özel hastane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özel hastane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2013 Çarşamba

Özel hastanelerden geciken itiraf...


Özel hastanelerden sağlık sistemine dair acı itiraflar geldi. Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Başkanı Dr. Reşat Bahat, özel hastanelerin mevcut haliyle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bahat, rekabetten kaynaklanan nedenlerle bazı özel hastanelerin hastadan yüzde 90 fark ücreti alma hakkını kullanamadığını kaydetti.

Bugün gazetesinin haberine göre; özel hastanelere gelen bir hastanın sadece muayene yapılsa sorun yaşanmayacağını belirten Bahat, "Örneğin bir gebe. O gebe kadın aynı zamanda karaciğer ve böbrek hastasıysa herbir muayenesinde benim 150-200 liralık tahlil istemem gerekiyor. Siz bunu 25-30 liralık farkın içerisine koyamazsınız. Benim de ayakta kalmam lazım" diye konuştu.

GERÇEK HASTA ORTADA DOLAŞIYOR

Dr. Bahat, "O hastaya o hizmeti sunamayacağım için kurum olarak bu tür hastaları mümkün olduğu kadar üniversitelere pay etmeliyim. Artık hasta seçmeye başladık. Daha doğrusu sağlamları muayene ediyoruz. Mevcut kurallar için ayakta kalabilmem için bunu yapmak zorundayım. Gerçek hastaların ortalıkta dolaşmaya başladığı bir sistem oluştu" diye konuştu.

ÜNİVERSİTE HASTANELERİ ZARARDA

Kamu hastanelerinin de tek başına bu problemi çözemez hale geldiğine vurgu yapan Bahat, üniversite hastanelerinin neredeyse tamamının zarar ettiğini aktardı. Bahat, "Çünkü hastalar çok yoğunluklu problemi olan hastalar. O hastalara üniversite hastaneleri sahip çıkabildiği kadar çıkıyor" dedi.

ÖZELLERE YAPILAN ELEŞTİRİ HAKSIZ

Dr. Reşat Bahat, "Herkes bize 'sağlık için Türkiye özel sektöre çok para harcıyor' diyor. Türkiye'de özel sektör sağlık hizmeti olarak yıllık devletten 6.8 milyar lira alıyor. Bu para sosyal güvenlik bütçesinin sadece yüzde 4,5'ini oluşturuyor. Özel sektör 92 milyon hastaya bakıyor. Sosyal güvenliğe sunulan hizmetin yüzde 30'unu sunuyor. 200 bin kişi istihdam ediyor. Paranın hemen hemen yarısını prim ve vergi olarak devlete geri ödüyor" dedi.

HİZMETİ CEZALANDIRAN SİSTEM

"Nitelikli hizmeti cezalandıran bir sistem koymamamız lazım" diyen Dr. Reşat Bahat, herkesin aynı ücreti almasını kimsenin isteyemeyeceğine vurgu yaptı. Bahat şöyle devam etti: "Her hastalık için ortalama bir fiyat belirleyemeyiz. Yani ortalamalarla veya paketlerle bu işi çok uzun vadede çözmemiz mümkün değil. Belki bu işin hesaplamasını kolaylaştırabiliriz."

10 YIL SONRA KİŞİ BAŞI 2 BİN DOLAR HARCANACAK

Sağlığın dünyadaki en masraflı işlerden biri olduğunu ifade eden Bahat, "Şimdi kişi başı 950 dolar olan sağlık harcaması 10 yıl sonra kişi başı 2 bin dolara çıkacak. 10 yıl sonraki nüfusumuz 85 milyon olacak. Bu şu demektir: Devlet 10 yıl sonra bu iş için 170 milyar dolar yıllık para bulmak zorunda. Torunlarımıza borçsuz bir ülke bırakmak istiyorsak kaynaklarımızı çarçur etmemeliyiz" dedi.

Alıntı. egedsonsöz.com

24 Ocak 2013 Perşembe

Son %100 yerli özel hastanede yabancılarla görüşüyor


Sağlık sektöründe hareketli günler yaşanıyor. Bir taraftan içeride çeşitli sağlık kuruluşları arasında satış görüşmeleri yaşanırken bir taraftan da yabancıların ilgisi devam ediyor. Sektörde yabancıların son dönemde en çok ilgi gösterdiği kurumlardan biri olarak Medicana gösteriliyor, hatta satışın çok yaklaştığına ilişkin yorumlar yapılıyor. Dönem dönem yabancı fonlarla çeşitli görüşmeler yaptıklarını doğrulayan Medicana Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hüseyin Bozkurt, "ancak son dönemde görüşmeler yavaşladı. Somut bir gelişme yok" dedi.


Türkiye'de sağlık sektöründe yatırım yapan yabancı sayısı giderek artıyor. Hastane ve yatak sayısı olarak Türkiye'nin en büyük 5 hastane zincirinin dördü halihazırda yabancı ortaklı.

SADECE MEDICANA KALDI

Acıbadem Hastanesi'nin yüzde 75 hissesi Japon ortaklı Malezyalı yatırım fonu Khazanah ve sağlık birimi Integrated Healthcare'e (IHH) ait. Medical Park'ta yüzde 40 hissenin sahibi ABD'li Carlyle Grup. Memorial'ın yüzde 40 hissesinin sahibi İngiliz Argus Capital ve Katar Yatırım Bankası. Alman Hastaneleri'nin sahibi Universal Grubu'nun yüzde 26 hissesinin sahibi de bir Dünya Bankası kuruluşu olan IFC ile uluslararası yatırımcılar ADM Capital ve PGGM konsorsiyumu.

