27 Mayıs 2011 Cuma

12 Haziran : Yüzyıllık Fırsat

EN SONUNDA  GERÇEKLERİ GÖRÜYORUZ ARTIK. İKTİDARIN ARKASINDA OKYANUS ÖTESİ GÜÇLERİN OLDUĞUNU SÖYLEYENLERE  , HEP ''İDEOLOJİK DÜŞÜNCELER BUNLAR'' DAMGASI VURULDU.EN SONUNDA BUGÜN ZAMAN GAZETESİ  YAZARLARINDAN  HÜSEYİN GÜLERCE BUNU ADETA İTİRAF  ETTİ.BİLİNDİĞİ GİBİ  ZAMAN GAZETESİ  Fethullah Gülen'e YAKINILIĞI  İLE BİLİNEN  BİR GAZETE..

LÜTFEN  VURGULANAN SONDAN 2. PRAGRAFI  DİKKATLE  OKUYUN..ARDINDAN DÜŞÜNÜN...
Dün İstanbul'da patlayan bomba, seçim öncesinde, kanlı ve karanlık ellerin nasıl insafsızca devrede olduğunu bir daha gösterdi.

Bu kanlı saldırı, önümüzdeki 16 gün içinde, daha hangi badirelerin içine sokulabileceğimiz konusunda bütün bir toplumu, yöneticileri, sorumluları uyarıyor. Neden bu seçim öncesinde, terör örgütleri, vesayetin taşeron yapıları olanca pervasızlıkları ile özellikle Güneydoğu'da, seçmene gözdağı verme peşinde koşuyor? Sandığa giden yola neden mayınlar döşeniyor? Çünkü Cumhuriyet tarihinde hiçbir seçim, vesayetçileri, böylesine tedirgin etmemiş, böylesine panikletmemiştir.

12 Haziran, daha önceki hiçbir seçimle kıyaslanamaz. Dikkat ediniz, ilk defa bu seçim, "asrın davası" olarak nitelenen bir yargılama süreci devam ederken yapılıyor. İlk defa, "silahlı örgüt kurup Parlamento'yu, hükümeti yok etmeye teşebbüs" iddiasıyla bir yargılama sürerken seçime gidiyoruz.

Yine bu seçim, Ergenekon davasını sulandırıp bulandırma gayretlerine, belli medyanın ve CHP ile MHP'nin, Ergenekon sanıklarına sahip çıkma kampanyalarına aldırış etmeyen halkın, demokratikleşme için yüzde 58'le "evet" dediği bir referandumun ardından yapılıyor. Ortada, yüz yıldır görülmeyen bir sivilleşme iradesi, bir demokratikleşme cesareti ve kararlılığı var. Bu ülkede yüz yıldan beri hesap sorulmayan İttihat Terakki zihniyeti ile ilk defa yüzleşiliyor. Yine ilk defa medyada, iş dünyasında, barolarda, sendikalarda, sivil-asker bürokrasisinde, yüksek yargıda, bu yüzleşmeyi memleketin selameti, demokrasinin geleceği için isteyen bir duruş var. Vesayetçiler artık, saydığım alanlarda tek başlarına ve hâkim vaziyette değiller.

12 Haziran onları çok endişelendiriyor. Vesayetin partilerine, Ergenekon sanıklarını aday yaptırdılar. Hedefleri aslında bir parti olarak AK Parti değil. Onlar, Ergenekon ve Balyoz davalarının ardında bir siyasi irade bulunmasından ve halkın bu iradeye destek vermesinden rahatsızlar. Ne yapıp edip bu iradeyi, bu şuurlu cesur duruşu sarsmak istiyorlar. 12 Haziran sonrası en büyük sıkıntıları, sivil bir anayasa yapılmasıdır. Yeni dönemi kaos, siyasi çalkantılar, terör belası ile karıştırmak istiyorlar. Demokrasinin, sivil anayasa düzlüğüne çıkmasını engellemeye çalışıyorlar.

12 Haziran'da, millet olarak, altın bir fırsat yakaladık. Halk, referandumdaki "evet" mührüyle, demokrasilerde son sözü kendisinin söylediğini gördü. Şimdi daha bir kararlılıkla demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, herkesin hesap vermesi için o mührü daha bir aşkla, heyecanla basmalıyız.

Bu seçim, partilerin değil, demokratikleşmenin seçimidir. Demokratikleşme, bugün yüz yıllık vesayet kâbusundan uyanma adına tek çıkış yoludur. Bu milletin geleceği adına sancı çekenler, diriliş adına yollara düşenler, geldiğimiz tarihî kavşağın farkındalar. Sarp yokuşları aştık, mana köklerimize dönerek kendi değerlerimizle ayağa kalktık. Evrensel değerlerde buluşma adına dünyaları kucakladık. Son düzlüğe yaklaştık. Şimdi kuvvetli bir omuza, bir seferberlik heyecanına ihtiyacımız var. Bu yüzden partililerden daha fazla çalışan milyonlar var. "Siz de siyasallaştınız" eleştirisine aldırmadan, kimseyle de tartışmaya girmeden, kimseyi incitmeden, "din ve vicdan özgürlüğü, fikir ve ifade hürriyeti, herkes için demokrasi" deyip koşturuyorlar. "Bir daha millete komplo kurulmasına fırsat vermeyelim, millet evlatlarının önünün kesilmesini isteyen gulyabanileri bağlarımızdan, bahçelerimizden defedelim" diyorlar... 

Bundan 51 yıl önce, vesayetin koruyucuları, halkın seçtiklerini alaşağı ettiler. Halka karşı öfkeli, halkın değerlerine karşı tahammülsüzdüler. 27 Mayıs 1960 darbesini yapanlar, halkın seçtiği, sevip saydığı Başbakan'ı ve iki bakanı idam sehpalarında sallandırdılar. Vesayet masum bir kelime ama vesayetçiler hep masumların canlarına kastettiler. 12 Haziran'da 27 Mayıs'ı da unutmayın...


Alıntı: Zaman / Hüseyin GÜLERCE

26 Mayıs 2011 Perşembe

Bronzlaşmak için ne yapmalı?

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı'nda görevli Doç. Dr. Mualla Polat, beyaz tenli kişilerin güneşten korunması için daha yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanması gerektiğini söyledi.

Polat, "Normal hava koşullarında bile güneşten korunmak için 'gün perdesi' dediğimiz güneş koruyucularının kullanılması gerekiyor. Öğlen güneş ışınları dik geldiği için ciltte daha çok hasar bırakabiliyor. Bu saatlerde olabildiğince güneşten korunmalı. Dışarıya çıkarken şapka, gözlük ve güneş kremi kullanılmalı. Özellikle beyaz tenliler daha yüksek koruyucularla kendilerini güneş ışınlarından korumalı. Öğle saatinden akşama kadar güneşlenmek gibi yanlış bir düşünceye kapılmamalı. Güneşlenmek için sabah 10.30'a kadar ve öğleden sonra da 15.30'dan sonrası tercih edilmeli" dedi. 

Açık saç ve açık göz rengine sahip olan kişilerin güneşten kaçınmak zorunda olduklarını dile getiren Polat şu uyarılarda bulundu: 

GÜNEŞ, BEYAZ TENLİLER İÇİN BÜYÜK RİSK 

"Beyaz tenlilerde uzun süreli güneş kızarıklık, ağrı ve daha ileri boyutta su toplamaları oluşturabilir. Güneş yanıkları kişinin cildinde kalıcı hasar da bırakabilir. Biriken güneş hasarı sonrasında bir takım deri kanserlerinin oluşmasında risk oluşturur. Bu risk beyaz tenlilerde, her güneşe çıktığında kızaran, yanan insanlarda daha da büyük tehlike arz ediyor. 'Denize girip yüzüyorum, suyun altındayım güneşten zarar görmem' düşüncesi de son derece yanlış. Güneş ışınlarının deniz seviyesinden 2 metre aşağıya kadar inebildiğini biliyoruz. Dipte yüzmüyorsa, yüzerken bile güneş koruyucusu olması lazım. Beyaz tenlilerin önlem olarak tişört giyerek yüzmeleri bile yeterli değil. Islak kumaşın güneş ışınlarını geçirdiği biliniyor. Sudan çıkar çıkmaz kuru tişörtün giyilerek gölgede kalınması, açıkta kalan vücut alanlarına gün perdeleri sürmeleri lazım.

DİŞ MACUNU VE YOĞURT YANLIŞ

Zaman zaman yanıklara yoğurt sürülüyor. Yoğurdun sadece soğuk etkisi var. Öyle bir durumda kişinin serin ve gölgeli bir yere geçmesi lazım. Cildi çok yanan bir kişiye derinin yenilenmesini sağlayan kremlerin verilmesi doğru olur. Ayrıca yanıklarda diş macunu kullanılıyor. Bu büyük bir yanlıştır. Mentolün yara iyileşmesine bir etkisi yoktur. Yanma etkisini sonlandırmaz, hastayı da doğru tedavi almaktan alıkoyan bir durumdur."

KOLA VE HAVUÇ YAĞI KANSER YAPAR

Bronzlaşmak için cilde sürülen kola ve havuç yağı kansere zemin oluşturabilir. Bronzlaşma, melanin dediğimiz deriye rengini veren maddedeki artıştır. Melanin güneş ışınlarından derimizi korur. Ama bunun 'İlk gün yanayım, diğer gün nasıl olsa koyulaşayım' düşüncesi ile olmaması gerek. Akut yanmalar sonrasında deri kanseri oluşabilir. 

SOLARYUM DA TEHLİKELİ

Solaryum da doğru değil. Solaryuma giren bir kişi hangi dalga boyunda güneş ışığı aldığını bilmiyor. Bu da birçok riski ortaya çıkartıyor. Solaryum hem yüksek dozda, hem de uygunsuz zamanlarda güneşlenmek anlamına geliyor."

