sağlık bakanlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık bakanlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Mart 2020 Salı

COVID-19 (coronavirüs 2019) Rehberi




Veriler anlık olarak https://covidinfo.live/ adresinden izlenebiliyor.

2019 aralık ayında ortaya çıktığından beri milyonlarca kişiye bulaşan  ve binlerce kişiyi öldüren  virüsle ilgili sık yöneltilen sorular ve yanıtları şöyle sıralanıyor:




COVID-19 ile grip arasındaki benzerlik ve farklılıklar neler?

Grip (influenza) ve COVID-19; bulașma yolları ve klinik belirtiler açısından birbirine benziyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde yılda 290 – 600 bin kiși grip nedeniyle hayatını kaybediyor. Son iki ayda grip nedeniyle ölenlerin sayısı COVID-19 nedeniyle ölenlerden en az 100 kat daha fazla. Sadece ABD’de bu yıl 26 milyon kiși grip geçirdi ve 250 bin kiși grip nedeniyle hastaneye yattı. 14 bin kiși hayatını kaybetti. Gripte ölüm oranı yüzde 0.05. Bu oran, COVID-19 ile karșılaștırıldığında daha düșük. Bunun nedeni gribe karșı toplumda yüzyıllardır olușan bağıșıklık, grip tedavisinde etkili antiviral ilaçların kullanılması ve gripte akciğer tutulumunun daha az olması.

Bulașma yolları neler?

Șu ana kadar hastalığın bulașma yolunun damlacık yoluyla olduğu bildirildi. Hastayla bir metreden yakın temas, kirli ellerin yüze-göze sürülmesiyle bulașmakta. Virüsün kuluçka süresiyle ilgili bilgiler sınırlı. Virüsle karșılașan kișilerde belirtiler genellikle ilk hafta içinde bașlamakla birlikte bu süre nadiren 27 güne kadar uzayabiliyor. Virüsün dıș ortamda canlı kalma süresi net olarak bilinmiyor.

Çin veya diğer riskli ülkelerden gelen kargolarla hastalık bulașabilir mi?

Genel olarak bu virüsler cansız yüzeylerde kısa süre canlı kalabildiği için paket veya kargoyla bulașma beklenmez. Dünya Sağlık Örgütü’nün de bu konuda kısıtlaması yok. Ancak dıș ortamdan gelen her paket açıldıktan sonra eller yıkanmalı.

Hangi durumlarda COVID-19 enfeksiyonundan șüphelenilmeli?

Ateş ve ani başlangıçlı solunum yolu hastalığı belirtileri (öksürük, solunum sıkıntısı v.b) bulunan kişilerde belirtilerin başlamasından önceki 14 gün içinde Çin’e ve hastalık yayılımımın devam ettiği diğer ülkelere seyahat öyküsü varsa veya kanıtlı/șüpheli COVID-19 hastasıyla teması söz konusuyla hemen diğer kișilerden ayrı bir alana alınmalı, maske kullanması sağlanmalı ve il sağlık müdürlüğüyle iletișime geçilmeli.

Șüpheli hastayla temas durumunda ne yapılmalı?

COVID-19 tanılı veya șüpheli bir kișiyle yakın temas etmiș olanlar, temastan sonraki 14 gün boyunca günde iki kez ateșlerini ölçmeli, öksürük, solunum sıkıntısı, boğaz ağrısı, baș ağrısı, vücut ağrıları, ishal, bulantı, kusma ve burun akıntısı gibi belirtiler açısından kendilerini takip etmeli, belirtiler bașlarsa sağlık görevlilerine bilgi vermeli veya maske kullanarak sağlık kurulușlarına bașvurmalı. Hastayla temas halindeki sağlık çalıșanlarının, aile üyelerinin ve ziyaretçilerin sayısı sınırlanmalı; tüm personel ve ziyaretçiler de dahil olmak üzere hastanın odasına giren tüm kișilerin kaydı tutulmalı. Hastada belirtiler ortadan kalkana kadar bu önlemlere uyulmalı.

COVID-19 teșhisi nasıl konulur?

Son iki hafta içinde COVID-19 hastalığının yayılmaya devam ettiği bir ülke veya bölgeye seyahat etmiș veya COVID-19 tanısı konulmuş kișiyle bir metreden yakın teması olan kișilerde ateș, öksürük, solunum güçlüğü gibi belirtiler bulunması halinde olası COVID-19 ön tanısıyla burun ve boğazdan numune alınarak teșhisi için referans laboratuvarına gönderilir. Kesin tanı moleküler yöntemlerle (PCR) konulmakta.

Klinik özellikleri neler?

Enfeksiyonun yaygın belirtileri ateș, öksürük, nezle benzeri belirtiler ve solunum güçlüğü șeklindedir. Ciddi vakalarda ağır alt solunum yolu enfeksiyonu, solunum yetmezliği, böbrek yetmezliği ve ölüme neden olabilir. Hastaların yüzde 80’inde hastalık hafif seyretmektedir.

Hastalık kimlerde ağır seyretmekte?

COVID-19, ileri yaș ve eșlik eden hastalığı (astım, diyabet, kalp hastalığı gibi) bulunanlarda daha ağır seyrediyor. Bugünkü verilerle hastalık yüzde 10-15 olguda ağır seyrediyor, yaklașık yüzde 2-3 olguda da ölümle sonuçlanıyor.

Yașa göre hastalığın ağırlığı nasıl değișmekte?

80 yașının üzerindeki hastalarda ölüm oranı yüzde 14.8. 70-79 yașları arasındaki hastalarda yüzde 8. 10-40 yaș arasında ölüm oranı yüzde 0.2. 10 yașın altındaki çocuk hastalarda ölüm kaydedilmedi.

COVID-19 için etkili bir tedavi var mı?
Hastalığa özgü olarak geliștirilmiș bir ilaç henüz yok. Hastanın genel durumuna göre destek tedavisi uygulanmakta. Benzer virüslere karșı etkili bazı ilaçların yeni corona virüs üzerinde de etkili olduğunu gösteren çalıșmalar olmakla birlikte özgül tedavi için araștırmalar sürmekte.

COVID-19 için așı var mı?

Hayır, yeni corona virus (SARS CoV-2) için koruyucu etkili bir așı henüz bulunmamakta. Etkili ve güvenli bir așının üretilebilmesi için en az bir buçuk yıla ihtiyaç var.

Korunma önlemleri neler?

Akut solunum yolu enfeksiyonlarının bulașma riskini azaltmak için alınması gereken önlemler COVID-19 için de geçerli:

El temizliğine dikkat edilmeli. Eller en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla yıkanmalı, sabun ve suyun olmadığı durumlarda alkol bazlı el antiseptiği kullanılmalı. Antiseptik veya antibakteriyel içeren sabun kullanmaya gerek yoktur, normal sabun yeterli.

Eller yıkanmadan ağız, burun ve gözlerle temas edilmemeli.

Hasta insanlarla temastan kaçınmalı (mümkün ise en az 1 m uzakta bulunulmalı,rüzgar ve diğer etmenlere göre bu mesafe 4 metreye çıkarılmalı).


Sağlık çalışanları dışında tüm bireyler ortak alanlarda ve dış mekanlarda 3 katlı cerrahi maske takmalı, n 95 maske ve türevleri sağlık çalışanları dışında kullanılmamalı..

Hasta insanlarla veya çevreleriyle doğrudan temas ettikten sonra eller yıkanmalı, ortak kullanılan nesneler ve yüzeyler dezenfekte edilmeli, havlu gibi kișisel eșyalar ortak kullanılmamalı.

Hastaların yoğun olarak bulunması nedeniyle mümkün ise sağlık merkezlerine gidilmemeli, sağlık kurulușuna gidilmesi gereken durumlarda diğer hastalarla temas en aza indirilmeli.

Öksürme veya hapșırma sırasında burun ve ağız tek kullanımlık kağıt mendil ile örtülmeli, kağıt mendilin bulunmadığı durumlarda ise dirsek içi kullanılmalı, mümkünse kalabalık yerlere girilmemeli, eğer girmek zorunda kalınıyorsa ağız ve burun kapatılmalı, tıbbi maske kullanılmalı.

Çiğ veya az pișmiș hayvan ürünleri yemekten kaçınılmalı. İyi pișmiș yiyecekler tercih edilmeli.

Seyahat sonrası 14 gün içinde herhangi bir solunum yolu semptomu olursa maske takılarak en yakın sağlık kurulușuna bașvurulmalı, doktora seyahat öyküsü hakkında bilgi verilmeli.



COVID-19 hastalığı evde atlatılabilir mi?

Evet. COVID-19 çoğu kișide nezle veya gribal enfeksiyon gibi geçirilmekte, evde takip edilebilmekte. Salgının önlenmesi için hafif üst solunum yolu belirtileri varlığında mümkün ise sağlık kurulușlarına gidilmemesi, gidilmesi gereken durumlarda mutlaka maske takılması ve diğer hastalarla temasın en aza indirilmesi önemli. Kronik hastalığı olanlar ile 60 yașın üzerindekilerin ise salgın durumunda, hastalıktan korunmak için evde kalmaları, belirtiler bașlaması halinde ise gecikmeden sağlık kurulușlarına bașvurmaları önerilir.

Alıntı:diken.com.tr
resim:listaka.com

13 Şubat 2014 Perşembe

112 Özelleşmesi Hakkında Bakanlıktan Açıklama

Sağlık Bakanlığı, ’112 acil sağlık hizmet birimlerine ait ambulanslar ve çalışan personelin özelleştirildiği’ öne sürülerek yayınlanan haberlerin gerçekten uzak olduğunu açıkladı.

Bakanlıktan kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacıyla gerçekleştirilen açıklamada, “Söz konusu haberlerde dile getirilen Kocaeli, Bursa ve Ankara illerinde gerçekleştirilen uygulama; hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinin daha etkin bir şekilde verilebilmesine yönelik olarak il sağlık müdürlüklerimizin o yıl için ortaya çıkan ihtiyaç ve taleplerini gidermek amacıyla yalnızca ambulans ya da şoförü ile beraber ambulans kiralaması biçimindedir. Bu kiralama hizmeti için, ihtiyaç ve talep bildiren illere bir sene için müsaade edilmektedir. Bu çerçevede 2013 yılı içinde ülke genelinde toplam 68 şoförlü ambulans hizmet alımına müsaade edilmiştir.” sözlerine yer verildi.

112 ambulansları veya personellerinin taşeron şirketlere verilmesinin söz konusu olmadığına dikkat çekilen açıklamada, “Bu çerçevede görevini yerine getiren ambulanslar da 112 hizmeti vermekte, hizmetten faydalanan vatandaş açısından hiçbir fark olmamakta ve herhangi bir ücret istenmemektedir. Bu ambulansların 24 saat hizmet sunmasında amaç, hizmetin kesintisiz bir şekilde devam etmesidir. 2006 yılında ilan edilen Ambulanslar ve Acil Sağlık Araçları ile Ambulans Hizmetleri Yönetmeliği ‘nin söz konusu maddesi ‘Ambulans servisleri, özel sağlık kuruluşları ile ambulans hizmet alımı için sözleşme imzalanabilir. Ambulans servislerinin hangi bölgelerde ve hangi miktarda kuruluşla sözleşme imzalayabileceği müdürlük tarafından ilgili şubelerden meydana getirilecek bir heyet tarafından tespit edilir.’ biçimindedir. Aynı yönetmelikte ambulans servisi ruhsatlandırma işleminin yalnızca özel ambulanslar için gerçekleştirildiği ifade edilmektedir. Bundan dolayı burada hizmet alımında amaç özel sağlık kuruluşlarının özel ambulans servislerinden ambulans hizmeti temin edilebilmesidir.” cümleleri sarf edildi.

