25 Temmuz 2011 Pazartesi

Amy'de 27'ler kulübünde..

Jimi Hendrix, Jim Morrison, Janis Joplin, Kurt Cobain, şimdi de Amy Winehouse... Tüm bu yeteneklerin ortak noktaları, rock müzik alanında devleşmeleri kadar, 27 yaşında hayata gözlerini yummaları. Peki rock yıldızlarının sadece 27 yaşına kadar yaşamalarını nasıl açıklayabiliriz? Rock müziğin ikon yıldızları 27 yaşında, yaşamdan tatmin almayacaklarını ya da yeteneklerinin anlaşılmayacakları izlenimine kapılarak, pes mi ediyor? Yaşamlarının bu döneminde neler belirleyici oluyor? Bu müzik devlerinin biyografilerini incelediğimizde, yaşadıkları arasında paralellik kurmamız mümkün mü? Rock yıldızlarının 27 yaşında ölmesiyle ilgili piskolojik bir teori üretebilir miyiz?

Amy Winehouse’ın yaratıcılığının seviyesinin günümüzün yıldızları Rihanna, Adele ve Lady Gaga’dan farklı bir yönü vardı; Winehouse, diğer pop ve rock yıldızlarına kıyasla daha ‘özgündü’. Ve özgünlüğünün bedelini yaşamıyla ödedi. Sürekli kendi içinde çatışma halindeyken, Twitter’ın ve magazin dergilerinin malzemesi olmak, Winehouse’ın yaratıcılığında bir tıkanma noktasına gelmesine neden oldu. Peki 27 kulübünün diğer rock yıldızlarının tecrübeleri de bu yönde miydi?

Psikopatoloji bilimi tüm zihinsel hastalıkların yıkıcı semptomlardan kaynaklandığını söyler. Freudyen yaklaşıma göre, kontrol edilemeyen, sinirlerin gerilmesine neden olan düşünce ve davranışlar, çalışma ve sosyal ilişkiler kurma kapasitesini etkiler. Bu nedenle bağımlılıklar baş gösterir. Psikolojik ve fiziksel bağlılıklar , kişisel ilişkileri ve kariyer hedeflerinin sekteye uğramasına neden olur.

Hendrix, Howell, Cobain, Joplin ve Winehouse’ın uyuşturucu bağımlılığı sorunu yaşadığını biliyoruz. Doksanlı yıllardaki yıldızların neredeyse tamamı bu problemle mücadele ederken, 2000’li yıllardan sonra yıldızlaşanların ortalama yüzde 30’u uyuşturucu bağımlılığından dolayı rehabilitasyon merkezlerinde tedavi görüyor. Ancak aslı problemler, uyuşturucu kullanmayı bıraktıkları zaman baş gösteriyor. Winehouse, her ne kadar rehabilitasyon merkezinde tedavi görmüş olsa ve ‘temiz’ olduğu söylense de, yoğun bir biçimde alkol kullanıyordu. Aynı zamanda manik- depresif hastalığından dolayı, ilaç tedavisi görüyordu.

Yaşlandıkça konfora alışırız

Psikopatolojide, kişiliğimizin 30 yaşından sonra fazla değişmediğini iddia edilse de kişinin psikolojik gelişiminin, bu dönemden sonra bile geliştiğini biliyoruz. Yaşlandıkça, piskilojik olarak daha dengeli, daha bilinçli, daha uzlaşmacı ve yeni tecrübelere daha kapalı hale geliriz. Bu durumda, yaşlanma yaratıcılık konusunda belirleyici bir kısıtlama getiriyor olabilir. Yaşlandıkça, konfora daha çok bağımlı, daha sıkıcı, daha az yenilikçi ve yaratıcı hale geliyoruz.

Hendrix’ler, Winehouse’lar ya da Morrison’lar, müziklerinde ve özel yaşamlarında hem topluma hem de kendilerine karşı savaş vermek durumunda kalırlar. Asi ve özgür ruhları, yaşadıkları ve kuvvetli ihtimalle içinde bulunmaktan çok da hoşnut olmadıkları dünyayla çatışırken, diğer yandan yaşlanmanın kendi ruhlarında yarattığı konformist etkilerle savaşmak zorunda kalırlar. Şöhrete kavuşunca, kaçmak ya da değiştirmek istedikleri sistemin kölesi haline gelirler. ‘Diğerlerinin’ onları bir marka değeri olarak gördüğünü ve satın aldığını görmek, onları tüketmeye başalr. Tıpkı hayatta olsaydı, Che Guevara’nın uzun yaşaması halinde, zenginlerin üzerinde kendi resmiyle bezeli tişörtleri görüp, ölmek isteyeceği gibi.

Erken yaşta şöhrete kavuşan Amy Winehouse, daha uzun yaşasaydı, bir ikon haline gelecekti. Ancak bu konunun çok da umurunda olacağını düşünmek, pek doğru olmaz. Anarşist bir ruhu olan Amy Winehouse’ın yeteneği ve şöhreti, ruhunun tükenmesine neden oldu. David Guetta ve Black Eye’d Peas gibi ortalama yaratıcılığın hakim olduğu bir müzik endüstrisinde, sektör onun her türlü tuhaf davranışını hem eleştirdi, hem de kabullenerek onu markalaştırma konusunda başarılı oldu. Bu durum tüm 27 yaşında ölen rock yıldızlarının kaderi; çok başarılı olmak, onların sonunu getiriyor.

Alıntı: radikal.com.tr

Acil serviste 1 pratisyen 300 hasta bakıyor


İzmir Vali Yardımcısı İbrahim Ballı başkanlığında gerçekleştirilen İl Koordinasyon Kurulu Toplantısı’nda İl Sağlık Müdürü Mehmet Özkan ile Urla Kaymakamı Şehmus Günaydın’ı karşı karşıya getiren Urla Devlet Hastanesi’ndeki yaşanan doktor krizi hakkında açıklama yapan Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şube Başkanı Veli Atanur, acil serviste 3 doktora değil bir doktora 300 hastanın düştüğünü ifade etti. Kaymakam, Günaydın’ın tepkisinin yerinde olduğunu anlatan Atanur, “İl Sağlık Müdürü Mehmet Özkan, doktor olmasına rağmen konuya duyarlılık konusunda kaymakamın gerisinde kaldı. Bunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Urla’da bir doktor, ayda 10 kez 24 saat esasına dayalı olarak nöbete kalıyor. Hastanede acilinde sadece bir pratisyen hekim var. O da günde 300 hastaya bakıyor” dedi. Sağlık Müdürü Özkan’dan konunun bilimsel olarak açıklanmasını talep etti.

VALİLİK İZİN VERMEDİ


Atanur ayrıca Acil Tıp Teknisyenlerinin eğitimsiz bir şekilde ambulans kullanması konusunda da açıklama yaptı. İl Sağlık Müdürü Mehmet Özkan, 112’den sorumlu İl Sağılık Müdür Yardımcısı Turan Sofuoğlu, Kınık Sağlık Grup Başkanı Turgay Keser hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını anlatan Atanur, valiliğin soruşturma izni vermediğini ifade etti. Ambulansların 4 yıllık üniversite mezunu Acil Tıp Teknisyeni tarafından değil 2 yıllık üniversite mezunu Ambulans ve Acil Bakım Teknikeri (Paramedik) tarafından kullanılması gerektiğini anlatan Atanur, “ Acil olarak hastaneye götürülmesi gereken hastalar ve sağlık çalışanları büyük tehlike yaşıyorlar. Ölümle burun buruna gelen çalışanların feryadını kimse duymuyor. Valiliğin sağlık konusunu suistimal edenleri koruduğunu düşünüyoruz. Valilik yöneticilerin yargılanmalarına izin vermediği için konuyu yargıya taşıyacağız” diye konuştu.