Alıntı:ntvmsnbc.com

Sağlık Bakanlığı Atama ve Tayin Yönetmeliği Değişti...

21 Mayıs 2011 CUMARTESİ
 
Resmî Gazete
 
Sayı : 27940
 
YÖNETMELİK
 
Sağlık Bakanlığından:
 
SAĞLIK BAKANLIĞI ATAMA VE NAKİL YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK
 
            MADDE 1 –8/6/2004 tarihli ve 25486 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (m) bendinde yer alan “Stratejik personel:” ibaresinden sonra gelen “Bakanlık tarafından istihdamında güçlük çekilen” ibaresi yürürlükten kaldırılmış ve aynı bentte yer alan “personelini” ibaresi “personeli” olarak değiştirilmiştir.
 
            MADDE 2 –Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi “Personelin herhangi bir suretle görevde olmaması, nüfus hareketleri gibi nedenlerle personele ihtiyaç duyulması halinde Bakanlıkça A hizmet grubuna dahil illerden A, B, C ve D hizmet grubu illere, B  hizmet grubuna dahil illerden B, C ve D hizmet grubu illere, Valiliklerce de il içinde personel doluluk oranı yüksek olan birimden düşük olan birime geçici görevlendirme yapılabilir.” olarak değiştirilmiş ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
 
             “4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğrenim Kanununun 38 inci maddesi gereği Bakanlıkta görevlendirilenlerin eşleri, talepleri halinde görevlendirme süresi ile sınırlı olmak kaydıyla eşlerinin bulunduğu yere hizmet bölgesi ve hizmet grubuna bakılmaksızın geçici olarak görevlendirilebilir.”
 
            MADDE 3 –Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesine “stratejik personel” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile diş tabipleri” ibaresi eklenmiş; üçüncü fıkrasında yer alan “Hastane Müdürü, Hastane Müdür Yardımcısı ve Şef” ibareleri yürürlükten kaldırılmış ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
 
             “Stratejik personelin başka kurumda çalışmakta olan eşlerinin; teşkilat veya kadro bulunmaması veya başka bir yerde istihdamının mümkün olmaması gibi nedenlerle kurumlarınca ataması yapılamayanların, kurumlar arası naklen atamalarında dönem ve kura şartı aranmaz.”
 
            MADDE 4 –Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesinin dördüncü fıkrasının dördüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
 
“Aksi halde Bakanlıkça; eski görev yerine veya eski görev yerleri esas alınarak 26 ncı maddenin birinci fıkrasındaki kurallara göre atanırlar. Eski görev yeri bulunmayanlar ise görev yaptıkları yer esas alınarak 26 ncı maddenin birinci fıkrasındaki kurallara göre atanırlar.”
 
            MADDE 5 –Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin üçüncü  fıkrasının ikinci  cümlesinde yer alan “kapsam dışı uzman tabipler,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkranın altıncı cümlesindeki “dönem tayininde” ibaresi “kurum içi naklen atama döneminde” olarak değiştirilmiş, aynı maddeye dördüncü fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve aynı maddenin sekizinci fıkrasının birinci cümlesindeki “uzman tabip” ibaresinden sonra gelen “, tabip, diş tabibi ve eczacıların” ibaresi “ve tabiplerin”  olarak değiştirilmiştir.
 
             “Aynı unvanda olup eşlerden herhangi birinin, eş durumu nedeniyle tayin talebinde bulunduğu ilin kendisi için C veya D hizmet grubu il olması halinde kıdem şartı aranmaz.”
 
            MADDE 6 –Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci ve ikinci cümlesi “Eşi vefat eden personel ile herhangi bir nedenle görev yaptığı ilde kendisinin, eşinin veya bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının can güvenliğinin tehlikeye düştüğünü adli veya mülki idare makamlarınca verilen belgeyle belgelendirenler standardın uygun olması halinde, talebi doğrultusunda, eşinden boşanan personel ise C ve D hizmet grubu illerinden birine, bu Yönetmeliğin puan, süre ve dönem tayini ile ilgili hükümlerine bağlı kalmaksızın atanabilir.” olarak; altıncı fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlesi “Bulunduğu ile atama gerekçesi sona eren personel, 5 ve 6 ncı hizmet bölgesinde veya D ve C hizmet grubunda çalışmaktaysa talebi halinde yerinde bırakılır. Aksi halde Bakanlıkça; eski görev yerine veya eski görev yerleri esas alınarak 26 ncı maddenin birinci fıkrasındaki kurallara göre atanırlar. Eski görev yeri bulunmayanlar ise görev yaptıkları yer esas alınarak 26 ncı maddenin birinci fıkrasındaki kurallara göre atanırlar. Ayrıca, Devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlamadan atama gerekçesi sona eren Devlet hizmeti yükümlüleri, tercihleri alınarak ilk Devlet hizmeti yükümlülüğü kurasıyla atanırlar.” olarak değiştirilmiş, yedinci fıkrasının (c) bendi  aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve onuncu fıkrasının birinci cümlesindeki “uzman tabip” ibaresinden sonra gelen “, tabip, diş tabibi ve eczacıların” ibaresi “ve tabiplerin” olarak değiştirilmiştir.
 
             “c) Sosyal güvenlik kurumları kapsamında veya sosyal güvenlik kurumları kapsamı dışında kalan ve özel kanunlarla düzenlenmiş bulunan diğer sandıklara tabi olarak çalışması  halinde en az dört yıl; müracaat tarihi itibari ile son bulunduğu yerde kesintisiz en az iki yıl prim ödediğini veya Bağ-Kur sigortalısı olanların Bağ-Kur borçlarını yapılandırdıklarını,”
 
            MADDE 7 –Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine “bu Yönetmeliğin puan,” ibaresinden sonra gelmek üzere “personel dağılım cetveli,” ibaresi eklenmiştir.
 
            MADDE 8 –Aynı Yönetmeliğin 30 uncu maddesinin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
 
             “Naklen atama talebinde bulunacak personel aynı anda sadece bir hukuki sebebe dayanarak talepte bulunabilir. Yapılan bir atama talebi sonuçlanmadan yeniden başka bir sebebe dayanarak başvuru yapılabilmesi için önceki talebin geri alınması şarttır.”
 
            MADDE 9 –Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki madde eklenmiştir.
 
            “EK MADDE 4 –Bu Yönetmeliğin 19, 20 ve 21 inci maddeleri gereği atananlara, atandığı yerde fiilen altı yıl çalışması halinde, bu Yönetmeliğin; 18 inci maddesinin dördüncü fıkrası ile 21 inci maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanmaz.”
 
            MADDE 10 –Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
 
            MADDE 11 –Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.
 
 
 PEKİ BU DEĞİŞİKLİKLER NE ANLAMA GELİYOR?


Yapılan değişiklikler, özellikle mazeret tayinleri konusunda önemli düzenlemeler içeriyor. Yönetmelikte yapılan değişikliğe göre, mazereti sona eren personelin alt hizmet bölgelerine tayin talep edebilme imkanı getirildi. Mazereti sona eren personelin, eski görev yerine göre alt hizmet bölgesine, eski görev yeri bulunmayanların ise görev yaptıkları yer esas alınarak alt hizmet bölgesine tayin isteyebilmesi imkanı tanındı.
 
Mazeret tayini gerçekleştiren ve tayin olduğu ilde 6 yıl çalışmış olan personele, mazeretin sona ermesi durumunda tayin isteme zorunluluğu kaldırıldı.
 
Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliğinde yapılan değişiklikler şöyle:
 
Madde 1 - Stratejik personelin tanımından "Bakanlık tarafından istihdamında güçlük çekilen" ibaresi yürürlükten kaldırıldığından stratejik personel kavramı genişletilmiş ve tüm uzman tabip ve tabipler stratejik personel kapsamına alınmış.
 
Madde 2 - Yönetmeliğin 11. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yapılan değişiklik ile personele ihtiyaç duyulması halinde A ve B hizmet grubuna dahil illerden C ve D hizmet grubuna dahil illere geçici görevlendirme yapılabileceğine dair düzenlemede hizmet grubu illerin kapsamı genişletilmiştir. Böylece A hizmet grubu ilden A, B, C ve D hizmet grubu illere, B hizmet grubu ilden ise B, C ve D hizmet grubu ilere görevlendirme yapılabileceği düzenlenmiştir.
 
Ayrıca aynı maddenin sonuna eklenen fıkra ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38. maddesi gereği Sağlık Bakanlığı'na görevlendirilenlerin eşleri de bunların yanına hizmet bölgesi ya da grubuna bakılmaksızın görevlendirilebilecektir. Bu düzenleme Yönetmeliğe yeni eklenmiştir.
 
Madde 3 - Yönetmeliğin 17. maddesinde yapılan değişiklik ile "diş tabipleri" de stratejik personel gibi dönem ve kura şartına bağlı olmaksızın kurumlar arası naklen atanacaklar kapsamına alınmıştır.
 
Daha önceden kura şartı aranmadan atamaları yapılacakların kapsamında yer alan "Hastane Müdürü, Hastane Müdür Yardımcısı ve Şefler" bu kapsamdan çıkarılmıştır.
 
Maddesinin sonuna eklenen fıkra ile stratejik personelin başka kurumda çalışmakta olan eşlerinin; teşkilat veya kadro bulunmaması veya başka bir yerde istihdamının mümkün olmaması gibi nedenlerle kurumlarınca ataması yapılamayanların, kurumlar arası naklen atamalarında dönem ve kura şartı aranmayacağına dair imkan getirilmiştir.
 
Madde 4 - Yönetmeliğin 18. maddesinde yapılan değişiklikten önce mazeret tayini ile atanmış personelin mazereti sona erdiğinde görev yaptığı il 5 ve 6. hizmet bölgesinde ya da C ve D hizmet grubunda değilse C veya D hizmet grubu illerinden birine tercihleri doğrultusunda, eğer ki tercihte bulunmuyorsa resen gönderiliyordu. Mazereti sona eren personelin Yönetmeliğin 26. maddesine göre alt bölgeye tayin talepleri reddediliyordu.
 
