4 Şubat 2011 Cuma

Mezarda bile rahat vermediler

TRT'NİN ; TARİKATLARIN  RESMİ TELEVİZYONU OLDUĞU , BİR KEZ DAHA KANITLANDI.YAPTIKLARIYLA  HEP HATIRLANACAK KİŞİLERE  FÜTURSUZCA  SALDIRILARI DEVAM EDİYOR..ÜLKENİN İLERİCİ , DEMOKRAT AYDINLARINA SALDIRIYOR VE KARALIYORLAR...

Programda, ölen eski dernek başkanı Prof. Türkan Saylan’ın “başı örtülü öğrencilere hipnozla başını açtırdığı, İslam düşmanı olduğu” belirtildi ve birçok suçlama yöneltildi.

TRT’nin en çok izlenen kanallarından biri olan TRT Haber’de yayınlanan “Büyük Takip” isimli haber programında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) ile ilgili tek taraflı iddialara yer verildi.



Derneğin bölücülük faaliyetlerinde bulunduğu öne sürülen programda, önceki yıl hayatını kaybeden dernek başkanı Türkan Saylan’ın “İstanbul Üniversitesi’ndeki başı örtülü öğrencilere hipnoz yaparak başını açtırdığı, Atatürkçülüğü bir maske olarak kullandığı, İslam düşmanı olduğu” iddia edildi.
 ‘Büyük Takip’in ÇYDD ve Çağdaş Eğitim Vakfı’nı konu alan belgeseli 14 Ocak saat 20.30’da yayınlandı. Yaklaşık 40 dakika süren program boyunca, ÇYDD ile ÇEV ile ilgili taraflı iddialara yer verildi. Programda şu yorumlarda bulunuldu:
- “Bu iki kuruluş yıllarca toplumun önde gelen isimleri tarafından korunup kollandı. Her türlü övgü ve desteğe mazhar kılındı. Taki Ergenekon kapsamında yapılan baskınlara kadar. 18 Mart’ta duruşma yapılmasına karar verildi.
- Eğitimin yanında her şey yapılıyordu. Bazı medya organlarının çizdiği resim, diğer tarafta savcıların çizdiği resim.
- İddinamede, ÇYDD’nin burs verdikleri arasında PKK, DHKP-C gibi yasa dışı örgütlere mensup olanların bulunması, özellikle kız öğrenciler kullanılarak askeri okullara sızma faaliyet yürütülmesi, tüm bunlar için yurtdışından yüklü miktarda paralar aktarılması, telefon konuşmalarına şok ifadelerin yansıması gibi bilgiler yer aldı.
- Ergenekon’da hücre tipi sivil toplum kuruluşları var. Savcılar, bu hücreler arasında ÇYDD’nin olduğunu iddia ediyor. Örgütsel içerikli görüşmeler yapıldığı aktarılıyor, çarpıcı fotoğraflar delil klasöründe yer alıyor. Saylan, Ergenekon sanıklarıyla yan yana...
LEYLA ADINI ALDI
- Türkiye ÇYDD hakkındaki farklı bilgilerden 4 yıl önce MİT tarafından 5 yıl önce Üsküdar 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilen bir yazıyla haberdar oldu. Üsküdar Gazetesi Sahibi Adnan Odabaşı’nın gündeme getirdiği misyonerlik iddiaları karşısında derneklerin açtığı davaların kararını bu belge belirledi. O belgede Saylan hakkında yapılan incelemede o güne kadar kimsenin bilmediği bir kimliği ortaya çıktı. Prof. Saylan hakkında yapılan açıklamada annesinin İngiltere doğumlu olduğu, Katolik Hristiyan olduğu, 1936’da Leyla adını aldığı, Dünya Kilisiler Birliği ile ortaklaşa çalıştığı anlatılıyordu.”
 
DERNEKTEN SUÇ DUYURUSU
ÇYDD Başkanı ve eski Adalet Bakanı Prof. Dr. Aysel Çelikel, programda yer alan iddialar karşısında yargı yoluna gitmeye karar verdiklerini açıkladı. Dernek, TRT aleyhine önümüzdeki haftabaşında suç duyurusunda bulunacak. Dernek yöneticileri, programda adı geçen Adem Zencir diye birinin asla dernekte çalışmadığını ve tüm iddiaların asılsız olduğunu, programın TRT’de yayınlanmasına akıl erdiremediklerini söyledi.
İNANILMAZ İDDİALAR
‘Hipnoz yapıyor’
Programdaki röportajlarda dile getirilen iddialar ise şöyle:
- Adnan Odabaş (Üsküdar Gazetesi sahibi): “Bu insanlar Atatürk’ü kalkan yaparak bölücülük yaptılar.”
- Yılmaz Dikbaş (Araştırmacı): “Fakir, işsiz çocuklara Türk tarihine, Türk geleneklerine, Türk karakterine ters bir eğitim verdiler. Türkan Saylan bir Atatürkçü değildir.”
- Adem Zencir (Güvenilir öğrenci olarak Saylan’ın en yakınına kadar yükselmiş bir isim olduğu, dernekte çalıştığı, ancak imam hatip kökenli olduğu anlaşılınca kovulduğu iddia edilen kişi): “Türk devletine, Türk askerine ne kadar düşman varsa, onlara üç katı para verirlerdi. Deniz Yıldızları diye bir programları vardı. Bu seminerlerin içeriği İslam düşmanı. Mağdur Kürt kızlarıyla, askeri okuldaki bozulmayan çocukları sosyal temasa geçirmek, batı felsefesiyle yetiştirmek amaçlı yapılan sosyal aktivitelerdi. Saf kızları, yoksul kızları konağa alır, hipnoz yapardı. Ve bunu Türkan Saylan yapardı ve ruh ikizi Kemal Alemdaroğlu yapardı.”
Programda CHP eski MYK Üyesi Savcı Sayan, milletvekili Mehmet Sevigen ve gazeteci Aziz Üstel’in de yorumlarına yer verildi.

Alıntı: milliyet


PEKİ ASLINDA KİMDİR TÜRKAN SAYLAN?

yıllardır yenilmediği kanserin en son karaciğerine sıçradığını öğrenen türkan saylan, "ölüm aklıma bile gelmiyor yapacak çok işim var" diyor
29/4/2003

çocukluğumdan beri polyannacılık oynarım. en zor ameliyatı geçirip ağrıdan kıvranırken, düşüp oramı buramı kırarken hep türkân saylan'ı düşünürüm. dostlarım, benim zor günlerimde neşeden havalara uçtuğumu görünce eminim, delirdiğimi düşünürler. ama onlar da türkân saylan'ı, onun yaşamını ve inanılmaz gücünü benim kadar bilseler mutluluk oyunuma katılırlar.

