kamu hastane birlikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kamu hastane birlikleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Kasım 2013 Salı

Kahveci , garson , vs. hastane yöneticisi oluyor


Sağlık sisteminde iki yıl önce başlatılan “özerkleştirme” projesi, ilginç atamalara sahne oldu. Proje kapsamında, Türkiye genelindeki hastaneler, CEO yöntemiyle idare edilmeye başlandı. Ancak, bu sistemle birlikte, görevde yükselme kriterleri de esnetildi. Bu esneme sayesinde ise, garson, fırıncı ve beden eğitimi öğretmeni gibi sağlıkla ilgisi olmayan kişiler hastanelerde üst düzey görevlere getirildiler.

SKANDALLARIN BİR KISMI

Bir süre önce, Manisa’da il ve ilçelerindeki bazı hastanelere, garson ve kahvehaneci gibi sağlık alanıyla ilgisi bulunmayan kişilerin yönetici olarak atandıkları gündeme gelmişti. Söz konusu atamaların devam ettiği öğrenildi. Buna göre, Beden Eğitimi ve Sosyoloji mezunu bazı kişilerin de müdür yardımcılıklarına getirildikleri ifade edildi. Gerçekleştirilen ilginç atamaların bir kısmı şöyle:

Açık Öğretim mezunu olan ve babasıyla kahve çalıştıran S.B. Manisa Devlet Hastanesi idari Mali İşler Müdür Yardımcılığına, Açık Öğretim İşletme mezunu olan ve eşiyle fırın çalıştıran H.S. Ruh Sağlık Hastalıkları Hasta Bakım Hizmet Müdür Yardımcılığı’na, Kıbrıs’ta otelde çalışan A. S. P. aynı hastanede İdari Mali İşler Müdür Yardımcılığına, Açık Öğretim İşletme mezunu E.S. Manisa Devlet Hastanesi İdari Mali İşler Müdürlüğüne, Beden Eğitimi mezunu O.Y. Merkez Efendi Hastanesi Hasta Bakım Hizmetleri Müdür Yardımcılığına, Sosyoloji mezunu Y.Y. Kula Devlet Hastanesi Müdür Yardımcılığına, Beden Eğitimi mezunu S.A. Kırkağaç Devlet Hastanesi İdari Mali İşler Müdür Yardımcılığına.

MEB’DE DE YAŞANMIŞTI


SAĞLIK alanında yaşanan bu skandalın bir benzeri, daha önce, Milli Eğitim Bakanlığı’nda yaşanmıştı. Taraf, geçtiğimiz yıl, bazı okullardaki öğrencilerin, İngilizceyi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü mezunlarından, yapı ressamlığını Almanca öğretmeninden, Matematiği ise Su Ürünleri Bölümü mezunlarından öğrendiğini duyurmuştu.

Alıntı: Taraf/Hüseyin ÖZAY

23 Ocak 2013 Çarşamba

700.000 sağlık çalışanı işçi mi olacak?


Sağlık Bakanlığı’nın kamu özel sektör işbirliğiyle dev şehir hastaneleri yapımına ilişkin tasarısı muhalefeti ayağa kaldırdı. 'Yerli ve yabancı yandaşlarınıza ülkenin geleceğini peşkeş çekiyorsunuz' '2.5 yıllık kira bedeliyle binayı yapacak, geri kalan 46.5 yıl kira alacak' 'Doktor, hemşire, sağlık teknisyeni 700 bin sağlık çalışanını işçi yapacaksınız" sözleri havada uçuştu. Tasarı görüşmelerine sendikalar gelmezken, Uluslar arası Yabancı Sermaye Derneği hazır bulundu. Sağlık Bakanı Akdağ, "Türkiye'de bugün kimse öküzlerini ya da karısının kolundaki bilezikleri satarak sağlık hizmeti almıyor" dedi.


Sağlık Bakanlığı’nın İstanbul, Ankara, Kayseri, İzmir, Eskişehir gibi illerde kuracağı dev şehir hastanelerine ilişkin yasa tasarısının Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki dünkü görüşmeleri sert tartışmalara neden oldu. Muhalefet milletvekillerinin sıkı bir hazırlık yaparak geldikleri toplantıda, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı.

