bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2012 Çarşamba

Bebekte ağız bakımı

Bebek 6 aylıkken ilk süt dişleri çıkmaya başlıyor. 20 adet süt dişin tamamının çıkması ise 3 yaşında tamamlanıyor. Süt dişlerinin erken ya da geç çıkmasının endişelenilecek bir durum olmadığını belirten Ortodonti Uzmanı Dr. Kıvanç Cebesoy, literatürde bebek doğduğunda dişlerinin olduğunu bildiren yayınlar olduğunu söylüyor.

Erken çıkan dişlerde ağız bakımının daha zor olacağını vurgulayan ve dişlerin iki yaşına kadar su ile temizlenmesi gerektiğini belirten Cebesoy şunları aktarıyor: “İlk 6–8 aylık dönemde bebeğinizin beslenmesini takiben steril bir gazlı bezi, kaynamış ve soğutulmuş bir suyla nemlendirerek; dişleri, damakları ve dudakları hafifçe temizleyin. 8 ay ile 2 yaş arası, dişlenmenin hızlı devam ettiği dönemdir. Anneler, işaret parmaklarına yerleştirdikleri silikon parmak fırçalar ile dişlerin üzerindeki artıkları kolaylıkla temizleyebilir. Sürmekte olan diş bölgesindeki diş etine masaj yaparak bu bölgenin rahatlatılması da sağlanabilir. 2 yaşına kadar sadece suyla temizlik önerilmektedir. 3 yaşından sonra ise fırçalama, florür oranı çok düşük çocuk diş macunları ve normal diş fırçası ile ebeveyn kontrolünde, çocuk tarafından yapılabilir. Sadece bu yaşlarda oluşturabileceğiniz diş fırçalama alışkanlığı, ileriki yaşlarda çocuğun vazgeçemeyeceği ve sürekli eksikliğini hissedeceği bir eyleme dönüşecektir.” 

BEBEĞİNİZİN DİŞLERİ ÇÜRÜMESİN

Cebesoy’a göre, çocuğun diş hekimiyle tanışması 3 yaşından sonra planlanmalı. Cebesoy, özellikle uykuya dalma problemi olan bebeklere, ballı ya da şekerli süt verildiğini, uyku sırasında tükürük salgısındaki azalmanın da etkisiyle çürük yapıcı bakterilerin hızla çoğaldığını belirtiyor.

Cebesoy, “Bu gibi davranışlar, 6 ay gibi kısa sürede bebeğin bütün dişlerinin yok olmasına ve biberon çürüğüne yol açabilir. Özellikle lolipop gibi ağızda zor eriyen ya da karamelize olmuş, dişlerin üzerine yapışabilen şekerlerden uzak durulmalı. Çocuk mutlaka şeker yiyecekse, ağızda daha çabuk eriyen şekerler tercih edilmeli. Şeker tüketiminden sonra da asit oranının düşürülebilmesi için dişlerin temizlenmesi gerekir” diyor. 

“Ş,S, T” HARFLERİNİ SÖYLEYEMİYORSA DİKKAT

Özellikle 4 yaşından sonra devam eden bebeklik yutkunmaları, süt dişleri üzerinde yıkıcı etki meydana getirip, çenelerin ön bölgede birbirinden ayrılmasına neden olabiliyor. Ortodonti Uzmanı Dr. Kıvanç Cebesoy, “Bu durumun devam ettiği 6–7 yaş çocuklarda şahlanmış gibi duran ön kesici dişler, asimetrik bir çene görüntüsüne neden olurken, çocuğun ısırmasına izin vermeyecektir. Ayrıca, konuşma sırasında ş, s, t gibi bazı harflerin telaffuzunda güçlük yaratacaktır. Anneler genellikle çocuklarının çekirdek gibi kabuklu yemişleri yiyemediklerinde durumu fark ederler. Bu dönemde yapılacak dil egzersizleri ile problem 1 ay gibi kısa sürede çözülür" diye konuşuyor.