 Alıntı:mynet.com

25 Aralık 2013 Çarşamba

İzmir Vatandaşlarda ''Suriyeli'' Oldu!..


Ülkelerindeki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriyeliler’in sağlık harcamalarından para alınmaması üzerine, İzmirli bazı vatandaşların hastanelere giderek kendilerini Suriyeli olarak tanıttığı ortaya çıktı. Haber Türk Egeli’den Mert Neşet Uslu’nun haberine göre hastaneye gittiğinde ilaç ve muayene parası ödemek istemeyen uyanık vatandaşların, ‘’ Biz Suriyeliyiz, bize bakın ‘’ dediği ifade edildi. Suriyelilerin sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanırken, vatandaşlardan para alınmasının haksızlık olduğunu belirten Türk Sağlık Sen 1 No’lu Şube Başkanı Ahmet Doğruyol, ‘’ Suriyeliler’in para vermediğini duyan vatandaşlarda hastanelerde kendilerini Suriyeli olarak tanıtmaya başladı. Sağlıkçılar bu nedenle zor durumda kaldı’’ dedi.

700 BİN MÜLTECİ

Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye gelen mülteci sayısı 700 bine yaklaşırken, hükümet sığınmacıların sağlık hizmetlerine para ödememesi için harekete geçti. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Başkanlığı’ndan gönderilen yazıda, Suriyeliler’in sağlık harcamalarının Valiliklere faturalandırması istendi. Yapılan bu düzenleme ile Suriyeli vatandaşlar hastanelerden ücret ödemeden yararlanmaya başlarken, İzmirli bazı uyanıklara da gün doğdu. İzmir’de, Suriyeli vatandaşların hastane harcamalarına para ödemediğini öğrenen vatandaşlar, hastanelere giderek kendilerini Suriyeli olarak tanıtmaya başladı. Her gün hastanelere gelen onlarca vatandaşın, ‘’ Biz Suriye’deki savaştan kaçıp geldik. Bize bakın ‘’ dediği öğrenildi. Çoğu vatandaşın hastane personeline kimlik bilgilerini vermek istemediği ve ücretsiz olarak bakılmak için ısrar ettiği öğrenildi.

AYIRT ETMEK ZOR

Suriyeli vatandaşların para ödemediğini duyan kişilerin de kendilerini Suriyeli olarak tanıttığını vurgulayan Türk Sağlık Sen 1 No’lu Şube Başkanı Ahmet Doğruyol, ‘’Sağlık çalışanı arkadaşlarımız, bazı vatandaşların hastaneye gelerek kendilerini Suriyeli olarak tanıttıklarını ve para ödemek istemediğini belirtti. Bir tarafta Suriyelilerden para alınmazken, kendi vatandaşlarımızdan ise alınıyor. Böyle şey olmaz. Yapılan büyük haksızlıktır. Sıkıntıların üstüne bir de bu eklendi. Çalışanlar Suriyelileri ayırt etmeye mi çalışacak? Bu duruma son verilmeli’’ diye konuştu.

VALİLİKLER ÖDEYECEK

Başbakanlık Afet ve Acil Durum Başkanlığı’ndan Valiliklere gönderilen yazıda, şu ifadelere yer verildi: ‘’Geçici koruma altına alından Suriyeli misafirlerin tedavi giderleri Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında faturalandırılacak. Tedavi giderleri sağlık kuruluşlarının bulunduğu ilin valiliklerine faturalandırılacak. İlaç, protez, diş, gözlük, işitme cihazı gibi malzemeler, SUT’ta belirtilen usul ve esaslara göre temin edilecek’’

BÖYLE BİR ŞİKAYET YOK

İzmir Sağlık Müdürü Bediha Türkyılmaz, bazı kişilerin "Suriyeliyim" diyerek hastanelerde ücretsiz muayene olduğu iddiasıyla ilgili kendilerine bu yönde ulaşmış bir şikayetin bulunmadığını bildirdi. Türkyılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kendilerini Suriyeli olarak tanıtan kişilerin ücretsiz sağlık sisteminden yararlandığına yönelik haberin gazetede yer aldığını, bunun üzerine kentteki büyük hastanelerle görüştüklerini bildirdi. İncelemelerinde böyle bir olaya rastlamadıklarını dile getiren Türkyılmaz, "Bize ulaşan herhangi bir şikayet yok. Olsa gereken yapılır" dedi.

Alıntı:egedesonsöz.com

29 Nisan 2013 Pazartesi

Tamgün Faturası: Üniversitelerde Bazı Bölümler Kapanabilir

Tam Gün Yasası’nda yapılan değişiklik sonrası Türkiye ’nin en büyük iki tıp fakültesi ağır yara aldı. İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Cerrahpaşa ve İstanbul Tıp Fakültesi’nden 264 öğretim üyesi ayrıldı. İki tıp fakültesinde toplam 14 bölüm, öğretim üyesi yokluğundan kapanma tehlikesi altında.

2011 yılında Tam Gün Yasası’nda yapılan değişiklikle üniversitelerdeki öğretim üyeleri ‘ya üniversite ya özel muayenehane’ seçimine zorlanmıştı. Yasanın ardından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ile İstanbul Tıp Fakültesi’nde görevli olan 1001 öğretim üyesinden 264’ü istifa ederek görevinden ayrıldı. Kalan 737 öğretim üyesinden 311’i sadece derslere girebilir hale geldiği için hasta muayenesi yapamıyor. Sadece 426 öğretim üyesiyle hizmet vermeye çalışan Türkiye’nin en köklü iki tıp fakültesinde durum hiç de iç açıcı değil. Çünkü Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Bölümü öğretim üyesi olmadığı için yaklaşık iki yıldır muayene için hasta kabul etmiyor. Bölümde yatışı yapılmış hastaları ise İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Kardiyoloji Enstitüsü’nden bir öğretim üyesi haftada iki gün gelip kontrol ediyor. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Ağız, Yüz ve Çene Cerrahisi’nde ise bir tane öğretim üyesi bile yok.

Profesörsüz kaldılar

BİR ÖĞRETİM ÜYELİ BÖLÜMLER: İstanbul Tıp Fakültesi’ne bağlı Aile Hekimliği, Göğüs Cerrahisi, Ağız, Yüz ve Çene Cerrahisi bölümlerinde sadece birer öğretim üyesi bulunuyor.

İKİ ÖĞRETİM ÜYELİ BÖLÜMLER: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne bağlı Göğüs Cerrahisi, Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastanesi, Üroloji Bölümü, Aile Hekimliği ve Estetik Cerrahi bölümlerinde ise ikişer öğretim üyesi bulunuyor.

130 YATAK BOŞ ÇÜNKÜ HEMŞİRE YOK: Tıp fakültelerinin diğer bir sorunu ise hemşire eksikliği. Birçok bölümde hemşire eksikliği bulunan fakültelerin bazı bölümleri birleştirildi. Toplam 2621 hasta yatağına sahip Cerrahpaşa ile İstanbul Tıp Fakültesi’nde 130 hasta yatağı hemşire eksikliğinden dolayı hizmet veremiyor. Mevcut hemşireler ise personel eksikliğinden dolayı izinsiz çalışıyor.

İKİ FAKÜLTEYİ BİR DE DEPREM RİSKİ VURDU: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ile İstanbul Tıp Fakültesi’nin diğer büyük sorunu ise deprem riski. Nitekim İstanbul Tıp Fakültesi’ne bağlı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları binası ile Çocuk Psikiyatrisi Bölümü deprem riski nedeniyle yıkıldı.

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne bağlı Onkoloji binası ile Çocuk Kreşi binası yine depreme dayanıksız oldukları için kapatılmış durumda.

240 milyon lira birikmiş borçları var

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ile İstanbul Tıp Fakültesi’nin tek sorunu öğretim üyesi eksikliği değil. Mali sorunlar nedeniyle her iki fakültenin 2006 yılından bu yana toplam 240 milyon lira birikmiş borcu bulunuyor. Bütçe eksikliğinden dolayı borçlarını ödeyemeyen fakülteler tedavi için firmalardan tıbbi malzeme ve ilaç alamıyor. Bu durumda fakülteler ilaçlara ortalama yüzde 25 oranında daha fazla ödeme yapıyor.

SGK hesabı: Ameliyatı öder, tansiyon-şekere karışmam!

Tıp fakültelerinin bu kadar borçlanmasının en büyük nedeni ise SGK’nın çeşitli hizmetler için ödediği Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) fiyatlarının düşük olması. Son yedi yılda tıbbi malzeme ve ilaç fiyatları yüzde 56 artarken SUT fiyatlarında herhangi bir artış olmadı.

Tıp fakültelerinin diğer bir sorunu da ‘ne kadar kaliteli hizmet o kadar düşük ücret’ mantığıyla finanse edilmesi. Örneğin böbrek ameliyatı olması gereken, fakat aynı zamanda tansiyon ile şeker hastalığı bulunan bir hasta böbrek ameliyatı olmadan önce tansiyon ve şeker tedavisi görmek zorunda. Hasta tansiyon ve şeker hastalığı tedavisi gördükten sonra böbrek ameliyatı oluyor. Bu durumda hasta böbrek ameliyatı olurken aynı zamanda şeker ve tansiyon tedavisi de görmüş oluyor. Ancak SGK tansiyon ve şeker tedavisi gören hastanın sadece böbrek ameliyatı ücretini ödüyor. Durum böyle olunca fakülteler mali açıdan zarara uğruyor.

Tasarruf önlemi: Personele de paralı Fakültelerin borçlanmasının bir diğer sebebi ise döner sermaye gelirinin az olmasına rağmen hastane giderlerinin çok büyük bir bölümünün döner sermayeden ödeniyor olması. Fakültelerde ders veren öğretim üyelerinin Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) ödeneği de dahil hastanelerin her türlü giderleri döner sermayeden karşılanıyor. Tıp fakültelerinin sıcak para sıkıntısı, öğrenci harçlarının kaldırılmasıyla daha da artmış oldu. Çünkü öğrencilerden alınan harç ücretleri döner sermayeye aktarılarak kısmi olarak bütçe açığının kapanmasını sağlıyordu. Ancak harçlar kaldırılınca fakültelere giren sıcak para da kesilmiş oldu. Maliye Bakanlığı ise 2013 yılında fakültelerde ders gören öğrencilere yapılan masrafın sadece yüzde 50’sini karşıladı. Kendi içinde tasarruf önlemleri alarak borçlarını ödemeye çalışan üniversite yönetimi, Cerrahpaşa ile İstanbul Tıp Fakültesi yönetiminden, bundan sonra üniversite bünyesinde çalışan 20 bin personelden bile özel yatak ücreti alınmasını istedi.

Hoca yok kapılarına her an kilit vurulabilir

İstanbul Tıp Fakültesİ Aile Hekimliği: 1
Göğüs Cerrahisi:1
Ağız Yüz Çene Cerrahisi: 1
Enfeksiyon Hastalıkları : 3
Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastanesi: 4
Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji: 4

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

Çocuk Kardiyoloji: 0
Ağız Yüz Çene Cerrahisi: 0
Üroloji: 2
Aile Hekimliği: 2
Çocuk Ruh Sağlığı: 2
Göğüs Cerrahisi: 2
Estetik Cerrahi: 2
Enfeksiyon Hastalıkları: 4

4 Nisan 2013 Perşembe

Müdürlükler Tekrar Birleşiyor



Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu Pazartesi günü itibariyle tüm birim amirleriyle birebir görüştü.

Bakan Müezzinoğlu, Sağlık Bakanlığı bürokratlarını değiştirme kararı aldı. Başta müsteşar olmak üzere, Bütün genel müdürlüklerin ve daire başkanlıklarının değişeceği belirtiyor.

