24 Haziran 2015 Çarşamba
27 Mayıs 2015 Çarşamba
3 Üniversite Hastanesi SGK ile Borç Yapılandırması İçin Anlaşma İmzaladı
BU SON DURUM ASLINDA BEKLENEN BİR DURUMDU.ÜNİVERSİTELERDE KOLONOSKOPİ, ENDOSKOPİ , MR GİBİ GİRİŞİMLER İÇİN DIŞ MERKEZLERE , DEVLET HASTANELERİNE YÖNLENDİRMELER BAŞLAMIŞTI BİR SÜREDİR.TEK TEK TÜM ÜNİVERSİTE HASTANELERİ BU YOLA BAŞVURACAK ÇÜNKÜ PARALARI YOK BORÇLARI ÇOK...
Üniversite hastanelerinin son yıllarda ekonomik durumunun pek de iyi olmadığı biliniyor. Bu durumun yönetimsel yetersizlik olduğu kadar SUT fiyatlarının 7 yıl artmaması, Tam gün Yasasıyla öğretim üyesi kaybı, hizmetin dışında ayrı bir eğitim ödeneği olmaması gibi sorunlar içerdiği biliyor.
Geçtiğimiz yıl Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Cerrahpaşa, Çapa, Hacettepe gibi borç batağındaki hastanelere ilişkin çalışma başlatmış ve üniversitelerin arsa satışlarından elde ettiği gelirin bir kısmını döner sermayeye aktararak borç ödemesinde kullanacağını açıklamıştı.
Diğer taraftan ortak kullanım yani afiliasyon yapılan üniversite hastane sayısı da artıyor. Bakanlıkla ortak kullanılan üniversite hastane sayısı bu yıl 19 oldu.
3 üniversite ile anlaşma imzalandı
Sosyal Güvenlik Kurumu bu durumla ilgili olarak 2015 yılında 3 üniversite ile global bütçe anlaşması imzaladı. Ankara Üniversitesi, Hacettepe ve Dicle Üniversitesi ile yapılan anlaşmaya göre bu kurumlara global bütçe anlaşması çerçevesinde sabit ödeme yapılacak. SGK yetkililerinden alınan bilgiye göre diğer üniversitelerden de global anlaşma yapılması için SGK’ya teklifler geliyor. SGK ise teklif gelen üniversitelerin finansal analizini yapıyor. 2016’da global bütçe anlaşması yapılan üniversite hastane sayısının artacağı öngörülüyor.
Çözüm olacak mı?
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri Başhekimi Prof. Dr. Kudret Doğru ise global bütçe anlaşmasının üniversite hastanelerinin finansal sorunlarını çözebilmesi için ‘geliştirilmesi’ gerektiğini iddia ediyor.
Türkiye’de artan sağlık ve personel giderlerinin her geçen yıl finansman sorunu oluşturduğunun anlaşılabilir bir durumda olduğunu belirten Prof.Dr.Doğru, ancak Maliye Bakanlığı ve SGK’nın, sağlık ve personel giderlerindeki finansman sorunlarının faturasının kayda değer kısmını üniversite hastanelerine kestiğini belirtiyor.
‘Borç üniversitelerin değil SGK’nın borcu’
Son 5 yılda üniversite hastanelerinin gelir gider dengelerine bakıldığında “kısır bir döngünün” oluştuğunu, işlem sayılarını artırdıkça gider oranının daha da arttığını, tüm gelirlerinin giderleri karşılama oranlarının %85-90 olduğunu belirten Prof.Dr.Doğru ‘Bu oran ölçülebilir ve reel bir orandır. Sağlık hizmetlerin neredeyse tamamını Sosyal Güvenlik Kurumu hastalarına veren üniversite hastanelerinin birikmiş borçları aslına bakılırsa SGK’nın borcudur ve uyguladığı fiyat politikalarının eseridir. Bu durumda üniversite hastanelerinin kapsamlı sağlık hizmetlerini sürdürmesi ve finansmanında rolleri değerlendirilerek yeni fiyatlandırma politikası ile açılım yapılmasına ihtiyaç vardır. Bu açılım ile SGK ile önceden yapılmış olan protokol yeniden değerlendirilmeli ve yeni ‘Götürü Bütçeleme’ modeli geliştirilmelidir’ görüşünü savunuyor.