Alıntı : ntvmsnbc.com

22 Şubat 2012 Çarşamba

Bebek cildi ile ilgili doğrular

BEBEK CİLDİ YETİŞKİN CİLDİ GİBİ BAKIM GÖREBİLİR, EKSTRA KORUMAYA GEREK YOKTUR - YANLIŞ

Bebekler  eşsizdir, büyüklerin küçük modeli değildir. Yetişkinlere göre bebek cildinin, yapısal, oluşumsal ve işlevsel farklılıkları vardır.  Bebeğin cildi yetişkin cildine göre daha az nemlendirici faktör içerir, yani daha az melanin vardır.    Suyu çok çabuk emer ancak çok da çabuk su yani nem kaybeder. Yetişkin ve bebek cildinin yüzeyleri de farklıdır, bebek cildi daha incedir. Bu nedenle, bebek cilt bariyeri daha hassas ve incedir; çok kolay bariyer özelliğini yitirip, alerjenleri daha kolay cilt altına geçebilir.  Tüm bu sebeplerle bebek cildinin özenle korunması gerekir.

BEBEĞİN TEMİZLİĞİ İÇİN SU YETERLİDİR –YANLIŞ

Su tek başına etkili bir temizleyici olamaz. Özellikle bebek bezi bölgesinde zararlı bakterleri temizlemek için su yetersiz kalır.  Ayrıca, bebek temizliğinde sadece su kullanımının bebek cildine olumsuz etkisi de olabilir.  Çünkü, yalnızca su kullanımı bebek cildini kısa süreli yaklaşık 30 sn kadar nemlendirir, ardından kurutur.  Sağlıklı bir bebek cildinin pH seviyesi 5,5’tir, ancak suyun pH değeri 7,5 olduğundan su tek başına bebek cildinin pH seviyesini yükseltir ve bebeğin cilt bariyerinin bozulmasına neden olur.

TÜM TEMİZLEME ÜRÜNLERİ BEBEK CİLDİNE ZARARLIDIR. – YANLIŞ

Sağlıklı bebek cildinin pH’sı 5,5 olmalıdır. Ancak bazı sabun ve temizleyiciler cildin pH’sını 9-10’a yükseltebilir, cilt hasar görür. Gen ve çevre bileşimi ile cildi koruyan tabaka kırılır ve enflamasyona açık hale gelir.  Bu nedenle bebeğinize uygun temizliyiciyi seçerken bebek cildinin pH’sına uygun  doğru ürünler tercih edilmelidir. Cildi temizlerken nemlendiren bebek ürünlerini kullanmak en iyisidir.

BEBEK ÜRÜNLERİNDEKİ KORUYUCU MADDELER SAĞLIK AÇISINDAN RİSKLİDİR. – YANLIŞ

Güvenle formüle edilen bebek ürünlerinin içine bozulmalarını engellemek, bu ürünleri zararlı bakteri oluşumundan korumak için koruyucu (prezervatif) maddeler konur. İçinde kimyasal koruyucu madde olmayan organik ürünlerin, başta bebek cildi olmak üzere tüm ciltler için iyi olduğu iddia edilmektedir.  Oysa bu koruyucu maddelerin eklenmemesi, organik ürünlerin bozularak bakteri üretmesine ve  bebeğe sürüldüğünde bebek cildine zarar vermesine neden olur.

ZEYTİNYAĞI BEBEK MASAJINDA KULLANILACAK EN İYİ YAĞDIR. – YANLIŞ

Bazı bitkisel yağlar yüksek düzeyde asidik oldukları için cilt bariyerine hasar verebilirler. Anneler tarafından çok tercih edilen zeytinyağı yüksek düzeyde oleik asit içerir. Bu cilt bariyerinin ikiye ayrılmasına neden olur.  Genetik dizpozisyon, egzama gibi cilt bariyeri incelmiş bebeklerde zeytinyağı kullanımı bebeğin cildine zarar verir.  Bu nedenle bebek cilt bakımında bebek cildi için geliştirilmiş mineral bebek yağları tercih edilmelidir.