Bu beş büyük hastane zinciri arasında yer alan Medicana Hastaneler Grubu ise şimdilik yüzde 100 Türk sermayeli. Ancak 8 hastaneye ve 1170 yatağa sahip bu grup da bir süredir yabancı fonlarla dirsek temasında bulunuyor.

GÖRÜŞÜYORUZ AMA SOMUT BİR ŞEY YOK

Sağlık sektöründe son dönemde çok konuşulan bu konu ile ilgili iddiaları yanıtlayan Medicana Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hüseyin Bozkurt, son 4-5 yıldır dönem dönem yabancı yatırımcılarla görüşmeler yaptıklarını ve sektörde bu ortaklık görüşmelerini ilk yapan firmalardan olduklarını söyledi. Ancak söylenenlerin aksine son bir yıldır fazla aktif olmadıklarını söyleyen Bozkurt, "Şimdilik somut bir şey yok. Arada bazı firmalar geliyor ama genellikle görüş alışverişi şeklinde oluyor" şeklinde konuştu.

Öte yandan Medicana adına satış görüşmelerini yürüten Daruma Corporate Finance'tan alınan bilgiye göre de hastane için çok sayıda ciddi teklif ve görüşme olmasına rağmen sonuca ulaşmış somut bir anlaşma henüz gerçekleşmedi.

AL DİYEN DE VAR SAT DİYEN DE

Sektördeki büyük firmalar arasında yabancı ortak almayan ender firmalardan birisi olduğunu kaydeden Bozkurt, şunları söyledi:

"Bizi al diyen de var, ortak olmak isteyen de. Ama satmış olmak için laf olsun diye hisse satmayız. Sonuçta kendi ayakları üzerinde durabilen bir grubuz. Bizi uluslararası arenada büyütecek ve yabancı hasta turizmine katkıda bulunabilecek bir grupla ortaklığa gidebiliriz. "

Sağlık sektöründe Türkiye'ye gösterilen ilginin en önemli nedenlerinden birinin Türkiye'nin lokasyonu ve hastanelerin donanımları olduğunu anlatan Bozkurt, "Son 10 yılda Türkiye'de dev zincirler oluştu. ABD'ye de koysan takır takır çalışacak hastaneler bunlar. Üstelik Türkiye'deki tedavi ücretleri Avrupa'ya ve ABD'ye göre çok düşük. Bu durum Türkiye'yi sağlık turizmi açısından çok cazip bir hale getiriyor. Yabancılar da Türkiye'nin bu anlamda bir merkez olacağı öngörüsüyle büyük ilgi gösteriyor" diye konuştu.

GURBETÇİ TÜRKLER SEKTÖR İÇİN BÜYÜK POTANSİYEL

Bozkurt, sağlık sektörü açısından yurtdışında yaşanan Türklerin büyük bir potansiyel oluşturduğunu ancak bunun bir türlü harekete geçirilemediğini belirterek, "Aslında hükümetin konrtrolünde gurbetçi Türklerin bulunduğu ülkelerle anlaşma yapılabilir. Çünkü hem oradaki Türkler burada daha ucuz, daha çabuk ve daha rahat bir tedavi imkanına kavuşur hem de o ülkelerin üzerindeki mali yük hafifler. Bence bir an önce bu potansiyel değerlendirilmeli. Milyarlarca dolar gelir elde edilebilir" dedi.

"KÜÇÜK YAPILARA DA İLGİ VAR"


Sağlık sektöründe yatırım aşamasındaki bazı yabancıların danışmanlığını yürüten Medicalpark ve Universal’in eski CEO’su Mahir Turan, sektöre olan ilginin sadece hastaneler ve büyük gruplardan ibaret olmadığını söyledi.

Türkiye’de sağlık sektöründe mevzuatların iyice yerleşmesi ve şeffaflığın artması ile yabancılar açısından cazibesinin arttığına dikkat çeken Turan, "Önceki yıllarda gerçekleşen yatırımlar genellikle büyük gruplara yapıldı diye bunu bir kuralmış gibi anlamamak lazım. Ölçek tabi ki çok önemli fakat beraberinde verimlilik, büyüme potansiyeli, bu büyümeyi gerçekleştirecek yönetim, bu yönetimin tecrübesi, vizyonu gibi kriterler varsa bir anlam ifade ediyor. Yatırımcı bu kriterleri samimi şekilde ortaya koyabilen her yere ilgi duyar. Bu konuda bence artık daha avantajlı bir dönemdeyiz, çünkü şu ana kadar gerçekleşen yatırımlardan dünya çapında önemli başarı hikâyeleri doğdu, çeşitli ortaklık modelleri test edildi, iyi giden ve kötü giden yatırımlardan gelen bir tecrübe oluştu" dedi.