Müezzinoğlu, yaklaşık 15 gündür yeni ekibini kurmaya başladı. Müzezzinoğlu'nun tamgün ve teşkilat yasasını beğenmediği ifade ediliyor.

Müezzinoğlu Müdürlükleri Birleştirecek


Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, illerdeki teşkilat yapısı konusunda aldığı prifingler sonucunda bakanlığı temsil eden 3 farklı kurumun olmasını kabul etmedi.

Yeni bakan kamu hastanelerinin ayrı olabileceğini ancak sağlık müdürlükleri ile halk sağlığı il müdürlüklerinin ayrılmasına karşı çıktı. Bu kapsamda bürokratlarına birleşme için talimat verdi. Önümüzdeki günlerde konu netlik kazanacak. İllerde 1. Basamak ve 2. Basamak olmak kaydıyla bakanlığın 2 kurumu olacak. 2 il müdürlüğünün birleşmesine kesin gözüyle bakılıyor.Sadece zamanlaması konusunda belirsizlik var.


Alıntı:personelsaglik.net

31 Mart 2013 Pazar

Sağlık Bakanlığı, Yeni Atama ve Tayin Yönetmeliği'nde Nelerin Değiştiğini Açıkladı

Bakanlığımızca, sağlık hizmetlerinin yurt genelinde etkin ve verimli bir şekilde yürütülmesi amacıyla Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarında görev yapan sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personelinin atama ve yer değiştirmelerine ilişkin usul ve esasları belirleyen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği hazırlanmıştır.

26 Mart 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yönetmelikte yer alan bazı düzenlemeler şunlardır:

· Tabip ve uzman tabiplerin farklı bir kadroda çalıştığı sürelere de hizmet puanı verilmesine dair düzenleme yapıldı.

· 657 sayılı Kanun’un 77. maddesi kapsamında ücretsiz izinde geçirilen süreler ile Kamu Hastaneleri Birliği bünyesinde sözleşmeli geçirilen sürelere de hizmet puanı verilmesi sağlandı.

· Zorunlu yer değiştirmeye tabi personelin görev yaptığı ilden başka bir ilde görevlendirilmesi halinde, eşi olan personelin de bu ile görevlendirilebilmesi için düzenleme yapıldı.

· Kamu Hastane Birlikleri bünyesinde sözleşme imzalayan personelin eşlerinin talepleri halinde eşlerinin görev yaptığı ile atanmasına veya sözleşme süresince görevlendirilmesine imkân sağlandı.

· Kurum içi naklen atamada en çok 5 tercih yapılabilmesi sınırı kaldırıldı.

· Stratejik personelin eş durumundan atamalarında kura şartı kaldırıldı.

·Sözleşmeli aile hekimi olarak çalışanların başka bir ilde aile hekimliği sözleşmesi imzalaması halinde o ile atanması imkânı sağlandı.

· Kamuda geçici işçi olarak çalışanların eş durumundan faydalanması sağlandı.

· Eşleri özel sektörde çalışanların prim ödeme süresi 4 yıldan 3 yıla indirildi.

· Aynı hizmet grubunda bulunan stratejik personelin eş durumu tayinlerinde eşlerin istedikleri ilde bir araya gelmeleri sağlandı.

· Mazeret tayin talebi uygun bulunan ancak görev yaptığı kurumda kadro olmamasından dolayı ataması yapılamayan personelin Bakanlık ve bağlı kuruluşlarının teşkilatları arasında atanabilmesine imkân sağlandı.

· Mazeret takibinde 6 yıllık süre 5 yıla düşürüldü.

· Eşinden boşanan personele C ve D grubu illerin yanında halen görev yaptığı hizmet bölgesi ve grubundaki illerden birine ya da alt bölge illerine atanma hakkı verildi.

· Terör eylemleri sebebiyle şehit, gazi veya mâlûl olanların Bakanlığımız personeli olan birinci derece yakınlarına döneme bağlı kalmaksızın nakil hakkı tanındı.

· Eş ve öğrenim mazeretinden tayin olanların da bir defaya mahsus alt bölge tayin talebinde bulunabilmeleri sağlandı.

· Kamu Hastane Birlikleri bünyesinde görev yapan personelin Birlik içinde Genel Sekreterlikçe yer değişikliğine imkân sağlandı.

Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunulur.

Alıntı:saglik.gov.tr

Sağlık Bakanlığı Yeni Atama ve Tayin Yönetmeliği'nde Neler Değişti?


Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşları Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanarak, yürürlüğü girdi.

Yönetmelikle, sağlık hizmetlerinin yurt genelinde etkin ve verimli bir şekilde yürütülebilmesi için Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarında görev yapan sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personelinin atama ve yer değiştirmelerine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi amaçlanıyor.

Yönetmelik, bakanlık ve bağlı kuruluşların taşra teşkilatlarında görev yapan sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personelini kapsarken, merkez teşkilatlarından taşra teşkilatlarına, taşra teşkilatlarından merkez teşkilatlarına yapılacak atamalar ve görevlendirmeler ile eğitim ve araştırma hastanelerinde görev yapan eğitim görevlisi, başasistan ve asistanları kapsamıyor.

Yönetmeliğe göre, iller 6 hizmet bölgesine ayrılacak ve genel yönetmelikle hizmet bölgelerinde yapılacak değişiklikler bu yönetmeliğe aynen yansıtılacak.

İl ve birim bazında, yılda en az bir defa yenilenen, unvan ve branşlar itibarıyla bulunması gereken personel sayısını gösteren Personel Dağılım Cetveli (PDC) doluluk oranına göre iller, her unvan ve branşta en yüksekten en düşüğe doğru A, B, C ve D olarak dört hizmet grubuna ayrılacak. Ancak istihdam edilen personel sayısı 200′den az olan veya ülke genelinde tüm illerde PDC veya standart öngörülmeyen unvan ve branşlar için İstihdam Planlama Komisyonu’nca 2 ayda bir hizmet grupları belirlenerek ilan edilecek.

Hizmet puanı

Atama ve yer değiştirme işlemlerinde kullanılmak üzere, yönetmelik kapsamındaki personel için her atama döneminden önce atamaya esas olmak üzere çalışılan yerin özelliklerinin göz önüne alındığı hizmet puanı hesaplanacak ve atamalarda bu puan esas alınacak. Hizmet puanlarının eşitliği halinde ise mesleki kıdemi fazla olan personel atamaya hak kazanacak.

Hizmet puanının hesaplanmasında Kalkınma Bakanlığınca hazırlanan İl ve İlçelerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Tabloları esas alınacak.

Bakanlık ve bağlı kuruluşlar, önceden duyurmak suretiyle talepte bulunan personeli geçici olarak görevlendirebileceği gibi ihtiyaç halinde re’sen de görevlendirebilecek. Resen görevlendirilen personel için süre bir mali yılda iki ayı geçemeyecek.

Bakanlık ve bağlı kuruluşların taşra teşkilatları da kendi birimleri içinde ihtiyaç halinde görevlendirme yapabilecek, ancak görevlendirilme bir mali yılda her seferinde 3 ayı, toplamda 6 ayı geçemeyecek.

Sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı kadrolarına aday memur olarak atama ilk atama olacak. İlk atamada uzman tabip, uzman (TUTG), tabip, uzman diş tabibi, diş tabibi ve eczacı kadrolarına atanacaklar kurayla, diğerleri genel hükümlere göre sınavla atanacak. İlk atamada, atama dönemi olmayacak.

Yer değiştirme suretiyle atanma ve dönemleri


Personelin iller arası atamaları Ocak ile Haziran-Eylül döneminde yapılacak. Açık olan ve doldurulmasına ihtiyaç duyulan kadrolar ilan edilecek ve bu kadrolara atanmak isteyen personel, tercih yaparak müracaatta bulunacak. Bakanlık ve bağlı kuruluşları tercih sırasına bakmaksızın hizmet puanına göre atamaları tamamlayacak. Hizmet puanlarının eşit olması halinde tercih sıralamasına bakılacak. Bunun da aynı olması durumunda ise mesleki kıdemi fazla olan personel öncelikli olarak atanacak.

Ancak yer değiştirme suretiyle atama talebinde bulunan personelin görev yaptığı ilde hizmetlerin aksamaması için bakanlık veya bağlı kuruluşları sınırlama getirebilecek.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 74. maddesi çerçevesinde diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan kamu görevlileri, bakanlık ve bağlı kuruluşlarında durumlarına uygun kadrolara naklen atanabilecekler. Kurumlar arası atama kurayla yapılacak. Müracaatları kabul edilenlerin atanacakları yerler de tercihleri doğrultusunda kurayla belirlenecek.

Stratejik personel, dönem ve kura şartına bağlı olmaksızın naklen atanabilecek.

Sağlık ve eş durumu mazeretlerinin belgelendirilmesi ve ilgililerin talebi halinde personel farklı hizmet bölgelerine naklen atanabilecek.

Kendisinin veya kanunen bakmakla yükümlü olduğu eş, anne, baba veya çocuklarından birinin sağlık durumunun, bulunduğu yerde tehlikeye girdiğini veya görev yerinin değişmemesi halinde tehlikeye gireceğini sağlık kurulu raporuyla belgelendirenler, tedavinin yapılabileceği veya sağlığının olumsuz etkilenmeyeceği bir ilin münhal kadrolarına öncelikli olarak atanacaklar.

Eş durumu nedeniyle atama

Personelin eş durumu nedeniyle yer değişikliği talebinde bulunabilmesi için eşinin, 217 sayılı Devlet Personel Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamına giren bir kurum veya kuruluşta memur statüsünde çalıştığını belgelemesi gerekli olacak.

Eşlerin ikisinin de Sağlık Bakanlığı personeli olması halinde kıdeme bakılarak, D veya C hizmet gruplarından uygun bir ilde aile birliğinin sağlanması esas tutulacak.

Eşlerden biri bir başka kurumda çalışıyorsa, varsa o kurumla yapılan protokol hükümleri dönem beklenilmeden uygulanacak. Ancak başka kurumda çalışan eşin, bakanlık veya bağlı kuruluşunun personelinden Genel Yönetmelik hükümleri çerçevesinde unvan, kadro ve görev bakımından üst olması veya zorunlu yer değiştirmeye tabi personel olması halinde eş durumu ataması değerlendirilerek yapılacak.

Teşkilatın bulunmaması veya bir başka yerde istihdamı mümkün olmayan hallerde, ilgili kurumla koordinasyon sağlanarak eş durumu atama talebi değerlendirilecek.

Haklarında adli, idari ve inzibati bir soruşturma yapılmış ve bu soruşturma sonucunda bulunduğu yerde kalmalarında sakınca görülmüş personel, hizmet süresinin tamamlanması şartı aranmadan, yer değişikliği dönemlerine bağlı kalınmaksızın D hizmet grubu illere; il içinde yer değişikliği teklif edilen personel ise haklarındaki kararın mahiyetine göre atanacaklar.

Yönetici atamaları

İl müdürlüğü ve müdürlük unvanlarına, yönetmeliğin puan, PDC, süre ve dönem tayini ile ilgili hükümlerine bağlı kalmaksızın atama veya görevlendirme yapılabilecek.

Bu unvanlara atandıktan veya görevlendirildikten sonra başka yere atanma talebinde bulunanlardan; en az bir yıl süreyle bu görevleri yürütenler bir defaya mahsus olmak üzere talepleri doğrultusunda durumlarına uygun bir kadroya atanabilecekler. Bir yıldan az bu görevleri yürütenler ise önceki kadrolarının bulunduğu ildeki durumlarına uygun bir kadroya getirilecekler.

