22 Haziran 2011 Çarşamba

Doktorluğu neden bıraktım?

HEPİMİZİN KARŞILAŞTIĞI DURUMLARI KISACA ANLATAN BİR YAZI...HELE BAŞBAKANIMIZ KAZLIÇEŞME MİTİNGİNDE 'DOKTOR EFENDİ '  DİYEREK KALBİMİZE TAHT(!) KURMUŞKEN , BU YAZI İYİ GELECEK...YANLIZ DEĞİLİZ...




Çok düşündüm yazmaya başlamadan önce. Nasıl anlatmalı, diye. Madde madde sıralamak çok kuru geldi. Çok da uzatmamalıyım, diye düşündüm. Bir taraftan da anlatacak o kadar çok şey var ki….Sonra dedim ki, örnekler vereyim, okuyan kıssadan hisse, anlasın. İlk aklıma gelenle başlayayım:


İkinci çocuğa yedi aylık hamileydim. İlkinde asistandım. Bu sefer uzmanım ya, farklı olacak. Ne fark edecekse? İlkinde, bebeğim iki aylıkken sekiz nöbetle dönmüştüm hastaneye, güya süt izni altı aydı o zaman. Nöbet dönmez demişler, başladığımın ikinci günü listeye yazmışlardı. Biliyorum, ben böyle olacağını, anlatması öyle zor ki. Bir şey hemen başka bir şeyi çağrıştırıyor.


 Evet, yedi aylık hamileydim ve çok kötü bir trafik kazası geçirdik. Arabamız pert oldu, emniyet kemerinin izi vücuduma derin bir morluk olarak çıktı. Erken doğum tehdidi atlattım. Rapor almadım, çünkü çalıştığım birimde tek uzman doktordum. Kazadan iki hafta sonra, bu sefer gece yarısı bir sarhoş sokakta ne kadar araba varsa çarptı. Bir kalp çarpıntısı tuttu beni. Biliyorum ki, anksiyeteden. Durmadı, sabahı sabah ettim. Sabah bir kardiyoloji uzmanına gitmeye karar verdim. Erkenden aradım hastaneyi, polikliniğe gelemeyeceğimi söylemek için. Telefonu birbirine bağlayan bağlayana. Kimse sorumluluk almak istemiyor. Sebep, öğleden sonraya gün önceden verilmiş internet randevuları. Sonunda, dayanamadım “Öldüm ben bugün, tamam mı!” dedim karşımdakine. Beş dakika sonra o bir türlü ulaşamadığım poliklinikten sorumlu başhekim yardımcısı aradı. “Dr hanım, sabah adınıza yazılmış yedi sekiz hasta var, n’olacak?” diye sordu.
  • Kaynak : selgingb.wordpress.com/
BU MESLEĞİ, BEN DE İNSAN OLDUĞUM VE HASTA OLMA HAKKIMI KULLANMAK İÇİN BIRAKTIM.


Anadolu’nun büyücek şehirlerinden birindeyim. Haftada iki gün heyet var. Her heyet gününde en az yüz, yüz yirmi hasta var. Çoğu özürlü veya bakıma muhtaç raporu almak için gelmiş.


Raporu alırsa, devlet para verecek. Diyaloglar:


1) Hasta yakını: Muayeneye gerek yok doktor!
Dr: Ben muayene etmek için varım.
Hasta yakını: İmzala da şu kağıdı bitirelim işimizi. Daha dolaşacak çok kapı var.
Dr: Bu kadıncağız Parkinson Hastası. Hiç tedavi aldı mı?
Hasta yakını: Neyse ne hastalığı. Bu saatten sonra tedavi mi olur!
Dr: Tedavi edilirse belki de kendi işini görür, bakıma ihtiyacı kalmaz.
Hasta yakını: Sen imzala, biz bakarız.
Dr: Hastanın tedaviyle durumunun düzeleceğini düşünüyorsam özür derecesi veremem. Poliklinikten takip edelim, ilaçlar işe yaramazsa o zaman yeniden değerlendirelim. Olura olmaza verilen bir şey değil bu bakım parası
Hasta yakını: Sana mı kaldı kadın, devletin parasını düşünmek! Allah belanı versin!


BU MESLEĞİ, DURDUK YERE BELA ALMAMAK İÇİN BIRAKTIM.


2) Dr: Eee.. sen geçen hafta da iki özürlü çocuk getirmiştin. Onlar da mı senindi?
Hasta yakını: Hee..
Dr: Kaç çocuğun var senin?
Hasta yakını: On iki.
Dr: Kaçı özürlü?
Hasta yakını: Sekiz. Bazısı akıldan, bazısı hem vücuttan, hem akıldan.
Dr: Karın akraban mı?
Hasta yakını: He. Teyze kızıdır. Aklı da kıttır.
Kaba bir hesapla 8×500 TL = 4000 TL. Vergisiz, temiz gelir.


BU MESLEĞİ, İNSANLARI EĞİTİLECEĞİ YERDE YANLIŞ YAPMAYA DEVAM EDİYORLAR DİYE HEPİMİZİN KESESİNDEN HOVARDACA ÖDÜLLENDİRİP, İNSANLARIN AĞZINA BAL ÇALARAK KENDİ HANELERİNE YAZILAN SEÇMEN OY’UNA ÇEVİRDİKLERİ İÇİN BIRAKTIM


3) Dr: Ne kadarlık bu bebek?
Baba: İki aylık.
Dr: Sorunu nedir?
Baba: Anne sütü almıyor.
Dr: Dudak, damak yarığı filan mı?
Baba: Şükür, yok öyle bir şey. Bir kusuru yok, her şeyi tamam, maşallah.
Dr: Siz niye geldiniz peki?
Baba: Devlet memuruyum. Mama parası almaya geldik.
Dr:??


BU MESLEĞİ, İNSANLARIN AÇ GÖZLÜLÜKLERİNE ARTIK DAYANAMADIĞIM İÇİN BIRAKTIM.


Bel ağrısı olan hastanın muayenesi bitmiş, reçete yazacağım, soruyorum, “Yakınlarda ağır kaldırdınız mı?” Hasta, kollarındaki bileziklerini şıngırdatarak cevap veriyor, “Allah kabul ederse, iki kurbanımız vardı. Malum onca et, indir kaldır..Ondan oldu herhalde.” Önümdeki ekrana bakıyor, bakıyorum. Hasta Yeşil Kartlı. Hastanın “Dr hanım en iyi ilaç neyse ondan yaz. Bir de MR çektirsen iyi olur,” demesi ile kendime geliyorum.


BU MESLEĞİ, BENİM CEBİMDEN ÇALANLAR BANA HASTA HAKKINA DAYANARAK İŞİMİ KULAKTAN DUYDUKLARIYLA ÖĞRETMESİNLER DİYE BIRAKTIM.


Performans, performans. Kaç kişi biliyor bu “Performans”ın ne anlama geldiğini? Eminim çoğu kişinin anladığı “işini iyi yapmak.” Performans demek, puan demek. Poliklinikte bakılan hasta şu kadar puan, hastaya dikiş atılması bu kadar puan, hastaya muayene testi sırasında x testini yapmak bilmem ne kadar puan. Ay sonunda listeler asılır. Hastane birincisi bilmem kaç bin puan yapmıştır. Puanıyla orantılı olarak, döner sermayeden para alır. Zeki insanlar anlamışlardır, hemen. Bu sistemin nasıl suistimal edilebileceğini. Geçen yıl mesleği bırakmadan bu konuda olanları da iki örnekle anlatayım:


1) Acil kapıda Aile Hekimliği sisteminden önce pratisyen hekimler duruyordu. Mantıklı olarak önce hastayı onlar değerlendiriyor, sonra ihtiyaç duyarsa icapçı konsültan uzman hekimi çağırıyorlardı. Ne zamanki, konsültan çağırdıklarında onların puanından kesildi, o zamana değin olura olmaza çağırdıkları uzmanlar bir nebze olsun rahat nefes aldı.


BU MESLEĞİ MESLEKTAŞLARIMIN PERFORMANS DENİLEN İLLETLE DAHA FAZLA KİRLENDİKLERİNİ GÖRMEMEK İÇİN BIRAKTIM.


