ttb etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ttb etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2013 Pazar

''Açılın ben doktorum'' tarih oluyor

Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Bayazıt İlhan, “Mesela yolda bayılan bir hasta var. Doktor önce ambulansı çağıracak, sonra ambulans gelene kadar sınırlı bir şekilde müdahale edebilecek. Ambulans çağırmadan müdahale de yasak. Ambulans geldi ambulans da teknisyen var, ama siz doktorsunuz. Yine müdahale edemezsiniz. Ayrıca  hastanın durumunun acil olmadığı belirtilerek de, doktor müdahalesi yasaya aykırı olarak yorumlanabilir” dedi. Uçaklarda acil durumlarda doktor bulmanın da imkansız hale geleceğini söyleyen İlhan, “Dünya Tabipleri Birliği’nin Genel Sekreteri de, bana bunu hatırlattı. Bu düzenlemeden sonra uçakta ‘doktorum’ dememek, sessiz kalmak daha mı iyi olur acaba diye görüş belirtti” bilgisini verdi.

HAPİS VE PARA CEZASI

Tam günü düzenleyen yasa tasarısında yer alan madde, olağanüstü durumlarda doktor müdahalesini düzenliyor.  Düzenlemeye göre, ‘olağanüstü durumlarda mesleğini icraya yetkili kişilerce acil sağlık hizmeti ulaşana kadar verilecek olan sağlık hizmeti hariç, ruhsatsız olarak sağlık hizmeti sunan veya yetkisiz kişilerce sağlık hizmeti verdirenler, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacak.’ Söz konusu maddenin başta Gezi Parkı olmak üzere eylemlerde hastaları tedavi eden doktorlara yönelik bir madde olarak algılandığını belirten TTB Genel Sekreteri Bayazıt İlhan, bu maddenin günlük yaşama da çok ciddi yansımaları olacağını söyledi. Düzenleme yasalaşırsa, herhangi bir ortamda veya yolda sağlık durumu kötüleşen bir hastaya müdahale etmenin zorlaşacağını belirten İlhan,  “Çünkü bu düzenleme, doktorlara büyük sorumluluk yüklüyor” dedi.

YİNE SİTEDEN YAZIYA BİRKAÇ YORUM:

Okuyucu1:
Haberi okuyunca o kadar güldüm ki! Sanırım halkımız hala doktorların ne hale düştüğünün farkında değil? Benim çalıştığım hastanede dahiliye nöbetçisi arkadaşlar acile konsültasyon giderken ara dayağı yememek için sivil kıyafetle gidiyor. Hasta yakını gibi hasta sedyesine yaklaşıp tahlillerine bakıyor ve konsültasyon notunu yazıp çaktırmadan kaçıyor (abartmıyorum). Ben şahsen poliklinik odasından çıkarken önlüğümü çıkarıyorum, koridorda tamamen sivil dolaşıyorum. Bir de hacı sakalı bıraktım, kimse doktor olduğumu tahmin etmiyor. Tüm bu tedbirlere rağmen yüreğimiz ağzımızda çalışıyoruz. Şu ortamda kronik hastalara steroid ve immunsupresif yazanlar benim gözümde kahraman. Ameliyat yApanlar mücahid, Kemoterapi yapanlara ise söyleyecek övgü kelimesi bulamıyorum. Sevgili yetkililer , bu problemi çözmek için daha kaç doktor düvülecek, yaralanacak veya öldürülecek?

Okuyucu2:
 Ben doktorum diyecek saygınlıkda bir meslekmi bıraktınız.Ben zaten yıllardır mesleğimi söylemiyorum.bir kamu kurumunda Memurum diyorum.Öyle açılın falan diyecek hevesim,heyecanım da kalmadı.....

Alıntı:medimagazin.com

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Hekimlik İnsanlıktır!...


Ankara Emniyet Müdürlüğü Gezi Olayları nedeniyleTürk Tabipleri Birliği (TTB) ve Ankara Tabip Odası’nın (ATO) da içinde bulunduğu emek ve meslek örgütlerini suçlayan bir fezlekeye imza attı.

Bu süreçte bu ülkenin hekimleri bütün dünyanın gözünün önünde savaşta dahi rastlanmayacak muamelelere tabi tutuldular. Sağlık hizmeti sunarken, insanlara yardım ederken kimyasal gazlı saldırılara uğradılar, göz altına alındılar, günlerce polis denetiminde tutuldular. Üzerine Sağlık Bakanlığı’nın bizzat Bakan’ın ağzından tehditlerine uğradılar, hekimlik için, insanlık için yaptıkları hukuk dışı ilan edildi.

Şimdi de sıra Emniyet Teşkilatı’na gelmiş görünüyor.

Hazırlanan Emniyet Fezleke’sinde TTB ve ATO “hükümet muhalifi sivil toplum örgütleri” olarak ilan ediliyor ve “eylemci gruplara kamuoyu desteği sağlamakla, Yargı ve Ankara Emniyet Teşkilatı üzerinde psikolojik baskı oluşturmakla” suçlanıyorlar. Daha da ilginci eylemcileri “Polis tarafından yapıldığı iddia edilen orantısız güç kullanımı ile ilgili, savcılığa bireysel olarak suç duyurusu yapılması yönünde teşvik etmişlerdir” deniyor.

Ne kadar acı! Tüm dünyanın gözü önünde uygulanan şiddeti “iddia edilen” olarak değerlendirip bizleri bir yandan kategorize ediyor bir yandan da mağdurları suç duyurusunda bulunmaya teşvik etmekle suçluyorlar.

Aslında her şey ortada görünüyor, “biz istediğimiz gibi şiddet uygularız, kafanızı kırarız, gözünüzü çıkarırız, siz hak arayamazsınız” diyorlar. Yoksa hekimleri mağdurları suç duyurusunda bulunmaya teşvik etmekle suçlamanın başka ne anlamı olabilir?

Bize yönelik ithamların tümünü bir yana bırakalım.

Bütün dünya gördü, Türkiye’de hekimlerin ne yaptığını anladı. TTB’yi anladı, tabip odalarını anladı, tüm dünyadan destek yağdı.

Siz anlayamadınız, ya da anlamak işinize gelmiyor. Emniyet Teşkilatı da ve ne yazık ki Sağlık Bakanlığı da hekimleri, sağlık çalışanlarını, tıp öğrencilerini anlayamadı.

Hekimlik yardıma ihtiyacı olanların yardımına koşulsuz koşmaktır.

