11 Eylül 2010 Cumartesi

Aile hekimliği günyüzüne çıkıyor:Aile hekimliği boş kalınca mecburi oldu

Kadrolar boş kalınca aile hekimliği ‘mecburi’ hizmet haline geldi. Büyükşehirlerde boş kalan bölgelerin mecburi hizmet görevi olan hekimlerce doldurulacağı açıklandı.

Zorunlu aile hekimliği Özellikle büyük kentlerde aile hekimliği kadroları boş kalınca, bu bölgelere mecburi hizmeti henüz yapmamış hekimler gönderilecek.

Buradaki masraflar devlet tarafından ödenecek Türkiye’de 55 şehre ulaşmasına rağmen hâlâ ‘pilot’ uygulama olan aile hekimliğinde özellikle büyük kentlerde bölgelerin önemli kısmı boş kaldı. Türk Tabipleri Birliği İkinci Başkanı Prof. Özdemir Aktan, boş bölgelerin mecburi hizmet görevi olan hekimlerce doldurulacağını söyledi.

Aile hekimlerine muayenehane açabilmeleri için 900 lira ödendiğini dile getiren Aktan, “Bu parayla hem yer tutacaksınız hem de yanınızda çalışan personelin maaşını ödeyecekseniz. Bu mümkün değil. 1 Ekim’de uygulama başlayacak ama sağlık ocağı açısından en zayıf il olan İstanbul’da 3 bin bölgenin 900′e yakınında aile hekimi yok.

Buralara mecburi hizmeti olan hekimleri yönlendirecekler; tüm masraflar da devlet bütçesinden sağlanacak” dedi. Aile hekimliğinin ilk başladığı illerden olan Düzce’de üniversite ve özel hastanelerin ayaklanmasıyla birinci basamaktan yapılması gereken sevk zinciri uygulamasından vazgeçildiğini anlatan Özdemir, şöyle devam etti: “Aile hekimliğinde hastaların yüzde 80′inin tedavisi yapılabiliyor. Ama hasta olmadığı için poliklinikten kazanan diğer hastanelerin durumu zorlaşıyor.

Sistem doğru ama yanlış kuruldu
Sevk zinciri olursa küçük özel hastaneler batar.” Özdemir Aktan, SGK’nın parası olmadığı için aile hekimliği uygulamasının ‘pilot’luktan kurtulamadığını söyledi.

Alıntı:Habertürk

Prof.Büke'den açıklama:Batı Nil Ateşi için ilaç yok...

Ege Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağrı Büke, Batı Nil Ateşi hastalığını tedavi etmeye yönelik şu anda elde mevcut bir ilacın olmadığını söyledi.

Prof. Dr. Büke, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sinek ve sivrisineklerin ısırmasıyla bulaşan hastalığının ilk kez 1937 yılında saptandığını, 2000'li yıllardan sonra bu hastalığın daha yaygın olarak görüldüğünü ifade etti.

Batı Nil Ateşi hastalığı belirtilerinin herkeste ortaya çıkmadığına işaret eden Prof. Dr. Çağrı Büke, şöyle konuştu:

''Hastalığa yakalandıktan sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıktığı kişi oranı yüzde 20. Yüzde 80'inde hastalık belirtileri ortaya çıkmıyor. Hastalık belirtileri ortaya çıkan kişilerde 3-5 gün sonra kas ve eklem ağrısı, ateş yüksekliği, deride yaygın döküntüler baş gösteriyor. Bu hastalıkta daha çok korktuğumuz, beyin zarı iltihabı ya da beyin iltihabına yol açan formları. Bunların da hastalık belirtisi ortaya çıkan kişiler içerisinde görülme sıklığı çok fazla değil. Genel ortalama yüzde 1 oranında bildiriliyor. ABD'deki rakamlar biraz daha farklı. Bu hastalığın belirtilerinin görüldüğü kişilerin yüzde 40'ında menenjit, beyin zarı iltihabı, beyin iltihabı şeklinde seyreden formları görülüyor. Bunlar da çok ciddi sonuçları olan hastalıklar. Dünyadaki rakamlara baktığımız zaman bu hastalığa bağlı olarak ölüm oranının yüzde 4 olduğunu görüyoruz. Beyin zarı iltihabı veya beyin iltihabı gelişen kişilerde yüzde 14'lere çıkabiliyor'' dedi.

Alıntı:ntvmsnbc.com

Hastalığın belirtileri itibarıyla 'iyi seyirli' bir hastalık olduğunun söylenebileceğini dile getiren Prof. Dr. Büke, ''Hastalığı kesinlikle tedavi etmeye yönelik şu anda elde mevcut bir ilaç yok. Tüm dünya için bu böyle'' dedi.

''SİNEK KOVUCULARLA KORUNUN''

Prof. Dr. Büke, hastalığa neden olan virüsün yaz, ilkbahar ve sonbahar aylarında görüldüğünü belirterek, sinek ve sivrisineklerin bulunduğu bölgelerde uzun kollu kıyafet giyilmesini ve sinek kovucu maddelerin kullanılmasını önerdi.

1-2 saatte bir sinek kovucu maddelerin kullanılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Büke, sinek kovucuların göze değmeyecek şekilde yüz kısmına ve ellere sürülmesi tavsiyesinde bulundu.

Hastalığın organ ve kan nakliyle bulaşabileceğine dikkati çeken Prof. Dr. Büke, hastalığa yakalanan hamile ve emziren kadınların da hastalığı çocuklarına bulaştırma ihtimali bulunduğunu ifade etti. Prof. Dr. Büke, hastalığın solunum yoluyla bulaşma olasılığının olmadığını sözlerine ekledi.

Alıntı:medimagazin.com

İngiltere'den bir ders:Hastalık yoktur, hasta vardır....

İngiltere son yılların en büyük trajedisini konuşuyor. 10 doktor gezdi ama hiçbiri onun mide kanseri olduğunu anlamadı. İşte skandal olayın perde arkası ve beklenen acı son...