DİNLEMEDİLER


Sağlık gibi önemli bir alanda yapılanların gerçekten dehşet verici boyutlara geldiğini anlatan Atanur,, “Üç günde ambulans sürücüsü olunur mu? dedik, bizi dinlemediler. Kanunsuz emir ile Acil Tıp Teknisyenlerini sürücülük yapmaya zorlamanın 112 acil ambulans çalışanlarını, hastayı ve çevreyi tehlikeye attığını söyledik, yine bizi dinlemediler.Sorunu İzmir İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri ile görüşüp, taleplerimizi ileterek sorunu çözmeye çalıştıysak da sonuç alamadık. Tersine başta Acil Tıp Teknisyenleri olmak üzere 112 çalışanlarına mobbing ile karşılaştık. Acil tıp teknisyenleri için belirtilen ise,süreklilik ifade etmeyen,sadece olağanüstü durumlarda (zorunluluk durumunda geçici) yazılı emir ile geçici görevlendirmeyi içermektedir. Ambulans kazaları ehil olmayan Acil Tıp Teknisyenleri elinde yeni hayatlar söndürmesin. Kanunsuz emrin sorumları yargılansın. 112’ye bir gün herkesin ihtiyacı olacak. Artık yeter” ifadelerini kullandı.

NELER YAŞANMIŞTI


İl Koordinasyon Kurulu Toplantısı’nda söz alan Urla Kaymakamı Şehmus Günaydın Turizm bölgelerindeki nüfusun yaz mevsiminde arttığını anlatarak, “Bazı yerlerdeki sağlık personeli geçici görevlendirme ile geri çekiliyor. İlçemizde de ciddi sıkıntı yaşıyoruz. Günde 300 hastanın geldiği poliklinikte sadece doktor sayısı yeterli değil. Yoğunluktan dolayı tam zamanlı çalıştıkları için tıbbi hatalar meydana gelebilir. Bunların yaz mevsimi gelmedin ayarlanması gerekir” diyerek duruma tepki göstermişti. Vali Yardımcısı Ballı’nın uyarısı üzerine İl Sağlık Müdürü Özkan ise, “Problem olmaz. Günde 300 hasta sıkıntı yaratmaz” ifadelerini kullanmıştı. Bunun üzerine tekrar ayağa kalkan Kaymakam Günaydın, “Eğe sayısı dokuz olması gereken doktoru geri çekip 3’e indirseniz. Sorun yaşanır” diye konuşmuştu. İl Sağlık Müdürü Özkan’ın bu kez “Bana gelen bir yazı yok” sözleri üzerine ise Kaymakam Günaydın, “Gerekli yazıyı yazdık fakat bize cevap bile yazmadınız” diyerek durumu düzeltmeye çalışmıştı.
Alıntı: egedesonsöz.com

112 sisteminde köklü değişim

Sağlık Bakanlığı Acil ve Afetlerde Sağlık Hizmetleri Daire Başkanlığı 81 ilin 112 şube müdürü ve 112 den sorumlu il sağlık müdür yardımcısını Ankara’da toplantıya çağırdı.

Günde 2-3 il ile toplantı yapan bakanlık yetkilileri 112 siteminde yapılacak bir dizi değişiklik ve yenilenme hakkında bilgi verdi.

Buna göre;

  • Sadece çok önemli  noktalarda doktorlu ambulans olacak
  • İstasyon sayısı 2 katına çıkacak
  • Tüm ilçelere A2 tipi istasyon açılacak
  • İlçelerdeki A1 tipi istasyonlar A2 olacak
  • Yeni açılacak istasyonlara 4 paramedik 8 ATT ataması yapılacak
  • 2 ATT’den oluşan 112 ekipleri kurulacak ATT ler tek başına vakaya çıkabilecek
  • Yeni açılacak 112 istasyonları için İl Sağlık Müdürlükleri Eylül ayına kadar hazırlıklarını tamamlayacak. Ekim ayında sadece att ve paramediklerin alınacağı KPSS yerleştirmesi yapılacak.
                                                        Alıntı : medihaber

Yıldırım Beyazıt Ü. Tıp Fak. Atamalarına Yargı Freni..

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’ne yapılan ‘adrese teslim atamalar’a mahkeme freni. ATO’nun ‘Bu kişiler olacak’ diye noterden tespit ettirdiği 31 ismin atanmasına ilişkin işlem durduruldu. Mahkeme ‘Belli kişiler tarif edilmiş’ dedi
 
26 Ocak’ta 33 kadro için ilana çıkan üniversitenin getirdiği kriterler, birçok hekimin başvuru yapamadan elenmesine yol açmış, ‘adrese teslim’ atama tartışması çıkmıştı. Ankara Tabip Odası (ATO) ve Sağlık Emekçileri Sendikası (SES), atama sonuçları açıklanmadan günler önce notere başvurup 32 kişilik bir listeyi onaylatmıştı. Atanan isimler ATO’nun listesine göre bir fire dışında aynı çıkmıştı. ATO bunun üzerine dava açtı.


- YÖK’TEN İZİN YOK

Ankara 5. İdare Mahkemesi ise 31 atamayı ‘birbirinden ilintisiz şartlarla, belli kişiler tarif edilmiştir’ gerekçesiyle hukuka aykırı buldu, durdurdu. Gerekçeli kararda ek koşulların YÖK’ten izinsiz belirlendiğine dikkat çekildi, şu ifadeler yer aldı:

- OBJEKTİF DEĞİL: ‘Ek koşulu taşımayan adayların başvuru yapmayacağı, objektif değerlendirme imkanının ortadan kalkacağı, ilana şartları tutan kişilerin başvurabildiği açıktır.

- KİŞİLER TARİF EDİLMİŞ: Ek koşul belirleyebilmek için özellikle bilimsel kaliteyi artırmak amacının taşınması gerekir, ancak bunu ortaya koyan
somut bir tespit bulunmamaktadır.
Örneğin çocuk cerrahisi anabilim dalı için ilan edilen 1 doçent kadrosuna deney hayvanları laboratuarı araştırma sertifikası şartının getirilme amacı ortaya konulamamıştır. Birbirinden ilintisiz şartların her bir anabilim dalı için ve akademik unvan için farklı şekilde deneyim süreleri öngörülmesinin kişileri tarif eder nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

- HUKUKA UYARLILIK YOK: İlanda yer alana açıklamalarda hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Telafisi güç zararlar doğabileceğinden atamaların yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.’

- ‘KABIZLIK’ UZMANLIĞI ŞARTTI: İlanda ‘göz hastalıkları’ dalında alınacak akademisyenin ‘hastane kalite değerlendirmesinde sertifikalı olması’ istenmişti. Çocuk cerrahisine atanacak kişi için ‘Erasmus konusunda deneyim’ talep edilmişti. Genel cerrahi için atanacak yardımcı doçentin ise ‘kabızlık cerrahisi’ konusunda uzman olması şartı vardı.

Kararın gereğini yapın

Ankara Tabip Odası Başkanı Bayazıt İlhan, kararın ardından şunları söyledi:
Üniversite rektörlüğü tarafından mahkemeye sunulan yazılı savunmada tabip odası tarafından böyle bir davanın açılamayacağı, odanın böylesi bir davada taraf ehliyetine sahip bulunmadığı dile getirilmiş; ancak iptali istenen ilandaki öznel/subjektif koşul ve belirlemelere dair ise ciddi hiçbir karşı savunmanın yapılamadığı görülmüştür. Karar gereği, üniversitenin Tıp Fakültesi’ne yapılan çok sayıda atamanın hukuki geçerliliği bu an için kalmamış bulunmaktadır. Yargı kararının gereğini yapmak üniversitenin yükümlülüğündedir

Alıntı : medihaber

112 ve SABİM

112 Acil Yardım Ambulansları artık 3 gündür süren 38 °C ateşe,kasıkta oluşan pişiğe gidiyor. Hemde 184 SABİM desteği ile…Vatandaş eğer ambulans talebi yerine getirilmez ise, hemen 184 Sabim – Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi’ni arıyor veya 10 tane E-Posta gönderiyor.
112 Komuta Kontrol Merkezleri , SABİM baskısı ile ekipleri bu tür vakalara çıkartıyor.

SABİM Nasıl Çalışıyor?

SABİM varlığına esas olan amaç ve hedefleri doğrultusunda 7 gün, 24 saatboyunca,tamamı sağlık personelinden oluşan, sağlık sisteminin işleyişine hakim, sağlık mevzuatı konusunda yeterli bilgilerle donatılmış operatörler, sağlık sisteminin işleyişi ile ilgili her türlü soru, sorun, eleştiri, öneri ve talebi cevaplandırmakta ve kayıt altına almaktadır.