Hekimlik insanlıktır.

Hekimler insanlar ölmesin, yaralanmasın, hastalanmasın diye uğraşır. Yardıma ihtiyacı olanın da polis mi, gösterici mi, hangi ırktandır, hangi dinden veya mezheptendir, cinsiyeti nedir bakmaz, sadece koşar yardım eder.

Yazık, anlayamadınız!

Türk Tabipleri Birliği

Merkez Konseyi

Alıntı: ttb.org.tr

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Tamgün'de gelişme: Kamudan ayrılan hekimler tekrar atama isteyebilir...


TTB , ÜYELERİNE GÖNDERDİĞİ POSTA İLE ,TAMGÜN KONUSUNDA YENİ BİR YORUMDA BULUNDU..HUKUK BÜROSUNA GÖRE , İSTİFA ETMEK ZORUNDA OLAN HEKİMLER TEKRAR GERİ DÖNEBİLİR...

Anayasa Mahkemesi 18 Temmuz 2012 günü kendi web sayfasında, 650 Sayılı ‘Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin toplam 27 maddesini iptal ettiğini yazılı olarak açıkladı.

650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin iptal edilen 27 maddesinden 6 maddesi hekimlerin çalışma sınırlamaları ile ilgilidir. Bu maddeler 36, 37, 38, 39, 40 ve 41. maddelerdir. Geriye kalan 21 maddenin büyük bölümü Sayıştay, Adli ve İdari Yargıda çalışmaya ara verme sürelerinin değiştirilmesine, yargı personelinin izin kullanmasına, ceza ve tutukevlerinde görevli personelin hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimlerine, tutuklu ve hükümlülerin heyetler tarafından ziyaretine ilişkin kuralları içermektedir.

Hukuk sistemimizde iptal edilen yasa hükümleri yerine varsa önceki düzenlemelerin otomatik olarak yürürlüğe gireceği yönünde bir kural bulunmamaktadır. Bu nedenle de iptal edilen hükümlerin yürürlükten kalkması ile bir boşluk doğacak ise bu boşluğun Yasama organı tarafından iptal kararının gerekçesine uygun olarak yapılacak yeni bir yasa ile doldurulması gerekmektedir.

Anayasanın 153. Maddesine göre özellikle bir yasa boşluğunun doğmasını önlemek gereken durumlarda Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğünü bir yıla kadar ileri bir tarihe bırakması olanağı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi 650 sayılı KHK’nin 27 maddesi için verdiği iptal kararının Resmi Gazete yayınlanmasından altı ay sonra yürürlüğe girmesini kararlaştırmıştır.

İptal kararının yürürlüğünün ileri bir tarihe bırakılması nedeniyle Sağlık Bakanlığı ile bir kısım hükümet yetkilileri, hekimlere çalışma sınırlamalarının uygulanmaya devam edeceğini, dolayısıyla değişen bir durumun olmayacağını söylemektedirler. Bu yanıltıcı açıklamalar nedeniyle hekimlerin ve ilgili kamuoyunun doğru bir biçimde bilgilendirilmesi amacıyla bazı hukuki metinlerin ve bilgilerin paylaşılması düşünülmüştür.

Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının hangi sonuçları doğuracağı, geçmişe ve geleceğe yönelik etki doğurup doğurmayacağı hukuk öğretisinde bütün yönleri ile tüketilmemiş önemli bir tartışma konusudur. Ancak bazı durumlara ilişkin uygulamanın nasıl yapılacağını gösteren istikrar kazanmış Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararları bulunduğu gibi ağırlık kazanmış öğreti görüşleri de bulunmaktadır.

Kural olarak Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptal edilen yasa hükümlerinin baştan itibaren Anayasaya aykırı olduğu saptanmaktadır. Ancak iptal kararlarının, iptal edilen yasa kuralını çıkarılmasından itibaren bütün sonuçları ile ortadan kaldıracağı kabul edilmemiştir. Böylesi bir mutlak kabulün, kazanılmış hakları ve hukuki güvenliği ortadan kaldırıcı, toplumun adalet anlayışını zedeleyici sonuçlar doğuracağı düşünülmektedir. Geriye yürürlük gibi geriye yürümezlik ilkesi de mutlak olarak kabul görmüş değildir. Örneğin bir davranışın suç olmaktan çıkarılması gibi hallerde iptal kararının geriye yürümemesinin kimi sakıncalı sonuçları doğuracağı ve Anayasaya aykırı durumları ortaya çıkaracağı da bilinmektedir.

Danıştay tarafından verilen kimi kararlarda geriye yürümezliğin kazanılmış hakların saklı tutulması, hukuki kararlılığın, kamu düzeninin korunması amacıyla getirildiği ve mutlak olmadığı belirtilmektedir. Bu amaçla sınırlı olarak somut uygulama işlemlerinin gözden geçirileceği ve sonucuna göre bir karar verileceği benimsenmiştir.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 2009 yılında verdiği bir karar, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen ancak yayınlanmasından bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilen bir yasa maddesinden kaynaklanan uyuşmazlığa ilişkindir. Bu kararında iptal kararı verilen ancak kararın henüz yürürlüğe girmediği dönemde, iptal edilen yasanın uygulamaya devam edilemeyeceği sonucuna varırken; “..Anayasa’ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur ki bu durumun Anayasanın üstünlüğü ve Hukuk Devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir.[1]saptamasını yapmıştır. Bu saptama ile Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yürürlüğü ileri bir tarihi tarihe bırakılmış olsa bile iptal edilen hükme hayatiyet verilemeyeceği ve uygulamaya devam edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. İdari Dava Daireleri Kurulu benzer yönde bir kararı zararların tazminini içerecek bir biçimde 2010 yılında da vermiştir.[2]

Danıştay’ın yukarıda değinilen kararları, hukuk öğretisinde kabul gören düşünceler ve Anayasa Mahkemesi'nin kimi kararlarından hareketle somut durumun değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda iptal kararının yürürlüğü ileri tarihe bırakılan 650 sayılı KHK’nin iptal edilen 36, 38, 39, 40 ve 41. Maddelerindeki yasakların bu gün ve ileriye dönük olarak uygulanıp uygulanamayacağına yanıt vermek gerekmektedir.