10 YILDA 100 MİLYAR DOLAR

Yerleşik ekonomilerin artık yatırımcının yüzünü güldürmediğini ve kâr marjlarının giderek daraldığına işaret eden Turan, şöyle devam etti:

"Oralarda artık daralan marjları da bıraktılar, “küçülmesin yeter” diyorlar. Artık ne varsa bizim gibi gelişen ekonomilerde var. Önceden istikrar, ölçek ve vizyon eksikti, şimdi onlar da var. Bugün Türkiye’de toplam sağlık harcamaları 60 milyar dolar civarında ve 2023 projeksiyonunda bu rakamı 160 milyar dolar olarak görüyoruz. Bu büyümeyi dünyanın neresinde güvenli ve ispatlanabilir şekilde ortaya koyarsanız koyun, yatırımcı oraya gider."

Daha küçük ölçekli gruplar ve hastanelerin de artık gidişatı gördüğünü kaydeden Turan, "İlle de bir yabancı yatırımcı için olmasa da, gelecekte var olabilmek için sistemlerini gözden geçirmek zorunda olduklarını biliyorlar. Bunlar arasında yönetim modellerini, mali yapılarını, büyüme hedeflerini gerçekçi şekilde masaya yatıranlar ve yeni sermaye girişiyle neler yapabileceklerini planlamış olanlar var. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde daha küçük ölçeklerde de yabancı yatırımcılar göreceğiz. Bunlar farklı hastanelerin bir araya gelmesinden oluşabilecek yeni gruplar olabileceği gibi, kendi içinde büyüyen hastaneler veya gruplar şeklinde de olabilir. Belirli aşamaya gelmiş örnekler var, süren görüşmeler var ancak bunların ete kemiğe bürünmesi biraz daha zaman istiyor" diye konuştu.

6 Ocak 2012 Cuma

Fatura hekime kesilecek

SGK Başkanı Fatih Acar, Kanal 24 Moderatör programında özel hastanelerin sözleşmelerine hatanın faturasının doktora kesileceğine yönelik eklemeler yapılacağını açıkladı.

Acar yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Özel hastanelerin şöyle bir bildirimi olmuştu ‘Burada bizim hastane olarak bir kusurumuz yok. Hastanemizde onlarca, yüzlerce hekim çalışıyor. Bu hekimin yaptığı hatadan dolayı biz hastane olarak cezalandırılıyoruz.” Biz şimdi hekimin sorumlu olacağı bir sistemi de getiriyoruz sözleşmelere. Hekime müracaat edip hekimden bu cezai tahsilatı  yapabileceğimiz bir  düzenlemeye gidiyoruz.

Alıntı : medimagazin

15 Aralık 2011 Perşembe

Acıbadem satıldı

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar ile Abraaj Capital’in yüzde 46’şar payla eşit ortaklığa sahip olduğu Acıbadem’de çoğunluk Malezyalı kamu yatırım fonu Khazanah’ın sağlık sektöründe faaliyet gösteren birimi Integrated Healthcare Holdings (IHH) şirketine geçti.

Acıbadem’in çoğunluk hissedarı Acıbadem Sağlık Yatırımları Holding’in (ASYH) yüzde 75 hissesinin IHH ve Khazanah’a satılması ve devredilmesi için Rekabet Kurumu’na başvuru yapıldı. Mehmet Ali Aydınlar, Hatice Seher Aydınlar ve Almond Holding tarafından ASYH’nin yüzde 75 hissesinden, IHH’ye yüzde 60 ve Khazanah’a yüzde 15 hisse satılacak. İşlemin tamamlanmasıyla birlikte ASYH’nin yüzde 25’i Aydınlar Ailesi’ne ait olacak.

Bölgesinin lideri

Acıbadem’de Mehmet Ali Aydınlar’ın yüzde 39,87, Hatice Seher Aydınlar’ın yüzde 6,11, Abraaj Capital’in ise yüzde 45,99 payı bulunuyor. İşlemin tamamlanması durumunda Abraaj’ın Acıbadem’de payı kalmayacak. Aydınlar Ailesi’nin payı ise yüzde 46’dan 25’e inecek. İşlemin boyutunun 650 milyon dolar civarında olması bekleniyor. Ana hissedarları Khazanah ve Mitsui&Co olan IHH, Asya-Pasifik bölgesinde en geniş sağlık sektörü malvarlığına sahip bulunuyor. IHH, Parkway Pantai Limited (PPL) ve IMU Health SDN BHD’nin yüzde 100’ünü kontrol ediyor. IHH ve Khazanah birlikte Hindistan’daki Apollo Hospitals Enterprise Limited’in de yüzde 11,5’ine sahip. PPL, Asya’da Singapur, Malezya, Hindistan ve Brunei bölgelerinde 3000’den fazla yataklı 16 hastaneden oluşan, Güneydoğu Asya’nın en geniş özel hastane ağına sahip bulunuyor.

Şirketin sağlık ağında yaklaşık 13.700 çalışanı ve 4.900 uzman doktor ve sağlık uzmanı mevcut. IMU, Malezya’nın önde gelen özel sağlık üniversitesi olan, ve Avustralya, İngiltere, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ve Yeni Zelanda’daki 33 üniversite ile ortaklığı bulunan Kuala Lumpur’daki International Medical University’nin sahibi ve işletmecisi. Bombay Borsası’na kayıtlı Apollo 54 adet hastanenin işletmecisi olarak 8.500’den fazla yatak kapasitesi var.

Alıntı    : Radikal

7 Mart 2011 Pazartesi

Özel hastane zincirlerine gidiş var

Lokman Hekim Engürüsağ A.Ş. Genel Müdürü İrfan Güvendi, halka arz sürecini büyük bir başarıyla tamamladıklarını belirtirken, ”11,5 milyon lira civarında bir halka arz geliri oluştu, maliyetleri düşürdüğümüz zaman 10,5 milyon gibi kullanılabilir kaynağımız oluştu” dedi.
 