Yeni düzenleme ile mazereti sona eren personelin alt hizmet bölgelerine tayin talep edebilme imkanı getirildi. Şöyle ki mazereti sona eren personel eski görev yerine veya eski görev yeri esas alınarak 26. maddeye göre alt hizmet bölgesine tayin talebinde bulunabilecektir. Eski görev yeri bulunmayanlar ise görev yaptıkları yer esas alınarak alt hizmet bölgesine tayin talebinde bulunabilecektir.
 
Madde 5 - Yönetmeliğin 20. maddesine eklenen yeni madde ile aynı unvanda olan eşlerin eş durumu tayin taleplerinde C veya D hizmet grubuna tayin istemesi durumunda kıdem şartı aranmayacağı düzenleme altına alınmıştır. Oysaki eski düzenlemede kıdem şartı ön koşul olduğundan aynı unvanlı eşler sıkıntı yaşamakta idi.
 
Yine aynı maddede yapılan değişiklik ile diş tabipleri ve eczacılar ulaşım koşulları ve yol mesafesi göz önünde bulundurularak aile birliği korunacak şekilde Bakanlıkça ilan edilen boş yerler arasından yaptıkları tercihler doğrultusunda görev yerleri kura ile belirlenecek personel kapsamından çıkarılmıştır.
 
Madde 6 - Yönetmeliğin 21. maddesinde yapılan değişiklik ile eşi vefat eden veya can güvenliği tehlikede olan personelin tayin talebi standardın uygun olması şartına bağlanmıştır. Oysaki madde metninin değişlikten önceki halinde böyle bir şart yoktu.
 
Mazereti sona eren personelin, eski görev yerine göre alt hizmet bölgesine, eski görev yeri bulunmayanların ise görev yaptıkları yer esas alınarak alt hizmet bölgesine tayin isteyebilmesi imkanı bu maddeye de eklenmiştir.
 
Ayrıca; bu Yönetmeliğin olağanüstü durumlarda yer değişikliğini düzenleyen 21. maddesine göre atananlardan çalıştığı yerde 1 yılı doldurmadan atananların mazeretinin sona ermesi halinde eski görev yerine iade edileceğine dair hükümde yürürlükten kaldırıldı.
 
Devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlamadan atama gerekçesi sona eren Devlet hizmeti yükümlülerinin, tercihleri alınarak ilk Devlet hizmeti yükümlülüğü kurasıyla atanacakları ilk defa Yönetmelik kapsamına alınmıştır.
 
Diş tabibi ve eczacılar görev yerleri, Bakanlıkça ilan edilen boş yerlerden yaptıkları tercihler doğrultusunda kura ile belirlenenler kapsamından çıkarılmıştır.
 
Eşi Bağ-Kur sigortalısı olup da borcu olanların, eş durumu tayinlerinde yaşadıkları sıkıntıları önlemek adına Bağ-Kur borçlarını yapılandırmaları halinde tayin imkanı getirilmiştir.
 
Madde 7 - Yönetmeliğin 25. maddesinde yapılan değişiklik ile il müdürü, müdür ve başhekim atamalarında ve görevlendirmelerinde personel dağılım cetveline bakılma şartı kaldırılmıştır. Böylece PDC'ye bakılmaksızın yönetici atanabilecektir.
 
Madde 8 - Yönetmeliğin 30. maddesinde yapılan değişiklik ile naklen atamalarda sadece bir hukuki sebebe dayanarak tayin talebinde bulunulabileceği ve yapılan atama talebi sonuçlanmadan başka bir sebebe dayanarak başvuru yapılamayacağı şartı getirilmiştir. Böylece artık, aynı dönemde hem dönem tayini hem de mazeret nedeniyle tayin talebinde bulunulamayacak.
 
Madde 9 - Yönetmeliğe yeni bir ek madde eklenmiştir. Bu madde ile önceden sağlık mazereti ya da eş durumu ile atanan personel mazereti sona erdiğinde, tayin istemek zorundayken, artık atandığı ilde 6 yıl çalışmışsa eğer, mazereti sona erse dahi tayin istemek zorunda değildir.
 
Alıntı:medimagazin.com

24 Mayıs 2011 Salı

Çok eşlilik yasal olsun..

 İŞTE  İKTİDARDAKİ ZİHNİYET.BAŞBAKANIMIZDA YILLARDIR UYGULANAN VE  MİLYONLARCA LİRA HARCANAN  DOĞUM KONTROL  PROGRAMI İLE İLGİLİ  , 17 MAYIS'TAKİ SİNCAN MİTİNGİ'NDE ŞUNLARI SÖYLEMİŞTİ:

 "Bu milleti doğum kontrolü ile dünya sahnesinde yaşlı bir nüfusa sahip olmak için telkinler yaptılar...Yıllarca bu ülkede doğum kontrolünü teşvik ettiler. CHP şimdi aynı şeyi yapıyor. Çünkü bunların tarihi böyle. CHP zihniyeti budur. Batı şu anda çöküyor. Hep nüfus yaşlandığı için. Eğer şu andaki artış hızıyla gidersek 2038'de biz de yaşlı nüfuslar arasına gireceğiz. Sakın bu oyuna gelmeyin en az üç çocuk. Biz devlet olarak tüm tedbirleri aldık alıyoruz."

DAHA  AÇ HALK , DAHA ÇOK CAHİLLİK VE DAHA KOLAY  YÖNETİM..1 PAKET PİRİNCE DEĞİL ARTIK 1  PAKET MENDİLE OY VERİLİR BU ÜLKEDE..BİRŞEYE  İNANMAK İÇİNDE ÖYLE İSPATA FİLAN DA GEREK OLMAZ .ÇÜNKÜ DÜŞÜNEN BİR HALKTA OLMAZ ARTIK..BÖYLE BİR  TOPLUMU İSTEDİKLERİNE EMİNİM..

MERAK EDİYORUM CARİ AÇIK ARTARKEN , İŞSİZLİK ARTARKEN , ENFLASYON SEPETİNİN İÇERİĞİ DEĞİŞTİRİLİP ENFLASYON DÜŞÜK GÖSTERİLİRKEN  ; BU FİKİRLER   TÜRKİYE'Yİ NEREYE ÇIKARABİLİR?

HELE DEMOKRASİ GELDİ DENEN BİR ORTAMDA HALA  MÜZİK TOPLULUKALRININ ÜYELERİ GÖZALTINA VE HAPİSLERE ATILIRKEN , HANGİ DEMOKRASİ BİZE GELMİŞ Kİ?

İNSANLARIN TELEFONLARI DİNLENİRKEN , EVLERİ İZLENİRKEN HANGİ DEMOKRASİ?

BENCE ONLAR OLİGARŞİ VE ARDINDAN TEOKRASİ DİYEMEDİKLERİ İÇİN DEMOKRASİ DİYORLAR...


Fatih ve Eyüp Belediyelerinin danışmanı Davranış Bilimleri Uzmanı Sibel Üresin, çok eşlilik konusunda çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Çok eşliliğin dinde yer aldığını savunan danışman Üresin, bunun yasal olmasını istedi. 

Üresin, çok eşin kızların evde kalma sorunlarını ortadan kaldıracağını öne sürdü.

Habertürk gazetesine konuşan Sibel Üresin, kısaca şunları söyledi:

“Erkek, bir başkasıyla imam nikahı yapacağı zaman karısından izin almak zorunda değil. Ancak 2., 3. ve 4. eşler suistimal ediliyor. ‘Boş ol’ denince kadın ortada kalıyor. Bu nedenle çok eşlilik yasallaşmalı. Yasanın çıkması demek, erkeğin malvarlığına ortak gelmesi demek. Çok eşlilik dinimizde var. Herkes yapamaz ama yapana ‘Niye yaptın?’ diyemezsiniz, şirke girer. Kuran’da var. 

'ERKEK OLSAM, ÇOK EŞLİ OLURDUM'

Zengin, kariyerli, parası olan ve cinsel gücü fazla olan erkek çok eşliliği seçebiliyor. Hiçbir kadın fakir bir adamın ikinci karısı olmaz. Erkek daha cilveli, daha çok gülen, cinsel anlamda kendisini mutlu eden kadına koşuyor. Erkek olsam, çok eşli olurdum.
Çok eşlilikte asıl ağır fatura erkeğe çıkıyor. Madden ve manen zarara uğruyor. Açıkça çok eşli olduğunu itiraf edenleri alkışlıyor ve kutluyorum. 

'KIZLAR EVDE KALMAYACAK'

Çok eşlilik toplumdaki çarpık ilişkileri ve kızların evde kalma sorunlarını ortadan kalkması noktasında da ciddi rol oynayacaktır.
Dayak ve aldatma bana göre boşanma sebebi değil. Türkiye’deki kadınların yüzde 80’i dilinden dayak yiyor. Yatak odasında mutlu olmayan kadın, her durumda problemlidir.
Muhafazakar kesimde kadın evde daha süslü, daha şık. Aileden mutluluğun sağlanmasının bazı şartları var. Kadın kocasına itaat etmeli. Erkek de karısına Allah’ın emaneti olarak davranmalı.” 