çık odadan hemen

türkân saylan'ı yıllar önce tanıdım. kendisi kadar güzel kızkardeşinin psikolojik sorunlarıyla uğraşırken 13 yıl önce kanser olduğunu ve göğsünü aldırttığını duydum. çapa'da, cildiye bölümü'nün başhekimiydi. odasına girdiğim zaman öğrencileri ve meslekdaşları onu sevgileriyle boğmak üzereydiler. saylan, ağlamaya başladığımı görünce "derhal çık odadan!" dedi. ertesi gün hastalarına bakmaya başladığını öğrenince kendimden utanmıştım. saylan'la dostluğumuz zaman zaman ortak çalışmamızı da sağladı. başa çıkamadığım sorunlu çocuklara o sahip çıktı. daha sonra 10 bin kadar cüzzamlının tedavisi için gerekli maddi yardımı dostum neylan boyner'den alınca hastalığın kökünü hızla kazıdı.

hindistan'da "gandi" ödülünü aldı; vatikan'da papa tarafından kutsandı. ama hiçbir övgü saylan'ı işinden tek bir gün ayıramadı, ilişkimiz çoğu zaman telefonda sürüp giderken kısa bir süre önce kaybettiğimiz bülent tanör'ün cenazesinde buluştuk. hiçbir şeyden şikâyet etmeyen saylan'ın ağzından ilk kez kırgın, hattâ kızgın ama yine de gülümseyerek şu cümle döküldü: "13 yıl sonra kanserim karaciğerime sıçradı." sonra başını göğe kaldırdı, "yukarıdakine ilk defa kırıldım" dedi.

moralim çok iyi

birkaç gün önce saylan aradı; sesi herzamanki gibi cıvıl cıvıldı: "kemoterapi tümörün büyümesini durdurdu. bu arada üniversiteden ayrıldım; şimdi alman hastanesi'nde hekimliğe başladım. gel, görüşelim."

tabiî hemen koştum. "bak" dedi, "kafam üşüdüğü için yün bere taktım, hava ısınınca kel gezeceğim. belki inanmazsın ama moralim iyi. ölümü ne düşünüyor, ne de korkuyorum. daha benim yüzlerce projem var... bunları gerçekleştirmek için 38 yıl emekli olmayı bekledim." türk filmlerine bile konusu çok ağır gelen inanılmaz yaşam öyküsünü kendi ağzından dinledikçe küçük dertleri büyük facialara çevirenleri öfkeyle düşündüm ve saylan'ı daha çok sevdim ve saydım.

ağlamak yok

türkân saylan'ın en kızdığı şeylerin başında ağlamak, oflamak geliyor. vücuduna yapılan haksızlıkların onu ağlattığını hiç görmedim ama ilkelerine derinden bağlı olduğu atatürk'ün emanetine ihanet edenlerin onu kahrettiğine defalarca tanık oldum. birkaç gün önceki türban krizinden çok rahatsız: "üniversitede öğrencilerden o kadar çok şey öğrendik ki... genç kadınların çoğunun ya eşlerinin, ya da ailelerinin isteği üzerine kapandıklarını biliyoruz."

önceleri en aklı başında insanların, eşlerinin başını örttürmeye başladığını belirten saylan şöyle konuşuyor: "adam işini kaybetmiş. eşine 'tarikatten teklif aldım. senin örtünmen, akşamları kuran kursuna gitmemiz, çocukları imam hatip okullarına göndermemiz şartıyla işlerim düzelecek' diyor.

13 ay yüzüstü yatıp çocuk baktım

* yirmibeş yaşımda tüberküloz oldum. 13 ay yüzüstü yatmam gerekiyordu. iki oğlumun bakımını ve evin durumunu ayarladıktan sonra elbiselerimi çıkardım; geceliğimi giydim ve yüzükoyun yattım. çocuklarımın birine mama yedirirken öbürünü oyalıyordum. yüzüstü kitap okumak midemi bulandırdığı için makine getirttim dikiş diktim, nakış yaptım ve bu arada resim yapmayı da öğrendim.

* 21 yıllık başhekimliğimde hiçbir kimseye ne bağırdım, ne de işten attım. hep insanların özel nedenlerle mutsuz olabileceğini düşünerek onlara sevgiyle yaklaştım. şimdi hastalarına gereken ilgiyi göstermeyen meslekdaşlarımı gördükçe üzülüyorum.

* 9 yıl evli kaldım. almanya'da cildiye doktoru olan oğlum ve doktor gelinim tatillerini bende geçirirler. küçük oğlum grafiker; arnavutköy'deki evimin üst katında yaşıyor. o en yakın arkadaşım. her türlü acıya dayanmayı öğrendim ama kabul edemeyeceğim, dayanamayacağım tek acı evlat acısı.

* yıllarca öğrencilerimi anadolu'ya götürdüm; doktorluğu, doktor-hasta ilişkilerini onlara öğretmek istedim. meslekdaşlarıma aynı yöntemi tatbik etmelerini rica ettim; başarılı olamadım.

* doktorların vahim bir durum da olsa hastalarına doğruyu söylemesi gerektiğine inanırım. yeter ki, hekim hastasıyla arkadaş olmaya çalışsın ve alıştırarak anlatsın.

* kızkardeşimin benimle aynı anda akciğer kanserine yakalanmasına bile isyan etmiyorum. ikimiz de aynı zamanda, hatta aynı yatakta kemoterapi oluyoruz.
Alıntı : gazetevatan.com

3 Şubat 2011 Perşembe

Ambulans kazaları artmadı










Üç meslek örgütünün düzenlediği basın toplantısında, hazırlanan ortak açıklamayı okuyan Paramedik Derneği Başkanı Umut Uğurel, Sağlık Bakanlığına bağlı olarak 81 ilde hizmet veren 112 ambulans servislerinde toplam bin 460 istasyondaki 2 bin 547 ambulansta, son atamalarla birlikte 2 bin 60 hekim, 2 bin 485 paramedik (hastane dışında acil hasta ve yaralılara müdahale eden, gerektiğinde ambulans şoförlüğü de yapan profesyonel sağlık personeli), 9 bin 302 acil tıp teknisyeni ve 2 bin 500 şoför olmak üzere toplam 16 bin 347 personelin görev yaptığını bildirdi.

     Uğurel, 2010 yılında Türkiye'de 2 milyon 69 bin 459 acil vakaya ambulanslarla göreve çıkıldığını belirterek, şu bilgileri verdi:

     ''Bu yoğunluk içerisinde 112 ambulansları çoğu maddi hasarlı olmak üzere bin 58 kazaya karışmış, bunların 571'inde şoförler, 366'sında ise paramedik ve acil tıp teknisyenleri, ambulans sürücüsü olarak görev yapmıştır. Kaza sayısının toplam vaka sayısına oranı yüz binde 51'dir. 2009 yılında 1 milyon 878 bin acil hastaya çıkış yapılmış, 923 kaza meydana gelmiştir ve oran yüz binde 49'dur.

