16 Şubat 2011 Çarşamba

Dekolteye tecavüz normalmiş..



ARTIK KARTLAR AÇIK OYNANIYOR.TECAVÜZÜ  ÖNLEMEK    İÇİN  ÇIPLAKLIKLA  MÜCADELE ETMEK GEREKLİYMİŞ...''SİVAS'TA  YAKILANLAR , FAİLİ MEÇHULLER , DEMOKRASİ ŞEHİTLERİ BOŞUNA ÖLMÜŞ'' DEMEK İSTEMİYORUM  AMA  BU KAFALAR  HERYERDE KARŞIMIZA ÇIKIYOR..''CUMHURİYET'E  EN ÇOK KADINLAR  SAHİP ÇIKMALI '' TEZİ TEKRAR DOĞRULANDI..





AK Parti'li milletvekilleri tarafından TBMM'ye sunulan ve "hadım yasası" olarak nitelendirilen "cinsel saldırı suçu ile çocuklara ve reşit olmayana tecavüzden yargılananların hadım edilmesini" öngören tasarıya Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Çeker'den tartışılacak bir yorum geldi.

Habertürk gazetesinin haberine göre, her ülkede olduğu gibi Türkiye'de de tacizcilerin olduğunu belirten Prof. Orhan Çeker, sorunun kökenine inilmesi gerektiğini ifade ederek, şunları söyledi:

"Sorunun odağında kim var? Kadın var. Kardeşim sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra sonucundan şikayet etmen makul değildir.

Bu konuda suçu işleyenleri savunduğum anlaşılmasın. Elbette işlenen suç son derece iğrençtir. Lakin bu suçun işlenmesinde dekolte ve tahrik edici kıyafetler giyinen kadının da etkisi küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Bu konuda tabii ki erkek suçludur ama kadının da suçu gözardı edilirse meseleyi çözümde yanlış adım atmış oluruz. Bu olayda her iki taraf da suçludur."
 
Prof. Çeker, "Öncelikle belirtmeliyim ki dinimizde böyle bir ceza yok. Bu siyasi otoritenin kararı ile uygulanan bir ceza yöntemidir" dedi.

KOMİSYON ÖNERDİ

NTV'ye de konuşan Prof. Çeker, "Kadın tahrik edici şekilde giyinmişse, erkek de kendini tutamadıysa suç ortaktır" dedi.

"Kadın normal giyinmiş ve vakur davranmış, buna karşın tacize uğramışsa erkek yüzde 100 suçludur" diyen Çeker, diğer durumda suçun ortak olduğunu bir kez daha vurguladı.

Erkeklerin hadım edilmesinin ne Kuran'da ne de Hz. Muhammed'in sünnetlerinde olmadığını anlatan Prof. Çeker, "Yaygın bir ahlak anlayışı olmadan ve çıplaklık engellenmeden bunun önüne geçmek imkansızdır" yorumunu yaptı.

Çeker, hangi kıyafetlerin tahrik edici olacağına ise bir komisyonun karar vermesi gerektiğini belirtti.
İlahiyat Profesörü Orhan Çeker, ayrıca çıplaklığı özendiren görsel yayınların da yasaklanması gerektiğini söyledi.

Çeker, son olarak namus cinayetlerinin de dinle ilgisinin olmadığını ve dinde bu durumun yeri olmadığını ifade etti.

İNCELEME BAŞLATILACAK

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Okudan'ı arayarak, İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Orhan Çeker'in açıklamalarıyla ilgili olarak inceleme başlatılmasını, gerekirse soruşturma açılmasını istedi.

Alıntı : ntvmsnbc.com

5 yıldızlı otelde bile fare varmış..

Fildişi Sahilleri’nden 2007 yılında gelen böcekli ve fareli 5 bin tonluk kakao çekirdeklerini piyasaya süren Altınmarka’nın patronu Birol Altınkılıç’a göre kakaolar doğada yetiştiği için böcek olması da normalmiş.

Habertürk'ün haberine göre; Fildişi Sahilleri’nden 2007 yılında getirilen böcekli ve fareli olduğu bilirkişi raporları ile tespit edildiği halde pazara sürülen kakao çekirdeklerini getiren Altınmarka’nın Yönetim Kurulu Başkanı Birol Altınkılıç’a göre kakaoda böcek normalmiş! Yine raporlarla tespit edilen fare için de “Lüks otellerde bile var” savunması yapan Altınkılıç, söz konusu ürünün geldikten sonra 27 işlemden geçtiğini öne sürüyor.

