20 Mayıs 2011 Cuma

Halkı bilgilendirirsen cezayı alırsın

Kocaeli Büyükşehir ve Dilovası Belediye başkanları, sanayi kuruluşlarının yoğun olduğu Dilovası’nda yaptığı son araştırmada ilçede yaşayan annelerin sütü ile bebeklerin dışkısında ağır metaller tespit edildiğini kamuoyuna duyuran Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu hakkında ‘halkı korku ve paniğe sevk ettiği’ gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.
Şikayeti yerinde bulan savcılık Hamzaoğlu hakkında hazırladığı dosyayı, söz konusu fiilin niteliğinin incelenmesi için rektörlüğe gönderirken, sivil toplum kuruluşları imza kampanyası başlatarak Hamzaoğlu’na sahip çıktı. Şu ana kadar 5 binden fazla imza toplandı.
Prof. Hamzaoğlu, ağır sanayi kuruluşlarının merkezi olan Dilovası’nda 2005’te TBMM Araştırma Komisyonu’nun isteği üzerine bir çalışma yaptı. Bu çalışmaya dayanarak 2006’da rapor hazırlayan komisyon, “Kanserden ölümler ortalamanın 3 kat üstünde, bölgede kapasite artışı durmalı” dedi. Ancak yıllar geçti kapasiteler daha da arttı. Bunun üzerine Hamzaoğlu 2011 başında “Annelerin sütünde ve bebeklerin dışkısında arsenik, cıva gibi metallere rastlandığı” bilgisi içeren son raporunu basınla paylaştı. Ne olduysa bundan sonra oldu.
Başkanlardan suç duyurusu
Kocaeli Büyükşehir ve Dilovası Belediye başkanları ise araştırma sonuçlarının açıklamasının ardından Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak Hamzaoğlu hakkında ‘halkı korku ve paniğe sevk ettiği’ gerekçesiyle şikayette bulundu. Şikayeti yerinde bulan savcılık inceleme başlattı. Hamzaoğlu kendi isteğiyle savcılığa giderek çalışması hakkında bilgi verdi. Savcı, tamamladığı dosyayı söz konusu fiilin incelenmesi için rektörlüğe gönderdi. Rektörlük de 25 Mart 2011’de Hamzaoğlu hakkında ceza soruşturması açtı. Rektörlüğün ceza soruşturmasında görevsizlik kararı vererek dosyayı savcılığa tekrar göndermesi halinde Hamzaoğlu hakkında TCK’nın 213. maddesi uyarınca 2 yıldan 4 yıla kadar hapis istemiyle ceza davası açılabilecek.
Bu arada Kanserle Savaş Daire Başkanlığı da YÖK’e yazı yazarak Hamzaoğlu’nun, yaptığı araştırmalarla kanserle igili halkı yanlış bilgilendirdiğini iddia etti. YÖK’ün söz konusu yazıyı üniversiteye göndermesi üzerine rektörlük ayrıca bir disiplin soruşturması daha başlattı. Hamzaoğlu ceza ve disiplin soruşturmaları ile ilgili yazılı ifade verdi.
“Ortaçağ durumundayız”
Bundan sonraki süreçte üniversitenin alacağı kararı beklediğini belirten Hamzaoğlu, “‘Disiplin ve ceza soruşturmasına yer yoktur’ diye karar çıkabilir. ‘Evet bu suçlar vardır, cezaları bunlardır’ diye bir karar çıkabilir ya da ‘bu dosyanın içeriği üniversite ve YÖK yönetmeliğinin üzerindedir’ denilerek dosya savcılığa iade edilebilir. Bütün bunlar şu andaki YÖK Disiplin Yönetmeliği’nin içindeki olasılıklar” dedi. Hamzaoğlu, hakkında suç duyurusunda bulunulmasıyla ilgili olarak da, “Bununla ilgili özel bir şey demeye değer bulmuyorum. Ortaçağ durumundayız çünkü” ifadesini kullandı.
Araştırmasını kamuoyuna açıkladıktan sonra Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun kendisine ‘şarlatan’ dediği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduğunu hatırlatan Hamzaoğlu, “Savcı şikayetimi uygun bulup mahkemeye sevk etti” diye konuştu.
Son araştırma
Hamzaoğlu araştırmasının sonuçlarını açıklarken, “Dilovası bölgesinde doğan bebeklerin kakalarında ağır metal çok yüksek. Annelerin de sütlerinde ağır metalin yüksek olduğunu izlemeye başladık. Dilovalılar cehennemde yaşıyorlar. Kandıra ile Dilovası arasında inanılmaz bir fark var. Dilovası ’ndaki anne ve bebekler cehennemin kurbanları. Vücutlarında kadmiyum, alüminyum gibi metaller var. Bunlar insan vücudunda doğal olarak bulunan metaller değildir” demişti.
Kanser üçe katladı
Hamzaoğlu, TBMM’nin isteği üzerine TÜBİTAK ve bazı bilim kuruluşlarıyla birlikte Dilovası’nda kirlilikle ilgili olarak “Endüstri Yoğun Bölgelerde Yaşayanlarda Ölüm Nedenleri: Dilovası Örneği” isimli bir çalışma yapmıştı. Araştırmaya göre; dünyada ve Türkiye’de 100 ölümden 13’ü kanser nedeniyle olurken, Dilovası’nda 100 ölümden 33’ünün sebebinin kanser olduğu belirtildi. 2005’te yapılan araştırmada, bölgede 10 yıl ve üzerinde yaşayanlarda ölme riskinin 10 yıldan daha az yaşayanlara göre 4,5 kat fazla olduğu hesaplanmıştı. Araştırma sonuçları 2006’da Meclis’e sunulan TBMM Dilovası Meclis Araştırma Raporu’nda da yer almıştı. Ancak bölgeye ilişkin somut adımlar atılmamıştı.
TCK Madde 213:
Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da mal varlığı bakımından alenen tehditte bulunan kişi 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Alıntı: milliyet

Açık lise sınavında açık açık kopya çektiler

Cevap anahtarının sınav gözetmeni öğretmenlerce açık açık verildiği ortaya çıkan Açık Öğretim Lisesi Sınavı’yla ilgili Milli Eğitim Bakanlığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı.

İstanbul, Ankara, Mardin, Ağrı, Batman, Şırnak, Bartın, Şanlıurfa, Siirt, Diyarbakır, Bitlis başta olmak üzere 42 ilde, 669 sınıf ve cezaevi salonunda kopya çekildiği saptandı. 

1 YIL MEN CEZASI 

İlk belirlemelere göre; kopya skandalına adı karışan öğrenci sayısı 10 bin 704 kişiyi, öğretmen sayısı ise 4 ayrı oturumda salon başkanlarıyla birlikte 1338’i buluyor.
Türkiye’de ilk kez toplu kopya verdiği gerekçesiyle 1338 öğretmen ile toplu kopya çektiği saptanan ve sayıları ilk belirlemelere göre; 10 bin 704’e ulaşan öğrenciler, 1 yıl süreyle merkezi sistemle yapılan sınavlara alınmama cezasına çarptırıldı.

"TEHDİT ETTİLER"

Öğretmenlerin ise, sınav günü polisin öğrencilerden cep telefonlarını toplamadığını ve doğru cevapları söylemeleri konusunda bölgenin önde gelenlerince tehdit edildiklerini belirterek, can güvenliklerinin bulunmadığı savunması yaptığı öğrenildi.

MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü merkezi sistemle 15-16 Ocak 2011 tarihlerinde “Açık Öğretim Lisesi ve Mesleki Açık Öğretim Lisesi” sınavlarını yurt genelinde 4 ayrı oturumda gerçekleştirdi. 225 bin öğretmenin sınav gözetmeni olarak görev yaptığı sınava 2 milyon 243 bin öğrenci katıldı. Sınavdan yaklaşık 2 ay sonra Güneydoğu’da bir okulda yapılan ve öğrencilere öğretmenler tarafından açıkça kopya verildiğini gösteren gizli kamera görüntüsü ortaya çıktı.

"YAZABİLDİNİZ Mİ? MÜFETTİŞLER DUYMASIN" 

Habertürk'ün haberine göre; Açık Öğretim Lisesi ve Mesleki Açık Öğretim Lisesi’ndeki görüntüler incelendiğinde öğretmenin cevap anahtarını tek tek okuyup "Cevap anahtarını okuyorum. (...) Yazabildiniz mi? Yazamayan, anlamayan var mı? Çabuk yazın, diğer sınıftaki arkadaşlarınıza da gideceğim. Okulda müfettişler var, duymasın" diye konuştuğu görüldü. 

Sınav merkezine nasıl girebildiği bilinmeyen bir cep telefonuyla gizli kayıt yapılan görüntü ortaya çıkınca, Milli Eğitim Bakanlığı soruşturma başlattı. Merkezi sistemle yapılan “Açık Öğretim Lisesi ve Mesleki Açık Öğretim Lisesi” sınavında, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde olayın yaşandığı okulda girip kopya çeken öğrenciler ve kopya çekilmesine yardım edip göz yumduğu iddia edilen 1338 öğretmen yakın takibe alındı.
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun talimatıyla soruşturmayı derinleştiren Bakanlık müfettişleri, skandalın boyutlarının sanıldığından daha büyük olduğunu ortaya çıkardı.