2) Şehrin eski SSK hastanesinde tek nöroloji uzmanıydım. Poliklinik, acil, servis, EEG, EMG… hepsine tek kişi koşturuyorum. Mutluyum ama, çünkü sekreterler olsun, acil ekibi, servis hemşireleri, EEG ve EMG hemşiresi olsun, nasıl iyi bir ekip, anlatamam. Canla başla çalışıyoruz. Anadolu’dayız. Hasta İstanbul hastası değil, kimi şehrin diğer ucundan geliyor, çok uzaktan geldim, diyor, kimi de gerçekten 120 km uzaktan, dağın başından geliyor. Biz uğraşıyoruz, EEG ve EMG ile ne kadar hastanın, ne kadar kısa sürede işin hallederiz, diye. Bazen işin içinden çıkamadığım oluyor, arıyorum İstanbul’daki arkadaşlarımı, hocalarımı, hastaları onlara gönderiyorum. Arada sekreterler puanımı söylüyorlar, aklımda bile kalmıyor. Her ay daha ne kadar fazla yapabiliriz, randevuları nasıl yakın zamana verebiliriz, diye uğraşıyoruz. Malu, bakan “İsteyen gece çalışsın, kazansın,” demiş.Ay sonunda diğer hastanede çalışan eşim, oraya asılan her iki hastanenin ortak puan listelerine bakıyor (Şehirde bir Devlet, bir de eski SSK hastanesi vardı. Bir takım sebeplerle iki hastane birleştirilmiş, tek başhekimlik ile idare edilmeye başlanmıştı. Bu da ayrı bir hikaye). Benim puan her ay bizim hesaptan en az 8-10 bin puan eksik. Üç ay böyle gitti. 8-10 bin puan o zaman, yaklaşık 2000 TL döner demek. Sonunda neden kesiliyor puanlarım, diye araştırdığımda, yaptığım EMG’lerden kesildiğini öğrendim. Neden? diye sorduğumda “Etik Komisyon” daki EMG’nin ne olduğunu bile bilmeyen bir başka branşın uzmanı doktor arkadaşın kararı doğrultusunda olduğunu söylediler. Bir ay içinde o sayıda EMG yapamayacağıma kanaat getirmiş kuruldaki arkadaş, puanı yüksek olan işlerin üzeri çizilmiş. Dilekçeler gitti, geldi. Yalan Performans bildirmekle suçlandım, yani yapmadığım işi yapmış göstermekle. Gönlüm o kadar rahat ki, her şeyim arşivli, kayıtlı, raporlarımın hepsi tamam. Israr edince, Bakanlıktan Soruşturmacı talep etmekle tehdit etti başhekimlik, yani hakkımda soruşturma açılması ile. Soruşturmacı istiyorum, diye dilekçe verdim. Sonra da istifa ettim. Dosya da kapandı, gitti. Elimde yazışmaların örnekleri, üstüne gideyim, dedim. Babası bakanlıkta olan eski bir arkadaşım,” Boşver, babama sordum, canın yanarmış,” dedi. Lanet ettim.


BU MESLEĞİ, GERÇEKTEN HİZMET ETMEK İSTEMEME KARŞIN, KARŞISINDAKİNİ DE KENDİ GİBİ BİLEN, HAK YİYEN, NEREDEN GELDİĞİ BELLİ OLAN KUKLA YÖNETİCİLERİN DAHA FAZLA HEM HEKİMLİK, HEM DE İNSANLIK ONURUMLA OYNAMAMALARI İÇİN BIRAKTIM.


Fakülte girişimle beraber, on sekiz yılın sonunda, gerçekten severek yaptığım mesleğimi bıraktım. Kolay bir karar değildi. Doya doya emziremediğim çocuğumdan, binbir zahmet beni okutan ana-babama, hocalarıma kadar o kadar çok kişinin emeği vardı ki o, on sekiz yılda. Benim alternatifim vardı, bırakabildim. Eminim, iki gündür grev yapan, yapmaya çalışan, yapamasa da gönlü yapmaktan yana olan o küçük, marjinal, siyasi görüşlü arkadaşların çoğu benim yerimde olsalardı, onlar da benim gibi yaparlardı.


Şimdi artık, mutlu ve huzurluyum. Performansı düşündürmeyen bir kazancım var. Çalıştığım yerde, insanlar kibar ve nazik. Gün içinde durduk yerde hakarete uğramıyor, tehdit edilmiyorum. Gece yatağa girerken, telefon ne zaman çalacak diye düşünmüyorum. Tamamen silinmeyecek olsa da, yavaş yavaş, insanların çirkin yüzlerine ilişkin anılar berraklığını yitiriyorlar.


 Çocuklarıma insana inanabilmeyi öğretme konusunda umudum yeşeriyor.


Ama…


Tam bir yıl oluyor, hasta görmedim. Hasta gözünde gördüğüm, o şükran duygusunu, felçli hastanın ilk kez yeniden ayağa kalkışını görmeyi, hasta bir lokma fazla yedi mi sevinmeyi, kafamda listeler oluşturup, adım adım ilerleyerek sonunda teşhis koymayı, varsa tedavisi, tedavi etmeyi özledim.
Halk başına ne geleceğini bilmiyor, popülist politikaya alet oluyor. Nicelik olarak artan sağlık hizmetinin aslında niteliğinin artık sıfır bile olmadığının farkında değil. Sayın bakan ve başbakan, çuvaldaki bir iki çürük elma için tüm ambarı heba etti. Çürük elmalar duruyor, onlar artık muayenehaneyi değil Performans Sistemi’ni kullanıyor.


DAHA ÇOK ANLATABİLİRDİM. UMARIM BUNLAR SİZE SAĞLIK ÇALIŞANLARININ NEDEN GREV YAPTIĞI KONUSUNDA BİR FİKİR VERMİŞTİR.


Alıntı.doktoraktuel.com

14 Haziran 2011 Salı

Anne sütünü arttırmanın yolları

Hamilelik dönemi geçiren kadınlara zaman zaman çevreden, ‘sen iki canlısın iki kişilik ye’ gibi telkinler gelebiliyor.
Obezite ve metabolizma uzmanı Dr. Ayça Kaya, doğumdan sonra ise süt artırma kaygısıyla lohusa şerbetleri, helvalar gibi yüksek kalorili besinlerin tüketildiğini, bu tarz beslenme alışkanlığının da fazla kiloları beraberinde getirdiğini söylüyor. Bu durumla başa çıkmanın mümkün olduğunu belirten Dr. Kaya, annelere sütlerini artırırken, kilo vermelerine de yardımcı olacak 10 ipucu veriyor. 

Eğer hamile kalmayı planlıyorsanız veya lohusalık döneminde iseniz işte size kilo almadan süt artırmanın yolları: 

 1) Gebelikten sonra otoimmun tiroid hastalıklarının ortaya çıkmasında artış olur. Eğer lohusalık depresyonunuz var ise ve kilo artışı yaşıyorsanız, öncelikle bir iç hastalıkları uzmanına muayene olmanızda fayda var. Hem tiroid, hem şeker hem de genel metabolizmanızın değerlendirilmesi iyi olur. 

2) Toplumda şekerli yiyeceklerin ve içeceklerin anne sütünü artırdığı ile ilgili yanlış bir inanış vardır. Bu tür yiyecekler sütü artırmaz. O nedenle loğusa şerbetleri, hazır meyve suları, şeker eklenerek yapılmış kompostolar, helvalar, tatlılar ve çikolatalardan uzak durun. 

3) Sütü artıran en önemli madde sudur. Ne kadar çok su içerseniz o kadar çok sütünüz olur. Özellikle her yemekte 2 bardak su için. Yediğiniz her meyveden sonra su için. Ortalama 10-12 bardak su içmeye özen gösterin. 

4) Su oranı yüksek olan sebze ve meyveler çok süt yapar. Her yemeğinizin yanında bolca yeşil salata yiyin. O nedenle salatayı baş tacı yapın. Ancak içine yağ, mayonez ve salata sosu koymayın. Nar ekşisi, limon, sirke ve 1 tatlı kaşığını geçmeyecek şekilde yağ ekleyebilirsiniz. Su oranı yüksek olan ıspanak, pazı, karalahana, yeşil fasulye gibi sebze yemeklerine sofranızda daha çok yer açın. Bu sebzeleri pişirirken kıymalı veya yumurtalı olarak hazırlamak besin kalitesini yükseltir. Ama eğer kıymalı yemek sevmiyorsanız yanında ayrıca köfte olarak hazırlayabilirsiniz. 

5) Taze sıkılmış meyve suyu, ayran, maden suyu ve şekersiz bitki çaylarını içecek olarak tercih etmekte fayda var. 

6) Yağlı yiyeceklere karşı dikkatli olun. Kızartmalar, pastane ürünleri, kurabiyeler, kıymadan yapılan etler, cipsler, çerezler, kremalı yiyecekler kalori oranları yüksek yiyeceklerdir. Küçük miktarda yenildiğinde çok fazla kilo yapabilir. 

GECE BİR LOKMA, GÜNDÜZ 10 LOKMAYA BEDEL


7)
Süt veren annenin gece kalkmaları nerede ise bir rutindir. Emzirmek ayrıca enerji ihtiyacını artırır. Ancak geceleri kalktığınızda karnınız zil çalsa bile sakın ağzınıza bir lokma koymayın. Çünkü gece insan vücudu depolamaya daha eğilimlidir. Gece yediğiniz bir lokma gündüz yediğiniz 10 lokmaya bedeldir. Çok acıkırsanız sadece 1 bardak su için ve sabah güzel bir kahvaltı yapacağınızı hayal edin. 

8) Emziklilik dönemi kilo vermek için bulunmaz bir fırsattır aslında. Çünkü insan vücudu süt yapmak için bir enerji harcar. Harcanan bu enerji özellikle ilk 2 ayda çok fazladır. Neredeyse günde 2 saatlik spor yapmaya bedeldir. O nedenle doğru yiyecek tercih yapmayı bilirseniz biraz da hareketinizi artırırsanız haftada 1- 1,5 kilo kaybedebilirsiniz. 

9) İşte size sütünüzü artıracak, bebeğinizin gazını alacak bir tarif: 1 yemek kaşığı rezene, 1 yemek kaşığı ıhlamur, 1 yemek kaşığı papatya, 1 tatlı kaşığı tane kimyon ve 1 tatlı kaşığı anason. Porselen bir demliğe bu ölçülerde bitkileri koyun ve üzerine 2 fincan kaynar su ekleyin. Demliğinizin üzerine bir havlu ile kapatın. Yemeklerden hemen sonra bu çayı içtiğinizde bebeğinizin gazı daha az olur. Sizin de sütünüz daha bol olur. 