Habertürk Ekonomi’nin gündeme getirdiği olayı ‘yalanlamayan’ Altınkılıç, kakaolarda böcek olmasının normal olduğunu iddia ederek sorularımızı şöyle yanıtladı.

Böcekli kakaoların geliş süreci nasıl oldu?

Ben bugün sadece Türkiye’ye değil dünyaya mal veriyorum ve biz ham bir ürünü alıp 27 işlemden geçiriyoruz. Bunun kabuğu alınıyor, tozu alınıyor, öğütülüyor, bakterizasyondan geçiriliyor, yağı alınıyor. Kakao Fildişi ve Gana’da çıkar. Biz bunu her ay gemilerle getiririz. Dünyanın en ağır standartları Türkiye’de uygulanıyor. Çekirdek kakao getiriyoruz. Geminin ambarında kakao var. Bu kakao çuvallar içinde geliyor. Hollanda’da, Almanya’da, Fransa’da, İsviçre’de de doğasında olan bir ürün bu. Bunlar gelir, zirai karantina ve Tarım Bakanlığı kontrollerinden geçtikten sonra ithalatına müsaade edilir. Bizde de süreç böyle oldu. İthalatı yapıldıktan sonra, taşını çöpünü pisliklerini yani tabiattan gelen şeyleri ayıklıyoruz. Ayıkladıktan sonra kurutma makinesinden geçiyor. 150 derecede kurutup kabuklarını ayıklıyoruz. Öğütüyoruz, bakterilerini öldürüyoruz. Bizimki Türkiye’de kurulu bir fabrika. Ben burada dünya firmalarıyla rekabet ediyorum. 47 ülkeye ihracat yapıyorum. Bu firmalar beni her hafta denetimden geçiriyor. Duvarından tabanına kadar, çalışan personelin tırnak aralarına kadar. Bu denetimlerin hepsini geçtik.

Her gemi geldiğinde bilirkişi raporu isteniyor mu? Sizden istendiğini göre bunda bir gariplik yok mu?

Yurtdışına baktığınızda Gana’dan gemiye yüklüyorlar kakaoyu; dökme olarak. Bizim gibi çuvallara bile koymuyorlar. Kakao fabrikalarına gidin buradaki standartların yarısı yok orada. Burada o kadar ağır standartlar var ki. Biz en iyi çekirdeği getirip onlarla rekabet ediyoruz. Gemide böcekten başka fare de var. Böceklerin bazıları da hayvan leşiyle besleniyor...

Geminin ambarında bir tane fare bulunmuş. Gemi ambarındaki fareyle benim şirketimin ne ilgisi var? Benimle ne ilgisi var bu farenin?

7 bin tonluk koskoca gemi. Bugün otellere gidin lüks otellerin içinde de bulursunuz fare. Geminin içindeki fareyle benim fabrikamın ne ilgisi var? 1 tane fare çekilmiş; 700 kamyon üründen bahsediyoruz burada. Bunlar bizim fabrikaya geliyor, denetleniyor. Karantina Müdürlüğü bakıyor, Tarım Bakanlığı bakıyor.

9.5 milyon dolarlık 5 bin ton kakao geldi


Temmuz 2007’de Fildişi Sahili’nden yola çıkan 5 bin ton kakao çekirdeği, İstanbul Ambarlı Limanı’na yanaşmıştı. Al Hurreya adlı gemideki yükü kontrol eden Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı İstanbul Zirai Karantina Müdürlüğü, kakao çuvallarının içinde çok sayıda canlı ve ölü böcek tespit edilince gemiyi karantinaya aldı. 3 Ağustos’ta ise gemi ambarındaki kakaolar fümigasyon yöntemiyle ilaçlandı. Türkiye’nin toplam kakao çekirdeği ithalatının onda birini oluşturan 5 bin tonluk kakaonun içinde çıkan böceklere ve fareye rağmen çuvallarla gelen ürün, resmi kurumların da bilgisi dahilinde Türkiye’ye sokuldu. Kakao çekirdekleri, özellikle çocukların tükettiği gıda maddesine dönüştürülüp piyasaya sunuldu.