Alıntı: ntvmsnbc.com

20 Mayıs 2011 Cuma

Halkı bilgilendirirsen cezayı alırsın

Kocaeli Büyükşehir ve Dilovası Belediye başkanları, sanayi kuruluşlarının yoğun olduğu Dilovası’nda yaptığı son araştırmada ilçede yaşayan annelerin sütü ile bebeklerin dışkısında ağır metaller tespit edildiğini kamuoyuna duyuran Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu hakkında ‘halkı korku ve paniğe sevk ettiği’ gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.
Şikayeti yerinde bulan savcılık Hamzaoğlu hakkında hazırladığı dosyayı, söz konusu fiilin niteliğinin incelenmesi için rektörlüğe gönderirken, sivil toplum kuruluşları imza kampanyası başlatarak Hamzaoğlu’na sahip çıktı. Şu ana kadar 5 binden fazla imza toplandı.
Prof. Hamzaoğlu, ağır sanayi kuruluşlarının merkezi olan Dilovası’nda 2005’te TBMM Araştırma Komisyonu’nun isteği üzerine bir çalışma yaptı. Bu çalışmaya dayanarak 2006’da rapor hazırlayan komisyon, “Kanserden ölümler ortalamanın 3 kat üstünde, bölgede kapasite artışı durmalı” dedi. Ancak yıllar geçti kapasiteler daha da arttı. Bunun üzerine Hamzaoğlu 2011 başında “Annelerin sütünde ve bebeklerin dışkısında arsenik, cıva gibi metallere rastlandığı” bilgisi içeren son raporunu basınla paylaştı. Ne olduysa bundan sonra oldu.
Başkanlardan suç duyurusu
Kocaeli Büyükşehir ve Dilovası Belediye başkanları ise araştırma sonuçlarının açıklamasının ardından Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak Hamzaoğlu hakkında ‘halkı korku ve paniğe sevk ettiği’ gerekçesiyle şikayette bulundu. Şikayeti yerinde bulan savcılık inceleme başlattı. Hamzaoğlu kendi isteğiyle savcılığa giderek çalışması hakkında bilgi verdi. Savcı, tamamladığı dosyayı söz konusu fiilin incelenmesi için rektörlüğe gönderdi. Rektörlük de 25 Mart 2011’de Hamzaoğlu hakkında ceza soruşturması açtı. Rektörlüğün ceza soruşturmasında görevsizlik kararı vererek dosyayı savcılığa tekrar göndermesi halinde Hamzaoğlu hakkında TCK’nın 213. maddesi uyarınca 2 yıldan 4 yıla kadar hapis istemiyle ceza davası açılabilecek.
Bu arada Kanserle Savaş Daire Başkanlığı da YÖK’e yazı yazarak Hamzaoğlu’nun, yaptığı araştırmalarla kanserle igili halkı yanlış bilgilendirdiğini iddia etti. YÖK’ün söz konusu yazıyı üniversiteye göndermesi üzerine rektörlük ayrıca bir disiplin soruşturması daha başlattı. Hamzaoğlu ceza ve disiplin soruşturmaları ile ilgili yazılı ifade verdi.
“Ortaçağ durumundayız”
Bundan sonraki süreçte üniversitenin alacağı kararı beklediğini belirten Hamzaoğlu, “‘Disiplin ve ceza soruşturmasına yer yoktur’ diye karar çıkabilir. ‘Evet bu suçlar vardır, cezaları bunlardır’ diye bir karar çıkabilir ya da ‘bu dosyanın içeriği üniversite ve YÖK yönetmeliğinin üzerindedir’ denilerek dosya savcılığa iade edilebilir. Bütün bunlar şu andaki YÖK Disiplin Yönetmeliği’nin içindeki olasılıklar” dedi. Hamzaoğlu, hakkında suç duyurusunda bulunulmasıyla ilgili olarak da, “Bununla ilgili özel bir şey demeye değer bulmuyorum. Ortaçağ durumundayız çünkü” ifadesini kullandı.
Araştırmasını kamuoyuna açıkladıktan sonra Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun kendisine ‘şarlatan’ dediği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduğunu hatırlatan Hamzaoğlu, “Savcı şikayetimi uygun bulup mahkemeye sevk etti” diye konuştu.
Son araştırma
Hamzaoğlu araştırmasının sonuçlarını açıklarken, “Dilovası bölgesinde doğan bebeklerin kakalarında ağır metal çok yüksek. Annelerin de sütlerinde ağır metalin yüksek olduğunu izlemeye başladık. Dilovalılar cehennemde yaşıyorlar. Kandıra ile Dilovası arasında inanılmaz bir fark var. Dilovası ’ndaki anne ve bebekler cehennemin kurbanları. Vücutlarında kadmiyum, alüminyum gibi metaller var. Bunlar insan vücudunda doğal olarak bulunan metaller değildir” demişti.
Kanser üçe katladı
Hamzaoğlu, TBMM’nin isteği üzerine TÜBİTAK ve bazı bilim kuruluşlarıyla birlikte Dilovası’nda kirlilikle ilgili olarak “Endüstri Yoğun Bölgelerde Yaşayanlarda Ölüm Nedenleri: Dilovası Örneği” isimli bir çalışma yapmıştı. Araştırmaya göre; dünyada ve Türkiye’de 100 ölümden 13’ü kanser nedeniyle olurken, Dilovası’nda 100 ölümden 33’ünün sebebinin kanser olduğu belirtildi. 2005’te yapılan araştırmada, bölgede 10 yıl ve üzerinde yaşayanlarda ölme riskinin 10 yıldan daha az yaşayanlara göre 4,5 kat fazla olduğu hesaplanmıştı. Araştırma sonuçları 2006’da Meclis’e sunulan TBMM Dilovası Meclis Araştırma Raporu’nda da yer almıştı. Ancak bölgeye ilişkin somut adımlar atılmamıştı.
TCK Madde 213:
Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da mal varlığı bakımından alenen tehditte bulunan kişi 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Alıntı: milliyet

Açık lise sınavında açık açık kopya çektiler

Cevap anahtarının sınav gözetmeni öğretmenlerce açık açık verildiği ortaya çıkan Açık Öğretim Lisesi Sınavı’yla ilgili Milli Eğitim Bakanlığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı.

İstanbul, Ankara, Mardin, Ağrı, Batman, Şırnak, Bartın, Şanlıurfa, Siirt, Diyarbakır, Bitlis başta olmak üzere 42 ilde, 669 sınıf ve cezaevi salonunda kopya çekildiği saptandı. 

1 YIL MEN CEZASI 

İlk belirlemelere göre; kopya skandalına adı karışan öğrenci sayısı 10 bin 704 kişiyi, öğretmen sayısı ise 4 ayrı oturumda salon başkanlarıyla birlikte 1338’i buluyor.
Türkiye’de ilk kez toplu kopya verdiği gerekçesiyle 1338 öğretmen ile toplu kopya çektiği saptanan ve sayıları ilk belirlemelere göre; 10 bin 704’e ulaşan öğrenciler, 1 yıl süreyle merkezi sistemle yapılan sınavlara alınmama cezasına çarptırıldı.

"TEHDİT ETTİLER"

Öğretmenlerin ise, sınav günü polisin öğrencilerden cep telefonlarını toplamadığını ve doğru cevapları söylemeleri konusunda bölgenin önde gelenlerince tehdit edildiklerini belirterek, can güvenliklerinin bulunmadığı savunması yaptığı öğrenildi.

MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü merkezi sistemle 15-16 Ocak 2011 tarihlerinde “Açık Öğretim Lisesi ve Mesleki Açık Öğretim Lisesi” sınavlarını yurt genelinde 4 ayrı oturumda gerçekleştirdi. 225 bin öğretmenin sınav gözetmeni olarak görev yaptığı sınava 2 milyon 243 bin öğrenci katıldı. Sınavdan yaklaşık 2 ay sonra Güneydoğu’da bir okulda yapılan ve öğrencilere öğretmenler tarafından açıkça kopya verildiğini gösteren gizli kamera görüntüsü ortaya çıktı.

"YAZABİLDİNİZ Mİ? MÜFETTİŞLER DUYMASIN" 

Habertürk'ün haberine göre; Açık Öğretim Lisesi ve Mesleki Açık Öğretim Lisesi’ndeki görüntüler incelendiğinde öğretmenin cevap anahtarını tek tek okuyup "Cevap anahtarını okuyorum. (...) Yazabildiniz mi? Yazamayan, anlamayan var mı? Çabuk yazın, diğer sınıftaki arkadaşlarınıza da gideceğim. Okulda müfettişler var, duymasın" diye konuştuğu görüldü. 

Sınav merkezine nasıl girebildiği bilinmeyen bir cep telefonuyla gizli kayıt yapılan görüntü ortaya çıkınca, Milli Eğitim Bakanlığı soruşturma başlattı. Merkezi sistemle yapılan “Açık Öğretim Lisesi ve Mesleki Açık Öğretim Lisesi” sınavında, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde olayın yaşandığı okulda girip kopya çeken öğrenciler ve kopya çekilmesine yardım edip göz yumduğu iddia edilen 1338 öğretmen yakın takibe alındı.
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun talimatıyla soruşturmayı derinleştiren Bakanlık müfettişleri, skandalın boyutlarının sanıldığından daha büyük olduğunu ortaya çıkardı.

Alıntı : ntvmsnbc.com

16 Mayıs 2011 Pazartesi

TUS yapıldı...

2011- Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) İlkbahar Dönemi:
Sınavın Uygulanması
TUS Yabancı Dil Sınavı ilk kez bu yıl, “TUS Yabancı Dil Sınavında Yenilikler” başlığı altında yayımlanan 7 Şubat 2011 tarihli duyuru ile ilan edildiği üzere içeriği de değiştirilerek Pazar günü sabah oturumunda gerçekleştirilmiştir. 
2011-TUS Yabancı Dil Sınavına toplam 4792 aday başvurmuş, sınav 13 binada gerçekleştirilmiştir. Bilim Sınavına ise toplam 12855 aday başvurmuş, sınav 27 binada gerçekleştirilmiştir.
Adayların ve sınav görevlilerinin sınav binasına kimlik kontrolleri yapılarak alınışları, ilk kez elektronik olarak adayların Sınava Giriş Belgeleri ile sınav görevlilerinin Görevli Belgeleri üzerindeki barkod okunarak yapılmıştır.
Sınavlar, çok sayıda salonda kamera ile kayıt altına alınmıştır.
Sınavların ana soru kitapçıkları ile cevap anahtarlarına aşağıdaki bağlantılardan erişilebilir. 
Sınavların sorunsuz gerçekleştirilmesine katkı sağlayan ÖSYM çalışanlarına, sınav görevlilerimize, emniyet güçlerimize ve sınavlara katılan adaylara teşekkür ederiz.
Adaylara ve kamuoyuna duyurulur.