Mide ağrısı, kanlı istifra ve iştah kaybı nedeniyle hayatı cehenneme dönen 43 yaşındaki Angela Skeffington aylarını doktor muayenesine harcadı. Gittiği her doktor sürekli Skeffington’ın daha hafif besinler yemesi gerektiğini tavsiye etti. Durumunun ciddi olmadığını düşünen 10 doktor kadını ciddi kontrollerden geçirmeyerek Skeffington’ın depresyona girdiğini söyledi. Fakat Skeffington’ın gittiği son doktor üç çocuk annesinin mide kanserine yakalandığını söyledi.

Ölümcül bir hastalığın pençesine düştüğünü anlayınca büyük tepki gösteren Skeffington doktorlara ve sağlık sistemine ateş püskürdü.

Gazetecilere konuşan Skeffington “Bütün belirtileri saydım fakat beni dinlemediler. Bana bir hayvana davrandıklarından daha kötü davrandılar. Erken teşhis koysalardı böyle olmazdı” dedi. Yalnızca birkaç haftalık ömrü kalan Skeffington ocak ayında torun beklediklerini fakat onu asla göremeyecek olmanın üzüntüsü içinde olduğunu söyledi.

Kaynak:vatan

9 Eylül 2010 Perşembe

Eğer herşeyi unutmaktan yakınıyorsanız....

Sakinleşmek, stresten uzak durmak, egzersiz yapmak, yeşil yapraklı ve parlak renkli sebze ve meyve yemek, şarkı ezberlemek hafızayı güçlendiriyor.

Beyin kaslarını harekete geçirerek, daha güçlü hafızaya sahip olabilmenin mümkün olduğunu ortaya koyan araştırmanın sonuçları şöyle:

- Bir şeyi öğrenmek için el hareketleri kullanmak beynin anımsama yapmasında kolaylık sağlıyor.

- Televizyon izlemek, kitap okumak ve müzik dinlemek gibi aktivitelerle beyni meşgul etmeden kesintisiz en azından 6 saat uyuma hafızayı onarıyor.


- Sakinleşmek ve stresten uzak durmak beyne ciddi anlamda yardımcı oluyor.

- Egzersiz, tüm vücuda özellikle beyindeki hafıza bölümlerine ulaşarak kan akımını hızlandırıyor.

- Brüksel lahanası, brokoli, kabak, yapraklı yeşillikler, kiraz, kırmızı elma, patlıcan ve üzüm gibi parlak renkteki sebze ve meyve yemek hafızayı kuvvetlendiriyor.

- Okumak ve okunan kitabı tartışmak hafızayı güçlendiriyor. Beyindeki düşünmeden sorumlu bölgeyi güçlendirmek için okunan şeyin tercüme edilmesi de etkili oluyor.

- Koku, hatırlamaya yardımcı oluyor. En kuvvetli ve ekonomik koku ise biberiye. Konsantrasyon ve dikkat sorunu çeken kişilere biberiye içerikli parfüm öneriliyor.

- Tek bir şeyle ilgilenmek. Örneğin, kitap okurken televizyonun açık olmaması, yemek yaparken telefonla konuşmamak gibi...

- Şarkı ezberlemek.

- Sürekli yeni şeyler öğrenmek.

Alıntı:medimagazin.com

AIDS 'li olduğunu kan bağışı ile öğrendi,sağlıklı çocuk sahibi oldu.

Kan bağışı sonrası yapılan testlerde ''HIV Pozitif'' olduğunu öğrenen K.A, eşiyle birlikte yaşadığı zorlu bir süreçten sonra çocuk sahibi olmanın mutluluğunu yaşıyor.

K.A, AA muhabirine yaptığı açıklamada, HIV pozitif olduğunu öğrendiğinde bir yıllık evli olduğunu ve dünyanın adeta ''başına yıkıldığını'' hissettiğini belirtti.

Bu durumu bir süre kimseyle paylaşmadığını, ancak daha sonra eşinin kendisinden uzaklaştığını sezinlediğini ve HIV pozitif olduğunu ilk olarak açıkladığını dile getiren K.A, ''Tabi ki çok zor anlardı bizim için. İnsan bir anda hayatın sonuna geldiğini hissediyor. Sonra eşime hemen test yaptırdım. Çok şükür o negatifti. Bunun üzerine ona ayrılmayı teklif ettim. Fakat o bana sonuna kadar benimle beraber olacağını söyledi. Korunarak hayatımıza, evliliğimize devam edebileceğimizi öğrendik. Sonraki süreçte hep desteğim oldu'' dedi.

K.A, her çift gibi eşiyle çocuk sahibi olmak istediklerini, bunu doktoruyla paylaştığını, doktorunun ise ''oğlum artık bu çocuk işini unut. Senin çocuğunun olması mümkün değil. Ancak tek bir yol var, o da bir yakınından sperm hücrelerini alarak eşine enjekte edilmesi'' dediğini, bu sözlerin çok ağırına gittiğini vurguladı.

Bu konuşmanın ardından başka bir doktora gittiğini ve doktorun kendisini tedaviye ikna ettiğini, daha sonra Pozitif Yaşam Derneği ile irtibata geçtiğini, herkesin kendisine yardımcı olmak için yarıştığını anlatan K.A, sözlerine şöyle devam etti:

''Avrupa'da birçok ülkede sperm yıkama yöntemiyle HIV pozitif erkeğin çocuk sahibi olabileceğini öğrendim. Konuyu eşime açıkladım, adeta sevinçten uçmaya başladık. Artık bebek mağazalarının önünden geçerken vitrinlerden gözlerimizi kaçırmamaya başladık. O gün içimize sanki bir ilahi ışık doğmuştu ve olacağına inanmıştık. Bu araştırmadan sonra jinekologların kapısını çalmaya başladık. Bir tanesi bizimle görüşmeyi kabul etti. O da yasal engeller olduğunu bunu yapamayacağını söyledi. Bu bizim için son derece hayal kırıklığı oldu.