     Ambulans kazaları dünyanın bütün ülkelerinde görülmektedir. Acil vakalara kısa sürede ulaşmak için yoğun çaba gösteren ambulans ekiplerinin kazaya uğramasında, sürücülük becerilerinin yanında trafik yoğunluğu, yol, hava şartları ve benzeri çevre faktörlerinin de etkisi bulunmaktadır. Ülkemizdeki yol ve araç durumuyla sürücülerin ambulansların geçiş üstünlüğüne olan yaklaşımı, kamuoyunca bilinmektedir. Artan ambulans sayısı ve vaka sayısına rağmen iddia edildiğinin tersine kaza oranlarında bir artış olmadığı gibi, çalışan nitelikli personel sayısındaki bu artış ile ülke düzeyinde ulaşılan vakalar ve hayata döndürülen hasta sayılarında ciddi oranda artışlar olmuştur.''

     ABD, Kanada ve gelişmiş Avrupa ülkelerinde acil ambulans sistemlerinde özel eğitim almış paramedik ve acil tıp teknisyenlerinin görev yaptığını, bu ülkelerde de ambulansları paramedik ve acil tıp teknisyenlerinin kullandığını ifade eden Uğurel, Türkiye'de verilen eğitimlerin konu ve sürelerinin bu ülkelerle bir farklılık göstermediğini, ambulanslarda çalışan hekim sayısının ise birçok ülkeye göre hala oldukça fazla olduğunu dile getirdi.

     Uğurel, bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de acil tıp teknisyeni ve paramediklerin hem tıbbi müdahale hem de ambulans sürücülüğü görevini başarıyla yerine getirdiğini vurgulayarak, ''Ambulanslarda, sağlık personeli olmayan ve hastaya tıbbi müdahale yapma yetkisi bulunmayan şoförlerin yerine bu konuda uzmanlaşmış sağlık personelinin yer almasıyla, hastalara ekip olarak daha nitelikli bir acil sağlık hizmetinin verilmesi mümkün olabilmektedir'' dedi.

     Türkiye'deki ambulans hizmetlerinin ''övünülecek'' düzeye ulaştığını söyleyen Uğurel, bu çalışmalara rağmen bazı basın yayın kuruluşlarında gerçekleri yansıtmayan, ambulansları tehlikeli araçlarmış, çalışan personeli de yetersizmiş gibi gösteren sansasyonel haberlere yer verildiğini, bunun özveriyle görev yapan acil sağlık çalışanlarının motivasyonunu ve vatandaşın da bu hizmete güvenini olumsuz etkilediğini kaydetti.

     Acil Ambulans Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Turhan Sofuoğlu da ambulans kullanabilmek için lise mezunu ve B sınıfı bir ehliyet sahibi kişilere, 32 saatlik ambulans sürüş teknikleri sertifika kursu verildiğini söyledi.

     Ambulansların karıştığı kazaların en çok kontrolsüz kavşak geçişleri ve kırmızı ışık ihlallerinden kaynaklandığı bilgisini veren Sofuoğlu, bunların çoğunun maddi hasarlı kazalar olduğunu, 112 acil istasyon sayısı artmasına rağmen kaza oranlarında bir artış yaşanmadığını dile getirdi.

     Sofuoğlu, İzmir'de geçen yıl 137 bin 432 acil vakaya ambulanslarla çıkış yapıldığını, 133 kaza meydana geldiğini, bunların 124'nün maddi hasarlı, 9'unun yaralamalı kaza olduğunu, 5'inde ambulansı acil tıp teknisyeninin, 4'ünde ise şoförlerin kullandığını, bu kazaların 6'sında hatanın karşı tarafta olduğunu sözlerine ekledi.

     Acil Tıp Teknisyenleri Derneği Başkanı Yaşar Gökbayrak, geçen yıl Türkiye genelinde 2 bin 456 kişinin ambulans sürüş teknikleri kursu aldığını, başarı oranının yüzde 20 olduğunu ve bu kursiyerlerin bu süre içinde herhangi bir kazaya karışmadığını bildirdi.

Alıntı : medimagazin.com

31 Ocak 2011 Pazartesi

Şeker ölçüm çubuklarında kriz öncesine dönüldü

Zararsız, “Hastalar, önceden olduğu gibi eczanelerden şeker ölçüm çubuğunu alabilecekler. Bedelini SGK ödeyecek” dedi.
 
Kriz öncesine dönüldü
 
Bir vatandaşın, şeker ölçüm çubuklarının fiyatıyla ilgili başvurusu üzerine, Danıştay, SGK’nın tanesini 55 kuruştan aldığı şeker ölçüm çubuğunun bu fiyattan satışıyla ilgili yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Bunun üzerine SGK da ilgili firmalara ödemeyi durdurunca, vatandaşlar sağlık güvenceleri kapsamında, eczanelerden, tıbbi sarf malzemesi satan merkezlerden her gün kullanmak zorunda oldukları şeker ölçüm çubuklarını alamaz hale gelmişlerdi.
 
Yaşanan sıkıntıya ve vatandaşlardan gelen tepkilere üzerine SGK Başkanlığı, üretici ve firmaları acil toplantıya çağırarak, soruna çözüm bulma arayışına hız vererek, “en kısa sürede çözüm bulunacak” sözü vermişti. SGK Başkanı Zararsız, bir yandan Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararına itiraz ederken, ortaya çıkan sıkıntıyı gidermek için ilgili firmalarla da pazarlık yürüttüklerini belirterek şu müjdeyi verdi: “Ancak bu pazarlıklardan vatandaşlar etkilenmeyecek. Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararından önce olduğu gibi vatandaşlar, şeker ölçüm çubuklarını eczanelerinden alabilecekler. Eczaneler de ürün bedellerini SGK’ya fatura ederek bu bedelleri kurumumuzdan tahsil edecekler. SGK bu güvenceyi eczanelere verdi. Artık, bu konuda hastalar ve yakınları bir sıkıntı yaşamayacaklar.”
 
Alıntı : milliyet

Yeni uzmanlık süreleri

Sağlık Bakanlığı, Danıştay tarafından hakkında yürütmeyi durdurma kararı verilen üç uzmanlık alanının eğitim süreleri ve rotasyonları ile ilgili olarak uygulamaya açıklık getirdi. Bu uzmanlık dallarının eğitim süreleri, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın makam onayıyla, hukuki süreç tamamlanıncaya kadar 5 yıl olarak uygulanacak. Adı geçen uzmanlık alanlarının zorunlu rotasyonları için de eski süreler geçerli olacak

Sağlık Bakanlığı Tıpta Uzmanlık Kurulu Sekretarya Yürütücüsü Uzm. Dr. Engin Uçar, Medimagazin’e yaptığı açıklamada Danıştay kararı sonrası ruh sağlığı ve hastalıkları, göğüs hastalıkları ve nöroloji uzmanlık dallarının eğitim süreleri ve rotasyonlarıyla ilgili bilgi verdi.