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Güvendi, sermayelerini yüzde 25 artırdıklarını ve ardından Ocak ayında yüzde 20′ye denk gelen 2 milyon 800 adet hisseyi sattıklarını bildirdi.
 
Halka arzın ilk gününde İMKB’nin sistemi üzerinde 4 sanayi içinde o günkü tavan fiyat üzerinden yeterli talebin geldiğini ifade eden Güvendi, ”Şirketimiz açısından halka arzı bir başlangıç olarak görüyoruz. Piyasayı şöyle bir incelediğinizde halka arzı gerçekleştirmiş olan firmaların çok daha hızlı büyüdüklerini, bir kabul değiştirdiklerini ve kurumsallaşmalarının daha iyi olduğunu gözlemliyoruz” dedi.
 
Acıbadem’den sonra borsada işlem gören ikinci hastane olduklarını hatırlatan Güvendi, halka arzdan çok başarılı bir sonuç elde ettiklerini, bunun da diğer hastane yatırımlarının halka açılmasının önününü açacağını söyledi. Hisselerine yabancı yatırımcıların da ilgisi olduğunu kaydeden Güvendi, ”Onlar bizim büyüme hamlelerimizi bekliyor, en az 1-2 hastane daha zincirimize eklenmesini bekliyorlar” diye konuştu.
 
Türkiye’de özel sağlık sektörünün zincir hastanelere doğru gittiğini gördüklerini anlatan Güvendi, şirketlerinin de hastane zincirine yenilerini ekleyeceğini söyledi. Güvendi, büyümenin sıfırdan bir hastane yaparak, yarım bir yatırımı tamamlayarak veya var olan bir işletmeyi satın alarak olabileceğini kaydetti.
 
Yeni hastanelerin Ankara’nın Çankaya bölgesinde ve İstanbul’da olacağını dile getiren İrfan Güvendi, büyük bir şirket için İstanbul’da mutlaka olunması gerektiğini söyledi.
-TIP MERKEZLERİ DEVREDEN ÇIKACAK-
Sektör zincir hastaneler konseptine doğru gittiği için 2012 ve 2013 yıllarında tıp merkezlerinin artık iyice devreden çıkacağı dönemler olacağını ifade eden İrfan Güvendi, tıp merkezlerinin ya birleşerek hastane olacağını ya da sistemin çıkacağını, büyük bir kısmının da zaten çıkmış olduğunu bildirdi.
 
2010 yılında bir kişinin yıllık hastaneye gitme ortalamasının 7 olduğunu, önceki yıllarda bu sayının 3′ler civarında bulunduğunu anlatan Güvendi, bunun Türkiye’de sağlık sektörünün büyümeye devam edeceği anlamına geldiğini söyledi.
 
-”ÖZEL HASTANELERİN FİYATI AYRI BELİRLENMELİ”-
Sektörün tek hizmet alıcısının Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) olduğunu kaydeden Güvendi, SGK’nın tekel olmasının da özel sektör açısından fiyatlara olumsuz etki yaptığını söyledi.
SGK’nın devlet hastaneleri, üniversiteler ve özel hastanelerden hizmet satın altığını vurgulayan Güvendi, şunları kaydetti:
 
”SGK tekel olunca fiyatları düzenlemiyor. Özel sağlık sektörünün önündeki en büyük handikaplarından bir tanesi bu. Sağlık Bakanlığı bütçe hazırlanırken ödeneklerini belirtiyor. Biz ise bütçeden ödenek almıyoruz. Personel giderlerimiz var, vergi ödüyoruz, sigorta primi ödüyoruz, yeni yatırım yapıyoruz…vs Ama Sağlık Bakanlığı açısından baktığımız zaman bir finansman giderine katlanmak gerekmiyor, personel giderlerinin ana kalemlerini bütçeden ödüyorsunuz, ana yatırımları bütçeden yapıyorsunuz, Yeşil Kart’tan dolayı zaten bir ödenek alıyorsunuz. Bunları üst üste koyduğunuz zaman özel hastaneler ile devlet hastanelerinin fiyatlarının aynı olmaması gerekiyor. Ama fiyatlarımız aynı belirleniyor. Bu çok hakkaniyetli değil. Çünkü biz devletten sübvansiyon almıyoruz. Ama aynı fiyatlarla hizmet vermek durumundayız.”
 
Sağlık hizmetlerine en az enflasyon kadar zam yapılması gerektiğini vurgulayan İrfan Güvendi, ”Maliye Bakanlığı bütün vergilerini artırdı, ama devlette sattığımız hizmetin fiyatı artmadı, bunu bize yapılan bir haksızlık olarak görüyoruz” diye konuştu.
 
-SEKTÖRÜN BÜYÜKLÜĞÜ 4,5 MİLYAR LİRA-
Güvendi, Türkiye’de özel hastane sektörünün büyüklüğünün 2010 yılında 4,5 milyar lira civarında olduğunu belirtirken, SGK’nın hizmetlerinin yüzde 30′unun özel hastaneler tarafından sağlandığını bildirdi.
 