Kayıtlar İncelenmelidir

SABİM’e ait kayıtlarının geriye dönük incelenmesi , bu tür olayların gelişmesini engelleyebilir mi?
Bunu zaman gösterecektir.Ama Temel Sağlık Hizmetleri Daire Başkanlığı başta olmak üzere , bu durum yakından incelenmelidir.

112 Acil Yardım Hizmetlerine yapılan ciddi yatırımlar bu şekilde heba edilmemeli , gereken acil vakalara ambulans gönderilmelidir.Çünkü 3 gündür süren 38 °C ateşe giden bir ekip kendi bölgesinde oluşan trafik kazasına gidememekte,ciddi vakalar zamanında müdahale şansı bulamamaktadır. 

WHO ( Dünya Sağlık Örgütü ) tarafından yayınlanan 32 Acil Parametreye başta SABİM ve 112 KKM’leri uymalı , buna uygun algoritmalar geliştirilmelidir.Her telefona açana bir ambulans gönderme lüksünden bu ülke artık kurtulmalıdır.

Uluslararası 32 Acil Parametre
  1. Şuur Kaybına Neden Olan Her Türlü Durum
2. MI, Aritmi, Hipertansiyon Krizler: Geçirilmekte olan kalp krizi, acil tedavi gerektiren kalp ritmi bozukluğu türleri, kan basıncının beyin kanaması vb. ciddi durumlara yol açabilecek derecede yükselmesi.
3. Zehirlenmeler
4. Ciddi Genel Durum Bozukluğu: Yaşlılık, besin yetersizliği, yetersiz bakım, uzun süren ağır hastalık vb. nedenlerle kişinin sağlığının genel anlamda tehlikeli olabilecek derecede bozulması.
5. Trafik Kazası
6. Ani Felçler
7. Migren ve/veya Kusma, Şuur Kaybıyla Beraber olan Baş ağrıları
8. Astım Krizi, Akut Solunum Problemleri
9. Yüksek Ateş: Zehirlenme, infeksiyon hastalıkları, sıcak çarpması vb. nedenlerle vücut ısısının konvizyona (havale) ya da kalp ritim bozukluklarına yol açabilecek derecede (Ortalama 39,5 °C ve üzeridir) yükselmesi.
10. Ciddi Alerji, Anaflaktik Tablolar: Kalp ritminde bozulma, solunum yollarında tıkanmaya yol açabilecek ciddiyette alerji ya da tansiyon düşmesi durumları.
11. Akut Batın: Mide, bağırsak gibi içi boş organların delinmesi, tıkanması ya da düğümlenmesi, iltihaplanması, vb. gibi acil müdahale gerektiren durumlar.
12. Yüksekten Düşme
13. Ciddi İş Kazaları, Uzuv Kopması
14. Menenjit, Ensefalit, Beyin Absesi: Sinir sistemi fonksiyonları dolayısıyla da yaşamsal fonksiyonları etkileyebilecek, beyin ve beyni çevreleyen zarla ilgili iltihabi, infektif hastalıklar.
15. Elektrik Çarpması
16. Ciddi Göz Yaralanmaları
17. Kurşunlanma, bıçaklanma, kavga, terör, sabotaj, vb
18. Renal Kolik: Böbrek taşlarının yol açtığı, ilerlemesi durumunda idrar yolu ya da böbrek hasarına yol açabilecek şiddetli ağrı oluşturan durum.
19. Akut Psikotik Tablolar: Aşırı saldırganlığa yol açan nörolojik ya da psikolojik rahatsızlıklar.
20. Suda Boğulma
21. İntihar Girişimi
22. Donma, Soğuk Çarpması
23. Isı Çarpması
24. Ciddi Yanıklar
25. Yeni Doğan Komaları
26. Başlamış Doğum Faaliyeti (Su Kesesinin Boşalması)
27. Diabetik ve Üremik Kanama: Diabet (şeker hastalığı) ve böbrek yetersizliğinin neden olduğu bilinç bulanıklığından başlayıp tam bilinç kaybına (koma) kadar girebilecek durumlar.
28. Genel Durum Bozukluğunun Eşlik Ettiği Dializ Hastalığı
29. Akut Masif Kanamalar: Genellikle travma sonucu ortaya çıkan, hayatı tehdit edecek boyutlarda iç veya dış kanamalar.
30. Omurga ve Alt Extremite Kırıkları: Büyük dış veya iç kanamaya yol açan bacak kırıkları ve her türlü omurga kırıkları.
31. Tecavüz
32. Dekompresyon (Dalgıç) Hastalığı: Halk arasında vurgun yemek olarak tabir edilen durum.
Karşılaştığınız problemleri WHO (Dünya Sağlık Örgütü) Türkiye ofisine bildirebilirsiniz.

E-Posta:whotur@euro.who.int Adres:WHO Country Office UN House – Birlik Mahallesi, 2 Cadde No.11
Cankaya, Ankara
Avrupa Birliği için İletişim Bilgileri
 
Alıntı : medihaber

14 Temmuz 2011 Perşembe

Gerekirse yeni kanun yaparız


Akdağ, Danıştay'ın, tıp fakültelerinde öğretim üyesi olarak çalışan doktorların mesai dışında herhangi bir iş yapmalarını engelleyen Sağlık Bakanlığı yönetmeliklerinin ilgili hükümlerinin yürütmesini durduran kararını değerlendirdi.

Bu hususta vatandaşın kafasının karışmamasını isteyen Akdağ, hükümet olarak vatandaşın yanında olduklarını ve olmaya devam edeceklerini söyledi. ''Tam Gün''den hükümetin ve Sağlık Bakanlığı'nın beklentisini anlatan Akdağ, şunları belirtti:

''Kamunun bir hastanesinde ya da sağlık kurumunda çalışan değerli bir hekimin, ayrıca dışarıda, özel bir hastanede çalışmasını doğru bulmuyoruz. Kamuya ait bir kuruluş, ister toplum sağlığı merkezi, ister devlet hastanesi, ister ağız diş sağlığı merkezi, isterse üniversite hastanesi olsun, fark etmez. Bütün bu kuruluşlar milletin vergileriyle ve ödediği primlerle ayakta duran kuruluşlardır. Benim milletimin hiçbir ferdinin bu kuruluşlardan hizmet alırken dışarıda bir yere gidip para ödemesini ya da bu kuruluşların içinde hocaya özel para ödemesini öncelikle siyasetimiz açısından kabul edemeyiz. Bunun için kanun yaptık, CHP Anayasa Mahkemesi'ne gitti, ondan sonra işin içine tabip örgütü Danıştay'ı karıştırdı, vesaire. Ama Danıştay Dava Dairelerinin verdiği son bir karar var.


Bu kararın en son aşamasına doğru gittiğini biz biliyoruz. Ben inanıyorum ki önümüzdeki 2 ay içerisinde hukuk nihai olarak kararını verecek, Danıştay Dava Dairelerinin kararlarıyla durum vatandaşımızın lehine sonuçlanacaktır. Vicdan kabul ediyor mu, devlet veya üniversite hastanesine giden bir vatandaşın dışarıda muayenehaneye ya da özel bir merkeze gitmeye mecbur kalmasını? Neyin peşindeyiz ben anlamıyorum. Evet, hekimler muayenehane çalıştırsınlar, özel hastanede çalışsınlar, biz buna karşı çıkmıyoruz ki. Ama ben soruyorum; Herhangi bir özel hastanede çalışan bir doktorun, başka bir özel hastanede çalışmasına, oraya hasta götürmesine özel hastane izin veriyor mu? Niçin devlet buna izin verecekmiş? Biz milletimizin bu çilesini sonlandırmaya kararlıyız, açık söyleyeyim.''

"HÜKÜMET OLARAK KARARLIYIZ"

Basına da bu konuda görev düştüğünü, neyin vatandaşın hayrına olduğunun neyin olmadığının iyi takip edilmesi gerektiğini ifade eden Sağlık Bakanı Akdağ, bir anket yapılsa, vatandaşın yüzde 95'inin devlet veya üniversite hastanesine hizmet almak için başvurduğunda, ayrıca özel bir hastaneye ya da merkeze gitmek istemediğinin ortaya çıkacağını belirtti.