Uçar, Danıştayın daha önce eğitim süreleriyle ilgili yürütmeyi durdurma kararı verdiği kadın hastalıkları ve doğum, kulak burun boğaz, plastik ve rekonstrüktif cerrahi ile kalp ve damar cerrahisinin ardından, son olarak ruh sağlığı ve hastalıkları, göğüs hastalıkları ve nöroloji uzmanlık dallarının eğitim süreleri ve rotasyonlarının yürütmesini durdurduğunu belirtti.

Uçar, Danıştayın kararı ile Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği’nde ve Tıpta Uzmanlık Kurulu kararıyla belirlenen rotasyon sürelerinde boşluk oluştuğunu belirterek, belirsizliği gidermek için harekete geçtiklerini söyledi. Hukuki süreç sonuçlanıncaya kadar Bakan onayıyla bu branşlarda uzmanlık eğitiminin tekrar 5 yıl olarak düzenlendiğini dile getiren Uçar, hukuki boşluğun ancak Danıştay nihai kararını açıkladığı zaman yapılacak yönetmelik değişikliğiyle giderilebileceğine dikkat çekti.

Uzm. Dr. Engin Uçar, Danıştay kararı sonrası rotasyon sürelerini belirlemek için Tıpta Uzmanlık Kurulu’nun toplandığını ve rotasyon alanları ile bunların sürelerinde de eskiye dönüldüğünü kaydetti. Uçar, şu anda eğitimleri bitmemiş olan asistanların yargı kararları çerçevesinde yeni belirlenmiş rotasyonları süreleri ile tamamlamadıkları takdirde uzman olamayacaklarını ifade etti.

 Tıpta Uzmanlık Kurulunun yeni kararına göre, bu branşlar için rotasyon alanları ve süreleri şöyle olacak:

Uzmanlık Alanı ve Süresi                Rotasyonları

Göğüs hastalıkları, 5yıl                   6 ay iç hastalıkları
                                                     3 ay enfeksiyon hastalıkları & kl. mikrobiyoloji
                                                     3 ay radyoloji

Nöroloji, 5 yıl                                  4 ay çocuk nörolojisi
                                                       9 ay ruh sağlığı ve hastalıkları
                                                       3 ay iç hastalıkları

Ruh sağlığı & hastalıkları, 5 yıl        3 ay iç hastalıkları
                                                     9 ay nöroloji
                                                     4 ay çocuk ve ergen ruh sağlığı & hst

Alıntı : medimagazin

Büyük hastane küçüğü yutacak

Yeni taslağa göre; kapasitesi düşük olan hastaneler, daha iyi durumda olan hastane bünyesinde birleştirilecek. Ameliyat sayısı düşük olan hastane yüksek olan başka hastaneye bağlanacak

Hekimlerin büyük ölçüde karşı olduğu ‘Tam Gün Yasası’nın ardından hükümet, tepki çeken bir başka plan için harekete geçti. Sağlık Bakanlığı’nca hazırlanan taslağa göre; birden fazla sağlık tesisinin bulunduğu il ve ilçelerde, hizmet sunum kapasitesi, bina, donanım, sağlık insan gücü ve gelir-gider dengesi daha iyi durumda olan hastane bünyesinde bir veya birden fazla sağlık tesisi birleştirilecek. Bir başka hastanenin bünyesine katılacak hastanede şu kriterler aranacak:

Etkin çalışamama

* Personelin birden fazla sağlık tesisine bölünerek görev yapması nedeniyle nöbet hizmetleri ile ameliyathane, yoğun bakım, yeni doğan yoğun bakım, doğumhane, yanık gibi kritik ve özellikli birimlerin etkin çalıştırılamaması.

* Hasta yatış, cerrahi branş ve masa başına düşen ameliyat, yatak doluluk oranı ve benzeri verimlilik göstergelerinin düşük olması.

* Mal ve hizmet alımlarına ilişkin maliyetlerin yüksek olması, sağlık tesislerine ait işletme giderlerinin gelirlerinden yüksek olması.

* Nöbetlerin genel cerrahi, iç hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, çocuk sağlığı ve hastalıkları branşları başta olmak üzere, anesteziyoloji ve reanimasyon, beyin cerrahi, ortopedi ve travmatoloji, nöroloji ve benzeri uzmanlık dallarında 24 saat kesintisiz yürütülememesi.

* Kadın-doğum, çocuk, göğüs ve benzeri dal hizmetlerinin bütüncül bir yaklaşım içerisinde sunumunun sağlanamaması.

* Yerleşim yerindeki sağlık tesislerinin mevcut araç-gereç, tıbbi donanım ve teknolojik imkânlarının tüm uzman tabiplerce en üst düzeyde ve koordineli bir şekilde kullanılamaması.

Tek elden planlama

Sağlık Bakanlığı’nın taslağına göre, birleştirilen kurumlarda çalışan personelin sicili, yeni kuruma da intikal ettirilecek. Birleştirilen kurumda hizmetler, binalar ve diğer tesisler tek elden planlanacak. Birleştirme işlemi, Sağlık Bakanlığı’na bağlı genel ve dal hastaneleri ile eğitim ve araştırma hastanelerine bağlı olarak faaliyet gösteren semt polikliniklerini, ek hizmet binalarını, bağlı hastaneleri ve buralarda görev yapan personeli kapsayacak.

Alıntı : Milliyet

Herkes acil memlekette....

Katkı payı alınmaması ve bekleme süresinin "sıfıra inmesi", 'çok da acil olmayan' hastaları da acil servislere yöneltti. Grip olanlar bile poliklinik yerine acil servise koşunca acilde tedavi edilen hasta sayısı, bir yılda 80 milyonu buldu. Bu yoğunluk, gerçekten de ölüm kalım savaşı veren hastaları zor durumda bıraktı. Bu tablo üzerine Sağlık Bakanlığı da harekete geçti. Acil vakaların uluslararası tanımı, "24 saatte müdahale edilmediği zaman ölüme sebebiyet veren vaka" şeklinde... Fakat Türkiye'de son dönemde bu tanımlamanın dışına çıkıldı. 12 liralık katkı payını ödemek istemeyen vatandaş, acil servisleri doldurdu. Üstüne bir de son dönemde patlayan grip salgını eklenince, acil servislerde kriz çıktı. Hatta doktorlar, "acil" teşhisi koymadığında vatandaş tepki göstermeye başladı. Böylelikle gerçekten de durumu acil olan hastalar hizmet alamaz hale geldi.