650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin iptal edilen 36. maddesi ile 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun hekimlik mesleğinin icrasına dair 12. maddesinin ikinci fıkrasına “uzman olanlar” ibaresinden sonra gelmek üzere, “657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 28 inci maddesi, 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun ek 27 nci maddesi, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 36 ncı maddesinin altıncı fıkrası ile 2955 sayılı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun 32 nci maddesi saklı kalmak kaydıyla” ibaresi eklenmiştir. Bu düzenleme ile yasak ve sınırlama getiren maddelere atıf yapılarak bu yasaklar çerçevesinde hekimlerin mesleklerini icra edebilecekleri belirtilmiştir.

1219 sayılı Yasanın 12. Maddesinde 650 sayılı KHK ile yapılan düzenleme görüldüğü üzere kendiliğinden bir yasak hükmü içermemekte, diğer yasalarda yapılan yasaklayıcı hükümlere atıf yapmaktadır. Atıf yapılan;
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 28. maddesindeki yasaklayıcı hüküm, 650 sayılı KHK’nin 38 inci maddesiyle,

2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 36. maddesindeki yasaklayıcı hüküm 650 sayılı KHK’nin 40. Maddesiyle,

926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununa eklenen ek 27. maddedeki yasaklayıcı hüküm, 650 Sayılı Kararname’nin 39. maddesiyle,

Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun 32. Maddesindeki yasaklayıcı hüküm ise 650 sayılı KHK’nin 41 inci maddesiyle getirilmiştir.

Tam Gün adı ile bilinen ve 21 Ocak 2010 tarihinde kabul edilen 5947 sayılı Yasa ile 1219 sayılı Yasanın 12. Maddesinde getirilen çalışma sınırlamaları Anayasa Mahkemesi'nin E.2010/29, K.2010/90 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Bu konuda Sağlık Bakanlığının ısrarlı bir biçimde sürdürdüğü hukuka aykırı uygulama işlemleri İdare Mahkemeleri ve Danıştay tarafından hukuka aykırı bulunmakta, bu doğrultuda kararlar verilmektedir.

Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi'nin E.2011/113 sayılı dosyada verdiği 18.07.2012 günlü kararı ve değinilen Yargı kararları birlikte değerlendirildiğinde;

Anayasa Mahkemesi kararı ile birlikte kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimlerin bu çalışmalarının yanı sıra muayenehane açarak mesleklerini serbest olarak icra edebilecekleri,
Anayasa Mahkemesi kararlarının idareyi bağlayıcı olması, Anayasa’nın üstünlüğü prensibi ve hukuk devleti ilkesi gereğince Anayasa Mahkemesi kararının ardından muayenehane açmak için yapılan başvuruların - muayenehane açmak için gerekli koşullara uygunluk sağlamak kaydıyla - idare tarafından kabul edilmesi gerekeceği,

İdare tarafından başvuruların reddedilmesi halinde idari yargıda bu işlemlerin iptali istemiyle dava açılabileceği ve Danıştay'ın yerleşik kararları doğrultusunda idare mahkemelerince Anayasa Mahkemesi kararıyla hukuka aykırılığı tespit edilmiş kurallar dikkate alınmadan karar verilebileceği,
650 sayılı KHK nedeniyle muayenehanesi İl Sağlık Müdürlükleri tarafından kapatılan ve bu işlemlerin iptali istemiyle idari yargıda dava açan hekimlerin muayenehanelerini açtıkları tarih dikkate alınarak kazanılmış haklarının korunması gerektiği,

Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerinde görevli öğretim üyelerinin uygulamalı eğitim öğretim ve araştırma amacı ile tanı ve tedavi hizmeti verebilecekleri, bu hizmetleri vermeleri halinde de emeklerinin karşılığı olan ücretleri ayrım yapılmaksızın almaları gerekeceği,

650 sayılı KHK’de getirilen çalışa sınırlamalarına uymak zorunda kalmaları nedeniyle zarara uğrayan hekimlerin maddi ve manevi zararlarının tazmininin idareden isteyebilecekleri verilmemesi halinde idari yargıya başvurabilecekleri,

Ekte tam metinlerine yer verilen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından verilen kararlar değişmediği sürece, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Yasa maddesi uyarınca kamu görevinden ayrılmak zorunda kalan ve bu işlemin iptali istemiyle dava açmayan hekimlerin Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliği ilkesi uyarınca eski görevine atanması istemiyle yaptığı başvurunun kabul edilmeyebileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Bu çerçevede;

- 650 sayılı KHK nedeniyle kamu görevinden ayrılmak zorunda kalan hekimlerin 657 sayılı Yasa'nın 97. maddesindeki sürelere uymak kaydıyla yeniden kamu görevine atanma isteminde bulunabilecekleri,

- 650 sayılı KHK nedeniyle kamu görevine son verilen ve bu işlemlerin iptali istemiyle dava açan hekimlerin ise açtıkları davalarda idarenin işleminin dayanağı olan Yasa kuralı iptal edilmiş olduğundan dosyalarında mahkemelerce verilecek iptal kararları üzerine kamu görevine devam edebilecekleri düşünülmektedir. Saygıyla sunulur.


Türk Tabipleri Birliği
Hukuk Bürosu

20 Nisan 2012 Cuma

TTB , Dr.Ersin Arslan için site açtı

Dr.Ersin Arslan’ın öldürülmesini takiben başsağlığı ve dayanışma mesajları ile yapılabileceklere ilişkin çok sayıda öneri Birliğimize ulaşmaktadır.



Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi tarafından bu öneriler toplanmakta olup ailesinin de görüşü alınarak netleştirilecektir.

Özel olarak belirtmek gerekirse Türk Tabipleri Birliği bütün uzmanlık derneklerinin katılımına/yer almasına açık bir şekilde meslektaşımız Dr.Ersin Arslan’ın eşinin gelecek güvencesi de dahil her türlü duyarlı öneriyi değerlendiren (kampanya, adına burs vb.) bir çalışmayı da yürütmektedir.

Konuyla ilgili bilgilendirme önümüzdeki hafta içerisinde yapılacak olup meslektaşımız adına/anısına bir web sayfası açıldığını bir kez daha hatırlatmakta yarar vardır:

http://www.doktorasiddetehayir.net/


Saygılarımızla,

Türk Tabipleri Birliği
Merkez Konseyi

19 Nisan 2011 Salı

İzmir'de G(ö)REV başarılı....