Alıntı : ntvmsnbc.com

Öğretim üyesi doktorlar mesai dışında da çalışabilecek

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Başkanlığında öğretim üyeliği görevini yürüten ve aynı zamanda bir Tüp Bebek ve Kadın Sağlığı Merkezinde kısmi zamanlı çalışan bir doktorun, ''kamu kurum ve kuruluşunda çalıştığı gerekçesiyle özel sağlık kuruluşunda çalışmasına ilişkin personel çalışma belgesi'' Ankara Valiliği İl Sağlık Müdürlüğünce iptal edildi.
 
Bunun üzerine doktor, İl Sağlık Müdürlüğü’nün bu işleminin ve işlemde dayanak olarak gösterilen 7 Nisan 2011 tarihli ‘Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’ ile 7 Nisan 2011 tarihli ‘Özel Hastaneler Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin’ ilgili hükümlerinin iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Danıştay'da dava açtı.
Davanın ilk incelemesini yapan Danıştay 10. Dairesi, yönetmeliklerin, öğretim üyesi olarak çalışan doktorların mesai dışında her hangi bir iş yapmalarını engelleyen hükümlerinin ve bu hükümlere dayanılarak tesis edilen İl Sağlık Müdürlüğü işleminin yürütmesini durdurdu.

Dairenin kararında, Anayasa Mahkemesi'nin 5947 sayılı ''tam gün yasası'' ile ilgili verdiği iptal kararına atıfta bulunularak, üniversite öğretim üyeleri yönünden özel kanun olan 2547 sayılı Yasada düzenleme yapan ve üniversite öğretim görevlilerinin mesai sonrası başka yerlerde ücretli veya ücretsiz, resmi veya özel başkaca herhangi bir iş göremeyecekleri, ek görev alamayacakları ve mesleklerini serbest olarak icra edemeyecekleri yolundaki hükmün iptal edildiği anımsatıldı.

"BİLİMSEL VE İDARİ ÖZERKLİĞİN DOĞAL SONUCU"

Kararda, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinde, öğretim üyelerinin, üniversitelerin yürüttükleri bilimsel çalışmaların gereği olarak sahip oldukları bilimsel ve idari özerkliğin doğal sonucu olarak, diğer kamu görevlilerinden farklı bir meslek sınıfı olarak nitelendirilmesi karşısında, yasama organı tarafından Anayasa Mahkemesinin anılan kararı doğrultusunda yeni bir düzenleme yapılmadığı sürece, diğer kamu görevlileri ile aynı kategoride değerlendirip, çalışma saatleri sonrasında başka iş yapmalarına yasaklama getirilmesine olanak bulunmadığı belirtildi.

Dolayısıyla, Devlet üniversitesi tıp fakültelerinde öğretim üyesi sıfatıyla doktorluk yapanlar ile devlet hastanelerinde doktorluk yapanların aynı statüde değerlendirilmemesi gerektiğine işaret edilen kararda, ''Bu itibarla, öğretim üyelerinin kamu görevlisi olmakla birlikte Anayasada genel sınıflandırma içinde ayrı bir yere sahip, kendilerine özgü önem ve değerde bir meslek sınıfı olduğu, bu konumları dikkate alındığında, öğretim üyelerini diğer kamu görevlileri gibi değerlendirip, mesai sonrası başka iş yapmalarına yasaklama getirilmesinin Anayasaya aykırı bulunduğu gerekçesi ile Anayasa Mahkemesince verilen iptal kararının, Devlete ait üniversitelere bağlı tıp fakültelerinde öğretim üyesi sıfatıyla çalışan doktorları, 1219 sayılı Yasanın 12.maddesinin (a) bendi kapsamı dışına çıkarmış bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır'' denildi.

Davalı Sağlık Bakanlığınca çıkartılan Yönetmeliklerde, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrasında Devlet Üniversitesi tıp fakültesinde öğretim üyesi olarak çalışan doktorların kazandıkları farklı ve özel statünün dikkate alınmadığı, böylece Anayasa Mahkemesi kararına aykırı düzenleme yapıldığı vurgulanan kararda, Anayasa Mahkemesi kararına aykırı olarak düzenlenmiş olması nedeniyle hukuka aykırı olduğu saptanmış bulunan Yönetmelik hükümlerine dayanılarak tesis edilen Ankara Valiliği işleminde de hukuka uyarlık bulunmadığı belirtildi.

Alıntı : ntvmsnbc.com

Muayenehane Yönetmeliğinde Kısmen Yürütmenin Durdurulması Kararı

07.04.2011 tarihli yönetmelik değişikliğine karşı İzmir Tabip Odası tarafından açılan davada, Danıştay 10.Dairesi, yönetmelik değişikliklerinin bir kısmının yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir.
Danıştay 10.Dairesi tarafından yürütmenin durdurulmasına karar verilen maddeler, yönetmeliğin 12-D maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) fıkralarında yer alan asansör, merdiven ve kapı standartlarına yönelik düzenlemelerdir. Yürütmenin durdurulması kararı verilen maddeler şu şekildedir.
e) (Değişik:RG-7/4/2011-27898) Asansör ve merdivenler: Tüm uzmanlık dallarında olmak üzere; giriş katta olmayan muayenehanelerin bulunduğu binada, hastanın tekerlekli sandalye ile girebilmesini sağlamak amacıyla, girişi en az 80 santimetre genişliğinde asansör olması gerekir. Merdivenin gerektiğinde sedye ile hasta taşınmasına imkan sağlayacak şekilde, basamak yüksekliği 16-18 santimetre, basamak genişliği 30-33 santimetreyi sağlamak kaydıyla merdiven ve sahanlığın genişliği en az 1,30 metredir. Merdiven basamak yüksekliği özürlülerin çıkışını zorlaştırmayacak şekilde düz bir satıhla bitirilir. Muayenehanenin girişi, zemin seviyesinde değilse %8 eğimli rampa yaptırılır.
f) (Değişik:RG-7/4/2011-27898) Kapılar: Muayene odası ve tuvalet kapıları 110 santimetre diğer kapılar 90 santimetre genişliğinde olur.
Danıştay 10.Dairesi, Kadın hastalıkları ve doğum ile üroloji muayene odalarında, içerisinde sıvı sabun-tuvalet kağıdı ve kağıt havlu gibi hijyen araçları bulunan tuvaletin bulunması gerektiğine ilişkin (a) bendi ile cerrahi uzmanlık dallarında en az 10 metrekare kullanım alanına sahip odası bulunacağına dair (d) bendinin yürütmesinin durdurulmasına dair talebi kabul etmemiştir.

Alıntı : izmir tabip odası

22 Haziran 2011 Çarşamba

Doktorluğu neden bıraktım?

HEPİMİZİN KARŞILAŞTIĞI DURUMLARI KISACA ANLATAN BİR YAZI...HELE BAŞBAKANIMIZ KAZLIÇEŞME MİTİNGİNDE 'DOKTOR EFENDİ '  DİYEREK KALBİMİZE TAHT(!) KURMUŞKEN , BU YAZI İYİ GELECEK...YANLIZ DEĞİLİZ...




Çok düşündüm yazmaya başlamadan önce. Nasıl anlatmalı, diye. Madde madde sıralamak çok kuru geldi. Çok da uzatmamalıyım, diye düşündüm. Bir taraftan da anlatacak o kadar çok şey var ki….Sonra dedim ki, örnekler vereyim, okuyan kıssadan hisse, anlasın. İlk aklıma gelenle başlayayım:


İkinci çocuğa yedi aylık hamileydim. İlkinde asistandım. Bu sefer uzmanım ya, farklı olacak. Ne fark edecekse? İlkinde, bebeğim iki aylıkken sekiz nöbetle dönmüştüm hastaneye, güya süt izni altı aydı o zaman. Nöbet dönmez demişler, başladığımın ikinci günü listeye yazmışlardı. Biliyorum, ben böyle olacağını, anlatması öyle zor ki. Bir şey hemen başka bir şeyi çağrıştırıyor.