TUZLU GIDALARDAN UZAK DURUN

10)
Tuzlu yiyecekler, her ne kadar su ihtiyacını artırarak su içmeyi teşvik etse de vücuda bazı zararlar verebilir. Turşu, salamura yapılmış yiyecekler, tuzlu çerezler, şarküteri ürünleri, hazır soslar, tuzlu peynirler ve zeytinler gizli tuz oranı yüksek besinlerdir. Bu besinler eğer çok tüketilirse tuz vücuttan atılırken kemikten kalsiyum çekeceği için kemik erimesi yapabilir. Özellikle gebelik ve lohusalıkta kalsiyum ihtiyacı artar. Eğer fazla tuzlu yenirse bu durum kişinin ayrıca kalsiyum ihtiyacını artırarak kemik erimesini tetikleyebilir. O nedenle tuz oranı yüksek besinlerden kaçınmakta fayda var.

Alıntı: ntvmsnbc.com

3 Haziran 2011 Cuma

Cep telefonu beyin hücrelerine hasar veriyor

İstanbul Kadir Has Üniversitesi’nde gerçekleştirilen ''Cep telefonunun sağlığa zararları'' konulu konferansa ilişkin yapılan açıklamaya göre, konferans Türkiye, Fransa, Yunanistan, İtalya, İsrail ve Amerika'daki araştırma merkezlerinden gelen uzmanların katılımıyla gerçekleştirildi.

Konferansta konuşan Amerika Çevre Sağlığı Örgütü (Environmental Health Trust) Kurucu Başkanı Dr. Devra Davis, bugün dünyada cep telefonları tarafından üretilen mikrodalga radyasyon seviyesinin spermlere zarar verdiğine dikkati çekerek, ''Günde yaklaşık 2 saat cep telefonu kullanan erkeklerin sperm sayısı normal erkeklere nazaran yüzde 30 düşürüyor. Günde 4 saatten daha uzun süre cep telefonu kullanımı ise sperm sayısını yüzde 40 oranında azaltıyor. Dolayısıyla bu kişilerin çocuk sahibi olma ihtimalleri azalıyor. Ayrıca hamilelik sırasında bebeklerin DNA ve hafızalarını olumsuz etkiliyor'' dedi. 

Titreşimli dijital cep telefonu sinyallerinin de bağışıklık sistemini onaran insan kan hücrelerine, saç köklerine ve lenfositlere zarar verdiğini ve tahrip ettiğini vurgulayana Davis, cep telefonunun kulakta veya kulağa yakın mesafede 50 dakikadan fazla tutulmasıyla sağlıklı bir bireyin beyninde değişikliklere yol açtığına dikkat çekerek, ''Vücut ve beyin her an cep
telefonlarının yaydığı mikrodalga radyasyonun yarısını emiyor. Telefon ile konuştuğumuz zamanlarda mikrodalga radyasyon nedeni ile beyin hücrelerimizin bir kısmı ölmeye başlıyor'' diye konuştu.

Konferansta konuşan Prof. Dr. Lloyd Morgan ise da telefonlarının baz istasyonları tarafından üretilen mikrodalga radyasyon seviyesinin, mikrodalga fırın içerisinde olduğu kadar büyük olduğuna dikkat çekerek, ''İnsanların bu kadar yakınında olmaları yasaklanmalıdır. Türkiye, aktif olan baz istasyonların yerleşim yerlerine kurulmasını yasaklayan düzenlemeler yapmalıdır'' dedi. 

Gazi Üniversitesi Biyofizik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nesrin Seyhan da Türkiye'nin baz istasyonu yerleştirme konusunda özel bir dikkat harcaması ve insanların onlarla direkt temas kurmalarını engellemek için girişimlerde bulunulması gerektiğinin altını çizdi. 

Toplantıda açıklanan Atina Üniversitesi Hücre Biyolojisi ve Biyofizik Bölümü ''Elektromanyetik Biyoloji Araştırma Takımı'' çalışmasında ise cep telefonlarının özellikle hafızaya zarar verdiği, nörolojik proteinleri ve beyin metabolizma proteinlerinin etkisini değiştirdiği ve DNA tahribatına neden olduğu bilgileri yer aldı. 

KORUNMAK İÇİN BU TEDBİRLERİ ALIN!

Açıklamaya göre, Amerika Çevre Sağlığı Örgütü Kurucu Başkanı Devra Davis'in ''Cepteki Tehlike'' kitabında, cep telefonlarının zararlarından korunmak için alınabilecek en etkili bazı önlemleri şöyle sıraladı: 

''-Cep telefonunuzu hiçbir zaman direkt olarak başınıza veya vücudunuza tutmayın.

-Cep telefonu ile konuşurken diafon, kulaklık, hands-free cihazları veya tüplü kulaklık kullanın.
-Mümkün oldukça sabit telefonları kullanmaya çalışın.

-Cep telefonunuz açıkken vücudunuza yakın bir yerde taşımayın. Örneğin cep telefonunuzu cebinizde veya göğsünüzde taşımayın. Cep telefonunuz açıkken, kullanmıyor olsanız bile radyasyon yaymaya devam eder.

-Cep telefonunuzun sinyal seviyesi düşükken veya cep telefonunuz çekmediğinde daha güçlü çalışır ve daha çok radyasyon yayar.

-Cep telefonlarını çocuklardan uzak tutun.

-Çocuklar yetişkinlerden en az 2 kat daha fazla mikrodalga radyasyon emerler. Hamileler cep telefonlarını karınlarından kesinlikle uzak tutmalıdır.

-Uyurken cep telefonunuzu yakınınızda bulundurmayın. Siz uyursunuz, ancak cep telefonunuz uyumaz. Cep telefonunuz açık olduğu müddetçe radyasyon yaymaya devam eder. Cep telefonunuzu yastığınızın altına, yatağınızın yanındaki komodine veya uyumakta olan birinin yakınına koymayın.'' 

Alıntı : ntvmsnbc.com

Yıldırım Beyazıt Tıp Atamalarında torpil skandalı...

 SANIRIM 'DURMAK YOLA DEVAM' YA DA 'HAYALDİ GERÇEK OLDU ' DEMEK GEREKLİ...

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nde atama skandalı...

33 akademik personel için belirlenen 'adaya özgü' kriterleri fark eden Ankara Tabip Odası, 'Bu kişiler atanacak' diye notere başvurdu. Başarı oranı yüzde 100'e yakın...

Akşam gazetesinin haberine göre; üniversite, 26 Ocak'ta kadro ilanı yaptı. Ancak belirlenen kriterler hekimleri kızdırdı. ATO ve Sağlık Hizmet Emekçileri, başvuru süresi dolmadan 3 gün önce atanacakların listesini yaptı, 32 kişinin adını noterde belgeledi. 31 isim doğru çıktı, ATO Ankara 5. İdare Mahkemesi'ne dava açtı. İlandaki dikkat çekici kriterler ise şöyleydi: 

Enfeksiyon Hastalıkları dalında, profesör kadrosu için '10 yıl' şartı istendi. Ancak Çocuk Hastalıkları Ana Bilim Dalı'na açılan profesörlük kadrosunda 8, Nöroloji dalında ise 5 yıl profesörlük şartı getirildi.
Daha önce hiçbir üniversitede öğretim üyesi olarak çalışmamış olan Prof. Metin Doğan'ın rektör olarak atandığı kadrolar için şartlar, süreye ilişkin farklı kriterlerle de sınırlı kalmadı. Kimi kadrolarda üst düzey sağlık idareciliği, kiminde sağlık idareciliği, kiminde üst düzey hastane ve sağlık yöneticiliği gibi koşullar arandı. Bu kadrolar için de yine farklı yıllar içeren süre kriterleri getirildi.

KABIZLIK CERRAHİSİ ŞARTI

Bilimsel yanı olmayan kriterlerin hangi isimleri işaret ettiğini ise ATO ve SES tespit etti. Bazı kadrolarda ise 'Hastane kalite değerlendirmesinde sertifika sahibi olma', 'ilaç etik kurul sertifikası sahibi olma', 'Erasmus programları konusunda deneyim sahibi olma' gibi belgeler istendi. 

En çarpıcısı ise genel cerrahide yaşandı. Tek bir yardımcı doçentin alındığı kadro için adayın 'konstipasyon' (kabızlık) cerrahisi konusunda deneyim sahibi olması istendi.

Üroloji, Kadın Hastalıkları ve Doğum ana bilim dallarına alınacak kadrolarda, 'robotik cerrahi konusunda uzmanlık', 'sertifika' gibi şartlar arandı. Ancak bu alanda uzmanlaşılabilecek 'Da Vinci Robotu' Ankara'da sadece Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde var. Atanan kişi de o hastaneden.

KİMSE BAŞVURAMADI

ATO Başkanı Dr. Bayazıt İlhan tepkili: Ankara İl Sağlık Müdürü'nün yardımcı doçent kadrosuna atanıp 2 gün sonra müdürlük görevine döndüğü görülmekte. Jet profesörlük kavramına jet yrd. doçentlik kavramı eklendi. 32 isimden 31'inin ataması adrese teslim kadroların sahiplerini bulması. Atanacak bazı isimler daha o tarihlerde tebrikleri kabul ediyordu. O kadar kısıtlayıcı hükümler konulmuş ki, atanacak isimler dışında başvuru olduğunu sanmıyorum. Çok geniş bir disipline sahip genel cerrahide sadece kabızlık cerrahisinde uzmanlık kriteri konmasında nasıl bilimsel bir yarar gözetiliyor olabilir? Genel Cerrahi'de böyle bir uzmanlık yok.

İKİ GÖREV  BİR ARADA

Aralarında Ankara İl Sağlık Müdürü Mustafa Aksoy'un da olduğu 31 ismin mevcut görevlerinini yanı sıra yeni kadrolarının yüklediği sorumlulukları da ek olarak sürdüreceği belirtiliyor. 

ATANAN 31 İSİM ŞÖYLE:

Kardiyoloji: Prof. Engin Bozkurt, Doç. Tahir Durmaz, Doç. Talat Keleş
İç Hastalıkları: Prof. Bekir Çakır, Prof. Ertuğrul Kayaçetin, Doç. Reyhan Ünlü Ersoy, Doç. Osman Ersoy
Aile Hekimliği: Yrd. Doçent Mehmet Uğurlu
Enfeksiyon Hastalıkları: Prof. Mehmet Taşyaran
Çocuk Hastalıkları: Prof. Bahattin Tunç
Fiziksel Tıp ve  Rehabilitasyon: Prof. Selami Akkuş
Nöroloji: Prof. Orhan Deniz
Psikiyatri: Prof. Ali Çayköylü
Genel Cerrahi: Yrd. Doçent Samet Yalçın
Ortopedi: Prof. Murat Bozkurt, Yrd. Doç. Mahmut Uğurlu
Kadın Hastalıkları ve Doğum: Prof. Filiz Avşar
Göz Hastalıkları: Yrd. Doçent Nurullah Çağıl, Yrd. Doçent Hasan Basri Çakmak
Anesteziyoloji ve Reanimasyon: Doç. Abdulkadir But, Doç. Seval İzdeş, Yrd. Doç. Mustafa Aksoy
Göğüs Cerrahisi: Prof. Nurettin Karaoğlanoğlu
Kulak Burun Boğaz: Prof. Hakan Korkmaz, Yrd Doç. Sami Berçin
Üroloji: Doç. Ali Fuat Atmaca
Plastik Cerrahi: Prof. Ali Teoman Tellioğlu, Prof. Mustafa Deveci
Biyokimya: Prof. Özcan Erel, Doç. Fatma Meriç Yılmaz
Patoloji: Prof. Gülnur Güler

Alıntı : ntvmsnbc.com

Aç kalmadan zayıflamak için...

''Aç kalmadan, yiyerek zayıflayabilmek ve sağlığı kaybetmemek mümkün mü?'' diye düşünüyorsanız, 12 altın kural ile kalıcı kilo kontrolünü sağlayabiliyor ve aşırı kiloya bağlı sağlık sorunları riskini azaltabiliyorsunuz.
      
Uzmanlar, düşük kalorili besinlerin tüketilmesi, ana öğünlerde tüketilen besin miktarının yarıya indirilmesi, yemeklerden önce 1-2 bardak su içilmesi, uzun süre mutfakta vakit geçirilmemesi ve sürekli yemekle ilgili planlar yapılmaması 12 altın kural arasında yer aldığını; bu şekilde sağlık kilo kontrolü elde edilebileceğini ifade ediyor.
   
Uzman diyetisyen Müge Özturna, stres, yoğun çalışma temposuna bağlı beslenme düzeninde bozukluk, fast-food beslenme tarzı ve hareketsiz yaşam gibi birçok olumsuz faktörün etkisiyle her geçen gün artan obezitenin sağlığı tehdit ettiğini söyledi.


Pekçok kişinin hem sağlıklı hem de güzel bir vücut yapısına sahip olabilmek için çeşitli diyetler yaptıklarını ve düzenli spor alışkanlığı kazanmaya çalıştıklarını belirten Özturna, kimi zaman zayıflayabilmek için kişilerin tamamen sağlıksız diyet programlarına girebildiğini ifade etti.


Özturna, bu tür diyetlerin yarardan çok zararlı olduğunu ve insan metabolizmasını tamamen bozduğunu vurguladı.

Özturna, ''Önemli olan diyetinizde her besin grubuna belirli miktarlarda yer vermeniz. İşin püf noktalarından biri de size uzun süre tokluk hissi veren besinleri tüketerek zayıflamanız veya formunuzu korumanızdır'' diye konuştu. Bunları doğru bir şekilde gerçekleştirebilmek için kararlı olunması gerektiğini belirten Özturna, diyet yaparken 12 altın kurala dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti.

NELER YAPMALI? 

Alışverişte düşük kalorili, düşük glisemik indeksli olan besinlere öncelik verilmesi, küçük sepet kullanılması gerekiyor.
        
Ana öğünlerde tüketilen besin miktarının yarı yarıya azaltılması, bu besinler yerine salata ve sebze garnitürlerinin miktarının artırılması isteniyor.
       
Tüketilen besinlerin yağ miktarının azaltılması, salatalara ve yemeklere yağlı soslar, ketçap ve mayonez ilave etmek yerine kuru meyva, susam, sirke ve limon eklenilmesi öneriliyor.
        
Ara öğünlerin atlanmaması, ara öğünlerdeki besinlere salatalık, domates gibi söğüş tüketilebilecek sebzelerin ilave edilmesi daha doyurucu oluyor.
     
Fast-food tüketiminden kaçınılması, tüketilmesi halinde ketçap-mayonez gibi soslar yerine domates ve yeşillik ilave edilmesi isteniyor.
       
Gün boyunca bol su tüketilmesi, özellikle yemeklerden önce 1-2 su bardak içilmesine özen gösterilmesi gerekiyor.
      
Nerede olunursa olunsun beslenme programından çıkılmaması önem taşıyor.
        
Her zaman aynı besinlerin tüketilmemesi ve farklı besin gruplarının gün içinde tüketilmesine özen gösterilmesi vurgulanıyor.
       
Düzenli egzersiz yapılması isteniyor.
        
Yemek servisinin küçük tabaklarla yapılması ve tüketecek besinlerin göz önünde bulunduracak şekilde tabaklara konulması tavsiye ediliyor.
       
Uzun saatler boyunca mutfakta vakit geçirilmemesi isteniyor ve son olarak da sürekli yemekle ilgili planlar yapılmaması öneriliyor.

Alıntı : ntvmsnbc.com

27 Mayıs 2011 Cuma

12 Haziran : Yüzyıllık Fırsat

EN SONUNDA  GERÇEKLERİ GÖRÜYORUZ ARTIK. İKTİDARIN ARKASINDA OKYANUS ÖTESİ GÜÇLERİN OLDUĞUNU SÖYLEYENLERE  , HEP ''İDEOLOJİK DÜŞÜNCELER BUNLAR'' DAMGASI VURULDU.EN SONUNDA BUGÜN ZAMAN GAZETESİ  YAZARLARINDAN  HÜSEYİN GÜLERCE BUNU ADETA İTİRAF  ETTİ.BİLİNDİĞİ GİBİ  ZAMAN GAZETESİ  Fethullah Gülen'e YAKINILIĞI  İLE BİLİNEN  BİR GAZETE..

LÜTFEN  VURGULANAN SONDAN 2. PRAGRAFI  DİKKATLE  OKUYUN..ARDINDAN DÜŞÜNÜN...
Dün İstanbul'da patlayan bomba, seçim öncesinde, kanlı ve karanlık ellerin nasıl insafsızca devrede olduğunu bir daha gösterdi.

Bu kanlı saldırı, önümüzdeki 16 gün içinde, daha hangi badirelerin içine sokulabileceğimiz konusunda bütün bir toplumu, yöneticileri, sorumluları uyarıyor. Neden bu seçim öncesinde, terör örgütleri, vesayetin taşeron yapıları olanca pervasızlıkları ile özellikle Güneydoğu'da, seçmene gözdağı verme peşinde koşuyor? Sandığa giden yola neden mayınlar döşeniyor? Çünkü Cumhuriyet tarihinde hiçbir seçim, vesayetçileri, böylesine tedirgin etmemiş, böylesine panikletmemiştir.

12 Haziran, daha önceki hiçbir seçimle kıyaslanamaz. Dikkat ediniz, ilk defa bu seçim, "asrın davası" olarak nitelenen bir yargılama süreci devam ederken yapılıyor. İlk defa, "silahlı örgüt kurup Parlamento'yu, hükümeti yok etmeye teşebbüs" iddiasıyla bir yargılama sürerken seçime gidiyoruz.

Yine bu seçim, Ergenekon davasını sulandırıp bulandırma gayretlerine, belli medyanın ve CHP ile MHP'nin, Ergenekon sanıklarına sahip çıkma kampanyalarına aldırış etmeyen halkın, demokratikleşme için yüzde 58'le "evet" dediği bir referandumun ardından yapılıyor. Ortada, yüz yıldır görülmeyen bir sivilleşme iradesi, bir demokratikleşme cesareti ve kararlılığı var. Bu ülkede yüz yıldan beri hesap sorulmayan İttihat Terakki zihniyeti ile ilk defa yüzleşiliyor. Yine ilk defa medyada, iş dünyasında, barolarda, sendikalarda, sivil-asker bürokrasisinde, yüksek yargıda, bu yüzleşmeyi memleketin selameti, demokrasinin geleceği için isteyen bir duruş var. Vesayetçiler artık, saydığım alanlarda tek başlarına ve hâkim vaziyette değiller.

12 Haziran onları çok endişelendiriyor. Vesayetin partilerine, Ergenekon sanıklarını aday yaptırdılar. Hedefleri aslında bir parti olarak AK Parti değil. Onlar, Ergenekon ve Balyoz davalarının ardında bir siyasi irade bulunmasından ve halkın bu iradeye destek vermesinden rahatsızlar. Ne yapıp edip bu iradeyi, bu şuurlu cesur duruşu sarsmak istiyorlar. 12 Haziran sonrası en büyük sıkıntıları, sivil bir anayasa yapılmasıdır. Yeni dönemi kaos, siyasi çalkantılar, terör belası ile karıştırmak istiyorlar. Demokrasinin, sivil anayasa düzlüğüne çıkmasını engellemeye çalışıyorlar.

12 Haziran'da, millet olarak, altın bir fırsat yakaladık. Halk, referandumdaki "evet" mührüyle, demokrasilerde son sözü kendisinin söylediğini gördü. Şimdi daha bir kararlılıkla demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, herkesin hesap vermesi için o mührü daha bir aşkla, heyecanla basmalıyız.

Bu seçim, partilerin değil, demokratikleşmenin seçimidir. Demokratikleşme, bugün yüz yıllık vesayet kâbusundan uyanma adına tek çıkış yoludur. Bu milletin geleceği adına sancı çekenler, diriliş adına yollara düşenler, geldiğimiz tarihî kavşağın farkındalar. Sarp yokuşları aştık, mana köklerimize dönerek kendi değerlerimizle ayağa kalktık. Evrensel değerlerde buluşma adına dünyaları kucakladık. Son düzlüğe yaklaştık. Şimdi kuvvetli bir omuza, bir seferberlik heyecanına ihtiyacımız var. Bu yüzden partililerden daha fazla çalışan milyonlar var. "Siz de siyasallaştınız" eleştirisine aldırmadan, kimseyle de tartışmaya girmeden, kimseyi incitmeden, "din ve vicdan özgürlüğü, fikir ve ifade hürriyeti, herkes için demokrasi" deyip koşturuyorlar. "Bir daha millete komplo kurulmasına fırsat vermeyelim, millet evlatlarının önünün kesilmesini isteyen gulyabanileri bağlarımızdan, bahçelerimizden defedelim" diyorlar... 

Bundan 51 yıl önce, vesayetin koruyucuları, halkın seçtiklerini alaşağı ettiler. Halka karşı öfkeli, halkın değerlerine karşı tahammülsüzdüler. 27 Mayıs 1960 darbesini yapanlar, halkın seçtiği, sevip saydığı Başbakan'ı ve iki bakanı idam sehpalarında sallandırdılar. Vesayet masum bir kelime ama vesayetçiler hep masumların canlarına kastettiler. 12 Haziran'da 27 Mayıs'ı da unutmayın...


Alıntı: Zaman / Hüseyin GÜLERCE

26 Mayıs 2011 Perşembe

Bronzlaşmak için ne yapmalı?

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı'nda görevli Doç. Dr. Mualla Polat, beyaz tenli kişilerin güneşten korunması için daha yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanması gerektiğini söyledi.

Polat, "Normal hava koşullarında bile güneşten korunmak için 'gün perdesi' dediğimiz güneş koruyucularının kullanılması gerekiyor. Öğlen güneş ışınları dik geldiği için ciltte daha çok hasar bırakabiliyor. Bu saatlerde olabildiğince güneşten korunmalı. Dışarıya çıkarken şapka, gözlük ve güneş kremi kullanılmalı. Özellikle beyaz tenliler daha yüksek koruyucularla kendilerini güneş ışınlarından korumalı. Öğle saatinden akşama kadar güneşlenmek gibi yanlış bir düşünceye kapılmamalı. Güneşlenmek için sabah 10.30'a kadar ve öğleden sonra da 15.30'dan sonrası tercih edilmeli" dedi. 

Açık saç ve açık göz rengine sahip olan kişilerin güneşten kaçınmak zorunda olduklarını dile getiren Polat şu uyarılarda bulundu: 

GÜNEŞ, BEYAZ TENLİLER İÇİN BÜYÜK RİSK 

"Beyaz tenlilerde uzun süreli güneş kızarıklık, ağrı ve daha ileri boyutta su toplamaları oluşturabilir. Güneş yanıkları kişinin cildinde kalıcı hasar da bırakabilir. Biriken güneş hasarı sonrasında bir takım deri kanserlerinin oluşmasında risk oluşturur. Bu risk beyaz tenlilerde, her güneşe çıktığında kızaran, yanan insanlarda daha da büyük tehlike arz ediyor. 'Denize girip yüzüyorum, suyun altındayım güneşten zarar görmem' düşüncesi de son derece yanlış. Güneş ışınlarının deniz seviyesinden 2 metre aşağıya kadar inebildiğini biliyoruz. Dipte yüzmüyorsa, yüzerken bile güneş koruyucusu olması lazım. Beyaz tenlilerin önlem olarak tişört giyerek yüzmeleri bile yeterli değil. Islak kumaşın güneş ışınlarını geçirdiği biliniyor. Sudan çıkar çıkmaz kuru tişörtün giyilerek gölgede kalınması, açıkta kalan vücut alanlarına gün perdeleri sürmeleri lazım.

DİŞ MACUNU VE YOĞURT YANLIŞ

Zaman zaman yanıklara yoğurt sürülüyor. Yoğurdun sadece soğuk etkisi var. Öyle bir durumda kişinin serin ve gölgeli bir yere geçmesi lazım. Cildi çok yanan bir kişiye derinin yenilenmesini sağlayan kremlerin verilmesi doğru olur. Ayrıca yanıklarda diş macunu kullanılıyor. Bu büyük bir yanlıştır. Mentolün yara iyileşmesine bir etkisi yoktur. Yanma etkisini sonlandırmaz, hastayı da doğru tedavi almaktan alıkoyan bir durumdur."

KOLA VE HAVUÇ YAĞI KANSER YAPAR

Bronzlaşmak için cilde sürülen kola ve havuç yağı kansere zemin oluşturabilir. Bronzlaşma, melanin dediğimiz deriye rengini veren maddedeki artıştır. Melanin güneş ışınlarından derimizi korur. Ama bunun 'İlk gün yanayım, diğer gün nasıl olsa koyulaşayım' düşüncesi ile olmaması gerek. Akut yanmalar sonrasında deri kanseri oluşabilir. 

SOLARYUM DA TEHLİKELİ

Solaryum da doğru değil. Solaryuma giren bir kişi hangi dalga boyunda güneş ışığı aldığını bilmiyor. Bu da birçok riski ortaya çıkartıyor. Solaryum hem yüksek dozda, hem de uygunsuz zamanlarda güneşlenmek anlamına geliyor."

Alıntı:ntvmsnbc.com

Sağlık Bakanlığı Atama ve Tayin Yönetmeliği Değişti...

21 Mayıs 2011 CUMARTESİ
 
Resmî Gazete
 
Sayı : 27940
 
YÖNETMELİK
 
Sağlık Bakanlığından:
 
SAĞLIK BAKANLIĞI ATAMA VE NAKİL YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK
 
            MADDE 1 –8/6/2004 tarihli ve 25486 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (m) bendinde yer alan “Stratejik personel:” ibaresinden sonra gelen “Bakanlık tarafından istihdamında güçlük çekilen” ibaresi yürürlükten kaldırılmış ve aynı bentte yer alan “personelini” ibaresi “personeli” olarak değiştirilmiştir.
 
            MADDE 2 –Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi “Personelin herhangi bir suretle görevde olmaması, nüfus hareketleri gibi nedenlerle personele ihtiyaç duyulması halinde Bakanlıkça A hizmet grubuna dahil illerden A, B, C ve D hizmet grubu illere, B  hizmet grubuna dahil illerden B, C ve D hizmet grubu illere, Valiliklerce de il içinde personel doluluk oranı yüksek olan birimden düşük olan birime geçici görevlendirme yapılabilir.” olarak değiştirilmiş ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
 
             “4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğrenim Kanununun 38 inci maddesi gereği Bakanlıkta görevlendirilenlerin eşleri, talepleri halinde görevlendirme süresi ile sınırlı olmak kaydıyla eşlerinin bulunduğu yere hizmet bölgesi ve hizmet grubuna bakılmaksızın geçici olarak görevlendirilebilir.”
 
            MADDE 3 –Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesine “stratejik personel” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile diş tabipleri” ibaresi eklenmiş; üçüncü fıkrasında yer alan “Hastane Müdürü, Hastane Müdür Yardımcısı ve Şef” ibareleri yürürlükten kaldırılmış ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
 
             “Stratejik personelin başka kurumda çalışmakta olan eşlerinin; teşkilat veya kadro bulunmaması veya başka bir yerde istihdamının mümkün olmaması gibi nedenlerle kurumlarınca ataması yapılamayanların, kurumlar arası naklen atamalarında dönem ve kura şartı aranmaz.”
 
            MADDE 4 –Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesinin dördüncü fıkrasının dördüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
 
“Aksi halde Bakanlıkça; eski görev yerine veya eski görev yerleri esas alınarak 26 ncı maddenin birinci fıkrasındaki kurallara göre atanırlar. Eski görev yeri bulunmayanlar ise görev yaptıkları yer esas alınarak 26 ncı maddenin birinci fıkrasındaki kurallara göre atanırlar.”
 
            MADDE 5 –Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin üçüncü  fıkrasının ikinci  cümlesinde yer alan “kapsam dışı uzman tabipler,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkranın altıncı cümlesindeki “dönem tayininde” ibaresi “kurum içi naklen atama döneminde” olarak değiştirilmiş, aynı maddeye dördüncü fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve aynı maddenin sekizinci fıkrasının birinci cümlesindeki “uzman tabip” ibaresinden sonra gelen “, tabip, diş tabibi ve eczacıların” ibaresi “ve tabiplerin”  olarak değiştirilmiştir.
 
             “Aynı unvanda olup eşlerden herhangi birinin, eş durumu nedeniyle tayin talebinde bulunduğu ilin kendisi için C veya D hizmet grubu il olması halinde kıdem şartı aranmaz.”
 
            MADDE 6 –Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci ve ikinci cümlesi “Eşi vefat eden personel ile herhangi bir nedenle görev yaptığı ilde kendisinin, eşinin veya bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının can güvenliğinin tehlikeye düştüğünü adli veya mülki idare makamlarınca verilen belgeyle belgelendirenler standardın uygun olması halinde, talebi doğrultusunda, eşinden boşanan personel ise C ve D hizmet grubu illerinden birine, bu Yönetmeliğin puan, süre ve dönem tayini ile ilgili hükümlerine bağlı kalmaksızın atanabilir.” olarak; altıncı fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlesi “Bulunduğu ile atama gerekçesi sona eren personel, 5 ve 6 ncı hizmet bölgesinde veya D ve C hizmet grubunda çalışmaktaysa talebi halinde yerinde bırakılır. Aksi halde Bakanlıkça; eski görev yerine veya eski görev yerleri esas alınarak 26 ncı maddenin birinci fıkrasındaki kurallara göre atanırlar. Eski görev yeri bulunmayanlar ise görev yaptıkları yer esas alınarak 26 ncı maddenin birinci fıkrasındaki kurallara göre atanırlar. Ayrıca, Devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlamadan atama gerekçesi sona eren Devlet hizmeti yükümlüleri, tercihleri alınarak ilk Devlet hizmeti yükümlülüğü kurasıyla atanırlar.” olarak değiştirilmiş, yedinci fıkrasının (c) bendi  aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve onuncu fıkrasının birinci cümlesindeki “uzman tabip” ibaresinden sonra gelen “, tabip, diş tabibi ve eczacıların” ibaresi “ve tabiplerin” olarak değiştirilmiştir.
 
             “c) Sosyal güvenlik kurumları kapsamında veya sosyal güvenlik kurumları kapsamı dışında kalan ve özel kanunlarla düzenlenmiş bulunan diğer sandıklara tabi olarak çalışması  halinde en az dört yıl; müracaat tarihi itibari ile son bulunduğu yerde kesintisiz en az iki yıl prim ödediğini veya Bağ-Kur sigortalısı olanların Bağ-Kur borçlarını yapılandırdıklarını,”
 
            MADDE 7 –Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine “bu Yönetmeliğin puan,” ibaresinden sonra gelmek üzere “personel dağılım cetveli,” ibaresi eklenmiştir.
 
            MADDE 8 –Aynı Yönetmeliğin 30 uncu maddesinin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
 
             “Naklen atama talebinde bulunacak personel aynı anda sadece bir hukuki sebebe dayanarak talepte bulunabilir. Yapılan bir atama talebi sonuçlanmadan yeniden başka bir sebebe dayanarak başvuru yapılabilmesi için önceki talebin geri alınması şarttır.”
 
            MADDE 9 –Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki madde eklenmiştir.
 
            “EK MADDE 4 –Bu Yönetmeliğin 19, 20 ve 21 inci maddeleri gereği atananlara, atandığı yerde fiilen altı yıl çalışması halinde, bu Yönetmeliğin; 18 inci maddesinin dördüncü fıkrası ile 21 inci maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanmaz.”
 
            MADDE 10 –Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
 
            MADDE 11 –Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.
 
 
 PEKİ BU DEĞİŞİKLİKLER NE ANLAMA GELİYOR?


Yapılan değişiklikler, özellikle mazeret tayinleri konusunda önemli düzenlemeler içeriyor. Yönetmelikte yapılan değişikliğe göre, mazereti sona eren personelin alt hizmet bölgelerine tayin talep edebilme imkanı getirildi. Mazereti sona eren personelin, eski görev yerine göre alt hizmet bölgesine, eski görev yeri bulunmayanların ise görev yaptıkları yer esas alınarak alt hizmet bölgesine tayin isteyebilmesi imkanı tanındı.
 
Mazeret tayini gerçekleştiren ve tayin olduğu ilde 6 yıl çalışmış olan personele, mazeretin sona ermesi durumunda tayin isteme zorunluluğu kaldırıldı.
 
Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliğinde yapılan değişiklikler şöyle:
 
Madde 1 - Stratejik personelin tanımından "Bakanlık tarafından istihdamında güçlük çekilen" ibaresi yürürlükten kaldırıldığından stratejik personel kavramı genişletilmiş ve tüm uzman tabip ve tabipler stratejik personel kapsamına alınmış.
 
Madde 2 - Yönetmeliğin 11. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yapılan değişiklik ile personele ihtiyaç duyulması halinde A ve B hizmet grubuna dahil illerden C ve D hizmet grubuna dahil illere geçici görevlendirme yapılabileceğine dair düzenlemede hizmet grubu illerin kapsamı genişletilmiştir. Böylece A hizmet grubu ilden A, B, C ve D hizmet grubu illere, B hizmet grubu ilden ise B, C ve D hizmet grubu ilere görevlendirme yapılabileceği düzenlenmiştir.
 
Ayrıca aynı maddenin sonuna eklenen fıkra ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38. maddesi gereği Sağlık Bakanlığı'na görevlendirilenlerin eşleri de bunların yanına hizmet bölgesi ya da grubuna bakılmaksızın görevlendirilebilecektir. Bu düzenleme Yönetmeliğe yeni eklenmiştir.
 
Madde 3 - Yönetmeliğin 17. maddesinde yapılan değişiklik ile "diş tabipleri" de stratejik personel gibi dönem ve kura şartına bağlı olmaksızın kurumlar arası naklen atanacaklar kapsamına alınmıştır.
 
Daha önceden kura şartı aranmadan atamaları yapılacakların kapsamında yer alan "Hastane Müdürü, Hastane Müdür Yardımcısı ve Şefler" bu kapsamdan çıkarılmıştır.
 
Maddesinin sonuna eklenen fıkra ile stratejik personelin başka kurumda çalışmakta olan eşlerinin; teşkilat veya kadro bulunmaması veya başka bir yerde istihdamının mümkün olmaması gibi nedenlerle kurumlarınca ataması yapılamayanların, kurumlar arası naklen atamalarında dönem ve kura şartı aranmayacağına dair imkan getirilmiştir.
 
Madde 4 - Yönetmeliğin 18. maddesinde yapılan değişiklikten önce mazeret tayini ile atanmış personelin mazereti sona erdiğinde görev yaptığı il 5 ve 6. hizmet bölgesinde ya da C ve D hizmet grubunda değilse C veya D hizmet grubu illerinden birine tercihleri doğrultusunda, eğer ki tercihte bulunmuyorsa resen gönderiliyordu. Mazereti sona eren personelin Yönetmeliğin 26. maddesine göre alt bölgeye tayin talepleri reddediliyordu.
 
Yeni düzenleme ile mazereti sona eren personelin alt hizmet bölgelerine tayin talep edebilme imkanı getirildi. Şöyle ki mazereti sona eren personel eski görev yerine veya eski görev yeri esas alınarak 26. maddeye göre alt hizmet bölgesine tayin talebinde bulunabilecektir. Eski görev yeri bulunmayanlar ise görev yaptıkları yer esas alınarak alt hizmet bölgesine tayin talebinde bulunabilecektir.
 
Madde 5 - Yönetmeliğin 20. maddesine eklenen yeni madde ile aynı unvanda olan eşlerin eş durumu tayin taleplerinde C veya D hizmet grubuna tayin istemesi durumunda kıdem şartı aranmayacağı düzenleme altına alınmıştır. Oysaki eski düzenlemede kıdem şartı ön koşul olduğundan aynı unvanlı eşler sıkıntı yaşamakta idi.
 
Yine aynı maddede yapılan değişiklik ile diş tabipleri ve eczacılar ulaşım koşulları ve yol mesafesi göz önünde bulundurularak aile birliği korunacak şekilde Bakanlıkça ilan edilen boş yerler arasından yaptıkları tercihler doğrultusunda görev yerleri kura ile belirlenecek personel kapsamından çıkarılmıştır.
 
Madde 6 - Yönetmeliğin 21. maddesinde yapılan değişiklik ile eşi vefat eden veya can güvenliği tehlikede olan personelin tayin talebi standardın uygun olması şartına bağlanmıştır. Oysaki madde metninin değişlikten önceki halinde böyle bir şart yoktu.
 
Mazereti sona eren personelin, eski görev yerine göre alt hizmet bölgesine, eski görev yeri bulunmayanların ise görev yaptıkları yer esas alınarak alt hizmet bölgesine tayin isteyebilmesi imkanı bu maddeye de eklenmiştir.
 
Ayrıca; bu Yönetmeliğin olağanüstü durumlarda yer değişikliğini düzenleyen 21. maddesine göre atananlardan çalıştığı yerde 1 yılı doldurmadan atananların mazeretinin sona ermesi halinde eski görev yerine iade edileceğine dair hükümde yürürlükten kaldırıldı.
 
Devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlamadan atama gerekçesi sona eren Devlet hizmeti yükümlülerinin, tercihleri alınarak ilk Devlet hizmeti yükümlülüğü kurasıyla atanacakları ilk defa Yönetmelik kapsamına alınmıştır.
 
Diş tabibi ve eczacılar görev yerleri, Bakanlıkça ilan edilen boş yerlerden yaptıkları tercihler doğrultusunda kura ile belirlenenler kapsamından çıkarılmıştır.
 
Eşi Bağ-Kur sigortalısı olup da borcu olanların, eş durumu tayinlerinde yaşadıkları sıkıntıları önlemek adına Bağ-Kur borçlarını yapılandırmaları halinde tayin imkanı getirilmiştir.
 
Madde 7 - Yönetmeliğin 25. maddesinde yapılan değişiklik ile il müdürü, müdür ve başhekim atamalarında ve görevlendirmelerinde personel dağılım cetveline bakılma şartı kaldırılmıştır. Böylece PDC'ye bakılmaksızın yönetici atanabilecektir.
 
Madde 8 - Yönetmeliğin 30. maddesinde yapılan değişiklik ile naklen atamalarda sadece bir hukuki sebebe dayanarak tayin talebinde bulunulabileceği ve yapılan atama talebi sonuçlanmadan başka bir sebebe dayanarak başvuru yapılamayacağı şartı getirilmiştir. Böylece artık, aynı dönemde hem dönem tayini hem de mazeret nedeniyle tayin talebinde bulunulamayacak.
 
Madde 9 - Yönetmeliğe yeni bir ek madde eklenmiştir. Bu madde ile önceden sağlık mazereti ya da eş durumu ile atanan personel mazereti sona erdiğinde, tayin istemek zorundayken, artık atandığı ilde 6 yıl çalışmışsa eğer, mazereti sona erse dahi tayin istemek zorunda değildir.
 
Alıntı:medimagazin.com

24 Mayıs 2011 Salı

Çok eşlilik yasal olsun..

 İŞTE  İKTİDARDAKİ ZİHNİYET.BAŞBAKANIMIZDA YILLARDIR UYGULANAN VE  MİLYONLARCA LİRA HARCANAN  DOĞUM KONTROL  PROGRAMI İLE İLGİLİ  , 17 MAYIS'TAKİ SİNCAN MİTİNGİ'NDE ŞUNLARI SÖYLEMİŞTİ:

 "Bu milleti doğum kontrolü ile dünya sahnesinde yaşlı bir nüfusa sahip olmak için telkinler yaptılar...Yıllarca bu ülkede doğum kontrolünü teşvik ettiler. CHP şimdi aynı şeyi yapıyor. Çünkü bunların tarihi böyle. CHP zihniyeti budur. Batı şu anda çöküyor. Hep nüfus yaşlandığı için. Eğer şu andaki artış hızıyla gidersek 2038'de biz de yaşlı nüfuslar arasına gireceğiz. Sakın bu oyuna gelmeyin en az üç çocuk. Biz devlet olarak tüm tedbirleri aldık alıyoruz."

DAHA  AÇ HALK , DAHA ÇOK CAHİLLİK VE DAHA KOLAY  YÖNETİM..1 PAKET PİRİNCE DEĞİL ARTIK 1  PAKET MENDİLE OY VERİLİR BU ÜLKEDE..BİRŞEYE  İNANMAK İÇİNDE ÖYLE İSPATA FİLAN DA GEREK OLMAZ .ÇÜNKÜ DÜŞÜNEN BİR HALKTA OLMAZ ARTIK..BÖYLE BİR  TOPLUMU İSTEDİKLERİNE EMİNİM..

MERAK EDİYORUM CARİ AÇIK ARTARKEN , İŞSİZLİK ARTARKEN , ENFLASYON SEPETİNİN İÇERİĞİ DEĞİŞTİRİLİP ENFLASYON DÜŞÜK GÖSTERİLİRKEN  ; BU FİKİRLER   TÜRKİYE'Yİ NEREYE ÇIKARABİLİR?

HELE DEMOKRASİ GELDİ DENEN BİR ORTAMDA HALA  MÜZİK TOPLULUKALRININ ÜYELERİ GÖZALTINA VE HAPİSLERE ATILIRKEN , HANGİ DEMOKRASİ BİZE GELMİŞ Kİ?

İNSANLARIN TELEFONLARI DİNLENİRKEN , EVLERİ İZLENİRKEN HANGİ DEMOKRASİ?

BENCE ONLAR OLİGARŞİ VE ARDINDAN TEOKRASİ DİYEMEDİKLERİ İÇİN DEMOKRASİ DİYORLAR...


Fatih ve Eyüp Belediyelerinin danışmanı Davranış Bilimleri Uzmanı Sibel Üresin, çok eşlilik konusunda çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Çok eşliliğin dinde yer aldığını savunan danışman Üresin, bunun yasal olmasını istedi. 

Üresin, çok eşin kızların evde kalma sorunlarını ortadan kaldıracağını öne sürdü.

Habertürk gazetesine konuşan Sibel Üresin, kısaca şunları söyledi:

“Erkek, bir başkasıyla imam nikahı yapacağı zaman karısından izin almak zorunda değil. Ancak 2., 3. ve 4. eşler suistimal ediliyor. ‘Boş ol’ denince kadın ortada kalıyor. Bu nedenle çok eşlilik yasallaşmalı. Yasanın çıkması demek, erkeğin malvarlığına ortak gelmesi demek. Çok eşlilik dinimizde var. Herkes yapamaz ama yapana ‘Niye yaptın?’ diyemezsiniz, şirke girer. Kuran’da var. 

'ERKEK OLSAM, ÇOK EŞLİ OLURDUM'

Zengin, kariyerli, parası olan ve cinsel gücü fazla olan erkek çok eşliliği seçebiliyor. Hiçbir kadın fakir bir adamın ikinci karısı olmaz. Erkek daha cilveli, daha çok gülen, cinsel anlamda kendisini mutlu eden kadına koşuyor. Erkek olsam, çok eşli olurdum.
Çok eşlilikte asıl ağır fatura erkeğe çıkıyor. Madden ve manen zarara uğruyor. Açıkça çok eşli olduğunu itiraf edenleri alkışlıyor ve kutluyorum. 

'KIZLAR EVDE KALMAYACAK'

Çok eşlilik toplumdaki çarpık ilişkileri ve kızların evde kalma sorunlarını ortadan kalkması noktasında da ciddi rol oynayacaktır.
Dayak ve aldatma bana göre boşanma sebebi değil. Türkiye’deki kadınların yüzde 80’i dilinden dayak yiyor. Yatak odasında mutlu olmayan kadın, her durumda problemlidir.
Muhafazakar kesimde kadın evde daha süslü, daha şık. Aileden mutluluğun sağlanmasının bazı şartları var. Kadın kocasına itaat etmeli. Erkek de karısına Allah’ın emaneti olarak davranmalı.” 

Alıntı: ntvmsnbc.com

20 Mayıs 2011 Cuma

Halkı bilgilendirirsen cezayı alırsın

Kocaeli Büyükşehir ve Dilovası Belediye başkanları, sanayi kuruluşlarının yoğun olduğu Dilovası’nda yaptığı son araştırmada ilçede yaşayan annelerin sütü ile bebeklerin dışkısında ağır metaller tespit edildiğini kamuoyuna duyuran Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu hakkında ‘halkı korku ve paniğe sevk ettiği’ gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.
Şikayeti yerinde bulan savcılık Hamzaoğlu hakkında hazırladığı dosyayı, söz konusu fiilin niteliğinin incelenmesi için rektörlüğe gönderirken, sivil toplum kuruluşları imza kampanyası başlatarak Hamzaoğlu’na sahip çıktı. Şu ana kadar 5 binden fazla imza toplandı.
Prof. Hamzaoğlu, ağır sanayi kuruluşlarının merkezi olan Dilovası’nda 2005’te TBMM Araştırma Komisyonu’nun isteği üzerine bir çalışma yaptı. Bu çalışmaya dayanarak 2006’da rapor hazırlayan komisyon, “Kanserden ölümler ortalamanın 3 kat üstünde, bölgede kapasite artışı durmalı” dedi. Ancak yıllar geçti kapasiteler daha da arttı. Bunun üzerine Hamzaoğlu 2011 başında “Annelerin sütünde ve bebeklerin dışkısında arsenik, cıva gibi metallere rastlandığı” bilgisi içeren son raporunu basınla paylaştı. Ne olduysa bundan sonra oldu.
Başkanlardan suç duyurusu
Kocaeli Büyükşehir ve Dilovası Belediye başkanları ise araştırma sonuçlarının açıklamasının ardından Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak Hamzaoğlu hakkında ‘halkı korku ve paniğe sevk ettiği’ gerekçesiyle şikayette bulundu. Şikayeti yerinde bulan savcılık inceleme başlattı. Hamzaoğlu kendi isteğiyle savcılığa giderek çalışması hakkında bilgi verdi. Savcı, tamamladığı dosyayı söz konusu fiilin incelenmesi için rektörlüğe gönderdi. Rektörlük de 25 Mart 2011’de Hamzaoğlu hakkında ceza soruşturması açtı. Rektörlüğün ceza soruşturmasında görevsizlik kararı vererek dosyayı savcılığa tekrar göndermesi halinde Hamzaoğlu hakkında TCK’nın 213. maddesi uyarınca 2 yıldan 4 yıla kadar hapis istemiyle ceza davası açılabilecek.
Bu arada Kanserle Savaş Daire Başkanlığı da YÖK’e yazı yazarak Hamzaoğlu’nun, yaptığı araştırmalarla kanserle igili halkı yanlış bilgilendirdiğini iddia etti. YÖK’ün söz konusu yazıyı üniversiteye göndermesi üzerine rektörlük ayrıca bir disiplin soruşturması daha başlattı. Hamzaoğlu ceza ve disiplin soruşturmaları ile ilgili yazılı ifade verdi.
“Ortaçağ durumundayız”
Bundan sonraki süreçte üniversitenin alacağı kararı beklediğini belirten Hamzaoğlu, “‘Disiplin ve ceza soruşturmasına yer yoktur’ diye karar çıkabilir. ‘Evet bu suçlar vardır, cezaları bunlardır’ diye bir karar çıkabilir ya da ‘bu dosyanın içeriği üniversite ve YÖK yönetmeliğinin üzerindedir’ denilerek dosya savcılığa iade edilebilir. Bütün bunlar şu andaki YÖK Disiplin Yönetmeliği’nin içindeki olasılıklar” dedi. Hamzaoğlu, hakkında suç duyurusunda bulunulmasıyla ilgili olarak da, “Bununla ilgili özel bir şey demeye değer bulmuyorum. Ortaçağ durumundayız çünkü” ifadesini kullandı.
Araştırmasını kamuoyuna açıkladıktan sonra Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun kendisine ‘şarlatan’ dediği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduğunu hatırlatan Hamzaoğlu, “Savcı şikayetimi uygun bulup mahkemeye sevk etti” diye konuştu.
Son araştırma
Hamzaoğlu araştırmasının sonuçlarını açıklarken, “Dilovası bölgesinde doğan bebeklerin kakalarında ağır metal çok yüksek. Annelerin de sütlerinde ağır metalin yüksek olduğunu izlemeye başladık. Dilovalılar cehennemde yaşıyorlar. Kandıra ile Dilovası arasında inanılmaz bir fark var. Dilovası ’ndaki anne ve bebekler cehennemin kurbanları. Vücutlarında kadmiyum, alüminyum gibi metaller var. Bunlar insan vücudunda doğal olarak bulunan metaller değildir” demişti.
Kanser üçe katladı
Hamzaoğlu, TBMM’nin isteği üzerine TÜBİTAK ve bazı bilim kuruluşlarıyla birlikte Dilovası’nda kirlilikle ilgili olarak “Endüstri Yoğun Bölgelerde Yaşayanlarda Ölüm Nedenleri: Dilovası Örneği” isimli bir çalışma yapmıştı. Araştırmaya göre; dünyada ve Türkiye’de 100 ölümden 13’ü kanser nedeniyle olurken, Dilovası’nda 100 ölümden 33’ünün sebebinin kanser olduğu belirtildi. 2005’te yapılan araştırmada, bölgede 10 yıl ve üzerinde yaşayanlarda ölme riskinin 10 yıldan daha az yaşayanlara göre 4,5 kat fazla olduğu hesaplanmıştı. Araştırma sonuçları 2006’da Meclis’e sunulan TBMM Dilovası Meclis Araştırma Raporu’nda da yer almıştı. Ancak bölgeye ilişkin somut adımlar atılmamıştı.
TCK Madde 213:
Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da mal varlığı bakımından alenen tehditte bulunan kişi 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Alıntı: milliyet

Açık lise sınavında açık açık kopya çektiler

Cevap anahtarının sınav gözetmeni öğretmenlerce açık açık verildiği ortaya çıkan Açık Öğretim Lisesi Sınavı’yla ilgili Milli Eğitim Bakanlığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı.

İstanbul, Ankara, Mardin, Ağrı, Batman, Şırnak, Bartın, Şanlıurfa, Siirt, Diyarbakır, Bitlis başta olmak üzere 42 ilde, 669 sınıf ve cezaevi salonunda kopya çekildiği saptandı. 

1 YIL MEN CEZASI 

İlk belirlemelere göre; kopya skandalına adı karışan öğrenci sayısı 10 bin 704 kişiyi, öğretmen sayısı ise 4 ayrı oturumda salon başkanlarıyla birlikte 1338’i buluyor.
Türkiye’de ilk kez toplu kopya verdiği gerekçesiyle 1338 öğretmen ile toplu kopya çektiği saptanan ve sayıları ilk belirlemelere göre; 10 bin 704’e ulaşan öğrenciler, 1 yıl süreyle merkezi sistemle yapılan sınavlara alınmama cezasına çarptırıldı.

"TEHDİT ETTİLER"

Öğretmenlerin ise, sınav günü polisin öğrencilerden cep telefonlarını toplamadığını ve doğru cevapları söylemeleri konusunda bölgenin önde gelenlerince tehdit edildiklerini belirterek, can güvenliklerinin bulunmadığı savunması yaptığı öğrenildi.

MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü merkezi sistemle 15-16 Ocak 2011 tarihlerinde “Açık Öğretim Lisesi ve Mesleki Açık Öğretim Lisesi” sınavlarını yurt genelinde 4 ayrı oturumda gerçekleştirdi. 225 bin öğretmenin sınav gözetmeni olarak görev yaptığı sınava 2 milyon 243 bin öğrenci katıldı. Sınavdan yaklaşık 2 ay sonra Güneydoğu’da bir okulda yapılan ve öğrencilere öğretmenler tarafından açıkça kopya verildiğini gösteren gizli kamera görüntüsü ortaya çıktı.

"YAZABİLDİNİZ Mİ? MÜFETTİŞLER DUYMASIN" 

Habertürk'ün haberine göre; Açık Öğretim Lisesi ve Mesleki Açık Öğretim Lisesi’ndeki görüntüler incelendiğinde öğretmenin cevap anahtarını tek tek okuyup "Cevap anahtarını okuyorum. (...) Yazabildiniz mi? Yazamayan, anlamayan var mı? Çabuk yazın, diğer sınıftaki arkadaşlarınıza da gideceğim. Okulda müfettişler var, duymasın" diye konuştuğu görüldü. 

Sınav merkezine nasıl girebildiği bilinmeyen bir cep telefonuyla gizli kayıt yapılan görüntü ortaya çıkınca, Milli Eğitim Bakanlığı soruşturma başlattı. Merkezi sistemle yapılan “Açık Öğretim Lisesi ve Mesleki Açık Öğretim Lisesi” sınavında, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde olayın yaşandığı okulda girip kopya çeken öğrenciler ve kopya çekilmesine yardım edip göz yumduğu iddia edilen 1338 öğretmen yakın takibe alındı.
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun talimatıyla soruşturmayı derinleştiren Bakanlık müfettişleri, skandalın boyutlarının sanıldığından daha büyük olduğunu ortaya çıkardı.

Alıntı : ntvmsnbc.com

16 Mayıs 2011 Pazartesi

TUS yapıldı...

2011- Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) İlkbahar Dönemi:
Sınavın Uygulanması
TUS Yabancı Dil Sınavı ilk kez bu yıl, “TUS Yabancı Dil Sınavında Yenilikler” başlığı altında yayımlanan 7 Şubat 2011 tarihli duyuru ile ilan edildiği üzere içeriği de değiştirilerek Pazar günü sabah oturumunda gerçekleştirilmiştir. 
2011-TUS Yabancı Dil Sınavına toplam 4792 aday başvurmuş, sınav 13 binada gerçekleştirilmiştir. Bilim Sınavına ise toplam 12855 aday başvurmuş, sınav 27 binada gerçekleştirilmiştir.
Adayların ve sınav görevlilerinin sınav binasına kimlik kontrolleri yapılarak alınışları, ilk kez elektronik olarak adayların Sınava Giriş Belgeleri ile sınav görevlilerinin Görevli Belgeleri üzerindeki barkod okunarak yapılmıştır.
Sınavlar, çok sayıda salonda kamera ile kayıt altına alınmıştır.
Sınavların ana soru kitapçıkları ile cevap anahtarlarına aşağıdaki bağlantılardan erişilebilir. 
Sınavların sorunsuz gerçekleştirilmesine katkı sağlayan ÖSYM çalışanlarına, sınav görevlilerimize, emniyet güçlerimize ve sınavlara katılan adaylara teşekkür ederiz.
Adaylara ve kamuoyuna duyurulur.

Alıntı: ösym

5 Mayıs 2011 Perşembe

Aynı firmanın ilacını yazan doktora takip...

Hükümet,vatandaşa verilen sağlık hizmetinin kalitesini artırmak, usulsüz faturaların önüne geçebilmek için devrim niteliğinde adım atıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), hastaneleri 25 kategoriye ayırırken, kurumla çalışan 120 bin doktorun da aylık karnesini çıkarmak için özel bir sistem kurdu. Her bir doktorun, aylık kaç hasta muayene ettiği ve yatış verdiği, ameliyat sayısı, hangi ilaç firmasını tercih ettiği, yazdığı reçete, eczanelerin dağılımı gibi ayrıntıların yer aldığı aylık karnesi çıkarılacak. Bu karne her ay ilgili doktora da mail atılacak. Sürekli aynı firmanın ilacını yazan, ya da yazdığı reçete sürekli aynı eczane tarafından ödenen doktorlardan bu durumu izah etmeleri istenecek. Hastane ve doktor şüpheli ameliyatlar, fahiş ilaç faturaları konusunda açıklama yapamazsa, kimlik numarasından bizzat hastaya ulaşılacak. Bu çalışmanın ardından kendi kategorisindeki hastaneye göre faturası kabarık çıkan hastane sorguya alınacak. Harcamalarındaki artışın nedeni sorulacak. SGK Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Hasan Çağıl, "Hastaların doğru tedavi edilip edilmediği, hastalığın başlangıcından seyrine, kullandığı ilaçlardan düzenli kullanıp kullanmadığına kadar bütün gelişmeler sistem üzerinden izlenecek" dedi. Sahte reçete, gereksiz tetkik ve muayene gibi suistimallerin devlete faturasının yıllık 3 milyar civarında olduğu tahmin ediliyor.

Alıntı : medimagazin.com