Hastaların hastanelere gitmeyerek eylemin 'başarılı' geçmesini sağladığı grev renkli görüntülere sahne olurken, yürüyüş ve açıklamalar yağmur altında yapıldı. Yağmur, 'Birleşe birleşe kazanacağız' sloganın 'Islana ıslana kazanacağız' şeklinde atılmasına yol açarken, 'Hasta başına one minute' yazılı pankart dikkat çekti.


Geçtiğimiz günlerde Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEÜTF) asistanlarının yaptığı grev, 'taleplerin kabülü' ile sona erdirilmesinin ardından Türk Tabipleri Birliği'nin çağrısıyla, sendikaların da destek verdiği 'Beyaz Grev'e İzmir'de bu kez tüm eğitim hastanelerinin asistanlarının geniş katılımı damga vurdu. Grev başarıyla gerçekleştirildi. Binlerce sağlık çalışanı iş bırakıp, hastane bahçelerinde taleplerini dile getirdi. Atatürk Eğitim Hastanesi'nde serbest kürsü kurulup hastalar da görüşlerini dile getirirken, şenlik havası yaşandı. Şarkılar türküler eşliğinde dans edip halay çeken sağlık çalışanları sağlık politikalarını sloganlarla, pankartlarla eleştirip, taleplerini dillendirdi. İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Op. Dr. Ercüment Tarcan, genç sağlıkçıları kutlarken, 'Anlayana grevdeyiz, anlamayıp bakana görevdeyiz' sözleri büyük alkış aldı. Mikrobiyoloji Kliniği asistanları hakkında eyleme katıldıkları için tutanak tutulduğu iddiası eylemcilerin tepkisine yol açtı, sloganların yerini 'yuhalamalar' aldı.


Hastanelerde yapılan basın açıklamalarının ardından en az iki bin sağlık çalışanı, beyaz önlükleri ya da grev önlükleri üzerlerinde olduğu halde, yağmur altında Cumhuriyet Meydanı'nda bir araya geldi. Yağmur yağarken, 'birleşe birleşe kazanacağız' sloganını değiştirip 'Islana ıslana kazanacağız' diyen sağlık çalışanları birkaç yüz metre uzaklıktaki Sağlık müdürlüğü önüne yürüdü. Sağlık Bakanlığı'nın temsilcisi İl Sağlık Müdürlüğü bahçesinde onlarca polisin hazır beklediği eylemci sağlık çalışanları taşıdıkları 'Hasta başına one minute', 'Puanları süper maryo toplasın, biz hekimlik yapalım', 'Kapımız 100 hasta, moralimiz yasta', 'Hekimlerin düşmanı Sağlık Bakanı' yazılı pankartlarla, 'Performansın kölesi olmayacağız' 'Sağlık haktır satılamaz?, 'Çok ses tek yürek, bu bilek bükülmeyecek' şeklindeki sloganlarla çok şey anlattılar.


Grev, 'Herkese sağlık, güvenli gelecek; sağlıkta özelleştirmeye karşı iş güvencesi, gelir güvencesi, can güvencesi, mesleki bağımsızlık, her türlü katkı- katılım paylarının kaldırılması' ana talepleriyle gerçekleştirilirken, İl Sağlık Müdürlüğü önünde İzmir tabip odası Başkanı Prof. Dr. Erdener Özer ve SES İzmir Şube Başkanı Dr. Veli Atanur birer konuşma yaptı. Sağlık çalışanları için taleplerinin yanısıra hastalar adına 'Nitelikli, ücretsiz sağlık hizmeti' istediklerini anlatan Özer, 'Bilinsin ki; Bu ülkenin küresel değil, ulusal bir sağlık politikası olana kadar, Sağlıkta Dönüşüm Programı kalkana kadar, tek yürek olarak g(ö)reve devam edeceğiz' dedi.  Konuşmaların ardından sağlık çalışanları greve devam etmek için görev yaptıkları hastanelere döndü. Sağlık çalışanları yarın da iş bırakacak.
Alıntı:egedesonsöz.com

G(ö)rev notları....

Bartın Devlet Hastanesi’nde izinli olanların dışında diğer doktorlar poliklinik hizmeti verirken, eylem yapılacağı duyumları üzerine hastaların hastaneye gelmedikleri görüldü.

Diğer günlere oranla hasta sayısının düşük ve hastane koridorlarının boş olduğu belirtildi. Bartın Devlet Hastanesi Başhekim Vekili Ergin Can, hastanelerinde eyleme katılımın olmadığını söyledi. 

Tüm polikliniklerin hizmet verdiğini anlatan Can, ''Ancak enteresan bir durum var. Doktorlarımız görevlerinin başında, ama hasta sayımız yok denilecek kadar az. Vatandaşların, basından doktorların eylem yapacağı yönündeki haberleri nedeniyle hastaneye gelmediğini düşünüyoruz. Her zaman çok yoğun olan hastane koridorları bugün bomboş. Bizler, görevimizin başındayız ama öyle zannediyorum ki hastalarımız doktorlara destek için muayene olmaya gelmiyor'' dedi. 

ÜCRETSİZ VE NİTELİKLİ SAĞLIK HİZMETİ

Karabük'te sağlık çalışanları, Tam Gün Yasası'nı, performansa dayalı ücret uygulamasını protesto etmek ve özlük haklarının korunması amacıyla iş bırakma eylemi başlattı. Şirinevler Devlet Hastanesi önünde toplanan yaklaşık 100 kişilik grup, alkışlı protesto da bulundu.

Grup adına açıklama yapan Doktor Rıdvan Üney, vatandaşların katkı ve katılım payı ödemeden erişebilecekleri ''Eşit, Ücretsiz, Nitelikli Sağlık Hizmeti'' sunmak istediklerini anlatan Üney, şöyle dedi:
''Biz sağlık çalışanları olarak halkın sağlık hakkını ve taleplerimizi daha güçlü haykırmak, ısrarlı takipçisi olmak için bir araya geldik. Biz, artık iş ve gelir güvenceli çalışalım istiyoruz. İlgili bakanlık ve Sosyal Güvenlik Kurumunun günübirlik uygulamaları ve istekleri nedeniyle hastalarla karşı karşıya kalmayalım. Sağlıklı sistem için önce bu hizmeti sunan çalışanların bedensel ve ruhsal sağlığını koruyalım.''