Bakanlık veya bağlı kuruluşlarının kadrosunda görev yapmakta iken, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında; genel sekreter, başkan, hastane yöneticisi ve başhekim olarak sözleşme imzalayanlardan iki yıl süreyle bu görevleri yürütenler, bir defaya mahsus olmak üzere talepleri doğrultusunda durumlarına uygun kadroya atanabilecekler.

Yeni açılan tesisler

Hizmete yeni açılan tesisler için ihtiyaç duyulan personelin il içinden karşılanması esas olacak. Ancak hizmeti aksatacak ölçüde personel ihtiyacı olan C ve D grubu illerde yeni açılan tesislere atama dönemine bağlı kalmaksızın il dışından atama yapılabilecek.

A ve B grubu illerde çalışan personelin müracaatları öncelikle değerlendirilmeye alınacak ve ataması uygun görülenler hizmet puanı usulüne göre yerleştirilecek. Buna ilişkin hükümler, yeni tesisin açıldığı tarihten itibaren 1 yıl uygulanabilecek.

PDC’de belirlenen sayıyı aşan personelden il merkezinde bulunanların; öncelikle il merkezine, il merkezinde boşluk bulunmaması halinde ilçe, belde ve köylere, ilçe merkezinde bulunanların ise öncelikle ilçe merkezine, ilçe merkezinde boşluk bulunmaması halinde belde ve köylere atama dönemine bağlı kalmaksızın ve hizmet puanı esasına göre resen ataması yapılacak.

Aynı hizmet bölgesi illerde aynı unvan ve branşta görev yapan personel, görev yaptığı bakanlık ve bağlı kuruluş teşkilatı içinde uygun görülmesi halinde karşılıklı olarak yer değiştirebilecek.

Yönetmeliğin geçici maddesine göre, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname gereğince kamu hastane birliklerinin kurulduğu tarihte baştabip ya da baştabip yardımcısı olarak görev yapmakta olup en az 6 ay süreyle bu görevlerini yürütmüş olanlar, bir ay içinde müracaat etmeleri şartıyla bir defaya mahsus olmak üzere PDC dikkate alınarak talep ettikleri yere atanabilecekler.

Yönetmelikle, 8 Haziran 2004 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliği” yürürlükten kaldırıldı.

Alıntı:doktoraktüel.com

8 Şubat 2013 Cuma

Aile Hekimliği'nde Hedef ,Pratisyen Hekimlerin Sistemde Yer Almaması


''Meselâ bu yıl aile hekimleri ciddî bir eğitimden geçecekler, sınavlardan geçecekler. Bu eğitimlerle tıbbî bilgi bakımından ciddî şekilde takviye edilmiş olacaklar. Ama zaman içinde hedeflenen şey, artık tıp fakültesini bitirmiş pratisyen hekimlerin bu işi yapmaması. Aile hekimliği uzmanı olmaları. Oraya doğru bir geçiş olacak''

''Biraz daha yılların geçtiğini düşünelim. Bu sistemin oturduğunu düşünelim. Bundan hekim de daha memnun olur. Hekimler daha nitelikli hâle geldiğinde, hekimlerin ihtiyaçları karşılandığı zaman daha iyi olacak.''


İstanbul Halk Sağlığı Müdürü TAŞDEMİR: “İki farklı müdürlük var, ama vatandaşın aldığı hizmet aynı. Vatandaş yine aile hekimine gidiyor. Biz Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nun İstanbul’daki temsilcisiyiz. Vatandaşa hastane dışında hizmet olarak yansıyan şeylerin hemen hemen tamamı bizde. Biz topluma yönelik çalışmalar yapıyoruz.

”İl Sağlık Müdürlükleri ile Halk Sağlığı Müdürlüklerinin görev alanları karıştırılıyor. Aradaki fark nedir?

İki farklı müdürlük var, ama vatandaşın aldığı hizmet aynı. Hizmet verme bakımından eski yapı devam ediyor. Vatandaşın sağlık teşkilâtı ile ilişkisi bürokratik ilişkiden ziyade hizmet alma ilişkisidir. Sağlığıyla ilgili şikâyeti olur, kendi gider ya da bir yakınını götürür. Böyle baktığımızda bir tarafta aile hekimliği var. Aile hekimliği bizde… Değişen bir şey yok, vatandaş yine aile hekimine gidiyor. Benim buraya gelip ikinci bir müdür olarak atanmam, teşkilâtın ayrılmış olması vatandaşa hiçbir şekilde yansımıyor. Hastaneye gidiyorsa, yine aynı hastaneye gidiyor. Zaten artık geçmişte olduğu gibi farklı kamu hastaneleri yok, yapı birleşti. Dolayısıyla insanlara yansıyan bir şey yok. Ancak, meselâ vatandaşın ambalajlı sular ile ilgili bir şikâyeti var. O bizi ilgilendiriyor. Sigara, tütün denetimi bizi ilgilendiriyor. Vatandaş devletin bir kanalından girdiği zaman, bu şikâyetini ilettiği zaman bu oradan bize zaten geliyor. Eskiden yanlış yere gittiğinde orada tıkanabiliyordu. Yani bu tür spesifik başvurular dışında vatandaşın aldığı hizmet bakımından değişen bir şey yok. Ha ne olur, aile hekimini değiştirmek istiyor diyelim. Onun başvurusunu bize ya da ilçe teşkilâtımıza yapacak.

İl Sağlık Müdürlüğü ne yapıyor artık?

Eskiden her şey oradaydı. Biz tedavi edici hizmetleri üçe ayırıyoruz birinci, ikinci ve üçüncü basamak diye. Birinci basamak aile hekimliğine tekabül ediyor. Bir ilçe devlet hastanesi ikinci basamaktır. Ama bir eğitim ve araştırma hastanesi ya da bir üniversite hastanesi, üçüncü basamak. Şimdi birinci basamak bizde kaldı, ikinci ve üçüncü basamak –müstakil üniversite hastanesi olanlar hariç- kamu hastane birliği şeklinde yapılandı. İl Sağlık Müdürlüğü’nde vatandaşa hizmet olarak yansıyan 112 var. Onun dışında hastanelerin, özel hastanelerin, tıp merkezlerinin denetlenmesi ve ruhsatlandırılması, eczanelerin, kozmetiklerin denetlenmesi… Bir de bu çoklu yapıda koordinasyonun sağlanması gibi bir görevi var.

Hiyerarşik yapıda Bakanın ildeki temsilcisi İl Sağlık Müdürüdür. Biz Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nun temsilcisiyiz. Vatandaşa hastane dışında hizmet olarak yansıyan şeylerin hemen hemen tamamı bizde. Yani buna obezite, tütün mücadelesi, bulaşıcı hastalıklar, kanser kayıtlarının tutulması dahil, yani hastanelerde yapılan şeylerin bir kısmını da biz burada takip ediyoruz. Meselâ, bir bulaşıcı hastalığı olan kişi hastaneye yatabilir. Başkalarına bulaştırıp bulaştırmadığını biz araştırıyoruz, gerekirse temaslıların aşılamasını biz yapıyoruz. Meselâ, kanser hastasının birinci basamakta aşağı yukarı hiçbir işi yok. İş hastanede. Ama kanser kayıtçılığı, kanser taramaları, şeker hastalığıyla ilgili mücadele bizde. Obezite ile mücadele, sağlıklı okullar, beyaz bayrak, yani topluma yönelik sağlık hizmetleri bizde. Toplum sağlığı, halk sağlığı dediğimiz o zaten. En temel fark klinik branşlarda, yani hastane boyutunu düşündüğümüzde, hekim bireyle/ hastayla muhatap olur. Kendine gelen kişiyi belli mahremiyet şartları içinde kabul eder. Muayene eder, teşhis koyar, tedavi yapar vs. Bizde öyle değil. Biz topluma yönelik çalışmalar yapıyoruz. Muayene-teşhis-tedavi sürecini toplum ölçeğinde işletiyoruz. Aile hekimi de bireye hizmet veriyor. Meselâ aile hekimi kendisine kayıtlı bir ailenin bebeğinin aşısını yapıyor. Ama okul aşılarını biz topluca yapıyoruz. Toplum sağlığı merkezleri üzerinden böyle bir farkımız var. Belki bu da zaman içinde aile hekimliklerine aktarılabilir. Ama şu anki yapı böyle.

Daha çok hastalıklara karşı bilinçlendirme ve koruma işi yapıyorsunuz yani?

Evet koruyucu hekimlik diye bir şey oturmuştu. Bunun bir adım ötesi sağlığın geliştirilmesidir. Böyle bir kavram var. Sağlığın korunması var, bundan öte geliştirmek var. Yani insan daha iyi olsun. Sağlıklısınız, bir şeyiniz yok, kilo probleminiz filan yok. Risk faktörleriniz az. Ama daha iyi olabilirsiniz, daha fazla spor yapabilirsiniz. Diyetinizi biraz daha iyileştirebilirsiniz. Psikolojiniz daha iyi olabilir vs. Dünya Sağlık Örgütünün sağlık tanımı var. “Bedenen, ruhen ve sosyal açıdan tam bir iyilik hâlidir” diyor. Bu ilginç bir tanım. Bedenen, ruhen hadi tamam anladık da, sosyal? Sağlığın geliştirilmesi diye bir genel müdürlük kuruldu Türkiye’de. Bu ilginç bir şey... Sağlığın geliştirilmesi için çaba gösteriliyor. Vatandaşı bilinçlendirmek üzere eğitimler, kamu spotları, yani sağlığın korunması, geliştirilmesi, birinci basamak hizmetler… Bunun yanında Halk Sağlığı Laboratuvarlarımız var.

Aile hekimliğinden söz ettiniz. Tabiî yeni bir uygulama Türkiye için. Bu uygulama tuttu mu? Ve hekimler bazında ve hastalar nezdinde farklı şikâyetlerde olabiliyor. Hekim başına düşen hasta sayısı fazla… Hastalar istediklerini bulabiliyorlar mı?

Aile hekimliği 2005’te pilot uygulama olarak Düzce’de başlamıştı. 2010’un son aylarında da İstanbul dahil edildi. İki yılı biraz geçti. Yani İstanbul bu uygulamaya katılan son illerdendi. Sistem oturdu. Daha doğrusu tuttu diyelim. Tutmayabilir, deniyordu, ama tuttu. Biz 2004 yılında üniversite olarak Sağlık Bakanlığı için hekimler arasında bir araştırma yaptık. Yani “Bu sistem tutar mı tutmaz mı? İyi mi kötü mü? Size göre nasıl?” diye… Hekimler ağırlıklı olarak “Bu iyi bir sistem, ama biz böyle büyük değişimlere aşina değiliz. Öyle bir tecrübemiz ve kültürümüz yok. Yüzümüze gözümüze bulaştırırız, o yüzden fazla oynamayın. Sağlık ocaklarını biraz iyileştirmek yeter, fazla karıştırmaya gerek yok” dediler. Biz bu bilgiyi, veriyi alıp oradan aktarmakla görevliydik… Ama kendimi tutamayıp araya girdiğim tek yer buydu. Yani “Onlar yapıyor da biz niye yapamıyoruz? Biz ne zaman ‘yapabiliriz’ diyeceğiz? Yüzümüze gözümüze bulaştırmayız diyeceğiz?” diyordum. Çok şükür öyle de oldu. Şu anda tuttuğunu görüyoruz.