FİYAT FARKI YÜZDE 60

CHP Milletvekili Aytuğ Atıcı bu modelde sağlığın alınır satılır bir meta haline geldiğini belirterek, 25 yıllığına kira garantisi verilen Kayseri hastanesinin 3 yılda kendini amorti edeceğini, ama firmaya 22 yıl boyunca kira ödeneceğini ileri sürdü. Kayseri’de yatak başına 5.8 lira olan bakım bedelinin; Ankara Bilkent’te 7 liraya çıktığına dikkat çekti. “Hadi diyelim, Ankara daha pahalı. Peki o zaman aynı kentte, Bilkent’te 7 lira olan bakım bedeli, Etlik’te nasıl oluyor da 11,5 liraya çıkıyor. Fiyat nasıl oluyor da yüzde 60’tan fazla artıyor” diye sordu.

Aytuğ, “Hem bugünümüzü hem geleceğimizi satıyorsunuz. Bizi 49 yıl kira ödemeye mahkum ediyorsunuz” dedi.

“ÖNCE EVİN KİLİMİNİ ŞİMDİ KENDİSİNİ SATIYORSUNUZ”


CHP Milletvekili İzzet Çetin, sağlık tesislerinin kiralama karşılığı yaptırılması modelinin neden Kamu İhale Kanunu ile KDV ve harçlardan muaf tutulduğunu sordu. İngiltere’de bu model üzerine Sayıştay’ın yazdığı raporlara dikkat çeken Çetin, “Osmanlı’dan bu yana halkın birikimlerini kötü bir miras yedi gibi sattınız. Rahmetli Erbakan sizleri, ‘evin halısını, kilimini satan hayırsız evlatlara’ benzetmişti. Şimdi de evin kendisini satıyorsunuz” dedi.

Bu düzenlemeyle sağlığın bir kamu hizmeti olmaktan çıktığını belirten Çetin, Erzurum’da bin 200 yataklı bir kamu hastanesinin (Bakan 700 yatak, diye düzeltti) 193 milyon liraya mal olurken, Kayseri’de 1500 yataklı hastanenin nasıl oluyor da 650 milyon liraya mal olacağını sordu. “Yıllık 138 milyon lira kira vereceksiniz. Adam 3-5 yıllık kira karşılığı servete konacak. Bu bir peşkeş çekme modelidir. Kamudan yandaşa kaynak transferidir” dedi.

Kar amacıyla bu işe giren firmaların kredilerine ve bunların türevlerine Hazine garantisi verildiği gibi bir de KDV’den ve harçlardan muaf tutulduğunu vurgulayan Çetin, “Oysa adam zaten kar etmek için işi alıyor, burada zaten çıkarları var. Bu garanti niye? Tıpkı Osmanlı döneminde olduğu gibi yerli yabancı yandaşlarınıza imtiyazlar veriyorsunuz” diye konuştu.

“PATRONLAR BURADA ÇALIŞANLAR YOK”

MHP Milletvekili Mehmet Günal, tasarının 700 bin sağlık çalışanını yakından ilgilendirmesine rağmen, hiçbir sendikanın komisyona çağrılmamasına sert tepki gösterdi.

“Bütün hastaneler yerle bir oluyor, bütün çalışanların yerleri, statüleri değişiyor. Ama temsilcileri buraya çağrılmıyor” diyen Günal, Memur-Sen, Kamu-Sen ve KESK gibi memur konfederasyonları ile işçi konfederasyonlarının da toplantıya çağrılarak görüşlerini bildirmelerini özellikle talep etmelerine rağmen çağrılmamalarını eleştirdi.

Bunun üzerine Türk Tabipleri Birliği ve Uluslar arası Yabancı Sermaye Derneği’nin (YASED) davet edilmediği halde toplantıya geldiği bilgisi verilmesi üzerine CHP Milletvekili İzzet Çetin, “Demek ki YASED yandaş kuruluş, kendilerine haber verilmiş ama sendikalara haber verilmemiş” yorumunu yaptı.