 Evet, yedi aylık hamileydim ve çok kötü bir trafik kazası geçirdik. Arabamız pert oldu, emniyet kemerinin izi vücuduma derin bir morluk olarak çıktı. Erken doğum tehdidi atlattım. Rapor almadım, çünkü çalıştığım birimde tek uzman doktordum. Kazadan iki hafta sonra, bu sefer gece yarısı bir sarhoş sokakta ne kadar araba varsa çarptı. Bir kalp çarpıntısı tuttu beni. Biliyorum ki, anksiyeteden. Durmadı, sabahı sabah ettim. Sabah bir kardiyoloji uzmanına gitmeye karar verdim. Erkenden aradım hastaneyi, polikliniğe gelemeyeceğimi söylemek için. Telefonu birbirine bağlayan bağlayana. Kimse sorumluluk almak istemiyor. Sebep, öğleden sonraya gün önceden verilmiş internet randevuları. Sonunda, dayanamadım “Öldüm ben bugün, tamam mı!” dedim karşımdakine. Beş dakika sonra o bir türlü ulaşamadığım poliklinikten sorumlu başhekim yardımcısı aradı. “Dr hanım, sabah adınıza yazılmış yedi sekiz hasta var, n’olacak?” diye sordu.
  • Kaynak : selgingb.wordpress.com/
BU MESLEĞİ, BEN DE İNSAN OLDUĞUM VE HASTA OLMA HAKKIMI KULLANMAK İÇİN BIRAKTIM.


Anadolu’nun büyücek şehirlerinden birindeyim. Haftada iki gün heyet var. Her heyet gününde en az yüz, yüz yirmi hasta var. Çoğu özürlü veya bakıma muhtaç raporu almak için gelmiş.


Raporu alırsa, devlet para verecek. Diyaloglar:


1) Hasta yakını: Muayeneye gerek yok doktor!
Dr: Ben muayene etmek için varım.
Hasta yakını: İmzala da şu kağıdı bitirelim işimizi. Daha dolaşacak çok kapı var.
Dr: Bu kadıncağız Parkinson Hastası. Hiç tedavi aldı mı?
Hasta yakını: Neyse ne hastalığı. Bu saatten sonra tedavi mi olur!
Dr: Tedavi edilirse belki de kendi işini görür, bakıma ihtiyacı kalmaz.
Hasta yakını: Sen imzala, biz bakarız.
Dr: Hastanın tedaviyle durumunun düzeleceğini düşünüyorsam özür derecesi veremem. Poliklinikten takip edelim, ilaçlar işe yaramazsa o zaman yeniden değerlendirelim. Olura olmaza verilen bir şey değil bu bakım parası
Hasta yakını: Sana mı kaldı kadın, devletin parasını düşünmek! Allah belanı versin!


BU MESLEĞİ, DURDUK YERE BELA ALMAMAK İÇİN BIRAKTIM.


2) Dr: Eee.. sen geçen hafta da iki özürlü çocuk getirmiştin. Onlar da mı senindi?
Hasta yakını: Hee..
Dr: Kaç çocuğun var senin?
Hasta yakını: On iki.
Dr: Kaçı özürlü?
Hasta yakını: Sekiz. Bazısı akıldan, bazısı hem vücuttan, hem akıldan.
Dr: Karın akraban mı?
Hasta yakını: He. Teyze kızıdır. Aklı da kıttır.
Kaba bir hesapla 8×500 TL = 4000 TL. Vergisiz, temiz gelir.


BU MESLEĞİ, İNSANLARI EĞİTİLECEĞİ YERDE YANLIŞ YAPMAYA DEVAM EDİYORLAR DİYE HEPİMİZİN KESESİNDEN HOVARDACA ÖDÜLLENDİRİP, İNSANLARIN AĞZINA BAL ÇALARAK KENDİ HANELERİNE YAZILAN SEÇMEN OY’UNA ÇEVİRDİKLERİ İÇİN BIRAKTIM


3) Dr: Ne kadarlık bu bebek?
Baba: İki aylık.
Dr: Sorunu nedir?
Baba: Anne sütü almıyor.
Dr: Dudak, damak yarığı filan mı?
Baba: Şükür, yok öyle bir şey. Bir kusuru yok, her şeyi tamam, maşallah.
Dr: Siz niye geldiniz peki?
Baba: Devlet memuruyum. Mama parası almaya geldik.
Dr:??


BU MESLEĞİ, İNSANLARIN AÇ GÖZLÜLÜKLERİNE ARTIK DAYANAMADIĞIM İÇİN BIRAKTIM.


Bel ağrısı olan hastanın muayenesi bitmiş, reçete yazacağım, soruyorum, “Yakınlarda ağır kaldırdınız mı?” Hasta, kollarındaki bileziklerini şıngırdatarak cevap veriyor, “Allah kabul ederse, iki kurbanımız vardı. Malum onca et, indir kaldır..Ondan oldu herhalde.” Önümdeki ekrana bakıyor, bakıyorum. Hasta Yeşil Kartlı. Hastanın “Dr hanım en iyi ilaç neyse ondan yaz. Bir de MR çektirsen iyi olur,” demesi ile kendime geliyorum.


BU MESLEĞİ, BENİM CEBİMDEN ÇALANLAR BANA HASTA HAKKINA DAYANARAK İŞİMİ KULAKTAN DUYDUKLARIYLA ÖĞRETMESİNLER DİYE BIRAKTIM.


Performans, performans. Kaç kişi biliyor bu “Performans”ın ne anlama geldiğini? Eminim çoğu kişinin anladığı “işini iyi yapmak.” Performans demek, puan demek. Poliklinikte bakılan hasta şu kadar puan, hastaya dikiş atılması bu kadar puan, hastaya muayene testi sırasında x testini yapmak bilmem ne kadar puan. Ay sonunda listeler asılır. Hastane birincisi bilmem kaç bin puan yapmıştır. Puanıyla orantılı olarak, döner sermayeden para alır. Zeki insanlar anlamışlardır, hemen. Bu sistemin nasıl suistimal edilebileceğini. Geçen yıl mesleği bırakmadan bu konuda olanları da iki örnekle anlatayım:


1) Acil kapıda Aile Hekimliği sisteminden önce pratisyen hekimler duruyordu. Mantıklı olarak önce hastayı onlar değerlendiriyor, sonra ihtiyaç duyarsa icapçı konsültan uzman hekimi çağırıyorlardı. Ne zamanki, konsültan çağırdıklarında onların puanından kesildi, o zamana değin olura olmaza çağırdıkları uzmanlar bir nebze olsun rahat nefes aldı.


BU MESLEĞİ MESLEKTAŞLARIMIN PERFORMANS DENİLEN İLLETLE DAHA FAZLA KİRLENDİKLERİNİ GÖRMEMEK İÇİN BIRAKTIM.


2) Şehrin eski SSK hastanesinde tek nöroloji uzmanıydım. Poliklinik, acil, servis, EEG, EMG… hepsine tek kişi koşturuyorum. Mutluyum ama, çünkü sekreterler olsun, acil ekibi, servis hemşireleri, EEG ve EMG hemşiresi olsun, nasıl iyi bir ekip, anlatamam. Canla başla çalışıyoruz. Anadolu’dayız. Hasta İstanbul hastası değil, kimi şehrin diğer ucundan geliyor, çok uzaktan geldim, diyor, kimi de gerçekten 120 km uzaktan, dağın başından geliyor. Biz uğraşıyoruz, EEG ve EMG ile ne kadar hastanın, ne kadar kısa sürede işin hallederiz, diye. Bazen işin içinden çıkamadığım oluyor, arıyorum İstanbul’daki arkadaşlarımı, hocalarımı, hastaları onlara gönderiyorum. Arada sekreterler puanımı söylüyorlar, aklımda bile kalmıyor. Her ay daha ne kadar fazla yapabiliriz, randevuları nasıl yakın zamana verebiliriz, diye uğraşıyoruz. Malu, bakan “İsteyen gece çalışsın, kazansın,” demiş.Ay sonunda diğer hastanede çalışan eşim, oraya asılan her iki hastanenin ortak puan listelerine bakıyor (Şehirde bir Devlet, bir de eski SSK hastanesi vardı. Bir takım sebeplerle iki hastane birleştirilmiş, tek başhekimlik ile idare edilmeye başlanmıştı. Bu da ayrı bir hikaye). Benim puan her ay bizim hesaptan en az 8-10 bin puan eksik. Üç ay böyle gitti. 8-10 bin puan o zaman, yaklaşık 2000 TL döner demek. Sonunda neden kesiliyor puanlarım, diye araştırdığımda, yaptığım EMG’lerden kesildiğini öğrendim. Neden? diye sorduğumda “Etik Komisyon” daki EMG’nin ne olduğunu bile bilmeyen bir başka branşın uzmanı doktor arkadaşın kararı doğrultusunda olduğunu söylediler. Bir ay içinde o sayıda EMG yapamayacağıma kanaat getirmiş kuruldaki arkadaş, puanı yüksek olan işlerin üzeri çizilmiş. Dilekçeler gitti, geldi. Yalan Performans bildirmekle suçlandım, yani yapmadığım işi yapmış göstermekle. Gönlüm o kadar rahat ki, her şeyim arşivli, kayıtlı, raporlarımın hepsi tamam. Israr edince, Bakanlıktan Soruşturmacı talep etmekle tehdit etti başhekimlik, yani hakkımda soruşturma açılması ile. Soruşturmacı istiyorum, diye dilekçe verdim. Sonra da istifa ettim. Dosya da kapandı, gitti. Elimde yazışmaların örnekleri, üstüne gideyim, dedim. Babası bakanlıkta olan eski bir arkadaşım,” Boşver, babama sordum, canın yanarmış,” dedi. Lanet ettim.