Gelirler giderleri karşılamıyor
Üniversite Hastanelerinin sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliğinin asgari gerekleri ve “Götürü Bütçe” uygulaması konusunda Sosyal Güvenlik Kurumu ile her türlü paylaşıma hazır olduğunu da belirten Prof. Dr. Kudret Doğru, üniversite hastanelerinin Maliye Bakanlığı ve SGK’nın uyguladığı personel ve fiyat politikaları sürecinde ekonomik olarak sırayla batmaları, süreç içerisinde borçlarının sürekli artmasının nedeni gelirlerinin giderleri karşılama oranının 0.85-0.90 düzeyinde olmasından kaynaklandığını belirtirken ‘Ülkemizin 3. basamak gelişmiş sağlık hizmeti veren ve son nokta konumunda referans kurumlarının son 5 yıl içinde bu hale gelmeleri, buralardan hizmet alan hastalarımızı ve o bölgede yaşayan halkımızın sağlığını da riske atmaktadır’ uyarısında bulunuyor.
Götürü bütçe için uyarılar
Prof. Dr. Doğru “Götürü Bütçe” uygulamasının Üniversite Hastaneleri açısından “olmazsa olmazları” olarak ise şunları sıralıyor;
a) Üniversite Hastanelerinde verilen sağlık hizmetlerinin kapsam ve farklılığı nedeniyle günümüz şartlarında SUT fiyatları ve kuralları ile verilemeyeceği,
b) Götürü Bedel Sözleşmesi, ayakta ve yatarak tedavi toplamı veya ayrı ayrı olmak üzere yapılmalı,
c) “Götürü Bütçe” modelinde son 5 yıldaki gelirlerin giderleri karşılama oranının dikkate alınmasının ve bir yıl önceki bütçesinin en az 1.15 çarpanı ile yıllık götürü bütçeleme yapılmasının gerekliliği,
d) Tıbbi malzeme ve ilaç alımları konusunda üniversite hastanelerini rahatlatmak amacıyla, SGK’nın, firmalarla çerçeve anlaşması sağlaması ve yayınlayacağı ürün ve tedarikçi listesiyle, üniversite hastaneleri bu anlaşma üzerinden sipariş vererek tıbbi malzeme ve ilaç temin etmesinin sağlanması,
e) Bulundukları bölgenin tüm komplike hastalarının tedavi edildiği son durak olma konumundaki üniversite hastanelerinin götürü bütçeleme üzerinden en azından bir bölümünü Teşhisle ilişkili gruplar (DRG) odaklı almasının sağlanması,
f) Yeni “götürü Bütçe” modelinde sunulan hizmetin kalitesini de dikkate almak üzere, otelcilik ve tıbbi tedavi hizmet sonuçlarını gösterir kalite göstergelerinin göz önünde bulundurulması,
g) Üniversite hastanelerinin personel istihdam maliyetinin her yıl maaş artışlarının göz önünde bulundurulmasının gerekliliği, fatura gönderen diğer hastanelerden farklı olarak, yatak başına düşen asistan, yan dal asistanı, öğretim üye ve görevlisi sayısı ve diğer personel sayısı bakımından daha maliyetli olduğu,
h) Üniversite hastaneleri hizmetlerini son teknoloji cihazlarla vermek durumundadır. Bu nedenle yeni “global bütçe” modeli cihaz ve teknoloji yenileme maliyetini de ön görmelidir.
i) Bina bakım onarım ve nitelikli yatak sağlama giderleri yeni “götürü bütçe” modelinde göz önünde bulundurulmalıdır.
