Türk Tabipleri Birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Tabipleri Birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Aralık 2011 Cumartesi

Kamu hastanelerinde özel hastaneler gibi ücret ödeniyor

AKP iktidarı ile birlikte hayata geçirilen Sağlıkta Dönüşüm Programı kamusal sağlık hizmeti anlayışını ortadan kaldırdı. Kamu hastanelerinde, hastalardan “muayene ücreti, ilaç ve reçete katılım payları” altında alınan ücretler, neredeyse orta sınıf bir özel hastaneden alınan ücretle eşdeğer hale geldi. Tabip odaları ve hekimler, kamudan alınan ve sembolik olduğu iddia edilen kesintilerin özel hastanelerden alınanlara yaklaştığını belirterek “Kamu hastaneleri diye bir kavram kalmadı. Kamusal sağlık anlayışında bu kadar katkı-katılım payı olmamalıdır. Sosyal devlet anlayışı nerede?” diye sordular.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu, “Kamu hastanelerinden 8 TL, özel hastanelerden ise 15 TL muayene ücreti alınıyor. Özel ayrıca bunun dışında yüzde 30 ile 70 oranında değişen fark ücreti alıyor. Bunun üzerine her iki kurumdan da ilaç, reçete payları adı altında yurttaştan para alınıyor. Hükümetin temel politikası kamu-özel bütün kurumların birbiri ile rekabet halinde çalışan sağlık ortamını yaratmaktır. AKP ile birlikte kamu hastaneleri diye bir kavram kalmadı” dedi. Bilaloğlu, yurttaşların kamu hastanesine gittiğinde, vergisini vermesine ve primini ödemesine karşın ayrıca cebinden de bir ücret çıkmasını eleştirerek şunları kaydetti:

“Kamu hastanelerinden alınan ücretler, bazı özel hastanelerden alınan ücretlere yaklaşıyor. Reçete başına 3 TL gibi uygulamalarla ödemeler artacak. Türkiye’de insanlar sağlık hizmeti alırken tüketici konumuna geldiler. Nasıl ki bir mağazaya gittiğinizde, örneğin ‘Bedava. Şimdi al 5 ay sonra öde’ deniliyor ve o anda herhangi endişe duyulmuyorsa, sağlıkta da ‘ücretsiz gel muayeneni ol’ algısı oluşuyor. Hasta, muayene oluyor ve 3 ay sonra emekli maaşında kesintiyi görüyor.”


Özel hastanelerle yarışıyor

İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ali Çerkezoğlu ise kamusal sağlık anlayışının devletin sorumluluğundaki sağlık anlayışı olduğunu, bu kadar yüksek miktarda katkı-katılım payının olmaması gerektiğini vurgulayarak “Çok sembolik olması gereken, öyle olduğu iddia edilen şey şu an da fiilen neredeyse özel hastanelerin aldığı paralara eşdeğer hale gelmiş durumda. Aynı aileden 3 kişi hastalansa ve kamu hastanesine gitse 100 TL’ye yakın ödeme yapmak zorunda kalabiliyor. Bu nasıl bir sosyal güvenlik anlayışı” diye sordu.

İstanbul Eczacı Odası Başkanı Semih Güngör de kamu hastanelerinden alınan katkı-katılım payı ücretlerinin özellikle emeklileri olumsuz etkilediğini belirterek “Emekliler maaşlarını alana dek kesintiyi bilmiyor. Ne zaman ki maaşını alıyor o zaman kesintinin ne kadar olduğunu görüyor. Hastalara, ne kadar kesinti yapıldığını gösteren reçetenin çıktısını veriyoruz. İnsanlar reçetelerinden kesintilerini takip edebilir” dedi.

Alıntı: Cumhuriyet

11 Mart 2011 Cuma

Tamgün için Sağlık Bakanlığı genelge göndermiş

SAĞLIK BAKANLIĞI TARAFINDAN 81 İL VALİLİĞİ'NE GÖNDERİLEN TAMGÜN GENELGESİNE TÜRK TABİPLERİ  BİRLİĞİ'NDEN AÇIKLAMA GELDİ...

Hekimler günlerdir, geleceklerini planlayabilmek için Sağlık Bakanlığı’ndan bir açıklama bekliyor. Sağlık Bakanlığı'nın internet sayfasında Sayın Bakan Recep Akdağ’ın medya kuruluşlarında yaptığı sözlü açıklamaların dışında yazılı bir açıklama duyuru bugüne kadar yapılmadı. Bakanlık hekimlerin bir insan, kamu çalışanı olarak haklarını tanımamaya devam ediyor.

Bu arada 8 Mart 2011 tarihinde, ”Kamuda hekimlerin tam gün çalışması”  konulu genel yazının hazırlanıp 81 İl Valiliği'ne gönderildiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Bu yazıda Sağlık Bakanlığı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun (DİDDK) kararını eksik bir biçimde alıntılayarak, bugüne kadar hiç göstermediği bir ivedilik içinde İl Sağlık Müdürlükleri'nden ”yargı kararının” uygulanmasını istiyor. Hekimlerin Sağlık Bakanlığı'nın uygulama işlemini ansızın İl Sağlık Müdürlüğü ekiplerini karşılarında bulduklarında öğrenmeleri uygun bulunmuş. Herhalde ”kaçacak olmalarından” şüphe edilmiş.