BU MESLEĞİ, GERÇEKTEN HİZMET ETMEK İSTEMEME KARŞIN, KARŞISINDAKİNİ DE KENDİ GİBİ BİLEN, HAK YİYEN, NEREDEN GELDİĞİ BELLİ OLAN KUKLA YÖNETİCİLERİN DAHA FAZLA HEM HEKİMLİK, HEM DE İNSANLIK ONURUMLA OYNAMAMALARI İÇİN BIRAKTIM.


Fakülte girişimle beraber, on sekiz yılın sonunda, gerçekten severek yaptığım mesleğimi bıraktım. Kolay bir karar değildi. Doya doya emziremediğim çocuğumdan, binbir zahmet beni okutan ana-babama, hocalarıma kadar o kadar çok kişinin emeği vardı ki o, on sekiz yılda. Benim alternatifim vardı, bırakabildim. Eminim, iki gündür grev yapan, yapmaya çalışan, yapamasa da gönlü yapmaktan yana olan o küçük, marjinal, siyasi görüşlü arkadaşların çoğu benim yerimde olsalardı, onlar da benim gibi yaparlardı.


Şimdi artık, mutlu ve huzurluyum. Performansı düşündürmeyen bir kazancım var. Çalıştığım yerde, insanlar kibar ve nazik. Gün içinde durduk yerde hakarete uğramıyor, tehdit edilmiyorum. Gece yatağa girerken, telefon ne zaman çalacak diye düşünmüyorum. Tamamen silinmeyecek olsa da, yavaş yavaş, insanların çirkin yüzlerine ilişkin anılar berraklığını yitiriyorlar.


 Çocuklarıma insana inanabilmeyi öğretme konusunda umudum yeşeriyor.


Ama…


Tam bir yıl oluyor, hasta görmedim. Hasta gözünde gördüğüm, o şükran duygusunu, felçli hastanın ilk kez yeniden ayağa kalkışını görmeyi, hasta bir lokma fazla yedi mi sevinmeyi, kafamda listeler oluşturup, adım adım ilerleyerek sonunda teşhis koymayı, varsa tedavisi, tedavi etmeyi özledim.
Halk başına ne geleceğini bilmiyor, popülist politikaya alet oluyor. Nicelik olarak artan sağlık hizmetinin aslında niteliğinin artık sıfır bile olmadığının farkında değil. Sayın bakan ve başbakan, çuvaldaki bir iki çürük elma için tüm ambarı heba etti. Çürük elmalar duruyor, onlar artık muayenehaneyi değil Performans Sistemi’ni kullanıyor.


DAHA ÇOK ANLATABİLİRDİM. UMARIM BUNLAR SİZE SAĞLIK ÇALIŞANLARININ NEDEN GREV YAPTIĞI KONUSUNDA BİR FİKİR VERMİŞTİR.


Alıntı.doktoraktuel.com

14 Haziran 2011 Salı

Anne sütünü arttırmanın yolları

Hamilelik dönemi geçiren kadınlara zaman zaman çevreden, ‘sen iki canlısın iki kişilik ye’ gibi telkinler gelebiliyor.
Obezite ve metabolizma uzmanı Dr. Ayça Kaya, doğumdan sonra ise süt artırma kaygısıyla lohusa şerbetleri, helvalar gibi yüksek kalorili besinlerin tüketildiğini, bu tarz beslenme alışkanlığının da fazla kiloları beraberinde getirdiğini söylüyor. Bu durumla başa çıkmanın mümkün olduğunu belirten Dr. Kaya, annelere sütlerini artırırken, kilo vermelerine de yardımcı olacak 10 ipucu veriyor. 

Eğer hamile kalmayı planlıyorsanız veya lohusalık döneminde iseniz işte size kilo almadan süt artırmanın yolları: 

 1) Gebelikten sonra otoimmun tiroid hastalıklarının ortaya çıkmasında artış olur. Eğer lohusalık depresyonunuz var ise ve kilo artışı yaşıyorsanız, öncelikle bir iç hastalıkları uzmanına muayene olmanızda fayda var. Hem tiroid, hem şeker hem de genel metabolizmanızın değerlendirilmesi iyi olur. 

2) Toplumda şekerli yiyeceklerin ve içeceklerin anne sütünü artırdığı ile ilgili yanlış bir inanış vardır. Bu tür yiyecekler sütü artırmaz. O nedenle loğusa şerbetleri, hazır meyve suları, şeker eklenerek yapılmış kompostolar, helvalar, tatlılar ve çikolatalardan uzak durun. 

3) Sütü artıran en önemli madde sudur. Ne kadar çok su içerseniz o kadar çok sütünüz olur. Özellikle her yemekte 2 bardak su için. Yediğiniz her meyveden sonra su için. Ortalama 10-12 bardak su içmeye özen gösterin. 

4) Su oranı yüksek olan sebze ve meyveler çok süt yapar. Her yemeğinizin yanında bolca yeşil salata yiyin. O nedenle salatayı baş tacı yapın. Ancak içine yağ, mayonez ve salata sosu koymayın. Nar ekşisi, limon, sirke ve 1 tatlı kaşığını geçmeyecek şekilde yağ ekleyebilirsiniz. Su oranı yüksek olan ıspanak, pazı, karalahana, yeşil fasulye gibi sebze yemeklerine sofranızda daha çok yer açın. Bu sebzeleri pişirirken kıymalı veya yumurtalı olarak hazırlamak besin kalitesini yükseltir. Ama eğer kıymalı yemek sevmiyorsanız yanında ayrıca köfte olarak hazırlayabilirsiniz. 

5) Taze sıkılmış meyve suyu, ayran, maden suyu ve şekersiz bitki çaylarını içecek olarak tercih etmekte fayda var. 

6) Yağlı yiyeceklere karşı dikkatli olun. Kızartmalar, pastane ürünleri, kurabiyeler, kıymadan yapılan etler, cipsler, çerezler, kremalı yiyecekler kalori oranları yüksek yiyeceklerdir. Küçük miktarda yenildiğinde çok fazla kilo yapabilir. 

GECE BİR LOKMA, GÜNDÜZ 10 LOKMAYA BEDEL


7)
Süt veren annenin gece kalkmaları nerede ise bir rutindir. Emzirmek ayrıca enerji ihtiyacını artırır. Ancak geceleri kalktığınızda karnınız zil çalsa bile sakın ağzınıza bir lokma koymayın. Çünkü gece insan vücudu depolamaya daha eğilimlidir. Gece yediğiniz bir lokma gündüz yediğiniz 10 lokmaya bedeldir. Çok acıkırsanız sadece 1 bardak su için ve sabah güzel bir kahvaltı yapacağınızı hayal edin. 

8) Emziklilik dönemi kilo vermek için bulunmaz bir fırsattır aslında. Çünkü insan vücudu süt yapmak için bir enerji harcar. Harcanan bu enerji özellikle ilk 2 ayda çok fazladır. Neredeyse günde 2 saatlik spor yapmaya bedeldir. O nedenle doğru yiyecek tercih yapmayı bilirseniz biraz da hareketinizi artırırsanız haftada 1- 1,5 kilo kaybedebilirsiniz. 