j) Üniversite Hastanelerinden kesilen % 1 hazine payının tamamen kaldırılması veya yeni “götürü bütçe” modelinde dikkate alınmasının gerekliliği,
k) Üniversite Hastanelerinden kesilen % 5 BAP payının tamamen kaldırılması veya yeni “götürü bütçe” modelinde dikkate alınmasının gerekliliği,
l) Tıbbi atık, enfeksiyon önleme giderleri ve çamaşır yükü gibi maliyetlerinde yeni “götürü bütçe” modelinde düşünülmesi gerekliliği,
m) Kapasite artırımı, yeni ünitelerin açılması, yatak sayılarının artması, işlem sayılarının yükselmesi durumunda götürü bütçelemede ara ve yılsonu ek kaynak sağlanmasının gerekliliği,
n) İş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının da yeni “götürü bütçe” modelinde düşünülmesinin gerekliliği,
o) Eğitim giderlerinin de yeni “götürü bütçe” modelinde göz önünde bulundurulmasının gerekliliği,
p) Kamu kurumlarında ek ödemelerin farklı oranlarda dağıtılması personel memnuniyeti ve çalışma barışını bozmaktadır. Ek ödeme dağıtım oranı Kamu Hastaneleri Kurumunda gelirlerin ortalama %36’sı iken bu oran üniversite hastanelerinde %22’i civarındadır. Daha düşük ek ödeme, daha yüksek iş yükü nedeniyle üniversite hastanelerinden personel kaçışının önünün alınması için üniversite hastanelerinin ek ödeme dağıtım oranlarını artırması gerekmektedir. Yeni “götürü bütçe” modelinde gelir gider dengesinin sağlanması bu alanda da personel memnuniyetini artıracaktır.
q) Üniversite hastanelerinin mevcuttaki borçları SGK hastalarına hizmet verdiği için oluşmuştur. Bu nedenle üniversite hastanelerinin birikmiş borçlarını da eritecek bir bütçeleme düşüncesi olmalıdır.
Üniversite hastaneleri kar amaçlı kuruluşlar değil
Bu uyarıların dikkate alınması durumunda, üniversite hastanelerinin mevcutta içinde bulunduğu kısır döngüden hızla çıkacağını da belirten Prof. Dr. Kudret Doğru ‘Bu uygulama yalnızca sağlık hizmetlerinde önemli role sahip üniversite hastanelerinin finansal problemlerini çözmekle kalmayacak, aynı zamanda hızlı, zamanında ve uygun endikasyonunda tedavilerin gerçekleştirmesiyle de SGK tedavi giderlerinin zaman içinde azalmasına katkı sağlayacaktır. Üniversite Hastanelerinin kar amaçlı kurumlar olmadığı akılda tutulmalıdır. Merkezi politikalar nedeniyle tasarruf edelim derken zor duruma düşürülmüşler, adeta kaş yaralım derken göz çıkarılma durumu oluşmuştur. Üniversite hastaneleri eğitim ve kapsamlı sağlık hizmeti verirken kar ve zarar hesabı yapamazlar. Üniversite hastaneleri her başvuran hastaya cevap vermek, en son teknoloji ve imkânlar ile bunu yapmak durumundadır. Bunu yaparken maliyeti ne olursa olsun SGK tarafından finansmanı sağlanan hastalara hizmet vermek durumunda olduğu unutulmamalıdır’ dedi.
Alıntı:medimagazin.com
Etiketler:
sağlıkta dönüşüm,
sağlıkta özelleşme,
sgk,
üniversite hastaneleri,
YÖK
18 Şubat 2015 Çarşamba
Çocuklarımıza Asla Söylemememiz Gereken 10 Şey...
Çocuklarınıza
asla söylememeniz gereken 10 şey. Oldukça iddialı acaba ne anlatıyorlar
diye başladım okumaya. Bir baktım, anne baba olarak neler söylüyoruz,
listedeki kaç tanesi ağzımıza yapışmış? diye sayıyorum.