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Lütfi Elvan ise davetlerin sadece konuyla doğrudan ilgili sivil toplum kuruluşlarına ve meslek odalarına yapıldığını ancak dolaylı ilgisi olup da gelmek isteyen kimseyi geri çevirmediklerini vurguladı.

TÜRKİYE İÇİN VAZGEÇİLEMEZ BİR MODEL


AKP Milletvekili Recai Berber, bu modelle sadece inşaat yapılmadığını, bu nedenle klasik yöntemle yapılan hastane bedelleriyle bunların karşılaştırılamayacağını savundu. Kamu özel ortaklığının Türkiye için vazgeçilmez bir model olduğunu belirten Berber, bu yöntemle özel sektör kaynaklarını da yatırımlara dahil ettiklerini söyledi.

“2.5 YILLIK KİRA MALİYETİNİ KARŞILAYACAK 46.5 YIL KİRA ALACAK”

CHP Milletvekili Aydın Ayaydın tasarı ile sağlığın bir emtia haline getirildiğini belirterek, milyarlarca dolarlık hastane yapımlarının Kamu İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarıldığına dikkat çekti. “Yüklenici firma tesisleri yapacak, devletten 49 yıla kadar uzanan sürelerde kira alacak. Yani 2.5 yılda yaptığı yatırımı geri alırken, 46.5 yıl boyunca devlet kendisine kira ödemeye devam edecek” diyen Ayaydın, Etlik, Bilkent ve Elazığ şehir hastanelerinin ihalelerinin Danıştay tarafından durdurulduğunu anımsattı.

Sağlık Bakanlığı Yasasını ‘asli görevlerini’ devrettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığını söyledi. “Bırakın kamunun yararını kamu zarar etme noktasına gelmiştir” diyen Ayaydın, klasik yöntemle çok ucuza yapılabilecek hastanelerin, bu sistemle kat be kat pahalıya çıkacağını söyledi.

“DOKTOR İŞÇİYE DÖNÜŞÜYOR”


Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Beyazıt İlhan, alt komisyonda bulunmalarına karşın görüşlerinin sadece doktorlarla sınırlı tutulması konusunda uyarıldıklarını anlattı. Ancak TTB’nin sağlık konusunda kamusal sorumluluğu olduğuna dikkat çeken Beyazıt, bu tasarının sadece finansman tasarısı olmadığını, 700 bin sağlık çalışanının özlük haklarını, çalışma koşullarını yakından ilgilendirdiğine dikkat çekti. Kamu-Özel sektör ortaklığının bir özelleştirme modeli olduğunu vurgulayan İlhan, İngiltere’de uygulanan bu modelin birçok sağlık çalışanının işten atılmasıyla sonuçlandığını söyledi.

“DOKTORLAR İŞTEN ATILDI”


Bu modelin yüklenici firmaya yapılacak yıllık kira ücretlerini döner sermayeden ödenmesini öngördüğünü, İngiltere’de kirasını ödeyemeyen hastanelerin çalışanları işten attığını anlattı.

“Tasarıda net olarak görüyoruz ki; Sağlık Bakanlığı kendi tesis ve hastanelerinde hatta toplum sağlığı merkezlerinde kiracıya, sağlık çalışanları ise işçiye dönüşüyor. Çekirdek sağlık hizmetleri, hekim, hemşire, sağlık teknisyenlerinin yaptığı işlerin de ihaleyi alan firma aracılığıyla yapılmasının önü açılıyor. 130 bin hekim adına talep ediyoruz ki, bu madde değişmeli” dedi.

“HASTANELERDE LASTİK SATMA DÖNEMİ”


BDP Hakkari Milletvekili Adil Kurt ise bu yasanın bir AVM yasası olduğunu, hastane alanlarında oto lastikçisine kadar izin verdiğini, hastanelerin AVM’ye dönüştürüldüğünü söyledi. Devletin hemşire, laborant, teknisyen çalıştırmayacağını bunları taşeron işçiye dönüştüreceğini belirten Kurt, “Yüklenici firmalara çalışanların emeği üzerinden kar sağlayacak bir sistemin neresi doğrudur” diye sordu.