Yılmadan araştırmaya devam ettim ve başka bir doktor buldum. Bu işin olabileceğini söyledi. Gerekli tetkikler yapıldı. Bir sorun yoktu. Artık dualarımız hiçbir sorun olmaması yönündeydi. Sperm yıkama yöntemiyle spermlerin arındırıldı ve aşılama yöntemiyle eşim hamile kaldı. İşte o an sevinç çığlıklarıyla birbirimize sarılarak ağlamaya başladık. Adeta evimiz bayram yerine dönmüştü. Şu anda 2 yaşında bir oğlumuz var ve artık her şeyimiz o. Allah herkese çocuk sahibi olma duygusunu tattırsın.''

-POZİTİF YAŞAM DERNEĞİ

Pozitif Yaşam Derneği İletişim Sorumlusu Çiğdem Şimşek de, yıllardır etkili yöntemler sayesinde HIV/AIDS ile yaşayan kişilerin sağlıklı bebek sahibi olabildiğini söyledi.

HIV pozitiflere yönelik yurt dışında yıllardır uygulanan yöntemlerin artık Türkiye'de de yapılabildiğini, doğum sırasında ve sonrasında alınan etkili önlemler ile HIV'in bebeğe geçiş riskinin ''yüzde 0,5''in altına kadar düşürülebildiğini ifade eden Şimşek, ''Yıllardır etkili önlemler sayesinde HIV/AIDS ile yaşayan kişiler, sağlıklı bebek sahibi olabiliyor. HIV enfeksiyonu günümüzde kontrol altına alınabiliyor. Doğru zamanda doğru tedavi ile HIV pozitifler uzun yıllar kaliteli bir yaşam sürebiliyor. Güçlü ve etkili tedaviler sayesinde HIV pozitifler, ileri yaşlara kadar yaşamlarını sürdürebiliyor, gereken önlemleri almak koşuluyla evlenebiliyor ve çocuk sahibi olabiliyor'' diye konuştu.

Şimşek, dernek olarak anne ve babası HIV ile yaşayan 13 bebeğin sağlıklı ve HIV negatif (virüsü taşımayan) olarak dünyaya gelmesine tanıklık ettiklerini bildirdi.

Zaman içinde hastanelerde gerekli enfeksiyon önlemleri alınmasına yönelik standartlar sağlandıkça sağlıklı bebeklerin sorunsuz olarak dünyaya gelmeye başladığını dile getiren Şimşek, ''İster bebek sahibi olmayı istesin, ister istemesin, bebek sahibi olma hakkının ve tıbben imkanının olduğunu bilmek, ilk tanı alma sürecinde HIV ile yaşamayı normalleştirmek için çok etkili oluyor. Bebek sahibi olmak isteyen HIV pozitif arkadaşların tedavilerini ona göre düzenlemek, risklerini ve yöntemini konuşmak ve detaylı bilgi almak için doktorları ile görüşmelerini tavsiye ediyoruz'' dedi.


Alıntı:medimagazin.com

KPSS skandalı büyüyor

KPSS’deki kopya iddialarıyla ilgili inceleme başlatan YÖK Denetleme Kurulu, bazı adayların kitapçık üzerine tek çizik atmadan 120 sorunun tamamına doğru yanıt vererek tam puan aldığını belirledi.

Hürriyet gazetesinde yer alan habere göre; Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Denetleme Kurulu, Kamu Personel Seçme Sınavı’ndaki (KPSS) kopya iddialarının ardından, sınavda tam puan alan adayların kitapçıklarını tek tek inceledi.

Kurul üyeleri, bazı adayların matematik sorularının hiç çözülmediğini, diğer sorularda da kağıt üzerinde hiçbir karalama yapılmadığını belirledi. Tam puan alan adayların yanısıra yüksek puan alan, durumları şüpheli olan adayların da soru kitapçıkları incelemeye alındı.

Detaylı bir çalışma yapıldığını belirten YÖK yetkilileri “Kopya elden ele dolaştığı için binlerce kitapçığı incelemeye aldık. Her birini satır satır kontrol edip, birbirleriyle karşılaştırıyoruz. Gördüğümüz manzaralar gerçekten inanılacak gibi değil. Şüpheli tam puan almış ama kitapçığın hiçbir yerinde tek bir çizik, karalama yok” dediler.

Yetkililer, şöyle konuştu:

“Hadi sözel soruları anladık, ama matematik sorularında bile hiçbir oynama yapılmadan soruların hepsi doğru cevaplandırılmış. Bayram süresince durmadan çalışıp, artık kaynağa ulaşmak istiyoruz.

Savcılıkla bütün bilgileri paylaşıyoruz. Savcılıktan gelen yanıtta eğer kopya çekenler belirli bir kişi sayısıyla sınırlıysa sadece onların sınavlarını iptal ederiz. Ama olaya tespit edilemeyecek kadar çok kişinin karıştığı ve sınav öncesi yapılan bir durum olursa sınavın tamamını iptal etmek zorunda kalırız. Amacımız masum insanların hakkını yememek.”

(NTV)

Hacettepe’de skandal

Hacettepe’de skandal
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde işçilerin yaptığı eylem sonucu temizlik yapılmadığı, hastalara yemek verilmediği iddia edildi.

ANKARA - Türkiye'nin en büyük ve en önemli sağlık kurumlarından Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde üç gündür eylem yapılıyor.

Hürriyet gazetesinin haberine göre iki buçuk aydır temizlik, yemek, hasta bakımı, transfer işlemlerinde çalışan işçiler düzenli ödenmeyen maaşlarını almak için eylem yapıyor.

Marmara isimli taşeron firmaya bağlı olarak çalışan işçiler, bugün diyabetli hastalar dışındakilere kahvaltı, yemek servisi yapmıyor.