Kalabalık nüfusa rağmen başlanması iyi oldu. Nüfus kalabalık, ama o nüfusa illâ “Aile hekimine gideceksin!” denilmiyor. Meselâ Hollanda’da insanlar aile hekimine uğramadan hastaneye gidemiyor. Öyle bir sınırlama var. Çünkü aile hekimi başına düşen nüfus 2300 kişi, öyle 1000 filan değil. Hekim başına nüfus başka bir şey, aile hekimi başına düşen nüfus başka bir şey, buna dikkat etmek lâzım. Orada sayılar biraz daha iyi. Bizde biraz yüksek, doğru, ama insanların direkt hastaneye gitme imkânları var. Dolayısıyla bizim aile hekimi başına düşen kişi sayımız 3500’ün biraz üzerinde. Günlük görülen hasta sayısı eskiden olduğu gibi 120-130 kişi değil. Sayılar belli. Aile hekimi başına düşen muayene sayısı 40 civarında. Ama iyi bir şey oldu. Önceden poliklinik yükünün yarıdan fazlası hastanede idi, şimdi ise aile hekimliğine kaymış durumda. Bu zaman içinde artacaktır diye umuyoruz. Çünkü aile hekimliği de epey desteklendi ve geliştirildi. Bunu vatandaşın bir kısmı görmüyor ya da bilmiyor olabilir. Nasıl? Meselâ Aile Hekimliğinde bizim çok güzel bir laboratuvar hizmetimiz var. Hastanelerden asla geri olmayan ve Türkiye’nin en büyük laboratuvar sistemi. Yani bu eskiden olduğu gibi sağlık ocağının bir köşesinde yapılan bir şey değildir. Her gün kanlar alınıyor, mükemmel bir lojistik sistemi ile gidiyor. Beş ayrı laboratuvarda bunlar analiz ediliyor. Ve ertesi gün hekimin ekranına düşüyor. Bunun arkasından görüntüleme gelecek meselâ. Belli filmler çekilecek, bunlar elektronik ortamda tutulacak. İnsanlara filmleri artık cd’lerde veriliyor. Eskiden olduğu gibi poşetlerde filan değil. Bu da kaldırılmış oldu. Elektronik ortamdaki filmleri hekimler istedikleri yerde raporlayabilecekler. Yani işimiz kolay, hızlı ve ekonomik hâle gelecek. Bunu da yapacağız inşallah.

Bunun yanında aile hekimlerini de biraz daha geliştirdiğimiz zaman… Meselâ bu yıl aile hekimleri ciddî bir eğitimden geçecekler, sınavlardan geçecekler. Bu eğitimlerle tıbbî bilgi bakımından ciddî şekilde takviye edilmiş olacaklar. Ama zaman içinde hedeflenen şey, artık tıp fakültesini bitirmiş pratisyen hekimlerin bu işi yapmaması. Aile hekimliği uzmanı olmaları. Oraya doğru bir geçiş olacak. Mevcut aile hekimliği eğitimi hastane ağırlıklı bir eğitim. Yani hastane odaklı… Birinci basamak odaklı değil. Şimdi birinci basamakta yapacaklar bunu. Eğitim Araştırma Hastaneleri ve Üniversite Hastaneleri “eğitim aile sağlığı merkezleri” oluşturacaklar kendi muhitlerinde. Hem hastanesine gelir temin etmiş olacak, hem asistan hem de öğrenci yetiştirecek. Ayrıca, o bölgenin hizmetini vermiş olacak. Böylece aile hekimleri yavaş yavaş uzman statüsünü kazanmış olacaklar. Düşünün yakınınızda bir yer, sizi, çocuğunuzu, ailenizi tanıyor… Bu güzel bir şey. Elektronik kayıtlar var. Geçmişte ne olduğunu görebiliyor. Biraz daha yılların geçtiğini düşünelim. Bu sistemin oturduğunu düşünelim. Bundan hekim de daha memnun olur. Hekimler daha nitelikli hâle geldiğinde, hekimlerin ihtiyaçları karşılandığı zaman daha iyi olacak.

Halk şu anda bu sisteme nasıl bakıyor?

Memnuniyet durumu izleniyor, oran ciddî manada yükseldi. Ama daha yapacağımız şeyler var. Memnuniyet oranı yüzde 80’e yaklaştı derken yüzde 20’yi de unutmamamız lâzım. Onlar niye memnun olmuyor. Onun için ne yapmak lâzım diye.

Gerçi bazen aile sağlığı merkezleri “ilâç yazdırma yeri” gibi görülüyor. Bu normal midir?

Bizim burada yaptığımız, insanların ilâç yazdırırken bile kontrol ve takip altında olması. İlâç yazdırmanın da bir usûlü olması lâzım. Bu bir kültür. Bunun değişmesi biraz zaman alıyor.


Hollandalılar Bize Danıştı

Tabiî hastalığın devlete yüklediği maliyet fazla. Yani insanları hastalıktan korumak için yapılan çalışmalar devlet için daha kârlı olur her halde?

Evet, buraya harcadığınız her 1 lira, öbür taraftan 3-4 lira tasarruf getiriyor. Yani sadece parayı düşünüyor olsanız bile bunu yapmanız lâzım. Koruyucu hizmetler her açıdan önemli. Ekonomik açıdan da, insanların çektiği bedenî ve ruhî yük olarak da baksanız, koruyucu hizmetler daha önemli tabi. Ona kaynak ayırmak gerekiyor.
Geçen Cuma Hollanda’dan 57 kişilik bir heyet geldi. Bir kısmı da bizimle buluştu. Diyorlar ki, “Hollanda’nın nüfusu İstanbul’un nüfusu kadar. Bütçesi Türkiye kadar. Sağlığa ayırdığı pay oransal olarak daha fazla. Nüfusumuz artıyor. Ne yapacağız?” Yani, masraf fazla, talepler artıyor diyorlar. Refah toplumuyuz... Onlar dahi maliyet artışından kaygılı… Oradaki bakanlığın adı “Sağlık, Spor ve Refah Bakanlığı.” Bakanın sağ kolu olduğu söylenen bir genel müdürle sohbet ettik. “Nasıl yapıyorsunuz?” diyor. “Bu kadar az parayla bu kadar fazla nüfusa nasıl hizmet veriyorsunuz?” diye soruyor. Tecrübemizden faydalanmak istiyorlar. Koruyucu hizmetleri iyi seviyede vermelerine rağmen, maliyet artışına çözüm arıyorlar. Bizim de onlardan örnek alacağımız çok şey var.

Mustafa Taşdemir kimdir?

Doç. Dr. Mustafa Taşdemir, 1963 yılında Amasya’da doğdu. İlköğrenimini Amasya’da, ortaöğretimini Samsun Anadolu Lisesi’nde ve lise eğitimini Kuleli Askeri Lisesi’nde tamamlayan Taşdemir, 1982-1984 yıllarında Boğaziçi Üniversitesi’nde tarih ve felsefe okudu. Ardından girdiği Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinden 1990 yılında mezun oldu. Göreve başladığı ilk yer olan Sivas Şarkışla’dan sonra Ankara’nın Ayaş ilçesinde bir yıl çalıştı. 1994 yılı başında, mezun olduğu Marmara Üniversitesi’nde halk sağlığı ihtisasına başladı. Sağlıkta kalite yönetimi alanında hazırladığı uzmanlık teziyle 1998’de halk sağlığı uzmanı oldu ve kalite yönetimi uygulamalarında uzmanlaşmak amacıyla özel sektörde çalışmaya başladı. 2001 Yılında Marmara Üniversitesi’nde şimdiki adıyla Sağlık Bilimleri Fakültesi Sağlık Yönetimi Bölümü’nde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. 2008’de aynı üniversitede Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı’na geçti. 2004-2005 yıllarında Sağlık Bakanlığı Ulusal Sağlık Akreditasyon Sistemi Yönlendirme Komitesi üyesi olarak çalıştı. 2008-2009 döneminde yaklaşık 1 yıl süreyle Sağlık Bakanlığı’nda kıdemli eğitim ve araştırma koordinatörü olarak görev yaptı. 15.05.2012 tarihinde İstanbul Halk Sağlığı Müdürlüğü’ne atanan Doç. Dr. Mustafa Taşdemir çeşitli dergilerde hakemlik ve editörlük yapmaktadır.
Evli; biri kız, üç çocuk babası olan Taşdemir, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

Alıntı:  ABDULLAH ERAÇIKBAŞ-FARUK ÇAKIR-YENİ ASYA

Saplık Bakanlığı'ndan Performans Açıklaması

Son günlerde basınımızda "Performansa Dayalı Ek Ödeme Sisteminin Kalktığı ve Sağlık Çalışanlarına Ek Ödeme Yapılmayacağına" dair yer alan haberler gerçeği yansıtmamaktadır.


Kamu Hastaneleri Birliklerine 31 Ocak 2013 tarih ve 297 sayılı yazımız ile yapılan duyuru; Ocak ayı performansa dayalı ek ödeme hesaplamalarının, sağlık çalışanları lehine düzenlemelerin yer aldığı yeni yönetmeliğe göre yapılması ve mükerrer iş yükü oluşmaması amacıyla yapılmıştır.


Ocak 2013 döneminin performansa dayalı ek ödemeleri personelimize yeni düzenlemeler doğrultusunda ve zamanında ödenecek olup, personelimizin herhangi bir hak kaybı olmayacaktır.


Kamuoyuna saygılarımızla duyurulur. 

23 Ocak 2013 Çarşamba

700.000 sağlık çalışanı işçi mi olacak?


Sağlık Bakanlığı’nın kamu özel sektör işbirliğiyle dev şehir hastaneleri yapımına ilişkin tasarısı muhalefeti ayağa kaldırdı. 'Yerli ve yabancı yandaşlarınıza ülkenin geleceğini peşkeş çekiyorsunuz' '2.5 yıllık kira bedeliyle binayı yapacak, geri kalan 46.5 yıl kira alacak' 'Doktor, hemşire, sağlık teknisyeni 700 bin sağlık çalışanını işçi yapacaksınız" sözleri havada uçuştu. Tasarı görüşmelerine sendikalar gelmezken, Uluslar arası Yabancı Sermaye Derneği hazır bulundu. Sağlık Bakanı Akdağ, "Türkiye'de bugün kimse öküzlerini ya da karısının kolundaki bilezikleri satarak sağlık hizmeti almıyor" dedi.


Sağlık Bakanlığı’nın İstanbul, Ankara, Kayseri, İzmir, Eskişehir gibi illerde kuracağı dev şehir hastanelerine ilişkin yasa tasarısının Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki dünkü görüşmeleri sert tartışmalara neden oldu. Muhalefet milletvekillerinin sıkı bir hazırlık yaparak geldikleri toplantıda, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlandı.

FİYAT FARKI YÜZDE 60

CHP Milletvekili Aytuğ Atıcı bu modelde sağlığın alınır satılır bir meta haline geldiğini belirterek, 25 yıllığına kira garantisi verilen Kayseri hastanesinin 3 yılda kendini amorti edeceğini, ama firmaya 22 yıl boyunca kira ödeneceğini ileri sürdü. Kayseri’de yatak başına 5.8 lira olan bakım bedelinin; Ankara Bilkent’te 7 liraya çıktığına dikkat çekti. “Hadi diyelim, Ankara daha pahalı. Peki o zaman aynı kentte, Bilkent’te 7 lira olan bakım bedeli, Etlik’te nasıl oluyor da 11,5 liraya çıkıyor. Fiyat nasıl oluyor da yüzde 60’tan fazla artıyor” diye sordu.

Aytuğ, “Hem bugünümüzü hem geleceğimizi satıyorsunuz. Bizi 49 yıl kira ödemeye mahkum ediyorsunuz” dedi.