CHP Milletvekili Müslim Sarı ise 30 milyar dolarlık sağlık yatırımının yanı sıra ulaştırma, enerji ve eğitim yatırımlarının da bu modelle yapılacağı düşünüldüğünde 100 milyar dolara ulaşmasının hesaplandığını söyledi. Hazine garantilerinin sadece yatırım için gerekli finansman tutarını değil, türev ürünlerini de kapsadığına dikkat çeken Sarı, “Olası bir riskte Hazine ne kadar garanti üstlenecek” diye sordu. Bunun gelecek nesillere çok büyük yükler getireceğini belirten Sarı, “Olası ödemelerin yapılamaması durumunda doktor ve sağlık çalışanlarının döner sermaye paylarının düşmesinden, vatandaştan alınan katkı paylarının artmasından endişeliyim” dedi.

700 BİN ÇALIŞAN İŞÇİ Mİ OLACAK?

Muhalefet milletvekilleri ve Türk Tabipleri Birliği Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel Sektör İşbirliği Modelince Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi, ve Hizmet Alınması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarının 1. maddesinin e fıkrasının 700 bin sağlık çalışanını kamu çalışanı statüsünden çıkarıp, işçi yapacağını iddia ettiler. Buna neden olan fıkra ise şöyle:

e) Hizmet Bedeli: Bedelin bir unsuru olup 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 36.maddesinde belirtilen yardımcı hizmetler sınıfı ile sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personeli tarafından yerine getirilmesi gereken hizmetlerden yükleniciye gördürülecek hizmetlerin sunulması karşılığında iadere tarafından yükleniciye ödenen ve dönemsel piyasa testi ile güncellenen bedeli.


“SAĞLIK İÇİN ÖKÜZ YA DA BİLEZİK SATILMIYOR”


Sağlık Bakanı Recep Akdağ ise tasarının tümü üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasından sonra eleştirileri yanıtladı. Amaçlarının hastaneleri şehir dışına çıkarmak olmadığını, ilçe hastanelerinin yapımının devam ederken, şehir hastaneleri ile bölgedeki hastalara hizmet vermeyi hedeflediklerini anlattı.

Dünya Sağlık Örgütü'nün geçen yılki raporunda başarılı sağlık sistemleri içinde Türkiye’yi de anlattığına vurgu yapan Akdağ,sağlık göstergelerinde son 10 yılda önceki on yıllarla kıyaslanamayacak şekilde iyileşmeler sağlandığını söyledi. Akdağ, “Türkiye'de bugün kimse öküzlerini ya da karısının kolundaki bilezikleri satarak sağlık hizmeti almıyor” dedi.

Yapılacak hastanelerle ilgili etki analizi yapmanın mümkün olmadığını dile getiren Akdağ, komisyon üyelerine, “Biz sizden yatırım bütçesi istemiyoruz. Bu bir ihale kanunu, bir model. Bu kanunla 1 hastanede yapılabilir 100 hastane de yapılabilir” dedi.

Muhalefetin iddia ettiği gibi yüklenici firmaların maliyetlerini 3-5 yılda değil; 12 yılda geri alacaklarını bunun da makul, kabul edilebilir bir süre olduğunu ifade eden Akdağ, “Biz bu modelde sadece binayı yaptırmıyoruz. Aynı zamanda tüm donanımı ile bunların kiralama süresi boyunca tüm bakım hizmetleri de bu bedeller içinde. O nedenle klasik yöntemle yapılan bir hastanenin maliyetiyle bu karşılaştırılamaz” dedi.

Danıştay’ın hastane ihalelerini, Türk Tabipler Birliği’nin dava dilekçesinde yer almayan bir nedenden iptal ettiğini belirten Akdağ, konuyu Anayasa Mahkemesine götüren 13. Dairenin ise, daha önce uygun görüş bildirdiği bir konuyu mahkemeye götürerek kendisiyle çeliştiğini söyledi.