1. "Aferin!"
Araştırmalara
göre çocuğumuz bir şey başardığında bizim her seferinde söylediğimiz
¨İyi iş çıkardın¨, ¨Aferin benim kızıma¨, ¨Aslansın¨ gibi ifadeler bir
süre sonra çocuğa motivasyon olmaktan çok onaylanma ihtiyacına sebep
oluyormuş. Aklıma Aletha Solter'ın
kitabında okuduklarım geldi. Çocuğa ¨Bravo, harika¨ demek yerine
başardığı şeyin ne olduğunu anlatmak gerektiğini yazmıştı. Çocuğun
zekasına, yeteneğine övgü değil geçtiği yolları, kullandığı yöntemin
fark ettirmek gib. Örneğin, ¨Anne bak ne yaptım?¨ diye karşımıza
geldiğinde ağzımızdan otomatik olarak ¨Aferin¨ çıkıyor değil mi? En
azından benim öyle. Peki ne yapacağız? Ne kadar çok renk kullanmışsın,
diye cevap vermek güzel bir örnek. Yine de içimize işlemiş, bir aferin
almak hoşumuza gidiyor. Övgü bağımlılık yaratır dedikleri bu sanırım.
Oysa çocuğumuzun bağımsız, kendine güvenen bir yetişkin olmasını
istiyoruz hepimiz.
2. "Ne kadar çok tekrar edersen o kadar mükemmel olur."
Bir
işi daha iyi yapabilmek için tekrar gerekir burası doğru ama ağzımızdan
çıkan kelimelere dikkat etmek zorundayız. Mükemmelliğe atıfta bulunmak
çocukta başarı hırsı, baskısı, stresi oluşturabilirmiş. Üstelik bu ifade
çocuğa ¨Eğer hata yaparsan yeteri kadar çalışmamışsın¨ mesajı gönderir
diyor '101 Ways to Be a Terrific Sports Parent' yazarı Dr.Joel
Fish. Ne kadar çalışırsam çalışayım en iyisi olamıyorum, benim neyim
var? sorularıyla kendisiyle çelişip boşuna sıkıntıya girermiş çocuk.
Onun yerine neyi başardığını göstererek daha fazla çalışması için
yüreklendirmeliymişiz.
3. "Yok bir şey, iyisin."
Bir
şekilde düşüp bacağını inciten ve ağlayan çocuğumuza kendini kötü
hissetmesin diye ¨yok bir şeyin, bak iyisin¨ diyor musunuz? Ben diyorum.
Sanki böyle söylersem daha çabuk toparlar diye düşünüp söylüyorum hele
ki aslında o kadar da acımadığına eminsem. Çocuk için tahmin edilenden
daha kötü bir mesaj veriyormuşum. İyi olmadığı için ağlayan çocuğa, ¨sen
bilmiyorsun ben biliyorum canın acımıyor¨ diyormuşum. Oysa bizim anne
baba olarak yapmamız gereken hislerini anlamak ve hisleriyle baş etmesi
için yardımcı olmak. Böyle zamanlarda onu kocaman kucaklamak ve ¨bayağı
yüksek bir yerden düşmüşsün acıması çok doğal¨ demek yeterliymiş çocuğun
iyi hissetmesi için.
4. "Çabuk ol!"
Okula
gitmek için hazırlanan, kahvaltısını bitirmeye çalışan çocuğa ¨Çabuk,
geç kalacaksın¨ diyerek onu zorlamak strese sebep oluyormuş. Gereksiz
bir yarışa sokuyormuşuz. Bunun yerine sesimizi yumuşatıp ¨Haydi çabuk
olalım¨ dersek aynı takımda olduğumuz mesajını verirmişiz ¨Baby Minds¨ yazarlarından Dr. Linda Acredolo'ya göre.
