ekrana bakıyor, bakıyorum. Hasta Yeşil Kartlı. Hastanın “Dr hanım en iyi ilaç neyse ondan yaz. Bir de MR çektirsen iyi olur,” demesi ile kendime geliyorum.


BU MESLEĞİ, BENİM CEBİMDEN ÇALANLAR BANA HASTA HAKKINA DAYANARAK İŞİMİ KULAKTAN DUYDUKLARIYLA ÖĞRETMESİNLER DİYE BIRAKTIM.


Performans, performans. Kaç kişi biliyor bu “Performans”ın ne anlama geldiğini? Eminim çoğu kişinin anladığı “işini iyi yapmak.” Performans demek, puan demek. Poliklinikte bakılan hasta şu kadar puan, hastaya dikiş atılması bu kadar puan, hastaya muayene testi sırasında x testini yapmak bilmem ne kadar puan. Ay sonunda listeler asılır. Hastane birincisi bilmem kaç bin puan yapmıştır. Puanıyla orantılı olarak, döner sermayeden para alır. Zeki insanlar anlamışlardır, hemen. Bu sistemin nasıl suistimal edilebileceğini. Geçen yıl mesleği bırakmadan bu konuda olanları da iki örnekle anlatayım:


1) Acil kapıda Aile Hekimliği sisteminden önce pratisyen hekimler duruyordu. Mantıklı olarak önce hastayı onlar değerlendiriyor, sonra ihtiyaç duyarsa icapçı konsültan uzman hekimi çağırıyorlardı. Ne zamanki, konsültan çağırdıklarında onların puanından kesildi, o zamana değin olura olmaza çağırdıkları uzmanlar bir nebze olsun rahat nefes aldı.


BU MESLEĞİ MESLEKTAŞLARIMIN PERFORMANS DENİLEN İLLETLE DAHA FAZLA KİRLENDİKLERİNİ GÖRMEMEK İÇİN BIRAKTIM.


2) Şehrin eski SSK hastanesinde tek nöroloji uzmanıydım. Poliklinik, acil, servis, EEG, EMG… hepsine tek kişi koşturuyorum. Mutluyum ama, çünkü sekreterler olsun, acil ekibi, servis hemşireleri, EEG ve EMG hemşiresi olsun, nasıl iyi bir ekip, anlatamam. Canla başla çalışıyoruz. Anadolu’dayız. Hasta İstanbul hastası değil, kimi şehrin diğer ucundan geliyor, çok uzaktan geldim, diyor, kimi de gerçekten 120 km uzaktan, dağın başından geliyor. Biz uğraşıyoruz, EEG ve EMG ile ne kadar hastanın, ne kadar kısa sürede işin hallederiz, diye. Bazen işin içinden çıkamadığım oluyor, arıyorum İstanbul’daki arkadaşlarımı, hocalarımı, hastaları onlara gönderiyorum. Arada sekreterler puanımı söylüyorlar, aklımda bile kalmıyor. Her ay daha ne kadar fazla yapabiliriz, randevuları nasıl yakın zamana verebiliriz, diye uğraşıyoruz. Malu, bakan “İsteyen gece çalışsın, kazansın,” demiş.Ay sonunda diğer hastanede çalışan eşim, oraya asılan her iki hastanenin ortak puan listelerine bakıyor (Şehirde bir Devlet, bir de eski SSK hastanesi vardı. Bir takım sebeplerle iki hastane birleştirilmiş, tek başhekimlik ile idare edilmeye başlanmıştı. Bu da ayrı bir hikaye). Benim puan her ay bizim hesaptan en az 8-10 bin puan eksik. Üç ay böyle gitti. 8-10 bin puan o zaman, yaklaşık 2000 TL döner demek. Sonunda neden kesiliyor puanlarım, diye araştırdığımda, yaptığım EMG’lerden kesildiğini öğrendim. Neden? diye sorduğumda “Etik Komisyon” daki EMG’nin ne olduğunu bile bilmeyen bir başka branşın uzmanı doktor arkadaşın kararı doğrultusunda olduğunu söylediler. Bir ay içinde o sayıda EMG yapamayacağıma kanaat getirmiş kuruldaki arkadaş, puanı yüksek olan işlerin üzeri çizilmiş. Dilekçeler gitti, geldi. Yalan Performans bildirmekle suçlandım, yani yapmadığım işi yapmış göstermekle. Gönlüm o kadar rahat ki, her şeyim arşivli, kayıtlı, raporlarımın hepsi tamam. Israr edince, Bakanlıktan Soruşturmacı talep etmekle tehdit etti başhekimlik, yani hakkımda soruşturma açılması ile. Soruşturmacı istiyorum, diye dilekçe verdim. Sonra da istifa ettim. Dosya da kapandı, gitti. Elimde yazışmaların örnekleri, üstüne gideyim, dedim. Babası bakanlıkta olan eski bir arkadaşım,” Boşver, babama sordum, canın yanarmış,” dedi. Lanet ettim.


