hipertansiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hipertansiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Ekim 2017 Pazartesi

Hipertansiyon Tedavisi:İlaç Cinsiyete Göre Verilmeli Mi?

Amerika Kalp Derneği(American Heart Association) 2017 Hipertansiyon Konseyi Toplantısı’nda “Sex differences in relative contributions of hemodynamic parameters to blood pressure: A population-based study of adolescents and middle-aged adults” başlığıyla sunulan çalışmada, orta yaştaki kadın ve erkeklerde ortaya çıkan hipertansiyon nedenlerinin birbirinden farklı olduğu, yüksek tansiyon tedavisinde cinsiyete göre spesifik tedavi uygulamanın daha yararlı olabileceği söylendi.
Kadınlarda yüksek tansiyon nedeni kan hacmi, erkeklerde ise damarsal direnç
Kan basıncının, kalp hızına, kan hacmine ve çevresel atardamar duvarlarında oluşan dirence bağlı olarak değişiklik gösterdiğini söyleyen araştırma ekibi, genç ve orta yaşlı kadınlarda yüksek tansiyonun temel nedenin kan hacmi, erkeklerde ise damarsal direnç olduğunu ifade etti. Çalışmada toplamda 1347 kişi değerlendirildi, 52 dakika zihinsel strese maruz bırakılan her katılımcının büyük ve küçük tansiyonlarındaki kalp hızı, atış hacmi ve toplam çevresel atardamar duvar basıncına bakıldı. Kadınların büyük tansiyonunda atış hacminin etkisi yüzde 55 oranındayken erkeklerde sadece yüzde 35’ti. Damarsal dirence bağlı yüksek tansiyonlar ise erkeklerde yüzde 47, kadınlarda yüzde 30 oranında görülüyordu.
Peki reçetelerde ne yazmalı?
Amerika Kalp Derneği’nin 2011 yılında “Yılın Doktoru” seçtiği Dr. Willie Lawrence, çalışmayla ilgili konuşmasında: “Kan hacmi, kadınlardaki hipertansiyona daha fazla katkıda bulunduğundan ilk adımda idrar söktürücü tansiyon ilaçları tercih edilebilir. Erkeklerde daha fazla görülen damarsal dirence bağlı yüksek tansiyonlarda ise ilk çare olarak direnç azaltıcı kalsiyum kanal brokerlerine başvurulabilir.” yorumuna yer verdi.
Araştırma ekibi cinsiyete özgü hipertansiyon tedavilerinin oldukça fayda sağlayacağını ama sadece beyazlar üzerinde yapılan bu çalışmanın ötesinde ırklar arasında da bir farklılık olup olmadığına bakılması gerektiğini söylüyor.
Alıntı:medimagazin.com

Türkiye'de Tuz Tüketimi ve Hipertansiyon

Türkiye’de tuz tüketiminin Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği günlük 5 gramın çok üstünde olduğunu belirten Türk Nefroloji Derneğinden Prof. Dr. Bülent Altun, “Önceki çalışmaya göre bizde günlük tuz tüketimi 18 gramdı. İkinci bir çalışmaya göre ise 14.8 grama kadar indi” dedi ve yüksek oranda tuz tükettiğimizin altını çizdi.

TÜRKLER ÇOK EKMEK YİYOR

Antalya’da yapılan Ulusal Nefroloji, Hipertansiyon, Diyaliz ve Transplantasyon Kongresinin basın toplantısında konuşan Nefroloji Uzmanı Altun’a göre, bu tablodaki en önemli sorumlulardan biri ekmek:

“Türk toplumunun beslenme alışkanlığı nedeniyle fazla tuz tüketiliyor. En çok da ekmek yeniyor. Ekmeğin içinde de fazla tuz var. Yine çok tükettiğimiz zeytin ve peynir de tuzlu. Diğer nedenler ise pişerken yemeğe tuz eklemek ve hazır gıdalar.”

EV TURŞUSU VE EV SALÇASINA DA DİKKAT

Türklerin coğrafik özelliklerden dolayı da tuzlu gıdalara yatkın olduğunu belirten Uzman, Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde hamurlu besinlerin daha çok tercih edildiğini aktardı.

Probiyotik açısından zengin olduğu için bazı uzmanların, “Bol bol ev turşusu yiyin” önerisini hatırlattığımız uzmanlara göre, ev turşusu ve ev salçası da yüksek oranda tuz içeriyor ve böbrek sağlığı açısından ölçülü tüketilmesinde fayda var. 
BEYİN, AZ TUZLU HAYATA 3 HAFTADA ADAPTE OLUYOR
Fazla tuz tüketmek, hipertansiyona neden oluyor, kalbi büyütüyor, böbreklerde yıpranmaya yol açıyor. Yapılması gereken ise damak zevkini tuzdan biraz mahrum bırakmak. Bunun için de işe çocukluk çağında ve beslenme eğitimi ile başlamak gerekiyor. Öyle ki İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre, çocukluk çağında tüketilen tuz miktarı, kişinin ileriki yaşlarında kalp ve tansiyon hastası olma riskini önemli ölçüde etkiliyor.