9) İşte size sütünüzü artıracak, bebeğinizin gazını alacak bir tarif: 1 yemek kaşığı rezene, 1 yemek kaşığı ıhlamur, 1 yemek kaşığı papatya, 1 tatlı kaşığı tane kimyon ve 1 tatlı kaşığı anason. Porselen bir demliğe bu ölçülerde bitkileri koyun ve üzerine 2 fincan kaynar su ekleyin. Demliğinizin üzerine bir havlu ile kapatın. Yemeklerden hemen sonra bu çayı içtiğinizde bebeğinizin gazı daha az olur. Sizin de sütünüz daha bol olur. 

TUZLU GIDALARDAN UZAK DURUN

10)
Tuzlu yiyecekler, her ne kadar su ihtiyacını artırarak su içmeyi teşvik etse de vücuda bazı zararlar verebilir. Turşu, salamura yapılmış yiyecekler, tuzlu çerezler, şarküteri ürünleri, hazır soslar, tuzlu peynirler ve zeytinler gizli tuz oranı yüksek besinlerdir. Bu besinler eğer çok tüketilirse tuz vücuttan atılırken kemikten kalsiyum çekeceği için kemik erimesi yapabilir. Özellikle gebelik ve lohusalıkta kalsiyum ihtiyacı artar. Eğer fazla tuzlu yenirse bu durum kişinin ayrıca kalsiyum ihtiyacını artırarak kemik erimesini tetikleyebilir. O nedenle tuz oranı yüksek besinlerden kaçınmakta fayda var.

Alıntı: ntvmsnbc.com

3 Haziran 2011 Cuma

Cep telefonu beyin hücrelerine hasar veriyor

İstanbul Kadir Has Üniversitesi’nde gerçekleştirilen ''Cep telefonunun sağlığa zararları'' konulu konferansa ilişkin yapılan açıklamaya göre, konferans Türkiye, Fransa, Yunanistan, İtalya, İsrail ve Amerika'daki araştırma merkezlerinden gelen uzmanların katılımıyla gerçekleştirildi.

Konferansta konuşan Amerika Çevre Sağlığı Örgütü (Environmental Health Trust) Kurucu Başkanı Dr. Devra Davis, bugün dünyada cep telefonları tarafından üretilen mikrodalga radyasyon seviyesinin spermlere zarar verdiğine dikkati çekerek, ''Günde yaklaşık 2 saat cep telefonu kullanan erkeklerin sperm sayısı normal erkeklere nazaran yüzde 30 düşürüyor. Günde 4 saatten daha uzun süre cep telefonu kullanımı ise sperm sayısını yüzde 40 oranında azaltıyor. Dolayısıyla bu kişilerin çocuk sahibi olma ihtimalleri azalıyor. Ayrıca hamilelik sırasında bebeklerin DNA ve hafızalarını olumsuz etkiliyor'' dedi. 

Titreşimli dijital cep telefonu sinyallerinin de bağışıklık sistemini onaran insan kan hücrelerine, saç köklerine ve lenfositlere zarar verdiğini ve tahrip ettiğini vurgulayana Davis, cep telefonunun kulakta veya kulağa yakın mesafede 50 dakikadan fazla tutulmasıyla sağlıklı bir bireyin beyninde değişikliklere yol açtığına dikkat çekerek, ''Vücut ve beyin her an cep
telefonlarının yaydığı mikrodalga radyasyonun yarısını emiyor. Telefon ile konuştuğumuz zamanlarda mikrodalga radyasyon nedeni ile beyin hücrelerimizin bir kısmı ölmeye başlıyor'' diye konuştu.

Konferansta konuşan Prof. Dr. Lloyd Morgan ise da telefonlarının baz istasyonları tarafından üretilen mikrodalga radyasyon seviyesinin, mikrodalga fırın içerisinde olduğu kadar büyük olduğuna dikkat çekerek, ''İnsanların bu kadar yakınında olmaları yasaklanmalıdır. Türkiye, aktif olan baz istasyonların yerleşim yerlerine kurulmasını yasaklayan düzenlemeler yapmalıdır'' dedi. 

Gazi Üniversitesi Biyofizik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nesrin Seyhan da Türkiye'nin baz istasyonu yerleştirme konusunda özel bir dikkat harcaması ve insanların onlarla direkt temas kurmalarını engellemek için girişimlerde bulunulması gerektiğinin altını çizdi. 

Toplantıda açıklanan Atina Üniversitesi Hücre Biyolojisi ve Biyofizik Bölümü ''Elektromanyetik Biyoloji Araştırma Takımı'' çalışmasında ise cep telefonlarının özellikle hafızaya zarar verdiği, nörolojik proteinleri ve beyin metabolizma proteinlerinin etkisini değiştirdiği ve DNA tahribatına neden olduğu bilgileri yer aldı. 

KORUNMAK İÇİN BU TEDBİRLERİ ALIN!

Açıklamaya göre, Amerika Çevre Sağlığı Örgütü Kurucu Başkanı Devra Davis'in ''Cepteki Tehlike'' kitabında, cep telefonlarının zararlarından korunmak için alınabilecek en etkili bazı önlemleri şöyle sıraladı: 

''-Cep telefonunuzu hiçbir zaman direkt olarak başınıza veya vücudunuza tutmayın.

-Cep telefonu ile konuşurken diafon, kulaklık, hands-free cihazları veya tüplü kulaklık kullanın.
-Mümkün oldukça sabit telefonları kullanmaya çalışın.

-Cep telefonunuz açıkken vücudunuza yakın bir yerde taşımayın. Örneğin cep telefonunuzu cebinizde veya göğsünüzde taşımayın. Cep telefonunuz açıkken, kullanmıyor olsanız bile radyasyon yaymaya devam eder.

-Cep telefonunuzun sinyal seviyesi düşükken veya cep telefonunuz çekmediğinde daha güçlü çalışır ve daha çok radyasyon yayar.

-Cep telefonlarını çocuklardan uzak tutun.

-Çocuklar yetişkinlerden en az 2 kat daha fazla mikrodalga radyasyon emerler. Hamileler cep telefonlarını karınlarından kesinlikle uzak tutmalıdır.

-Uyurken cep telefonunuzu yakınınızda bulundurmayın. Siz uyursunuz, ancak cep telefonunuz uyumaz. Cep telefonunuz açık olduğu müddetçe radyasyon yaymaya devam eder. Cep telefonunuzu yastığınızın altına, yatağınızın yanındaki komodine veya uyumakta olan birinin yakınına koymayın.'' 

Alıntı : ntvmsnbc.com

Yıldırım Beyazıt Tıp Atamalarında torpil skandalı...

 SANIRIM 'DURMAK YOLA DEVAM' YA DA 'HAYALDİ GERÇEK OLDU ' DEMEK GEREKLİ...

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nde atama skandalı...

33 akademik personel için belirlenen 'adaya özgü' kriterleri fark eden Ankara Tabip Odası, 'Bu kişiler atanacak' diye notere başvurdu. Başarı oranı yüzde 100'e yakın...

Akşam gazetesinin haberine göre; üniversite, 26 Ocak'ta kadro ilanı yaptı. Ancak belirlenen kriterler hekimleri kızdırdı. ATO ve Sağlık Hizmet Emekçileri, başvuru süresi dolmadan 3 gün önce atanacakların listesini yaptı, 32 kişinin adını noterde belgeledi. 31 isim doğru çıktı, ATO Ankara 5. İdare Mahkemesi'ne dava açtı. İlandaki dikkat çekici kriterler ise şöyleydi: 

Enfeksiyon Hastalıkları dalında, profesör kadrosu için '10 yıl' şartı istendi. Ancak Çocuk Hastalıkları Ana Bilim Dalı'na açılan profesörlük kadrosunda 8, Nöroloji dalında ise 5 yıl profesörlük şartı getirildi.
Daha önce hiçbir üniversitede öğretim üyesi olarak çalışmamış olan Prof. Metin Doğan'ın rektör olarak atandığı kadrolar için şartlar, süreye ilişkin farklı kriterlerle de sınırlı kalmadı. Kimi kadrolarda üst düzey sağlık idareciliği, kiminde sağlık idareciliği, kiminde üst düzey hastane ve sağlık yöneticiliği gibi koşullar arandı. Bu kadrolar için de yine farklı yıllar içeren süre kriterleri getirildi.