İKİ ETKEN: PARA VE ZAMAN

Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü İrfan Şencan da, acil servislerdeki sorunu çözmek için bilim adamlarını bir araya getirerek, profesyonel bir çalışma başlattı. Şencan, bu çalışmayı SABAH'a şöyle açıkladı: "Devlet hastaneleri ve üniversite hastanelerine yılda 250 milyon hasta geliyor. 250 milyon hastanın yüzde 30'u acil servislere gidiyor. Bu da 80 milyon hasta demek. Bu rakam dünya ortalamasının çok üstünde. Bu başvurular, gerçekten acil müdahale gereken hastanın hayatını tehlikeye sokuyor. Acil servislere niçin çok fazla ilgi olduğu konusunda iki hipotez geliştirdik. Birincisi vatandaş, sıfır bekleme süresi olduğu için bu servisleri tercih ediyor. İkincisi ise acile gelen hastadan 12 liralık katkı payı alınmayışı."


AİLE HEKİMLERİNE GECE MESAİSİ

Acil servislerdeki hasta sayısını azaltmak için alınacak önlemleri de sıralayan Şencan, "Özellikle büyükşehirlerde çalıştıkları için gündüz hastaneye gidemeyenler için akşam poliklikleri uygulamasını artıracağız. Ayrıca aile hekimlerine sadece mesai saatlerinde değil, gece de ulaşılabilecek. Gece saat 20.00'de de aile hekimine gidilebilecek. Belki böylelikle acile başvuran hasta sayısını azaltabileceğiz" dedi. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seracettin Çom da, "Hastalar aile hekimlerine telefonla dahi ulaşabilirler. Aile hekimi onları polikliniğe gönderiyorsa, acil servis yerine mutlaka polikliniğe gidip muayene olmalılar" dedi.


"GELENLERİN YÜZDE 60'I ACİL DEĞİL"

İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Özgür Yiğit: Hastanemizin acil servisine günde 600 kişi geliyor. Bunun yüzde 60'ı 12 liralık fark ödememek için acili seçenlerden oluşuyor.

Özel Lokman Hekim Hastaneleri Genel Müdürü İrfan Güvendi: Acil hasta olmadığı halde 12 liralık katkı payını vermek istemediği için acil servisi tercih eden vatandaşlar yoğunluk yaratıyor. Ve acil hastaya müdahale zorlaşıyor.

Gazi Üniversitesi Gazi Hastanesi Acil Servis Uzmanları: Son zamanlarda patlak veren grip salgını ve acil serviste katkı payı alınmamasını sağlayan genelge sonrası acil servislerde yoğunluk arttı. Acil servisler tıkandı.


Ayakta tedavi 'yeşil' kalp krizi ise 'kırmızı' vaka

Hastaların acildeki yoğunluktan mağdur olmamaları için kısa vadeli önlemler aldıklarını söyleyen İrfan Şencan şunları anlattı: "Kapasitesi genişletilmiş olmasına rağmen acil servisler çok kalabalık. Bu da önemli vakaların hekimin gözünden kaçmasına yol açabiliyor. Hekim. hastayı muayene etmeden 'Sen acil vaka değilsin' diyemez. Önce muayene ediyor. Hastanın mağdur olmaması açısından yeşil, sarı ve kırmızı vaka uygulaması başlattık. Bu uygulama yoğunluğu azaltmadı belki ama gerçekten acil hastaya ulaşmamızı kolaylaştırdı. Ayakta tedavi edilecek hasta yeşil, tetkik istenen hasta sarı, kalp krizi ya da trafik kazası sonucu gelen ağır hasta ise kırmızı vaka olarak tanımlıyor."

Alıntı : sabah

19 Ocak 2011 Çarşamba

Geleceğe mektup..

 SADECE OKUYALIM....

Benim bir oğlum var-19.01.2011-Banu YELKOVAN-RADİKAL

Duydum ki "TT Are-na'dakilerin babaları belli değildir" diyenler olmuş, en azından anneleri kim bilsinler.

Üç yaşına basmak üzere olan bir oğlum var. İyi bir insan olsun istiyorum. Dürüst olsun. Çalışkan olsun. Büyüklerini saysın. Küçüklerini sevsin. Sevildiğini ve ona her zaman güvenen bir ailesi olduğunu bilsin. Ama o, ailesine değil, en çok kendine güvensin. Her zaman elinden gelenin en iyisini yapan bir insan olsun. Elinden gelenin daha azıyla yetinmesin. Değerleri olsun. Gerekirse uğruna her şeyini feda edebileceği değerleri. Eğilmesin, bükülmesin. Kimseden fayda ummasın, kol kanat dilenmesin... Fikri, vicdanı, irfanı hür olsun...

Paylaşmayı bilsin. Ödünç aldığını geri vermeyi unutmasın. Doğru bildiğini yapmaktan çekinmesin. Konuşmak kadar, dinlemeyi de önemsesin. Dünyanın en iyi hatibi de olsa, dinlemenin konuşmaktan daha değerli olduğunu öğrensin. Kibar bir insan olsun. Başkalarına değer versin. Dedikodu yapmasın. Zor da olsa her zaman doğruyu söylesin. Oyun oynayacaksa, adil oynasın. Kuralına göre, centilmence oynasın. İşler zora girince mızıkmasın. Ne hak yesin, ne hakkını yedirsin...

Olur olmaz şikâyet etmesin. Zırt pırt ağlamasın. Affedici olsun. Sahip olduklarına şükretmeyi bilsin. Sabırlı olsun. Tabii mümkünse akıllı, yetenekli ve şanslı da... Etrafta küçük padişahlar gibi dolaşan çocuklardan olmasın... Hani her istediği alınan, her dediği yapılan... Hastalanmasın diye misafirlere galoş ikram edilen, sadece çizgi film seyredilen evlerde yaşayan... O uyanmasın diye alçak sesle konuşulan ama kendisi bar bar bağıran... Yok valla, o evlerden olmadı, olmasın bu ev. Benim oğlum, saltanatın bittiğini, bu ev sınırları içinde ya da dışında padişah olamayacağını anlasın.

Ha buna karşılık birey olduğunu da bilsin. Bu ailenin bir ferdi olduğunu, sözünün dinlenmesi için 18 yaşına gelmesi gerekmediğini, mantıklı bir şey söylüyorsa kabul edeceğimizi, tehlikeli bir şey yapıyorsa pek tabii engelleyeceğimizi, tehlike arzetmeyen her şeyin başkalarını rahatsız etmiyorsa serbest olduğunu, ona ‘koşma düşersin’ bile demeyeceğimizi, aksine koşmasını ve düşerse bir şey olmayacağını görmesini istediğimizi bilsin... Bu ev sınırları içerisinde ne anne-baba olmanın abartıldığını, ne çocuk olmanın azımsandığını düşünmesin...