Her
sabah kahvaltıyı bitirmesi için kaç kere ¨Çabuk Ol'¨, ¨Geç kalıyorsun¨,
¨Geç kalacaksın¨ ¨Geç kaldın¨, ¨Bravo, yeme o zaman¨, ¨İyi tamam geç
kal¨ dediğimi bilmiyorum. Doğru yaptığım hiçbir şey yokmuş bu maddeye
göre. Bir de böyle sakince demeyi deniyeyim, hiç aklıma gelmememişti.
5. "Diyetteyim"
Ben
hep diyetteyim. Gerçi bu aralar o kelimeyi kullanmıyorum. ¨Şekersiz
besleniyorum¨ diyorum, tartıya çıkmıyorum. Ama eğer çocuğunuz her gün
tartıya çıktığınızı görüyor ve şişmanlık hakkında konuştuğunuza şahit
oluyorsa ¨sağlıksız görüntü¨ fikri oluşabilirmiş kafasında. Diyetlerden
konuşmak yerine ¨Bunları yiyorum çünkü kendimi daha iyi, daha sağlıklı
hissetmeme sebep oluyor¨ demek iyi olurmuş. ¨Spor yapmalıyım¨ ifadesi de
şikayet olarak olumsuz algılanabilirmiş çocuk tarafından. Bu sefer de
¨Hava harika, gidip biraz yürüyüş yapacağım¨ demek gerekirmiş.
İyi
mi yapıyorum kötü mü bilmiyorum ama devamlı beyaz şekerin, şeker
eklenmiş gıdaların çok sağlıklı olmadığını tekrarlıyorum evde. Sık sık
değil arada sırada yenmesi gerektiğini söylüyorum. Bana sorduğunda ise
¨Ben istemiyorum, şeker zararlı bir şey¨ diyorum. Geçenlerde Koray isyan
etti hatta ¨Anne bana zararlı şekerli kek yap lütfen¨ dedi.
6. "Ona paramız yetmez."
Yeni çıkan bir oyuncağı görüp istediğinde ¨O kadar param yok¨ dediğimiz çok olmuştur. İşin kolayına kaçmakmış bu ¨Kids and Money¨
kitabının yazarı Jayne Pearl'e göre. Böyle söyleyerek verdiğimiz mesaj
ise oldukça acıklıymış: ¨Cebimdeki parayı kontrol edemiyorum¨ Çocuklar
için oldukça korkutucu olmalı. Bu arada 9-10 yaşındaki bir çocuk korkmak
yerine, eve alınan herhangi bir şeyi örnek olarak gösterip paramız
olmadığı yalanına(!) inanmayacaktır elbette. O zaman ne diyeceğiz? Eğer
oyuncağı gerçekten almak sizin için boşa para harcamak ise verilecek
cevap şu olmalıymış: ¨O oyuncağı almayacağız çünkü paramızı evimiz için
daha önemli şeyler satın almak için biriktiriyoruz¨
7. "Yabancılarla konuşma."
Nasıl
yani? Yabancılar tehlikeli olabilir, bize zarar verebilir. Ama bazen
çocuklar tanımadıkları halde kendilerine samimi yaklaşan, iyi davranan,
şeker veren birini tehlikeli görmeyebilir. Ya da yardıma ihtiyacı
olduğunda polisi, güvenlik görevlisini yabancı olarak algılayıp gelecek
yardıma direnç gösterebilir. Büyük kafa karışıklığı bu herkes için.
Bunların önüne geçmek yerine senaryolardan bahsetmeliymişiz. Örneğin,
tanımadığı biri şeker verip kendisini eve bırakmayı önerdiğinde ne
yapması gerektiğini anlatmalıymışız. (Tüylerim diken diken oldu yazarken bile)
Tanıdığı herhangi biri de zarar vermek isteyebilir. O zaman ne
yapacağız? Ne önlem alacağız. Burası bende soru işareti. Bunların
dışında herhangi biri, tanıdığı veya tanımadığı, kendisine yaklaşıp
rahatsız edici, huzursuz edici hareketlerde bulunursa hemen anne
babasına haber vermesi gerektiği tembih edilmeli.