Bıçak parası konusunda doktorlardan çok hastaların suçlu olduğunu düşündüğüne de ifade eden Güvendi, ”Birçok hastane örneğin kalp ameliyatından fark ücreti almıyor. Buna rağmen bıçak parası alan doktora gidip de şikayet etmeyi anlayamıyorum” dedi.
 
Alıntı: medimagazin.com

Çok para hayat kurtarmayabilir

En ağır hastalara en fazla parayı harcayan hastaneler, her zaman yaşam kurtaramıyor. Maliyet ve ölümlerin birlikte değerlendirildiği bir çalışmada, daha düşük maliyetleri olan hastanelerin mortalite(ölüm) oranlarının beklenenden düşük olduğu belirlendi.

Yapılan bir araştırmada, sepsisli hastaları tedavi etmek için yaptıkları harcamaları incelenen 309 hastanede, söz konusu hastalara solunum cihazı gibi özellikli ve pahalı tedavi yöntemleri uygulandığı belirlendi. Araştırmacılar, bazı hastanelerin daha az harcama yaparak daha fazla hayat kurtardığını saptadılar. Çalışmada yer almayan ve Toronto’daki St. Micheal Hastanesinde yoğun bakım cerrahı olan Dr. John Marshall, sepsis hastaları için daha fazla harcama yapılması gerekmediğini söyledi.

Springfield, Massachusetts’deki Baystate Tıp Merkezi sorumlularından Dr. Tara Lagu, çalışmayı planlarken maliyetler ve tedavi sonuçları hakkında birçok farklılık görmeyi beklediklerini ve bunu da gördüklerini söyledi.

Dr. Lagu ve meslektaşları sepsis olan yaklaşık 167 bin hastayla ilgili bilgiyi değerlendirdiler. Çalışmalarında bu hastaların yaşları, eşlik eden hastalıkların varlığı gibi yaşama şanslarını etkileyen bilgileri de değerlendirdiler. Başlangıçta ölümlerin ve maliyetlerin ayrı değerlendirildiği araştırmada, ölüm oranlarının 1/10 ile 1/3 arasında değiştiği ve maliyelerin de 12-37 bin dolar arasında olduğu tespit edildi.
Araştırmacılar, maliyet ve ölümleri birlikte değerlendirdiklerinde 22 hastanenin belirgin olarak daha düşük maliyetleri olduğunu ve mortalite oranlarının da beklenenden düşük olduğunu, 30 hastanenin de beklenenden yüksek maliyet ve ölüm oranları olduğunu saptadılar.

Dr. Lagu, yüksek maliyetli hastanelerle düşük maliyetleri olan hastaneler arasında dışarıdan görülebilen ayırt edici farklılıklar olmadığını söylerken, hastanelerin büyüklükleri, üniversite bağlantısı olup olmamaları, kentsel ya da kırsal kesimde bulunmaları arasında farklılıklar olmadığını sözlerine ekledi. Neden bazı hastanelerin diğerlerinden daha iyi sonuçlar aldığının çok açık olmadığı belirtilirken, bazı araştırmalarda sepsis hastalarının belirli tedavi yöntemleri uygulanırken daha iyiye gittikleri, ancak mevcut çalışmada söz konusu hastanelerde farklılıkların ne olduğunun ortaya konamadığı dikkat çekti. Bu durumun nedenlerinin de ortaya konması gerektiği belirtildi.

Kaynak: /www.nlm.nih.gov/medlineplus

22 Aralık 2010 Çarşamba

Acil servisler ücretsiz değil!

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Başbakanlık Genelgesi sonrası acil servise yapılan müracaatlarda hastadan ücret talep eden özel hastaneler hakkında işlem yapılacağını bildirmişti. Bakan Akdağ, "Hastadan ücret talep eden özel hastane önce uyarılacak, sürecin devam etmesi halinde ruhsatı iptal edilecek" demişti. Bakan Akdağ, para talep edilmesi durumunda vatandaşın Sosyal Güvenlik Kurumu ve Sağlık Bakanlığı ile irtibata geçmesini istedi. Bakan Akdağ, konuşmasını şöyle sürdürmüştü: “Bir defa her türlü acil hizmet için, Allah korusun yakınızı kalp krizi geçirdi, solunum sıkıntısı var, kaza geçirdi, çok yüksek ateşi var, havale geçirdi bir çocuk… Bir özel hastanenin aciline gittiniz ya da götürüldünüz… Böyle bir durumda sizden herhangi bir para talep edemez bir özel hastane. Böyle gittiniz ya da bir yakınızı götürdünüz, yoğun bakıma yatırıldınız. Orada iki üç gün yattınız. Aynı şekilde özel hastane sizden hiçbir şekilde para talep edemez. Bakın bu kesin. Peki bu kural dışına çıkıyorsa bir özel hastane? Kural ihlali yapıyor demektir.”

GECE- GÜNDÜZ TARİFESİ

 
Sosyal Güvenlik Kurumu, sigortalı hastalar için gündüz ve gece farklı ücret tarifesi uygulandığına yönelik çıkan haberler de tam da bu konunun üzerine geldi. Haberlere göre, bazı özel hastanelerin SGK’lı hastalara gündüz ayrı, gece ayrı uyguladığı tarife hemen hemen her hastanın karşısına çıkıyor. Hatta gündüz bir işlem için ödediğiniz 32 TL, geceleri ise 67 TL'ye kadar çıkabiliyor. Hastalar ise durumun şokunu yaşamaktan başka bir şey yapmıyor.

