Recep Akdağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Recep Akdağ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2011 Pazartesi

Akdağ:Yabancı doktor özel hastanelerde çalışacak


 
Akdağ, Erzurum Bölge Eğitim Hastanesini ziyaret ederek, sağlık personelinin ve depremde yaralananların bayramını kutladı.

Daha sonra, Ak Parti İl Başkanlığında yapılan bayramlaşma törenine katılan Akdağ, buradadan sonra geçtiği Özel Şifa Hastanesi'nde sağlık personeli, hastane çalışanları ve hastalarla bayramlaştı.
Akdağ, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, yurt dışından Türkiye'ye gelecek doktor ve hemşirelerin özel hastanelerde istihdam edileceğini söyledi.

Yurt dışından Türkiye'ye gelen hasta sayısının arttığına dikkati çeken Akdağ, “Yurt dışından Türkiye'ye gelen hasta sayısı 100 binlerle ifade ediliyor. Türkiye'de sağlık hizmetleri ekonomik ve kaliteli olduğu için tercih ediliyor. Bu durumda doktor ve hemşire açığını gidermek için yurt dışından gelen hekimlerden yararlanacağız. Yurt dışından gelecek olan sağlık personeli devlet hastanelerinde çalışamayacakları için özel hastanelerde istihdam edilecektir” ifadelerini kullandı.

Yeni teşkilat yasasının hayata geçeceğini belirten Akdağ, “Bu konuda yoğun bir çalışma var. Tam gün yasası çıktığında 'Üniversite hastanelerinde araştırma sayısı' düşecek gibi bir iddia var. Bu yanlış bir değerlendirme. Öğretim üyesinin kısmi muayyene sistemi vatandaşla hocayı karşı karşıya getiriyor. Vatandaşla hocayı herhangi bir şekilde karşı karşıya getiren uygulama ortadan kaldırılacaktır. Tam gün modeli geliştirilerek devam edecektir. Bütün hastaneler en adil şekilde hesap verebilecek, şeffaflık artacaktır” dedi.

Alıntı: hurriyet.com.tr

14 Temmuz 2011 Perşembe

Gerekirse yeni kanun yaparız


Akdağ, Danıştay'ın, tıp fakültelerinde öğretim üyesi olarak çalışan doktorların mesai dışında herhangi bir iş yapmalarını engelleyen Sağlık Bakanlığı yönetmeliklerinin ilgili hükümlerinin yürütmesini durduran kararını değerlendirdi.

Bu hususta vatandaşın kafasının karışmamasını isteyen Akdağ, hükümet olarak vatandaşın yanında olduklarını ve olmaya devam edeceklerini söyledi. ''Tam Gün''den hükümetin ve Sağlık Bakanlığı'nın beklentisini anlatan Akdağ, şunları belirtti:

''Kamunun bir hastanesinde ya da sağlık kurumunda çalışan değerli bir hekimin, ayrıca dışarıda, özel bir hastanede çalışmasını doğru bulmuyoruz. Kamuya ait bir kuruluş, ister toplum sağlığı merkezi, ister devlet hastanesi, ister ağız diş sağlığı merkezi, isterse üniversite hastanesi olsun, fark etmez. Bütün bu kuruluşlar milletin vergileriyle ve ödediği primlerle ayakta duran kuruluşlardır. Benim milletimin hiçbir ferdinin bu kuruluşlardan hizmet alırken dışarıda bir yere gidip para ödemesini ya da bu kuruluşların içinde hocaya özel para ödemesini öncelikle siyasetimiz açısından kabul edemeyiz. Bunun için kanun yaptık, CHP Anayasa Mahkemesi'ne gitti, ondan sonra işin içine tabip örgütü Danıştay'ı karıştırdı, vesaire. Ama Danıştay Dava Dairelerinin verdiği son bir karar var.


Bu kararın en son aşamasına doğru gittiğini biz biliyoruz. Ben inanıyorum ki önümüzdeki 2 ay içerisinde hukuk nihai olarak kararını verecek, Danıştay Dava Dairelerinin kararlarıyla durum vatandaşımızın lehine sonuçlanacaktır. Vicdan kabul ediyor mu, devlet veya üniversite hastanesine giden bir vatandaşın dışarıda muayenehaneye ya da özel bir merkeze gitmeye mecbur kalmasını? Neyin peşindeyiz ben anlamıyorum. Evet, hekimler muayenehane çalıştırsınlar, özel hastanede çalışsınlar, biz buna karşı çıkmıyoruz ki. Ama ben soruyorum; Herhangi bir özel hastanede çalışan bir doktorun, başka bir özel hastanede çalışmasına, oraya hasta götürmesine özel hastane izin veriyor mu? Niçin devlet buna izin verecekmiş? Biz milletimizin bu çilesini sonlandırmaya kararlıyız, açık söyleyeyim.''

"HÜKÜMET OLARAK KARARLIYIZ"

Basına da bu konuda görev düştüğünü, neyin vatandaşın hayrına olduğunun neyin olmadığının iyi takip edilmesi gerektiğini ifade eden Sağlık Bakanı Akdağ, bir anket yapılsa, vatandaşın yüzde 95'inin devlet veya üniversite hastanesine hizmet almak için başvurduğunda, ayrıca özel bir hastaneye ya da merkeze gitmek istemediğinin ortaya çıkacağını belirtti.

Alıntı : ntvmsnbc.com

18 Nisan 2011 Pazartesi

Akdağ'a göre Tamgün sorunu birkaç aya çözülecek

Sağlık Bakanı Recep Akdağ gündemi ısıtan tartışmalı konulara imzasını attı. Tam Gün Yasa Tasarısı iptal edilirken dikkatleri üzerine çekti, "obez değil şişko" diyerek önemli bir polemik konusu başlattı. Kendisi ile geçtiğimiz hafta İstanbul'da buluştuk. Tam da seçim listelerinin açıklanacağı saatlerdi ama onda en ufak bir heyecan yoktu. En hararetli konuları en sakin ses tonu ile yanıtladı: Bir ara İstanbul'da yaşayan annesini aradı elini öpmek istediğini söyledi. Akşam yemeği için "kalorisiz olsun anne" dedi. iPhone'unu tüm tartışmalara karşın kulaklıksız kullanması dikkatimi çekti. Sonra sorularımı yanıtladı:

 Tam Gün Yasa Tasarısı'nın iptaline şaşırdınız mı, bu kararı bekliyor muydunuz? 

 
Şaşırmadım. Kamuda çalışan doktorların özel hastanede çalışma iznini iptal etti. Bir tek muayenehaneler kaldı. Bunun da birkaç ay içinde çözümleneceğini düşünüyorum. Üniversite hastanelerinin içine taşınmış muayenehaneler, özel muayenehaneler, özel ameliyatlar bitti. Üniversite hastanesine gittiğiniz zaman orada kadrolu çalışan bir öğretim üyesinin sağlık hizmetinden yararlanmak için artık para ödemiyorsunuz. Millet bir daha geriye dönüş yapmaz. İhtiyacı olan bir vatandaşın, bir garibanın, karnındaki çocuk için her ay 300-500 lira muayenehaneye para vermesini vicdanınız kaldırır mı? Kamuda çalışan ve hasta muayene eden 41 bin uzmandan bin 800'ünün muayenehanesi var. Ama bunlar etkin insanlar olduğu için kıyameti koparıyorlar.

 Sizin muayenehaneniz varmış bugün 'keşke açmasaydım' diyebiliyor musunuz?
Burada yanlış anlaşılmasın ben muayenehane hekimlerini suçlu ilan etmiyorum. Kamuda çalışmayı tercih etmeyenler tabii ki muayenehanelerini açabilirler. O dönemde benim kendime ait şartlarım da vardı. 28 Şubat dönemiydi ve fişlenmiş doktorlarından, öğretim üyelerinden biriydim. Geleceğimin ne olduğunu bile bilemiyordum. Şükürler olsun bunlar bitti. Hekimlerin artık belli bir kazançları var, üstüne performans kazançları var.

PROFESÖR 12 BİN LİRA KAZANIYOR 

 
 Sizin getirdiğiniz sistemle bir profesör ne kadar kazanacak? 

 
Kayseri, Erciyes, Gaziantep, Çukurova gibi köklü üniversite hastanelerinde bu performans sistemi tıkır tıkır işliyor. Kimsenin de bir şikayeti yok. Hasta muayene etmeyen bir profesör 4 bin TL kazanıyor. Ancak çalışırsa ve hastalarına destek verirse o zaman ortalama kazancı 12 bin TL'ye çıkıyor. Aralarında 17 bin TL kazanan da var.

 Tekrar doktorluğa dönseniz muayenehane açar mısınız? 

 
Muayenehane açarak çalışamam. Devlet hastanesinde ya da özel hastanede çalışırım o anki şartlara bağlı.

HEKİMLİĞİ ÖZLEMEDİM 

 
 Doktorluğu özlüyor musunuz?
Doğrusu hekimliği çok özlemedim. Ben hekimliği hep insana hizmet aracı olarak gördüm. Doktorken birkaç yüz kanserli çocuğa hizmet edebiliyordum şimdi yılda 1 milyon 300 bin çocuğu koruma imkanım var. Bu yaptığım iş toplum hekimliği gibi bir şey...


Alıntı: sabah

14 Mart 2011 Pazartesi

Akdağ'dan dünkü eyleme "Che" cevabı

SAĞLIK BAKANIN KUTLAMA İÇİN TÖRENE KATILDIĞI FAKÜLTEYE DİKKAT ÇEKMEK İSTERİM...