KABIZLIK CERRAHİSİ ŞARTI

Bilimsel yanı olmayan kriterlerin hangi isimleri işaret ettiğini ise ATO ve SES tespit etti. Bazı kadrolarda ise 'Hastane kalite değerlendirmesinde sertifika sahibi olma', 'ilaç etik kurul sertifikası sahibi olma', 'Erasmus programları konusunda deneyim sahibi olma' gibi belgeler istendi. 

En çarpıcısı ise genel cerrahide yaşandı. Tek bir yardımcı doçentin alındığı kadro için adayın 'konstipasyon' (kabızlık) cerrahisi konusunda deneyim sahibi olması istendi.

Üroloji, Kadın Hastalıkları ve Doğum ana bilim dallarına alınacak kadrolarda, 'robotik cerrahi konusunda uzmanlık', 'sertifika' gibi şartlar arandı. Ancak bu alanda uzmanlaşılabilecek 'Da Vinci Robotu' Ankara'da sadece Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde var. Atanan kişi de o hastaneden.

KİMSE BAŞVURAMADI

ATO Başkanı Dr. Bayazıt İlhan tepkili: Ankara İl Sağlık Müdürü'nün yardımcı doçent kadrosuna atanıp 2 gün sonra müdürlük görevine döndüğü görülmekte. Jet profesörlük kavramına jet yrd. doçentlik kavramı eklendi. 32 isimden 31'inin ataması adrese teslim kadroların sahiplerini bulması. Atanacak bazı isimler daha o tarihlerde tebrikleri kabul ediyordu. O kadar kısıtlayıcı hükümler konulmuş ki, atanacak isimler dışında başvuru olduğunu sanmıyorum. Çok geniş bir disipline sahip genel cerrahide sadece kabızlık cerrahisinde uzmanlık kriteri konmasında nasıl bilimsel bir yarar gözetiliyor olabilir? Genel Cerrahi'de böyle bir uzmanlık yok.

İKİ GÖREV  BİR ARADA

Aralarında Ankara İl Sağlık Müdürü Mustafa Aksoy'un da olduğu 31 ismin mevcut görevlerinini yanı sıra yeni kadrolarının yüklediği sorumlulukları da ek olarak sürdüreceği belirtiliyor. 

ATANAN 31 İSİM ŞÖYLE:

Kardiyoloji: Prof. Engin Bozkurt, Doç. Tahir Durmaz, Doç. Talat Keleş
İç Hastalıkları: Prof. Bekir Çakır, Prof. Ertuğrul Kayaçetin, Doç. Reyhan Ünlü Ersoy, Doç. Osman Ersoy
Aile Hekimliği: Yrd. Doçent Mehmet Uğurlu
Enfeksiyon Hastalıkları: Prof. Mehmet Taşyaran
Çocuk Hastalıkları: Prof. Bahattin Tunç
Fiziksel Tıp ve  Rehabilitasyon: Prof. Selami Akkuş
Nöroloji: Prof. Orhan Deniz
Psikiyatri: Prof. Ali Çayköylü
Genel Cerrahi: Yrd. Doçent Samet Yalçın
Ortopedi: Prof. Murat Bozkurt, Yrd. Doç. Mahmut Uğurlu
Kadın Hastalıkları ve Doğum: Prof. Filiz Avşar
Göz Hastalıkları: Yrd. Doçent Nurullah Çağıl, Yrd. Doçent Hasan Basri Çakmak
Anesteziyoloji ve Reanimasyon: Doç. Abdulkadir But, Doç. Seval İzdeş, Yrd. Doç. Mustafa Aksoy
Göğüs Cerrahisi: Prof. Nurettin Karaoğlanoğlu
Kulak Burun Boğaz: Prof. Hakan Korkmaz, Yrd Doç. Sami Berçin
Üroloji: Doç. Ali Fuat Atmaca
Plastik Cerrahi: Prof. Ali Teoman Tellioğlu, Prof. Mustafa Deveci
Biyokimya: Prof. Özcan Erel, Doç. Fatma Meriç Yılmaz
Patoloji: Prof. Gülnur Güler

Alıntı : ntvmsnbc.com

Aç kalmadan zayıflamak için...

''Aç kalmadan, yiyerek zayıflayabilmek ve sağlığı kaybetmemek mümkün mü?'' diye düşünüyorsanız, 12 altın kural ile kalıcı kilo kontrolünü sağlayabiliyor ve aşırı kiloya bağlı sağlık sorunları riskini azaltabiliyorsunuz.
      
Uzmanlar, düşük kalorili besinlerin tüketilmesi, ana öğünlerde tüketilen besin miktarının yarıya indirilmesi, yemeklerden önce 1-2 bardak su içilmesi, uzun süre mutfakta vakit geçirilmemesi ve sürekli yemekle ilgili planlar yapılmaması 12 altın kural arasında yer aldığını; bu şekilde sağlık kilo kontrolü elde edilebileceğini ifade ediyor.
   
Uzman diyetisyen Müge Özturna, stres, yoğun çalışma temposuna bağlı beslenme düzeninde bozukluk, fast-food beslenme tarzı ve hareketsiz yaşam gibi birçok olumsuz faktörün etkisiyle her geçen gün artan obezitenin sağlığı tehdit ettiğini söyledi.


Pekçok kişinin hem sağlıklı hem de güzel bir vücut yapısına sahip olabilmek için çeşitli diyetler yaptıklarını ve düzenli spor alışkanlığı kazanmaya çalıştıklarını belirten Özturna, kimi zaman zayıflayabilmek için kişilerin tamamen sağlıksız diyet programlarına girebildiğini ifade etti.


Özturna, bu tür diyetlerin yarardan çok zararlı olduğunu ve insan metabolizmasını tamamen bozduğunu vurguladı.

Özturna, ''Önemli olan diyetinizde her besin grubuna belirli miktarlarda yer vermeniz. İşin püf noktalarından biri de size uzun süre tokluk hissi veren besinleri tüketerek zayıflamanız veya formunuzu korumanızdır'' diye konuştu. Bunları doğru bir şekilde gerçekleştirebilmek için kararlı olunması gerektiğini belirten Özturna, diyet yaparken 12 altın kurala dikkat edilmesi gerektiğini ifade etti.

NELER YAPMALI? 

Alışverişte düşük kalorili, düşük glisemik indeksli olan besinlere öncelik verilmesi, küçük sepet kullanılması gerekiyor.
        
Ana öğünlerde tüketilen besin miktarının yarı yarıya azaltılması, bu besinler yerine salata ve sebze garnitürlerinin miktarının artırılması isteniyor.
       
Tüketilen besinlerin yağ miktarının azaltılması, salatalara ve yemeklere yağlı soslar, ketçap ve mayonez ilave etmek yerine kuru meyva, susam, sirke ve limon eklenilmesi öneriliyor.
        
Ara öğünlerin atlanmaması, ara öğünlerdeki besinlere salatalık, domates gibi söğüş tüketilebilecek sebzelerin ilave edilmesi daha doyurucu oluyor.
     
Fast-food tüketiminden kaçınılması, tüketilmesi halinde ketçap-mayonez gibi soslar yerine domates ve yeşillik ilave edilmesi isteniyor.
       
Gün boyunca bol su tüketilmesi, özellikle yemeklerden önce 1-2 su bardak içilmesine özen gösterilmesi gerekiyor.
      
Nerede olunursa olunsun beslenme programından çıkılmaması önem taşıyor.
        
Her zaman aynı besinlerin tüketilmemesi ve farklı besin gruplarının gün içinde tüketilmesine özen gösterilmesi vurgulanıyor.
       
Düzenli egzersiz yapılması isteniyor.
        
Yemek servisinin küçük tabaklarla yapılması ve tüketecek besinlerin göz önünde bulunduracak şekilde tabaklara konulması tavsiye ediliyor.
       
Uzun saatler boyunca mutfakta vakit geçirilmemesi isteniyor ve son olarak da sürekli yemekle ilgili planlar yapılmaması öneriliyor.

Alıntı : ntvmsnbc.com