Alıntı:Aysel ALP/Hürriyet

14 Ocak 2013 Pazartesi

İzmir'de, 112 kadrolarının görev yerleri değişiyor

21 ARALIK'TA Kıyamet Sağlıkta koptu...Türkiye çapında 7000 kişinin görev yeri değişirken İzmir'de de 112 doktorlarının yeri değişti.Üstelik bu tayinlerin sisteme 2012 ekim ayında girilmiş ve aktivasyon tarihi olarak 2012 aralık ayı kodlanmıştı.Bu atamalarda ne hizmet puanı, ne gönüllülük ne de PDÇ baz alındı.Doktorlar ve kurumlar , kimse böyle bir tayin için girişimde bulunmamıştı.Tüm doktorların tayini ;açığı olan devlet hastanelerine yapılmıştı.Bu tayinlerin Kamu Hastane Birlikler'nin açıklarını gidermek için yapıldığı görüşünü destekliyor.Ancak İzmir İl Sağlık Müdürülüğü tayinlerin iptaline uğraşıyor ve kimse görevinden ayrılmadı.Sırada 112'deki Yardımcı Sağlık Personeli var.Şubat ayı içinde ; 112 de görevli ATT,hemşire,sağlık memuru, ebeler için böyle atamaların yapılacağı konuşuluyor...

Tabip Odası'nın bu atamalar için bildirisi....
“SAĞLIK BAKANLIĞI,
İZMİR DE, YENİ BİR HATALI UYGULAMANIN EŞİĞİNDE !”
“112 ACİL AMBULANS HİZMETLERİNDE GÖREVLİ 40  HEKİM BU GÖREVLERİNDEN UZAKLAŞTIRILMAK İSTENİYOR !”
“SAĞLIK BAKANLIĞI’NI
 ANKARA DA ALINAN BU KARARDAN VAZGEÇMEYE DAVET EDİYORUZ !”
İzmir de, 112 Acil Ambulans hizmetleri, en üst yöneticisinden, ambulansta görev yapan hekim ve sağlık çalışanlarına kadar, bütün çalışanlarının özverili çalışmasıyla, Türkiye’de bu hizmeti, bu güne kadar en iyi şekilde veren bir kurumdur.
Ancak, Ankara’da, Sağlık Bakanlığı’nda alınan bir kararla, 112 Acil Ambulans hizmetlerinde çalışan 40 hekim bu görevlerinden ayrılmak zorunda bırakılmaktadır.
İzmir’in yerel şartlarını, hizmetin özelliklerini ve düzeyini hiç değerlendirmeden alınan bu karar, İzmir’in, bütün Türkiye’ye örnek olan,112 Acil Ambulans hizmetlerini çökertebilecektir.
İzmir’de 112 Acil hizmetlerinde 100 ambulans görev yapmaktadır. Bu ambulansların yaklaşık 20 tanesinde hekim bulunmaktadır. Hekim bulunan bu ambulanslar şehir merkezinde görev yapmakta, genellikle kritik hastaların müdahalesi de yapılarak sağlık kurumlarına ulaştırılmasını sağlamakta, yaşamsal bir görev yapmaktadırlar.