ACİLDE EN YÜKSEK TUTAR 450 TL

 
Biz de özel hastaneler acil servise gidildiğinde vatandaşlardan ücret talep ediyor mu, etmiyor mu konusunu araştırdık. En bilindik on iki hastanenin acil servisini, ağır ishal ve yüksek ateş belirtisiyle başvuru yapmak istediğimizi, ne kadar ücret talep edildiğini araştırdık. Acil servislerden bize gelen rakamlar 195 TL’den başlayarak 20 TL’ye kadar düştü. Tahlil veya tetkik ücretlerinin ise SGK ile anlaşmalar dâhilinde yüzde 30-50’si arasında ödeme yapacağımız bilgisi verildi. SGK ile anlaşması olmayan özel hastanelerden ise yüksek ateş belirtisiyle gidildiği zaman vatandaşa çıkan fatura 450 TL’yi buluyor…

Bakan Akdağ, “Ücret talep ediliyorsa mutlaka Sağlık Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurulu ile irtibata geçin” diye uyardı. Peki acil ne kadar acil? Hangi hastalıklar acil kavramının içine giriyor. Tüm özel hastanelerle standart bir anlaşma yok mu? Ödenen faturalar neden farklı rakamlardan oluşuyor? Sorular çoğaldıkça, kafalar karışıyor. HABERTURK.COM Sağlık Servisi bu konuyu araştırdı.

Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği Başkanı Dr. Reşat Bahat:

 
“Özel hastanelerle SGK arasında belirli bir anlaşma var. Üstelik bu anlaşma dışında çalışanlar cezalarını ciddi derecede çekiyor. Bu cezanın rakamı ayda 75 bin TL. Bu rakam özel hastaneler için ciddi bir rakamdır. Vatandaşın durumunun acil olup olmadığını biz muayene ettikten sonra anlayabiliriz. Konunun uzmanı orada olmayabilir ama uzman bir hekim arkadaşımız muayene ediyor ve ücret alınmıyor. Tedavinin devamı istenirse SGK ile anlaşılan yasal fark ödeniyor. ‘Benim durumum acil. Profesör Dr. Kenan Bey’e ya da Prof. Dr. Mehmet Bey’e muayene olmak istiyorum’ derlerse olmaz. Öncelikle acil doktora muayene olur, aciliyeti devam ederse Profesör bakar. Acil durumlar, kişinin 24 saat içinde hayati tehlikesi olabilecek hastalıkları içeren durumlardır. Mesela kalp hastalıkları ya da çocukların yüksek ateş ve havaleyle gelmesi gibi durumlar acildir, hayati tehlikesi vardır. Biz de hastanelerimize ‘Acilse ücretsiz devam edin, acil olmadığı kanaatine varıldıysa hastayı aydınlattıktan sonra SGK ile anlaşmalı ücretin ödenmesi şartı hatırlatılarak tedaviyi sürdürün” diyoruz.”

NEDEN ÜCRET ALINABİLİYOR?

 
“Özel hastanenin SGK ile anlaşması varsa ücret almadan tedavi olunabiliyor. Kalp konusunda özel hastanelerin rekabeti var. Zaten hepsi ücretsiz bakım yapmaya çalışıyor. Ancak, dışarıdan doktor davet edilirse, vatandaş özel oda isterse ücret alınıyor. Vatandaş acil kavramını bilmiyor. Vatandaş için “acil” tanımıyla tıbbi açıdan “acil” tanımı arasında fark vardır. Baş ağrısı şikâyetiyle gelen hastanın beyin kanaması geçirip geçirmediğini, tümörü olup olmadığını bakmadan bilemezsiniz. Bu noktada işlem yapmanız gerekir. Bu işlemler için ücret ödenmezse hastane de zarar ediyor. Veya her karın ağrısı vakasıyla gelen ‘Benim durumum acil’ diyor. Ama bu vakaların yüzde 90’ı acil olmuyor.”

“SABAHIN KÖRÜNDE 14 LİRA 80 KURUŞLA MUAYENE OLMUYOR”

 
“Sabahın 4’ünde 14 lira 80 kuruşla muayene olmuyor. İdrar tahlili o ücrete yapılmıyor. Kötü fiyatlandırılmış. Burada bizim aleyhimize bir durum var. “Acilden para almayalım” talebini insani buluyorum. Ama özel sağlık sektörünün durumu nedir? Gece nöbete kalan doktorlara ne ödeniyor? İşletmelerin elektriği, kirası nasıl ödeniyor? Bunlara da bakılması lazım. Para alınmayınca bu sistem sürdürülebilir olmuyor. Gerekli durumlarda evden beyin cerrahı da çağırabiliyorsunuz. Bu hekim hastaneye ulaşmak için 50 TL benzin parası harcıyor, siz gecelik ücreti 14 lira olarak belirliyorsunuz. Acilde özel hastanelerin ciddi maliyetleri oluyor. Şu anda Türkiye genelinde bin 860 tane özel sağlık kurum ve kuruluşu var. SGK ile anlaşmasızlarla birlikte 2 bin sağlık kurum ve kuruluşu bulunuyor. Bin 50 tane de devlet kurumu var. Bu durumda özel hastanelerdeki acil servislerin şımartılması gerekiyor. Çünkü pek çok ilçede özel hastane var, vatandaşın ayağına gitmiş, çeşitlilik yaratmış.”