“ÖNCE EVİN KİLİMİNİ ŞİMDİ KENDİSİNİ SATIYORSUNUZ”


CHP Milletvekili İzzet Çetin, sağlık tesislerinin kiralama karşılığı yaptırılması modelinin neden Kamu İhale Kanunu ile KDV ve harçlardan muaf tutulduğunu sordu. İngiltere’de bu model üzerine Sayıştay’ın yazdığı raporlara dikkat çeken Çetin, “Osmanlı’dan bu yana halkın birikimlerini kötü bir miras yedi gibi sattınız. Rahmetli Erbakan sizleri, ‘evin halısını, kilimini satan hayırsız evlatlara’ benzetmişti. Şimdi de evin kendisini satıyorsunuz” dedi.

Bu düzenlemeyle sağlığın bir kamu hizmeti olmaktan çıktığını belirten Çetin, Erzurum’da bin 200 yataklı bir kamu hastanesinin (Bakan 700 yatak, diye düzeltti) 193 milyon liraya mal olurken, Kayseri’de 1500 yataklı hastanenin nasıl oluyor da 650 milyon liraya mal olacağını sordu. “Yıllık 138 milyon lira kira vereceksiniz. Adam 3-5 yıllık kira karşılığı servete konacak. Bu bir peşkeş çekme modelidir. Kamudan yandaşa kaynak transferidir” dedi.

Kar amacıyla bu işe giren firmaların kredilerine ve bunların türevlerine Hazine garantisi verildiği gibi bir de KDV’den ve harçlardan muaf tutulduğunu vurgulayan Çetin, “Oysa adam zaten kar etmek için işi alıyor, burada zaten çıkarları var. Bu garanti niye? Tıpkı Osmanlı döneminde olduğu gibi yerli yabancı yandaşlarınıza imtiyazlar veriyorsunuz” diye konuştu.

“PATRONLAR BURADA ÇALIŞANLAR YOK”

MHP Milletvekili Mehmet Günal, tasarının 700 bin sağlık çalışanını yakından ilgilendirmesine rağmen, hiçbir sendikanın komisyona çağrılmamasına sert tepki gösterdi.

“Bütün hastaneler yerle bir oluyor, bütün çalışanların yerleri, statüleri değişiyor. Ama temsilcileri buraya çağrılmıyor” diyen Günal, Memur-Sen, Kamu-Sen ve KESK gibi memur konfederasyonları ile işçi konfederasyonlarının da toplantıya çağrılarak görüşlerini bildirmelerini özellikle talep etmelerine rağmen çağrılmamalarını eleştirdi.

Bunun üzerine Türk Tabipleri Birliği ve Uluslar arası Yabancı Sermaye Derneği’nin (YASED) davet edilmediği halde toplantıya geldiği bilgisi verilmesi üzerine CHP Milletvekili İzzet Çetin, “Demek ki YASED yandaş kuruluş, kendilerine haber verilmiş ama sendikalara haber verilmemiş” yorumunu yaptı.

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Lütfi Elvan ise davetlerin sadece konuyla doğrudan ilgili sivil toplum kuruluşlarına ve meslek odalarına yapıldığını ancak dolaylı ilgisi olup da gelmek isteyen kimseyi geri çevirmediklerini vurguladı.

TÜRKİYE İÇİN VAZGEÇİLEMEZ BİR MODEL


AKP Milletvekili Recai Berber, bu modelle sadece inşaat yapılmadığını, bu nedenle klasik yöntemle yapılan hastane bedelleriyle bunların karşılaştırılamayacağını savundu. Kamu özel ortaklığının Türkiye için vazgeçilmez bir model olduğunu belirten Berber, bu yöntemle özel sektör kaynaklarını da yatırımlara dahil ettiklerini söyledi.

“2.5 YILLIK KİRA MALİYETİNİ KARŞILAYACAK 46.5 YIL KİRA ALACAK”

CHP Milletvekili Aydın Ayaydın tasarı ile sağlığın bir emtia haline getirildiğini belirterek, milyarlarca dolarlık hastane yapımlarının Kamu İhale Kanunu kapsamı dışına çıkarıldığına dikkat çekti. “Yüklenici firma tesisleri yapacak, devletten 49 yıla kadar uzanan sürelerde kira alacak. Yani 2.5 yılda yaptığı yatırımı geri alırken, 46.5 yıl boyunca devlet kendisine kira ödemeye devam edecek” diyen Ayaydın, Etlik, Bilkent ve Elazığ şehir hastanelerinin ihalelerinin Danıştay tarafından durdurulduğunu anımsattı.

Sağlık Bakanlığı Yasasını ‘asli görevlerini’ devrettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne taşıdığını söyledi. “Bırakın kamunun yararını kamu zarar etme noktasına gelmiştir” diyen Ayaydın, klasik yöntemle çok ucuza yapılabilecek hastanelerin, bu sistemle kat be kat pahalıya çıkacağını söyledi.

“DOKTOR İŞÇİYE DÖNÜŞÜYOR”


Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Beyazıt İlhan, alt komisyonda bulunmalarına karşın görüşlerinin sadece doktorlarla sınırlı tutulması konusunda uyarıldıklarını anlattı. Ancak TTB’nin sağlık konusunda kamusal sorumluluğu olduğuna dikkat çeken Beyazıt, bu tasarının sadece finansman tasarısı olmadığını, 700 bin sağlık çalışanının özlük haklarını, çalışma koşullarını yakından ilgilendirdiğine dikkat çekti. Kamu-Özel sektör ortaklığının bir özelleştirme modeli olduğunu vurgulayan İlhan, İngiltere’de uygulanan bu modelin birçok sağlık çalışanının işten atılmasıyla sonuçlandığını söyledi.

“DOKTORLAR İŞTEN ATILDI”


Bu modelin yüklenici firmaya yapılacak yıllık kira ücretlerini döner sermayeden ödenmesini öngördüğünü, İngiltere’de kirasını ödeyemeyen hastanelerin çalışanları işten attığını anlattı.

“Tasarıda net olarak görüyoruz ki; Sağlık Bakanlığı kendi tesis ve hastanelerinde hatta toplum sağlığı merkezlerinde kiracıya, sağlık çalışanları ise işçiye dönüşüyor. Çekirdek sağlık hizmetleri, hekim, hemşire, sağlık teknisyenlerinin yaptığı işlerin de ihaleyi alan firma aracılığıyla yapılmasının önü açılıyor. 130 bin hekim adına talep ediyoruz ki, bu madde değişmeli” dedi.

“HASTANELERDE LASTİK SATMA DÖNEMİ”


BDP Hakkari Milletvekili Adil Kurt ise bu yasanın bir AVM yasası olduğunu, hastane alanlarında oto lastikçisine kadar izin verdiğini, hastanelerin AVM’ye dönüştürüldüğünü söyledi. Devletin hemşire, laborant, teknisyen çalıştırmayacağını bunları taşeron işçiye dönüştüreceğini belirten Kurt, “Yüklenici firmalara çalışanların emeği üzerinden kar sağlayacak bir sistemin neresi doğrudur” diye sordu.

CHP Milletvekili Müslim Sarı ise 30 milyar dolarlık sağlık yatırımının yanı sıra ulaştırma, enerji ve eğitim yatırımlarının da bu modelle yapılacağı düşünüldüğünde 100 milyar dolara ulaşmasının hesaplandığını söyledi. Hazine garantilerinin sadece yatırım için gerekli finansman tutarını değil, türev ürünlerini de kapsadığına dikkat çeken Sarı, “Olası bir riskte Hazine ne kadar garanti üstlenecek” diye sordu. Bunun gelecek nesillere çok büyük yükler getireceğini belirten Sarı, “Olası ödemelerin yapılamaması durumunda doktor ve sağlık çalışanlarının döner sermaye paylarının düşmesinden, vatandaştan alınan katkı paylarının artmasından endişeliyim” dedi.

700 BİN ÇALIŞAN İŞÇİ Mİ OLACAK?

Muhalefet milletvekilleri ve Türk Tabipleri Birliği Sağlık Bakanlığınca Kamu Özel Sektör İşbirliği Modelince Tesis Yaptırılması, Yenilenmesi, ve Hizmet Alınması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarının 1. maddesinin e fıkrasının 700 bin sağlık çalışanını kamu çalışanı statüsünden çıkarıp, işçi yapacağını iddia ettiler. Buna neden olan fıkra ise şöyle:

e) Hizmet Bedeli: Bedelin bir unsuru olup 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 36.maddesinde belirtilen yardımcı hizmetler sınıfı ile sağlık hizmetleri ve yardımcı sağlık hizmetleri sınıfı personeli tarafından yerine getirilmesi gereken hizmetlerden yükleniciye gördürülecek hizmetlerin sunulması karşılığında iadere tarafından yükleniciye ödenen ve dönemsel piyasa testi ile güncellenen bedeli.


“SAĞLIK İÇİN ÖKÜZ YA DA BİLEZİK SATILMIYOR”


Sağlık Bakanı Recep Akdağ ise tasarının tümü üzerindeki görüşmelerin tamamlanmasından sonra eleştirileri yanıtladı. Amaçlarının hastaneleri şehir dışına çıkarmak olmadığını, ilçe hastanelerinin yapımının devam ederken, şehir hastaneleri ile bölgedeki hastalara hizmet vermeyi hedeflediklerini anlattı.

Dünya Sağlık Örgütü'nün geçen yılki raporunda başarılı sağlık sistemleri içinde Türkiye’yi de anlattığına vurgu yapan Akdağ,sağlık göstergelerinde son 10 yılda önceki on yıllarla kıyaslanamayacak şekilde iyileşmeler sağlandığını söyledi. Akdağ, “Türkiye'de bugün kimse öküzlerini ya da karısının kolundaki bilezikleri satarak sağlık hizmeti almıyor” dedi.

Yapılacak hastanelerle ilgili etki analizi yapmanın mümkün olmadığını dile getiren Akdağ, komisyon üyelerine, “Biz sizden yatırım bütçesi istemiyoruz. Bu bir ihale kanunu, bir model. Bu kanunla 1 hastanede yapılabilir 100 hastane de yapılabilir” dedi.

Muhalefetin iddia ettiği gibi yüklenici firmaların maliyetlerini 3-5 yılda değil; 12 yılda geri alacaklarını bunun da makul, kabul edilebilir bir süre olduğunu ifade eden Akdağ, “Biz bu modelde sadece binayı yaptırmıyoruz. Aynı zamanda tüm donanımı ile bunların kiralama süresi boyunca tüm bakım hizmetleri de bu bedeller içinde. O nedenle klasik yöntemle yapılan bir hastanenin maliyetiyle bu karşılaştırılamaz” dedi.

Danıştay’ın hastane ihalelerini, Türk Tabipler Birliği’nin dava dilekçesinde yer almayan bir nedenden iptal ettiğini belirten Akdağ, konuyu Anayasa Mahkemesine götüren 13. Dairenin ise, daha önce uygun görüş bildirdiği bir konuyu mahkemeye götürerek kendisiyle çeliştiğini söyledi.

Alıntı:Aysel ALP/Hürriyet

15 Ocak 2013 Salı

Hangi durumlarda elden reçete yazılabilir?




Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), yaşanan teknik sıkıntılar sebebiyle 15 Ocak 2013’e ertelenen “e-reçete” uygulamasına istisnalar getirdi.

SGK, eczanelerin kurum, işyeri hekimlikleri ya da 112 acil sağlık hizmeti ve üniversitelerin mediko gibi birimlerinde düzenlenen manuel reçeteleri kabul edeceğini bildirdi.