İngiltere Shiffield Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji ve Biyomedikal Bölümü Başkanı Prof. Micheal Cork

Alıntı : ebebek.com

4 Şubat 2012 Cumartesi

Bebeği kucağa almak ya da almamak..İşte tüm mesele bu...

Bebeğin kucağa alınmasıyla ilgili farklı yaklaşımlar olması yeni annelerin kafasını karıştırabiliyor. Bazı yaklaşımlar bebeğin olabildiğince az kucağa alınmasından yanadır ki bebek kucağa alışmasın ve anne rahat edebilsin. Bazı yaklaşımlar ise bunun tam tersi, annelere bebekleri hala anne karnındaymış gibi uzunca bir zaman neredeyse yapışık bir yaşam önerirler. Psikolog ve Özel Eğitim Uzmanı Bihter Mutlu Gencer, “Aslına bakılırsa bebeğin kucağa alınmasıyla ilgili tek bir formül önermek çok da akla uygun olmaz, çünkü her bebek farklıdır ve her anne bebek ilişkisi kendine hastır. Kucak alışkanlığını da bu kendine özel ilişki belirler.” diyor ve kucağa alınmayla ilgili merak edilenleri anlatıyor:

Bebek annenin karnına düştüğünden itibaren (belki de çok daha önce) annenin zihninde bir yere sahip olmaya başlar. Bu “yer” annenin kendi psikolojik durumu, bir bebek sahibi olmakla ilgili duyguları, hazırlığı, kendi bebekliği ve yetiştiriliş tarzı, kendi anne babasıyla ilişkileri, ayrıca eşiyle ilişkisi ile belirlenir. Annenin kendisi bir bebek sahibi olmak konusunda ne kadar kaygıdan uzak ise, eşiyle birlikte ne kadar uyum içinde ise, ayrıca kendi çocukluğuyla ilgili duygusal çatışmaları ne kadar az ise, bebeğinin de sakin olma olasılığı o kadar yüksektir. Anne kendini rahat ve huzurlu hissediyorsa, bebeğin ihtiyaçlarını karşılayabilmek konusunda zaten doğal bir süreç yaşanacaktır. İhtiyaçları karşılanan bebek daha huzurlu ve sakin olur. Bebek için önceleri çok yeni ve anlaşılmaz, belki de tehlikeli gibi görünen dünya, annenin bakımı ve sevgisi sayesinde yavaş yavaş güvenli bir yere dönüşmeye başlar. Böylece temel güven duygusu oluşur. Temel güven duygusu geliştikçe ve sakinledikçe başlangıçta belki de sürekli kucak isteyen bebek artık ayrı kalmaya daha çok dayanabilmeye başlar. Çünkü artık bilir ki tekrar ihtiyacı olduğunda anne ihtiyacını karşılayabilmek üzere yanında olacak.

Güven duygusu önemli

Temel güven duygusu gelişen bebek yavaş yavaş anneden ayrı daha fazla zaman geçirir. Etrafının farkına varmaya başlar. Gülümsemeye, emeklemeye, yürümeye, dünyayı keşfetmeye başlar. Onunla eşduyum içinde olan anne de bebeğin yeni ihtiyaçlarını farkeder ve onu doğal olarak daha fazla bırakmaya başlar. Önceden ağladığı anda kucağına alıp meme verirken, artık ocaktaki yemeğinin altını söndürebilmek için belki de bebeğinin bir iki dakika sızlanmasına izin veriyor olabilir. Bu dönemle ilgili olarak bebeğin mizacının hiçbir önemi yoktur denilemez elbette, fakat bebek ne kadar zor sakinleşen bir bebek de olsa annenin gösterdiği ilgi ve bakım sayesinde zor bir bebeğin bile zaman içinde anneyle arasında bir harmoni oluşabilir. Anne bebeğine, bebek de annesine uyum sağlar. Bu nedenledir ki anneler bebeklerinin ne zaman neden ağladığını ağlama şekillerinden ve ses tonlarından anlarlar.