"ÖZEL HASTANELER KURALA UYMALI"


 
Sağlık Bakanlığı yetkililerinden biri de HABERTURK.COM Sağlık Servisine verdiği demeçte acil servislerle ilgili olarak bir Başbakanlık genelgesi olduğunu söylerken, “Hasta yakını için o an ‘acil’ tanımına girer ama doktor baktığında ‘Sizin durumunuz acil değil’ diyebilir. Ama gerçekten acil durumlarda özel hastaneler asla para almamalıdır. Özel hastanelerin bu kurala uyması gerekiyor. Bu her özel hastaneyi bağlayan bir kuraldır. Bakanımızın da dediği gibi, vatandaşlarımız da şikâyette bulunabilirler”

Sağlık Bakanlığı'ndan bir başka yetkili ise şunları söyledi:

 
Bakan bey diyor ki “Acil kapısından giren herkes, acildir”. Hastanelerle sürekli tartışıyoruz. “Bize acili tarif edin” diyorlar. SGK’nın tarifi var: “Kişide organ kaybı olacak, hayati tehlikesi olacak hastalıklar, gecikmeli müdahale edilirse buna sebep olacak

Hasta gelir acile girer tedavisi yapılır, ama o tedavi poliklinikten de gelseydi bu hizmeti alabilirdi. Bir kişinin durumunun acil olup olmadığını ayırtmak her yerde mümkün olmadığı gibi bizde de mümkün değil. Biz diyoruz ki, “Mesai sonrası gelen insan ne olursa, acil hisseden acil kabul edeceksiniz” Eğer vatandaş şikâyet ederse yaptırımı olmalı.

Vatandaş acilse, bilirkişi raporuyla desteklenirse yüksek cezaları var. Hastanenin sözleşme feshine kadar gidiyor bu cezalar. Burada vatandaşı mahkeme mahkeme gezdirmiyoruz. Bizde öyle değil. Görevlendirdiğimiz kişi beyan alıyor, evraklar üstünden yürüyor konu ve vatandaşın hakkını savunma konusunda bakanımız çok ısrarlı. Biz sosyal hizmetimizi yürütmeliyiz ama ücretlendirme konusunda beklenenin üzerinde ücret almaya alışkınız. Bu zamanla düzelecek. Özel hastaneler belirlenen ücrete çalışacak hekim bulmakta zorlanıyor. Bu bir politika zaman içinde düzelecek, yoluna girecek. Ama vatandaşlarımız duyarlı olsunlar, acil serviste ücret alınırsa bildirsinler."

BAŞBAKAN İMZALI GENELGEDEKİ ACİL TANIMI:

 
“Ani gelişen hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri beklenmeyen durumlarda oluşan sağlık sorunları, hayati tehlikesi olabilecek durumlar”

SGK’DA YAZILAN ACİL TANIMI:

 
Sağlık kuruluşları, kendilerine başvuran ve hayati tehlike arz eden acil hasta ve yaralılara ödeme imkânlarına bakmaksızın ilk tıbbi müdahaleyi gerçekleştirmek zorundadırlar. Ödeme imkânı olmayan bu durumdaki kişiler, ilk tıbbi müdahalesi gerçekleştirildikten veya hayati tehlike ortadan kaldırıldıktan sonra, gerekli olan ileri tedavi ile bakımlarının sağlanmaları için uygun bir sağlık kuruluşuna sevk edilebilirler.

BAŞBAKANLIK GENELGESİ NE DİYOR?

 
"Bilindiği üzere, acil hallerde doğru ve zamanında yapılan tıbbi müdahale hayat kurtarmakta, en küçük bir gecikme, telafisi mümkün olmayan olumsuz sonuçlar doğurabilmektedir. Bu sebeple, acil müdahaleyi gerektiren durumlarda hastanın ilgili sağlık kuruluşuna gecikmeksizin ulaştırılması ve getirildiği sağlık kuruluşunca da gereken acil müdahalelerin öncelikle ve ön şartsız olarak yapılması gerekmektedir.
Başta Anayasamız olmak üzere ilgili mevzuat hükümleri gereği kamu ve özel ayrımı yapılmaksızın tüm sağlık kuruluşlarının acil hallerde hastaya gereken tıbbi müdahaleleri yapmaları zorunlu bulunmaktadır.

Bu çerçevede, kamu ve özel tüm sağlık kuruluşlarınca acil hastaların kabulü, gerektiğinde başka bir sağlık kuruluşuna nakli ve tedavi masraflarının karşılanmasına ilişkin hususlar 26/6/2008 tarihli ve 26918 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2008/13 sayılı Genelgeyle düzenlenmiştir.