Öncelikle Sağlık Bakanlığı'nın bu genelgesi ”yargı kararının uygulanması” işlemi değildir. Çünkü genelgede ”uygulanması istenen” DİDDK’nun itiraz kabul kararı, bir yürütmeyi durdurma ya da iptal kararı değildir. DİDDK itiraz kabul kararında 1219 Sayılı Yasa'nın 12. maddesinin 3 fıkrasının ve  Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının anlamını yeniden yorumlamıştır. Sağlık Bakanlığı da, bu yoruma da dayanarak Anayasa Mahkemesi'nin kararına rağmen çalışma yasaklarını her koşulda uygulamak istemektedir.  Ancak yaptığı işlem 2577 Sayılı İdari Yargılama Usul Yasası uyarınca yargı kararının uygulanması işlemi değildir. Yaptığı işlem 1219 Sayılı Yasa'nın 12. maddesini Anayasa'ya ve Anayasa Mahkemesi'nin kararına aykırı olarak yorumlayıp uygulama işlemidir.  Bu nedenle de Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayacağına dair emredici hükmün yer aldığı Anayasa'nın 153. maddesine, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararında belirttiği 17 ve 56. maddelere aykırı bir işlemdir.

Türk Tabipleri Birliği, Danıştay İDDK’nin Anayasa Mahkemesi kararına aykırı yorumu ile yeniden anlamlandırılan yasa hükmünün Anayasa’ya aykırılığını itiraz yolu ile ileri sürmüş ve dosyanın Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesini istemiştir. Bu talebinin önümüzdeki günlerde değerlendirilip karara bağlanması söz konusu olacaktır. Sonucu derhal duyurulacaktır.

Sağlık Bakanlığı’nın 8 Mart tarihli genelgesi ile uygulama işlemlerinin nasıl yürütüleceği, hekimlere bir tebliğ işlemi yapılıp yapılmayacağı belirtilmemiştir. Hukuk devleti ilkesi uyarınca Sağlık Bakanlığı tarafından hekimlere uygulamanın nasıl yapılacağına ilişkin bir bildirimin yapılması gerekmektedir. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın bugüne kadar sürdürdüğü tutum dikkate alınarak bu bildirimi yapmayabileceği düşünülmektedir.

Bu nedenle hekimlerin;
a)   İl Sağlık Müdürlükleri ya da çalıştıkları kamu kurumlarının yöneticileri aracılığı ile yapılacak yazılı bildirimi bekleyip, yapılacak bildirimin altına ya da ayrı bir dilekçe ile Sağlık Bakanlığı işlemi nedeniyle, çalıştıkları işyerlerinden ayrılmak zorunda kaldıkları, muayehanelerini kapatmak zorunda kaldıklarını bu nedenle uğradıkları zararlara dair hukuki haklarını saklı tuttuklarını belirtmeleri ve bir örneğini kendilerinde saklamaları,

b)   Kendilerine bir tebliğ işlemi yapılmaksızın Sağlık Bakanlığı’nın 16.7.2010 tarihli duyurusu ve 8 Mart 2011 tarih ve 10538 sayılı Genelgesi nedeniyle işlerinden ayrılmak-muayehanelerini kapatmak zorunda kaldıklarını belirtir bir dilekçeyi, çalıştıkları kuruma veya il sağlık müdürlüklerine vermeleri, evrak kayıt numarası ile tarihini almaları, dilekçelerine bu nedenle uğradıkları zararlar için her türlü hukuksal haklarını saklı tuttuklarını belirtmeleri önerilmektedir.

Sağlık Bakanlığı'nın kamu kurumları dışında çalışmayı yasaklamasına dair  işlemleri nedeniyle işyerlerinden ayrılmak, muayehanelerini kapatmak zorunda kalan hekimler, bireysel uygulama işlemlerinin iptali için idare mahkemelerinde dava açabilir. Bunun için Türk Tabipleri Birliği Hukuk Bürosu tarafından örnek dava dilekçesi hazırlanmıştır. Bu konuda iptal davası açmak isteyen hekimlere bu dava dilekçeleri gönderilecektir.

Bu arada, kamu dışındaki işlerinde çalışmaya devam eden hekimler yönünden nasıl bir yaptırım uygulanabileceği de sorulmaktadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinde memurlarına verilecek disiplin cezaları düzenlenmiştir. Özel olarak hekimlerin kamu kurumlarındaki mesailerinin bitiminde kamu kurumları dışında hekimlik yapmaları disiplin cezası verilecek fiiller arasında sayılmamıştır. Devlet memurluğundan çıkarma cezası verilecek fiiller arasında da değerlendirilmesi hukuken mümkün değildir. Ancak uyarma, kınama, aylıktan kesme veya  kademe ilerlemesi cezası verilecek fiillerden birinin kapsamına dahil edilip ceza verilmesi söz konusu olabilir. Verilecek bu cezalara karşı da yargı yolu açık bulunmaktadır.

genelge 1. sayfa
genelge 2.sayfa


Alıntı : Türk Tabipleri Birliği