Alıntı : ntvmsnbc.com

16 Mayıs 2011 Pazartesi

TUS yapıldı...

2011- Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) İlkbahar Dönemi:
Sınavın Uygulanması
TUS Yabancı Dil Sınavı ilk kez bu yıl, “TUS Yabancı Dil Sınavında Yenilikler” başlığı altında yayımlanan 7 Şubat 2011 tarihli duyuru ile ilan edildiği üzere içeriği de değiştirilerek Pazar günü sabah oturumunda gerçekleştirilmiştir. 
2011-TUS Yabancı Dil Sınavına toplam 4792 aday başvurmuş, sınav 13 binada gerçekleştirilmiştir. Bilim Sınavına ise toplam 12855 aday başvurmuş, sınav 27 binada gerçekleştirilmiştir.
Adayların ve sınav görevlilerinin sınav binasına kimlik kontrolleri yapılarak alınışları, ilk kez elektronik olarak adayların Sınava Giriş Belgeleri ile sınav görevlilerinin Görevli Belgeleri üzerindeki barkod okunarak yapılmıştır.
Sınavlar, çok sayıda salonda kamera ile kayıt altına alınmıştır.
Sınavların ana soru kitapçıkları ile cevap anahtarlarına aşağıdaki bağlantılardan erişilebilir. 
Sınavların sorunsuz gerçekleştirilmesine katkı sağlayan ÖSYM çalışanlarına, sınav görevlilerimize, emniyet güçlerimize ve sınavlara katılan adaylara teşekkür ederiz.
Adaylara ve kamuoyuna duyurulur.

Alıntı: ösym

5 Mayıs 2011 Perşembe

Aynı firmanın ilacını yazan doktora takip...

Hükümet,vatandaşa verilen sağlık hizmetinin kalitesini artırmak, usulsüz faturaların önüne geçebilmek için devrim niteliğinde adım atıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), hastaneleri 25 kategoriye ayırırken, kurumla çalışan 120 bin doktorun da aylık karnesini çıkarmak için özel bir sistem kurdu. Her bir doktorun, aylık kaç hasta muayene ettiği ve yatış verdiği, ameliyat sayısı, hangi ilaç firmasını tercih ettiği, yazdığı reçete, eczanelerin dağılımı gibi ayrıntıların yer aldığı aylık karnesi çıkarılacak. Bu karne her ay ilgili doktora da mail atılacak. Sürekli aynı firmanın ilacını yazan, ya da yazdığı reçete sürekli aynı eczane tarafından ödenen doktorlardan bu durumu izah etmeleri istenecek. Hastane ve doktor şüpheli ameliyatlar, fahiş ilaç faturaları konusunda açıklama yapamazsa, kimlik numarasından bizzat hastaya ulaşılacak. Bu çalışmanın ardından kendi kategorisindeki hastaneye göre faturası kabarık çıkan hastane sorguya alınacak. Harcamalarındaki artışın nedeni sorulacak. SGK Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Hasan Çağıl, "Hastaların doğru tedavi edilip edilmediği, hastalığın başlangıcından seyrine, kullandığı ilaçlardan düzenli kullanıp kullanmadığına kadar bütün gelişmeler sistem üzerinden izlenecek" dedi. Sahte reçete, gereksiz tetkik ve muayene gibi suistimallerin devlete faturasının yıllık 3 milyar civarında olduğu tahmin ediliyor.

Alıntı : medimagazin.com

3 Mayıs 2011 Salı

İzmir Başkanına sahip çıkıyor


İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yapılan operasyona yönelik tepkiler her geçen gün artıyor. Haftanın ilk gününe operasyon şokuyla uyanan İzmirliler ve Belediye çalışanları, bugün de gösteri yaptı. Basın açıklaması olarak planlanan toplantı Konak Meydanı7nda adeta mitinge dönüştü. Büyükşehir Belediye binasının Saat Kulesi’ne bakan tarafında toplanan binlerce kişiye seslen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, “Eğer bu belediyede bir şey varsa, bir yolsuzluk varsa bir hukuksuzluk varsa onun hesabını ben vereceğim” dedi.

Yağmur altında konuştu


Belediye binası önünde, “En büyük başkan bizim başkan”, “İzmir seninle gurur duyuyor” sloganları atan İzmirlilerin alkışlarıyla karşılanan Aziz Kocaoğlu, belediye bünyesinde taşeronlaşmayı sıfıra indirdiklerini, sadece anayolları değil köy yollarını, tarım yollarını, tarla yollarını ve bahçe yollarını asfaltladıklarını, köylünün, çiftçinin emekçinin yanında oldukları için problemli gözüktüklerini anlattı.


Kocaoğlu, “Eğer siz Bayındırlı çiçek üreticisi ile 5 yıldır anlaşmalı üretim yapıyorsanız, eğer Tire Süt Kooperatifinden aldığınız Küçük Menderes’in hayvancısını desteklediğiniz 160 bin dar gelirli vatandaşın çocuklarına her gün iki litre süt dağıtıyorsanız, eğer siz Bademli'de, Ödemiş'te fidan üreticisi ile anlaşmalı üretim yapıyorsanız, hep mazlumdan yana, hep halkın yararını ama belli zümrelerin çıkarcılarını haksız kazanç sağlamak isteyenlerin yanında değilseniz siz problemsiniz. Eğer siz İzmirli hemşerilerimizin verdiği güvene layık olacağım diye gece gündüz 10 sene içinde İzmir'in tüm altyapı problemlerini bitireceğim derseniz siz problemsiniz” şeklinde imalı konuştu.
Konuşması sırasında sık sık sloganlar ve alkışlar nedeniyle durmak zorunda kalan Kocaoğlu, şöyle devam etti: “Aliağa Menderes hattını belediye kaynakları ile 550 milyon lira harcayarak bitirirseniz siz problemsiniz. Eğer siz Kadifekale kent dönüşümünü 2 bin 500 konutu Uzundere konutlarına taşıyıp, tüm maliyetlerini karşılarsanız siz problemsiniz. Metroya en az 400 500 milyon lira harcayarak kendi gücünüzle yaparsanız siz problemsiniz. Siz belediyecilik tarihinin en büyük kamulaştırmasını 550 milyon liralık kamulaştırmayı proje yapacağım alt geçit yol yapacağım diye kamulaştırırsanız siz problemsiniz.”


Belediyeden 24 görevlinin dünkü operasyonda gözaltına alındığını anımsatan Kocaoğlu, “Gözaltına alınan 24 arkadaşımızdan 10'u serbest bırakılmıştır. Diğer arkadaşlarımızın da bir an önce ifadesi alınarak serbest bırakılmasını arzu ediyoruz, talep ediyoruz. Bu arkadaşlardan birçoğunu tanımıyorum yahut ismini bilmiyorum ama tanıdıklarım, bildiklerim genel sekreterimiz, şirket koordinatörümüz genel sekreter yardımcımız, daire başkanlarımız, bunlar pırıl pırıl insanlardır. Bunların bu kente hizmetten başka hiçbir düşüncesi hiçbir hedefi hiçbir amacı yoktur. Aynı mantık içinde beni nasıl biliyorsanız bende o arkadaşları böyle biliyorum” diye konuştu.


“Hesabı ben veririm”


Daha önce genel seçimlerde İzmir'de Büyükşehir Belediyesini kullanılmaması yönünde açıklama yaptığını anımsatan Kocaoğlu, şunları söyledi: “Bu genel seçimdir, partiler genel politikalarla seçime yürüsünler İzmir Büyükşehir Belediyesini genel seçime alet etmeyin diye uyarıda bulundum. Malum olmuş ki üç gün sonra geldiler. Değerli arkadaşlar eğer adi suç, zimmete para geçirmektir. Ama bu belediyenin bir milyon 120 bin oyla İzmirli hemşerilerimizin yüzde 56,7 oyu ile seçilmiş belediye başkanınızım. Eğer bu belediyede bir şey varsa bir yolsuzluk varsa bir hukuksuzluk varsa onun hesabını ben vereceğim. Benim arkadaşlarımı, mesai arkadaşlarımı bıraksınlar bu belediyenin hesabını bana sorsunlar.”

“Hukuk mücadelesi vereceğiz”


Zamanın İzmirlilere layık olma zamanı olduğunu söyleyen Kocaoğlu, “İzmirli hemşerilerimizin bize güvenini boşa harcamama zamanıdır, çalışma zamanıdır layık olma zamanıdır şimdi. Sizden bir isteğim var herkes işinin başına görevinin başına daha büyük bir istekle daha büyük bir azimle daha büyük bir coşku ile öyle bir çalışacağız ki İzmirli hemşehrilerimize hep birlikte layık olacağız. Bundan sonra sükunetle ama an be an saniye saniye takip ederek arkadaşlarımızın biran önce özgürlüğe kavuşması için hukuk mücadelesi vereceğiz. Adalet mücadelesi vereceğiz insan hakları mücadelesi vereceğiz demokrasi mücadelesi vereceğiz ve İzmir'den dünya aleme demokrasinin ne olduğunu hep beraber öğreteceğiz İzmirlilerle birlikte öğreteceğiz” şeklinde konuştu.