Bu ambulanslarda görev yapmakta olan deneyimli 40 hekimin bu görevlerinden alınması, hekim bulunan ve şehir merkezinde çalışmakta olan bu ambulanslardan en az 7-8’inin hekimsiz çalışmaya başlamasına neden olacaktır. Bu durum hastalar açısından yaşamsal sorunlara yol açabilecek durumların yaşanmasına yol açabilecektir. Böylece Türkiye’nin en iyi 112 Acil Ambulans hizmetinin verilmekte olduğu İzmirliler adeta cezalandırılmış olacaktır.
İlimizdeki hastalarımız açısından böyle yaşamsal bir risk ortaya çıkacağı gibi, bugüne kadar bu hizmeti özveriyle vermekte olan bu deneyimli hekimler de mağdur edilecektir. Bu kararın o kadar alelacele alındığı bellidir ki, görevlerinden alınacakları söylenen hekimlerin yasal durumlarına uyulmadığı da anlaşılmaktadır. Deneyim, kıdem, hizmet puanı, ailevi durum vb hiçbir yasal zorunluluğun göz önüne alınmadığı anlaşılmaktadır.
Bugüne kadar özveriyle çalışıp, İzmir’in 112 Acil Ambulans hizmetlerini Türkiye’nin en nitelikli hizmeti haline getiren bu meslektaşlarımızın bu özverili çalışmalarının karşılığı böyle hoyrat bir yaklaşım olmasa gerekirdi düşüncesindeyiz.
Sağlık Bakanlığı’nın bu kararı, İzmir’in yerel koşullarını yeterince değerlendirmeden aldığına inanıyoruz. Bu karar öncelikle İzmirli yurttaşlarımızı mağdur edecektir. Ayrıca bu hizmeti vermekte olan hekimleri hem mağdur edecek, hem de küstürecektir.
112 Acil Ambulans hizmetlerinde çalışan bütün hekim meslektaşlarımız son derece tedirgin bir bekleyiş içine sokulmuşlardır. Bu koşullarda hiç kimseden nitelikli bir hizmet vermesi beklenemez.
Sağlık Bakanlığını bu kararından vazgeçmeye çağırıyoruz !
İzmir’de bir çok hastanede, başta acil servisler olmak üzere bir çok birimde pratisyen hekim açığı olduğunu ve bunun acil servis çalışanlarının yükünü aşırı derecede arttırdığını biliyoruz. Bu durumun gerek çalışanlar ve gerekse halk sağlığı açısından tehlikeli bir duruma yol açtığı ortadadır.
Bu birimlerdeki açığın kapatılması için en doğru çözüm 112 Acil Ambulans hizmetlerinden hekim aktarılması değil, İzmir’in tayinlere açılmasıdır.
 Bir yeri düzeltirken diğer yeri felç etmek akılcı bir yaklaşım değildir.
Yerel yönetici ve çalışanların önerileri de göz önüne alınarak, İzmir’in koşullarını gözeten, hizmeti çökertmeyecek, hekimleri de mağdur etmeyecek bir yaklaşımın uygulanabileceğine inanıyoruz.
İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu adına,
Başkan  Dr. Suat KAPTANER
Genel Sağlık İs Sendikası Yönetim Kurulu adına,
Başkan Dr. Ali GÜL
Alıntı:izmirtabip.org.tr