İŞ GÜVENCESİ, SAĞLIKLI VE GÜVENLİ ÇALIŞMA ORTAMI

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin Polikliniklerinin önünde, Aydın Tabip Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri (SES) Aydın Şubesi tarafından eylem düzenlendi. ADÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyeleri ve eski ADÜ Rektörü Prof. Dr. Şükrü Boylu'nun da destek verdiği eylemde, slogan atılmazken, alkış tutuldu. Aydın Tabip Odası Başkanı Dr. Eralp Atay, burada yaptığı basın açıklamasında, sağlık hizmetinin bir ekip işi olduğunu belirterek, her bir sağlık çalışanının, nitelikli sağlık hizmeti üretimi için çok değerli olduğunu belirtti. Sağlık içindeki her alanın kendisine özgü farklı sorunları ve sıkıntıları olmakla birlikte, ortak sorunlarının da olduğunu vurgulayan Atay, şöyle konuştu: 

''Bugün görevdeyiz. Çünkü çok insani ve ahlaki gerekçelerimiz var. Dahası taleplerimiz bütünüyle karşılanabilir ve gerçekçi taleplerdir. Mesleğimizi etik ilkelerin gösterdiği çerçevede, kanıta dayalı bilimin bilgisi ve tecrübesi ışığında, sadece ve sadece insanların yararını gözeterek, özgürce uygulamak istediğimiz için görevdeyiz. Katkı payı adı altında hastaların ceplerinde para çıkmamasını istediğimiz için görevdeyiz. Bu ülkede başta sağlık çalışanları olmak üzere tüm çalışanlara iş, güvenceli gelir, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamları istediğimiz için görevdeyiz. ''

POLİTİK MANİPÜLASYONLARA ALET ETMEYİN

Adana'da sağlık çalışanları, Tam Gün Yasası'nı, performansa dayalı ücret uygulamasını protesto etmek ve özlük haklarının korunması amacıyla iş bırakma eylemi başlattı. Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi polikliniklerinde toplanan grup, basın açıklamasının ardından araçlarla Dr. Aşkım Tüfekçi Devlet Hastanesi önüne geldi. Burada da bir süre bekleyen grup, havanın yağışlı olmasına rağmen ellerinde pankart ve dövizlerle sloganlar atarak Uğur Mumcu Meydanı'na kadar yürüdü.

Adana-Osmaniye Tabip Odası Başkanı Doç. Dr. Cem Kaan Parsak, burada grup adına yaptığı açıklamada, sağlık çalışanları olarak artık huzur istediklerini söyledi. Anlık politik manipülasyonlara alet edilmeksizin geleceklerini programlayabilmek istediklerini ifade eden Parsak, şunları kaydetti:

''Giderek kötüleşen çalışma koşulları, güvencesiz çalışma biçimlerine zorlanmamız, yapılan yasa ve yönetmeliklerdeki belirsizlik ve hukuksal karşılıklar, durumu daha da karıştıracak olan yasa tasarıları bizleri 19-20 Nisan tarihlerinde sesimizi duyurabilmek için grev yapmaya itti. Meslektaşımız olan üst düzey siyasetçiler söylemlerinde halk ile hekimleri ayrı iki taraf ilan ederek 'ben halkımın yanındayım' mesajı vermektedir. Ancak unutulan nokta şunlardır: Biz sağlık personeli her zaman halkın yanında, onlarla iç içe olduk. Bunu yaparken oy değil, ettiğimiz yemin vardı ilham noktamızda. Türkiye'de yaşayan herkesle ortak, insanca yaşamak istiyoruz. Popülist politikalarla parasal ilişkiler kurulmuş bir sağlık sistemi değil, topluma adanmış mesleklerin onurlu üyeleri olarak mesleğimizi gelecek kaygısı olmadan yapmak istiyoruz.''

ÇALIŞMA BARIŞI BOZULDU

Uşak Tabip Odası Başkanı Dr. Tarkan Amuk ''Hekimlerin çalışma hakkı ve özgürlüğünü ihlal eden düzenlemeler kaldırılmalı'' dedi.

Amuk ve beraberindeki bir grup hekim, Uşak Devlet Hastanesi Bahçesi'nde ''Tam Gün Yasası ve Performansa Dayalı Ücret Uygulamasını'' protesto etmek amacıyla basın açıklaması yaptı. Hekimlerin çalışma haklarının her geçen gün kötüleştiğini, ''Tam Gün Yasası''ile yapılan düzenlemelerin hekimlerin sağlıkta çalışma barışını bozduğunu belirten Amuk, Türk Tabipler Birliği'nin hekimler adına hükümetten talep etiği 15 başlığın bir an önce yerine getirilmesi gerektiğini söyledi. Hekimlerin taleplerinin yerine getirilmemesinin sağlık alanında yeni sorunlara neden olacağını savunan Amuk, şunları kaydetti:

''Taleplerimizin hükümet tarafından yerine getirilmesi için hekimlerimiz 2 gün süreyle iş bırakıyor. Doktorlar 19 ve 20 Nisan'da çalışmayacak. Hekimlerin çalışma hakkı ve özgürlüğünü ihlal eden düzenlemeler kaldırılmalı. Tam gün çalışma konusunda Türk Tabipler Birliği'nin önerdiği düzenleme yapılana dek, 5947 sayılı Tam Günü Yasasıyla ilgili Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda hareket edilmeli. Hekimlere insanca yaşayabilecekleri bir çalışma ortamı sunulmalı. Ayrıca sağlığı ticarileştiren, sağlık hizmetlerini metalaştıran ve sağlık hizmetinin önündeki engel olan bütün katkı ve katılım payları gibi ilave ücretler kaldırılmalı.''

'SÖZLEŞMELİ KÖLE OLMAK İSTEMİYORUZ'

Denizli'de Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastanesi Acil Servis önünde toplanan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Denizli üyelerinin iş bırakma eylemine, Tabip Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisleri Odası ve Türk-İş üyeleri, PAÜ Tıp Fakültesi'nden bazı öğrenciler ile bazı hasta ve hasta yakınları destek verdi.

PAÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servis dışındaki birimler ile Tıp Fakültesi öğrencilerinin katıldığı eylemde, sağlık çalışanları uzun süre halay çekti. Hastaların hastane pencerelerinden izlediği eylemde açılan dövizlerle çalışma şartları protesto edildi.

Denizli Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Örgütlenme Sekreteri Dr. Sefa Gez, yaptığı basın açıklamasında, mesleki bağımsızlık istediklerini belirterek, şunları kaydetti:

''Tanı ve tedavimizi kısıtlayan sosyal güvence kurumunu istemiyoruz. Yanlış teşhis koymamak için uzun saatler boyu çalışmamak istiyoruz. Haftada 56 saatten fazla çalışmak istemiyoruz. Performans sisteminin kaldırılmasını istiyoruz. Hastane anonim şirketine gelen hastayı muayene ve tedavi eden sözleşmeli köle olmak istemiyoruz.''