Acil sağlık hizmetlerinin düzenli bir şekilde sunumu, 2008/13 sayılı Genelgenin herhangi bir aksaklığa meydan verilmeyecek şekilde uygulanabilmesi, uygulamada karşılaşılan bazı tartışmalı hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla aşağıdaki ilave düzenlemelerin yapılması gerekli görülmüştür:

1) Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde (SUT) belirtildiği şekliyle acil hal; ani gelişen hastalık, kaza, yaralanma ve benzeri durumlarda olayın meydana gelmesini takip eden ilk 24 saat içinde tıbbi müdahale gerektiren haller ile ivedilikle tıbbi müdahale yapılmadığında veya başka bir sağlık kuruluşuna nakli halinde hayatın ve/veya sağlık bütünlüğünün kaybedilme riskinin doğacağı kabul edilen durumlardır. Bu nedenle sağlanan sağlık hizmetleri acil sağlık hizmeti olarak kabul edilmektedir. Acil sağlık hizmeti vermekle yükümlü kamu ve özel tüm sağlık kuruluşları, durumu bu tanıma uyan hastaların sağlık güvencesi olup olmadığına veya ödeme gücü bulunup bulunmadığına veya tedavi masraflarının nasıl karşılanacağına bakmaksızın acil hastaları kabul edecek ve gerekli tıbbi tedaviyi yapacaktır.

2) Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından sağlık hizmeti sağlanan genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olduğu kişilerden;

a) SGK ile sözleşmesi bulunan sağlık hizmeti sunucusuna (kamu veya özel sağlık kuruluşlarına) başvuran acil hastalara verilen sağlık hizmetinin bedeli, prim borcu veya yeterli prim ödeme gün sayısı olup olmadığına bakılmaksızın, sağlık hizmetinin verildiği tarihte yürürlükte olan SUT hükümleri çerçevesinde SGK’dan tahsil edilecek ve hastadan veya SGK’dan ayrıca ilave ücret talep edilmeyecektir.
b) SGK ile sözleşmesi bulunmayan sağlık hizmeti sunucusuna başvuran acil hastalara verilen sağlık hizmetinin bedeli, sağlık hizmetinin verildiği tarihte yürürlükte olan SUT hükümleri çerçevesinde genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olduğu kişi adına manuel olarak faturalandırılarak SGK’ya gönderilecektir. SGK tarafından yapılacak fatura incelemesi sonrasında belirlenen tutarlar genel sağlık sigortalısına veya bakmakla yükümlü olduğu kişiye ödenecektir. Ancak, genel sağlık sigortalısı veya bakmakla yükümlü olduğu kişi tarafından, sağlık hizmeti bedelinin SGK tarafından ilgili sağlık hizmeti sunucusuna ödenmesinin talep edilmesi halinde, kişinin yazılı muvafakatı alınarak, kendisinden herhangi bir ödeme talebinde bulunulmaksızın muvafakatla birlikte fatura SGK’ya gönderilecektir. Gönderilen fatura üzerinde SGK tarafından yapılacak inceleme sonrasında belirlenen tutarlar
1/2
Konu : Acil Sağlık Hizmetlerinin Sunumu
ilgili sağlık hizmeti sunucusuna ödenecektir. Bu durumlarda hastadan veya SGK’dan ayrıca ilave ücret istenmeyecektir.
3) Herhangi bir sağlık güvencesi olmayan vatandaşlarımızdan sağlık hizmeti bedelini ödeme gücü bulunmadığını belirtenlerden bu konuda yazılı beyan alınacak, yazılı beyan verenlerden acil sağlık hizmeti bedeli talep edilmeyecektir. Bunlardan;
a) Kamuya ait sağlık kuruluşlarından veya ayakta teşhis ve tedavi yapan özel sağlık kuruluşlarından acil sağlık hizmeti alanların hizmet bedelleri, bu hizmet sunucuları tarafından 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu hükümleri çerçevesinde sağlık kuruluşunun bulunduğu yerdeki sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfından talep edilecektir.
b) Özel hastanelerden acil sağlık hizmeti alanlar ise, öncelikle 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanununun 32 nci maddesi çerçevesinde ücretsiz kontenjandan yararlandırılacak, bu kontenjanı aşan durumlarda hizmet sunucusu tarafından, Hususi Hastaneler Kanununun 32 nci, 5393 sayılı Belediye Kanununun 38 inci ve 60 ıncı, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 18 inci maddeleri gereğince sağlık kuruluşunun bulunduğu yerin belediyesinden ödeme talebinde bulunulacaktır. Büyükşehir belediyesi bulunan yerlerde bu talep büyükşehir belediyesine iletilecektir.

4) Herhangi bir sağlık güvencesi ve ödeme gücü bulunmayan acil hastaların sağlık hizmet bedelinin ödenmesi talebi kendilerine ulaşan ilgili belediye veya sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakfı, öncelikle yukarıda belirlenen esaslara göre ilgili kişinin ödeme gücünün bulunup bulunmadığını araştıracak ve ödeme gücü bulunmadığı tespit edilenlerin acil sağlık hizmeti bedellerini ilgili sağlık kuruluşuna ödeyecektir. Bu amaçla belediyelerce ve sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarınca gerekli tedbirler alınacaktır. Ödeme gücü bulunduğu tespit edilenler için ise keyfiyet ilgili sağlık kuruluşuna bildirilecek ve hizmeti alan tarafından ödemenin yapılması sağlanacaktır.

Bununla birlikte, acil sağlık hizmetlerinin sunumuyla ilgili olarak 2008/13 sayılı Genelgenin yukarıda düzenleme yapılan hususlar dışındaki hükümlerine uyulmaya devam edilecek, yukarıda düzenlenen hususlarda ilgili mevzuatta 2008/13 sayılı Genelgeye yapılan atıflar bu Genelgeye yapılmış sayılacak, yapılan bu düzenlemelere aykırı davranışta bulunanlar hakkında gereken yasal işlemler derhal başlatılacaktır."


 Alıntı: habertürk