SGK Başkanlığı’nın duyurusuna göre, e-reçete uygulaması, sistemde yaşanan teknik sıkıntılardan dolayı 15 Ocak 2013’e ertelendi. Bu tarihten itibaren yazılmış olan manuel reçetelerin eczaneler tarafından karşılanmayacağı belirtildi. Yeni uygulamaya göre, hekim tarafından hastaya yazılan e-reçetelerin manuel çıktılarının hastaya verilmesi gerekiyor. Ancak düzenlenen manuel çıktılar hastada kalıyor. Yeni sisteme rağmen eczaneler tarafından kabul edilecek manuel reçete uygulamasında bazı istisnalar da söz konusu oldu. İstisnalar şöyle:

* Kamu idareleri bünyesindeki kurum hekimliklerinde, işyeri hekimliklerinde, verem savaş dispanserlerinde, ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezlerinde, sağlık merkezi ve toplum sağlığı merkezlerinde, 112 acil sağlık hizmeti birimlerinde, üniversitelerin mediko-sosyal birimlerinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 1., 2., ve 3. basamak sağlık hizmet sunucularında düzenlenen reçeteler.
* Majistral ilaç içeren reçeteler.
* Kişiye özel yurt dışından getirtilen ilaçları içeren reçeteler.
* Yabancı ülkelerle yapılan “Sosyal Güvenlik Sözleşmeleri” kapsamında Kurum tarafından sağlık hizmeti verilen kişilere düzenlenen reçeteler.
* Medula hastane sisteminden provizyon alınamamasına rağmen sağlık hizmeti sunulması durumunda düzenlenen reçeteler.
* Acil hal kapsamında düzenlenen reçeteler.
* Aile hekimlerinin “gezici sağlık hizmeti” kapsamında düzenledikleri reçeteler.
* Evde bakım hizmeti kapsamında düzenlenen reçeteler.
* Medula sisteminin ve sağlık hizmet sunucusuna ait sistemin çalışmaması nedeniyle e-reçetenin düzenlenememesi halinde manuel olarak düzenlenen, üzerinde e-reçete olarak düzenlenememesine ilişkin “Sistemlerin çalışmaması nedeniyle e-reçete düzenlenememiştir ibaresi kaşe ya da el yazısı şeklinde bulunan ve bu ibarenin reçeteyi düzenleyen hekim tarafından onaylandığı reçeteler.

Alıntı: Milliyet

16 Kasım 2012 Cuma

Doktora eziyette yeni dönem

Yozgat’ta göreve başlayan Kamu Hastaneleri Birliği (KHB) Genel Sekreteri Dr. Tuncay Öztürk, sağlık konusunda sürekli iyiye koşacaklarını ve bütün halka en iyi hizmeti sunmaya çalışacaklarını belirterek, “Burada bizim arzumuz sahipsiz olarak adlandırılan yol yöntem noktasında sıkıntısı olan halkımıza gönül rahatlığıyla işini yaptırma en iyi hizmeti alma noktasında çaba sarf edeceğiz” dedi.

Yozgat’ta şuanda ilçe devlet hastanelerini ziyaret edip orda görev yapan personelle tanışma toplantısı yaptıklarını ifade eden Öztürk, “Şimdi dahili olarak önce bir sıkıntıları ortaya koymamız gerekiyor. En kısa sürede yapılabilecekleri yapmak istiyoruz. Yozgat’ta problemin büyük çoğunluğunu halledecek bir proje zaten varmış ama hukuk noktasında bir takılma yaşanmış, yani onu tekrar gündeme çekip bir şeyler yapılabilirliği noktasında o hastane projesini tekrar canlandırmamız gerekiyor” diye konuştu.
Yozgat’ta bulunan binaların 1963 yılından kalan eski binaların olduğuna dikkat çeken Öztürk, “Bu binaları kabul edilir bir şekilde ek binalarla geçici destekleyeceğiz. Biz yeni yapılacak hastane veya her hangi bir proje bir yılı geçecek bir sürede tamamlanacaksa biz bunu uzak bir mesafe olarak algılıyoruz. Elimizdekini en iyi şekilde değerlendirme noktasında düşüncelerimiz var. Ama şuanda birliğimiz Yozgat noktasında kurumsal kimliğini oluşturmaya çalışıyoruz. İnşallah bir hafta 10 gün sonra sebep sonuç noktasında düşüncelerle ilçelerimize uğrayacağız. Elimizden gelen her şeyi en iyi şekilde yapacağız. Bütçemizi el verdiği sürece hizmet kalitesinden ödün vermeden daha da ileriye götüreceğiz” şeklinde konuştu.

Donanım noktasında hastanelerimizin bir sıkıntısı bulunmadığını sadece fiziki mekan sıkıntısı bulunduğuna değinen Öztürk, sözlerini şöyle sürüdür. “Uzman hekim noktasında ciddi bir açığımız var. Daha önce kazanılmış hak noktasında mecburi süresini bitiren hekimler tayin isteyip gidiyordu. Şimdi böyle olmayacak, mecburi hizmet süresini dolduran doktor yerine yeni birisi gelinceye kadar başka bir yere gidemeyecek, bekleyecek. Yeni sistemin başka bir amacıda buydu. Bu yetki artık bakanlıkta değil bizdedir. Hekim yönünden düşünürseniz kötü bir durum ama halk açısından düşünürseniz bunu yapılması gerekiyor.

Alıntı:medimagazin.com

4 Kasım 2012 Pazar

Saydan: Paran kadar sağlık dönemi devam ediyor


Sosyal Güvenlik Kurumu'nun Sağlıkta dönüşüm adı altında yaptığı sürekli değişen uygulamalar, vatandaşı da eczacıyı da bezdirdi.

Konuya ilişkin bir açıklama yapan Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) Genel Başkanı Ecz. Nurten Saydan: ''SGK, bu ülkenin sağlık otoritesi değil, finans kurumudur. Sağlıkta dönüşüm adı altında yaptığı sürekli değişimler vatandaşın ve eczacının başını döndürdü. Yapılan son değişimlerle her kutu ilaca ayrı para ödeme dönemini başlatırken, bir yandan da muayene ücretlerinin geçen yıla göre yüzde 70 artması vatandaşı da eczacıyı da mağdur etti'' dedi.

Saydan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

''Önce SSK, Bağkur ve Emekli sandığı bir araya getirilmeye çalışıldı, ama hala getirilmediğini kurum da bizler de çok iyi biliyoruz. Hala 3 kurum için ayrı ayrı işlem yapılmaktadır. Çalışan devlet memurları, yeşil kartlı vatandaşlar SGK bünyesine dahil edilmiş ama kurum hala eskisi gibi işlemektedir. Neredeyse 75 milyonu kapsadığını iddia eden kurumun ilaç harcaması elbette artacaktır. Artmaması matematiksel olarak mümkün değildir.

Vatandaşlarımız her ay SGK ya oldukça yüksek miktarda prim yatırmaktadır. Ve haklı olarak ilaç ve sağlık hizmeti beklemektedir. Üstelik muayene ücreti, yazılan her kutu ilaç için ilave katkı payı, ayrıca aldığı ilaçlar için katılım payı (emeklilerde %10, çalışanlarda %20) ve en ucuz ilaca göre SGK tarafından yapılan düzenleme ile eşdeğer ilaç farkı ödemektedir. Bütün bu ücretler maalesef eczanelerimizden tahsil edilmektedir. SGK tarafından eczanelerimiz MUAYENE ÜCRETİ TAHSİL VEZNESİ gibi kullanılmaktadır.

Kurum yetkililerince vatandaşlara net olarak anlatılmayan bu durumdan bütün eczacılarımız şikayetçidir. Vatandaş haklı olarak, 'bu para nerden çıktı?' 'SGK'ya neden prim ödüyorum?' 'Ben sana mı muayene oldum?' 'Hastanede para ödemiştim veya ben hastaneye gitmedim ki, ne zaman gitmişim?' gibi sorular soruyor.

Biz bu ülkenin eczane eczacıları bu sorulara cevap vermekten yıldık. Bize kalmayan, bizim olmayan bir ücretin derdini anlatmaya mecbur değiliz. Sürekli olarak gün içinde ve gece nöbetlerde mesaimizin %80'nini bunların nedenlerini anlatmakla tüketiyoruz. Bu durum meslektaşlarımızın ilaç ve danışmanlık hizmetine zarar verdiği gibi bizlerinde sağlığını bozmakta ve mesleğimizin yıpranmasına neden olmaktadır.

Sosyal Güvenlik Kurumu; ya bizim zorunlu tahsilatçılık yapmamıza neden olan bu uygulamayı eczanelerimizin üstünden alsın, yahut çıkıp vatandaşların ne için ne kadar ödediklerini kamuoyuna açıklasın."

HER KUTU İLACA AYRICA PARA ÖDENİYOR

Vatandaşın, 8 Mart 2012'de yapılan yeni değişiklikle her kutu ilaca ayrıca para ödediğini hatırlatan Ecz. Nurten Saydan, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Aile Hekimliğinde, sağlık ocağında yani 1. basamak sağlık hizmeti veren yerlerde muayene olup 1 kutu bile ilaç yazdırıp, eczanelerimizden almaya kalkarsanız 3 lira muayene ücreti ödersiniz. 3 kutudan fazla aldığınız her kutu ilaç için 1 lira daha fazla ödeme yaparsınız. İlacın fiyatı 50 kuruş bile olsa 1 lira ödersiniz. 4 kutuya dört,5 kutu ilaca beş lira ödeyeceğiniz bu durumda ayrıca her kutu ilacın (%10-20) katılım payını ve ucuz ilaca göre farkını ödersiniz..

Devlet ve üniversite hastanelerine gittiğiniz zaman reçete yazdırsanız veya yazdırmasanız da Sosyal Güvenlik Kurumu 5 lira muayene ücreti alır. Eğer reçeteniz varsa 1 kutu ilaç için bile 5+3=8 lira para ödersiniz. Eğer yazdırdığınız ilaç kutu sayısı 3 taneyi geçerse yine her kutu ilaç için ilacın fiyatı ne olursa olsun 1 lira daha ödersiniz. Özel hastanelerde de durum değişmemektedir. Muayene parası 12 liradır. Reçete yazılırsa 3 kutu ilaca kadar 12+3=15 lira ödenecek olup, yine fazla yazılacak her kutu ilaç için 1 lira daha ödeme yaparsınız.

YÜZDE 70 ARTAN MUAYENE ÜCRETLERİNE VATANDAŞ İSYAN EDİYOR !


Vatandaşlarımız reçetesindeki 3 liralık ilaç için 3 lira para ödüyor. Ayrıca hastanelerden ancak fatura edilince sisteme düşen birikmiş muayene ücretleri ise hastaların ödeme gücünü zorlamaktadır. Çoğu vatandaşımız ilaçlarını almaktan vazgeçiyor. Bunun sonucu olarak sadece “muayene olarak” iyileşemediği için kısa bir süre sonra tekrar doktora gitmek zorunda kalıyor.

Kendisini sağlık otoritesi sanan kuruma buradan sormak istiyoruz: Genç nüfusumuz var, ama neden senede ortalama 9 defa doktora gidiyoruz?

Bunun sebebi geçen seneye oranla %70 artmış olan muayene ücretleri (yeni ismi ile reçete parası) olmasın?

SGK Bu ülkenin sağlık otoritesi olmadığını, finans kurumu olduğunu fark etmediği ve tedavi sürecine sadece günü kurtaran ekonomik kıstaslarla müdahil olduğu sürece, sağlık harcamalarının azalması mümkün değildir. Dünyada bir çok ülke bu yöntemi denemiş ve harcamaların orta ve uzun vadede arttığını görerek vazgeçmiştir. Siyasi iradenin bunun farkına varmasının, Sağlık Bakanlığı’nın da görev alanına sahip çıkmasının, vatandaşımızın ve gelecek kuşakların sağılığı için elzem olduğunu kamuoyunun bilgisine ve dikkatine bir kez daha sunuyoruz.''