Buca Seyfi Demirsoy Devlet Hastanesi'nde Kur'an Kursu...

Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Buca Seyfi Demirsoy Hastanesi’nde bazı çalışanların talebi üzerine bir “sosyal etkinlik” olarak Kuran kursu açılmıştır.
Bunun üzerine hastane yöneticisi sayın Op.Dr.Ali Kasap ile görüşülmüş ve bu uygulamanın bir kamu kurumunda gerçekleştirilmesinin uygun olmayacağı görüşü paylaşılarak, vazgeçilmesi talep edilmiştir. Ancak şu ana kadar durumda bir değişiklik olmadığı gibi uygulamayı savunan demeçler verilmiştir.
Ülkemizde eğitim başta olmak üzere kamusal alanın dinselleştirilmesi çabaları olduğu su götürmez bir gerçektir. Yaşanan durum, “sırada kamu hastaneleri mi var?” sorusunu akla getirmektedir.
Öncelikle şunu belirtmekte büyük yarar vardır; Türkiye Cumhuriyeti birçok niteliklerinin yanında “ laik”  bir devlettir. Ve bu ilkenin en çok geçerli olduğu ortam ise devletin en önemli yüzü olan “ kamudur”.
Hastanelerimiz ise 24 saat “ kamu hizmeti veren kurumlardır”.
Kuran kursu bir sosyal faaliyet derecesine indirgenemez. Bu, en başta, kutsal din duyguları ve inançlarla ilgili olarak birçok  tartışmanın kapısını açar. İnançlar kişilere özgüdür ve onların özel alanına aittir.  Kuran öğrenmek, tahta boyamak, ebru yapmak, halk oyunları oynamak ya da saz çalmak gibi bir etkinlik değildir, aralarına eşit işareti konulamaz.
Doğaldır ki her insanın inanç özgürlüğü vardır. İstediği takdirde dinini öğrenmek hakkıdır. Bu, temel bir insan hakkı olup, Anayasa’mızca da koruma altına alınmıştır.
İsteyen herkes buna uygun ortamı bulacak olanaklara bol miktarda sahiptir. Her işin kendine uygun ortamı ve yeri vardır.
Ancak bunun yeri bir kamu kuruluşu olamaz ve olmamalıdır. Eğer bu uygulama böyle giderse inanmayanlar ya da şu ya da buna inananlar; şu ya da bu ideolojiye inananlar aynı hakkı talep edebilirler. Doğal olarak bunun da bir hak olarak kabulü gerekir.  Böylesine uygulamalar kabul edilirse ortaya çıkacak akıl almaz tabloyu herkesin değerlendirmesine sunmak isteriz.
Bu durum aynı zamanda çalışanlar arasında ciddi bölünmelere yol açacaktır. Kursa gidenler, kursa gitmeyenler; başını örtenler, başını örtmeyenler gibi birçok ayrılıklar gelişecektir. Hastane yöneticileri ise inanç ve ideolojilerine göre bazı çalışanları kollayıp koruyacak, diğerlerine ise en azından mesafeli duracaklardır. Hatta bizzat bazı yöneticiler bu türden eğilimleri ve uygulamaları teşvik edeceklerdir.
Nitekim hastane yöneticisi  Op.Dr. Ali Kasap’ın Hürriyet gazetesinde yayınlanan ve “kursa gidenler için “Bunlar ince ruhlu, kibar, hastalara iyi davranan insanlar. Bunları şikayet edenlerse fevkalade kavgacı, hırçın insanlar” şeklindeki demeci tehlikenin boyutunu göstermesi açısından son derecede uyarıcıdır.
Bu açık ve çok tehlikeli bir ayrımcılıktır !
Sağlık çalışanlarının içinde bulunduğu mutsuz ortam ortadadır. Sağlık Bakanlığı’nın uyguladığı politikalar tüm sağlık çalışanlarında aşırı bir gerilim yaratmıştır. Aşırı işyükü, düşük ücretler, gelecek kaygısı, işgüvencesinin ortadan kaldırılma çabaları, resen tayinler, artık bir eziyete dönmüş olan  geçici görevlendirilmeler, yönetici baskıları, taraftar sendikaya geç baskıları ve tehditler, sıradanlaşan şiddet vb. meslekten soğumaya, kamudan kaçışa yol açmaktadır. Bunun yanısıra liyakat, birikim, bilgi ve becerinin yerini alan hükümetten yana olma, yandaşlık hali ciddi olarak tepkilere yol açmaktadır.
Sağlık çalışanlarının bu tepkilerini yapay ayrımlar yaratarak soğutmak ve başka alanlara yönlendirmek de bir yönetici niteliği olsa gerektir. Meslekler arası, aynı meslek içi, kurumlar arasında yaratılan bölünmeler ve rekabet asıl sorunları örtmenin perdesi olmaktadır.
Her görüş ya da inançtan tüm sağlık çalışanlarının sorunları ortaktır. Hep birlikte sağlık hizmeti üretiyoruz. Yapay ayrımlar yaratarak bizleri bölme ve dikkatimizi temel konulardan uzaklaştırmaya neden olacak uygulamalara karşı uyanık olmalıyız ve olacağız.
Uygun ve insanca çalışma koşulları, iş ve can güvencesi, emeğimize uygun ücret mücadelesinde birleşeceğiz ve haklarımızı alacağız.
Sağlık Bakanlığı’nı, Kamu Hastane Birliği Genel Sekreterini ve hastane yöneticisini uyarıyoruz ve bu uygulamanın biran önce sonlandırılmasını talep ediyoruz.
İZMİR TABİP ODASI
HERKES İÇİN ACİL SAĞLIK DERNEĞİGENEL SAĞLIK İŞ SENDİKASI İZMİR ŞUBESİ

Alıntı:izmirtabip.org.tr