50 BİN TONLUK İTHALAT


Fildişi Sahilleri’nden 2007’de getirilen 5 bin ton böcekli kakao, Türkiye’nin toplam ithalatının da onda birini oluşturuyor. Türkiye’nin 50 bin ila 60 bin ton arasında değişen yıllık kakao ithalatı bulunuyor. Altınmarka tarafından ithal edilen ve içinde böceklerle bir de fare ölüsüne rastlandığı bilirkişi raporlarına giren kakao, Ağustos 2007 fiyatlarıyla 9.5 milyon dolara denk geliyor.

Alıntı: foodinlife.com

Böcekli kakao yiyoruz galiba?..

Şimdide böcekli kakao yemişiz ve belkide yemeye devam ediyoruz..Kakaoyu getiren firma , Türkiye'nin en büyük kakao ithalatçısı..''Buradan kimler kakao almış veya alıyor'' açıklanmalı..İşin kötü yanı ; bu skandalın , alacağını alamayan gemi kaptanının dava açması sonucu ortaya çıkmış olması...Devlet ; otoritesini ögrenci protestosunda bile gösterirken burada göstermiyor..




Fildişi Sahilleri’nden 2007’de getirilen 5 bin ton böcekli kakao, Türkiye’nin toplam ithalatının da onda birini oluşturuyor. Türkiye’nin 50 bin ila 60 bin ton arasında değişen yıllık kakao ithalatı bulunuyor. Altınmarka tarafından ithal edilen ve içinde böceklerle bir de fare ölüsüne rastlandığı bilirkişi raporlarına giren kakao, Ağustos 2007 fiyatlarıyla 9.5 milyon dolara denk geliyor.

4 Temmuz 2007 tarihinde Fildişi Sahili San Pedro’dan yola çıkan 5 bin ton kakao, aynı yılın 28 Temmuz’unda İstanbul Ambarlı Limanı’na yanaşmıştı. Al Hurreya adlı gemideki yükü kontrol eden Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’na bağlı İstanbul Zirai Karantina Müdürlüğü, kakao çuvallarının içinde çok sayıda canlı ve ölü böcek tespit edince gemiyi karantinaya aldı. 3 Ağustos’ta ise gemi ambarındaki kakaolar fümigasyon yöntemiyle ilaçlandı.

GIDA ÜRÜNÜ HALİNE GELİP SATILDI

Türkiye’nin toplam kakao çekirdeği ithalatının onda birini oluşturan 5 bin tonluk kakaonun içinde çıkan böceklere ve fareye rağmen çuvallarla gelen ürün, resmi kurumların da bilgisi dahilinde Türkiye’ye sokuldu. Kakao yağı, kakao tozu ve kakao likörü haline getirilen kakao çekirdekleri, özellikle çocukların tükettiği gıda maddesine dönüştürülüp piyasaya sunuldu.

TARIM BAKANLIĞI EL KOYDU

Böcekli kakaonun Türkiye'ye sokulduğu iddialarına ilişkin Tarım ve Köyişleri Bakanlığı inceleme başlatma kararı aldı. Kakaonun piyasaya sürüldüğü iddiası üzerine Koruma ve Kontrol Genel Müdürü Muzaffer Aydemir, böyle bir ürünün gümrükten kapısından giremeyeceğini söyledi. Aydemir ancak gari resmi yollardan ülkeye sokulması halinde ancak böyle bir şey olabileceğini aktardı. Aydemir, "Kaçak yollardan Türkiye'ye girmesinin engellenmesi kolluk kuvvetlerimizin, hepimizin görevi. Biz gümrük kapılarında kılı kırk yararak denetimler gerçekleştiriyoruz. Böyle bir şey olması halinde ülkeye grimesi imkansız. Hemen geeri iade ederi" dedi. Aydemir, konuyu inceleyeceklerini belirtti.
 
Alıntı: Habetürk Ekonomi/Deniz BİLİROĞLU

Fruktoz (mısır şurubu ya da çin şekeri) insan sağlığı için tehlikeli mi?

Gerçek mısır şurubunun resmi...Yani fruktoz..Yoğunluğuna lütfen dikkat!!
Fruktoz insan sağlığı için şekerden daha mı zararlı? Aşırı fruktoz tüketiminin vücuda ne gibi zararları var? Fruktozun normal şekerden farkı, aşırı tüketiminde ortaya çıkan sağlık sorunları ve fruktoz kaynakları üzerine...