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi’’nde 14 Mart Tıp Bayramı dolayısı ile düzenlenen törene katıldı. Akdağ, girişte gazetecilerin sorularını yanıtladı. "Dün sağlıkçıların geniş katılımlı bir eylemi oldu. Değerlendirmeniz nedir?”soru üzerine Akdağ, “Geniş katılımdan neyi kastettiğinize bağlı. Eylemde sağlıkçıların yanında kimlerin olduğuna bağlı. Mutlaka sağlıkçı arkadaşlarımız da vardı. Türkiye de herhangi bir mesele için gösteri yapmak, eylem yapmak… Bunlar özgürlüklerin sınırı içinde." diye konuştu.

Türkiye’de sağlıkta önemli bir değişim yaşandığını belirten Akdağ, yeni bir sağlık sisteminin hayata geçtiğini kaydetti. Akdağ, "Vatandaşımız bundan çok memnun. Bu arada gayrı memnunlar elbette olabilir. Ama enteresan pankartlarda vardı. D. Che Guevera’nın izindeyiz, diye pankart bile vardı. Dolayısı ile bu meselenin ne kadar sağlıkçı meselesi olduğunu bu kabil pankartlar aslında biraz anlatıyor." dedi.

"SAĞLIKTA GENEL GREV OLMAZ"

Akdağ, gelen taleplerin karşılanıp karşılanmayacağı yönündeki bir soru üzerine, şunları dile getirdi: “Bana bir talep gelmiş değil… Che Guevera’nın izindeyiz, diye gelen bir talep sağlık sistemi ile ilgili olamaz. Çok açık konuşuyorum. Genel grev falan da. Sağlıkta böyle bir şey olmaz. Geçtiğimiz 8,5 yıl içinde belli örgütler bu çağrıları çok yaptılar. Ama sağlıkçılar, hekimler, gönülleri insan sevgisi ile dolu, yeminlerine sadık insanlar hiçbir zaman böyle şeylere itibar etmedi. Bundan sonra da etmeyeceklerdir.”

Alıntı : medimagazin.com

8 Mart 2011 Salı

Tamgün tüm maddeleriyle uygulamada...

Tamgün Yasası ilk çıktığında yayınlanan  gazete ilanı

Bakan Akdağ'ın Tamgün hakkındaki açıklamaları

TRT HABER/ TARİH: 05.03.2011 / SAAT: 20:00 / SÜRE: 00:18:00“HABERLER”

SUNUCU- TRT Haber saat başı gelişmelerle karşınızda sayın seyirciler. Tam Gün Yasasında son noktayı Danıştay koydu. Yasa hakkında, Anayasa Mahkemesince verilen karar üzerine Sağlık Bakanlığı tarafından bir duyuru yayınlanmıştı. Bu duyuruya karşı açılan davada Danıştay 5. Dairesi tarafından yürütmeyi durdurma kararı verilmişti. Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, Sağlık Bakanlığının bu kararına itirazını haklı buldu ve yürütmeyi durdurma kararını kaldırdı. Sonuç olarak, hekimler bundan böyle ya kamuda ya da özel olarak çalışabilecek. Kararın ayrıntılarını ve Tam Gün Yasasının uygulamada neler getirdiğini konunun en yetkili ismiyle, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’la konuşacağız. Kendisi stüdyo konuğumuz. Hoş geldiniz, Sayın Akdağ.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Hoş bulduk, Aslı Hanım.

SUNUCU- Şimdi öncelikle, Danıştay’ın aldığı bu karar tam olarak ne anlama geliyor, gerekçesi nedir, bunu alarak başlayalım.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Tabi. Şimdi biliyorsunuz biz Hükümet olarak geçtiğimiz yılın ortalarında bir kanun yaptık. Dedik ki, artık devlette çalışan, kamuda çalışan doktor arkadaşlarımız, meslektaşlarımız yalnızca kamuda çalışsınlar. Yani dışarıda çalışmak isteyenler tabi çalışabilir, muayenehane açabilir, özelde çalışabilir ama, eğer kamuda çalışıyorlarsa artık dışarıda bu çalışma olmasın. Bunu Ana Muhalefet Partisi Anayasa Mahkemesine götürdü, Cumhuriyet Halk Partisi Anayasa Mahkemesine götürdü. Mahkeme, bazı maddelerine ya da bazı ibarelere iptaller verdi. Bizde bütün bunları değerlendirerek bir açıklama yaptık, bir duyuru yaptık internet sitemizden. Dedik ki, Anayasa Mahkemesinin de verdiği bu karara göre bazı iptaller yaptı ama, bu sonucu değiştirmedi, artık kamuda çalışan doktorlar ikili çalışma yapamazlar. Yani sadece devletin hastanesinde çalışırlar, ayrıca muayenehane falan çalıştıramazlar. Bunun üzerine Tabip Örgütü, Danıştay’a gitti. Biraz önce sizin de ifade ettiğiniz gibi. O zaman Danıştay ilgili dairesi bir yürütmeyi durdurma kararı vermişti ama, şimdi genel kurul, Danıştay’daki dava daireleri genel kurulu bizim Hükümetimizin aldığı, daha doğrusu Meclis’in oluşturduğu kanunun yorumlanması hususunda Sağlık Bakanlığının lehine bir karar verdi. Sonuçta, artık ikili çalışma yapılamaz anlamına gelecek bir kararı vermiş oldu.

SUNUCU- Şimdi bu noktadan hareketle bu kararın Tam Gün Yasasıyla ilgili nihai karar olduğu söylenebilir mi? Bundan sonra süreç nasıl işleyecek? Siz Bakanlık olarak hangi adımları atacaksınız, bu hususlara da değinmek isteriz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Hukuken şu anda artık kamuda çalışan hekimler ikili çalışma yapamazlar. Danıştay’ın aldığı karar çok açık net yani. Gerekçelerini de gayet güzel bir biçimde yazmış. Bu gerekçelere girip vatandaşımızın başını boşuna ağrıtmaya gerek yok. Bu çok net yazmışlar yani. Dolayısıyla, şu an itibariyle artık kamuda çalışan, Sağlık Bakanlığında çalışan, üniversitelerde çalışan öğretim üyeleri ya da doktorlar, kamuda hizmet veren doktorlar ikili çalışma yapamazlar. Kamuda çalışmayı tercih edenler kamuda çalışacaklar, özelde çalışmayı tercih edenler özelde çalışacaklar.

SUNUCU- Tam bir yol ayrımı yani hekimler için artık.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Tabi bundan sonra ilgili meslek örgütü tekrar ben mahkemeye gideceğim vesaire diyor ama, sonuçta şu anda hukuk neyse biz o hukuku uygulayacağız. Bundan sonrası bundan sonrasına aittir. Her zaman için Türkiye Büyük Millet Meclisi başka bir karar alabilir, başka bir kanun yapabilir. Bugünkü hukuk artık bu ikili çalışma tarihe karışmıştır.

SUNUCU- Şimdi az önce süreci aktarırken Anayasa Mahkemesinin kararına değindiniz ve üniversite hastanelerine ilişkin de bize göre ifadesini kullandınız. Şimdi Anayasa Mahkemesinin üniversite öğretim üyelerinin kurum dışında çalışma yasağına iptal kararı vardı. Bu noktada bu son kararla bir çelişki var mı? Bu konuya bir açıklık getirelim. Yani bu üniversite öğretim üyelerini kapsamıyor mu, kapsıyor mu bundan sonrası?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Buna YÖK, Danıştay’ın bu karını alacak, ona bakacak, ne gerekiyorsa onun gereğini yerine getirecek. Bu aslında Aslı Hanım şunu konuşmak lazım: Biz şu anda kaç hekim arkadaşımız, meslektaşımız için fiiliyatta bu durumu tartışıyoruz? Sağlık Bakanlığında çalışan 30 bine yakın uzman var. Üniversitede çalışan 10 bin civarında uzman var. Bu konu daha çok uzmanlarımızı ilgilendiren bir konu. Her ne kadar diğer hekimlerimizin de çalışma şartlarıyla ilgiliyse de, yani piyasada en çok konuşulan kısmı bu. Şimdi bu yaklaşık 40 bin hekim arkadaşımızdan, meslektaşımızdan şu anda ikili çalışma yapan 2500 civarında, zaten diğer meslektaşlar ikili çalışma yapmıyorlar. Biliyorsunuz bu üniversite hastanelerinde vatandaşın hoca parası adını taktığı, işte üniversiteye gittiğinizde ödediğiniz bazı paralar vardı. Bunu da kanun…

SUNUCU- Ya da bir ameliyat.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Ameliyat, işlem vesaire. Bunlar da kalktı ortadan, yani yaptığımız kanunla bunu da ortadan kaldırdık.

SUNUCU- Bu da aslında önemli bir nokta.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Dolayısıyla, yani 40 bin hekimin 2500’ü bu ikili çalışmayı zaten yürütüyordu. Şimdi bize göre kanun, şu andaki Danıştay’ın verdiği kararla bu 2500 kişinin de ikili çalışma imkanını ortadan kaldırmış oldu.