Şımarık olmasın benim oğlum. Arsız olmasın. Dağıtırsa, toplamak zorunda olduğunu bilsin. Kadın-erkek işi diye bir ayrım olmadığını, ‘su getir’ derse o suyun başından aşağı döküleceğini, başka çocuğun elindeki oyuncağı çekip almasına izin vermeyeceğimizi, insan gibi almayı bilmiyorsa, o oyuncaktan kusur kalacağını tahmin etsin. Hak ve sorumluluğun kol kola yaşadığını, sorumluluklarını üstlenmeden haklarının olamayacağını anlasın. Ne 8, ne 18 yaşında silahla oynamasın benim oğlum. İçki içecekse kendi bilir ama ağzıyla, adabıyla içsin.

Yapması gereken bir işi yaptığı için övünmesin. Gerim gerim gerinmesin. Bizim ailede dürüstlüğün ve çalışkanlığın meziyet sayılmadığını, herkesin zaten öyle olması gerektiğini beklediğimizi bilsin. Düşene bir tekme de o vurmasın. Köşeyi dönmeyi beceri saymasın. Başarının eşiğinden atlayınca kavuşulacak bir kapı değil, basamak basamak çıkılacak bir merdiven olduğunu ama her çıkışın bir de inişi olabileceğini unutmasın. Haksızsa özür dilemeyi bilsin ama abartmasın. Varsın biraz naif olsun ama yalaka olmasın.

Gündem ne, sen ne yazmışsın demeyin. Duydum ki “TT Are-na’dakilerin babaları belli değildir” diyenler olmuş, en azından anneleri kim bilsinler istedim.

Banu YELKOVAN-RADİKAL

H1N1 yeniden....


 DAHA ÖNCE DE BOSNA-HERSEK VE YUNANİSTAN'DAN  GELEN VAKA HABERLERİ VARDI.ŞİMDİ BALKANLARDA TAM YAYILAN H1N1'İN YENİ ROTASI  TÜRKİYE GİBİ  GÖRÜNÜYOR.GEÇEN SALGINDA  ABARTILAN TEDBİRLERİN  ŞİMDİ TAM SIRASI(HAVAALANLARINA KAMERA,VS.).ANCAK  BAKANLIK'TAN BİR HABER  YOK...


Bulgaristan'da hava sıcaklığının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi nedeniyle yayılan domuz gribi yüzünden başkent Sofya bölgesinde salgın ilan edildi.


Ulusal Salgın Hastalıkları Danışmanı doktor Angel Kunçev, domuz gribi olarak bilinen H1N1 virüsünün 2–3 haftaya kadar tüm ülkeyi etkisi altına alacağını öne sürdü. 

Kunçev, "Trud" gazetesine açıklamasında Sofya'da hastalananların oranının 10 binde 300'ü geçtiğini belirterek, yakın bir zamanda Blagoevgrad, Pazarcık ve Plevne bölgelerinde de grip salgını ilan edileceğini kaydetti. 

Doktor Kunçev, gözetim raporlarına göre hastalananların yüzde 98'inin H1N1 domuz gribi, geri kalan yüzde ikisinin ise bir başka grip türüne yakalandıklarını söyledi. 
Domuz gribinin genelde 20 ila 40 yaşlarındaki kişilerde daha etkili olduğunu belirten Kunçev, grip olanları zaman kaybetmeden doktora başvurmaları konusunda uyardı. 

Grip salgını nedeniyle alınan önlemler kapsamında Sofya'da, sağlık kurumlarında hasta ziyaretlerine sınırlamalar getirildi. 

Alıntı : ntvmsnbc.com

18 Ocak 2011 Salı

Diyabet hastasının ‘şeker çubuğu’ çilesi

SGK'nın 10 Ocak 2011 tarihli genelgesi, diyabet hastalarının canını sıkacak nitelikte. Zira genelge, devletten şeker ölçüm çubuğu almayı ciddi şekilde zorlaştırıyor.


Diyabet yaşam boyu süren bir hastalık. İyi tedavi edilmediği takdirde kalp krizi, böbrek yetmezliği, ayak amputasyonları, görme kaybı ve körlük nöropati gibi ağır organ hasarlarına neden oluyor.

Diyabette organ hasarlarını önlemenin tek yöntemi ise günde en az 3-4 kez kan şekerini ölçmek ve kan şekeri değerine göre insülin ya da hap tedavisini ayarlamak. Araştırmalar, düzenli kan şekeri ölçülen hastalarda diyabete bağlı organ hasarlarının yarı yarıya azaldığını gösteriyor. Bu nedenle dünyanın tüm gelişmiş ülkelerinde devlet diyabet hastalarına kan şeker ölçüm test çubuklarını ücretsiz sağlıyor. 

Türkiye’deki diyabet hastaları, 10 Ocak 2011 tarihine kadar kan şeker çubuklarını eczanelerden, herhangi bir işlem yapmadan ve ücretsiz olarak alıyordu. Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 10 Ocak 2011 tarihinde yayımladığı 2011/5 nolu genelge hastaları bir hayli zorlayacak. Çünkü bu tarihten itibaren diyabet hastaları için kan şekeri ölçüm test çubuğu almak, yoğun bürokratik işlemler gerektiren ve son derece güç bir sürece girdi.

Diyabet hastaları için hayati önem taşıyan şeker ölçüm çubuklarının eczane provizyon sisteminden çıkarılmasıyla ilgili olarak Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz şunları açıkladı:

HASTALAR BÜYÜK MAĞDURİYET YAŞAYACAK

“Küresel bir sağlık sorunu olan ve Türkiye’de yaygın şekilde artan Diyabet hastaları için çok önemli ihtiyaç olan şeker ölçüm çubukları şimdiye kadar eczane provizyon sisteminden onay alınarak eczaneler tarafından temin ediliyordu. Hasta, reçetesi ve raporuyla birlikte eczaneye başvurduğunda ölçüm çubuklarından temin edebiliyordu. Ancak 11.01.2011 tarihi itibariyle yapılan açıklamada, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun konuyla ilgili açıklama yapacağı ve açıklama yapılana kadar şeker ölçüm striplerinin ödemeden kaldırılmış ürün olarak işlem göreceği, hastaların ürünleri ücretini ödeyerek alacağı bildirilmiştir.”

Yılmaz, bu durumda diyabet hastalarının büyük mağduriyet yaşayacağını, bu mağduriyetin ortadan kaldırılarak eski sisteme geri dönülmesi gerektiğini belirtti.