Fruktoz, vücudumuzun enerji kaynağı basit şekerlerden (monosakkarit) biridir. Fruktoz ve diğer şekerler vücudumuza kan yolu ile dağılırlar. Gıdaların, kan şekerimize olan etkileri, onların glisemik endeksleri ile ölçülür.

Bir gıda maddesini glisemik endeksi (GI) ne kadar düşükse, kan sekerimize glikoz olarak yansıması o kadar düşük olur. Zayıflamak isteyen insanlar düşük glisemik endeksli gıdaları tercih etmeli. Aynı gıda maddesinin bile glisemik endeksi farklılıklar gösterebilir. Örneğin ham muzun GI’si 43 iken olgun muzunki 74 olabilir. Portakal suyunun GI’si portakal meyvesinden, patlamış mısırın GI’si de patlamamış mısırdan daha yüksektir.

İşte fruktozun GI’si ve fiyatı normal şekerden daha düşük olduğu için uzun yıllar, fruktozun normal şeker yerine kullanılması tercih edildi. Ancak son zamanlarda Amerikan Diyabet Birliği (American Diabetes Association) bu konuda ki görüşünde bazı değişiklikler yaptı.

Fruktozu doğal yollardan, genelde yediğimiz meyve ve sebzelerden alabiliriz. Bunun vücuda bir zararı yoktur. Aksine vücudumuzun glikozu işlemesine yardımcı olması açısından faydalıdır da diyebiliriz. Ancak fruktozun suni yollarla da aşırı olarak tüketilmesi vücudumuzun çalışmasında bazı aksamalara yol açar. Günlük şeker ihtiyacımızın %10’nun fruktoz tarafından karşılanması normaldir. Ama daha fazlasının bazı zararları vardır.

Tükettiğimiz karbohidratlar glikoz zincirlerinden oluşur. Tükettiğimiz gıdalar ile aldığımız glikoz, kan şekerimize karıştığı zaman, vücudumuz insülin salgılayarak dengeyi sağlamaya çalışır. Eğer, şeker yerine fruktoz tüketirsek, fruktozun vücudumuzda işlendiği yerin karaciğerimiz olmasından hareketle, karaciğerimiz, tükettiğimiz fruktozu şeker olarak kullanmaya yetişemediği için fruktozu yağa dönüştürür ve bu yağlar kanımıza yüksek oranda trigliserit olarak yansırlar.

Bu dönüşüm vücudumuza 3 nedenden zararlıdır:

• Kanda yüksek trigliserit oranı damar tıkanıklıklarına dolayısı ile kalp hastalıklarına yol açar.

• Ortamda ki aşırı fruktoz, vücudumuzun doygunluk alarm sistemini yanıltır ve bize daha açmışız hissini verdiği için biz yeterli gıdayı almış olsak bile açlık hissimiz dinmediği için yemek yemeğe devam ederiz. Bu, vücudunuzun kilo alma nedenlerinden esas nedenlerden biri olmasa dahi biridir.

• İnsülin, kanımızda glikoz halinde bulunan şekerin, vücut hücrelerinde daha sonra enerjiye dönüşebilecek şekilde depolanmasına yardımcı olan ve pankreas tarafından üretilen bir maddedir. Eğer vücudumuzda insülin üretilmesinde veya insülinin gerektiği gibi kullanılmasında bir aksama varsa, bu şeker hastalığına yol açar. İnsülin bir açıdan hücrelerimizin kapısını, enerjiye dönüşecek glikozu depolamaları için, açmaya yarayan anahtardır. Eğer hücrelerimiz, bu anahtarla açılamıyorsa, insülin hücrelerimizi açmaya etkili olamıyor demektir. Bu olaya da “İnsülin direnci” denir. İşte aşırı fruktoz tüketimi insülin direnci denilen bu olaya da neden olabilir.

FRUKTOZ KAYNAKLARI

Günlük yaşamımızda tükettiğimiz sebze ve meyvelerde bulunan doğal fruktozun vücudumuzda enerjiye dönüşümünde bir problem yaşamayız.