Acil hastalar dışındakilerin kanlarını taşımıyor, hastalara bakım hizmeti vermiyor. Yemekhane önünde toplanan işçiler maaşlarını alana kadar eylemlerine devam edeceklerini söylüyor.

Hastane yetkililleri ise, Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan zamanında para alınamadığı için mağdur olduklarını, ancak taşeron işçilerin yaşadığı sorunun bundan kaynaklanmadığını belirtiyorlar. Üniversitenin firmaya gerekli ödemeyi yaptığını, ancak şirketin öncelikleri farklı olduğu için işçilere ödeme yapmadığını savunan yetkililer, şirketin yasalardaki açıklıkları kullanarak işçilerin özlük haklarını gasp ettiğini ifade ettiler.

Kaynak:ntvmsnbc.com

Batı Nil virüsünde kimler risk altında?

Avrupa'da ölümlere yol açan ve Türkiye'de de kendini gösteren ''Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu'' özellikle yaşlılar, çocuklar, hamileler ve HIV/AIDS hastaları gibi bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde hayati risk taşıyor.

ANKARA - Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre, hastalık özellikle kaynağı kargalar olan rezervuarlardan ''Culex'' türü sivrisinekler aracılığı ile insanlara, atlara ve diğer memelilere bulaşıyor.

Bulaşma, çoğunlukla sivrisinek popülasyonunun aktif olduğu sıcak havalarda meydana geliyor. Bunların dışında kan yoluyla, organ ve doku nakilleriyle, anneden bebeğe anne karnında ve emzirme sırasında söz konusu olabiliyor.

Hastalık, virüsün bulaştığı kişilerde çoğu kez hiçbir belirti ve bulgu vermiyor. Genellikle kişiler farkına bile varmıyor. Yaklaşık yüzde 20 oranında ise Batı Nil ateşi adı verilen, hafif bir enfeksiyon gelişiyor ve tam iyileşme gerçekleşiyor.
Haberin devamı ↓reklam

Yaşlılar, çocuklar, hamileler ve HIV/AIDS hastaları gibi bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde Batı Nil virüsü çok ciddi olabiliyor ve beyin iltihaplanmasına ya da beyni ve omuriliğini çevreleyen zarlarda iltihaplanmaya yol açabiliyor. Virüse yakalananların yaklaşık yüzde 1'inden daha azında, şiddetli hastalık görülüyor ve az sayıda vakada Batı Nil virüsü ölümcül olabiliyor.

ATEŞLE SEYREDEN HASTALIĞIN AŞISI YOK
Hastalık, kendini ilk olarak ateş ile gösteriyor. Bu belirtileri, baş ağrısı, kas ağrıları, iştah kaybı, bulantı, kusma ve ishal, ciltte kızarıklık, lenf bezlerinin şişmesi, coğrafi dağılım izliyor. Hastalıktan korunmak için herhangi bir aşı mevcut değil.

KORUNMAK İÇİN HANGİ ÖNLEMLER ALINABİLİR?
Batı Nil Virüsünden korunmak için özelikle hasta veya ölmekte olan kuşlara dikkat edilmesi gerekiyor.

Sivrisineklerin hakim olduğu saatlerde, özellikle gün ağarırken, akşam karanlığında ve akşamın erken saatlerinde gereksiz dış mekan faaliyetlerinden kaçınılması öneriliyor. Sivrisineklerin istila ettiği alanlarda uzun kollu gömlek ve pantolon giyilmesi tavsiye ediliyor.

Cilt üzerine ve giysilere yoğunluğu yüzde 10 ila yüzde 30 arasında değişen sivrisinek kovucu ilaç sürülmesi öneriliyor. Yoğunluğu yüzde 10 olan bir koruyucunun yaklaşık iki saat etkili olduğuna ise dikkat çekiliyor.


BATI NİL VİRÜSÜ HAKKINDA
Batı Nil virüsü, ilk olarak 1930'ların sonunda Afrika'da ortaya çıktı. O zamandan bu yana Asya, Avrupa, Orta Doğu ile Kuzey ve Güney Amerika'da yayılan hastalık, Birleşik Devletler'de ilk olarak 1999'daki Doğu Kıyısı salgıyla görüldü.

Sivrisineklerin virüs taşıdığı bölgelere gitmek veya o bölgelerde yaşamak Batı Nil virüsüne yakalanma riskini artırıyor.

YOLCULAR RİSK ALTINDA
Ilıman bölgelerde Batı Nil virüsü, ilkbahar sonlarında başlayan, genellikle ağustos ve eylül aylarında doruğa ulaşan bir mevsimsel kalıp izliyor. Güney iklimlerinde yaşayan insanlar, bütün bir yıl boyunca enfeksiyona yakalanma riski ile karşı karşıya bulunuyor.

DÜNYADA ÖLÜ SAYISI ARTIYOR
Bu arada, Yunanistan'da geçen ay ortaya çıkan Batı Nil virüsü nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısının 18'e ulaştığı bildirildi.

Yerel basında yer alan haberlerde, Batı Nil Virüsünün bulaştığı tespit edilenlerin sayısının 177 olduğu, hastanelerde 9 hastanın yoğun bakım ünitelerinde tutulduğu açıklandı. Özellikle Yunanistan'ın kuzeyinde görülen vakalarda hayatını kaybedenlerin büyük bölümünü 70 yaş üstü hastalar oluşturuyor.

Hastalığın Romanya'da da görüldüğü ve ölümlere yol açtığı kaydedildi.

BATI NİL VİRÜSÜ TÜRKİYE'DE
Sağlık Bakanlığı bugün Batı Nil Virüsü enfeksiyonu vakalarına Türkiye'de de rastlanıldığını açıkladı.