 
Sendikalardan Kocaoğlu’na destek


Belediye İş, Genel İş, Sosyal iş ve Tüm-Bel-Sen temsilcilerinin ortak açıklamasında ise, “Büyükşehir Belediyesi 19 Ocak’tan itibaren aralıksız Sayıştay denetçileri ve mülkiye müfettişlerinin denetimlerine tabi olmuş, herhangi bir usulsüzlüğün tespit edilmediği bir gerçektir. Operasyonun zamanlamasının hukuki değil, siyasi olduğu kanaatini doğurmaktadır. 2009 yerel seçimlerinde AKP, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı ve o zamanki milletvekilinin bile, ‘Ben Aziz Başkan’a cüzdanımı emanet edebilirim’ açıklamasına tüm İzmir kamuoyuna şahit olmuştur. El konulan bilgisayarlar ve belgeler nedeniyle hizmetler aksatılmak istenmektedir ve iş verimini düşürmektedir. Ardı ardına yaşanan skandalları örtbas etmeye çalışan AKP hükümeti, Başbakan ve Cumhurbaşkanı, demokrasinin beşiği İzmir’deki Belediye Başkanı Kocaoğlu ve ekibine de sahip çıkarak kefil olacak mıdır. Bu zihniyet İBB bünyesinde çalışan yaklaşık 20 bin çalışanı zan altına koymuştur. Bu gerekçelerle soruşturmanın bir an önce sonuçlandırılması ve kamuoyuyla paylaşılması gerekmektedir. Emek cephesi olarak belediyenin gerçek sahipleri olan bizler ve İzmir halkı adına, bu işin sonuna kadar takipçisi olacağımızı burada hep birlikte haykırıyoruz” ifadeleri kullanıldı.


Genç’in yerine Raif Canbek bakacak


Başkan Aziz Kocaoğlu miting sonrası belediyedeki üst düzey bürokratlarla bir toplantı yaptı. Toplantıda Kocağlu’nun moralinizi bozmayın çalışmalarınıza devam edin yönünde bir konuşma yaparak, çalışanlarını motive ettiği öğrenildi. Belediye Meclis Salonunda gerçekleştirilen toplantıda Kocaoğlu, Genel Sekreter Pervin Şenel Genç’in yerine Raif Canbek’i n vekalet edeceğini belirtti. Ayrıca bu gün serbest bırakılan Belediye çalışanlarının görevleri başına döndükleri öğrenildi.
Alıntı : egedesonsöz.com - Soner ÇAĞLAR

26 Nisan 2011 Salı

Doktor hakkını arayacak

Kocaköy’de aile hekimi olarak görev yapan Dr. 27 yaşındaki Bahar Tekin, Pazar günü sağlık ocağında acil doktoru olarak görev yaptığı sırada, yatalak bir hastanın evine gitmediği gerekçesiyle ilçe kaymakamı Muhammed Gürbüz tarafından tartaklandığını öne sürdü. Bugün kaymakam hakkında yasal soruşturma başlatılması için Diyarbakır adliyesine gelen Dr. Tekin, yaşadıklarını şöyle anlattı:

"1.5 yıllık doktorum. Kocaköy İlçesi’nde 1 ay önce aile hekimi olarak göreve başladım. Dün pazar günü sağlık ocağında acilde görevliyken, yatalak bir hasta yakını ocağa gelerek evine gitmemi istedi. Ben de acilde görevli olduğumu, hasta muayenelerinin devam ettiğini söyledim. Ancak buna rağmen hasta yakını, Kaymakamla görüştüğünü ve hastasına bakmak üzere evine gitmem konusunda ısrarcı oldu. Ancak görev yerimi terk edemeyeceğimi, terk etmem halinde suç işleyeceğimi söyledikten sonra adam ocaktan ayrıldı. Bir süre sonra hasta muayenesi bittikten sonra yine de ambulansa talimat verdim, hastaya bakmak üzere evine gitmeye karar verdim. Dışarı çıktığımda ’Kaymakam geliyor’ dediler. Kaymakam, gelir gelmez bana vurmaya başladı ve ’Sen bittin, seni açığa aldım’ diyerek dövmeye devam etti. Hem hakaret etti, hem de darp etti."

Diyarbakır Adliyesi’ne gelerek yaşadığı durumu Cumhuriyet Savcısı’na anlattığını dile getiren Dr. Tekin sözlerini şöyle sürdürdü: "İlçenin mülki idare amiri olduğu için prosedürün uygulanması gerekiyormuş. Şimdi avukatımla konuşacağım. Kaymakam, beni döverken ayaklarımla onun darbelerini engellemeye çalıştığım için, hakkımda kendisini darp ettiğim gerekçesiyle dava açmış. Güya ben bir kadın olarak, iri cüseli erkek bir kaymakamı darp etmişim. Kim inanır buna Allah aşkına. Şimdi avukatımla görüşeceğim ve davamdan asla vazgeçmeyeceğim. Bir kadın olarak, erkek bir amirden hem hakeret yedim, hem dayak yedim. Kadına yönelik şiddetin tartışıldığı bir dönemde yaşadıklarım yüzünden psikolojim bozuldu."

Dr. Tekin daha sonra avukatı aracılığıyla suç duyurusunda bulundu.

KAYMAKAM: ASIL DARP EDİLEN BENİM

Kaymakam Muhammed Gürbüz ise, olayların çarptırıldığını ve asıl kendisinin doktor tarafından darp edildiğini iddia etti. Dr. Bahar Tekin’e fiziki temasta asla bulunmadığını savunan Gürbüz, şöyle dedi:
"Dün saat 13.30’da Hükümet Konağı’na gittim, brifing hazırlayacaktım. Bunun için yazı işleri müdürü Naci Akdamar’ı telefonla arayarak bana yardımcı olmasını istedim. Naci bey, babasının ölmek üzere olduğunu ve üzerinde Kuran’ı Kerim okunduğunu bana ifade ederek, ’Gelmezsem olur mu’ dedi. Ben de bir insan olarak elbette ki kabul ettim. Ve Sağlık Grup Başkanı Mehmet Ataş’ı arayarak, bir doktor ve ambulans göndermesini istedim. Bunu da yazı işleri müdürü Naci beye bildirdim. Doktor gidince Naci beyin gelmesini istemiştim. Tekrar aradım Naci beyi, ancak o bana henüz doktor ve ambulansın gelmediğini söyledi. Tekrar Sağlık Grup Başkanı Ataş’ı aradım. Ancak Ataş, ilçede tek doktorun şu an nöbetçi olduğunu, ilçede başka doktor olmadığını söyledi. Ataş, görevli doktora gitmesini söylemesine rağmen, yok ’ambulans yokmuş da şoför yokmuş da’ bu yüzden gitmediğini aktardı bana. Bunun üzerine ben de sinirlendim. Çünkü ölüm düşeğinde bir insan var. Korumalarımla sağlık ocağına gittim. Doktor hanım merdivenlerde oturuyordu, ambulans da oradaydı, şoförü de. Üzerine yürüdüm ama o beni görünce ayağı kalkıp yere düştü. Yerdeyken bana tekmeyle vurdu. Asıl darp edilen benim. Savcılık evrakları henüz tamamlanmadı. Alınacak ifadeler var. Personele fiziki temasta bulunmadım."

Bu arada Diyarbakır Tabipler Odası yaptığı yazılı açıklamada, Dr. Bahar Tekin’in dayak yemesi ve Şırnak’ın İdil İlçesi’nde bir hekimin tutuklanması ile ilgili yarın geniş kapsamlı bir basın açıklaması yapacaklarını duyurdu.

Alıntı :radikal

18 Nisan 2011 Pazartesi

Asistan hekimlerin sorunlarına ilk yanıt geldi

Asistan hekimlerin bir süredir dile getirdikleri, fazla nöbet ve aşırı iş yükü gibi sorunları artık yaşamamaları için Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlemeye gidildi.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, uzmanlık öğrencilerinin (asistanlar) eğitim ve çalışmalarıyla ilgili bir genelge yayımladı.

Akdağ, eğitim ve araştırma hastanelerinde sağlık hizmetlerinin uzmanlık eğitimleri ile birlikte yürütüldüğünü, sağlık hizmetinin vazgeçilmez unsuru olan asistanların tuttukları nöbetlerin, eğitimlerine önemli katkı sağladığını vurguladığı genelgesinde, ''Ancak, zaman zaman asistanlara blok olarak, günaşırı ya da fazla sayıda nöbet tutturulduğu görülmektedir. Bu kabil uygulamalar hasta ve çalışan güvenliği açısından kabul edilemez'' ifadelerini kullandı.

Asistanların eğitimleri için, ilgili eğitim kurumunun bütün kaynaklarının en iyi şekilde kullanılmasının önemine işaret eden Akdağ, sağlık hizmetlerine önemli katkı sağlayan asistanların eğitimlerinin daha etkili ve verimli yürütülebilmesinin sağlanması, hasta ve çalışan güvenliğinin korunması amacıyla şu hususlara uyulmasını istedi:

''-Asistanlara blok şeklinde veya günaşırı nöbet tutturulmayacak, nöbet programları, hasta ve çalışan güvenliğini sağlayacak şekilde düzenlenecek.

-Tutulan nöbet karşılığında izin kullandırılamazsa nöbet ücretleri en geç müteakip ayın 15'ine kadar ödenecek.