Son yıllarda, mısır nişastasından elde edilen şurubun içindeki glikoz, enzimatik yolla belli oranda fruktoza dönüştürülür. Bu işlem sonucu oraya çıkan ürüne yüksek fruktozlu mısır şurubu veya sanayide söylendiği şekilde “high fructose corn syrup- HFCS” denilir. Ve karışımın içinde ki fruktoz yüzdesine göre HFCS kısaltmasının önüne rakamlar konur. Örneğin bugün, Türkiye de en çok kullanılanı, içecek sanayinde kullanılanı HFCS55’dir (Bu karışımda %55 fruktoz %42 de glikoz vardır). Normal kullandığımız şekerde ki glikoz /fruktoz oranı 50/50’dir. HFCS kullanımının ana amacı, normal şekere göre ucuzluğudur (1Kg normal şeker 1,75 TL+KDV, 1Kg HFCS 55 1,25 TL/Kg).

Mısır nişastasından ele geçen fruktozun, kimyasal açıdan normal gıdalardan alınan fruktozdan hiçbir farkı yoktur. Fruktozun menşei, mısır, pancar, kamış, çilek, soğan, domates ne olursa olsun aynıdır.Kimyasal olarak hiçbir farkı yoktur. Sadece tükettiğimiz gıdalardaki miktarları farklıdır. Örneğin 250 gram domates yediğimiz zaman vücudumuza 2.5 gram fruktoz girerse, teneke kutudaki 330 ml gazlı içecek tükettiğimizde vücudumuza giren fruktoz oranı 23 gramdır (Yani aşağı yukarı 2.5 kilogram domatesinkine eşit).

HFCS ve diğer şekerleri içeren gıdalar

Bugün, nerede ise ambalajlanmış tüm gıdalar içlerinde şeker veya fruktoz içerirler. Örneğin bugün sağlıklı tatlandırıcı diye pazarlanan “meyve konsantreleri” yüksek oranda fruktoz içerirler.

Kaynak : Fructose :Sweet but dangerous. Is HFCS worse than sugar? Laura Dolson, Wikipedia.
Sugar’s many disguises-Recognising sugar on food labels: Laura Dolson

Derleyen: Murat Yasa  /Alıntı: Bilim Teknik 11.02.2011
.

13 Şubat 2011 Pazar

Mısır şurubu (yani kronik hastalık) kol geziyor

Gazozdan çikolataya dek pek çok üründe kullanılan mısır şurubu, kronik hastalıkları salgına dönüştürdüğü ve kanser, kalp, siroz, diyabet gibi çok sayıda hastalığa neden olduğu için Fransa, Hollanda ve İngiltere’de yasaklandı. En büyük üretici olan ABD’de üretim kotası yüzde 10’dan yüzde 2’ye düşürülürken, Türkiye’de yüzde 10’dan 15’e çıkarıldı.



Nişasta bazlı şekerin (NBŞ) bazı AB ülkelerinde yasaklandığı halde Türkiye’de üretim kotasının yüzde 10’dan 15’e çıkarılması bilim insanlarını kaygılandırıyor.
Cumhuriyet Gazetesi’nin haberine göre, dünyanın en büyük 4. şeker pancarı üreticisi olan ülkemizde ton başına 250-300 dolar daha ucuz olan “mısır şurubu” üretmek için 2010’da 500 bin ton mısır ithal edildiği belirtildi.
Uzmanlar, içeriğinde fruktoz olan mısır şurubu ile yapılan gıdaların, kronik hastalıkları salgına dönüştürdüğü, kanser, kalp, siroz, diyabet gibi çok sayıda hastalığa neden olduğunu vurguladı.
Daha az maliyetle elde edilen ve gazozdan çikolataya dek pek çok üründe kullanıldığı belirtilen NBŞ Fransa, Hollanda ve İngiltere’de yasaklanıp en büyük üreticisi olan ABD’de ise üretim kotası yüzde 10’dan yüzde 2’ye düşürülürken ülkemizde üretim kotasının arttırılması yoğun tartışmalara neden oluyor.
İsa Gök (Şeker-İş Sendikası Genel Başkanı): Avrupa’da kişi başına NBŞ tüketimi 1-1.5 kilo, Türkiye’de ise 6 kilo civarında. Fransa, İngiltere, Hollanda, Almanya gibi ülkelerde de pancardan şeker elde ediliyor. 25 Avrupa ülkesi 1 milyon 200 bin ton NBŞ üretirken Türkiye tek başına 500 bin ton üretiyor. Bir tarafta GDO’lu mısır tüketip halkın sağlığını bozuyoruz diğer taraftan Türkiye’deki çiftçiyi değil, başka ülkeleri desteklemiş oluyoruz. Sendika olarak kotanın düşürülmesi için her yıl dava açıyoruz, mahkeme bizi haklı buluyor ama Bakanlar Kurulu kararı uygulamıyor. ‘Çocuklarınızı NBŞ’den uzak tutun’ adlı kampanya başlattık.
Kenan Demirkol (Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr.): Fruktoz şişmanlığa, şişmanlık da başta kalp damar hastalığından kaynaklı inmeye ve birçok kronik hastalığa yol açıyor. Türkiye’de denetim yok. Piyasada kayıt dışı fruktoz var. Etiketlerde fruktoz oranları belirtilmiyor.
Dr. Yavuz Dizdar (İstanbul Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü): Nişasta bazlı şeker insan metabolizmasıyla uyumlu değil. Mısır şurubu elde edilen mısırın da GDO’lu mısır olma olasılığı yüksektir. Mısır şurubundan elde edilen yüksek fruktoz içerikli şeker, iç organlarda ve karın içinde yağlanmanın en önemli nedenlerinden birisidir. Yağlanma sonucu oluşan metabolik sendromla siroz, karaciğer kanseri, karaciğer rezeksiyonu (karaciğerin bir kısmının ameliyatla alınması) ve transplantasyonu gereken hasta sayısı da artmaktadır. Alkolik olmayan insanlarda da karaciğer yağlanması sık görülür oldu. Bu yağlanmayla diyabet ve kanser gelişmesi olasılığı artmakta…
Türkiye İçecek Gıda Dernekleri Federasyonu üyesi İlknur Menlik ise Türkiye’de GDO’lu üretim olmadığını, fruktoz ve glikozun da tamamıyla yerli mısırdan elde edildiğini savundu.
 Alıntı: Cumhuriyet