Öte yandan, Manisa Devlet Hastanesinde ateş, baş ağrısı, bilinç değişikliği ve vücutta döküntüler sonucu gelişen bir hastalığa bağlı olarak 6 kişinin ölümünün ardından, şüphelenilen Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı, hastalıkla ilgili olarak yapılan analiz sonuçlarına göre, ilk bulgularda herhangi bir enfeksiyonun şu ana kadar saptanmadığını bildirmişti. Yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verilmişti:

''Bilim kurulumuz 26 Ağustos 2010 tarihinde yaptığı son toplantıda, Manisa'dan gelen uzmanla birlikte tüm vakalar ayrıntılı biçimde tekrar değerlendirmiştir.

Bu değerlendirme sonucunda hastaların genellikle ileri yaşlarda ve altta yatan kronik hastalıklarının olduğu, bir kısmının uzun süre güneş altında çalıştığı veya yürüdüğü belirlenmiştir. Dolayısıyla hayatını kaybeden 6 hastanın ölüm sebebi, benzer bulgularla seyreden hastalıkların kümelenmesi şeklinde yorumlanmıştır.

Hastalığın 20 Ağustos 2010 tarihinden itibaren görülmediği, bu durumun hava sıcaklığında ciddi düşmelerin olduğu tarihlerle örtüştüğü görülmüştür. Hastalığın görüldüğü dönemde komşu ülkelerde benzer belirtilerle seyreden hastalıklar olması nedeniyle konu bu yönüyle de araştırılmaktadır. Bu değerlendirme paralelinde hastalığın 2 hafta süreyle takip edilmesine ve ileri tetkiklere devam edilmesine karar verilmiştir.''

Kaynak:ntvmsnbc.com

Türkiye’de Batı Nil Virüsü’nden 3 kişi öldü

Türkiye’de Batı Nil Virüsü’nden 3 kişi öldü
Yunanistan’da etkili olan Batı Nil Virüsü’ne Türkiye’de de rastlandığı Sağlık Bakanlığı tarafından açıklandı. Sağlık Bakanlığı bugüne kadar 7 hastada virüse rastlandığını 3 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

İSTANBUL - Sağlık Bakanlığı yaptığı açıklamada Yunanistan’da şu ana kadar 18 kişinin ölümüne neden olan Batı Nil Virüsü’ne Türkiye’de de rastlandığını belirtti.

Sağlık Bakanlığı Hıfzıssıhha Başkanı Mustafa Ertek tarafından yapılan açıklamada, Türkiye'de bugüne kadar 5 ilden 7 vakaya Batı Nil Ateşi tanısı konulduğunu ve bu hastalardan 3'ünün kaybedildiğini bildirdi. Hastalardan 2'sinin tedavisi ise sürüyor.

Ertek şu ana kadar herhangi bir salgından bahsedilemeyeceğini söyledi.
Haberin devamı ↓reklam

Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü'nden edinilen bilgiye göre, hastalık özellikle kaynağı kargalar olan rezervuarlardan ''Culex'' türü sivrisinekler aracılığı ile insanlara, atlara ve diğer memelilere bulaşıyor.

Bulaşma, çoğunlukla sivrisinek popülasyonunun aktif olduğu sıcak havalarda meydana geliyor. Bunların dışında kan yoluyla, organ ve doku nakilleriyle, anneden bebeğe anne karnında ve emzirme sırasında söz konusu olabiliyor.

Hastalık, virüsün bulaştığı kişilerde çoğu kez hiçbir belirti ve bulgu vermiyor. Genellikle kişiler farkına bile varmıyor. Yaklaşık yüzde 20 oranında ise Batı Nil ateşi adı verilen, hafif bir enfeksiyon gelişiyor ve tam iyileşme gerçekleşiyor.

Yaşlılar, çocuklar, hamileler ve HIV/AIDS hastaları gibi bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde Batı Nil virüsü çok ciddi olabiliyor ve beyin iltihaplanmasına ya da beyni ve omuriliğini çevreleyen zarlarda iltihaplanmaya yol açabiliyor. Virüse yakalananların yaklaşık yüzde 1'inden daha azında, şiddetli hastalık görülüyor ve az sayıda vakada Batı Nil virüsü ölümcül olabiliyor.

ATEŞLE KENDİNİ GÖSTEREN HASTALIĞIN AŞISI YOK
Verilen bilgiye göre hastalık, kendini ilk olarak ateş ile gösteriyor. Bu belirtileri, baş ağrısı, kas ağrıları, iştah kaybı, bulantı, kusma ve ishal, ciltte kızarıklık, lenf bezlerinin şişmesi, coğrafi dağılım izliyor. Hastalıktan korunmak için herhangi bir aşı mevcut değil.

ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
Batı Nil Virüsü'nden korunmak için özelikle hasta veya ölmekte olan kuşlara dikkat edilmesi gerekiyor.

Sivrisineklerin hakim olduğu saatlerde, özellikle gün ağarırken, akşam karanlığında ve akşamın erken saatlerinde gereksiz dış mekan faaliyetlerinden kaçınılması öneriliyor.

Sivrisineklerin istila ettiği alanlarda uzun kollu gömlek ve pantolon giyilmesi tavsiye ediliyor.

Cilt üzerine ve giysilere yoğunluğu yüzde 10 ila yüzde 30 arasında değişen sivrisinek kovucu ilaç sürülmesi öneriliyor. Yoğunluğu yüzde 10 olan bir koruyucunun yaklaşık iki saat etkili olduğuna ise dikkat çekiliyor.

AFRİKA'DA ORTAYA ÇIKTI
Batı Nil Virüsü, ilk olarak 1930'ların sonunda Afrika'da ortaya çıktı. O zamandan bu yana Asya, Avrupa, Orta Doğu ile Kuzey ve Güney Amerika'da yayılan hastalık, Birleşik Devletler'de ilk olarak 1999'daki Doğu Kıyısı salgıyla görüldü.