 ANKARA'DA DURUM

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Konferans Merkezi önünde bir araya gelen sağlık çalışanları, ellerinde ''Yerli, yabancı yok, biz de hekimiz'', ''Performans hasta eder'', ''Uykusuz doktor ölüm demektir'', ''Puanları Mario toplasın'', ''Çok ses, tek yürek, bu bilek bükülmeyecek'' yazılı dövizler taşıdı ve ''Dikkat sağlık tehlikede'', ''Bu iş yerinde grev var '' yazılı pankart açtılar. 
 
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde, hastanede görev yapan asistanlar, öğretim üyeleri ve diğer sağlık çalışanlarıyla tıp fakültesi öğrencilerinin yanı sıra Ankara Tabip Odası yöneticileri, SES üyeleri ve Başkent Hastanesi, Ankara Hastanesi, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesi olmak üzere bazı hastanelerden de katılımcıların olduğu bildirildi. 

''TÜM BUNLARA İTİRAZ EDİYORUZ''

Ankara Tabip Odası Başkanı Bayazıt İlhan, yaptığı konuşmada ''Sağlık Bakanlığının halkın yüzde 70'inin verilen sağlık hizmetinden memnun olduğu'' yönünde açıklama yaptığını belirterek, ''Ankara Tabip Odası'nın araştırmasına göre ise hekimlerin yüzde 73'ü vatandaşa nitelikli sağlık hizmeti veremediğini düşünüyor'' dedi.
Bu iki oranın birbiriyle çelişkili olduğunu belirten İlhan, katılımcılara ''Performans sistemini kabul edecek miyiz, daha çok hasta bakarak mı para kazanmaya çalışacağız, daha çok ameliyat yaparak mı para kazancağız' diye sordu. Katılımcıların ''Hayır'' cevabı üzerine İlhan, emekliliğe yansıyacak bir ücret almak istediklerini, özlük haklarının korunmasını, şiddetten arınmış ortamlarda çalışmayı arzu ettiklerini belirtti. İlhan, ''hekimlerin yüzde 80'inin geleceğinden umutsuz olduğunu'' ifade ederek şunları kaydetti: 

''Hemşirelerin ve taşeron şirketlerde çalışanların durumunu sizler takip edin, sağlıkta kötü şeyler oluyor. Türkiye'de 78 tane tıp fakültesi olmuş, bunların birçoğunda kütüphane, temel bilimler, patoloi, fizyoloji ve anatomi laboratuarı yok. Böyle tıp fakültesi olur mu? Buradan nitelikli hekim yetişir mi? Bu tıp fakülteler bir an önce kapatılmalı ya da öğrenci almayı bırakmalıdır. 2023 programında Türkiye'de hekim sayısı iki katına çıkarılmak isteniyor ama niteliğinden bahsedilmiyor. Birbiri ardına açılan eğitim hastanelerinde hiç ameliyat yapmadan cerrah yetişiyor. Eğitim araştırma hastaneleri 'jet profesörlerin' cirit attığı yerler haline geldi. İnsanlar bir günde profesör oluyor. Böyle profesörlük olur mu? Buna itiraz ediyoruz. Geçen hafta da Ankara İl Sağlık Müdürü yine aynı yöntemle yardımcı doçent oldu. Şimdi de 'jet yardımcı doçentlik' çıktı. Tüm bunlara itiraz ediyoruz ve kabul etmiyoruz.'' 

Üniversite hastanesinde görev yapan öğretim görevlileri de eyleme destek konuşması yaptılar. Asistan hekimler adına konuşan Melike Koşarsoy, ''Sağlıkta Dönüşüm Programı'' adı altında gerçekleştirilen uygulamaların, halk sağlığını ''tehdit ettiğini'' öne sürerek, performansa dayalı ücretlendirmeyle ''hastaya nasıl bakılacağından ziyade kaç hastaya bakıldığının'' dikkate alındığını savundu. 

SES: HASTALARA MÜŞTERİ GÖZÜYLE BAKILIYOR

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri (SES) Hacettepe iş yeri temsilciliği adına açıklama yapan Tülay Erdoğan da ''Sağlık, insan hakkı olmaktan çıkarılmış, üzerinden kar edilecek bir meta haline getirilmiş. Bu programla katkı katılım payları, ilave ödeme, ek ödeme gibi ücretlendirmelerle iktidarın eli, halkın cebinden çıkmamaktadır'' iddiasında bulundu. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile çalışma barışının bozulduğunu öne süren Erdoğan şöyle devam etti: 

''Çalışanlar birbirine rakip haline getirilmiş, hastalara müşteri gözüyle bakılmaya başlanmıştır. Tüm dünyada vazgeçilen performans uygulamasının, kamu sağlık kurumlarında uygulanmasında ısrar edilmektedir. Sağlık çalışanlarının sağlığı, çalışma koşulları ve ücreti esnekleştirilmekte ve kuralsızlaştırılmaktadır.''
Bu arada eylem yapılan alanın karşısındaki duvara asılan ''19-20 Nisan'da grevdeyiz'' yazılı pankartın çıkarılmaya çalışılmasına katılımcılar tepki gösterdi ve pankartı elleriyle tutarak, indirilmesine izin vermedi.
Hacettepe Hastanesi'nde bir araya gelen sağlık çalışanları, diğer hastanelerdeki çalışanlarla buluşmak üzere Numune Hastanesi'ne doğru yürüyüşe geçti. 

Öte yandan Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde eyleme katılımın yoğun, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde ise az olduğu öğrenildi.

Alıntı: ntvmsnbc.com

18 Nisan 2011 Pazartesi

Yarın G(ö)REV var...

TÜRK Tabipleri Birliği ve Ankara Tabip Odası’nın birlikte düzenlediği basın toplantısında 19-20 Nisan günlerinde sağlık çalışanlarının greve gideceği belirtildi. Aile hekimliği uygulamasının başladığı günden bu yana, sağlık ocağı çalışanlarının huzursuz olduğu belirtilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:

“4 Ocak’ta Ankara’da yakılan ateş tüm Türkiye’ye, tüm sağlık çalışanlarına yayıldı. 4 Ocak’tan beri sağlık çalışanları toplantılarda, sokaklarda, mitingte, grevde. Sağlık çalışanlarının yarınını göremediği bir dönemden geçiyoruz.
Türkiye’de işlerin en iyi gittiği alan olduğu sağlık alanı kırmızı alarm veriyor. Bakanlık bu beyaz çığlığı görmezden gelmeye, bastırmaya ve topluma duyurmamaya çalışıyor. Ama buna olanak yok. Sağlıkçılar yedi gün 24 saat bu halkla beraberler. Yıllardır susturulan sağlıkçılar bugün hep birlikte ayağa kalktılar.