Gelecek hafta Tam-Gün'ü görüşecekler

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile dün yaptıkları görüşmede Tam Gün Yasası'nı konuştuklarını belirterek, ''Zannediyorum bir dahaki hafta içerisinde, hem Tam Gün Yasası ile ilgili sorunları, hem sağlıktaki diğer bazı problemleri Sağlık Bakanı, Başbakanımız ve ben biraraya gelerek, bu meseleleri masaya yatırmayı kararlaştırdık'' dedi.

YÖK Başkanı Özcan, Erzurum'da düzenlenen ''25. Dünya Üniversiteler Kış Oyunlarında'' gümüş madalya alan sporcular ile Türkiye Buz Pateni Federasyonu Başkanı Fahrettin Kandemir'i kabulünden sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin ''Dün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmenizde ne konuşuldu?'' sorusu üzerine Özcan, görüşmede Tam Gün Yasası dışında bir konunun konuşulmadığını söyledi.

Başbakan Erdoğan'a konuyla ilgili son gelişmeleri anlattığını belirten Özcan, ''Biliyorsunuz tam gün yasasına geçtikten sonra bizim üniversitelerimizde çalışan öğretim üyelerimizin fark adı altında aldıkları yüzde 20'lik bir meblağ kayboldu. Bunu alamaz duruma düştüler. Yeni bir sistem getiriyorsunuz, bundan bazı öğretim üyeleri zarar görüyor, bu hoş bir şey değildi. Başbakanımıza bunu anlattım. Bunun telafisi için çalışmalar devam ediyordu. Sanıyorum yakın zamanda kaybedilen bu farklar öğretim üyelerine bir şekilde geri verilecek'' dedi.

Başbakan Erdoğan'a konuya ilişkin bir önerisi olduğunu da söyleyen Özcan, ''Öğretim üyelerinin para ile iç içe olması ve paranın üniversite ortamında bu kadar çok konuşulması gerçekten rahatsız edici bir durumdur. Onun için mesela sözleşmeli statü gibi bir statüye geçilmesi belki öğretim üyelerimizi paranın çok konuşulduğu durumdan kurtarır diye düşündük. Böyle bir öneriyle geldim. Kendisi de öneriyi çalışalım dedi. Zannediyorum bir dahaki hafta içerisinde, hem Tam Gün Yasası ile ilgili sorunları, hem sağlıktaki diğer bazı problemleri Sağlık Bakanı, Başbakanımız ve ben biraraya gelerek, bu meseleleri masaya yatırmayı kararlaştırdık. Ben kendilerinden haber bekleyeceğim. Toplantıya çağrıldığımda, üniversiteye ait görüşlerimi kendisine ileteceğim'' diye konuştu.