Formülü yok

Bütün bunları dikkate aldığımızda her bir bebek için şu kadar dakika kucağa alınmalıdır gibi tek bir formül bulunmadığını görüyoruz. Kimi bebek sürekli kucakta tutulmak ister, kimi bebek ise daha fazla ayrı kalabilir. Eğer bebeğin psikolojik gelişimi yolunda gidiyorsa zaman geçtikçe daha az kucak isteyeceğini bekleriz. Öte yandan, çocuk gelişim dönemlerini bilmek de kucak konusunda önemlidir. Örneğin 7-8 ay civarında bebekte yabancı korkusu gelişir ve bebek daha çok kucak isteyebilir. 18 ve 24 ay arasında anneye tekrar bir yapışma yaşanır ve daha fazla kucağa ihtiyaç duyabilir. Bu durumlar tamamen normaldir.

Kucağa almamak da doğru değil

Uzun sürelerle kucağa alınmayan bebekler için oldukça sakıncalı bir durum söz konusudur. Özellikle bazı amerikan ekollerinde bebeğin uyutulması ile ilgili uzun süre kucağa alınmaması ve bebeğin buna alışması gerektiği tavsiye edilir. Gerçekten de bebek buna kısa bir zamanda alışır. Fakat aynı zamanda dünyayla ilgili de olumsuz duyguları gelişir. Bebek şöyle hisseder: “Korkuyorum, ihtiyaçlarımın da karşılanması gerek, ne kadar ağlasam da kimse gelmiyor, burası güvenli bir yer değil” Bu bebeklerle ilgili özgüven, rahat ayrılamama gibi durumlar oluşabilir ve sakinleşebilmek için çok daha fazla kucağa ihtiyaç duyabilirler.

Çocuklar için tek başına kalabilme kapasitesinin gelişmesi önemlidir. Fakat yine de bebeklik döneminde dikkatli olmak gerekir. “Nasıl olsa koyuyorum kendi kendine oynuyor” diyerek bebeklerin uzun sürelerle yalnız kalması doğru değildir. Bazı bebekler uzun süre yalnız kalabiliyor gibi görünebilirler fakat belki de kendisine verilen kadar almaya alışmaya çalışıyor olabilirler ki, bu durum ilerisi için oldukça sakıncalıdır ve çok çeşitli olumsuz sonuçları olabilir.

Alıntı: ebebek.com

14 Haziran 2011 Salı

Anne sütünü arttırmanın yolları

Hamilelik dönemi geçiren kadınlara zaman zaman çevreden, ‘sen iki canlısın iki kişilik ye’ gibi telkinler gelebiliyor.
Obezite ve metabolizma uzmanı Dr. Ayça Kaya, doğumdan sonra ise süt artırma kaygısıyla lohusa şerbetleri, helvalar gibi yüksek kalorili besinlerin tüketildiğini, bu tarz beslenme alışkanlığının da fazla kiloları beraberinde getirdiğini söylüyor. Bu durumla başa çıkmanın mümkün olduğunu belirten Dr. Kaya, annelere sütlerini artırırken, kilo vermelerine de yardımcı olacak 10 ipucu veriyor. 

Eğer hamile kalmayı planlıyorsanız veya lohusalık döneminde iseniz işte size kilo almadan süt artırmanın yolları: 

 1) Gebelikten sonra otoimmun tiroid hastalıklarının ortaya çıkmasında artış olur. Eğer lohusalık depresyonunuz var ise ve kilo artışı yaşıyorsanız, öncelikle bir iç hastalıkları uzmanına muayene olmanızda fayda var. Hem tiroid, hem şeker hem de genel metabolizmanızın değerlendirilmesi iyi olur. 

2) Toplumda şekerli yiyeceklerin ve içeceklerin anne sütünü artırdığı ile ilgili yanlış bir inanış vardır. Bu tür yiyecekler sütü artırmaz. O nedenle loğusa şerbetleri, hazır meyve suları, şeker eklenerek yapılmış kompostolar, helvalar, tatlılar ve çikolatalardan uzak durun. 

3) Sütü artıran en önemli madde sudur. Ne kadar çok su içerseniz o kadar çok sütünüz olur. Özellikle her yemekte 2 bardak su için. Yediğiniz her meyveden sonra su için. Ortalama 10-12 bardak su içmeye özen gösterin. 