BU MESLEĞİ, GERÇEKTEN HİZMET ETMEK İSTEMEME KARŞIN, KARŞISINDAKİNİ DE KENDİ GİBİ BİLEN, HAK YİYEN, NEREDEN GELDİĞİ BELLİ OLAN KUKLA YÖNETİCİLERİN DAHA FAZLA HEM HEKİMLİK, HEM DE İNSANLIK ONURUMLA OYNAMAMALARI İÇİN BIRAKTIM.


Fakülte girişimle beraber, on sekiz yılın sonunda, gerçekten severek yaptığım mesleğimi bıraktım. Kolay bir karar değildi. Doya doya emziremediğim çocuğumdan, binbir zahmet beni okutan ana-babama, hocalarıma kadar o kadar çok kişinin emeği vardı ki o, on sekiz yılda. Benim alternatifim vardı, bırakabildim. Eminim, iki gündür grev yapan, yapmaya çalışan, yapamasa da gönlü yapmaktan yana olan o küçük, marjinal, siyasi görüşlü arkadaşların çoğu benim yerimde olsalardı, onlar da benim gibi yaparlardı.


Şimdi artık, mutlu ve huzurluyum. Performansı düşündürmeyen bir kazancım var. Çalıştığım yerde, insanlar kibar ve nazik. Gün içinde durduk yerde hakarete uğramıyor, tehdit edilmiyorum. Gece yatağa girerken, telefon ne zaman çalacak diye düşünmüyorum. Tamamen silinmeyecek olsa da, yavaş yavaş, insanların çirkin yüzlerine ilişkin anılar berraklığını yitiriyorlar.


 Çocuklarıma insana inanabilmeyi öğretme konusunda umudum yeşeriyor.


Ama…


Tam bir yıl oluyor, hasta görmedim. Hasta gözünde gördüğüm, o şükran duygusunu, felçli hastanın ilk kez yeniden ayağa kalkışını görmeyi, hasta bir lokma fazla yedi mi sevinmeyi, kafamda listeler oluşturup, adım adım ilerleyerek sonunda teşhis koymayı, varsa tedavisi, tedavi etmeyi özledim.
Halk başına ne geleceğini bilmiyor, popülist politikaya alet oluyor. Nicelik olarak artan sağlık hizmetinin aslında niteliğinin artık sıfır bile olmadığının farkında değil. Sayın bakan ve başbakan, çuvaldaki bir iki çürük elma için tüm ambarı heba etti. Çürük elmalar duruyor, onlar artık muayenehaneyi değil Performans Sistemi’ni kullanıyor.


DAHA ÇOK ANLATABİLİRDİM. UMARIM BUNLAR SİZE SAĞLIK ÇALIŞANLARININ NEDEN GREV YAPTIĞI KONUSUNDA BİR FİKİR VERMİŞTİR.


Alıntı.doktoraktuel.com

18 Ocak 2011 Salı

Sağlık personeline saldıran yaralı yakınlarına 8 ay hapis cezası

Türk Sağlık-Sen'in açtığı dava sonucunda mahkeme trafik kazasında yaralananlara müdahale eden sağlıkçılara saldıran kişilere 8 ay hapis cezası verdi.
 
Trafik kazası geçiren araçtaki 2 yaralıya müdahale etmek isterken, olay yerine gelen yaralı yakınları tarafından saldırıya uğrayan, sağlık personeli haklı bulundu. Söz konusu olay şöyle gelişti:
 
"Trafik kazası yaşanan araçta 2 yaralı bulunuyordu. Bu yaralıların birinin akrabalarından oluşan 6-7 kişilik bir grup kazayı duyunca olay yerine intikal etti ve diğer yaralıyı dövmeye başladı. Bunun üzerine orada bulunan sağlık personeli bu kişilere 'durun ölecek' diye uyarıda bulundu. Bu uyarıyı duyan yaralı yakınları bu sefer hedef olarak sağlık personelini seçti. Sağlık personeline sözlü ve fiziksel saldırıda bulunuldu."
 
Ankara'da yaşanan bir trafik kazasına karışanların yakınlarının, yaralılara müdahale eden sağlık çalışanlarına saldırması nedeniyle Türk Sağlık-Sen tarafından dava açılmıştı.
 
Davayı görüşen Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi verdiği kararda; yaralılara müdahale eden iki acil yardım memuruna, trafik kazasına karışanların yakınları olan 6-7 kişilik bir grubun küfür ve hakarette bulunarak yaraladıklarının tespit edildiğini belirtti.
 
Kararda, "Sanıkların birden fazla şahıslarla birlikte ambulans görevlilerine görevlerini yapmamaları için cebir ve tehdit kullandıkları iddia, savunma, tanık beyanı, adli raporlar ve tüm dosyadan anlaşıldığından sanıkların cezalandırılması gerekmiştir" denildi.
 
Mahkeme sanıkları yaptıkları eylem nedeniyle 6 ay hapis cezasına çarptırılmalarına, fakat bu eylemin birden fazla kişi ile işlenmesi nedeniyle cezalarının 2 ay artırılarak 8 ay hapis cezasına çarptırılmalarına karar verdi. Mahkeme 8 aylık hapis cezasını 4 bin 800 TL adli para cezasına çevrilerek sanıklardan tahsil edilmesine hükmetti.
 
Alıntı : medimagazin.com