Tavsiye ettiği sözleşmeli statüde çalışmanın iyi bir sistem olduğunu ifade eden Özcan, ''Şöyle başlanılabilir, geçen sene üniversitede çalışan hocalarımız döner sermaye artı maaş ne kadar ücret aldılarsa bunun aylık ortalaması hesaplanabilir. Önümüzdeki sene bu ücret kendilerine ödenebilir. Böylece onların döner sermaye ile veya herhangi bir parayla ilgili ilişkileri kesilebilir. Kendileri eğitim, öğretimleriyle, araştırmalarıyla çalışmalarına devam edebilirler. Eğer öğretim üyesi o yıl içerisinde performansında bir artış kaydederse bir dahaki yıl vermiş olduğunuz döner sermaye artı maaşta biraz daha artış yapabilirsiniz. Eğer performansında bir düşüş olduysa bu miktardan biraz düşüş yapabilirsiniz. Bu da öğretim üyelerini daha çok çalışmaya teşvik edecek bir sistemdir'' dedi.


Alıntı: medimagazin.com

5 Şubat 2011 Cumartesi

Hamile kadınlar saç boyası kullanmamalı mı?

Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde anne adaylarını bilgilendirmek için düzenlenen ''Gebelikte İlaç Kullanımı'' konulu toplantıda uzmanlar gebelikte alınan ilaçların bebeğe geçme yolları, bu dönemde ilaç kullanımının sınıflandırılması, yanlış ilaç kullanımının zararları, hangi ilacın ne zaman kullanılması gerektiği konularında bilgiler verildi.

Hastane başhekimi Doç. Dr. Ümit Göktolga, ''gebelikte ilaç kullanılmamalı'' ya da ''her ilaç kullanılabilir'' gibi genellemelerin yanlışlığına işaret etti. Hekim kontrolünde, uygun dozda kullanılabilecek ilaçlar bulunduğunu bildiren Göktolga, ''Gebeliğin her dönemi ilaç kullanımı açısından ayrı özelliklere sahiptir. Bunlar içerisinde ilk üç ay (1.Trimaster) en önemli olan dönemdir'' dedi. 

Op. Dr. Ömer Lütfi Tapısız da, gebelikte ilaç kullanırken çok dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti. Özellikle gebeliğin ilk ayında ilaç kullanımında ''ya hep ya hiç'' kuralının geçerli olduğunu vurgulayan Tapısız, ''Yani bir aylık bir gebe ilaç kullandığında ya bebeğe hiçbir zarar vermez, ya da düşüğe neden olur. Türkiye'de gebelik sırasında ilaç kullanım oranı çok yüksek. Gebelik sırasında reçeteli ya da reçetesiz ilaç kullanma oranı yüzde 90 düzeyinde'' şeklinde konuştu. Gebelikte ilaç kullanımı nedeniyle ya da kimyasallara maruz kalınmasının bebekte oluşabilecek anomalilerin önlenmesi için doktor onayı olmadan ilaç alınmaması uyarısında bulunan Tapısız, ''Oluşabilecek anomaliler çocuğun hayatı boyunca taşıyacağı olağan dışı bedensel ve zihinsel gelişim bozukluklarını içerebilir. Anne adayının bu anormalliklerin sorumlusu olmaması gerekir'' dedi.
SAÇ BOYALARINA DİKKAT

Op. Dr. Şadıman Altınbaş ise anne adaylarının ağrı kesicileri kullanırken çok dikkat etmeleri gerektiğini bildirdi. Ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçların hekime danışılmadan alınmamasını öneren Altınbaş, ''Eğer ağrı kesici kullanılması gerekiyorsa parasetamol içerikli ilaçlar tercih edilmeli'' tavsiyesini dile getirdi. 

Gebelikte gerekli durumlarda antibiyotik kullanılabileceğini, ancak bunun dozunu ve süresini hekimin belirlemesi gerektiğini vurgulayan Altınbaş, diğer kimyasallarla ilgili de şunlara dikkati çekti:

''Anne adayları gebeliğin ilk üç ayında bitkisel içerikli de olsa kesinlikle saç boyası kullanmamalı, saç düzeltme ve perma gibi işlemleri yaptırmamalıdırlar. İlk üç aydan sonraki dönemde bitkisel içerikli saç boyaları kullanılabilir. Kozmetik kullanımında hiçbir yöntem kesin güvenilir değildir.''

Alıntı :ntvmsnbc.com