Sivrisineklerin virüs taşıdığı bölgelere gitmek veya o bölgelerde yaşamak Batı Nil virüsüne yakalanma riskini artırıyor.

YOLCULAR İÇİN RİSK
Ilıman bölgelerde Batı Nil virüsü, ilkbahar sonlarında başlayan, genellikle Ağustos ve Eylül aylarında doruğa ulaşan bir mevsimsel kalıp izliyor.

Güney iklimlerinde yaşayan insanlar, bütün bir yıl boyunca enfeksiyona yakalanma riski ile karşı karşıya bulunuyor.

DÜNYADA HASTALIK NEDENİYLE ÖLÜ SAYISI ARTIYOR
Yunanistan'da geçen ay ortaya çıkan Batı Nil Virüsü nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı 18'e ulaştı.

Yerel basında yer alan haberlerde, Batı Nil Virüsünün bulaştığı tespit edilenlerin sayısının 177 olduğu, hastanelerde 9 hastanın yoğun bakım ünitelerinde tutulduğu açıklandı. Özellikle Yunanistan'ın kuzeyinde görülen vakalarda hayatını kaybedenlerin büyük bölümünü 70 yaş üstü hastalar oluşturuyor. Hastalığın Romanya'da da görüldüğü ve ölümlere yol açtığı kaydedildi.

Kaynak:ntvmsnbc.com

8 Eylül 2010 Çarşamba

ÖSYM’nin yükünü DSM alacak

İşte en büyük haber...Artık hiçbir sınavın güvenilirliği %100 olmayacak.Herkesin aklında bir 'acaba' olacak...Milliyat'ten Abbas GÜÇLÜ'nün köşe yazısı....


08 Eylül 2010

Türkiye’nin en güvenilir kurumlarından birisiyken bir anda Türkiye’nin en tartışmalı kurumu haline gelen ÖSYM, en kısa zamanda yeniden yapılandırılacak. Bu çerçevede üniversitelere yönelik sınavlar dışında, diğer tüm sınavların yükü ÖSYM’nin üzerinden alınacak. Kamuya ait sınavlar için Devlet Sınav Merkezi öngörülüyor.
1974’te rahmetli Altan Günalp tarafından üniversitelere merkezi yerleştirme ile öğrenci alınması için kurulan ÖSYM, sonraki yıllarda yarattığı güven ortamı nedeniyle, devlete ait tüm sınavları üstlenen bir konuma geldi. Bu da üzerindeki iş yükünü altından kalkılamaz hale getirdi ve güvenlik zafiyetlerinin yaşanmasına neden oldu.
Son yaşanan kopya skandallarından sonra, YÖK ve devlet katında ağır basan görüş, Devlet Personel Dairesi’ne bağlı olarak kurulacak bir Devlet Sınav Merkezi’nin kademeli olarak ÖSYM’nin yapmakta olduğu kamuya ait tüm sınavları yapar hale gelmesi. Bu merkezin kurulmasında ÖSYM’nin de kurucu partnerlerden birisi olacağı da özellikle vurgulanıyor.
Peki ÖSYM’nin üzerindeki sınav yükü azalırsa, kopya ya da çalınmaların önüne geçilir mi? Evet demek o kadar kolay değil. Çünkü, bu konuda öylesine büyük bir rant söz konusu ki, sistemi delmek isteyenler hep olacak.
Bu konuda asıl önemli olan ÖSYM’nin nasıl bir güvenlik zırhı ile korunacağı?
Bugüne kadar olduğu gibi, kuruma olan aidiyet duygusu ile mi koruma sağlanacak yoksa günümüz teknolojisinden de yararlanılarak çok gelişmiş güvenlik önlemleri mi alınacak? Bunu da zaman gösterecek.
Bayramdan hemen sonra ilköğretim birinci sınıflar, sonraki hafta da diğer okullar açılacak. Ama öğretmen atamaları henüz gerçekleşmiş değil. Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda ne olacaksa bir an önce olsun noktasında. YÖK ve ÖSYM de aynı görüşte. Acak hiçbir kurum bu konuda öne çıkmak istemiyor. Çünkü nasıl bir karar alınırsa alınsın, büyük tepkilere neden olacak.
Bu yüzden şu anda tüm gözler Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda. Onların vereceği kararı gerekçe göstererek hareket edecekler.
Ama YÖK’teki genel hava, hiç içlerine sinmese de iptalden yana. “Çünkü, soruşturma derinleştikçe, ortaya çıkan tablo iptal varsayımını biraz daha güçlendiriyor. Şu andaki genel eğilim iptalden yana ama yarın ne olur, hangi noktaya gelinir, onu şimdiden söylemek doğru olmaz” görüşündeler.
YÖK’ü bu kadar tedirgin eden ise alın teri ile başarılı olanların yaşayacağı moral bozukluğu. “İptal son çare. Ona gelinceye kadar, her türlü olasılık düşünülecek” diyorlar.
Gelişmeleri hep birlikte yakından izleyeceğiz. Bakalım ne olacak? Umarız en adil olan yapılır. Kimsenin hakkı yenmez. Kopyacılar da cezasız kalmaz...

Ertelemeler niye?
Yılbaşına kadar gerçekleşecek tüm sınavların ertelenmesi, KPSS’nin iptal edilip yerine yeni bir sınav yapılması için mi? Bu yöndeki değerlendirmeleri de Ankara’ya sorduk. Ne MEB ne de YÖK, teyit eder bir görüş ortaya koymadı. Ama kesinlikle hayır da demiyorlar. “Gelişmelere göre hareket edilecek” diyor, başka bir yorum ya da öngörüden söz etmiyorlar.
Oysa atama bekleyen sadece öğretmenler değil, diğer kamu kurum ve kuruluşlarına girmek için bu yönde alınacak kararı bekleyen yüz binlerce genç var. Onlar da, tıpkı alınteri ile yüksek puan alan öğretmenler gibi tedirginler. Bir an önce önlerini görmek istiyorlar.