-Eğitim ve araştırma hastanelerinin döner sermaye bütçelerine, asistanlarla ilgili olanlar da dahil olmak üzere eğitim ve araştırma-geliştirme giderlerinin karşılanması için yeteri kadar ödenek konarak, her türlü eğitim giderinin 2004/97 ve 2008/16 sıra nolu genelgeler doğrultusunda döner sermaye kaynaklarından ödenmesine devam edilecek.

-Personelin eğitimine ve mesleki gelişimine katkı sağlayacak her türlü eğitim araç-gereçleri (kitap, bilimsel içerikli yayın gibi) döner sermaye kaynaklarından temin edilecek ve personelin mesleki eğitim ve bilimsel etkinliklere katılımları sağlanacak.

-Halihazırda eğitim ve araştırma hastanelerinde ücretsiz olarak sağlanan bilimsel yayınlara elektronik erişim imkanları ile ilgili -varsa- aksaklılar giderilecek ve tüm sağlık çalışanlarıyla birlikte özellikle asistanlara, elektronik ortamda veya basılı bilimsel yayın, kitap ve kongre desteği sağlanacak.

-Bakanlık kurumları, ihtiyaç duyduklarında, araştırma ve geliştirme hizmetlerini, 2010/58 ve 2010/82 sıra numaralı genelgeler çerçevesinde yapılacak protokollerle kamu üniversitelerinden temin etmeye devam edecek ve bu hizmetlerin karşılığını döner sermayeden ödeyecek.

-Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğinin 20'nci maddesi çerçevesinde, eğitim hastanelerinde teşkil edilen Hastane Konseylerinde, asistanların bilimsel faaliyetleri ve hasta teşhis ve tedavisi ile ilgili hususlarda çalışmalar yapmak üzere komiteler oluşturulacak ve bunların aktif olarak çalışmaları sağlanacak.

-Asistanlar, uzmanlık bilgi ve becerisi gerektiren iş ve işlemleri klinik şefi, klinik şef yardımcısı, başasistan veya uzman tabiplerin gözetiminde ve nezaretinde yapmaktadır. Bundan dolayı bu işlemlerin kayıtlarının nezaret eden ilgili uzmanlar adına yapılması gerekir. Ancak uzmanlık bilgi ve becerisi gerektirmeyen ve genel olarak tabiplerin ve bu kapsamda asistanların yaptıkları iş ve işlemlerin başka kişiler adına kayıtlara geçirilmesi haksızlık ve adaletsizliğe yol açacağından kabul edilemez. Bu sebeple, uzmanlık bilgi ve becerisi gerektirmeyen ve asistanların bağımsız olarak yaptıkları iş ve işlemler, ilgili uzman veya eğitim personeli adına kaydedilmeyecek ve bu iş ve işlemlerin puanları klinik hizmet puan ortalaması ve hastane hizmet ortalaması hesabına dahil edilecek.

-Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitim Yönetmeliği'nin 25'inci maddesinin 3'üncü fıkrasının (e) bendindeki 'Uzmanlık öğrencileri verilen eğitimi ve eğitim sorumlularını yıllık olarak nitelik ve nicelik açısından değerlendirir ve uzmanlık eğitimi takip sistemine kaydeder. Bu değerlendirme, eğitimin niteliğini ve eğitim sorumlularının bilgi, beceri ve davranışlarını kapsar. Kurum amirleri, bu değerlendirmelerin akademik kurulda görüşülmesini sağlar' hükmü, 'uzmanlık eğitimi takip sistemi'nin devreye girmesinden itibaren titizlikle uygulanacak.''




Sayı     : B.10.0.SEG.0.65.00.04
Konu   : Uzmanlık öğrencilerinin (Asistanlar) eğitim ve çalışmaları
15.04.2011


DOSYA
GENELGE
2011/…..

          
Bilindiği üzere eğitim ve araştırma hastanelerinde sağlık hizmetleri uzmanlık eğitimleri ile birlikte yürütülmektedir. Sağlık hizmetinin vazgeçilmez unsuru olan uzmanlık öğrencilerinin (asistanların) tuttukları nöbetler, eğitimlerine önemli katkı sağlamaktadır. Ancak, zaman zaman asistanlara blok olarak, günaşırı ya da fazla sayıda nöbet tutturulduğu görülmektedir. Bu kabil uygulamalar hasta ve çalışan güvenliği açısından kabul edilemez. Öte yandan asistanların eğitimleri için, ilgili eğitim kurumunun bütün kaynaklarının en iyi şekilde kullanılması önemlidir. Sağlık hizmetlerine önemli katkı sağlayan asistanların eğitimlerinin daha etkili ve verimli yürütülebilmesinin sağlanması, hasta ve çalışan güvenliğinin korunması amacıyla aşağıdaki hususlara riayet edilmesi gerekmektedir.
1)      Asistanlara blok şeklinde veya günaşırı nöbet tutturulmayacak, nöbet programları, hasta ve çalışan güvenliğini sağlayacak şekilde düzenlenecektir.
2)      Tutulan nöbet karşılığında izin kullandırılamayan hallerde, nöbet ücretleri en geç müteakip ayın 15 ine kadar ödenecektir.
3)      Eğitim ve araştırma hastanelerinin döner sermaye bütçelerine, asistanlarla ilgili olanlar da dahil olmak üzere eğitim ve araştırma-geliştirme giderlerinin karşılanması için yeteri kadar ödenek konarak, her türlü eğitim giderinin 2004/97 ve 2008/16 sıra nolu genelgeler doğrultusunda döner sermaye kaynaklarından ödenmesine devam edilecektir.
4)      Personelin eğitimine ve mesleki gelişimine katkı sağlayacak her türlü eğitim araç-gereçleri (kitap, bilimsel içerikli yayın vb.) döner sermaye kaynaklarından temin edilecek ve personelin mesleki eğitim ve bilimsel etkinliklere katılımları sağlanacaktır. Hâlihazırda eğitim ve araştırma hastanelerimizde ücretsiz olarak sağlanmakta olan bilimsel yayınlara elektronik erişim imkânları ile ilgili -varsa-  aksaklılar giderilecek ve tüm sağlık çalışanlarıyla birlikte özellikle asistanlara, elektronik ortamda veya basılı bilimsel yayın, kitap ve kongre desteği sağlanacaktır.
5)      Bakanlığımız kurumları, ihtiyaç duyduklarında, araştırma ve geliştirme hizmetlerini, 2010/58 ve 2010/82 sıra numaralı genelgeler çerçevesinde yapılacak protokollerle kamu üniversitelerinden temin etmeye devam edecekler ve bu hizmetlerin karşılığını döner sermayeden ödeyeceklerdir.
6)      Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğinin 20 nci maddesi çerçevesinde, eğitim hastanelerinde teşkil olunan Hastane Konseylerinde, asistanların bilimsel faaliyetleri ve hasta teşhis ve tedavisi ile ilgili hususlarda çalışmalar yapmak üzere komiteler oluşturulacak ve bunların aktif olarak çalışmaları sağlanacaktır.



7)      Asistanlar, uzmanlık bilgi ve becerisi gerektiren iş ve işlemleri klinik şefi, klinik şef yardımcısı, başasistan veya uzman tabiplerin gözetiminde ve nezaretinde yapmaktadırlar; bundan dolayı bu işlemlerin kayıtlarının nezaret eden ilgili uzmanlar adına yapılması gerekmektedir. Ancak uzmanlık bilgi ve becerisi gerektirmeyen ve genel olarak tabiplerin ve bu kapsamda asistanların yaptıkları iş ve işlemlerin başka kişiler adına kayıtlara geçirilmesi haksızlık ve adaletsizliğe yol açacağından kabul edilemez. Bu sebeple, uzmanlık bilgi ve becerisi gerektirmeyen ve asistanların bağımsız olarak yaptıkları iş ve işlemler, ilgili uzman veya eğitim personeli adına kaydedilmeyecek ve bu iş ve işlemlerin puanları klinik hizmet puan ortalaması ve hastane hizmet ortalaması hesabına dâhil edilecektir.
8)      Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitim Yönetmeliği’nin 25 inci maddesinin 3 üncü fıkrasının (e) bendindeki “Uzmanlık öğrencileri verilen eğitimi ve eğitim sorumlularını yıllık olarak nitelik ve nicelik açısından değerlendirir ve uzmanlık eğitimi takip sistemine kaydeder. Bu değerlendirme, eğitimin niteliğini ve eğitim sorumlularının bilgi, beceri ve davranışlarını kapsar. Kurum amirleri, bu değerlendirmelerin akademik kurulda görüşülmesini sağlar.” hükmünün, “uzmanlık eğitimi takip sistemi”nin devreye girmesinden itibaren titizlikle uygulanması temin edilecektir.
Bilgilerini ve konunun hassasiyetle takip edilerek gereğini önemle rica ederim.

Prof. Dr. Recep AKDAĞ
Bakan



Alıntı:medimagazin.com

29 Mart 2011 Salı

Dekolteye tecavüz akademik özgürlük oldu memlekette !!!