Anne baba olmak çok zor. Aynı anda düşünmek zorunda olduğumuz yüzlerce şey var. Çoğu da endişe verici.
8. "Dikkatli ol."
Parkta
sallanan, top oynarken koşan, bir duvarın üstünde dengede durmaya
çalışan çocuğa dikkatli olmasını öğütlemek aslında tam tersi bir etkiye
sebep olurmuş. Düş! demek gibi bir şeymiş. Çocuğu ayakta kalmaya değil
düşmeye konsantre olmasına neden olurmuş. Eğer gerçekten endişe
ediyorsak ona bunu belli etmek veya söylemek yerine yakınında durup
düşme ihtimaline karşı önlem almak en iyisi. Ben aynen böyle yapıyorum
da Sarp tam tersine bütün endişesini belli edecek şekilde ¨Düşeceksin¨
diyor.
9. "Yemeğini bitirmeyene tatlı yok."
Geldik
bizim konumuza. Koray yemeğin ortasında dondurma pazarlığı yapıyor biz
de ¨O tabak bitmeden yok!¨ diyoruz. Bunu söylemek ana yemeğin gerçekten
de sıkıcı, dondurmanın da harika bir şey, ödül olduğu mesajını
veriyormuş. Aslında benzer kelimelerle mesajı olumluya değiştirmek
mümkün: ¨Önce yemeğimizi yiyelim sonra da tatlımızı alalım.¨
10. "Bırak yardım edeyim."
Legolarla
yüksek bir kule yapmaya çalışan veya bir yapboz'u bitirmeye çalışan
çocuğumuza yardım etme isteği bastıramadığımız bir his. Oysa zamanından
önce veya o istemeden işin içine girmeye çalışmak onun kendine güvenini
sarsacak, her zaman başkalarının yardımına ihtiyaç duymayı alışkanlık
haline getirecek bir hareket. Tek başına bir işi başaramayacağını
zannedecek daha da kötüsü. Böyle zamanlarda yardım etme isteğimizi şu
şekilde yönlendirebilirmişiz: ¨Sence büyük parçayı en alta mı koysak? Ne
diyorsun, deneyelim mi?¨
Yukarıda yazılanların
yarısını söylüyorum, ağzımdan öyle çıkıyor. Belki annem de bize öyle
dediği için ya da yaşadığımız toplumda hep bu davranışlar desteklendiği
için bilmiyorum ama biraz düşününce çocuğa gerçekten de verdiği mesajı
anlamak kolay. Daha dün sabah yaşadık. Koray'ın parmağına bir şey
batmış, minicik bir damla kan. Başladı ağlamaya. Biliyorum o kadar
acımıyor, bizimki kan görünce panik olanlardan parmağı koptu
zannedenlerden. Ben de kendine gelsin, abartmasın, o kadar da bağırmasın
diye ¨Acımıyor Koray'cığım, abartıyorsun¨ dedim. Suratıma baktı iki
gözünde yaşlarla ¨Sen bilmiyorsun, ben biliyorum çok acıyor¨
Irem Erdilek
Yazının kaynağı: www.parents.com
Etiketler:
anne,
baba olmak.iyi baba,
çocuk eğitimi,
çocuk gelişimi
26 Ocak 2015 Pazartesi
İzmir 112'de Yaprak Dökümü...
www.personelsaglik.com’un Sağlık Robin Hood’ları diye haber yaptığı
Duğral, İzmir İl Sağlık Müdür Yardımcısı oldu. ''112’nin Babası'' olarak
nitelendirilen , görevden alınan İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Turhan
Sofuoğlu’nun görev ve yetkilerinin Duğral’a verildiğini söylendi.