Alıntı: ösym

5 Mayıs 2011 Perşembe

Aynı firmanın ilacını yazan doktora takip...

Hükümet,vatandaşa verilen sağlık hizmetinin kalitesini artırmak, usulsüz faturaların önüne geçebilmek için devrim niteliğinde adım atıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), hastaneleri 25 kategoriye ayırırken, kurumla çalışan 120 bin doktorun da aylık karnesini çıkarmak için özel bir sistem kurdu. Her bir doktorun, aylık kaç hasta muayene ettiği ve yatış verdiği, ameliyat sayısı, hangi ilaç firmasını tercih ettiği, yazdığı reçete, eczanelerin dağılımı gibi ayrıntıların yer aldığı aylık karnesi çıkarılacak. Bu karne her ay ilgili doktora da mail atılacak. Sürekli aynı firmanın ilacını yazan, ya da yazdığı reçete sürekli aynı eczane tarafından ödenen doktorlardan bu durumu izah etmeleri istenecek. Hastane ve doktor şüpheli ameliyatlar, fahiş ilaç faturaları konusunda açıklama yapamazsa, kimlik numarasından bizzat hastaya ulaşılacak. Bu çalışmanın ardından kendi kategorisindeki hastaneye göre faturası kabarık çıkan hastane sorguya alınacak. Harcamalarındaki artışın nedeni sorulacak. SGK Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Hasan Çağıl, "Hastaların doğru tedavi edilip edilmediği, hastalığın başlangıcından seyrine, kullandığı ilaçlardan düzenli kullanıp kullanmadığına kadar bütün gelişmeler sistem üzerinden izlenecek" dedi. Sahte reçete, gereksiz tetkik ve muayene gibi suistimallerin devlete faturasının yıllık 3 milyar civarında olduğu tahmin ediliyor.

Alıntı : medimagazin.com

3 Mayıs 2011 Salı

İzmir Başkanına sahip çıkıyor


İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yapılan operasyona yönelik tepkiler her geçen gün artıyor. Haftanın ilk gününe operasyon şokuyla uyanan İzmirliler ve Belediye çalışanları, bugün de gösteri yaptı. Basın açıklaması olarak planlanan toplantı Konak Meydanı7nda adeta mitinge dönüştü. Büyükşehir Belediye binasının Saat Kulesi’ne bakan tarafında toplanan binlerce kişiye seslen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, “Eğer bu belediyede bir şey varsa, bir yolsuzluk varsa bir hukuksuzluk varsa onun hesabını ben vereceğim” dedi.

Yağmur altında konuştu


Belediye binası önünde, “En büyük başkan bizim başkan”, “İzmir seninle gurur duyuyor” sloganları atan İzmirlilerin alkışlarıyla karşılanan Aziz Kocaoğlu, belediye bünyesinde taşeronlaşmayı sıfıra indirdiklerini, sadece anayolları değil köy yollarını, tarım yollarını, tarla yollarını ve bahçe yollarını asfaltladıklarını, köylünün, çiftçinin emekçinin yanında oldukları için problemli gözüktüklerini anlattı.


Kocaoğlu, “Eğer siz Bayındırlı çiçek üreticisi ile 5 yıldır anlaşmalı üretim yapıyorsanız, eğer Tire Süt Kooperatifinden aldığınız Küçük Menderes’in hayvancısını desteklediğiniz 160 bin dar gelirli vatandaşın çocuklarına her gün iki litre süt dağıtıyorsanız, eğer siz Bademli'de, Ödemiş'te fidan üreticisi ile anlaşmalı üretim yapıyorsanız, hep mazlumdan yana, hep halkın yararını ama belli zümrelerin çıkarcılarını haksız kazanç sağlamak isteyenlerin yanında değilseniz siz problemsiniz. Eğer siz İzmirli hemşerilerimizin verdiği güvene layık olacağım diye gece gündüz 10 sene içinde İzmir'in tüm altyapı problemlerini bitireceğim derseniz siz problemsiniz” şeklinde imalı konuştu.
Konuşması sırasında sık sık sloganlar ve alkışlar nedeniyle durmak zorunda kalan Kocaoğlu, şöyle devam etti: “Aliağa Menderes hattını belediye kaynakları ile 550 milyon lira harcayarak bitirirseniz siz problemsiniz. Eğer siz Kadifekale kent dönüşümünü 2 bin 500 konutu Uzundere konutlarına taşıyıp, tüm maliyetlerini karşılarsanız siz problemsiniz. Metroya en az 400 500 milyon lira harcayarak kendi gücünüzle yaparsanız siz problemsiniz. Siz belediyecilik tarihinin en büyük kamulaştırmasını 550 milyon liralık kamulaştırmayı proje yapacağım alt geçit yol yapacağım diye kamulaştırırsanız siz problemsiniz.”


Belediyeden 24 görevlinin dünkü operasyonda gözaltına alındığını anımsatan Kocaoğlu, “Gözaltına alınan 24 arkadaşımızdan 10'u serbest bırakılmıştır. Diğer arkadaşlarımızın da bir an önce ifadesi alınarak serbest bırakılmasını arzu ediyoruz, talep ediyoruz. Bu arkadaşlardan birçoğunu tanımıyorum yahut ismini bilmiyorum ama tanıdıklarım, bildiklerim genel sekreterimiz, şirket koordinatörümüz genel sekreter yardımcımız, daire başkanlarımız, bunlar pırıl pırıl insanlardır. Bunların bu kente hizmetten başka hiçbir düşüncesi hiçbir hedefi hiçbir amacı yoktur. Aynı mantık içinde beni nasıl biliyorsanız bende o arkadaşları böyle biliyorum” diye konuştu.


“Hesabı ben veririm”


Daha önce genel seçimlerde İzmir'de Büyükşehir Belediyesini kullanılmaması yönünde açıklama yaptığını anımsatan Kocaoğlu, şunları söyledi: “Bu genel seçimdir, partiler genel politikalarla seçime yürüsünler İzmir Büyükşehir Belediyesini genel seçime alet etmeyin diye uyarıda bulundum. Malum olmuş ki üç gün sonra geldiler. Değerli arkadaşlar eğer adi suç, zimmete para geçirmektir. Ama bu belediyenin bir milyon 120 bin oyla İzmirli hemşerilerimizin yüzde 56,7 oyu ile seçilmiş belediye başkanınızım. Eğer bu belediyede bir şey varsa bir yolsuzluk varsa bir hukuksuzluk varsa onun hesabını ben vereceğim. Benim arkadaşlarımı, mesai arkadaşlarımı bıraksınlar bu belediyenin hesabını bana sorsunlar.”

“Hukuk mücadelesi vereceğiz”


Zamanın İzmirlilere layık olma zamanı olduğunu söyleyen Kocaoğlu, “İzmirli hemşerilerimizin bize güvenini boşa harcamama zamanıdır, çalışma zamanıdır layık olma zamanıdır şimdi. Sizden bir isteğim var herkes işinin başına görevinin başına daha büyük bir istekle daha büyük bir azimle daha büyük bir coşku ile öyle bir çalışacağız ki İzmirli hemşehrilerimize hep birlikte layık olacağız. Bundan sonra sükunetle ama an be an saniye saniye takip ederek arkadaşlarımızın biran önce özgürlüğe kavuşması için hukuk mücadelesi vereceğiz. Adalet mücadelesi vereceğiz insan hakları mücadelesi vereceğiz demokrasi mücadelesi vereceğiz ve İzmir'den dünya aleme demokrasinin ne olduğunu hep beraber öğreteceğiz İzmirlilerle birlikte öğreteceğiz” şeklinde konuştu.

 
Sendikalardan Kocaoğlu’na destek


Belediye İş, Genel İş, Sosyal iş ve Tüm-Bel-Sen temsilcilerinin ortak açıklamasında ise, “Büyükşehir Belediyesi 19 Ocak’tan itibaren aralıksız Sayıştay denetçileri ve mülkiye müfettişlerinin denetimlerine tabi olmuş, herhangi bir usulsüzlüğün tespit edilmediği bir gerçektir. Operasyonun zamanlamasının hukuki değil, siyasi olduğu kanaatini doğurmaktadır. 2009 yerel seçimlerinde AKP, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı ve o zamanki milletvekilinin bile, ‘Ben Aziz Başkan’a cüzdanımı emanet edebilirim’ açıklamasına tüm İzmir kamuoyuna şahit olmuştur. El konulan bilgisayarlar ve belgeler nedeniyle hizmetler aksatılmak istenmektedir ve iş verimini düşürmektedir. Ardı ardına yaşanan skandalları örtbas etmeye çalışan AKP hükümeti, Başbakan ve Cumhurbaşkanı, demokrasinin beşiği İzmir’deki Belediye Başkanı Kocaoğlu ve ekibine de sahip çıkarak kefil olacak mıdır. Bu zihniyet İBB bünyesinde çalışan yaklaşık 20 bin çalışanı zan altına koymuştur. Bu gerekçelerle soruşturmanın bir an önce sonuçlandırılması ve kamuoyuyla paylaşılması gerekmektedir. Emek cephesi olarak belediyenin gerçek sahipleri olan bizler ve İzmir halkı adına, bu işin sonuna kadar takipçisi olacağımızı burada hep birlikte haykırıyoruz” ifadeleri kullanıldı.