Yeni iddialar
ÖSYM’ye duyulan güven kevgire dönünce iddiaların da ardı arkası kesilmiyor. Şimdi de dil sınavları ile belgeler yağıyor. 30, 40 alırken birden bire 70, 80’lerin nasıl alındığı soruluyor. Yabancı dil öğrenmenin öyle üç beş ayda çözülecek bir sorun olmadığı dile getiriliyor. Daha da iddialı olanlar, dil sınavlarında birdenbire yüksek puan alanlardan pek çoğunun İngilizceyi tarzanca konuşmanın ötesine geçemeyeceğini iddia ediyorlar.
İşte bu yüzden TBMM’ye verilen araştırma komuyonu kurulmasına yönelik önerge, Meclis açılır açılmaz, tüm partilerin oybirliği ile kabul edilmeli ve bu yöndeki tüm iddialar enine boyuna araştırılmalıdır. Yoksa sınavlara zerre kadar güven kalmayacak. Ve bu arada, belki MEB’in gerçekleştirdiği sınavlara da göz atılır ve onlar da şaibeden kurtulur...
Özetin özeti: Birileri artık bu konuyu ciddiye almalı. Çünkü çalınan sadece gençlerin değil, bu ülkenin de geleceği!..

İşte iptal edilen sınavlar..

İlk iptal haberleri yapıldığında, ÖSYM'nin sitesinde 2010 takviminde sınav tarihleri vardı.7 eylül itibariyle sınavların tarih kısımları artık boş.13 eylülden sonra bir açıklama yapılması bekleniyor...

Bu arada ÖSYM’nin ertelediği sınavların listesi de belli oldu. Bu karara göre ertelenen sınavlar şunlar:
Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (Sonbahar Dönemi)
2010-TUS Sonbahar Dönemi - 18.09.2010 / 19.09.2010
Kamu Personel Seçme Sınavı (Ortaöğretim / Önlisans)
2010-KPSS Ortaöğretim / Önlisans - 26.09.2010
Maliye Bakanlığı İç Denetçi Aday Belirleme Sınavı
2010-İç Denetçi - 02.10.2010
Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı (Sonbahar Dönemi)
2010-ÜDS Sonbahar Dönemi - 03.10.2010
Adalet Bakanlığı İcra Müdür ve İcra Müdür Yardımcılarını Seçme Sınavı
2010-İcra - 09.10.2010
Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (Sonbahar Dönemi) 2010-YDUS Sonbahar Dönemi - 17.10.2010
Tıpta Uzmanlık Dernekleri Yeterlik Sınavları
2010-Tıpta Yeterlik - 24.10.2010
Maliye Bakanlığı Mali Hizmetler Uzman Yardımcılığı Özel Yarışma Sınavı
2010-MHUY - 30.10.2010
Adalet Bakanlığı İdari Yargı Hakim Adaylığı Yarışma Sınavı
2010-İdari Yargı - 31.10.2010
Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (Sonbahar Dönemi)
2010-KPDS Sonbahar Dönemi - 07.11.2010
Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı (Sonbahar Dönemi)
2010-ALES Sonbahar Dönemi - 28.11.2010
Adalet Bakanlığı Adli Yargı Hakim ve Savcı Adaylığı Yarışma Sınavı
2010-Adli Yargı - 19.12.2010

İlaçta son kullanım tarihi karmaşası

SAĞLIK Bakanlığı, geçici karekod yapıştırılan ilaçların son kullanma tarihlerinin 2020 yılı olduğunu açıkladı. TEİS Genel Başkanı Nurten Saydan, “İlaçlar elimizde kalmayacağı için mutluyuz ama bu defa da ilaç kutularının üzerinde iki miad olacak. Sağlık Bakanlığı bu konuya dikkat etmeliydi” dedi.
Nurten Saydan Hürriyet’e yaptığı açıklamada, karekod uygulamasına geçilmesine rağmen, eczanelerde yüzde 50 oranında karekodsuz ilaç bulunduğunu belirterek, Bakanlığın bunun için bir düzenleme yaptığını belirtti. Saydan Hürriyet’e şunları söyledi:



İki ayrı son kullanma tarihi

“Karekodsuz ürünlerimize geçici karekod gönderdiler. Örneğin, elimizdeki ilacın son kullanma tarihi 2013’tü, ama gönderilen karekodların miadı 31 Aralık 2010’du. Bakanlığa bir yazı yazarak, bunun sorun olacağını eldeki ilaçların son kullanma tarihleri nedeniyle atılarak milli servetin heba olacağını anlattık. Sanal bir miad koyamayacaklarını bildirdik. Değişen bir şey olmayınca Danıştay’a dava açtık. Dava sonuçlanmadan Sağlık Bakanlığı yeni bir düzenleme yaptı. Bu kez son kullanma tarihi 2012-2013 olan ilaçlara miadı 2020 olan geçici karekodlar gönderdiler. Üstelik eczacının ‘asıl miada’ dikkat ederek vatandaşa satış yapması gerektiğini bildirdiler. İlaçlar elimizde kalmayacağı için mutluyuz, ama bu defa da ilaç kutularının üzerinde iki miad olacak. Sağlık Bakanlığı bu konuya dikkat etmeliydi. Her ilacın son kullanma tarihine göre geçici karekod uygulanmalıydı. Bu sorumsuzluktur.”