Balçova Toplum Sağlığı Merkezi Eski Sorumlu Hekimi Dr. Yenal Duğral, evlerde
kullanılmayan tıbbı cihaz, tekerlik sandalyeleri alıp ihtiyaç sahibi
hastalara verdiği çalışmalarla sesini duyurmuştu.
Bu arada Dr.Yenal Duğral'ın göreve gelmesinden sonra 112 Başhekimliği Yönetim Kadrosu'nda da birçok değişiklik oldu.Toplamda 4 başhekim yardımcısının görev yeri değişti.Değişimlerin devam edeceği konuşulmakta.
Yıllardır başarılı çalışmalara imza atan İzmir 112 'deki bu değişimi , yetkililer tarafından ''yeniden yapılanma'' olarak adlandırıyor.
Dr.Yenal Duğral Kimdir?
1973 Bornova doğumlu pratisyen hekimdir.9 Eylül Üniversitesi 2001 mezunudur.Adını 2007'de başhekimliğine geldiği Dr. Ali Menekşe Göğüs Hastalıkları Hastanesi'ndeki çalışmalarla duyurdu.Göreve geldikten sonra hastanenin adeta çehresini
değiştiren Duğral,buna rağmen mütevaziliğini korumasıyla tanındı.Ardından 2012 de ''Sağlıkta Dönüşüm'' projesi çerçevesinde Giresun'da acil servis hekimliğine geçti ve ardından Giresun İl Sağlık Müdür Yardımcılığı'na getirildi.2014 yılında İzmir Balçova İlçe Sağlık Müdürü oldu.Ocak 2015'te de yeni görevine başlamıştır.
Etiketler:
izmir 112,
turan sofuoğlu,
yenal duğral
Anne Babaların Ergenlikte Çocuklarına Söylememesi Gereken Cümleler
Ergenlik
dönemi; çocukluk ve erişkinlik arasında yer alan biyolojik, psikolojik
ile fiziksel değişimlerin yaşandığı hızlı bir büyüme ve gelişme dönemi.
Genel olarak 12-19 yaş arasını kapsayan bu dönemde çocuk, yetişkin
olmaya adım atıyor, ardı ardına pek çok davranış ve rol deniyor, duygu
ile düşüncelerde karmaşıklık yaşıyor.
Bilimsel çalışmalar göre; başta depresyon olmak üzere birçok ruh hastalığı ergenlik döneminde daha sık görülüyor. Bu dönemde ergenin maruz kaldığı reddedici, tutarsız, denetimsiz anne baba tutumları, psikiyatrik hastalıklar için önemli bir risk faktörünü oluşturuyor. Bu nedenle ergenle doğru iletişim kurmak büyük önem taşıyor.
Anne babaların kullandıkları bazı cümlelerin ‘yarar’ yerine ‘zarar’ getirerek, iletişimin kesilmesine, yanı sıra ergende çeşitli ruhsal hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabildiğini belirten Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Özlem Şileli’ye göre bu noktada özellikle 6 cümle çok önemli. Dr. Şileli, anne babaların ergenle konuşurken asla sarf etmemeleri gereken o cümleleri sıraladı:
ÇOCUĞUNUZA BU CÜMLELERİ ASLA SÖYLEMEYİN
Bilimsel çalışmalar göre; başta depresyon olmak üzere birçok ruh hastalığı ergenlik döneminde daha sık görülüyor. Bu dönemde ergenin maruz kaldığı reddedici, tutarsız, denetimsiz anne baba tutumları, psikiyatrik hastalıklar için önemli bir risk faktörünü oluşturuyor. Bu nedenle ergenle doğru iletişim kurmak büyük önem taşıyor.