 MEMLEKETİM SON HIZDA DEMOKRATİKLEŞİYOR...EN SONUNDA  DEKOLTEYE TECAVÜZ AKADEMİK ÖZGÜRLÜK SAYILDI...BU DURUMLARA HİÇ ŞAŞIRMAMAK GEREKİYOR.NETİCEDE ALMANLARDA 1930'LU  YILLARDA ''SOSYALİZM NASIL GELSİN?'' DİYE KENDİ ARALARINDA TARTIŞIRKEN BARLARDA  ALKOLİKLERE  NUTUK ATAN HİTLER ; SESSİZCE VE DEMOKRASİYİ KULLANARAK İKTİDAR OLDU...ALMANLARA GÖRE SOSYALİZM GELMEK ÜZEREYDİ , ANCAK BARDAN GELEN HİTLER , İKTİDAR OLDU VE DÜNYA SAVAŞINI BAŞLATTI...AYNI ZAMANDA İNSANLIK ADINA EN BÜYÜK  SUÇLARDAN  BİRİ  İŞLENİYORDU...

BİZDEKİ DURUM DA AYNEN BURAYA GİDİYOR.ANCAK SONUÇ NEREYE  GİDECEK  BUNU GÖRECEĞİZ?


Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK), Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Çeker’in, ’dekolte giyinen kadının tecavüzle karşılaşmasının sürpriz olmayacağı’ yönündeki sözleri hakkında başlattığı inceleme sonuçlandı. YÖK, açıklamayı ’akademik ifade özgürlü’ olarak değerledirip, herhangi bir suç unsuru bulunmadığından Prof. Dr. Çeker hakkında soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar verdi.

Prof. Dr. Orhan Çeker, TBMM’ye sunulan ve kamuoyunda ’Hadım Yasası’ olarak nitelendirilen ’cinsel saldırı suçu ile çocuklara ve reşit olmayana tecavüzden yargılananların hadım edilmesini’ öngören tasarıyı değerlendirirken şunları söylemişti:

"Sorunun odağında kim var? Kadın var. Kardeşim sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra sonucundan şikayet etmen makul değildir. Bu konuda suçu işleyenleri savunduğum anlaşılmasın. Elbette işlenen suç son derece iğrençtir. Lakin bu suçun işlenmesinde dekolte ve tahrik edici kıyafetler giyinen kadının da etkisi küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Bu konuda tabi ki erkek suçludur ama kadının da suçu gözardı edilirse meseleyi çözümde yanlış adım atmış oluruz. Bu olayda her iki taraf da suçludur. Öncelikle belirtmeliyim ki dinimizde böyle bir ceza yok. Bu siyasi otoritenin kararı ile uygulanan bir ceza yöntemidir."

’AKADEMİK İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ’

YÖK, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Orhan Çeker’in, büyük tepki çeken bu sözlerinin basında geniş yer almasının ardından inceleme başlatmıştı. İncelemesini tamamlayan YÖK, açıklamayı ’akademik ifade özgürlü’ olarak değerledirip, herhangi bir suç unsuru bulunmadığından, Prof. Dr. Çeker hakkında soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar verdi.

Alıntı: radikal.com.tr

28 Mart 2011 Pazartesi

Yapay radyasyondan nasıl korunulur ?

Dünyadaki radyasyona kaynaklarının yüzde 85'i doğal, yüzde 15'i yapay, havada, suda, toprakta doğal radyoaktif maddeler bulunuyor. Yani insanlar yeryüzünde var oldukları günden bu yana radyasyonla birlikte yaşıyor, doğal ve yapay yollardan radyasyona maruz kalıyor. Radyasyon doğal, yapay veya iyonlaştırıcı radyasyon ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon olmak üzere ikiye ayrılıyor.

Doğal radyasyon kaynaklarının başında toprak ve güneş geliyor. Güneşin yanı sıra uzayın derinliklerinden ve hatta galaksilerden, atmosfer içindeki atomlarla etkileşerek gama radyasyonu olarak dünyaya gelen kozmik ışınlar da doğal radyasyon kaynakları olarak biliniyor. Işık görünen, ısı da hissedilen bir radyasyon kaynağı. 

Dünya da bir miktar radyoaktif. Yani havasında, suyunda, toprağında doğal radyoaktif maddeler bulunuyor. Yeryüzünde granit, kum taşı, kireç taşı gibi bazı kayalar, uranyum, toryum ile potasyum-40 gibi doğal radyoaktif maddeleri yapısında bulunduruyor. Bunlardan elde edilen malzemelerle kullanılarak yapılan binalar da doğal radyasyon kaynağı. 

Radyasyonun tehlikeli olması ışınlama derecelerine, yani maruz kalınan radyasyon miktarına bağlı. Yapay radyasyon kaynaklarından korunmak için pek çok yöntem bulunmakla birlikte, doğal radyasyonun tümünden korunmak mümkün olmuyor. Ancak miktarın azaltılması için bazı önlemler alınması gerekiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın verilerine göre, doğal radyasyon nedeniyle tüm canlılar yıllık ortalama 2,8 milisivert (mSv) radyasyona maruz kalıyor. Bu miktarın yüzde 85'i doğal kaynaklardan yani topraktan, güneşten ve uzaydan gelen kozmik ışınlardan kaynaklanıyor. Geriye kalan yüzde 14'ü tıbbi ışınlamalar ve yüzde 1'i de insan yapımı (nükleer silah denemeleri nedeniyle atmosfere salınmış radyoaktivite ve nükleer santral) unsurlardan kaynaklanıyor.

HANGİ EV DAHA SAĞLIKLI?

İnsan hayatı boyunca en fazla maruz kaldığı doğal radyasyon radon gazı (Dünyanın oluşumundan itibaren yerkürenin içinde bulunan uranyum, toryum gibi radyoaktif maddeler bozunarak radon gibi maddelere dönüşüyor). Topraktan sızan bu gaz özellikle kapalı alanlarda toplanıyor. Brezilya, Hindistan'ın bazı plajları, İran'ın bazı bölgeleri ile Norveç, İsveç gibi kuzey ülkelerinde doğal radyasyon daha çok bulunuyor. 

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının verilerine göre radonda dünya ortalaması 400 Bekerel/metreküp (Bq/m3), Türkiye ortalaması ise 52 Bq/m3. Yani Türkiye'de korkulacak düzeyde bir radon birikimi söz konusu değil. Buna rağmen kapalı ortamlara çok dikkat etmek gerekiyor. Bu gaz, yer altından binaların duvar ve tesisat boşluklarına sızarak odaların içerisine giriyor. Ortalama olarak da kapalı bir ortamda 24 saate bir en üst seviyeye ulaşıyor. 

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Radyasyon Sağlığı ve Güvenliği Dairesi uzmanı ‘'Bu gazdan korunmanın tek çaresi en az 24 saatte bir evleri 15 dakika havalandırmaktır. Radon gazı topraktan çıkan ve yerden yükselen bir gaz, bu nedenle giriş veya bodrum katlarında oturan insanlar radona daha çok maruz kalıyor. Havalandırılmamış odada bir de sigara içilirse, radon ve sigara kanseri tetikleyen en önemli unsurlardan biri'' diye konuştu. 

Öte yandan eski evlerde yıpranmış tesisat ve duvar boşluklarından da radonun daha hızlı çıktığı ifade ediliyor. Radon, çimento, kiremit gibi topraktan üretilen yapı malzemelerinde de bulunduğu için ahşap evlerin daha sağlıklı olduğunu da belirtiliyor. 

EN ÇOK HAVUÇ, AYÇİÇEĞİ VE PATATESTE VAR

Topraktaki doğal radyasyon nedeniyle gıdalarda da radyasyon bulunuyor. Gıdalar içinde de ayçiçeği, havuç, patates, kuru yemiş, maden sularında diğer gıdalara göre daha yüksek radyasyon bulunuyor. Düşük düzeyli radyasyondan korkulmaması gerektiğini, hatta bunların vücut için ihtiyaç olarak bile nitelendirilebileceğini kaydeden TAEK uzmanı, ''Toprakta bulunan her şey bizim vücudumuzda da var. Bu zararlı radyasyon değil ama radyoaktivite vardır. Bu şuna benzer vücudunuzun demire de ihtiyacı var, çinkoya da. Bunları almanız gerekiyor'' dedi. 

RÖNTGEN ÇEKİLİNCE RADYOAKTİF OLUNMUYOR

Hastanede çekilen filmlerin de iyonlaştırıcı radyasyon kaynağı olduğuna işaret eden TAEK uzmanı, film çektirince radyoaktif olunmadığını ve film çektiren kişinin de sanıldığı gibi etrafa radyasyon yaymadığını belirtti. TAEK uzmanı, ''Filmler x ışını denilen radyasyonla çekiliyor. Lambadan gelen ışık gibi düğmeye basıldığı zaman ışık geliyor, düğmeye basıldığında da bitiyor. Vücutta birikimi söz konusu olmuyor'' diye konuştu. 

Nükleer tıpta vücuda verilen radyoaktif maddeler nedeniyle hassa belli bir süre dışarıya çıkarılmıyor, hatta bu kişilerin idrarları, dışkıları bir süre korunuyor, zararsız seviyelere çekildikten sonra da atılıyor. 

MİKRODALGA FIRIN, TRAŞ VE FÖN MAKİNELERİNE DİKKAT

İnsan yapısı yapay radyasyon kaynakları, x ışınlarının ve nükleer reaktörlerin keşfinden sonra insanlığın hizmetine yaygın olarak sunuldu. Yapay radyasyonun fabrikalarda, eğitimde, endüstride, tarımda birçok uygulama alanı bulunuyor. Cep telefonları, elektrikli aletler, fön makinesi, traş makinesi, mikrodalgalar iyonlaştırıcı olmayan radyasyon kaynaklarından bazıları. 