Öte yandan Bakanlık da boş durmuyor. Baskıyı artırıyorlar korku duvarını yükseltmeye çalışıyorlar. Hastanelerde şeflere, başhekimlere yazılar gidiyor. Ama biz sağlık çalışanları yüreğimizi ortaya koyduk. Baskının, zorbalığın karşısına yüreklerimizi koyuyoruz. 19-20 Nisan’da her nerde sağlık çalışanı varsa... Orada greve gidiyoruz.

Yanlıştan dön çağrısı

Bizler, tıp fakültelerinin ve üniversitelerin bağımsızlığını geliştirmeye, tıp eğitiminin niteliğini yükseltmeye, fakültelerimizi her türlü yıkıcı saldırıdan korumaya kararlıyız.

İşte bu nedenlerle Hükümet’i, YÖK’ü, Sağlık Bakanlığı’nı bir kez daha uyarıyor ve yapılan yanlışlardan bir an evvel dönmeye çağırıyoruz. Biz kimsenin “maraba”sı değiliz. Biz kimsenin “köle”si değiliz. “Kapıkulu” hiç değiliz. Hakkımız olanı istemeyi de biliriz, nasıl isteyeceğimizi de. 19-20 Nisan’da kamuda, özelde, muayenehanede, üniversitede, işyerinde her nerede hekim varsa, sağlık çalışanı varsa orada, grevdeyiz.”

ATO’dan çarpıcı anket

ANKARA Tabip Odası, başkentte 14 sağlık kuruluşunda, aile hekimleri, özel hastaneler, eğitim araştırma hastaneleri ve tıp fakültelerinde çalışan hekimlere yönelik bir anket düzenledi. 288 hekimin katıldığı ankette çarpıcı sonuçlar ortaya kondu. Hekimlerin yüzde 83’ü aldığı ücretten memnun olmadığını belirtirken, yüzde 62’si de çalışma saatlerinden şikayetçi oldu. Ankete katılanların yüzde 88’i “Geleceğe umutla bakamıyorum” derken, yüzde 83’ü ise halkın yeterli ve nitelikli sağlık hizmeti alamadığını düşünüyor.

Alıntı: hürriyet

14 Mart 2011 Pazartesi

Çok Ses Tek Yürek Mitingi çoşkulu geçti

Sağlıkta özelleştirmelere karşı, 16 sağlık örgütünün organizasyonu ile düzenlenen "Çok Ses Tek Yürek" mitingi, onbinlerce sağlık çalışanının katılımıyla, bugün (13 Mart 2011) Ankara'da Sıhhiye Meydanı'nda gerçekleştirildi. Mitinge, çok sayıda sendika, meslek örgütü, siyasi parti temsilcisinin yanı sıra vatandaşlar da destek verdi.


Mitinge katılmak üzere Türkiye'nin çeşitli yerlerinden gelen sağlık çalışanları, sabah saatlerinden itibaren Ankara Garı'nda toplanmaya başladı. "Sağlıkta özelleştirmeye karşı çok ses tek yürek", "Kadrolu iş, güvenli gelecek", "Sağlık haktır, satılamaz", "Taşerona başkaldırıyoruz", "Sağlıkta ticaret ölüm demektir", "Sağlık haktır" ve  "Sağlıkta dönüşüm yalanına hayır" yazılı pankartlar ve dövizler taşıyan topluluk, "AKP sağlığa zararlıdır", "Sağlık haktır satılamaz", "Gün gelecek, devran dönecek, AKP hakla hesap verecek" sloganları, şarkılar ve türküler eşliğinde Sıhhiye'ye doğru yürüyüşe geçti. Yoğun kalabalık nedeniyle, kortejin Sıhhiye Meydanı'na yerleşmesi zaman aldı. Miting alanı neredeyse tamamen dolduğunda, halen Gar'dan hareket etmeyen gruplar bulunuyordu.

Sağlık çalışanlarının, hekimlerden oluşan ritm grubunun ve sloganların eşliğinde alana yerleşmesinden sonra, devlet tiyatrosu sanatçısı Şebnem Gürsoy ve Dr. Köksal Aydın, "Sağlıkta Yalanlar ve Gerçekler" başlıklı sunumu yaptılar. Sunumun ardından, mitingi düzenleyen ve destekleyen örgütlerin yöneticileri, miting alanını selamladılar ve konuşmalara geçildi.

Onbinler "grev" diye haykırdı

TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu, konuşmasına Cahit Sıtkı Tarancı'nın "Memleket İsterim" şiiri ile başladı. "Evet, biz sağlıkçıyız ama sağlığımız iyi değil" diye konuşan Bilaloğlu, sağlık alanının sorunlarını sıklıkla çalışan olarak ama hasta ya da hasta yakını olarak da yaşadıklarını söyledi. Sağlıkta Dönüşüm Programı'nı; halkın yaşadığı, daha kötüsü yaşayacakları sorunları bildiklerini belirten Bilaloğlu, vatandaşlara hitaben "Bize güvenin. İsteklerimiz ortak, aynı yerdeyiz. Birbirimize ihtiyacımız var. Herkese sağlık güvenli gelecek istiyoruz" diye konuştu. 

Bilaloğlu, AKP'nin, Sağlık Bakanlığı'nın sağlıkçıların bu haykırışını dikkate almamaya devam edeceğini, bu haykırışları anlamayacağını belirterek, "Ama moral bozmak yok" dedi. İsteklerinin son derece net olduğunu belirten Bilaloğlu, sağlık çalışanları olarak iş güvencesi, gelir güvencesi, can güvencesi ve mesleki bağımsızlık istediklerini; vatandaşlar açısından da katkı-katılım paylarının kaldırılmasını talep ettiklerini hatırlattı. 
Bilaloğlu, AKP bu haklı talepleri anlamadığında, görmezden geldiğinde yapılacak şeyin tek ve çok açık olduğunu vurguladı. Bilaloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu işin tedavisi var mı? Kesin mi? Ama uygulayana, yani sizlere ve bir özelliğinize ihtiyaç gösteriyor. Israrlı, kararlı olmak, birbirinize güvenmek, sımsıkı sarılmak.
Kararlı mısınız tedavi etmeye? Şimdi tedavinin adını herkes önce tek tek içinden söylesin, sonra fısıldasın, giderek artsın, yükselsin!"