SUNUCU- Bu noktada yetkili kurum YÖK müdür o zaman?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Üniversiteler için tabi ki bunu kendi çalışanlarına aktaracak kurum YÖK’tür. Ancak biz, şöyle söyleyeyim: Danıştay’ın kararını hem serbest muayenehaneler için, hem özelde çalışan bütün hekimler için uygulamaya mecburuz, yani bu hususta bizim bir yorum yapmaya ya da bunu sağa sola çekmeye hakkımız yok. Aslında Sayın Noyan şunu söylemek lazım: Bu sonuç, yani doktorların ikili çalışamayacakları sonucu, tam gün çalışmaları gerektiği sonucu hem doktor arkadaşlarımız, meslektaşlarımız için, hem de vatandaşlar için çok hayırlı bir iş. Ben aslında sizin programınızdan Meslek Örgütünü de şuna davet ediyorum: Bütün hekimlerimizi bir böyle gelecek açısından belirsizliğe sevk edecek gereksiz bir süreci devam ettirmesinler. Burada milli irade çoktan kararını vermiştir. Yani halk bunu istemiyor. Bu doğru bir sistem değil çünkü. Bu sistem, bir taraftan halkın işini zorlaştırıyor, vatandaşın doktora erişmesini zorlaştırıyor. Öbür taraftan doktorun hastasıyla doğrudan bir para ilişkisine yol açıyor. Ne gereği var? Bunun peşinde bir daha ne diye gidecekmişiz yani? Halkın verdiği bir kararı adeta suyu yokuşa götürmeye çalışır gibi, yokuşa götürmenin bir anlamı yok. Bakın biz şunu da yaptık: Hani üniversitelerimizdeki hocalara gidip para ödüyordu vatandaşımız hizmet alabilmek için. O ödenen paranın bir miktarı da değerli hocalarımıza veriliyordu, o işte hoca parası adı altında. Şimdi biz bunu ortadan kaldırdık ama, üniversite hastanelerine 2010 yılında bu şekilde ne kadar para ödemişse vatandaşımız, Hükümet olarak biz bunu üniversite hastanelerine ödeyeceğiz. Yani aman vatandaş ödemesin yeter ki, vatandaş bu sıkıntıyı çekmesin.

SUNUCU- Hekimlerin kaygılarını giderecek birtakım adımların evet atılacağı…

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Bakın ne diyorum, hekimlere üniversite hastanelerinde ne ödenmişse biz Torba Yasaya bir madde koyduk ve bütün üniversite hastanelerimize ay ay ödenmiş olan bu parayı biz ödeyeceğiz. Ama yeter ki vatandaş biraz önce ifade ettiğim gibi bu mecburiyeti hissetmesin. Yani herkes üniversite hastanesine gittiği zaman parayı bulup da nereden verecek. Yani bu doğru bir sistem, biz normalleşmeyi getiriyoruz Hükümet olarak, normal olan bu. Anormal olan, yanlış olan daha öncekiydi. Şimdi burada şunu da ifade etmek istiyorum: Evet hekimlerimiz daha çok kazanmaları, daha rahat etmeleri, özlük haklarının genişletilmesi için biz Tabip Örgütüyle de, muhalefetle de birlikte çalışmaya devam edelim. Ben Sağlık Bakanı olarak bugün arkadaşlarım ne kazanıyorsa daha fazla kazanmasını elbette istiyorum. Ama bu vatandaştan alma üzerine bina edilmiş bu köhne sistem artık bunun peşinde koşmayalım, yani bu doğru bir şey değil ki. Vatandaş, bunun işçisi nasıl ödeyecek, memuru nasıl ödeyecek, emeklisi nasıl ödeyecek, yeşil Kartlısı nasıl ödeyecek, Bağ-Kurlusu, esnafı nasıl ödeyecek? Kötü bir sistemdi bu yani. Gideceksiniz, alacaksınız annenizi, ninenizi sırtınıza, 5 kat, 7 kat yukarı muayenehaneye çıkacaksınız, para ödeyecek, olacak bir şey değil.

SUNUCU- Şimdi tam da bu para noktasının altını çizmişken siz, çünkü tartışmanın önemli bir kısmı hararetli noktalarından biri de bu ücret konusu. Şimdi bu yasa geneline baktığımızda tabi ki yasanın vatandaşa katkılarını konuşacağız ama, madem siz bu noktaya getirdiniz önce burayı sorarak başlayalım. Doktorların bu ücret konusunda da tepkileri var, bir maaş düzenlemesi, bir maaş artışı getiriyor mu yasa ya da ne yönde bir düzenleme getiriyor bu konuda?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Şimdi yasa şunu yaptı: Doktorlarımıza her ay sabit olarak kazanabilecekleri bir miktarı vermiş oluyoruz. Bunun üstünde de doktorlarımızın verdikleri hizmetlere göre, üniversitedeki hocalarımızın ya da bizim Sağlık Bakanlığının eğitim hastanelerindeki hocaların yaptırdıkları eğitimlere, araştırmalara, toplam verdikleri hizmete dayalı olarak onlara puanlar veriliyor ve döner sermayeden de kendilerine ek ödemeler veriliyor. Bu doğru bir sistem. Yani şimdi aslında şöyle düşünmek lazım: Hani muayenehaneye gelince hasta ya da işte hastanede, üniversite hastanesinde özel muayene parası verince oluyor, ama performansı göre devlet ödeyince olmuyor.

SUNUCU- Evet, bu performans kriteri de çok tartışmalı noktalar da.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Bakın dikkat edin, önemli nokta ne yani? Eskiden de muayenehanecilik ya da hastanenin içindeki muayenehanecilik öyle diyelim yani sistem böyle çalışıyordu çünkü, yine bir performansı gerektiriyordu. Yani size vatandaş gelecek para ödeyecek, kazancınız buna göre şekilleniyordu. Eğer vatandaş ödemezse kazancınız daha az olur, öyle değil mi? Orada bir performans var. Vatandaş verdiği zaman performansa evet, devlet verdiği zaman performansa hayır dersek vatandaşa çok haksızlık yapmış oluruz. Biz bir sosyal devletiz. AK Parti olarak bu sosyal devletin gereklerini yerine getirmeye de devam edeceğiz. Yani biz vatandaşımızı sağlık gibi önemli bir alanda parayla sağlığı arasında tercih yapacak bir duruma bırakamayız. Bu millet neler çekti Aslı Hanım, neler çektik. Yani yakınınız, eşininiz hastalanacak, Allah korusun kanser olacak, ne bileyim bir kadın özellikleriyle ilgili bir hastalığı olacak, neyiniz varsa satacaksınız, savacaksınız, ona bir hizmet almaya çalışacaksınız. Böyle sağlığımızı piyasanın şartlarına terk edemeyiz. Ama tekrar söylüyorum meslektaşların hukukunu mutlaka koruyacağız, zaten şu andaki hükümler bunları ihtiva ediyor. Bakın özellikle asistanlarımız, özellikle üniversite hastanesinde asistanlarımız yıllarca çok sıkıntı çektiler. Doğru dürüst ek ödeme alamazlar.

SUNUCU- Evet hala da çalışma koşullarından şikayetçi asistanlar.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Ondan sonra efendim nöbet paraları son derece yetersiz. Şimdi bunları Tam Gün Yasasında düzeltiyoruz. Üniversitelerimize asistanlarına da ek ödeme verebilecek imkanlar getirdik. Kesinlikle önümüzdeki günlerde değerli asistanlarımız görecekler.

SUNUCU- Onların çalışma saatlerine yansıyan da pratikte bir çözüm sunuyor mu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Yasa doğrudan çalışma saatleriyle ilgili değil ama, aslında çalışma saatleriyle ilgili genel hükümler var. Yani bir asistanı böyle hani öğrenmesi için belki nöbet tutturacaksanız bu kaçınılmaz bir şeydir. Ama gün aşırı nöbetler tutturmak, efendim böyle neredeyse aralıksız çalıştırmak falan bunlar doğru şeyler değil. Üniversitelerimiz bu hususta da itina göstermeliler. Yani o asistanın da hem kendisiyle ilgili hakları var, hem hastanın o asistanın verdiği hizmetle ilgili hakları var yani. Sürekli olarak bu işi saatlerce dinlenmeden yapan bir insanın yanlış yapma riski de oluşuyor. Kendisi açısından da, kötü hastası açısından da kötü. Dolayısıyla, şimdi yeni bir sisteme geçiyoruz. Karanlık bir dönemi, tarihin karanlık bir dönemini kapatıyoruz. Yani tabiri caizse bir daha geriye dönmeye çalışma, irtica çalışması gereksiz. Yanlış bir yere doğru bunu götürmeye çabalamayalım, doğruya doğru götürelim. Şuna bir defa hepimiz katılıyor muyuz? Vatandaştan devletin hastanesinde, devletin üniversitesinde para alınmaz. Devletin hastanesine gelen vatandaş aslında devletin hastanesi, devletin üniversitesi diyoruz ama, bu milletin hastanesidir, milletin üniversitesidir, halkındır bunlar. Ben kendi vergilerimle ya da kendi primlerimle oluşturulmuş olan bir hastaneye geleceğim, orada çalışanların maaşlarını devlet öder ya da ek ödemeleri sigortadan ödenen paralarla karşılanırken ben neden cebimden para ödeyeyim? Bunu biz halkımıza reva göremeyiz. Bunu değiştireceğiz, değiştirdik.