Anne babaların kullandıkları bazı cümlelerin ‘yarar’ yerine ‘zarar’ getirerek, iletişimin kesilmesine, yanı sıra ergende çeşitli ruhsal hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabildiğini belirten Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Özlem Şileli’ye göre bu noktada özellikle 6 cümle çok önemli. Dr. Şileli, anne babaların ergenle konuşurken asla sarf etmemeleri gereken o cümleleri sıraladı:
ÇOCUĞUNUZA BU CÜMLELERİ ASLA SÖYLEMEYİN
1 -) Sen zaten hiçbir şeyi beceremezsin!
Ergen kimlik arayışı içindeyken zaman zaman yetersizlik duyguları yaşayabiliyor. Bunu özgüven eksikliği olarak yorumlamamak gerekiyor. İçinde bulunduğu dönem itibariyle zaten oldukça kırılgan olan ergene karşı anne babanın söyleyeceği aşağılayıcı, küçümseyici her ifade hem ergenin öfkesini artıracak, hem de kendisini yetersiz hissetmesine neden olacaktır.
2-)Neden?
"Neden?" sorusuyla başlayan cümleler, suçlayıcı sözlerdir. Sıkıntısını dile getiren bir ergene anne baba tarafından örneğin, "Sen neden o saatte ordaydın?" şeklinde yöneltilen bir soru, ergende suçlandığı, ağır düzeyde eleştirildiği, anlaşılmadığı hissi yaratabiliyor ve daha çok içine kapanmasına yol açabiliyor. Bu nedenle ebeveynlerin "neden?" sorusu yerine "ne? " sorusunu (ne oldu?, ne düşünüyorsun? vb.) sormaya özen göstermeleri çok önemli.
3-) Sen daha ne yaşadın ki… Ben senin yaşındayken...
Böyle bir iletişim şekli ergene kendisini yetersiz ve çaresiz hissettiriyor. Kendisini güçsüz hissetmesine neden olan bu ifadelere maruz kalan ergen de anne babasına karşı öfkeli yanıtlar veriyor. Devam eden bu iletişim tarzı ise ebeveyn çocuk ilişkisinin çatışmalı hale gelmesine yol açabiliyor.
4-) Bu konuda böyle... davranmalısın!
Anne babanın öğüt verir tarzda konuşması, özerkliğini kazanmaya çalışan ergenin öfkelenmesine ve daha savunmacı davranmasına neden oluyor. Ebeveynlerin yol gösterici davranabilmeleri için ergenin mevcut sorun hakkında duygu ve düşüncelerini ifade etmesini sağlamaları, onun ihtiyaçlarını göz önüne alarak birlikte çözüm yolları üretmeleri daha etkin bir iletişim tarzını oluşturuyor.
5) Biz senin her istediğini yaparız... Arkadaş gibiyiz...
Çalışmalara göre; hem aşırı izin verici hem de aşırı kontrolcü/kısıtlayıcı anne baba tutumları; ergenin uyum sorunları, hatta depresyon başta olmak üzere birtakım ruhsal hastalıklar yaşamasında önemli rol oynuyor. Aşırı demokrat tutumlar genç tarafından disiplinsizlik olarak algılanabiliyor. Denetilmeyen, üzerinde yaptırım uygulanmayan ergen kendini boşlukta hissederek zarar verici eylemler deneyebiliyor.
6) Bıktım senin hatalarından... Çocuk gibi davranıyorsun... Ne halin varsa gör...
Ebeveynler bu ve benzeri ifadeler kullandıklarında; öfkelerini, ergenin davranışına değil bireysel olarak ergene yöneltmiş oluyorlar. Anne babaların ergene karşı kullandıkları bu tarz söylemler, onun kendisini reddedilmiş hissetmesine yol açıyor. Bu tarz iletişim biçimi süreklilik gösterdiği takdirde, reddedilme duygusuyla baş edemeyen ergende, bir takım duygusal ve davranım sorunları ortaya çıkabiliyor.
Alıntı:egedesonsöz.com
Etiketler:
anne,
baba,
çocuk eğitimi,
ergen çocuk,
ergen psikiyatrisi,
ergenlik
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