Topluluğun, Bilaloğlu'nun sözlerini "grev" haykırışlarıyla karşılaması üzerine, Bilaloğlu, "Bu gönülden isteği gönülden cevaplıyor ve emir kabul ediyorum" diye konuştu. Bilaloğlu konuşmasını, "Ne para ne pul, onurumuz ve çocuklarımız, sağlık hakkı/haklarımız, çocuklarımızın geleceği için buradayız" diyerek tamamladı.

Özelleştirmeye hayır

SES Genel Başkanı Bedriye Yorgun, sağlıkta özelleştirmeye izin vermeyeceklerini kaydetti. Yorgun, ''Özelleştirmeye, sağlık hakkının gasbına, sağlık kuruluşlarının işgaline, performans sistemine ve döner sermaye çarkına karşı isyandayız. Eşit, parasız ve ulaşılabilir sağlık hizmeti için direniş ruhunu sonuna kadar sürdüreceğiz'' diye konuştu.

Dev-Sağlık İş Sendikası Başkanı Dr. Arzu Çerkezoğlu, "insan ihaleyle çalıştırılmaz, sağlıkta taşeron olmaz" diyerek yıllardır mücadele ettiklerini belirtti. Taşeronlaştırmanın işsizlik, güvencesizlik, kölece çalışma ve yaşam koşullarının adı olduğunu belirten Çerkezoğlu, sağlığın piyasalaştırılmasına yönelik mücadelelerinin süreceğini vurguladı. Çerkezoğlu, "Sağlığın piyasalaştırılmasına, sağlık çalışanlarının güvencesizleştirilmesine karşı mücadele etmek, emeğimize, geleceğimize, onurumuza ve çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmaktır" diye konuştu.

Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği (TRMT-DER) Derneği Başkanı Nezaket Özgür de radyoloji çalışanlarının haklarının tek tek elinden alındığını ve sağlıksız ortamlarda çalıştırıldıklarını ifade etti. Özgür, "Tıbbi radyasyon kaynaklarıyla çalışanlar olarak, bizi bu koşullara zorlayanları, güvencesiz çalışmayı, sağlıkta ucuz emek sömürüsünü, tam gün yasasını dayatanları kınıyoruz" dedi.

Konuşmaların ardından, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi asistan hekimlerinden oluşan Hacettepe Band grubu bir konser verdi. Konserin ardından sağlık çalışanları ellerindeki beyaz balonları hep birlikte gökyüzüne bıraktılar. Miting, son olarak Ezginin Günlüğü grubunun verdiği konserin ardından sona erdi.

Alıntı: ttb.org.tr

13 Mart 2011 Pazar

Çok Ses Tek Yürek Mitingi Ankara'da yapılıyor

TTB'nin organize ettiği mitingi Ankara'da yapılıyor.

Bugün gelinen son noktada ; uygulanan sağlık politikaları ve sağlık çalışanlarının özlük haklarının gerilemesi protesto edilecek.12 Eylül 1980'de Kenan EVREN ile başlayan gerileme artık en dip seviyede.Kenan Evren ; 'doktorlar askerlerden niye fazla maaş alıyor?' diyerek işe başlamıştı.Özal dönemi ile başlayan liberal politikalar sonucu 2000'li yıllarda sosyal güvenlik kurumları batma noktasına geldi.İşverenler primleri ödemedi , masraflar denetlenmedi ,hatta Emekli Sandığı ;yaptığı karlarla devletin bütçe açığını kapadı.Sonunda SSK 1 günde devlete geçti.İşçilerin primleri ile yapılanan kurum, 1 gecede adeta gasp edildi ve devlete geçti.Sosyal güvenlik kurumlarının tüm mal varlıkları  yok pahasına satıldı ve hepsi SGK çatısı altında birleştirildi.Ardından 'yeşil kart popülizmi' başladı.Bu dönemlerde sağlık çalışanlarının özlük hakları adeta eridi.90'lı yıllarda Dünya Bankası'na verilen sözlerle garanti altına alınan aile hekimliği ,2005'te pilot olarak uygulanmaya başladı.Artık ilaç şirketlerinin istekleri uygulanıyor ve Dünya Bankası hibelerinin meyveleri alınıyordu.Halk sağlığı ; artık sadece üniversitede anabilim dalı adı olarak gündemdeydi.

Sağlık özelleşirken aile hekimliği ile tasarruf edileceği yalanı ortaya atıldı.Böylece devletin sağlık harcamaları azalacaktı.Ancak sonra rakamlar dedi ki; ''harcamalarda azalma yok katlarca artış var''.Sevk zinciri olmayan bir sistem nasıl tasarruf edebilir ki?

Bir süre sonra SGK'da  batırılacak , devlet hastaneleri özelleşecek ,hasta poliçeleri(yani bir çeşit kasko) devri başlayacak.Yani devlet kişiden para alacak ama tüm hastalıklarını tedavi etmeyecek.Eğer tüm hastalıkların tedavisi isteniyorsa el cebe daha fazla girecek...Böylece SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM tamamlanacak ve PARAN KADAR SAĞLIK HİZMETİ dönemi başlayacak.Yani şu anda ABD ve İngiltere'nin geri dönmeye çalıştığı ama maddi nedenlerle dönemediği sisteme biz son hız gidiyoruz.

Gelinen noktada sağlık çalışanları ötekileştirilmiştir.Halk tarafından saygı görmeyen , PARA BABASI olarak bilinen ya da YATA YATA PARA KAZANAN  bir kitle oldu sağlık çalışanları.Sağlık örgütlerinin dedikleri hiç dikk alınmadı.Hatta bu örgütler MARJİNAL olarak nitelendi.Bunda ;son 30 yıllık iktidarların hepsinin katkısı vardır.

İşte tüm bunlar ışığında TÜM SAĞLIK ÇALIŞANLARININ 14 MART'ı kutlu olabilir mi?Umarım olur...



Yukarıda video; 13 Mart Çok SES Tek YÜREK Mitingi için Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanmıştır..