27 Kasım 2013 Çarşamba

Türkiye'de polio alarmı..(2)


17 Ekim 2013 tarihinde Suriye'de 22 akut flask paralizi (ani felç) tanımlandığı "Laboratuvar olarak vakaların doğrulanmasından sonra Suriye'de bulunan sağlık otoriteleri, salgına karşı korunmak üzere 24 Ekim tarihinde 1 milyon 600 bin çocuğu polio, kızamık, kabakulak ve kızamıkçığa karşı aşılama kararı almıştır. Yapılan incelemeler sonunda bu hastaların 10'unda poliovirus tip 1 (çocuk felci virüsü tip1) ortaya çıkmış. Çocuk felci tanısı konulan olguların çoğu, 2 yaş altında çocuklar olup, çocuk felci aşıları bulunmuyordu. Suriye'de devam etmekte olan savaşın sağlık sisteminde de erozyonlara neden olduğu ve toplumun önemli bir kesimine savaş nedeniyle sağlık hizmetinin ulaştırılamadığı da önemli bir gerçektir. Bu nedenle Suriye'de 2010 yılında yüzde 91 olan aşılanma oranının 2012'de yüzde 68'e düştüğü de tahminler arasında bulunmaktadır. Suriye'deki çocuk felci salgını ve olası diğer enfeksiyon hastalıkları diğer Ortadoğu ülkeleri için bir tehdit oluşturmaktadır. Çok sayıda Suriye vatandaşının komşu ülkelere sığınması, mültecilerin temel sağlık durumlarının bilinmiyor olması mültecileri kabul eden ülkelerde de önemli sağlık sorunları açısından risk oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, çocuk felcine karşı önlem olarak başta Lübnan, Ürdün, Türkiye, Mısır, Irak ve Filistin olmak üzere Kasım ayı itibariyle en az 6-8 ay sürmesi gereken geniş aşılama kampanyası önermektedir.

Sağlık Bakanlığımız bu öneriyi gözönüne alarak Suriye'den gelen mülteci çocukları ile sınır illerimizdeki 0-59 arası yaş bütün çocuklara Şırnak, Şanlıurfa, Mardin, Kilis, Gaziantep ve Hatay illerimiz ile Adana ilimizde 2 tur halinde OPA uygulanmasını kararlaştırmıştır.

Uzmanlar, mültecilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde yeni doğan bebeklerin bulunduğu ailelere de aşı yapılması gerektiğini belirtmişlerdir. Öncelikli olmak üzere başta çocuk felci aşısının 5 yaş altındaki çocuklara ek doz olarak yapılması, bunun yanı sıra yeni doğan ve henüz aşıları yapılmamış bebekleri koruyabilmek için bu bebeklerin olduğu evlerde yaşayan erişkinlerin de aşılanması gerekmektedir. Henüz aşılanmamış bebeklerin korunması ancak ebeveyn aşılaması ile mümkün olabilecektir.

Erişkinler :
18 yaş ve daha büyük birçok erişkin, çocukken aşılandıkları için çocuk felci aşısına ihtiyaç hissetmezler. Fakat bazı erişkinler yüksek risk altındadır ve bunlar için çocuk felci aşılaması düşünülmelidir:
(1) çocuk felcinin sık görüldüğü yerlere seyahat edenler,
(2) çocuk felci virüsüyle temas edebilecek laboratuar çalışanları ve
(3) çocuk felci olabilecek hastaları tedavi edecek sağlık çalışanları.
Bu üç grupta olupta çocuk felcine karşı hiç aşılanmamış olanlara 3 doz IPV yapılmalıdırlar :
İlk iki doz 1-2 ay arayla, Üçüncü doz ikinciden 6-12 ay sonra.
Bu üç gruptaki erişkinlerden geçmişte çocuk felci aşısının 1 veya 2 dozunu almış olanlar geriye kalan 1 veya 2 dozu da almalıdırlar.

Şu an piyasada özellikle büyüklere yapabileceğimiz tekli IPV polio aşısı yoktur. Adacel Polio adında kas içi yapılan dörtlü bir aşı bulunmaktadır. Bebek ve çocuklara kullandığımız OPV aşısının erişkin dozları hakkında bilimsel yayınlarda bilgiye rastlanılmamakla beraber iki damla olarak verilmesi yeterli görülmektedir. İnaktive çocuk felci aşısı öldürülmüş çocuk felci virüslerini içerdiği için felce yol açmaz. Kas içi yapılır. IPV aşısı çok güvenilir bir aşıdır; şu ana kadar hiç ciddi yan etki bildirilmemiştir. OPV canlı zayıflatılmış çocuk felci virüslerini içermektedir. Özellikle ilk dozlarda olmak üzere 720.000 dozda 1 çocukta aşıya bağlı felce neden olabilmektedir. OPV aşısı toplumsal bağışıklığın sağlanmasında önemli bir rol oynadığı için kullanılması gerekmektedir. Aşıya bağlı riski önlemek için özellikle ilk iki dozda IPV daha sonraki dozlarda OPV kullanılması önerilmektedir.

ADACEL POLIO, en az 3 yaşındaki çocuklar, ergenler veya yetişkinler içindir. 3 yaşın altındaki çocuklar için uygun değildir. Bu aşı üç yaşından itibaren çocuklarda, ergenlerde ve yetişkinlerde difteri, tetanoz, boğmaca (pertusis) ve çocuk felcine (polio) karşı korunmayı desteklemek üzere kullanılmaktadır. İlk aşılama için kullanılmaz. Tüm yaş gruplarına 0,5 mL'lik tek bir doz kas içi uygulanır. ADACEL POLIO almadan önce sizin veya çocuğunuzun difteri, tetanoz ve çocuk felci aşılarının ilk aşılamalarını tam olarak almış olması gerekmektedir.

Savaşta ölen ve yaralanan insanlara , salgın hastalıkların yarattığı ölüm ve sakatlık durumlarına mı üzüleceksin, savaştan hiçbir çıkarı olmayan ülkemin insanlarının , bebe ve çocuklarının girdiği riski mi düşüneceksin ? Biz yıllarca ülkemizde polio ve kızamık eradikasyonu çalışmalarını başarı ile yaptık. 21 Haziran 2002 tarihinde Kopenhag'da düzenlenen Avrupa Bölgesi Polio Sertifikasyon Komisyonu toplantısında ülkemizin de içinde bulunduğu DSÖ Avrupa Bölgesi'nin poliomyelitten arındırıldığı belgelendirilmişti. Şimdi vahşi mi, yahşi mi olacağı bilinmeyen virüslerin yaratabileceği salgınlar karşısında tekrar tetikte olacak, eradikasyonunu sağladığımız bir hastalığın kızamık gibi vaka artışını engellemek için kampanyalar yapmak zorunda kalacağız. Bu kadar emek ve masrafın karşılığını kim ,nasıl ödeyecek ?

Suriyedeki savaşa destek verenler, kışkırtanlar, yardım edenler için belki bu dünyada bir ceza bulunamayacak ve verilemeyecektir ama bunun sorumluları ergeç bir yerlerde hesabını vereceklerdir.

Dr. Recep KOÇ
İSTAHED Hukuk komisyonu

Alıntı:İSTAHED

Menemen Devlet Hastanesi'nde acil servis hekimine saldırı


Edinilen bilgilere göre, bir hafta önce acil servise gelen ve ortopedi servisine yatmak isteyen Y.K'nın (18) bu talebi nöbetçi doktor Ali Rıza Deniz tarafından gerekli görülmediği için reddedildi.

Doktor Deniz ile hastanenin güvenlik görevlilerine küfür ettiği ve tehditler savurduğu öne sürülen Y.K, polis tarafından gözaltına alındıktan sonra savcılık tarafından serbest bırakıldı.
Bir hafta sonra nöbeti bitiminde doktorun otomobiline doğru koşarak elindeki bıçağı fırlattığı iddia edilen Y.K, aynı günün akşamı bir daha hastaneye geldiğinde gözaltına alındı. Y.K. sevk edildiği mahkemece tutuklandı.

Doktor Ali Rıza Deniz, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, pazar günü sabah saatlerinde Menemen Devlet Hastanesi acil servisine gelen Y.K’nın burada güvenlik görevlilerine ve kendisine yeniden küfür ederek tehditler savurduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Bir hafta önceden gelen husumetle pazar sabahı ben nöbetçiyken acil servise yeniden geldi. Güvenlik görevlileri ve bana küfür edip tehditler savurdu. Sonra güvenlik güçleri gelmeden kaçtı. Nöbetimin bitiminde hastane güvenliği nezaretinde aracıma bindim ve evime gitmek için yola çıktım. Hastaneden 100 metre ileride kaymakamlık lojmanının önünden geçerken yola çıkarak üzerime koştuğunu gördüm. Hızlanarak solundan geçerken elindeki bıçağı bana fırlattı. Şans eseri bıçak arka cama isabet etti. Camı kırarak arka koltuğa düştü. Polise haber verdim. Şahıs polis gelene kadar kaçtı. Akşam saatlerinde bir daha hastaneye gelmiş ve ‘Doktoru bıçaklamaya, deşmeye geldim’ diye bağırmış. Hastane polisi hemen gözaltına almış.”

"HER AY BİN SAĞLIK ÇALIŞANI ŞİDDETE MARUZ KALIYOR”


İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Mete Güzelant, AA muhabirine yaptığı açıklamada, resmi verilere göre ayda bin sağlık çalışanının şiddete maruz kaldığına işaret ederek "Bunun bir parçası olarak Ali Rıza Deniz arkadaşımız da böyle bir saldırıya uğradı. Bir hekimin bir hastaya 'Polikliniğe git' demesinin karşılığı bu değil. Küfür, hakaret, bıçak çekme ve öldürmeye teşebbüs olmamalı. Hastane acillerinde acil olmayanların çoğunlukta olduğu bir yapı var. İşini erken halletmek isteyen veya 5 lira katkı payı vermek istemeyen acilden giriyor. Buradaki karmaşada gerçek aciller gözden kaçıyor. Bu tip şiddet olaylarında artışların yaşanma sebeplerinden biri de bu. Böyle şiddet olaylarının faillerine verilebilecek en büyük cezanın verilmesi ve bu tip olayların önüne geçilmesini istiyoruz” diye konuştu.

Alıntı:AA

Pratisyen hekimler , aile hekimi olduktan sonra halk tarafından muhatap alındı

Dr. Şevki Gülay, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun pratisyen hekimlerin kale alınmazken, aile hekimliği sayesinde halkla birebir muhatap haline geldiğini söylediğini iddia ederek tepki gösterdi.

Türkiye’de hekimliğin tarihi sürecinde hep pratisyen hekimlerin olduğunu ve olmaya da devam ettiğini belirten Gülay, “Geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanımızın bir sözü medyada yer buldu. Bakanımızın ‘yaklaşık 22 bin aile hekiminin daha önce pratisyen doktorken halk tarafından muhatap alınmadığını, aile hekimi olduktan sonra muhatap alınır hale geldiğini’ söylediği yazıldı. Tüm pratisyen hekimler bu ifadeyi okuduktan sonra inanmak istemedi. Bunu ‘Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanı söylemiş olamaz’ diye düşündük. Bakanımız değil de bir başkası söylemiş olsa bakanımızın karşı çıkıp düzeltmesi gereken bir ifadeyi ne yazık ki bakanımız bizzat kendisi söylemişti. Türkiye’de hekimliğin tarihi sürecinde hep pratisyen hekimler olmuştur ve olmaya devam edecektir. Geçmişten günümüze pratisyen hekimler Türk sağlık sistemi içerisinde çok önemli ve ağır görevleri başarıyla yerine getirmişlerdir. Bu görevleri yerine getirirken de asla halkımız tarafından ‘muhatap alınmama’ gibi bir durumla karşılaşmamışlardır. Tam tersine pratisyen hekimler sağlık sisteminin halka en yakın noktasında olmuşlar ve halkla en çok muhatap olunan bir konumda yer almışlardır” dedi.

Geçmişte ve halen acillerin hemen hemen hepsinde görev yapan binlerce pratisyen hekimlere çok yoğun hasta müracaatlarının olduğunu ifade eden Gülay, “Bu hastaların yüzde 80 kadarı poliklinik hastasıdır. Bu insanlar değer vermedikleri, muhatap almadıkları için mi bu kadar acillere başvurmaktadır? Halkımıza yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin hemen tamamı birinci basamak ve pratisyen hekimlerce yürütülmüştür ve yürütülmektedir. İnsanımızın birçoğu ‘doktorum bizi hastanelere gönderme. Sorunumuzu sen çöz’ ifadesini bizlere kullanırken muhatap almadıkları için mi böyle söylemektedirler? Aile hekimliği birinci basamak modelidir. Bizler de bu modeli savunuyor ve daha iyiye gitmesi için çaba sarf ediyoruz. Ancak Türkiye’deki aile hekimlerinin çok az bir kısmı hariç tamamına yakını pratisyen hekimdir. Bizlerin aile hekimliği bir tek kağıda atacağımız imza ile son bulabilir. Bakanımızın ifadesi bize göre, ne kadar acıdır ki şahsi düşüncesidir. Halkımız kesinlikle bu görüşte değildir. Bu ifade Bakanımızın birinci basamağı, pratisyen hekimliğini doğru anlamaktan ne kadar uzak olduğunun göstergesidir. Şimdi halkımıza soruyorum, aile hekiminizi tanıyorsunuz. Hekiminiz aile hekimliğini bırakırsa o kişiyi artık muhatap almaz mısınız? Acil servislere gittiğinizde ‘bana pratisyen hekim bakmasın’ der misiniz? Bakanımızın ifadelerini tekrar değerlendirmeyi öneririm. Hele de Türkiye’nin sağlığının başındaki kişi olarak buna mecburdur” diye konuştu.

Alıntı:medimagazin.com

20 Kasım 2013 Çarşamba

Türkiye'de polio alarmı verildi mi?



İTO yöneticilerinden ve Birgün gazetesi yazarı Dr. Osman Öztürk'ün yazısı:

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu,  6 Kasım’da Sağlık Bakanlığı’na müracaat etmiş.


Özetle…


Ülkemizde son polio vakası 1998’de görülmüştü.


Dünya Sağlık Örgütü, 29 Ekim 2013’te, Suriye’de polio virüsünün varlığını ve buna bağlı vakalar olduğunu açıkladı.


Ülkemiz poliovirüs importasyon riski altındadır.


Şırnak, Şanlıurfa, Mardin, Gaziantep, Kilis, Hatay ve Adana’da tüm nüfusa…
 

Ayrıca…
Suriyelilerin yerleştirildiği Malatya, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Adıyaman’da, kamplardaki Suriyeli çocuklara da…
 

İlaveten…
Kamp dışında yaşayan Suriyelilerin bulunduğu tüm illerdeki Suriyeli çocuklara…
İki tur aşı yapılacaktır.
 

8 Kasım’da da Valiliklere yazı…
Bu on bir ilin haricinde kamp dışında yaşayan Suriyelilerin bulunduğu bilinen tüm illerde 0-59 ay yaş grubu Suriyeli ve diğer yabancı uyruklu (Afgan, Somalili, vb.) çocukların bulunduğu bölgeler tespit edilip, bu yerlerdeki kendi vatandaşlarımız da dahil olacak şekilde, aşı uygulanması.
 

Yani?..
 

Polio alarmı!..

Polio, çocuk felci yani.
 

Mecburi hizmet yıllarımda, Antep’in köylerinde ayaklarını sürüyerek yürüyenlerin çokluğunu görünce anlamıştım ne kadar yaygın olduğunu.
Nasıl olmasın ki?..
Aşıyı dirhemle verirdi Sağlık Müdürlüğü.
Vermeden önce de yazı gönderirdi…
İhtiyacınızı, sadece 0-12 ay arasındaki çocuklara aşı yapılacak şekilde hesaplayıp gönderin…
Bir yaşını geçmiş çocukları kaderlerine terk edin!..
Aynen böyle yazarlardı.
Ben, söyledikleri hesabı yapar, sonra ikiyle çarpar, aşılarımı kavga dövüş alır, bütün köyleri dolaşırdım.
Bizimkiler bitince, aşı aracını bırakmaz, doktoru olmayan komşu sağlık ocağının köylerine de giderdim.

"Gene de korktuğumun başıma gelmesinden kaçamadım.
İki yaşındaydı…
İlkin, iki gün önce getirmişlerdi muayeneye.
Ateş, öksürük, nezle, grip, soğuk algınlığı…
Çocuk felcini de düşünmüş, aşılarını sormuş, kas muayenesini yapmış…
Bulgular normal çıkınca ateş düşürücü, ağrı kesici şuruplar vermiştim.
(Köyün varlıklılarından olan aile, benim toyluğuma güvenmemiş olacak, bir de Antep’te bir çocuk doktoruna götürmüş…
O da aynı teşhisle benzer ilaçları yazmıştı.)
Ve o küçücük beden, şimdi karşımda biçare yatıyor, ateşler içinde yanıyor, kasları artık tutmuyor, nefes alabilmek için çırpınıyor, kıvranıyordu.
Çocuk felci!..
Önce Antep’e, oradan yoğun bakım için Adana’ya...
Birkaç gün sonra da kötü haber.
Ne zaman polio bahsi geçse, acısı aklıma düşer hâlâ."


Çok değil bir süre sonra bizler de bu hikayelier anlatacağız. Nasıl bugün bir ''kızarıklık- döküntü - ateş''görsek aklımıza kızamık geliyorsa yarın öbür gün de benzer şeyler aklımıza gelecek. Geçen haftalarda bir arkadaşımız facebook'da yazmıştı galiba. Garip bir ÜSYE salgını var, ishalli kusmalı diye. ''O ne biçim ÜSYE ''diyenler ''adenovirüstür'' diye düşünenler oldu. Adenovirüslere rotalara alışmıştık, onların klinik tablolarını öğrenmiş müdahale etmeyi biliyorduk. Ama arkadaşlarımız bu başka görünüyor dediğinde aklımıza da bunlar geldi. Ama sonra geçen hafta bir haber düştü. Suriye'de çocuk felci, Dünya Sağlık Örgütü komşu ülkelerde aşılama kampanyası başlatıyor. http://www.trthaber.com/haber/dunya/unicef-tarihteki-en-buyuk-kampanyayi-baslatti-107732.html bakın haber TRT'de.

Cumartesi günü Suriye sınırından yakın zamanda dönmüş halk sağlığı uzmanı bir arkadaşımla sohbet ederken bir ışık yandı:

''Bu garip virüs polio olmasın''.

Olabilir olmayabilir ama aklıma düşen bu sorunun nedeni içine düştüğümüz dünya. Yanı başımızda bir ülke 15.000 hekimi ülkeyi terk etmiş ve bizim ülkemiz o ülkeye ilaç değil başka başka şeyler taşıyor. İleri demokrasi... Doğru ya belki ileri demokrasi taşıyoruzdur, demokrasinin beşiği İngiltere'nin zamanında bizim ülkemize taşımaya çalıştığı gibi ya da yakınlarda Irak'a taşıdığı gibi. Çocuk felcinin aynen bizim ülkemizde olduğu gibi 10 yıldan uzun süredir görülmediği Suriye'de çocuklar kızamıktan sonra çocuk felcinden de ölmeye başladılar. Virüs vize tanımıyor hele ki sınırlarınız Keşmir eyaletine dönmüşse. Bu sene gelen ÜSYE'lerimde kızamık bakıyorum çocuğun çevrede viral hastalık var mı, yakın zamanda hastaneye gitmiş mi filan. Kendimce bir eylem planım var. Kızamığa alıştık şimdi çocuk felcine alışacağım.


Ateş... öksürük... burun akıntısı... ishal, karın ağrısı. Polio olabilir arkadaşlar ya da çocuk felci.Benim gibi 90 sonlarında mezun olmuşlar için 4. sınıf pediatri sözlü sorularında kalmış bu hastalıklar gündelik polikliniğimize girdi. Şimdi bunlar hep politikaya giriyor diye, Suriye'de ve Türkiye'de o çok sevdiğim Beyrut'da çocuklar bebekler ölsün diye mi susacağız. Buna karşı çıkmak politika, bu durumu dillendirmek düşmanları sevindirmek mi olacak. Kahrolsun diye diye ben kahroluyorum.

İşin komiği bizim bakanlığımız yine bildiğini okuyor, DSÖ tüm komşu ülkere derken, sanki 63 Urfa bir ülke, 64 Uşak başka bir ülkeymiş gibi aşılamaya Suriye'ye sınırı olan illerimizde başlatıyor. Bir an sınır iller mantıklı gelyor insana ama misafir hasta sayısı kayıtlı nüfusundan fazla olan bizler için virüsün de insanların da Urfa'dan hiç ayrılmayacağını düşünmek tam bir saçmalık olur.Galiba hemen şimdi hepimizin yapması gereken tüm bebeklerimizi ve 4-6 yaş arası çocuklarımızı acilen oral polio aşısı ile korumak ya da korumaya çalışmak.




Giren çıkanın belli olmadığı, kevgire dönmüş dokuz yüz kilometrelik bir sınır…
Zaten yıllardır ihmal edilmiş, aile hekimliğine geçince hepten parçalanmış koruyucu sağlık hizmetleri…
Bütün başarısı kâğıt üzerinde kalan aşılama çalışmaları…
Ve…
Kökü kazındıktan on beş yıl sonra, çocuk felci kapımızda!..
Belki de çoktan girdi bile içeri...
Şehirlerimizde, köylerimizde, sokaklarımızda, okullarımızda dolaşıyor.
 


Son söz…


AKP’nin sağlık politikalarını her eleştirdiğimizde papağan gibi aynı sesleri çıkaran “Sen öyle diyorsun ama, vatandaş memnun şekerim”cilere…
Siz hiç poliodan ölen çocuk gördünüz mü?..
Ben gördüm.
Çok kötü oluyor.

Ben yukarıdaki hikayeyi anlatmak istemiyorum. Ateş, öksürük, burun akıntısı, karın ağrısı... rota olsun arkadaşım. Kızamık dördüncü sınıf sözlü anılarımdan silindi, çocuk felci orada eski okul anılarında kalsın yeri orası.

Ben bu hikayeye hazır olmak istemiyorum.

Alıntı: doktoraktüel.com- Birgün.net

5 Kasım 2013 Salı

Çocuğa televizyon karşısında yemek yedirmeyin


Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Raşit Vural Yağcı, televizyon karşısında yemek yedirmenin çocuklarda alışkanlık yaptığını belirterek, "Çocuğu sofradan uzaklaştırır. Eğer yeterli öğünü tüketmiyorsa oyalamak amacıyla yanına bir iki tane oyuncak konulabilir" dedi.

Antalya'da düzenlenen 57. Milli Pediatri Kongresi'ne katılan Prof. Dr. Yağcı, iştahsız olduğu söylenerek doktora götürülen çocukların yüzde 40'ında iştahsızlık sorunu çıkmadığını kaydetti.

İştahsızlığın anneler tarafından yanlış algılandığına dikkati çeken Yağcı, ebeveynlerin yediği porsiyon ile çocukların porsiyonunun aynı olamayacağını söyledi. Çocukların iştahsız olduğunu söyleyebilmek için yetersiz beslenmeye bağlı büyüme ve gelişme geriliği olması gerektiğine işaret eden Yağcı, "Anneler özellikle sabah kahvaltılarında kedi porsiyonu kadar çocuğa yemek yediriyor. Çocuk, karnı ağzına kadar dolduğu için ondan sonraki öğünleri aksatıyor. Bu da çocukta iştahsızlık gibi algılanıyor" diye konuştu.

Yağcı, bir öğünde yiyebileceği kadar beslenen çocuğun diğer öğünleri de atlatmayacağını belirtti.

ONA BU ÖZGÜRLÜĞÜ VERİN

Çocukların yürümeye başladıktan sonra dünyayı keşfe çıktığını ve her şeye dokunarak ağzına almak istediğini anlatan Prof. Dr. Yağcı, "Çocuklar yemeklerini genellikle kendi başına yemeye çalışır. Aileler de buna izin vermez. Bu, çok yanlış bir davranış. Yemeğini kendisi yemek istiyorsa ona bu özgürlüğü verin" dedi.

Annelerin, kendileri yemek yerken çocuklarına da yedirmekten hoşlandıklarını ve "Çocuğum hızlı yesin kendi işime bakayım" diye düşündüklerini dile getiren Yağcı, çocukların ise o hızla yemek yiyemeyeceklerini vurguladı. Çocuğun yemek için 10 dakika değil, 30 dakika hakkı olduğuna işaret eden Yağcı, "Yemek bir seremonidir. Çocuk da 1 yaşından itibaren bu seremoniye dahil edilmelidir. Çocukla konuşarak, oyunlar yaparak yemek yedirilerek yemeği keyifli hale getirmek gerekiyor" diye konuştu.

Çocuklara televizyon karşısında ve oyun oynarken yemek yedirmenin de yanlış olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Raşit Vural Yağcı, şunları söyledi: "Televizyon karşısında yemek yedirmek alışkanlık yapar. Çocuğu sofradan uzaklaştırır. Eğer yeterli öğünü tüketmiyorsa oyalamak amacıyla yanına bir iki tane oyuncak konulabilir. Bu nedenlere rağmen çocuk yemiyorsa hastalık olup olmadığına bakılmalı. Kansızlık, demir ve çinko eksikliği de iştahsızlık nedenleri arasında yer alır. Ailelerin kullandığı iştah açıcı şurupların hiçbir etkisi yoktur."

ZEKA GELİŞİMİ İÇİN DENGELİ BESLENMELİ


Yeterli beslenmenin zeka gelişimi için de önemine vurgulayan Yağcı, bebek doğduğunda beynin 330 gram olduğunu, 3 yaş sonunda ise 1 kiloyu bulduğunu ve bu dönemde de doğru beslenilmesi halinde beynin de geliştiğini kaydetti. Annelerin ek besine çok yüklendiğini ve bu nedenle obez çocukların ortaya çıktığını dile getiren Yağcı, "Ek besinde hızlı hareket etmemek gerekiyor. 6 ve 9 ay arasında anne sütüyle bir ana öğün bir ara öğün yeterlidir. 9 ve 12 ay arasında ise 2 ana öğün bir ara öğün yeterlidir. Bizde 7 aylık çocuğa her şey yediriliyor" diye konuştu.

Alını. ntvmsnbc.com

Kahveci , garson , vs. hastane yöneticisi oluyor


Sağlık sisteminde iki yıl önce başlatılan “özerkleştirme” projesi, ilginç atamalara sahne oldu. Proje kapsamında, Türkiye genelindeki hastaneler, CEO yöntemiyle idare edilmeye başlandı. Ancak, bu sistemle birlikte, görevde yükselme kriterleri de esnetildi. Bu esneme sayesinde ise, garson, fırıncı ve beden eğitimi öğretmeni gibi sağlıkla ilgisi olmayan kişiler hastanelerde üst düzey görevlere getirildiler.

SKANDALLARIN BİR KISMI

Bir süre önce, Manisa’da il ve ilçelerindeki bazı hastanelere, garson ve kahvehaneci gibi sağlık alanıyla ilgisi bulunmayan kişilerin yönetici olarak atandıkları gündeme gelmişti. Söz konusu atamaların devam ettiği öğrenildi. Buna göre, Beden Eğitimi ve Sosyoloji mezunu bazı kişilerin de müdür yardımcılıklarına getirildikleri ifade edildi. Gerçekleştirilen ilginç atamaların bir kısmı şöyle:

Açık Öğretim mezunu olan ve babasıyla kahve çalıştıran S.B. Manisa Devlet Hastanesi idari Mali İşler Müdür Yardımcılığına, Açık Öğretim İşletme mezunu olan ve eşiyle fırın çalıştıran H.S. Ruh Sağlık Hastalıkları Hasta Bakım Hizmet Müdür Yardımcılığı’na, Kıbrıs’ta otelde çalışan A. S. P. aynı hastanede İdari Mali İşler Müdür Yardımcılığına, Açık Öğretim İşletme mezunu E.S. Manisa Devlet Hastanesi İdari Mali İşler Müdürlüğüne, Beden Eğitimi mezunu O.Y. Merkez Efendi Hastanesi Hasta Bakım Hizmetleri Müdür Yardımcılığına, Sosyoloji mezunu Y.Y. Kula Devlet Hastanesi Müdür Yardımcılığına, Beden Eğitimi mezunu S.A. Kırkağaç Devlet Hastanesi İdari Mali İşler Müdür Yardımcılığına.

MEB’DE DE YAŞANMIŞTI


SAĞLIK alanında yaşanan bu skandalın bir benzeri, daha önce, Milli Eğitim Bakanlığı’nda yaşanmıştı. Taraf, geçtiğimiz yıl, bazı okullardaki öğrencilerin, İngilizceyi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü mezunlarından, yapı ressamlığını Almanca öğretmeninden, Matematiği ise Su Ürünleri Bölümü mezunlarından öğrendiğini duyurmuştu.

Alıntı: Taraf/Hüseyin ÖZAY