Genelgeden öncesi ve sonrası hastanın kan şekeri ölçüm çubuğuna ulaşım aşamaları şöyleydi: 

GENELGEDEN ÖNCE ÖLÇÜM ÇUBUĞU İÇİN YAPILACAK İŞLEMLER

• Sağlık Kurulu raporu ile hastanın kan şeker ölçüm test çubuk ihtiyacı ve adedi belirlenir.

• Diyabetli hasta doktora başvurur, reçetesini alır, eczaneye verir ve kan şeker ölçüm çubuklarını ücretsiz alır. 

GENELGEDEN SONRA ÖLÇÜM ÇUBUĞU İÇİN YAPILACAK İŞLEMLER

• Sağlık Kurulu Raporu ile hastanın kan şeker ölçüm test çubuk ihtiyacı ve adedi belirlenir.

• Diyabetli hasta doktora başvurur, kan şeker çubuğu için ayrı bir özel reçete alır.

• Reçeteyle eczaneye başvurur ve kan şeker çubuklarının bedelini cebinden öder.

• Eczacı reçetenin arkasına elle bedeli alınmıştır yazısı yazıp kaşeler, hastaya reçeteye test çubuğunu aldığına dair imza attırır.

• Eczacı hasta adına kesilmiş bir fatura verir, fiş kabul edilmez.

• Diyabetli hasta daha önce Sağlık Kurulu’ndan aldığı raporu “Aslı Gibidir” diye onaylatıp bu raporu, reçetenin aslını, eczaneden aldığı faturayı SGK bölge ofisine şahsen müracaat eder. Kuyruğa girer, geri ödeme için başvuruda bulunur.

• SGK’nın ilgili memuru bu belgelerin eksik ya da doğru olup olmadığını kontrol eder ve kabul eder. • Hasta banka hesabı yoksa bir hesap açtırır.

• SGK makul bir süre içinde (ortalama 2-4 ay içinde) test stribinin bedeli olan parayı banka hesabına yatırır.

• Diyabetli hasta bankaya gider ve parasını alır.

Alıntı : ntvmsnbc.com

Metabolizma nasıl hızlandırılır?

Metabolizma hızı yavaş  insanlar günlük hayatlarında çok hareket etmiyor ve yanlış besleniyorlarsa daha fazla kilo sorunu yaşıyorlar. Metabolizma ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya, metabolizma hızını artıracak öneriler veriyor.

Metabolizma hızı kişiden kişiye fark gösterir. Metabolizma hızını belirleyen en önemli etmen vücut kas dokusudur. Kas kitlesi arttıkça metabolizma hızı artar. O nedenle sporcuların, kas kitlesi kadınlara göre daha fazla olan erkeklerin metabolizma hızı daha fazladır. Aynı zamanda vücut yüzeyi ile de metabolizma doğru orantılıdır. Yani vücut büyüdükçe o vücudu çalıştırmak için gerekli olan enerji artar aslında. O nedenle fazla kilolu bir insanın normal kilodaki bir insana göre metabolizması daha hızlıdır. Özellikle zayıflama tedavisinde kişinin yemek durumu metabolizma hızına göre belirlenir. Eğer bir kişiye zayıflasın diye metabolizma hızının çok altında bir beslenme programı yapılırsa, vücut yağ dokusu yerine kas dokusunu kaybeder bu da metabolizma hızını yavaşlatır ve bu kişilerin tekrar daha fazla kilo alması gibi bir sorun ortaya çıkar.

Metabolizmayı hızlandıran on bilimsel öneri:

KOLA YERİNE AYRAN İÇİN, İYİ UYUYUN...

1)      Düzenli uyuyun. Gece en geç 24.00’de uyuyun, sabah en geç 07.00’de uyanın. Çünkü vücut kendini uykuda onarır.

2)      Düzenli olarak aerobik egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirin. Haftada en az 3 gün 45 dakikalık bir tempolu yürüyüş yapın.


3)      Ağırlık çalışmayı ihmal etmeyin. Metabolizma hızının en belirleyici faktörü kas dokusu olduğu için kaslarınızı da düzenli çalıştırın.

4)      Kola, gazoz gibi asitli ürünler yerine su için.  Su insan vücudunun en önemli bileşenidir. İyi bir metabolizma, iyi bir dolaşımdan bu da iyi bir boşaltımdan geçer. O nedenle günde 2-2,5 litre su içmeye özen gösterin.

5)      Acıktığınızda mutlaka vücudunuza cevap verin. Açlığı ertelemek metabolizma hızını yavaşlatır. Küçük bir meyve bile yeseniz yeterli olur.

6)      Metabolizmayı en çok çalıştıran yiyecekler proteinlerdir. Beslenmenizde dengeli bir şekilde protein tüketin. Ancak hiç karbonhidrat almadan sırf protein yenilerek yapılan diyetler son derece yanlış. Bu tür diyetlerle hızlı kilo verilse bile, damar hastalığına yakalanma riskini artırdığı biliniyor.

7)      Az az sık sık yemek metabolizmayı canlı tutuyor.

8)      Yemeklerinizin yanına eklediğiniz iki-üç kaşık yoğurt yüksek kalsiyum içeriği nedeni ile metabolizma üzerine olumlu etkileri var.

9)      Lif oranı yüksek olan yiyecekler, özellikle taze sebze ve meyveler, kurubaklagiller ve tam tahıllı ürünleri de düzenli tüketmek şart.

10)  Yeşil çay için. Kahve ve çay içerdiği kafein içeriği nedeni ile metabolizmayı çalıştırır. Ancak çok fazla tüketilirse çarpıntı ve uykusuzluğa neden olabilir. Yeşil çayın antioksidan kapasitesi çay ve kahveye göre daha fazladır. Günde 1-2 fincan yeşil çay tüketmek hem metabolizmayı hızlandırır hem de yaşlanmaya gidiş sürecini yavaşlatır.

Alıntı : medimagazin.com

İşitme testi nedir?Önemi nedir?

Sağlık Bakanlığı tarafından zorunlu hale getirilen yeni doğanlarda işitme testi (otoakustik emisyon), çocukların geleceğini kurtarıyor.

Araştırmalara göre Türkiye'de her bin bebekten 3'ü işitme kaybı ile doğuyor, bir bölümü de çocukluk çağında işitme kaybına uğruyor. Her 100 çocuktan 2 ila 3'ü belli oranlarda işitme kaybı sorunu yaşıyor.