Genç’in yerine Raif Canbek bakacak


Başkan Aziz Kocaoğlu miting sonrası belediyedeki üst düzey bürokratlarla bir toplantı yaptı. Toplantıda Kocağlu’nun moralinizi bozmayın çalışmalarınıza devam edin yönünde bir konuşma yaparak, çalışanlarını motive ettiği öğrenildi. Belediye Meclis Salonunda gerçekleştirilen toplantıda Kocaoğlu, Genel Sekreter Pervin Şenel Genç’in yerine Raif Canbek’i n vekalet edeceğini belirtti. Ayrıca bu gün serbest bırakılan Belediye çalışanlarının görevleri başına döndükleri öğrenildi.
Alıntı : egedesonsöz.com - Soner ÇAĞLAR

26 Nisan 2011 Salı

Doktor hakkını arayacak

Kocaköy’de aile hekimi olarak görev yapan Dr. 27 yaşındaki Bahar Tekin, Pazar günü sağlık ocağında acil doktoru olarak görev yaptığı sırada, yatalak bir hastanın evine gitmediği gerekçesiyle ilçe kaymakamı Muhammed Gürbüz tarafından tartaklandığını öne sürdü. Bugün kaymakam hakkında yasal soruşturma başlatılması için Diyarbakır adliyesine gelen Dr. Tekin, yaşadıklarını şöyle anlattı:

"1.5 yıllık doktorum. Kocaköy İlçesi’nde 1 ay önce aile hekimi olarak göreve başladım. Dün pazar günü sağlık ocağında acilde görevliyken, yatalak bir hasta yakını ocağa gelerek evine gitmemi istedi. Ben de acilde görevli olduğumu, hasta muayenelerinin devam ettiğini söyledim. Ancak buna rağmen hasta yakını, Kaymakamla görüştüğünü ve hastasına bakmak üzere evine gitmem konusunda ısrarcı oldu. Ancak görev yerimi terk edemeyeceğimi, terk etmem halinde suç işleyeceğimi söyledikten sonra adam ocaktan ayrıldı. Bir süre sonra hasta muayenesi bittikten sonra yine de ambulansa talimat verdim, hastaya bakmak üzere evine gitmeye karar verdim. Dışarı çıktığımda ’Kaymakam geliyor’ dediler. Kaymakam, gelir gelmez bana vurmaya başladı ve ’Sen bittin, seni açığa aldım’ diyerek dövmeye devam etti. Hem hakaret etti, hem de darp etti."

Diyarbakır Adliyesi’ne gelerek yaşadığı durumu Cumhuriyet Savcısı’na anlattığını dile getiren Dr. Tekin sözlerini şöyle sürdürdü: "İlçenin mülki idare amiri olduğu için prosedürün uygulanması gerekiyormuş. Şimdi avukatımla konuşacağım. Kaymakam, beni döverken ayaklarımla onun darbelerini engellemeye çalıştığım için, hakkımda kendisini darp ettiğim gerekçesiyle dava açmış. Güya ben bir kadın olarak, iri cüseli erkek bir kaymakamı darp etmişim. Kim inanır buna Allah aşkına. Şimdi avukatımla görüşeceğim ve davamdan asla vazgeçmeyeceğim. Bir kadın olarak, erkek bir amirden hem hakeret yedim, hem dayak yedim. Kadına yönelik şiddetin tartışıldığı bir dönemde yaşadıklarım yüzünden psikolojim bozuldu."

Dr. Tekin daha sonra avukatı aracılığıyla suç duyurusunda bulundu.

KAYMAKAM: ASIL DARP EDİLEN BENİM

Kaymakam Muhammed Gürbüz ise, olayların çarptırıldığını ve asıl kendisinin doktor tarafından darp edildiğini iddia etti. Dr. Bahar Tekin’e fiziki temasta asla bulunmadığını savunan Gürbüz, şöyle dedi:
"Dün saat 13.30’da Hükümet Konağı’na gittim, brifing hazırlayacaktım. Bunun için yazı işleri müdürü Naci Akdamar’ı telefonla arayarak bana yardımcı olmasını istedim. Naci bey, babasının ölmek üzere olduğunu ve üzerinde Kuran’ı Kerim okunduğunu bana ifade ederek, ’Gelmezsem olur mu’ dedi. Ben de bir insan olarak elbette ki kabul ettim. Ve Sağlık Grup Başkanı Mehmet Ataş’ı arayarak, bir doktor ve ambulans göndermesini istedim. Bunu da yazı işleri müdürü Naci beye bildirdim. Doktor gidince Naci beyin gelmesini istemiştim. Tekrar aradım Naci beyi, ancak o bana henüz doktor ve ambulansın gelmediğini söyledi. Tekrar Sağlık Grup Başkanı Ataş’ı aradım. Ancak Ataş, ilçede tek doktorun şu an nöbetçi olduğunu, ilçede başka doktor olmadığını söyledi. Ataş, görevli doktora gitmesini söylemesine rağmen, yok ’ambulans yokmuş da şoför yokmuş da’ bu yüzden gitmediğini aktardı bana. Bunun üzerine ben de sinirlendim. Çünkü ölüm düşeğinde bir insan var. Korumalarımla sağlık ocağına gittim. Doktor hanım merdivenlerde oturuyordu, ambulans da oradaydı, şoförü de. Üzerine yürüdüm ama o beni görünce ayağı kalkıp yere düştü. Yerdeyken bana tekmeyle vurdu. Asıl darp edilen benim. Savcılık evrakları henüz tamamlanmadı. Alınacak ifadeler var. Personele fiziki temasta bulunmadım."

Bu arada Diyarbakır Tabipler Odası yaptığı yazılı açıklamada, Dr. Bahar Tekin’in dayak yemesi ve Şırnak’ın İdil İlçesi’nde bir hekimin tutuklanması ile ilgili yarın geniş kapsamlı bir basın açıklaması yapacaklarını duyurdu.

Alıntı :radikal

18 Nisan 2011 Pazartesi

Asistan hekimlerin sorunlarına ilk yanıt geldi

Asistan hekimlerin bir süredir dile getirdikleri, fazla nöbet ve aşırı iş yükü gibi sorunları artık yaşamamaları için Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlemeye gidildi.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, uzmanlık öğrencilerinin (asistanlar) eğitim ve çalışmalarıyla ilgili bir genelge yayımladı.

Akdağ, eğitim ve araştırma hastanelerinde sağlık hizmetlerinin uzmanlık eğitimleri ile birlikte yürütüldüğünü, sağlık hizmetinin vazgeçilmez unsuru olan asistanların tuttukları nöbetlerin, eğitimlerine önemli katkı sağladığını vurguladığı genelgesinde, ''Ancak, zaman zaman asistanlara blok olarak, günaşırı ya da fazla sayıda nöbet tutturulduğu görülmektedir. Bu kabil uygulamalar hasta ve çalışan güvenliği açısından kabul edilemez'' ifadelerini kullandı.

Asistanların eğitimleri için, ilgili eğitim kurumunun bütün kaynaklarının en iyi şekilde kullanılmasının önemine işaret eden Akdağ, sağlık hizmetlerine önemli katkı sağlayan asistanların eğitimlerinin daha etkili ve verimli yürütülebilmesinin sağlanması, hasta ve çalışan güvenliğinin korunması amacıyla şu hususlara uyulmasını istedi:

''-Asistanlara blok şeklinde veya günaşırı nöbet tutturulmayacak, nöbet programları, hasta ve çalışan güvenliğini sağlayacak şekilde düzenlenecek.

-Tutulan nöbet karşılığında izin kullandırılamazsa nöbet ücretleri en geç müteakip ayın 15'ine kadar ödenecek.

-Eğitim ve araştırma hastanelerinin döner sermaye bütçelerine, asistanlarla ilgili olanlar da dahil olmak üzere eğitim ve araştırma-geliştirme giderlerinin karşılanması için yeteri kadar ödenek konarak, her türlü eğitim giderinin 2004/97 ve 2008/16 sıra nolu genelgeler doğrultusunda döner sermaye kaynaklarından ödenmesine devam edilecek.

-Personelin eğitimine ve mesleki gelişimine katkı sağlayacak her türlü eğitim araç-gereçleri (kitap, bilimsel içerikli yayın gibi) döner sermaye kaynaklarından temin edilecek ve personelin mesleki eğitim ve bilimsel etkinliklere katılımları sağlanacak.

-Halihazırda eğitim ve araştırma hastanelerinde ücretsiz olarak sağlanan bilimsel yayınlara elektronik erişim imkanları ile ilgili -varsa- aksaklılar giderilecek ve tüm sağlık çalışanlarıyla birlikte özellikle asistanlara, elektronik ortamda veya basılı bilimsel yayın, kitap ve kongre desteği sağlanacak.

-Bakanlık kurumları, ihtiyaç duyduklarında, araştırma ve geliştirme hizmetlerini, 2010/58 ve 2010/82 sıra numaralı genelgeler çerçevesinde yapılacak protokollerle kamu üniversitelerinden temin etmeye devam edecek ve bu hizmetlerin karşılığını döner sermayeden ödeyecek.

-Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğinin 20'nci maddesi çerçevesinde, eğitim hastanelerinde teşkil edilen Hastane Konseylerinde, asistanların bilimsel faaliyetleri ve hasta teşhis ve tedavisi ile ilgili hususlarda çalışmalar yapmak üzere komiteler oluşturulacak ve bunların aktif olarak çalışmaları sağlanacak.

-Asistanlar, uzmanlık bilgi ve becerisi gerektiren iş ve işlemleri klinik şefi, klinik şef yardımcısı, başasistan veya uzman tabiplerin gözetiminde ve nezaretinde yapmaktadır. Bundan dolayı bu işlemlerin kayıtlarının nezaret eden ilgili uzmanlar adına yapılması gerekir. Ancak uzmanlık bilgi ve becerisi gerektirmeyen ve genel olarak tabiplerin ve bu kapsamda asistanların yaptıkları iş ve işlemlerin başka kişiler adına kayıtlara geçirilmesi haksızlık ve adaletsizliğe yol açacağından kabul edilemez. Bu sebeple, uzmanlık bilgi ve becerisi gerektirmeyen ve asistanların bağımsız olarak yaptıkları iş ve işlemler, ilgili uzman veya eğitim personeli adına kaydedilmeyecek ve bu iş ve işlemlerin puanları klinik hizmet puan ortalaması ve hastane hizmet ortalaması hesabına dahil edilecek.

-Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitim Yönetmeliği'nin 25'inci maddesinin 3'üncü fıkrasının (e) bendindeki 'Uzmanlık öğrencileri verilen eğitimi ve eğitim sorumlularını yıllık olarak nitelik ve nicelik açısından değerlendirir ve uzmanlık eğitimi takip sistemine kaydeder. Bu değerlendirme, eğitimin niteliğini ve eğitim sorumlularının bilgi, beceri ve davranışlarını kapsar. Kurum amirleri, bu değerlendirmelerin akademik kurulda görüşülmesini sağlar' hükmü, 'uzmanlık eğitimi takip sistemi'nin devreye girmesinden itibaren titizlikle uygulanacak.''




Sayı     : B.10.0.SEG.0.65.00.04
Konu   : Uzmanlık öğrencilerinin (Asistanlar) eğitim ve çalışmaları
15.04.2011


DOSYA
GENELGE
2011/…..

          
Bilindiği üzere eğitim ve araştırma hastanelerinde sağlık hizmetleri uzmanlık eğitimleri ile birlikte yürütülmektedir. Sağlık hizmetinin vazgeçilmez unsuru olan uzmanlık öğrencilerinin (asistanların) tuttukları nöbetler, eğitimlerine önemli katkı sağlamaktadır. Ancak, zaman zaman asistanlara blok olarak, günaşırı ya da fazla sayıda nöbet tutturulduğu görülmektedir. Bu kabil uygulamalar hasta ve çalışan güvenliği açısından kabul edilemez. Öte yandan asistanların eğitimleri için, ilgili eğitim kurumunun bütün kaynaklarının en iyi şekilde kullanılması önemlidir. Sağlık hizmetlerine önemli katkı sağlayan asistanların eğitimlerinin daha etkili ve verimli yürütülebilmesinin sağlanması, hasta ve çalışan güvenliğinin korunması amacıyla aşağıdaki hususlara riayet edilmesi gerekmektedir.
1)      Asistanlara blok şeklinde veya günaşırı nöbet tutturulmayacak, nöbet programları, hasta ve çalışan güvenliğini sağlayacak şekilde düzenlenecektir.
2)      Tutulan nöbet karşılığında izin kullandırılamayan hallerde, nöbet ücretleri en geç müteakip ayın 15 ine kadar ödenecektir.
3)      Eğitim ve araştırma hastanelerinin döner sermaye bütçelerine, asistanlarla ilgili olanlar da dahil olmak üzere eğitim ve araştırma-geliştirme giderlerinin karşılanması için yeteri kadar ödenek konarak, her türlü eğitim giderinin 2004/97 ve 2008/16 sıra nolu genelgeler doğrultusunda döner sermaye kaynaklarından ödenmesine devam edilecektir.
4)      Personelin eğitimine ve mesleki gelişimine katkı sağlayacak her türlü eğitim araç-gereçleri (kitap, bilimsel içerikli yayın vb.) döner sermaye kaynaklarından temin edilecek ve personelin mesleki eğitim ve bilimsel etkinliklere katılımları sağlanacaktır. Hâlihazırda eğitim ve araştırma hastanelerimizde ücretsiz olarak sağlanmakta olan bilimsel yayınlara elektronik erişim imkânları ile ilgili -varsa-  aksaklılar giderilecek ve tüm sağlık çalışanlarıyla birlikte özellikle asistanlara, elektronik ortamda veya basılı bilimsel yayın, kitap ve kongre desteği sağlanacaktır.
5)      Bakanlığımız kurumları, ihtiyaç duyduklarında, araştırma ve geliştirme hizmetlerini, 2010/58 ve 2010/82 sıra numaralı genelgeler çerçevesinde yapılacak protokollerle kamu üniversitelerinden temin etmeye devam edecekler ve bu hizmetlerin karşılığını döner sermayeden ödeyeceklerdir.
6)      Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğinin 20 nci maddesi çerçevesinde, eğitim hastanelerinde teşkil olunan Hastane Konseylerinde, asistanların bilimsel faaliyetleri ve hasta teşhis ve tedavisi ile ilgili hususlarda çalışmalar yapmak üzere komiteler oluşturulacak ve bunların aktif olarak çalışmaları sağlanacaktır.



7)      Asistanlar, uzmanlık bilgi ve becerisi gerektiren iş ve işlemleri klinik şefi, klinik şef yardımcısı, başasistan veya uzman tabiplerin gözetiminde ve nezaretinde yapmaktadırlar; bundan dolayı bu işlemlerin kayıtlarının nezaret eden ilgili uzmanlar adına yapılması gerekmektedir. Ancak uzmanlık bilgi ve becerisi gerektirmeyen ve genel olarak tabiplerin ve bu kapsamda asistanların yaptıkları iş ve işlemlerin başka kişiler adına kayıtlara geçirilmesi haksızlık ve adaletsizliğe yol açacağından kabul edilemez. Bu sebeple, uzmanlık bilgi ve becerisi gerektirmeyen ve asistanların bağımsız olarak yaptıkları iş ve işlemler, ilgili uzman veya eğitim personeli adına kaydedilmeyecek ve bu iş ve işlemlerin puanları klinik hizmet puan ortalaması ve hastane hizmet ortalaması hesabına dâhil edilecektir.
8)      Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitim Yönetmeliği’nin 25 inci maddesinin 3 üncü fıkrasının (e) bendindeki “Uzmanlık öğrencileri verilen eğitimi ve eğitim sorumlularını yıllık olarak nitelik ve nicelik açısından değerlendirir ve uzmanlık eğitimi takip sistemine kaydeder. Bu değerlendirme, eğitimin niteliğini ve eğitim sorumlularının bilgi, beceri ve davranışlarını kapsar. Kurum amirleri, bu değerlendirmelerin akademik kurulda görüşülmesini sağlar.” hükmünün, “uzmanlık eğitimi takip sistemi”nin devreye girmesinden itibaren titizlikle uygulanması temin edilecektir.
Bilgilerini ve konunun hassasiyetle takip edilerek gereğini önemle rica ederim.

Prof. Dr. Recep AKDAĞ
Bakan



Alıntı:medimagazin.com

29 Mart 2011 Salı

Dekolteye tecavüz akademik özgürlük oldu memlekette !!!

 MEMLEKETİM SON HIZDA DEMOKRATİKLEŞİYOR...EN SONUNDA  DEKOLTEYE TECAVÜZ AKADEMİK ÖZGÜRLÜK SAYILDI...BU DURUMLARA HİÇ ŞAŞIRMAMAK GEREKİYOR.NETİCEDE ALMANLARDA 1930'LU  YILLARDA ''SOSYALİZM NASIL GELSİN?'' DİYE KENDİ ARALARINDA TARTIŞIRKEN BARLARDA  ALKOLİKLERE  NUTUK ATAN HİTLER ; SESSİZCE VE DEMOKRASİYİ KULLANARAK İKTİDAR OLDU...ALMANLARA GÖRE SOSYALİZM GELMEK ÜZEREYDİ , ANCAK BARDAN GELEN HİTLER , İKTİDAR OLDU VE DÜNYA SAVAŞINI BAŞLATTI...AYNI ZAMANDA İNSANLIK ADINA EN BÜYÜK  SUÇLARDAN  BİRİ  İŞLENİYORDU...

BİZDEKİ DURUM DA AYNEN BURAYA GİDİYOR.ANCAK SONUÇ NEREYE  GİDECEK  BUNU GÖRECEĞİZ?


Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK), Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Çeker’in, ’dekolte giyinen kadının tecavüzle karşılaşmasının sürpriz olmayacağı’ yönündeki sözleri hakkında başlattığı inceleme sonuçlandı. YÖK, açıklamayı ’akademik ifade özgürlü’ olarak değerledirip, herhangi bir suç unsuru bulunmadığından Prof. Dr. Çeker hakkında soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar verdi.

Prof. Dr. Orhan Çeker, TBMM’ye sunulan ve kamuoyunda ’Hadım Yasası’ olarak nitelendirilen ’cinsel saldırı suçu ile çocuklara ve reşit olmayana tecavüzden yargılananların hadım edilmesini’ öngören tasarıyı değerlendirirken şunları söylemişti:

"Sorunun odağında kim var? Kadın var. Kardeşim sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra sonucundan şikayet etmen makul değildir. Bu konuda suçu işleyenleri savunduğum anlaşılmasın. Elbette işlenen suç son derece iğrençtir. Lakin bu suçun işlenmesinde dekolte ve tahrik edici kıyafetler giyinen kadının da etkisi küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Bu konuda tabi ki erkek suçludur ama kadının da suçu gözardı edilirse meseleyi çözümde yanlış adım atmış oluruz. Bu olayda her iki taraf da suçludur. Öncelikle belirtmeliyim ki dinimizde böyle bir ceza yok. Bu siyasi otoritenin kararı ile uygulanan bir ceza yöntemidir."

’AKADEMİK İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ’

YÖK, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Orhan Çeker’in, büyük tepki çeken bu sözlerinin basında geniş yer almasının ardından inceleme başlatmıştı. İncelemesini tamamlayan YÖK, açıklamayı ’akademik ifade özgürlü’ olarak değerledirip, herhangi bir suç unsuru bulunmadığından, Prof. Dr. Çeker hakkında soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar verdi.

Alıntı: radikal.com.tr

28 Mart 2011 Pazartesi

Yapay radyasyondan nasıl korunulur ?

Dünyadaki radyasyona kaynaklarının yüzde 85'i doğal, yüzde 15'i yapay, havada, suda, toprakta doğal radyoaktif maddeler bulunuyor. Yani insanlar yeryüzünde var oldukları günden bu yana radyasyonla birlikte yaşıyor, doğal ve yapay yollardan radyasyona maruz kalıyor. Radyasyon doğal, yapay veya iyonlaştırıcı radyasyon ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon olmak üzere ikiye ayrılıyor.