Sağlık Bakanlığı’nın genelgesi

“Bilindiği üzere ilaç ambalajlarına 2 boyutlu barkod zorunluluğu getirilmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Başkanlığı ile birlikte konunun diğer paydaşları olan üreticiler, ilaç depoları ve eczaneler ile yapılan toplantılar sonucu uygulamanın 16 Mayıs 2010 tarihinden itibaren başlatılması kararı alınmıştır. Ürünlerin anılan tarihte karekodlu ve karekodsuz olarak piyasada bulunacağı söz konusu olduğundan geçiş süresi verilerek etiketleme yolu ile bütün ürünlerin karekodlu hale getirilmesi planlanmıştır. Etiketleme işlemleri Temmuz 2010 ayında sonlandırılmıştır. Etiketlenemeyen ürünler depolar tarafından iade alınmıştır. İlaç firmaları ve ecza depoları ile yapılan iki toplantıda iade edilen ürünler arasında ‘etiketi sökülmüş G2D’li ürünler’ bulunduğu ve ‘eczanelerin G2D’li ürünleri almak istemedikleri’ bilgisi edinilmiştir.


Konu incelendiğinde problemin ürünler üzerinde yer alan sanal son kullanma tarihi ile ilgili olduğu görülmüştür. Sanal tarih olarak belirlenen 31.12.2010 tarihi Bakanlığımızca sistemde gerekli değişiklik yapılarak 31.12.2020 olarak değiştirilmiştir. Uygulamanın amacı milli servet değerinde olan bu ürünlerin ziyan olmamasını temin etmektir. Ancak G2D’li ürünler üzerinde yer alan gerçek ‘son kullanma tarihlerinin’ eczacılarımız tarafından daha evvelce yapılageldiği şekli ile gözle kontrol edilmesi ve sistem tarafından onaylanan ‘son kullanma tarihi’ ile yetinilmemesi gerekmektedir.”

Kaynak:Hürriyet

ÖSYM yeniden yapılandırılacak

Prof. Dr. Özcan, oğlu Kaan Özcan'ın, 15. Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı'ndaki yemin töreni için Amasya'ya geldi.

Amasya'da gazetecilerin sorularını yanıtlayan Özcan, bir gazetecinin ''KPSS ve YGS'de yaşanan olaylar ile ilgili ve gelecekte böyle olayların yaşanmaması için ne tür çalışmalar yapılıyor?'' sorusu üzerine şunları söyledi:

''KPSS ve YGS ile ilgili soruşturma devam etmektedir. Bu nedenle devam eden soruşturmayla ilgili çok fazla konuşamayacağım. Soruşturmayı beklemek önemli. Çünkü soruşturma nerede aksaklık olduğunu, eğer varsa kaçakların nerede olduğunu gösterecek. Bizde bundan sonra yapacağımız çalışmalarda bu tür kaçakların olmaması için elimizden geleni yapacağız. ÖSYM çok uzun zamandan beri pek bir şey yapılmadan devam eden bir kurum. Bu bize iyi bir fırsat diye düşünüyorum. ÖSYM'nin yapısını yeniden ele alıp ona yeni bir şekil vermek için çalışmalarımızı başlattık. Şimdi arkadaşlarımızla ne tür çalışmalar, ne tür değişiklikler yapılacak diye tartışıyoruz. İnşallah soruşturmanın bittiği zamana denk gelecek şekilde bizde bu tür fikir çalışmalarını bitiririz. Ondan sonrada yapmak istediğimiz şeyleri de ÖSYM'de gerçekleştiririz. Bu güne kadar ilk olarak ÖSYM'ye hiç bir şekilde karışmadık. Tamamen bağımsız bir kuruluş olarak hareket ettiler. Bu bir gelenekti. Bizde bu geleneği bozmadık. Ama bundan sonra ÖSYM'ye daha fazla bakmamız ÖSYM'nin işleri ile ilgilenmemiz gerekli. Bu da ortaya çıkmış oldu böylece.''

Yürütülen soruşturmanın ardından çıkacak kararlara göre atamaların yapılabileceğini de belirten Özcan, ''Savcılıktan bize, bu sınavda kopya çekenler şunlardır ve sadece o arkadaşların sınavları iptal edilir, diğerlerinin ki kabul edilir diye bir yazı gelirse bunu uygularız. Ama savcılıktan bu yaygın bir şekilde yapılmıştır ve sınav öncesi yapılmıştır diye bir sonuç çıkarsa o zaman herkesin sınavını iptal etmek gerekiyor. Çünkü bu kadar uygunsuz davranışın, düzensizliğin olduğu sınavı insanlara kabul ettirmekte zor olur. Bizim yapabileceğimiz en iyi hususlardan bir tanesi fazla vakit geçirmeden sınavı tekrar etmektir'' dedi.

-''ÖSYM İŞ YÜKÜ AĞIR BİR KURUM HALİNE GELDİ''

ÖSYM'nin iş yükü çok ağır bir kurum olduğunu ve sadece akademik türden sınavları yaparken, daha sonra devlet memurları ile ilgili sınavları da yapan bir kurum haline geldiğini kaydeden Özcan, bu durumun kurumun adıyla bile uyuşmadığını açıkladı.

Özcan, kurumun adının Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezi olduğunu ancak memur sınavlarını dahi yaptığını belirterek şu görüşleri belirtti:

''Yapılan sınavların hususlarını tekrar ele alıp gözden geçirmek gerekiyor. Belki bu tür sınavlar bir başka kuruluşa verilebilir. Mesela öğretmen sınavlarını Milli Eğitim Bakanlığı'na verilip sadece akademik üniversiteyle alakalı olanları ÖSYM'nin yapması uygun olur diye düşünüyoruz. Tartışmalarda YÖK hiç işin içinde yok. Doğrusu da budur zaten. Hiç karışmadığımız, müdahale etmediğimiz bir kurum için suçlanmamız abestir. Biz sistemi kurduktan sonra güzel bir sistem getirebilirsek bundan sonra ÖSYM yine eskiden olduğu gibi bağımsız bize bağlı ama gayet bizden bağımsız çalışmasına devam edebilir.''

Özcan, oğlu Kaan Özcan'ın vatani görevini yerine getirmesinden dolayı gurur ve mutluluk duyduğunu da ifade etti.

YÖK Başkanı Özcan, açıklamalarının ardından oğlu ile Amasya'dan ayrıldı.

Kaynak:AA