İyonlaştırıcı olmayan radyasyonun çok net sonuçları olmasa da bazı bilim adamları psikolojik etkilerinden kansere kadar birçok sağlık sorununa yol açtığını belirtiliyor. Radyasyonun zararları tam olarak tespit edilmediği için bu tür kaynakların minimize edilmesi gerektiğine işaret eden uzmanlar, TAEK olarak bu nedenle hava alanlarına konulmak istenen insan görüntüleyen cihazlara izin vermediklerini belirtti. Uzmanlar, alışveriş merkezleri ve havaalanlarındaki güvenlik kapılarında ise metal dedektör olduğuna ve bunlarda radyasyon bulunmadığına da dikkat çekti.
Yapay radyasyon konusunda araştırma yapan Gazi Üniversitesi Noniyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi'nin elektromanyetik radyasyondan korunmak için önerileri şöyle: 

•Kullanmadığınız elektrikli aletleri ya kapalı tutunuz ya da fişten çıkarınız. Çünkü cihazlar ''stand by'' konumunda kaldığı sürece elektromanyetik kirlilik yaratıyor.

• Düşük radyasyonlu bilgisayar ekranı kullanmaya özen gösteriniz ya da ekran filtresi kullanınız, mümkünse plazma ekran tercih ediniz. 

• Ekonomi (halojen ve flüoresan) lambaları okuma lambası olarak kullanmamaya özen gösteriniz.

• Dinlendirici bir uykuya geçmek için en ideal koşulun yatak odasında TV ve bilgisayar bulundurmamak veya bu cihazların tamamen kapalı konumda olmasını sağlamak olduğunu hatırlayın.

• Elektrikli battaniyeyi yatağa girmeden kapatınız. 

• Elektrikle çalışan radyolu çalar saatleri başınızdan mümkün olduğunca uzakta tutunuz, mümkünse pille çalışanlarını tercih ediniz. 

• Güçlü elektromanyetik alanlar pineal bezden melatonin salgılanmasını etkiler. Saç kurutma makinesinin manyetik alanı yüksektir, bu nedenle sürekli kullanmak yerine aralıklarla kısa süreli kullanınız. 

• Yatak odasında başucunuzdaki duvarla komşunuzda bir elektronik aletin bitişik durmamasını sağlamaya çalışınız. 

• Cep telefonlarını sohbet amaçlı kullanmayınız. Cep telefonunuz kullanmadığınız sürede mümkünse kapalı olsun. 

• Cep telefonu kullanımının beyin aktivitesinde etkili olduğu gösteren çalışmalar var. Çocuklarda sinir sistemi ve başın gelişimine devam ediyor olması dolayısıyla, çocukların ve gençlerin yetişkinlerden daha çok risk altında olduğu bir gerçektir. Bu nedenle 16 yaş altındaki çocukların cep telefonu kullanmamaları, kullanmalarının zorunlu olması durumunda ise günde 10 dakikayı geçmemeleri Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilmektedir. 

• Cep telefonu kullanırken kesinlikle kulaklık kullanınız. Cep telefonunu açıksa kendinizden en uzak mesafeye bırakınız. SAR<1 W/kg olan cep telefonlarını tercih ediniz. 

• Dizüstü bilgisayarlar (LCD ekran) şarjlı kullanıldığında düşük EM alana sahiptir, uzakta şarj ediniz. 

• Fotokopi makinelerinden (yüksek manyetik alan) en az 50 cm uzakta durunuz. 

• Elektrikli tıraş makinesini mümkünse şarjlı kullanmayı tercih ediniz. 

• TV ekranlarından (ön ve arkasından) en az 2 m uzakta bulununuz. 

• Elektrikli daktiloları kullanmadığınızda fişten çıkartınız.

Alıntı: ntvmsnbc.com

14 Mart 2011 Pazartesi

Çok Ses Tek Yürek Mitingi çoşkulu geçti

Sağlıkta özelleştirmelere karşı, 16 sağlık örgütünün organizasyonu ile düzenlenen "Çok Ses Tek Yürek" mitingi, onbinlerce sağlık çalışanının katılımıyla, bugün (13 Mart 2011) Ankara'da Sıhhiye Meydanı'nda gerçekleştirildi. Mitinge, çok sayıda sendika, meslek örgütü, siyasi parti temsilcisinin yanı sıra vatandaşlar da destek verdi.


Mitinge katılmak üzere Türkiye'nin çeşitli yerlerinden gelen sağlık çalışanları, sabah saatlerinden itibaren Ankara Garı'nda toplanmaya başladı. "Sağlıkta özelleştirmeye karşı çok ses tek yürek", "Kadrolu iş, güvenli gelecek", "Sağlık haktır, satılamaz", "Taşerona başkaldırıyoruz", "Sağlıkta ticaret ölüm demektir", "Sağlık haktır" ve  "Sağlıkta dönüşüm yalanına hayır" yazılı pankartlar ve dövizler taşıyan topluluk, "AKP sağlığa zararlıdır", "Sağlık haktır satılamaz", "Gün gelecek, devran dönecek, AKP hakla hesap verecek" sloganları, şarkılar ve türküler eşliğinde Sıhhiye'ye doğru yürüyüşe geçti. Yoğun kalabalık nedeniyle, kortejin Sıhhiye Meydanı'na yerleşmesi zaman aldı. Miting alanı neredeyse tamamen dolduğunda, halen Gar'dan hareket etmeyen gruplar bulunuyordu.

Sağlık çalışanlarının, hekimlerden oluşan ritm grubunun ve sloganların eşliğinde alana yerleşmesinden sonra, devlet tiyatrosu sanatçısı Şebnem Gürsoy ve Dr. Köksal Aydın, "Sağlıkta Yalanlar ve Gerçekler" başlıklı sunumu yaptılar. Sunumun ardından, mitingi düzenleyen ve destekleyen örgütlerin yöneticileri, miting alanını selamladılar ve konuşmalara geçildi.

Onbinler "grev" diye haykırdı

TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu, konuşmasına Cahit Sıtkı Tarancı'nın "Memleket İsterim" şiiri ile başladı. "Evet, biz sağlıkçıyız ama sağlığımız iyi değil" diye konuşan Bilaloğlu, sağlık alanının sorunlarını sıklıkla çalışan olarak ama hasta ya da hasta yakını olarak da yaşadıklarını söyledi. Sağlıkta Dönüşüm Programı'nı; halkın yaşadığı, daha kötüsü yaşayacakları sorunları bildiklerini belirten Bilaloğlu, vatandaşlara hitaben "Bize güvenin. İsteklerimiz ortak, aynı yerdeyiz. Birbirimize ihtiyacımız var. Herkese sağlık güvenli gelecek istiyoruz" diye konuştu. 

Bilaloğlu, AKP'nin, Sağlık Bakanlığı'nın sağlıkçıların bu haykırışını dikkate almamaya devam edeceğini, bu haykırışları anlamayacağını belirterek, "Ama moral bozmak yok" dedi. İsteklerinin son derece net olduğunu belirten Bilaloğlu, sağlık çalışanları olarak iş güvencesi, gelir güvencesi, can güvencesi ve mesleki bağımsızlık istediklerini; vatandaşlar açısından da katkı-katılım paylarının kaldırılmasını talep ettiklerini hatırlattı. 
Bilaloğlu, AKP bu haklı talepleri anlamadığında, görmezden geldiğinde yapılacak şeyin tek ve çok açık olduğunu vurguladı. Bilaloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu işin tedavisi var mı? Kesin mi? Ama uygulayana, yani sizlere ve bir özelliğinize ihtiyaç gösteriyor. Israrlı, kararlı olmak, birbirinize güvenmek, sımsıkı sarılmak.
Kararlı mısınız tedavi etmeye? Şimdi tedavinin adını herkes önce tek tek içinden söylesin, sonra fısıldasın, giderek artsın, yükselsin!"

Topluluğun, Bilaloğlu'nun sözlerini "grev" haykırışlarıyla karşılaması üzerine, Bilaloğlu, "Bu gönülden isteği gönülden cevaplıyor ve emir kabul ediyorum" diye konuştu. Bilaloğlu konuşmasını, "Ne para ne pul, onurumuz ve çocuklarımız, sağlık hakkı/haklarımız, çocuklarımızın geleceği için buradayız" diyerek tamamladı.

Özelleştirmeye hayır

SES Genel Başkanı Bedriye Yorgun, sağlıkta özelleştirmeye izin vermeyeceklerini kaydetti. Yorgun, ''Özelleştirmeye, sağlık hakkının gasbına, sağlık kuruluşlarının işgaline, performans sistemine ve döner sermaye çarkına karşı isyandayız. Eşit, parasız ve ulaşılabilir sağlık hizmeti için direniş ruhunu sonuna kadar sürdüreceğiz'' diye konuştu.

Dev-Sağlık İş Sendikası Başkanı Dr. Arzu Çerkezoğlu, "insan ihaleyle çalıştırılmaz, sağlıkta taşeron olmaz" diyerek yıllardır mücadele ettiklerini belirtti. Taşeronlaştırmanın işsizlik, güvencesizlik, kölece çalışma ve yaşam koşullarının adı olduğunu belirten Çerkezoğlu, sağlığın piyasalaştırılmasına yönelik mücadelelerinin süreceğini vurguladı. Çerkezoğlu, "Sağlığın piyasalaştırılmasına, sağlık çalışanlarının güvencesizleştirilmesine karşı mücadele etmek, emeğimize, geleceğimize, onurumuza ve çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmaktır" diye konuştu.

Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği (TRMT-DER) Derneği Başkanı Nezaket Özgür de radyoloji çalışanlarının haklarının tek tek elinden alındığını ve sağlıksız ortamlarda çalıştırıldıklarını ifade etti. Özgür, "Tıbbi radyasyon kaynaklarıyla çalışanlar olarak, bizi bu koşullara zorlayanları, güvencesiz çalışmayı, sağlıkta ucuz emek sömürüsünü, tam gün yasasını dayatanları kınıyoruz" dedi.

Konuşmaların ardından, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi asistan hekimlerinden oluşan Hacettepe Band grubu bir konser verdi. Konserin ardından sağlık çalışanları ellerindeki beyaz balonları hep birlikte gökyüzüne bıraktılar. Miting, son olarak Ezginin Günlüğü grubunun verdiği konserin ardından sona erdi.

Alıntı: ttb.org.tr

13 Mart 2011 Pazar

Çok Ses Tek Yürek Mitingi Ankara'da yapılıyor

TTB'nin organize ettiği mitingi Ankara'da yapılıyor.

Bugün gelinen son noktada ; uygulanan sağlık politikaları ve sağlık çalışanlarının özlük haklarının gerilemesi protesto edilecek.12 Eylül 1980'de Kenan EVREN ile başlayan gerileme artık en dip seviyede.Kenan Evren ; 'doktorlar askerlerden niye fazla maaş alıyor?' diyerek işe başlamıştı.Özal dönemi ile başlayan liberal politikalar sonucu 2000'li yıllarda sosyal güvenlik kurumları batma noktasına geldi.İşverenler primleri ödemedi , masraflar denetlenmedi ,hatta Emekli Sandığı ;yaptığı karlarla devletin bütçe açığını kapadı.Sonunda SSK 1 günde devlete geçti.İşçilerin primleri ile yapılanan kurum, 1 gecede adeta gasp edildi ve devlete geçti.Sosyal güvenlik kurumlarının tüm mal varlıkları  yok pahasına satıldı ve hepsi SGK çatısı altında birleştirildi.Ardından 'yeşil kart popülizmi' başladı.Bu dönemlerde sağlık çalışanlarının özlük hakları adeta eridi.90'lı yıllarda Dünya Bankası'na verilen sözlerle garanti altına alınan aile hekimliği ,2005'te pilot olarak uygulanmaya başladı.Artık ilaç şirketlerinin istekleri uygulanıyor ve Dünya Bankası hibelerinin meyveleri alınıyordu.Halk sağlığı ; artık sadece üniversitede anabilim dalı adı olarak gündemdeydi.

Sağlık özelleşirken aile hekimliği ile tasarruf edileceği yalanı ortaya atıldı.Böylece devletin sağlık harcamaları azalacaktı.Ancak sonra rakamlar dedi ki; ''harcamalarda azalma yok katlarca artış var''.Sevk zinciri olmayan bir sistem nasıl tasarruf edebilir ki?

Bir süre sonra SGK'da  batırılacak , devlet hastaneleri özelleşecek ,hasta poliçeleri(yani bir çeşit kasko) devri başlayacak.Yani devlet kişiden para alacak ama tüm hastalıklarını tedavi etmeyecek.Eğer tüm hastalıkların tedavisi isteniyorsa el cebe daha fazla girecek...Böylece SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM tamamlanacak ve PARAN KADAR SAĞLIK HİZMETİ dönemi başlayacak.Yani şu anda ABD ve İngiltere'nin geri dönmeye çalıştığı ama maddi nedenlerle dönemediği sisteme biz son hız gidiyoruz.

Gelinen noktada sağlık çalışanları ötekileştirilmiştir.Halk tarafından saygı görmeyen , PARA BABASI olarak bilinen ya da YATA YATA PARA KAZANAN  bir kitle oldu sağlık çalışanları.Sağlık örgütlerinin dedikleri hiç dikk alınmadı.Hatta bu örgütler MARJİNAL olarak nitelendi.Bunda ;son 30 yıllık iktidarların hepsinin katkısı vardır.

İşte tüm bunlar ışığında TÜM SAĞLIK ÇALIŞANLARININ 14 MART'ı kutlu olabilir mi?Umarım olur...



Yukarıda video; 13 Mart Çok SES Tek YÜREK Mitingi için Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanmıştır..


11 Mart 2011 Cuma

Tamgün için Sağlık Bakanlığı genelge göndermiş

SAĞLIK BAKANLIĞI TARAFINDAN 81 İL VALİLİĞİ'NE GÖNDERİLEN TAMGÜN GENELGESİNE TÜRK TABİPLERİ  BİRLİĞİ'NDEN AÇIKLAMA GELDİ...

Hekimler günlerdir, geleceklerini planlayabilmek için Sağlık Bakanlığı’ndan bir açıklama bekliyor. Sağlık Bakanlığı'nın internet sayfasında Sayın Bakan Recep Akdağ’ın medya kuruluşlarında yaptığı sözlü açıklamaların dışında yazılı bir açıklama duyuru bugüne kadar yapılmadı. Bakanlık hekimlerin bir insan, kamu çalışanı olarak haklarını tanımamaya devam ediyor.

Bu arada 8 Mart 2011 tarihinde, ”Kamuda hekimlerin tam gün çalışması”  konulu genel yazının hazırlanıp 81 İl Valiliği'ne gönderildiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Bu yazıda Sağlık Bakanlığı Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun (DİDDK) kararını eksik bir biçimde alıntılayarak, bugüne kadar hiç göstermediği bir ivedilik içinde İl Sağlık Müdürlükleri'nden ”yargı kararının” uygulanmasını istiyor. Hekimlerin Sağlık Bakanlığı'nın uygulama işlemini ansızın İl Sağlık Müdürlüğü ekiplerini karşılarında bulduklarında öğrenmeleri uygun bulunmuş. Herhalde ”kaçacak olmalarından” şüphe edilmiş.

Öncelikle Sağlık Bakanlığı'nın bu genelgesi ”yargı kararının uygulanması” işlemi değildir. Çünkü genelgede ”uygulanması istenen” DİDDK’nun itiraz kabul kararı, bir yürütmeyi durdurma ya da iptal kararı değildir. DİDDK itiraz kabul kararında 1219 Sayılı Yasa'nın 12. maddesinin 3 fıkrasının ve  Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararının anlamını yeniden yorumlamıştır. Sağlık Bakanlığı da, bu yoruma da dayanarak Anayasa Mahkemesi'nin kararına rağmen çalışma yasaklarını her koşulda uygulamak istemektedir.  Ancak yaptığı işlem 2577 Sayılı İdari Yargılama Usul Yasası uyarınca yargı kararının uygulanması işlemi değildir. Yaptığı işlem 1219 Sayılı Yasa'nın 12. maddesini Anayasa'ya ve Anayasa Mahkemesi'nin kararına aykırı olarak yorumlayıp uygulama işlemidir.  Bu nedenle de Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayacağına dair emredici hükmün yer aldığı Anayasa'nın 153. maddesine, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararında belirttiği 17 ve 56. maddelere aykırı bir işlemdir.

Türk Tabipleri Birliği, Danıştay İDDK’nin Anayasa Mahkemesi kararına aykırı yorumu ile yeniden anlamlandırılan yasa hükmünün Anayasa’ya aykırılığını itiraz yolu ile ileri sürmüş ve dosyanın Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesini istemiştir. Bu talebinin önümüzdeki günlerde değerlendirilip karara bağlanması söz konusu olacaktır. Sonucu derhal duyurulacaktır.

Sağlık Bakanlığı’nın 8 Mart tarihli genelgesi ile uygulama işlemlerinin nasıl yürütüleceği, hekimlere bir tebliğ işlemi yapılıp yapılmayacağı belirtilmemiştir. Hukuk devleti ilkesi uyarınca Sağlık Bakanlığı tarafından hekimlere uygulamanın nasıl yapılacağına ilişkin bir bildirimin yapılması gerekmektedir. Ancak Sağlık Bakanlığı’nın bugüne kadar sürdürdüğü tutum dikkate alınarak bu bildirimi yapmayabileceği düşünülmektedir.

Bu nedenle hekimlerin;
a)   İl Sağlık Müdürlükleri ya da çalıştıkları kamu kurumlarının yöneticileri aracılığı ile yapılacak yazılı bildirimi bekleyip, yapılacak bildirimin altına ya da ayrı bir dilekçe ile Sağlık Bakanlığı işlemi nedeniyle, çalıştıkları işyerlerinden ayrılmak zorunda kaldıkları, muayehanelerini kapatmak zorunda kaldıklarını bu nedenle uğradıkları zararlara dair hukuki haklarını saklı tuttuklarını belirtmeleri ve bir örneğini kendilerinde saklamaları,

b)   Kendilerine bir tebliğ işlemi yapılmaksızın Sağlık Bakanlığı’nın 16.7.2010 tarihli duyurusu ve 8 Mart 2011 tarih ve 10538 sayılı Genelgesi nedeniyle işlerinden ayrılmak-muayehanelerini kapatmak zorunda kaldıklarını belirtir bir dilekçeyi, çalıştıkları kuruma veya il sağlık müdürlüklerine vermeleri, evrak kayıt numarası ile tarihini almaları, dilekçelerine bu nedenle uğradıkları zararlar için her türlü hukuksal haklarını saklı tuttuklarını belirtmeleri önerilmektedir.