Uzmanların işaret ettiğine göre de tuz kısıtlamasına gidildiği zaman beyindeki merkezler bu yeni duruma yaklaşık 3-4 hafta içinde adapte olabiliyor.

VÜCUT TUZU DEPOLUYOR

Prof. Altun’un vurgu yaptığı bir diğer nokta ise eskiden tuzun sıvıların içinde dağıldığı biliniyordu. Yeni çalışmalara göre ise sodyum artık kaslarda ve deride de birikiyor. Yani ödem olmasa da vücut tuzu depolayabiliyor.

TÜRKİYE’DE 22 BİN KİŞİ BÖBREK NAKLİ İÇİN SIRA BEKLİYOR

2016 rakamlarına göre Türkiye’de böbrek hastalığı olan birey sayısı 74.475. Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Turgay Arınsoybu hastaların yüzde 80’inin diyalize girdiğini ve 22 bin hastanın da böbrek nakli için sıra beklediğini söyledi. 
AKRABA DIŞI CANLI NAKİLDE ORGAN TİCARETİ RİSKİ 

Böbrek bağışına dikkat çeken Dernek 2. Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen ise Türkiye’de kadavradan bağış oranının %22 ile hala çok düşük olduğunu hatırlattı, akraba dışı canlı nakil oranının arttığını söyledi ve organ ticareti riskine vurgu yaptı:

“Akraba dışı canlı nakil oranı % 40 ve organ ticareti açısından risk yaratıyor. Bu durumun çok iyi takip edilmesi gerekiyor. Etik Kurul kararları yargıya taşınıyor, yeni bir düzenlemeye ihtiyaç var. Çünkü bu artış hızı biraz ürkütücü.” 

6 YILDA 2 KİLO ALIYORUZ
Türk Nefroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Siren Sezer ise obezitenin böbrekler üzerindeki etkisine dikkat çekti, “Kilo alınınca filtreleme işi zorlaşıyor ve böbrekler yaşlanıyor. Hiçbir hastalık olmasa da sadece obezite nedeniyle böbreklerde protein kaçağı oluyor” dedi.

Prof. Sezer’in verdiği bilgiye göre, Türkiye’de obezite oranı % 33, bu rakam her geçen gün artıyor ve Türkler 6 yılda ortalama 2 kilo alıyor. 

GECE BİRDEN FAZLA TUVALETE ÇIKMAK SİNYAL OLABİLİR

Diyalize giren hasta sayısındaki artış da endişe verici nitelikte. Derneğin Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Zeki Tonbul’un değerlendirmesi şöyle:

“Son 10 yılda diyalize giren hasta sayısı 40 binden 60 bine ulaştı. Bu durum, buzdağının % 1’lik görülür kısmıdır.Yani toplumdaki böbrek hastası sayısı daha fazladır. Buradaki önemli nokta; böbrek hastalığı diyalize ve tranplantasyona gitmeden tedavi edilmesi gereğidir. Eğer sık tuvalete çıkma, gece birden fazla tuvalete çıkma varsa ve kişi diyabet hastası değilse böbrek sağlığı mutlaka kontrol edilmelidir.” 
AŞIRI AĞRI KECİSİLER BÖBREKLERİ YORUYOR

Erciyes Üniversitesinden Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tokgöz de böbrekleri bitiren birinci nedenin diyabet, ikinci nedenin ise hipertansiyon olduğuna vurgu yaptı, “Doktor kontrolü dışında ağrı kesici, proton pompası inhibitörü ve antienflamatuar kullanmak, gereksiz ilaçlı radyolojik tetkik yaptırmak ve sigara içmek böreklere zarar veren diğer faktörlerdir” diye konuştu.

BİTKİSEL ÜRÜNLER VE ZAYIFLAMA ÇAYLARI RİSK YARATIYOR
Ege Üniversitesinden Nefrolog Prof. Dr. Soner Duman ise bilinçsizce tüketilen bitkisel ürünlere değindi. Özellikle zayıflama çaylarına dikkat çeken Duman, “Bitkisel ürünler direkt böbrek dokusuna zarar verebilir, sıvı elektrolit dengesizliği yapabilir, böbrek taşı oluşumunu tetikleyebilir, ağır metal içerebilir veya kullanılan ilaçlarla etkileşebilir2 uyarısında bulundu.
Alıntı:medimagazin.com

13 Ocak 2017 Cuma

Sofra Tuzu ve Himalaya Tuzu Arasında Fark Yok

Sağlık Bakanlığı'nın isteği üzerine kaya tuzu ile ilgili bir rapor hazırlayan Türkiye Kardiyoloji Derneği (TKD) Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz, kaya tuzunun (Himalaya tuzu vs.) sağlığa yararlı ve bol miktarda mineral içerdiği yönündeki iddiaları "masal” olarak nitelendirdi.