SUNUCU- Şimdi hekimler açısından maaş noktasına aydınlık getirdiniz ve yine çalışma koşullarına değinmişken şöyle bütün olarak baktığınızda biz Danıştay kararı üzerinden konuşuyoruz ama, aslında Tam Gün Yasası çok uzun zamandır gündemde, çok uzun zamandır konuşulan bir konu. Genel olarak baktığımızda vatandaşa ne tür bir hizmet sunulması, ne tür bir kolaylık sunulması amaçlanıyor Tam Gün Yasasıyla ve hekime neler getirecek?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Artık biz vatandaş olarak muayenehane kapılarında boynumuzu bükmeyeceğiz. Muayenehanelerin dar merdivenlerinden biraz önce söylediğim gibi annemizi, ninemizi, eşimizi sırtımıza alıp çıkmak mecburiyetimiz bitmiştir Türkiye’de, böyle bir şey yok. Hem gideceğiz, hem boynumuzu bükeceğiz, hem para vereceğiz hizmet almak için, bu bitti. Üniversite hastanelerine gittiğimizde bir hocaya ulaşmak için, erişmek için para vermek zorunda da kalmayacağız. Meslektaşlara sıra gelince, bir şekilde çok çok küçük maaşların yanı sıra, geri kalan gelirin tamamen hastadan alınmak zorunda kalındığı bu kötü sisteme artık mahkum değiliz. Hükümet, özellikle üniversite hastaneleri için söylüyorum, ek ödeme dağıtabilecek miktarda üniversite hastanelerine verdiğine göre artık bundan sonra bize düşen yöneticiler olarak hekimlerimizin en iyi şekilde hizmet edebilecekleri ve de bununla birlikte kazanabilecekleri ortamı onlara sağlamak olacak hem Sağlık Bakanlığı hastanelerinde, hem üniversite hastanelerinde.

SUNUCU- Şimdi şöyle bir baktığımızda dün Türkiye İstatistik Kurumu bir memnuniyet araştırması sonuçları açıkladı. Ve buna göre Türk halkının yüzde 73’ü sağlık hizmetlerinden memnun, böyle bir sonuç var. 2003 rakamlarına baktığımızdaysa bu oranın yüzde 39.5’te olduğunu görüyoruz. Öncelikle bu rakam nasıl yüzde 73 seviyesine çekildi ve bunun yüzde 100 olabilmesi için Türkiye’nin önünde daha ne kadarlık bir mesafe, ne kadarlık bir yol var?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Aslı Hanım, tabi yüzde 100 çok iddialı bir şey olur. Dünyanın hiçbir yerinde bunu sağlayamazsınız. Biz şöyle bir hedef koyacağız kendimize, bugün arkadaşlarımızla konuştuk: Bu yüzde 73 memnuniyeti 2004’e kadar, 2004’teki memnuniyet anketlerinde en az yüzde 77-78’e çıkarmak istiyoruz. 2023 için de bir hedef koyduk kendimize, biliyorsunuz şimdi böyle bir vizyonumuz var Parti olarak, yüzde 80 hedefini koyduk. Takdir edersiniz ki yüzde 73 çok yüksek bir oran. Bakın 39’lardan 73’lere gelmişiz. Hükümetimizin hizmetleri içerisinde memnuniyetin en fazla artığı alan sağlıktır. Tabi nasıl oldu bu? İşte bir geriye doğru gidelim, aile hekimliği var, bütün hastanelerin aynı çatı altına toplanması var. İlaçların rahatça gidip eczanelerden alınma imkanı var. Hava ambulansları var, ambulans sisteminin son derece iyileştirilmesi var. Öyle bir dönemdeydik ki biz AK Parti hükümetlerinden önce size bir hastanız olduğu zaman ambulansa hastanızı koyarken para ödeyin denirdi. Ya da Allah korusun hastanede bir cenaze olsa onu rehin tutarlardı. Bebek cenazeleri morglarda bekletilirdi, yıllarca böyle bir kötü işler yapıldı vatandaşa. Ya da biraz önce söylediğimiz gibi ister işçi olun, ister memur, emekli olun, esnaf olun, Yeşil Kartlı olun ciddi bir hastalığınız varsa sizin veya yakınınızın mutlaka bir muayenehaneye gitmek ve para ödemek zorundaydınız. Yani bir defa her hekimin muayenehanesi vardı. Sistem öyleydi çünkü. Şimdi bunların hepsi tarihe karıştı. Ama tabi ki daha yapacak çok iş var. Bakın bu sene evde bakım hizmetlerine başladık. Yatalaklara, ağır özürlülere 100 bin insanımızı hedefliyoruz. Onun peşinden merkezi randevu sistemi gelecek. Çok iyi yetiştirilmiş.

SUNUCU- O ne zaman yürürlüğe girecek, hemen bu noktada o paragrafın altını çizelim.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Operatörler, merkezi randevu sistemi zannediyorum şöyle 3 ay içinde 50 şehrimizde uygulamaya başlayacağız bu sistemi. Yıl sonuna kadar da bütün şehirlerimizde uygulamaya başlayacağız. Biz şunu hedefliyoruz: Bu ülkeni insanı en iyi sağlık hizmeti almaya layıktır ve herkesin bu hakkı vardır. Yani cebinde parası olanın da bu hakkı vardır, olmayanın da bu hakkı vardır.

SUNUCU- En temel hak, aslında insanın en temel hakkı.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- En temel haklardan biridir. Mademki biz sosyal bir devletiz, mademki önce insan diyerek yola çıktık bu bizim boynumuzun borcudur.

SUNUCU-  Sayın Akdağ, çok teşekkür ediyoruz konuğumuz oldunuz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Ben teşekkür ediyorum.

SUNUCU- Bu sıcak konuda bilgileri, ayrıntıları ilk ağızdan alma şansımız oldu, sağ olunuz efendim yaptığınız açıklamalar için.
SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Ben teşekkür ediyorum, çok sağ olun.

SUNUCU- Ve sayın seyirciler böylelikle yayınımızın sonuna geldik. Biz gelişmeleri aktarmak üzere 22’de yeniden TRT Haber ekranlarında olacağız. Şimdilik hoşça kalın.





NTV / TARİH: 05.03.2011 / SAAT: 18:10 / SÜRE: 00:13:00“HABERLER” 

SUNUCU- Yurda dönelim.Danıştay’ın Tam Gün Yasası’yla ilgili gerekçeli kararına göre üniversitelerin öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan hiçbir doktor muayenehane açamayacak ve özel sağlık kuruluşlarında çalışamayacak. Şimdi Sağlık Bakanlığının yeni bir düzenleme yapması bekleniyor.Sağlık Bakanı Recep Akdağ, şimdi Miray Akdağ Uluç’un sorularını cevaplayacak

MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Tam Gün Kanunuyla ilgili gerekçeli kararını açıkladı. Peki bu kararı nasıl yorumlamak gerek, Sağlık Bakanı Recep Akdağ NTV Ankara stüdyolarında konuğumuz.Efendim, teşekkür ederiz yayınımıza katıldığınız için. Karar yayınlandı, uzun da bir gerekçeli karar, nasıl yorumlamamız gerekiyor bunu?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Şimdi Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu biliyorsunuz Danıştay’ın daha önceki dairelerinin verdiği kararlara yapılan itirazları değerlendirir. Biz Tam Gün Kanununu yaptıktan sonra Cumhuriyet Halk Partisi, Anayasa Mahkemesi’ne götürdü kanunu. Anayasa Mahkemesi bazı maddeleri iptal etti. Daha sonra  biz de bu iptal edilen maddeleri de dikkate alarak bir duyuru yayınladık Bakanlığımızın internet sitesinden. Dedik ki, bütün bu iptallerle birlikte yasanın en son geldiği nokta şudur: Artık kamuda çalışan hekimler ikili çalışma yapamazlar. Yani hem kamuda çalışacak devlet hastanesinde, hem de gidip dışarıda çalışacaklar, bunu yapamazlar diye bir duyuru yayınladık. Bunun üzerine Tabip Örgütü bunu Danıştay’a götürdü. 5. Daire de bizim bu duyurumuza bir yürütmeyi durdurma kararı verdi. Biz buna itiraz ettik. Biraz önce sizin de söylediğiniz gibi Genel Kurul da, Danıştay’ın Genel Kurulu da bizi haklı gördü, bizim duyurumuzun doğru bir duyuru olduğunu, hukuken doğru bir iş yaptığımıza hükmetti. Şimdi çok açık biçimde gerekçesini yazıyor. Diyor ki, Anayasa Mahkemesi’nin iptalleri esnasında Anayasa Mahkemesi bakın şöyle söylüyor: İlgili değerlendirmeleri, hekimlerin çalışma sisteminin yeniden düzenlenerek Tam Gün çalışma sisteminin getirilmesini özü itibariyle Anayasaya aykırı bulmuyor diyor. Daha sonra devam ediyor diyor ki, iptal ettiği ibareler, Anayasa Mahkemesi’nin iptal ettiği bazı ibareler var maddenin içinde. Bunlar diyor, yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar kamu görevlisi hekimlerin hiçbir ayrım gözetilmeksizin serbest çalışmasına getirilen yasağın kaldırılması sonucunu doğurmaz. Dolayısıyla, Sağlık Bakanlığı haklıdır, yasaya uygun hareket etmiştir bu duyurusuyla. Yani bunun net anlamı şu herkesin kolayca anlayabileceği biçimde: Bu kararla şu anda geldiğimiz noktada kamuda çalışan hekimler ikili çalışma yapamazlar, aynı zamanda dışarıda muayenehane açamazlar, herhangi bir özel hastanede çalışamazlar.

MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Efendim, üniversitedeki hekimlerle ilgili hep ayrı bir düzenleme olduğu belirtiliyordu. Peki bu karardan üniversitede çalışan hekimlerle ilgili de bir sonuç çıkarmak gerekir mi acaba?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Bizim kanaatimiz kamuda çalışan hekimler diye açıkça sarahaten  Dava Daireleri Kurulu gerekçesinde de yazdığı için, zaten bizim yaptığımız kanun bütün hekimleri ilgilendiriyordu. Üniversitenin hekimi, Sağlık Bakanlığının hekimi diye bir ayrım yapmıyor. O işle ilgili maddede biz değişiklik yapmıştık, bize göre üniversitedeki hekimleri de bağlar. Tabi YÖK’ün ne şekilde yasayı uygulayacağı kendi yetkisindeki bir husustur. Ama benim kanaatim, hukukçularımızla görüştüğüm nokta da budur. Artık kamuda bu karar çerçevesinde hekimlerin ikili çalışma imkanı kalmamıştır. Aslında Miray Hanım, bu ne kadar hekimi ilgilendiriyor derseniz, Sağlık Bakanlığında çalışan uzman hekimler, ondan sonra üniversitede çalışan uzman hekimleri topraksak yaklaşık 40 bin hekim var, uzman hekim. Daha çok uzman hekimlerin tartışması bu biliyorsunuz. Bu 40 bin uzman hekimden toplamda şu anda dışarıda çalışan, yani ikili çalışan yaklaşık 2 bin 500 kişi var. Zaten Sağlık Bakanlığındaki hekimlerin yüzde 94’ü bizim uygulamalarımızdan sonra, bu ek ödeme uygulamalarından sonra ikili çalışmaktan vazgeçtiler, kamuda çalışmayı tercih ettiler, onu daha kendileri açısından uygun buldular. Üniversite de yaklaşık olarak uzmanların, öğretim üyelerinin, tıp fakültesi öğretim üyelerinin yaklaşık olarak yüzde 10’unun bu şekilde ikili çalıştığını biliyoruz. Yani tartıştığımız konu, vatandaşlarımızın ve hekimlerimizin işin bu tarafını da bir daha hatırlamaları için söylüyorum. Yaklaşık olarak uzmanları söz konusuysa, eğer 40 bin uzmanın yaklaşık olarak 2 bin 500’dür.MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Efendim, size bağlı olan hastanelerde çalışan yüzde 6’lık bir hekim grubunun ikili çalıştığını söylediniz. Bunlarla ilgili peki her iki karardan sonra, hem Anayasa Mahkemesi’nin kararı, hem de Danıştay İdari Dava Dairelerinin bu gerekçeli kararını yorumlayarak yeni bir düzenleme yapmasını bekliyor muyuz Sağlık Bakanlığından, yoksa mevcut durum da zaten yeterli mi?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Mevcut durum tamamen yeterli, biz hukuku uygulayacağız. Danıştay’ın bu kararını, yani bizim haklı itirazımızı Genel Kurul’un kabul etmesiyle ilgili kararını biz il müdürlüklerimize göndereceğiz, onlar da gereğini yerine getirecekler. Yani yapacağımız iş aslında bu aşamada mahkemenin bir kararının yerine getirilmesidir. Bunu yapacağız ve kamuda ikili çalışma sona erecek. Aslında Miray Hanım, bu gerçekten hem hekimler, hem vatandaşlar açısından çok önemli. Biz hekimler de böyle işte ister istemez vatandaşla aramızda doğrudan para ilişkisinin olmasından hoşnut değiliz, hiçbir zaman da hoşnut olmadık. Ama geçmişteki sistem böyle bir çarpık durum oluşturmuştu. Siz bir uzman hekime ayda 1500 lira, 2 bin lira bir maaş vereceksiniz, sonra bir sistem kuracaksınız diyeceksiniz ki git muayenehane aç, git özel hastanede çalış, çoluk çocuğun nafakasını böylece elde et. O hekim ne yapabilir başka? Burada hekimlere geçmişte meslektaşlarımıza yanlış yere yüklenildi aslında, sistemi değiştirmek, sistemi doğru bir sistem yapmak lazımdı. Biz AK Parti olarak her şeyi normalleştiriyoruz, yani olması gerektiğine getiriyoruz. Burada da bir normalleşme süreci yaşıyoruz. Bütün bu normalleşme süreçleri az sayıda da, olsa az önce söyledim 2 bin 500 hekim veya ona yakın yani. Bu kadar hekim açısından istenmeyen bir sonuç doğurabilir. Ama olması gereken neyse, normalleşme için atılması gereken adımlar neyse hem vatandaşımız için, insanımız için, hem hekimlerimiz için bunları atmak durumundayız. Doğru bir sistem kuralım.Bundan sonra hekimlerin kazancı ne olur, ne kadar olur? Şu anda biliyorsunuz maaşlar, ek ödemeler var. Ama ben Sağlık Bakanı olarak şunun hep peşindeyim, hep de peşinde olacağım: Bu kadar emeği yüksek olan hekimlerin önümüzdeki yıllarda daha fazla kazanması gerekir. Çalışacaklar, performanslarını gösterecekler, emeklerini ortaya koyacaklar ve bu kadar önemli bir meslek icra eden hekim arkadaşlarım, değerli kardeşlerim elbette daha çok da kazanacaklar. Bakın bu Tam Gün Kanunu bütün bu tartışmaların gölgesinde kalan tarafları var. Mesela biz asistanlarımızın nöbet ücretlerini artırdık. Ondan sonra asistanlarımıza ek ödeme verilmesinin -özellikle üniversitelerde- önünü açtık. Üniversitelerde, özellikle üniversite hastanelerinde asistanlarımız, ki bütün bu işin büyük yükünü çekenler onlardır biliyorsunuz, büyük çileler çektiler yıllarca. Yani o kadar kötü bir sistem kurulmuş durumdaki birçok nöbet tutturulur onlara, bütün işler sırtlarına yıkılır, ondan sonra doğru dürüst nöbet parası ödenmez, işte ek ödemeleri yetersiz kalır, bunları önümüzdeki günlerde mutlaka ortadan kaldıracağız. Bu Tam Gün Kanunu’nun da bize verdiği fırsatlar var.

MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Efendim, yine gerekçeli karara dönersek, Türk Tabipleri Birliği bu kararın ara bir karar olduğunu söylüyor ve Danıştay 5. Dairesinin esastan yine bir değerlendirme yapacağını, yeni bir karar açıklayacağını belirtiyor ve yeni de bir itiraza hazırlanıyor. Buna yönelik değerlendirmeniz nedir acaba?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Yapabilir, hukuk içerisinde tabi ki onlar da kendi haklarını kullanacaklar. Yani Tabip Örgütü için önemli olan normalleşme değil demek ki, onlar için önemli olan ikili çalışmanın devam etmesi, bir taraftan kamuda çalışan doktorların öbür tarafta muayenehanelerinin devam etmesi ya da onların özelde çalışmalarının devam etmesi, bunlar onu isteyebilirler. Ama biz biliyoruz ki hekimlerin büyük çoğunluğu da, halkımız da böyle bir ikili, yanlış kötü bir sistemin devamından yana değil. Mahkemeye gidebilirler, şu anda hukuk neyi gerektiriyorsa biz onu uygulayacağız. Yarın hukuk başka bir karar verirse onu uygularız, yarın hukuk başka bir karar verirse başka bir kanun yaparız. Burada önemli olan Miray Hanım, milli irade ve hukuktur. Hukuku oluşturan milli iradedir. Şimdi aslında Tabip Örgütü’ne ben soruyorum. Vatandaşlarımıza sorsak ikili çalışmadan yana mısınız? Ne cevap alacağız? 100 vatandaşın en az 95’i hayır, ben bu ikili çalışmadan yana değilim diyecektir, çünkü bundan canı yanmıştır. Yani kendisinin canı yanmıştır, eşini götürürken, muayene ettirirken canı yanmıştır, hekimler de bundan çok sıkıntı çektiler. Ne gereği var? Biz hekimlerimize kendi çalıştıkları devlet kurumlarında gerekli ödemeleri yapalım, devletin buna gücü yeter. Bakın biliyorsunuz üniversite hastanelerinde artık bu özel muayene, özel ameliyat parası ortadan kalktı 1 Şubat’tan itibaren.

MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Evet, hoca farkı dediğimiz.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Vatandaşın hoca farkı dediği şey. Ama hoca ne yapsın yani? Hocanın da ancak kazanabileceği yol olarak önüne böyle bir şey konuyordu. Bunun devamında biz ne yaptık biliyor musunuz, hemen Torba Kanununa bir madde ekledik şu geçen son Torba Kanunu. Dedik ki, bir üniversite 2010 yılında bu özel muayene paralarından dolayı kasasına ne kadar para girmişse bir üniversite hastanesine, biz o miktarı üstüne enflasyon farkını da koyarak 2011’de üniversiteye vereceğiz. Bakın dikkat edin, vatandaşın ödemesine falan gerek yok. Yani vatandaşın cebinden ödeyerek hocaya ulaşmak için, cebinden ödeyerek verdiği parayı biz Hükümet olarak veriyoruz, Türkiye Cumhuriyeti’nin buna gücü yeter. Vatandaşın para verebilecek olanı var, veremeyecek olanı var, günah değil mi, yazık değil mi? Şimdi üniversitelerimize yaklaşık olarak 2010’da bu şekilde 450 milyon Türk Lirasına yakın bir para girmiş, vatandaş vermek zorunda bırakılmış. Şimdi biz diyoruz ki bu 450 milyonu üniversitelerimize biz vereceğiz. Ama o eski sistem ne oldu? Bitti, gitti, kapattık o defteri. O karanlık sayfayı kapattık, şimdi bembeyaz, ak bir sayfa açıyoruz; millet adına da, hekimler adına da.

MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Efendim, üniversitedeki hekimlerin de ikili çalışamayacağını söylüyorsunuz Danıştay İdari Dava Dairenin gerekçeli kararına göre. Peki bununla ilgili de YÖK’ün bir düzenleme yapması gerekmeyecek mi ya da ne yapacak YÖK, ne yapması gerekir size göre?

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- YÖK de bu kararı uygulamalıdır, yani hukuk ne diyorsa. Biz bir kanun yaptık, o kanuna göre de bir yorumlama yaptık. Üniversite hastanelerimiz hariç diye biz duyurumuzu yapmıştık, çünkü üniversite hastanelerine ben karar veremem. Mevcut kanun çerçevesinde ona karar verecek olan YÖK Yönetimidir. Şimdi YÖK Yönetimi de Danıştay’ın bu kararına göre hukukun gereği neyse elbette onu yerine getirecektir. Bundan sonra başka düzenleme yapılır mı, o yüce Meclis’in bileceği bir iş. Ama ben şunu söyleyeyim: Yani vatandaşı da, doktoru da bu ikili çalışmanın sıkıntısından kurtardıktan sonra hiçbir iktidar, hiçbir meclis bir daha bunu geriye götürmez, böyle bir irticaya yol açmaz, yani Türkiye gelişiyor. Biraz önce söyledim normalleşme sürecindeyiz. Bu normalleşmeyi bir daha geriye niçin götürelim.Miray Hanım, hiçbir gelişmiş Batılı demokraside bizdeki gibi bir ikili çalışma sistemi yoktur. Çünkü bu ikili çalışma sistemi kurumları verimsiz kılar, vatandaşa sıkıntı çektirir, doktorların kendisini vatandaşla karşı karşıya getirir, ne gereği var. Tekrar söylüyorum, Allah’a şükürler olsun bizim gücümüz var. Bugün hekimimize 5 veriyoruz, yarın 10 veririz, öbür gün 15 veririz. Bunun için her türlü gayreti de göstereceğiz. Ama bunun vatandaştan alınmasına yol açan, hekimle vatandaşı bu anlamda karşı karşıya getiren yanlış, köhnemiş eski bir sistem bitmiştir.Benim Türk Tabipler Birliği’ne de tavsiyem, bu işlerin peşini bıraksınlar. Başka işlerle gelsinler uğraşalım. Hekimlerimizin hukukunu başka türlü koruyalım, geliştirelim. Tekrar söylüyorum, hekimlerin hukuku da benim gözümde çok yüksektir, hekimlerin emeğinin değeri de çok yüksektir. Ama bu ikili çalışma hekimin bir hakkı gibi düşünülmemeli, bu yanlış bir şey yani, bundan hekimleri de kurtaralım, vatandaşımızı da kurtaralım.

MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Efendim, teşekkür ederiz bize ayırdığınız vakit için.

SAĞLIK BAKANI RECEP AKDAĞ- Ben teşekkür ediyorum, çok sağ olun.

MİRAY AKDAĞ ULUÇ- Sağlık Bakanı Recep Akdağ, NTV Ankara stüdyolarında sorularımızı yanıtladı ve Danıştay’ın Tam Gün’le ilgili verdiği gerekçeli kararın ayrıntılarının ne olduğunu aktardı.Sözü şimdi yeniden İstanbul’a bırakıyoruz.

SUNUCU- Miray teşekkür ederiz.

Alıntı . medimagazin.com

7 Mart 2011 Pazartesi

Danıştay'ın gerekçeli kararına ilk yorum

Sağlık Bakanı Recep Akdağ "Tam Gün Yasası"na ilişkin Danıştay’ın açıkladığı gerekçeli kararın gayet açık olduğunu ve artık hekimlerin ya kamuda ya da özelde çalışabileceğini söyledi.

Kararı, TRT-Haber’e değerlendiren Akdağ, "Artık ikili çalışma tarihe karışmıştır" dedi.

Sağlık Bakanı Akdağ, Danıştay ilgili kurulunun "Tam Gün Yasası" hakkındaki gerekçeli kararının şu an için nihai bir karar olduğunu belirtti.

Akdağ şunları söyledi:
"Hukuken şu anda artık kamuda çalışan hekimler ikili çalışma yapamazlar. Danıştay’ın aldığı karar çok açık net, gerekçelerini gayet açık, net yazmış... Dolayısıyla şu an itibariyle kamuda çalışan, Sağlık Bakanlığı’nda çalışan bize göre üniversitelerde çalışan öğretim üyeleri ya da doktorlar, kamuda hizmet veren doktorlar ikili çalışma yapamazlar."

Türkiye’de 40 bin hekimin olduğunu, 2 bin 500’ünün ikili çalıştığını vurgulayan Sağlık Bakanı Akdağ, kararın bu 2 bin 500 hekimi de bağladığını ifade etti.

Üniversiteler için Karar Mercii YÖK
Akdağ, üniversiteler için kararı değerlendirecek merciin ise YÖK olduğunu hatırlattı.

Recep Akdağ, üniversite hastanelerinde uygulanan "hoca parası" adı altında yapılan ödemeyi de yeni kanun ile kaldırdıklarını söyledi.

Akdağ, "Şimdi biz bunu ortadan kaldırdık ama üniversite hastanelerine 2010 yılında bu şekilde ne kadar para ödemiş ise vatandaşımız, biz hükümet olarak bunu üniversite hastanelerine ödeyeceğiz; aman vatandaş ödemesin, yeter ki vatandaş bu sıkıntıyı çekmesin" diye konuştu.

Alıntı: medinagazin.com

Danıtaş Tamgün'e dair gerekçeli kararını açıkladı

Sağlık Bakanlığı, 16 Temmuz 2010 günü “ Anayasa Mahkemesinin  Kararına ve  Kanuna göre öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan tüm doktorların muayenehane açması veya özel sağlık kuruluşlarında çalışması mümkün bulunmamaktadır.” açıklamasını yapmıştır,
TTB tarafından açılan davada Danıştay 5. Dairesi bu işlemi hukuka aykırı bularak yürütmesini durdurmuştur.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (İDDK) ise Sağlık Bakanlığı’nın itiraz üzerine, 13 Ocak 2010 günü yaptığı görüşmede yürütmeyi durdurma kararının kaldırılmasına karar vermiştir.
İDDK’nun gerekçeli kararı Türk Tabipleri Birliği tarafından tebliğ alınmıştır. Kurul’un oy çokluğu ile verdiği gerekçeli kararda;
  • Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararında kişilerin hekime ulaşma hakkını esas aldığı, hekimin sayıca az bulunduğu dallar yönünden istisnaya yer verilmemesini hekime ulaşma hakkını, dolayısıyla sağlık hizmetlerine ulaşmayı zorlaştırıcı ya da zayıflatıcı nitelikte bulduğunu,
  • Anayasa Mahkemesi’nin konuyu, kamu görevlisi hekimlere serbest çalışma yasağı getirilmesinin anayasaya aykırılığı çerçevesinde değerlendirmediğini ve iptal kararının bu gerekçeye dayanmadığını,
  • 1219 sayılı yasanın değiştirilen 12. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Tabiplerin, diş tabiplerinin ve uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların, ikinci fıkranın her bir bendi kapsamında olmak kaydıyla birden fazla sağlık kurum ve kuruluşunda çalışabileceği”ne ilişkin ibareye karşı dava açılmamış olmakla birlikte, resen iptal olanağı olmasına rağmen iptal etmediği, bu ibarenin Anayasa Mahkemesince iptal edilen ibarenin anlamını aynen devam ettirdiği ve aynı işlevi gördüğünü,
  • Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kamu görevlisi hekimlerin hiçbir ayrım gözetilmeksizin serbest çalışmasına getirilen yasağın kaldırılması sonucunu doğuracağından bahsedilemeyeceği sonucuna ulaşmış ve Sağlık Bakanlığı’nın işlemine karşı verilen yürütmeyi durdurma kararını kaldırmıştır.
  • Danıştay İDDK, Anayasa Mahkemesinin iptal kararında hekimlerin diğer kamu görevlilerinden farklılığının bulunduğunun kabul edildiği, özel muayenehane açmalarının 657 sayılı Yasanın 28. maddesindeki ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetler kapsamında değerlendirilemeyeceği ancak 1219 Sayılı Yasanın değiştirilen 12. maddesinin üçüncü fıkrası ile çalışma yasağının sürdüğü sonucuna varılmıştır.
Danıştay İDDK’un kararından;
Anayasa Mahkemesi’nin, çalışma yasaklarını iptal etmedi ise neden yürürlüğün durdurulmasına karar verdiği,
1219 Sayılı Yasanın 2 ve 3. fıkraları aynı nitelikte yasak içeren iki düzenleme ise neden birini iptal edip diğerini yürürlükte bıraktığı anlaşılmamaktadır.
Danıştay İDDK, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararında kişilerin hekime ulaşma hakkını esas aldığı, hekimin sayıca az bulunduğu dallar yönünden istisnaya yer verilmemesini hekime ulaşma hakkını, dolayısıyla sağlık hizmetlerine ulaşmayı zorlaştırıcı ya da zayıflatıcı nitelikte bularak  “bentlerden yalnızca birindeki” ibaresini iptal ettiğini kabul etmektedir.  Öyle ise; Sağlık Bakanlığı’nın davaya konu işleminde hiçbir istisna tanınmamasını yani  “Sağlık Bakanlığı’na bağlı öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan tüm doktorların muayenehane açması veya özel sağlık kuruluşlarında çalışması mümkün bulunmamaktadır” şeklindeki işleminin Anayasa Mahkemesinin kararına aykırı olduğunu neden gözardı ettiği de anlaşılamamaktadır.
Danıştay İDDK kararı bir ara karar olup, dosya Danıştay 5. Dairesine gönderilmiştir. Danıştay 5. Dairesi tarafından dosya esastan değerlendirilip yeni bir karar verilecektir. Türk Tabipleri Birliği bu aşamada gerekli hukuki girişimlerini yapacaktır.