Özel Bahar Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Adem Cenkçi, işitme kaybının erken teşhis edilmesinin çok önemli olduğunu söyledi. İşitmenin konuşma ve iletişim yeteneklerinin gelişmesi açısından çok büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Cenkçi, "Çocuklar doğar doğmaz dinlemeye başlar. Çevresindeki sesleri, anne-babalarını dinleyerek de konuşmayı öğrenir. Konuşmayı öğrenmek için gerekli olan en önemli zaman dilimi ise ilk 3 yıldır. İşitme kaybını ne kadar erken fark edersek, çocuğun yaşamı o derece kolaylaşır." dedi. Çocukta fark edilmemiş bir işitme kaybı olması durumunda çocuğun konuşmakta zorlanacağını ifade eden Cenkçi, daha ileri işitme kayıpları durumunda çocuğun hiç konuşamayacağını dile getirdi. İşitme kaybı tespit edilen çocukların işitme cihazı kullanması gerektiğini dile getiren Dr. Adem Cenkçi, erken teşhisin tedaviyi kolaylaştıracağını aktardı.

Yeni doğan bebek bir gürültü duyduğunda sıçramıyorsa, 4-6 aylık bebek gözlerini sesin geldiği yöne çevirmiyorsa, 1-2 yaş arasında basit emirleri yerine getirmiyorsa, 1,5 yaşında 20 kelimeye yakın konuşmuyorsa işitme kaybından şüphe duyulmalıdır.

Alıntı : medimagazin.com

Sağlık personeline saldıran yaralı yakınlarına 8 ay hapis cezası

Türk Sağlık-Sen'in açtığı dava sonucunda mahkeme trafik kazasında yaralananlara müdahale eden sağlıkçılara saldıran kişilere 8 ay hapis cezası verdi.
 
Trafik kazası geçiren araçtaki 2 yaralıya müdahale etmek isterken, olay yerine gelen yaralı yakınları tarafından saldırıya uğrayan, sağlık personeli haklı bulundu. Söz konusu olay şöyle gelişti:
 
"Trafik kazası yaşanan araçta 2 yaralı bulunuyordu. Bu yaralıların birinin akrabalarından oluşan 6-7 kişilik bir grup kazayı duyunca olay yerine intikal etti ve diğer yaralıyı dövmeye başladı. Bunun üzerine orada bulunan sağlık personeli bu kişilere 'durun ölecek' diye uyarıda bulundu. Bu uyarıyı duyan yaralı yakınları bu sefer hedef olarak sağlık personelini seçti. Sağlık personeline sözlü ve fiziksel saldırıda bulunuldu."
 
Ankara'da yaşanan bir trafik kazasına karışanların yakınlarının, yaralılara müdahale eden sağlık çalışanlarına saldırması nedeniyle Türk Sağlık-Sen tarafından dava açılmıştı.
 
Davayı görüşen Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi verdiği kararda; yaralılara müdahale eden iki acil yardım memuruna, trafik kazasına karışanların yakınları olan 6-7 kişilik bir grubun küfür ve hakarette bulunarak yaraladıklarının tespit edildiğini belirtti.
 
Kararda, "Sanıkların birden fazla şahıslarla birlikte ambulans görevlilerine görevlerini yapmamaları için cebir ve tehdit kullandıkları iddia, savunma, tanık beyanı, adli raporlar ve tüm dosyadan anlaşıldığından sanıkların cezalandırılması gerekmiştir" denildi.
 
Mahkeme sanıkları yaptıkları eylem nedeniyle 6 ay hapis cezasına çarptırılmalarına, fakat bu eylemin birden fazla kişi ile işlenmesi nedeniyle cezalarının 2 ay artırılarak 8 ay hapis cezasına çarptırılmalarına karar verdi. Mahkeme 8 aylık hapis cezasını 4 bin 800 TL adli para cezasına çevrilerek sanıklardan tahsil edilmesine hükmetti.
 
Alıntı : medimagazin.com

3 uzmanlık dalında uzmanlık süreleri düşecek mi?

Sağlık Bakanlığı Tıpta Uzmanlık Kurulu Sekretarya Yürütücüsü Uzm. Dr. Engin Uçar, Danıştayın eğitim süreleriyle ilgili yürütmeyi durdurma kararı verdiği branşlar için bir boşluk oluşacağını belirterek, Danıştay kararı kendilerine ulaştıktan sonra Bakan Recep Akdağ’ın vereceği makam onayıyla bir metin hazırlayarak asistanların mağduriyetini önleyeceklerini söyledi.

Uçar, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları, Göğüs Hastalıkları ve Nöroloji uzmanlık dalının eğitim sürelerini 5 yıldan 4 yıla indiren düzenlemelerin yürütmesini durduran Danıştayın kararını değerlendirdi.

Danıştayın yürütmeyi durdurma kararının hukuki anlamının, “Yargı, konuyla ilgili karar verene kadar geçen süre içinde asistanların mağdur olmasını önlemek için, 2009 tarihli Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği’ni mevcut haliyle uygulamayın” demek olduğunu belirten Uçar, bu branşlarda uzmanlık eğitimi süresi konusunda bir boşluk ortaya çıktığını kaydetti.

Dr. Engin Uçar, “Danıştay kararı elimize ulaştıktan sonra bu alanlar için uzmanlık eğitiminin süresi yok hükmünde olacak. Sağlık Bakanlığı, asistanların mağdur olmasını önlemek için Bakan Akdağ’dan bir onay alarak, bu boşluk giderilene kadar nasıl işlem yapılacağıyla ilgili bir metin oluşturacak. Ancak bu metin yönetmelik olmayacak. Yargı kesin kararını verene kadar yönetmelikte değişiklik yapılmayabilir” dedi.

Danıştayın verdiği yürütmeyi durdurma kararının henüz Sağlık Bakanlığına ulaşmadığını, bu nedenle de bu süre içinde bir asistanın kısalmış süreyle mezun olabileceğine dikkat çeken Uçar, şöyle devam etti:

“Öncelikle Danıştay tarafından verilen kararların resmi evrakının Sağlık Bakanlığına ulaşması gerekiyor. Ulaştıktan sonra, makam onayıyla bir metin hazırlanana kadar bu alandaki hiçbir asistan uzmanlık eğitimini ne yeni ne de eski sürelerle bitiremez. İdare, boşluğu doldurmak için bir onay alır. Bu süreç birkaç gün içinde tamamlanır. O makam onayıyla Bakanlık büyük ihtimalle bir önceki mevzuattaki sürelere geri dönülmesini sağlar.

Danıştay, daha önce de Kadın Hastalıkları ve Doğum; Kulak Burun Boğaz, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi ile Kalp ve Damar Cerrahisi branşlarının eğitim süreleri ile ilgili de yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Bu branşlarda eğitim süreleri yukarıda tarif edilen yöntem ile alınmış onaya dayanılarak önceki mevzuattaki şekliye yapılmaktadır.”

Alıntı: medimagazin.com