"Sofra tuzundan daha sağlıklı değil"

Kanser yapıcı elementler içeriyor

Günde 1 silme kaşığı tuz


Tuzun içindeki sodyumun kalp ve damar sağlığı açısından sakıncalı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz şunları söyledi:

"Farklı çalışmalarda, aşırı tuz tüketimiyle kalp ve damar hastalıkları ve özellikle hipertansiyon ilişkisi değişen oranlarda ortaya konuldu. Tuzun içindeki minerallerden hipertansiyonla ilişkili olanı sodyum molekülü. Kaya tuzunda da sodyüm klorür miktarı yüzde 97.35 gibi yüksek bir oranda. Kısacası sofra tuzundan daha sağlıklı değil. Hatta içinde zararlı başka elementler ve radyoaktif olduğunu bildiğimiz maddeler bile var.”

Kaya tuzunun içinde sağlık açısından olumlu olarak anılan bazı mineral ve elemenler olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yılmaz, kaya tuzu ile ilgili uyarıyor:

"Bunların miktarı, sağlık üzerine etki edemeyecek kadar az düzeyde. Daha da ilginci bu kaya tuzlarının bileşiminde, insan sağlığı açısından çok riskli olduğu bilinen plütonyum (atom bombası yapımında kullanılır), talyum ve radyum (radyasyon yani ışın içerir; radyasyonun kanser yapıcı etkisi bilinmektedir) gibi maddeler, ve dahası kurşun (zararlı etkileri bilinen ağır metal) yine çok az miktarda da olsa bulunuyor”

Tuz ve içerisindeki sodyum, hücre dışı sıvının önemli bir bileşeni. Dolayısıyla, tüketimi sıfırlamak (ki mümkün değil çünkü gıdaların içinde doğal olarak bulunuyor) sağlık açısından doğru değil. Ancak Türkiye'de dünya ortalamasının çok üzerinde tuz tüketiliyor. Kadınlar günde 16, erkeklerse 18 gramdan fazla tuz alıyor. Prof. Dr. Yılmaz, "Bu rakam, pek çok bilimsel kılavuzda üst sınır olarak belirlenen rakamlardan birkaç kat fazla. Dolayısıyla, ülkemizde tuz tüketiminin (dolayısıyla sodyum) çok aşırı olduğu bir gerçek” dedi. Önerilen tuz tüketim miktarı ise günde 1 silme kaşığı.

Alıntı:kadınvekadın.com

25 Şubat 2012 Cumartesi

Böbrek yetmezliği hakkında bilinmesi gerekenler

Türk Nefroloji Derneği verilerine göre; ülkemizde diyaliz uygulanan veya böbrek nakli yapılmış yaklaşık 70 bin hasta bulunuyor. Bu sayının, gelişmiş birçok ülkenin neredeyse 2 katı olan yıllık yüzde 10 artış oranı ile 2015 yılında 100 bini aşacağı tahmin ediliyor. Yine Türk Nefroloji Derneği tarafından 23 ilde 10.750 erişkinin katılımı ile yapılan ve 2009 yılında sonuçlanan CREDIT çalışması, Türkiye de erişkinlerin yüzde 15.7 sinde çeşitli evrelerde kronik böbrek hastalığı varlığını ortaya koydu. Bu oran, ülkemizde yaklaşık 7.5 milyon kronik böbrek hastası bulunduğuna, yani her 6–7 erişkinden birinin böbrek hastası olduğuna ve sorunun boyutunun tahmin edilenin çok üzerinde olduğuna dikkat çekiyor. İşte bu noktada hemen herkesin aklına şu soru takılıyor: Böbrek yetmezliğine hangi faktörler yol açıyor? En önemlisi de bu hastalığın erken tanısı için hangi sıklıkta hangi testi yaptırmalı? Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Ülkem Yakupoğlu, en çok merak edilen bu soruları yanıtladı...

 
 
Böbrek Yetmezliğine Neler Yol Açabiliyor?
 