Bu aşamada Sağlık Bakanlığı’nın kararı tebliğ alması ile birlikte uygulamaya ilişkin bir açıklama yapması beklenmektedir. Önümüzdeki günlerde yapılacak açıklama üzerine, TTB tarafından meslektaşlarımıza gerektiğinde yeniden bilgi verilecektir.
Danıştay İDDK tarafından verilen karar nihai bir karar değildir. Ayrıca İDDK sınırlı da olsa Anayasa Mahkemesinin bir iptal kararı verdiğini çalışma yasağının bütünüyle sürmediğini, yasal bir düzenleme yapılması gerektiğini belirtmektedir.
Esasen Anayasa Mahkemesi böyle bir sınırlamaya yer vermemekte, iptal kararının gerekçesinde yer aldığı gibi “hekime ulaşma hakkını, dolayısıyla sağlık hizmetlerine ulaşmayı zorlaştırıcı ya da zayıflatıcı nitelikte” bulduğu çalışma sınırlamalarını tümüyle iptal etmektedir. Örneğin Aile Hekimliği uygulamasına geçiş nedeniyle, işyeri hekimliği alanında ciddi bir açık oluşmuş,çalışmanın yasaklanması halinde  çalışanların işyeri hekimliği  hizmetlerine ulaşması zayıflatılacaktır.
Sağlık Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi kararlarının Yürütme, Yasama ve Yargı Organlarını bağlayacağı, uyulması gerektiğini dikkate alarak, hekimlerin hukuka uygun çalışma haklarına, vatandaşların sağlık hizmetlerine ulaşma haklarına zarar veren uygulamaları sonlandırmalıdır.
Türk Tabipleri Birliği

Alıntıdır

22 Aralık 2010 Çarşamba

Profesörler zenginlerin gittiği özel hastanelerde çalışsın

Bakan Akdağ'ın TBMM'deki konuşması

Saygıdeğer Başkanım, yüce Meclisimizin değerli üyeleri, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlayarak Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerindeki konuşmama başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın başlangıcında, sekiz senedir yürüttüğümüz Sağlıkta Dönüşüm Programı için her fırsatta ya da her ihtiyacımız olduğunda desteğini esirgemeyen değerli Meclisimize ve milletvekillerimize teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Önemli bir teşekkürü de sağlık çalışanlarına yapmam gerekir. Bu dönüşüm programının, bu büyük dönüşüm programının ruhunu ve gereklerini sağlık çalışanları içselleştirememiş olsalardı biz bu dönüşümü gerçekleştiremezdik. Onun için hem sağlık çalışanlarına -doktorlarımıza, hemşirelerimize, bütün sağlık çalışanlarına- hem de bu süre içerisinde büyük fedakârlıklarla hizmet bayrağını taşıyan değerli sağlık yöneticilerine huzurunuzda şükranlarımı sunuyorum.

Elbette bu süreçte halkımızın arkamızda durmasının da büyük rolü var. Türk halkı, bu asil millet, kendisine yapılan iyiliği, kendisine yapılan hizmeti büyük bir kadirşinaslıkla değerlendiriyor ve yaptığımız her seçimde arkamızda durarak, bize güç vererek böylece bu dönüşüm programını gerçekleştirmemize aziz milletimiz fırsat vermiştir.

Değerli milletvekilleri, kuşkusuz ki AK PARTİ hükümetlerinden önce de sağlıkta önemli işler yapılmıştır. Özellikle Refik Saydam döneminde, daha sonra 1960'lı yıllarda yapılan sosyalizasyonla Türkiye'de çok önemli gelişmeler olmuştur. Ancak özellikle AK PARTİ İktidarından önceki yirmi, yirmi beş senelik, belki otuz senelik sürede sağlıkla ilgili reform sürekli olarak gündeme gelmesine, teorik çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, ciddi bir ilerleme kaydedilememiştir. İşte, 2002'den bu yana AK PARTİ hükümetleriyle, Türkiye, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile gerçekten sağlıkta büyük ilerlemeler kaydetti. Bundan hep birlikte iftihar etmeliyiz. Bu, Türkiye Cumhuriyeti'nin başarısıdır. Sadece AK PARTİ hükümetlerinin, Sağlık Bakanlığının başarısı olarak buna bakmak yanlıştır. Kuşkusuz hâlâ yapacak çok işimiz var, eksiklerimiz de var ama insan odaklı bir ahlaki anlayışla gerçekten yapısal bir dönüşümü sağlayabildik.

Sağlık hizmeti bugün herkesin ulaşabildiği bir hak seviyesine gelmiştir. Değerli konuşmacılardan bunun aksini iddia edenler oldu. Yüce Meclis kürsüsü elbette bütün fikirlere açıktır. Sağlığın bir hak olmaktan çıkarıldığı da iddia edildi. Şimdi bunları söylerken sekiz sene öncesine geri dönüp bir bakmak lazım Türkiye'de ne haldeydik biz? Vatandaşlarımızın ambulanslara binerken para vermek zorunda kaldığı, ambulans hizmetlerinin ülkenin kırsalına ulaştırılamadığı, hastanelerin sen işçisin bu hastaneye gidemezsin, sen BAĞ-KUR'lusun şu hastaneye gideceksin, özel hastanelerin önündense vatandaş hiç geçme diye tasnif edildiği, Türkiye'de doktorların yüzde 90'ının muayenehane çalıştırdığı ve bütün önemli hastalıkların bu muayenehanelere gitmeden tedavi edilemediği bir dönemdeydik biz. SSK hastanelerinin izbe köşelerinde saatlerce ilaç almak için kuyruk bekliyorduk, böyle bir Türkiye'de yaşıyorduk.

Peki, o zaman da yöneticiler bunları düzeltmeye gayret etmiyorlar mıydı, etmediler mi? Elbette gecelerini gündüzlerine katarak bu işleri düzeltmeye gayret ettiler ama çok açık ifade etmeliyim ki özellikle koalisyon dönemlerinin parçalı yapıları hiçbir zaman büyük dönüşümlere, büyük reformlara müsaade etmemiştir Türkiye'de.

Biz bu sekiz sene içerisinde istikrarlı bir yönetimle, gelişen bir ekonomiyle yapabildiklerimizi yaptık. Bizden öncekilerin bu şansı çok fazla da olmadı, açık söylemek lazım. Yani ben Sağlık Bakanı olarak iyi işler yaptığıma, güzel işler yaptığıma inanıyorum ama bunun arkasında bir istikrar dönemi, kararlı bir Hükümet, bu meseleye arka veren bir Başbakan, Maliye Bakanı, hazineden sorumlu devlet bakanları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı var, aksi takdirde böyle büyük bir dönüşümü gerçekleştiremezdik.

Şimdi, "Sağlık hak olmaktan çıkarılmıştır." diyen muhalefet Tam Gün Kanunu'nu Anayasa Mahkemesine götürebilmiştir. Tartışmalara bir daha geri dönmüyorum, "Hukukiydi, değildi; Anayasa Mahkemesi şöyle gerekçe yazamadı, bir müddet sonra gerekçesini şu şekilde yazdı…" Bunları tartışmayalım, çok daha objektif, nesnel bir teklif yapacağım bugün muhalefete bütçe konuşması sırasında. Zaten grup başkan vekillerine de bu teklifi götürdüm.

Şimdi, biz vatandaşımızı şu muayenehane derdinden artık yapısal olarak bizden sonraki dönemlerde de tamamen kurtarmak istiyor muyuz, istemiyor muyuz?Bugün, şükürler olsun, Sağlık Bakanlığının, AK PARTİ hükümetlerinin aldığı tedbirlerle zaten muayenehanecilik yani devlette çalışan doktorların muayenehaneciliği büyük ölçüde ortadan kalktı. Sağlık Bakanlığında çalışan doktorların yüzde 93'ü muayenehane falan çalıştırmıyor. Bir yüzde 7'lik kesim var; üniversite hastanelerinde var, bizde var. Bir önemli gelişme de var. Şubat ayından itibaren artık üniversite hastanelerinde de vatandaştan hoca parası, döner sermaye parası, bilmem ne parası diye herhangi bir para alınamayacak. Ben bunun için bu yüce Meclisi tarihin takdirle yad edeceğinden eminim. Çünkü bu Meclis bu kanunu yaptı. Bir sene süre vermişti, bu bir sene de şubatın başında tamamlanıyor.

Şimdi biz bu güzelliği bir başka güzellikle tamamlayalım değerli muhalefetimizle beraber. Bir teklif getirdik. Anayasa Mahkemesinin gerekçelerini de göz önünde tutarak -basitçe ifade ediyorum, kolayca anlaşılır biçimde ifade ediyorum- o teklifte diyoruz ki: "Üniversitelerde çalışan profesörler, profesör doktorlar, sosyal güvenlikle ilişkisi olmayan özel hastanelerde çalışabilsinler.