Doğal radyasyon kaynaklarının başında toprak ve güneş geliyor. Güneşin yanı sıra uzayın derinliklerinden ve hatta galaksilerden, atmosfer içindeki atomlarla etkileşerek gama radyasyonu olarak dünyaya gelen kozmik ışınlar da doğal radyasyon kaynakları olarak biliniyor. Işık görünen, ısı da hissedilen bir radyasyon kaynağı. 

Dünya da bir miktar radyoaktif. Yani havasında, suyunda, toprağında doğal radyoaktif maddeler bulunuyor. Yeryüzünde granit, kum taşı, kireç taşı gibi bazı kayalar, uranyum, toryum ile potasyum-40 gibi doğal radyoaktif maddeleri yapısında bulunduruyor. Bunlardan elde edilen malzemelerle kullanılarak yapılan binalar da doğal radyasyon kaynağı. 

Radyasyonun tehlikeli olması ışınlama derecelerine, yani maruz kalınan radyasyon miktarına bağlı. Yapay radyasyon kaynaklarından korunmak için pek çok yöntem bulunmakla birlikte, doğal radyasyonun tümünden korunmak mümkün olmuyor. Ancak miktarın azaltılması için bazı önlemler alınması gerekiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın verilerine göre, doğal radyasyon nedeniyle tüm canlılar yıllık ortalama 2,8 milisivert (mSv) radyasyona maruz kalıyor. Bu miktarın yüzde 85'i doğal kaynaklardan yani topraktan, güneşten ve uzaydan gelen kozmik ışınlardan kaynaklanıyor. Geriye kalan yüzde 14'ü tıbbi ışınlamalar ve yüzde 1'i de insan yapımı (nükleer silah denemeleri nedeniyle atmosfere salınmış radyoaktivite ve nükleer santral) unsurlardan kaynaklanıyor.

HANGİ EV DAHA SAĞLIKLI?

İnsan hayatı boyunca en fazla maruz kaldığı doğal radyasyon radon gazı (Dünyanın oluşumundan itibaren yerkürenin içinde bulunan uranyum, toryum gibi radyoaktif maddeler bozunarak radon gibi maddelere dönüşüyor). Topraktan sızan bu gaz özellikle kapalı alanlarda toplanıyor. Brezilya, Hindistan'ın bazı plajları, İran'ın bazı bölgeleri ile Norveç, İsveç gibi kuzey ülkelerinde doğal radyasyon daha çok bulunuyor. 

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının verilerine göre radonda dünya ortalaması 400 Bekerel/metreküp (Bq/m3), Türkiye ortalaması ise 52 Bq/m3. Yani Türkiye'de korkulacak düzeyde bir radon birikimi söz konusu değil. Buna rağmen kapalı ortamlara çok dikkat etmek gerekiyor. Bu gaz, yer altından binaların duvar ve tesisat boşluklarına sızarak odaların içerisine giriyor. Ortalama olarak da kapalı bir ortamda 24 saate bir en üst seviyeye ulaşıyor. 

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Radyasyon Sağlığı ve Güvenliği Dairesi uzmanı ‘'Bu gazdan korunmanın tek çaresi en az 24 saatte bir evleri 15 dakika havalandırmaktır. Radon gazı topraktan çıkan ve yerden yükselen bir gaz, bu nedenle giriş veya bodrum katlarında oturan insanlar radona daha çok maruz kalıyor. Havalandırılmamış odada bir de sigara içilirse, radon ve sigara kanseri tetikleyen en önemli unsurlardan biri'' diye konuştu. 

Öte yandan eski evlerde yıpranmış tesisat ve duvar boşluklarından da radonun daha hızlı çıktığı ifade ediliyor. Radon, çimento, kiremit gibi topraktan üretilen yapı malzemelerinde de bulunduğu için ahşap evlerin daha sağlıklı olduğunu da belirtiliyor. 

EN ÇOK HAVUÇ, AYÇİÇEĞİ VE PATATESTE VAR

Topraktaki doğal radyasyon nedeniyle gıdalarda da radyasyon bulunuyor. Gıdalar içinde de ayçiçeği, havuç, patates, kuru yemiş, maden sularında diğer gıdalara göre daha yüksek radyasyon bulunuyor. Düşük düzeyli radyasyondan korkulmaması gerektiğini, hatta bunların vücut için ihtiyaç olarak bile nitelendirilebileceğini kaydeden TAEK uzmanı, ''Toprakta bulunan her şey bizim vücudumuzda da var. Bu zararlı radyasyon değil ama radyoaktivite vardır. Bu şuna benzer vücudunuzun demire de ihtiyacı var, çinkoya da. Bunları almanız gerekiyor'' dedi. 

RÖNTGEN ÇEKİLİNCE RADYOAKTİF OLUNMUYOR

Hastanede çekilen filmlerin de iyonlaştırıcı radyasyon kaynağı olduğuna işaret eden TAEK uzmanı, film çektirince radyoaktif olunmadığını ve film çektiren kişinin de sanıldığı gibi etrafa radyasyon yaymadığını belirtti. TAEK uzmanı, ''Filmler x ışını denilen radyasyonla çekiliyor. Lambadan gelen ışık gibi düğmeye basıldığı zaman ışık geliyor, düğmeye basıldığında da bitiyor. Vücutta birikimi söz konusu olmuyor'' diye konuştu. 

Nükleer tıpta vücuda verilen radyoaktif maddeler nedeniyle hassa belli bir süre dışarıya çıkarılmıyor, hatta bu kişilerin idrarları, dışkıları bir süre korunuyor, zararsız seviyelere çekildikten sonra da atılıyor. 

MİKRODALGA FIRIN, TRAŞ VE FÖN MAKİNELERİNE DİKKAT

İnsan yapısı yapay radyasyon kaynakları, x ışınlarının ve nükleer reaktörlerin keşfinden sonra insanlığın hizmetine yaygın olarak sunuldu. Yapay radyasyonun fabrikalarda, eğitimde, endüstride, tarımda birçok uygulama alanı bulunuyor. Cep telefonları, elektrikli aletler, fön makinesi, traş makinesi, mikrodalgalar iyonlaştırıcı olmayan radyasyon kaynaklarından bazıları. 

İyonlaştırıcı olmayan radyasyonun çok net sonuçları olmasa da bazı bilim adamları psikolojik etkilerinden kansere kadar birçok sağlık sorununa yol açtığını belirtiliyor. Radyasyonun zararları tam olarak tespit edilmediği için bu tür kaynakların minimize edilmesi gerektiğine işaret eden uzmanlar, TAEK olarak bu nedenle hava alanlarına konulmak istenen insan görüntüleyen cihazlara izin vermediklerini belirtti. Uzmanlar, alışveriş merkezleri ve havaalanlarındaki güvenlik kapılarında ise metal dedektör olduğuna ve bunlarda radyasyon bulunmadığına da dikkat çekti.
Yapay radyasyon konusunda araştırma yapan Gazi Üniversitesi Noniyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi'nin elektromanyetik radyasyondan korunmak için önerileri şöyle: 

•Kullanmadığınız elektrikli aletleri ya kapalı tutunuz ya da fişten çıkarınız. Çünkü cihazlar ''stand by'' konumunda kaldığı sürece elektromanyetik kirlilik yaratıyor.

• Düşük radyasyonlu bilgisayar ekranı kullanmaya özen gösteriniz ya da ekran filtresi kullanınız, mümkünse plazma ekran tercih ediniz. 

• Ekonomi (halojen ve flüoresan) lambaları okuma lambası olarak kullanmamaya özen gösteriniz.

• Dinlendirici bir uykuya geçmek için en ideal koşulun yatak odasında TV ve bilgisayar bulundurmamak veya bu cihazların tamamen kapalı konumda olmasını sağlamak olduğunu hatırlayın.

• Elektrikli battaniyeyi yatağa girmeden kapatınız. 

• Elektrikle çalışan radyolu çalar saatleri başınızdan mümkün olduğunca uzakta tutunuz, mümkünse pille çalışanlarını tercih ediniz. 

• Güçlü elektromanyetik alanlar pineal bezden melatonin salgılanmasını etkiler. Saç kurutma makinesinin manyetik alanı yüksektir, bu nedenle sürekli kullanmak yerine aralıklarla kısa süreli kullanınız. 

• Yatak odasında başucunuzdaki duvarla komşunuzda bir elektronik aletin bitişik durmamasını sağlamaya çalışınız. 

• Cep telefonlarını sohbet amaçlı kullanmayınız. Cep telefonunuz kullanmadığınız sürede mümkünse kapalı olsun. 

• Cep telefonu kullanımının beyin aktivitesinde etkili olduğu gösteren çalışmalar var. Çocuklarda sinir sistemi ve başın gelişimine devam ediyor olması dolayısıyla, çocukların ve gençlerin yetişkinlerden daha çok risk altında olduğu bir gerçektir. Bu nedenle 16 yaş altındaki çocukların cep telefonu kullanmamaları, kullanmalarının zorunlu olması durumunda ise günde 10 dakikayı geçmemeleri Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilmektedir. 

• Cep telefonu kullanırken kesinlikle kulaklık kullanınız. Cep telefonunu açıksa kendinizden en uzak mesafeye bırakınız. SAR<1 W/kg olan cep telefonlarını tercih ediniz. 

• Dizüstü bilgisayarlar (LCD ekran) şarjlı kullanıldığında düşük EM alana sahiptir, uzakta şarj ediniz. 

• Fotokopi makinelerinden (yüksek manyetik alan) en az 50 cm uzakta durunuz. 

• Elektrikli tıraş makinesini mümkünse şarjlı kullanmayı tercih ediniz. 

• TV ekranlarından (ön ve arkasından) en az 2 m uzakta bulununuz. 

• Elektrikli daktiloları kullanmadığınızda fişten çıkartınız.

Alıntı: ntvmsnbc.com