Böbrek yetmezliğine neden olan pek çok faktör var. Bunlar arasında en sık görülen etkenleri şöyle sıralayabiliriz:
 
1 - Yüksek Tansiyon: Yüksek tansiyon böbrek içindeki incecik damarlarda yapısal bozukluğa ve tıkanıklığa neden oluyor. Bunun sonucunda da böbrek yetmezliği gelişebiliyor. Ancak koldan ölçülen tansiyon bazen normal değerlerde çıkarak kişiyi yanıltabiliyor. Bunun aksine idrardaki protein kaçağı bunu net olarak gösterebiliyor. İdrarda protein oranını gösteren test Türkiye nin her yerinde yapılabiliyor.
 
2 - Diyabet: Tip 2 diyabet de, tıpkı kan basıncı yüksekliğinde olduğu gibi böbrek içindeki incecik damarlarda yapısal bozukluğa ve tıkanıklığı yol açarak böbrek yetmezliğine neden olabiliyor. Özellikle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de son dönem böbrek yetmezliğinin en sık nedeni olan diyabet hastalığı görülme oranının 2002 de yüzde 7.2 iken, günümüzde yüzde 12 nin üzerine çıkmış olması endişe verici bir durum olarak görülüyor.
 
3 - Fazla Kilolu Olmak: Fazla kilolu olmak böbreğin içinde yer alan kılcal damarlardaki basıncı artırarak idrarda protein kaçağına yol açıyor.
 
4 - 60 Yaşın Üzerinde Olmak: Yaş ilerledikçe vücuttaki tüm damarlar yaşlanıyor. Doğal olarak kılcal damarlardan çok zengin olan böbrekler de bu süreçten çok etkileniyor. Damar sertliği arttıkça, böbreklerin süzme işlevi de yavaşlıyor.
 
5- Tek Böbrekli Doğmak: Tek böbrekli kişiler dikkat ettikleri zaman ömürlerinin sonuna kadar sağlıklı yaşayabilirler. Ancak susuz kalmamaya, aşırı tuz ve bilinçsiz ilaç tüketmemeye daha çok dikkat etmeliler.
 
 
6- Sigara Alışkanlığı: Sigara böbrek içindeki kılcal damarlardaki dolaşımı yavaşlatıyor ve oksijen miktarını azaltıyor. Bir başka deyişle yüksek kan basıncına benzer şekilde damarlar üzerinde olumsuz etki yaratarak böbrek yetmezliği riskini artırıyor.
 
7- Genetik Geçiş: Böbrek hastalıkları genetik geçişli de olabiliyor. Böbreklerde kist oluşumu, idrar kanallarında tıkanıklık, geri kaçak veya böbrek boyutlarının küçük oluşu gibi yapısal değişiklikler ailenin birçok bireyinde gözlenebiliyor. Tekrarlayan böbrek taşları da yine kalıtsal özellik gösterebiliyor.
 
Diğer Risk Faktörleri Neler?
 
Böbrek taşı,
 
Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonları,
 
Sık ağrı kesici kullanımı,
 
Bağ dokusu hastalıkları.
 
Erken Evrede Yakalanırsa Diyaliz Ve Organ Nakline Gerek Olmayabiliyor
 
 
Aslında böbrek yetmezliğine yol açan faktör düzeltilebilir bir aşamadaysa vücutta bir sorun yaratmadan geri dönebiliyor. Bunun nedeni ise böbreklerin çok idareli organlar olmaları. Böbreklerin süzme kapasiteleri yüzde 60 ın altına düştüğünden itibaren kronik böbrek hastalığı olarak kabul ediliyor. Bu organların tamamen iflas etmeleri için süzme kapasitelerinin yüzde 15 ve altına düşmüş olması gerekiyor. Yüzde 15-60 arasında ise geniş bir dönem var. Hasta bu dönemde düzenli bir nefroloji takibi içinde olursa diyaliz ve organ nakline nakle gerek kalmama şansı yüksek oluyor.
 
Testler Ne Zaman Yapılmalı?
 
 
Böbrek yetmezliğinin ileri aşamalara gelmeden yakalanması büyük önem taşıyor. Bu nedenle 60 yaşın üzerindeki kişilerin bilinen bir hastalıkları olmasa bile böbreklerini kontrol ettirmeleri çok büyük bir önem taşıyor.
 
Tansiyonu 40 yaş altında başlaması halinde nefroloji uzmanına mutlaka muayene olmak gerekiyor, çünkü genç yaşlarda ortaya çıkan tansiyon genellikle böbrek kökenli oluyor.
 
Yüksek risk grubundaki kişilere yapılacak olan tarama testleriyle hastalık erken evrede saptanıyor ve bu sayede ilerlemesi önlenebiliyor. Özellikle 40 yaşından itibaren yılda bir kez idrar ve kan tahlili yaptırmak yararlı oluyor.
 
Alınıt: egedesonsoz.com