Şimdi oradan bir milletvekilimiz diyor ki: "Böyle kaç hastane var?" Böyle az hastane var, doğru. Sadece zenginlerin gidebileceği böyle az hastane var. Şimdi bu bir para ilişkisi olduğuna göre, bırakalım, zenginlerin para ödeyebildiği az sayıdaki özel hastanede profesörlerimiz çalışsın.

Değerli kardeşlerim, şimdi bir taraftan Tam Gün Kanunu'nu Anayasa Mahkemesine götüreceksiniz, bir taraftan da katılım paylarından bahsederek sağlığın paralı hâle getirildiğinden bahsedeceksiniz. Milletimiz neyin ne olduğunu çok iyi biliyor.

Dün ben, vatandaş olarak bir devlet hastanesine, eski bir SSK hastanesi gittiğimde ameliyat olacaksam muayenehaneye gidip para ödemek zorundaydım, önemli bir hastalığım varsa gidip doktora para ödemek zorundaydım. Sistemi böyle kurmuşlardı. Burada doktorların bir suçu, günahı da yok. Şimdi, aile hekimine gidersem hiç para ödemiyorum.

2 liralık bir katkı payından bahsetmiştik. Bakın, şimdi dünyanın her yerinde "katkı payları" diye bir kavram var. Katkı payları sağlığın paralı olduğu anlamına gelmez. Bunlar küçük miktarlardır, 2 liradan bahsediyoruz. Doğrudur, bir mahkeme "Bu 2 lirayı da almayın." demiştir. Biz bir kanun yapabilirdik bu 2 lirayı almak üzere; yapmadık, bunu da uygun gördük. Bugün aile sağlığı merkezlerinden, vatandaşlarımız 5 kuruş ödemeden hizmet alırlar.

"Efendim, neden sevk zinciri yok?"Aslında bütün bunlar biraz bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor. Dünyada aile hekimleriyle ilgili iki sistem var:

1) Aile hekimine gidersiniz. Oraya gitmeden hastaneye gidemezsiniz. İngiltere, Danimarka gibi ülkeler bunu uyguluyorlar.
2) Aile hekiminize gitmeden hastaneye giderseniz bir katkı payı ödersiniz. İsveç ve benzeri ülkelerin modeli de budur.

Bugün İsveç'te -Türk parası olarak konuşalım, rahat anlaşılsın- hastaneye gitmişseniz, doğrudan hastaneye müracaat etmişseniz 30 lira katkı payı ödersiniz. Türkiye'de de 5 lira katkı payı ödüyorsunuz, reçete almışsanız 3 lira daha ödüyorsunuz. Ülkelerin gelirlerine de bakarsanız, bu da yani hakkaniyetli bir şey. Tabii ki İsveç'in millî geliri, kişi başına düşen geliri Türkiye'den çok fazla, dolayısıyla bu katkı paylarını neden koyuyoruz? Vatandaşımızı şuna teşvik etmeye çalışıyoruz: Basit hastalıkları için, kolayca bir aile hekiminin çözebileceği durumlar için, reçete yazdırmak için vatandaşlarımız hastanelerin kapısına gitmesinler, çünkü o hastaneler daha ağır hastalığı olanlara hizmet etmek için orada kurulmuş durumdalar. Yani, katkı payının aslı astarı budur. Şimdi, biz, tam günle bu muayenehane çilesini ortadan kaldırıyoruz, hoca parasını ortadan kaldırıyoruz, 200 liraları, 300 liraları, 5 bin liraları ortadan kaldırıyoruz. Bir gelip de, 8 lira, 5 lira katkı payına takılıp, sanki memleketin meselesi, milletin meselesi buymuş gibi konuşmak gerçekleri yansıtmıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakınız, vatandaş özel hastanenin kapısından geçemezdi, şimdi durum ne?

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükümetleri şunu söylüyor, diyor ki: "Ey, benim vatandaşım! Allah başına vermesin ama acil bir hastalığın oldu, anan baban yoğun bakımlık bir duruma geldi, çocuğun kaza geçirdi. Acil bir hastalığın var, yoğun bakım gerektiren veya yoğun bakım gerektiren bir hastalığın var. Değil ki devletin hastanesi, değil ki üniversitenin hastanesi bir özel hastaneye de hastanı götürsen senden hiç kimse 5 kuruş olamaz. İşte sosyal adalet bu. Özel hastaneye götüreceksin de yoğun bakım hastanı özel hastanede yatıracaksın öyle mi?

Ben buradan halkımı da aydınlatmış oluyorum: Herhangi bir özel hastaneye gittiniz, sizi ambulans götürdü ya da kaza geçiren çocuğunuzu götürdünüz ya da kriz geçiren birini, aldınız komşunuzu alelacele götürdünüz ambulans bile çağıramadınız, sizden, bakın tekrar söylüyorum, herhangi bir özel hastane para istiyorsa suç işliyor, kanunu ve sistemi bozuyor, lütfen onu şikâyet ediniz.

Değerli arkadaşlar, şimdi tekrar söylüyorum. Buradan bazı konuşmacılar "AK PARTİ'nin bu son bütçesi olacak ya da son bütçesi olmasını temenni ediyoruz." falan gibi laflar söylediler. Siz, değerli muhalefet, siz bu popülizmle giderseniz bu hizmet eden AK PARTİ'nin karşısında bu muhalefet sıralarında oturmaya daha çok devam edeceksiniz.

Değerli milletvekilleri, burada her kim yolsuzluktan bahsediyorsa… Bakın, zaman zaman genel başkanlar da burada yolsuzluktan bahsettiler ve mahcup oldular. Bu kürsü bu sekiz yıl içerisinde birçok kimsenin mahcubiyetine yol açtı. Kim burada yolsuzluktan, kim burada usulsüzlükten, kim burada soygundan, yağmadan bahsediyorsa bunları ispatlayabilirse zaten gereği yapılır.

Değerli milletvekilleri, müfettişlerimizle ilgili bir suç duyurusunda bulundu bir sayın milletvekili. Danıştay 1. Dairesi bu müfettişlerle ilgili en son kararını da verdi ve yargılanmalarına gerek olmadığına karar verdi.

Şu da olabilir değerli milletvekilleri: Bakınız, sekiz yıl içerisinde AK PARTİ Hükümetleri çok iyi hizmet gördü. Çok ihaleler yapıldı. Bütün bu yapılan işlerde bazı bürokratlar, bazı yöneticiler yanlış işler yaptı. Biz nerede, kimin yanlış yaptığını gördüysek mutlaka onun için işlem yaptık, mutlaka onun için soruşturma yaptık mutlaka biz onları savcılıklara kendimiz teslim ettik.

Değerli kardeşlerim, bakınız, malzemesi kalmayanlar, hizmet karşısında söyleyecek sözü kalmayanlar iftira illetine tutulurlar.

Buradan aziz milletime de sesleniyorum yüce Meclisle beraber.

Her kim bir şey iddia ediyor bu kürsüden ve bunu ispat edemiyorsa müfteridir, yalancıdır; biz bu dünyada da, ahirette de onun yakasına yapışacağız.

Bu partinin ismi gibi, en önemli özelliği tertemiz olmasıdır; ismiyle müsemma bir parti arıyorsanız, o AK PARTİ'dir.

Böyle olmasaydı, değerli milletvekilleri -bizden önceki sekiz sene içerisinde 1 milyon 100 bin metrekare kapalı alan yapılmış, hastane, sağlık ocağı ve diğer sağlık kuruluşları- biz, sekiz sene içerisinde 4 milyon 400 bin metrekare kapalı alan yapabilir miydik? Bunlar parayla yapılıyor.

Değerli kardeşlerim, bakınız, bu kervan yoluna devam edecektir, bu hizmet kervanı aziz Türk milletine hizmete devam edecektir. Bizim için en büyük şeref Türk milletine hizmet etmektir. Bununla iftihar ediyoruz. Ve biraz önce söyledim, gücümüzü hem milletin oyundan -demokrasi bu çünkü sandıkla olan bir iş- hem de milletin dualarından alıyoruz. Güvendiğimiz dayanak da orasıdır. Bize bu millet dua etsin, bir defa "Allah razı olsun" bir hastanede desin, vallahi bize o yeter, başka bir şey aramıyoruz.

Değerli milletvekilleri, sizlere, sunum kitapçığımızda detaylarıyla bu sekiz senenin bir özetini verdik. Bunun daha detaylarına girmek istesek böyle bir kitapçık yetmez, belki bunun on misli büyüklükte bir kitapçık yapmamız lazım.

Bu sekiz sene, alın teriyle, bu ülkede sağlık hizmetlerinin yükseltildiği bir dönem olmuştur. Şükürler olsun, bugün ülkemizde Tunceli'sinden Ardahan'ına, Mardin'inden Sinop'una, Antalya'sından Konya'sına bir vatandaşımızın ihtiyacı olduğunda ona sadece kara ambulansları değil hava ambulansları da yetişir.

Bugün bir vatandaşımız eczaneye gittiğinde "Sen fakirsin, bunun parasını ver." diye karşısına bir sıkıntı çıkmaz. İlacını alır gider ve evinde o ilacını kullanır.

Değerli milletvekilleri, bu dönüşüm bir zihniyet dönüşümüdür. Bu sadece bir teknik mesele değildir. Bugün bütçeyi konuşuyoruz ama bu bütçede harcadığımız, bundan sonra da harcayacağımız paraları biz tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu bilerek, dikkatle harcamaya ve bu aziz Türk milletine hizmete devam edeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Alıntı: medimagazin.com