Alıntı: medimagazin.com

11 Ekim 2012 Perşembe

Aile hekimin isyanı

 MEDİMAGAZİN'DE OKUYUCU KÖŞESİNDE BİR AİLE HEKİMİNİN SERZENİŞİ YAYINLANDI.ANCAK  BU VE BUNUN  GİBİ OLAYLAR HİÇ ANORMAL DEĞİL...SEVK ZİNCİRİ KURMADAN YÜRÜTÜLEN SİSTEMDE SADECE SAĞLIK OCAĞI ORTADAN KALKTI...SAĞLIK OCAĞININ  İŞLEYİŞİ ;DAHA AZ KİŞİ İLE , BİLGİSAYAR ORTAMINDA YAPILMAYA BAŞLADI.BUNUN DA TEK AMACI , SAĞLIKTA ÖZELLEŞMENİN ÖNÜNÜN AÇILMASI VE YENİ BİR SAĞLIK PİYASASININ OLUŞTURULMASIYDI...BU NEDENLE SÜRPRİZ YOK MESLEKTAŞIM...ŞAŞIRMA...

Sağlık Bakanlığı Aile Hekimlerine her  aşı dolabı için iki tane akıllı termometre bulundurulmasını zorunlu tutuyor. Bu termometre sadece bir tek firma tarafından ithal ediliyor ve tüm yurtta 147,50 TL fiyatla satılıyor. Adeta Tekirdağ Rakısı , tek fiyat tüm ülkede...  Ve bu cihazın presli olan pili de değişmiyor, iki yıl içinde kendini kapatıyor. Ben bu cihazın ülkemize gelişinin 10-15 TL olduğunu tahmin ediyorum.

Şimdi soruyorum yirmi üç bin Aile Hekiminin çift olarak iki yılda bir almak zorunda olduğu bu aleti, bu değerli şirket niçin 500 TL. fiyat koyup satmaz ? Ne de olsa rekabet yok , karışan eden yok. Hatta 1500 TL olsun, pili de bi ayda bitsin... Yok mu arttıran?  Neden bu denli karlı bir işe başka firmalar girmiyor acaba ? Bu ne biçim serbest piyasa ?

Dr. İsmail Ayhan ( Aile Hekimi )

16 Eylül 2012 Pazar

Binlerce çocuğa acil aşı çağrısı

HANİ AİLE HEKİMLİĞİNDE AŞILAMA ÇOK ARTMIŞTI?TÜM VERİLER  TAKİP ALTINDAYDI.SON 30  YILDA  DEVLET  HİÇBİR ZAMAN  AŞI  ALIMINDA GEÇ KALMAMIŞTI..EEE NE DE OLSA SAĞLIKTA dönüşüm...


2011-2012 öğretim yılında 8’inci sınıf öğrencilerinin velilerinden tetanoz ve difteri aşılarının yapılabilmesi için imzalı izin alındı. Ancak ilçelerdeki toplum sağlığı merkezi çalışanlarının okulları gezerek yapması gereken aşılar, aşılar zamanında temin edilemediği için vurulamadı. Yeni eğitim yılının start almasına bir ay kala, aşının tedariğinin ardından, il halk sağlığı müdürleri çocuklara tetanos-difteri aşısı yapma görevini aile hekimlerine verdi.

Hürriyet'in haberine göre, il halk sağlığı müdürlükleri aile hekimlerinden kendilerine kayıtlı tüm 1998 doğumlu çocukların okulların açılacağı 17 Eylül’e kadar tetanoz ve difteri aşılarını tamamlamalarını istedi. Ancak aile hekimleri araya bayram tatilinin de girdiği bir aylık süre içinde aşılamayı bitiremedi. Bazı hekimler, okul, eczane, aile sağlığı merkezlerine astığı yazılarda çocukları aşılanmaya çağırdı. Ancak iş yoğunluğu içinde ev ev dolaşarak aşılama yapamadı. Adını vermek istemeyen bir aile hekimi, “Tetanos-difteri aşısının tek tedarikçisi sağlık bakanlığı. Geçen sene bu aşılarda ciddi sıkıntı yaşadık. Gebelere bile yapmakta zorlandık. Şimdi aşı var ama bakanlığın istediklerini yerine getirmek imkansız. Örneğin bende 1998 doğumlu 53, diğer aile hekiminde 130 çocuk var. Bunların kapılarını tek tek çalıp, aşıya ikna edip yapmamız mümkün değil. Aileler çocuklarını getirsin aşılayalım, ama bizim onları bulmaya ne gücümüz ne de zamanız var” dedi. Bir başka aile hekimi, “Aile hekimlerinin henüz tüm sorumlu olduğu nüfusa ulaşabilecek iletişim sistemleri yok. Kimin 8’inci, kimin 9’uncu sınıfta olduğunu ayırt edebilmek için geniş bir tarama yapmaları, ev ev dolaşıp kişileri bulmaları, aşılarını tamamlamaları gerekiyor. Hem de yeni öğrenim dönemi başlayana kadar. Bu mümkün değil” diyor.

'AŞILAR HAZIR GELİP YAPTIRIN'

Aile hekimleri araya şeker bayramı tatilinin de girdiği bu bir aylık süre içinde aşılamayı bitiremedi. İş yoğunluğundan da ev ev dolaşıp çocukları arayamayan hekimler 1998 doğumlu çocukların aşıya gelmelerini istiyor. Tetanos hastalığından korunmanın tek yolu aşılanma.

İKİ AŞI BİR ARADA

Tetanos-difteri aşısı bebek doğduktan sonra 2,4 ve 6 aylıkken toplam 3 doz yapılıyor. 18-24 aylıkken tekrar ediliyor. Daha sonra sekizinci sınıfa denk gelen 15’inci yaşta aşılar bir doz daha yapılarak tam koruma sağlanıyor. Tetanos hastalığından korunmanın tek yolu aşılanma. Tetanos yüksek ölüm oranına sahip bir hastalık. Vakaların yaklaşık yüzde 30’u hayatını kaybeder. Tetanosun başarılı bir tedavisi yok. Kuş palazı olarak da bilinen difteri mikrobunun salgıladığı toksin, insanlar için oldukça tehlikeli.

Alıntı : ntvmsnbc.com

9 Eylül 2012 Pazar

Sağlık Bakanlığı Teşkilat Yasası Anayasa Mahkemesi'nde...

Öztürk, Anayasa Mahkemesi'ne başvurusu sonrası yaptığı açıklamada, dilekçelerinin ''Çuval yasa'' olarak adlandırdığı, 6353 sayılı Yasa ile 6354 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin kimi hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulmasını kapsadığını bildirdi.

Öztürk, şöyle konuştu:

''Bu çuvalların içerisinde sizin bizim dışımızda her şey var. Aklınıza ne gelirse var. Olmayan hiç bir şey yok. Özellikle seçimlere ilişkin bir düzenleme var. Seçim suçlarına ilişkin dava açma süresi, 2 yıldan 6 aya düşürülüyor. Bunun Anayasa'ya aykırı olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca yasada engellilerin hakkının gasbı, seçim yolsuzluklarının örtbas edilmesi, yolsuzlukların denetimden kaçırılması var, Sayıştay denetiminden kaçırılma var. Bunların hepsinin ve daha çok maddelerinin Anayasa'ya aykırılığı ve hukuk devleti ilkelerine aykırılığı nedeniyle dava dilekçemizi verdik.''

6354 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de ise sağlık personelini, hemşireleri ve sezaryenle ilgili konuları içeren düzenlemeler bulunduğunu anımsatan Öztürk, bu düzenlemelerin de iptalini istediklerini söyledi.

Başbakan'ın bazı milletvekillerinin dokunulmazlıkları ile ilgili ''Biz yapılması gerekenleri yargıya söyledik'' dediğini ifade eden Öztürk, ''Umuyorum ve diliyorum bu açtığımız davalarla ilgili de Sayın Başbakan, yapılması gerekenleri Anayasa Mahkemesine söylememiştir. Ya da söylediyse bile Anayasa Mahkemesi Sayın Başbakan'ın söylediklerini dikkate almaz, kendisine hukuku referans alır ve bu başvurularımızı hukuk devleti çerçevesinde inceler ve taleplerimizi kabul eder'' diye konuştu.

Alıntı: Medimagazin

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Dr. Ersin ARSLAN'ın öldürüldüğü hastanede yine hekime darp !

HERŞEY  ÇOK   KISA  SÜRELİĞİNE DÜZELİR GİBİ  OLDU.SALDILAR DEVAM  EDİYOR.BEYAZ KOD  , 113 UYGULAMASI..HEPSİNİN  GÖZ  BOYAMA  OLDUĞU ORTADA...

Gaziantep Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi’nde 23 Ağustos 2012 Perşembe günü Beyin Cerrahı Dr. Özhan M. Uçkun bir hasta yakını tarafından darp edilmiştir. Kafası dahil vücudunda cam kırıklarından kaynaklı kesiler oluşmuş, kan içinde kalan yüzünü beyaz önlüğüyle silmeye, kanamasını durdurmaya çalışmıştır. Hekimimiz bu haldeyken dahi saldırgan , sakinleşmemiş kırdığı camın aralığından elini uzatarak Dr. Uçkun’un yakasına yapışıp tehditler savurmaya devam etmiştir.
Meslektaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi gönderiyoruz. Bu olay artık Türkiye’de tüm hekimlerin ve sağlık çalışanlarının ne şartlarda çalıştığının bir diğer göstergesi olmuştur. Biliyoruz, Dr. Uçkun’un başına gelen pek çok hekimin başına gelmektedir ve her an gelebilir.

Bu olayın olduğu hastanenin adı neden Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi’dir? Çünkü bu hastanede 17 Nisan 2012’de Dr. Ersin Arslan bıçaklanarak öldürülmüştür. Dr. Uçkun’a yönelik saldırı bu olaydan sonra aynı hastanede gerçekleşen hekime yönelik üçüncü fiziki saldırıdır.

Saldırganın gerekçesi Dr. Uçkun’un görmeyen yaşlı bir hastaya muayene sırasında öncelik vermesidir. O saate kadar 56 hasta muayene etmiş olan ve daha muayene etmesi gereken onlarca hastası bulunan, özveriyle çalışan, hekimliğinin gereğini yerine getirmeye çalışan meslektaşımız ve diğer sağlık çalışanları ne olduğunu anlayamadan şiddete maruz kalmışlardır. Meslektaşımız yedi gün rapor almak zorunda kalmıştır. Bugün yapması gereken ameliyatlarına girememiştir. Bunlardan birisi zor durumdaki bir beyin tümörü hastası, bir diğeri anevrizma (beyin damarlarında baloncuk olması) hastasıdır.

Hekime ve sağlık çalışanına yönelik şiddet durmak bilmemektedir. Sevgili Dr. Ersin Arslan’ın öldürüldüğü hastanede dahi şiddet durmuyorsa Sağlık Bakanlığı oturup samimiyetle durumu değerlendirmelidir. Sorunun genel geçer ifadelerle çözülemeyeceği apaçık ortadadır. Uyarılarımıza rağmen ne yazık ki etkili önlemler alınmamakta, sağlık çalışanlarını hedef gösteren dil ve tarz devam etmektedir.

Tüm yurttaşlarımıza bir kez daha hatırlatıyoruz. Hekimler ve sağlık çalışanları sizin en zor zamanlarınızda yardımınıza koşan can dostlarınızdır. Onlar sizin için en iyisini yapmak amacıyla özveriyle çalışmaktadırlar. Sağlık çalışanlarına karşı sözlü ya da fiziki şiddete yönelmenizin hiçbir tutar yanı yoktur.

Sağlık alanında yaşanan sorunların sebebi ise hekimler, sağlık çalışanları değil bizzat sağlık politikalarıdır!

Alıntı :Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
            Gaziantep-Kilis Tabip Odası