4) Su oranı yüksek olan sebze ve meyveler çok süt yapar. Her yemeğinizin yanında bolca yeşil salata yiyin. O nedenle salatayı baş tacı yapın. Ancak içine yağ, mayonez ve salata sosu koymayın. Nar ekşisi, limon, sirke ve 1 tatlı kaşığını geçmeyecek şekilde yağ ekleyebilirsiniz. Su oranı yüksek olan ıspanak, pazı, karalahana, yeşil fasulye gibi sebze yemeklerine sofranızda daha çok yer açın. Bu sebzeleri pişirirken kıymalı veya yumurtalı olarak hazırlamak besin kalitesini yükseltir. Ama eğer kıymalı yemek sevmiyorsanız yanında ayrıca köfte olarak hazırlayabilirsiniz. 

5) Taze sıkılmış meyve suyu, ayran, maden suyu ve şekersiz bitki çaylarını içecek olarak tercih etmekte fayda var. 

6) Yağlı yiyeceklere karşı dikkatli olun. Kızartmalar, pastane ürünleri, kurabiyeler, kıymadan yapılan etler, cipsler, çerezler, kremalı yiyecekler kalori oranları yüksek yiyeceklerdir. Küçük miktarda yenildiğinde çok fazla kilo yapabilir. 

GECE BİR LOKMA, GÜNDÜZ 10 LOKMAYA BEDEL


7)
Süt veren annenin gece kalkmaları nerede ise bir rutindir. Emzirmek ayrıca enerji ihtiyacını artırır. Ancak geceleri kalktığınızda karnınız zil çalsa bile sakın ağzınıza bir lokma koymayın. Çünkü gece insan vücudu depolamaya daha eğilimlidir. Gece yediğiniz bir lokma gündüz yediğiniz 10 lokmaya bedeldir. Çok acıkırsanız sadece 1 bardak su için ve sabah güzel bir kahvaltı yapacağınızı hayal edin. 

8) Emziklilik dönemi kilo vermek için bulunmaz bir fırsattır aslında. Çünkü insan vücudu süt yapmak için bir enerji harcar. Harcanan bu enerji özellikle ilk 2 ayda çok fazladır. Neredeyse günde 2 saatlik spor yapmaya bedeldir. O nedenle doğru yiyecek tercih yapmayı bilirseniz biraz da hareketinizi artırırsanız haftada 1- 1,5 kilo kaybedebilirsiniz. 

9) İşte size sütünüzü artıracak, bebeğinizin gazını alacak bir tarif: 1 yemek kaşığı rezene, 1 yemek kaşığı ıhlamur, 1 yemek kaşığı papatya, 1 tatlı kaşığı tane kimyon ve 1 tatlı kaşığı anason. Porselen bir demliğe bu ölçülerde bitkileri koyun ve üzerine 2 fincan kaynar su ekleyin. Demliğinizin üzerine bir havlu ile kapatın. Yemeklerden hemen sonra bu çayı içtiğinizde bebeğinizin gazı daha az olur. Sizin de sütünüz daha bol olur. 

TUZLU GIDALARDAN UZAK DURUN

10)
Tuzlu yiyecekler, her ne kadar su ihtiyacını artırarak su içmeyi teşvik etse de vücuda bazı zararlar verebilir. Turşu, salamura yapılmış yiyecekler, tuzlu çerezler, şarküteri ürünleri, hazır soslar, tuzlu peynirler ve zeytinler gizli tuz oranı yüksek besinlerdir. Bu besinler eğer çok tüketilirse tuz vücuttan atılırken kemikten kalsiyum çekeceği için kemik erimesi yapabilir. Özellikle gebelik ve lohusalıkta kalsiyum ihtiyacı artar. Eğer fazla tuzlu yenirse bu durum kişinin ayrıca kalsiyum ihtiyacını artırarak kemik erimesini tetikleyebilir. O nedenle tuz oranı yüksek besinlerden kaçınmakta fayda var.

Alıntı: ntvmsnbc.com