Sağlık Bakanlığı'nın kamu kurumları dışında çalışmayı yasaklamasına dair  işlemleri nedeniyle işyerlerinden ayrılmak, muayehanelerini kapatmak zorunda kalan hekimler, bireysel uygulama işlemlerinin iptali için idare mahkemelerinde dava açabilir. Bunun için Türk Tabipleri Birliği Hukuk Bürosu tarafından örnek dava dilekçesi hazırlanmıştır. Bu konuda iptal davası açmak isteyen hekimlere bu dava dilekçeleri gönderilecektir.

Bu arada, kamu dışındaki işlerinde çalışmaya devam eden hekimler yönünden nasıl bir yaptırım uygulanabileceği de sorulmaktadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinde memurlarına verilecek disiplin cezaları düzenlenmiştir. Özel olarak hekimlerin kamu kurumlarındaki mesailerinin bitiminde kamu kurumları dışında hekimlik yapmaları disiplin cezası verilecek fiiller arasında sayılmamıştır. Devlet memurluğundan çıkarma cezası verilecek fiiller arasında da değerlendirilmesi hukuken mümkün değildir. Ancak uyarma, kınama, aylıktan kesme veya  kademe ilerlemesi cezası verilecek fiillerden birinin kapsamına dahil edilip ceza verilmesi söz konusu olabilir. Verilecek bu cezalara karşı da yargı yolu açık bulunmaktadır.

genelge 1. sayfa
genelge 2.sayfa


Alıntı : Türk Tabipleri Birliği

Aİle Hekimliğinde Yönetmelik Değişti

 Yapılan değişikliklerle aile hekimleri ve aile sağ. elemanlarına nöbet uygulaması yasal hale getirmiştir.Ayrıca aile hekimi yerine yapılan görevlendirmelerde,  geçici görev ile giden doktorlara da aile hekimi denmiştir.Yani pratisyen hekim diye bir sıfat fiilen kalmamıştır.Aile helimliği yerleştirmeleri 2011 sonuna kadar 3 ayda 1 yapılacaktır.ATT'ler de aile sağlığı elemanı olabilecektir.Ayrıca ileride gerekirse ASM'lere entegre hizmet sunumu zorunlu hale getirilebilecektir.Yine mobil hizmetlerinde sıklığı haftada 1 olarak düzenlenmiştir.AİLE HEKİMLİĞİNDE  GERÇEKLER  SU YÜZÜNE ÇIKMAKTADIR.KADRO GÜVENCESİ SONA EREN ÇALIŞANLARA  ÜCRET VERİLMEKSİZİN EK  GÖREVLER VERİLMEKTEDİR....




Sağlık Bakanlığından:
AİLE HEKİMLİĞİ UYGULAMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK

MADDE 1 –25/5/2010 tarihli ve 27591 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinin 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“MADDE 3 –(1) Bu Yönetmelikte geçen;

a) Aile hekimi: Kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini, yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmaksızın, her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir mekânda vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Bakanlığın öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabipleri,

b) Aile hekimliği birimi: Bir aile hekimi ve en az bir aile sağlığı elemanından oluşan yapıyı,

c) Aile sağlığı elemanı: Aile hekimi ile birlikte hizmet veren, sözleşmeli olarak çalıştırılan veya Bakanlıkça görevlendirilen hemşire, ebe, sağlık memuru (toplum sağlığı) ve acil tıp teknisyenini,

ç) Aile sağlığı merkezi: Bir veya daha fazla aile hekimi ile aile sağlığı elemanlarınca aile hekimliği hizmetinin verildiği sağlık kuruluşunu,

d) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,

e) Entegre sağlık hizmeti: Bakanlıkça belirlenecek yerlerde, bünyesinde koruyucu sağlık hizmetleri, acil sağlık hizmetleri, muayene, tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri, doğum, ana çocuk sağlığı hizmetleri, ayakta ve yatarak tıbbî ve cerrahî müdahale ile çevre sağlığı, adlî tabiplik ve ağız diş sağlığı hizmetleri gibi hizmetlerin de verildiği, birinci basamak sağlık hizmetlerini yoğunlukla yürütmek üzere tasarlanmış sağlık hizmetini,

f) Geçici aile hekimi: Aile hekiminin yıllık izin, hastalık izni ve benzeri nedenlerle görev başında bulunamadığı sürede yerine bakan veya boş aile hekimliği pozisyonuna yerleştirme yapılıncaya kadar bu pozisyona görevlendirilen aile hekimini,

g) Geçici aile sağlığı elemanı: Aile sağlığı elemanının yıllık izin, hastalık izni ve benzeri nedenlerle görev başında bulunamadığı sürede yerine bakan veya boş aile sağlığı elemanı pozisyonuna yerleştirme yapılıncaya kadar bu pozisyona görevlendirilen aile sağlığı elemanını,

ğ) Gezici sağlık hizmeti: Aile hekimi ve/veya aile sağlığı elemanının, müdürlükçe tespit edilen uzak mahalle, belde, köy, mezra gibi yerleşim birimlerine Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara göre giderek mahallinde vereceği sağlık hizmetini,

h) Hizmet bölgesi, hizmet grubu ve hizmet puanı: 8/6/2004 tarihli ve 25486 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliğinin ilgili maddelerinde açıklanan bölge, grup ve puanlarını,

ı) Kanun: 24/11/2004 tarihli ve 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanunu,

i) Müdürlük: İl sağlık müdürlüğünü,

j) Toplum sağlığı merkezi: Bölgesinde yaşayan toplumun sağlığını geliştirmeyi ve korumayı ön plana alarak sağlıkla ilgili risk ve sorunları belirleyen, bu sorunları gidermek için planlama yapan ve bu planları uygulayan, uygulatan; birinci basamak koruyucu, iyileştirici ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini müdürlüğün sevk ve idaresinde organize eden, bu hizmetlerin verimli şekilde sunulmasını izleyen, değerlendiren ve destekleyen, bölgesinde bulunan sağlık kuruluşları ile diğer kurum ve kuruluşlar arasındaki koordinasyonu sağlayan sağlık kuruluşunu,

k) Yerinde sağlık hizmeti: Aile hekimi ve/veya aile sağlığı elemanının, müdürlükçe tespit edilen cezaevi, çocuk ıslahevi, huzurevi, korunmaya muhtaç çocukların barındığı çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtları gibi toplu yaşam alanlarına Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara göre giderek yerinde vereceği sağlık hizmetini,
ifade eder.”

MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesindeki “üç” ibaresi “iki” şeklinde, üçüncü cümlesi ise aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Her bir yerleşim birimine haftada en az bir kez gezici sağlık hizmeti verilir.”

MADDE 3 –Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin beşinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki altıncı fıkra eklenmiştir.
“Yerinde otopsi hizmetleri, mesai saatleri içinde toplum sağlığı merkezi hekimlerince, mesai saatleri dışında öncelikle toplum sağlığı merkezi hekimleri olmak üzere aile hekimleri ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarındaki hekimlerin de dahil edilebileceği icap nöbeti şeklinde sunulur.”
“(6) İhtiyaç olması halinde beşinci fıkrada aile hekimleri için öngörülen çalışma şekil ve koşulları aile sağlığı elemanları için de uygulanır. Entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde tutulan nöbetler için aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına nöbet ücreti ödenmez veya nöbet izni verilmez. Bu çalışmaların karşılığı olarak farklı katsayı ile kayıtlı kişi sayısı ödemesi yapılabilir.”

MADDE 4 – Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (ad) bendi “Jeneratör veya kesintisiz güç kaynağı,” olarak değiştirilmiştir.

MADDE 5 – Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesine aşağıdaki yedinci fıkra eklenmiştir.
“(7) Aile sağlığı merkezlerine Bakanlıkça belirlenen kıstaslar çerçevesinde isim verilir.”

MADDE 6 –Aynı Yönetmeliğin ekinde yer alan Ek-1 Aile Hekimliği Uygulamasında Atama ve Nakillerle İlgili Usul ve Esasların 3 üncü maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarında yer alan “hemşire” ibarelerinden sonra gelmek üzere “, acil tıp teknisyeni” ibaresi eklenmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrasının (a) bendinin ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 7 –Aynı Yönetmeliğin ekinde yer alan Ek-3 Aile Sağlığı Merkezi Gideri Olarak Yapılacak Katkıların Tespitinde Kullanılmak Üzere Aile Hekimliği Birimi Gruplandırması ekteki şekilde değiştirilmiştir.

MADDE 8 –Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

“Yerleştirme süreleri
GEÇİCİ MADDE 3 –(1) 14/12/2011 tarihine kadar yapılacak olan aile hekimliği yerleştirme işlemlerinde, Yönetmeliğin ekinde yer alan Ek-1 Aile Hekimliği Uygulamasında Atama ve Nakillerle İlgili Usul ve Esasların 2 nci maddesinin dördüncü fıkrasının ilk cümlesindeki bir aylık süre üç ay olarak uygulanır.”

MADDE 9 –Bu Yönetmelik 1/4/2011 tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 10 –Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.