13 Eylül 2012 Perşembe

Çocuklarımız okulda ne yemeli?


Ege Sağlık Hastanesi Diyetisyeni Sevgi Ersoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu yıl 5 buçuk yaşındaki çocukların da ilkokul birinci sınıfa başlayacak olmasının velilerin çocuklarının beslenmeyle ilgili çekincelerini de beraberinde getirdiğini söyledi.

Okul öncesi ve ilkokul çağında geliştirilen olumsuz beslenme alışkanlıklarının yetişkinlik dönemine de yansıdığını, bunun için çocuğun beslenmesinin çok iyi planlanması gerektiğini kaydeden Ersoy, çocukların okul yemekhanelerinden yararlanmalarını veya soğuk sandviç, ayran ve meyveden oluşan bir menü seçmelerini tavsiye etti.

Sevgi Ersoy, boy, kilo, yaş gibi fiziksel özelliklerin yanında çocuğun yeterli ve dengeli beslenmesini sağlamak için çocukların okulda yapacağı tercihler konusunda onlarla konuşmanın faydalı olabileceğini dile getirdi.

Beslenme sürecinin planlanmasında en önemli öğünün kahvaltı olduğunu vurgulayan Ersoy, ''Kahvaltı yapmayan çocukların okulda daha az başarılı oldukları görülmüştür. Çocukların güne iyi başlamaları, gün içinde kendilerini iyi hissetmeleri ve dikkat dağınıklarını önlemek için dengeli bir kahvaltı yapmalarını sağlamak gerekir. Süt, peynir, yumurta, zeytin, bal veya pekmez, ekmek ile yapılmış bir kahvaltı tüm besin gruplarını kapsayacak şekilde planlanmış dengeli bir kahvaltı örneğidir. Kahvaltı yapmayan çocuk ise kantinlerde bisküvi, simit, gazlı içecekler ve hazır meyve sularına, şekerli besinlere yönelip dengesiz beslenmiş olacaktır'' diye konuştu.

FAST FOOD YERİNE SOĞUK SANDVİÇ, AYRAN, MEYVE

Öğrencilerin tüm gün okulda bulunması durumunda ise varsa okuldaki yemekhaneden ve yaş grubuna uygun beslenmesinin doğru olacağını kaydeden Sevgi Ersoy sözlerini şöyle sürdürdü: ''Menülerdeki besinler sağlıklı pişirme yöntemleriyle sunulmalı, çocukların sevdiği besinlerin yanında ileriye yönelik sağlıklı beslenme alışkanlıklarını geliştirmek ve çocukların dengeli beslenmesini sağlamak adına sebze, meyve, salata, kuru baklagiller, yoğurt, ayran gibi besinlerle desteklenmelidir. Eğer okulda yemekhane yoksa çocuğun öğle yemeği için fast food gıdalara yönelmesi engellenmeli, kantinde veya evde hazırlanmış soğuk sandviç, ayran, meyve ile dengeli bir öğün alması sağlanmalıdır.''

Özellikle Dünya Sağlık Örgütü'nün gündeminde olan ve Sağlık Bakanlığı'nın başlattığı ''Türkiye Obezite ile Mücadele ve Kontrol Programı''nı hatırlatan Ersoy, obeziteyle mücadele açısından da fast food gıdalardan uzak durulmasının önemine işaret etti.

Sevgi Ersoy, ailelerin çocukları için iyi bir beslenme çantası hazırlayabileceğini belirterek, çocuklara kantinden neleri alabilecekleri hakkında önceden bilgi verilmesi gerektiğini söyledi.

Çocukların tüm besin ihtiyaçlarını ana öğünlerden karşılamasının da mümkün olmadığını, mutlaka ara öğünlerin de değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Ersoy, süt, yoğurt, ayran, ev yapımı kek, poğaça, sebzeli veya peynirli börek, meyve, ceviz, fındık, badem başta olmak üzere kuruyemiş, mevsimine göre salatalık, havuç konularak çocuğun beslenmesinin tamamlanabileceğini sözlerine ekledi.

Alıntı : egedesonsöz.com

İTÜ'lü asistanlar 50-D için eylemde...

İstanbul Teknik Üniversitesi'nde (İTÜ) 50/D ile çalışan 120 araştırma görevlisi işten çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya.

Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), geçen sene yürürlüğe giren 6111 sayılı torba yasayla ilgili verdiği görüş yazısında altı yılda doktorasını tamamlamayan 50/D'li asistanların okulla ilişiğinin kesileceğini belirtti.
Yani doktora yapan asistanlar doktoralarına devam edebilecekler; ancak okulla ilişikleri yani maaş yerine aldıkları bursları ve okuldaki görevleri sona erecek.

Üniversitelerde 33/A ve 50/D şeklinde iki farklı araştırma görevlisi uygulaması var. 50/D uygulamasında araştırma görevlileri "burslu öğrenci" statüsünde istihdam edilip eğitim bittiğinde okulla ilişikleri kesiliyor. 33/A uygulamasındaysa göre araştırma görevlileri rektör tarafından kadrolara üç yıllığına atanıyor.

Aslında iki kesim de aynı işi yapıyor ve aynı ücreti alıyor. 2009'da Eğitim-Sen'in konuyla ilgili açtığı davada, Danıştay, iki tipteki araştırma görevlilerinin de aynı işi yaptığını her ikisinin de araştırma görevlisi olduğunu kabul etti.

"Burslu öğrenci değil, araştırma görevlisiyiz"

 

bianet'e konuşan İTÜ Fen Edebiyat Fakültesi'nde araştırma görevlisi Aykut Kılıç, "Biz burslu öğrenci değiliz, yıllardır çalışan araştırma görevlisiyiz" dedi ve şöyle devam etti:

"Diğer araştırma görevlileriyle aynı işi yapıp aynı ücreti alıyoruz ancak iş güvencemiz yok. 50/D maddesinde doktorayı bitirme süresine ilişkin herhangi bir ifade söz konusu değildir.  YÖK'ün görüşünün hukuki dayanağı çok zayıf. Amaç 50/D'lilerin 33/A'ya alınmasını engellemek. Üniversite 50/D'lilerin geçişini engellemek için doçentten istenebilecek kriterleri yerine getirmesini istiyor. Bunu karşılamak mümkün değil."

İTÜ araştırma görevlileri, altı yılda doktoranın tamamlanma dayatmasının ortadan kaldırılmasını, bu sebepten kimsenin işten çıkarılmamasını, yurt dışı araştırma burslarının kesilmemesini ve yurt dışına giden araştırma görevlilerinin ücretli izinle gönderilmesini ve 33/A'ya geçişte yasal hakların adil kriterler çerçevesinde yerine getirilmesini istiyor.

İTÜ araştırma görevlileri, üniversitenin işleyişine ilişkin herhangi bir konunun akademik ortamda alterantifler üretilmeden demokrasiyi hiçe sayan bir tavırla yapılmasını kabul etmediklerini açıkladı.

İTÜ araştırma üyeleri, ünivesiteyi işten çıkarılma tehdidine karşı uyarmak için 13 Eylül  saat 13:00'te Maslak Kampusu 75. Yıl Öğrenci Sosyal Merkezi önünde basın açıklaması yapacak.

Alıntı:Bianet.org

9 Eylül 2012 Pazar

Sağlık Bakanlığı Teşkilat Yasası Anayasa Mahkemesi'nde...

Öztürk, Anayasa Mahkemesi'ne başvurusu sonrası yaptığı açıklamada, dilekçelerinin ''Çuval yasa'' olarak adlandırdığı, 6353 sayılı Yasa ile 6354 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin kimi hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulmasını kapsadığını bildirdi.

Öztürk, şöyle konuştu:

''Bu çuvalların içerisinde sizin bizim dışımızda her şey var. Aklınıza ne gelirse var. Olmayan hiç bir şey yok. Özellikle seçimlere ilişkin bir düzenleme var. Seçim suçlarına ilişkin dava açma süresi, 2 yıldan 6 aya düşürülüyor. Bunun Anayasa'ya aykırı olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca yasada engellilerin hakkının gasbı, seçim yolsuzluklarının örtbas edilmesi, yolsuzlukların denetimden kaçırılması var, Sayıştay denetiminden kaçırılma var. Bunların hepsinin ve daha çok maddelerinin Anayasa'ya aykırılığı ve hukuk devleti ilkelerine aykırılığı nedeniyle dava dilekçemizi verdik.''

6354 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de ise sağlık personelini, hemşireleri ve sezaryenle ilgili konuları içeren düzenlemeler bulunduğunu anımsatan Öztürk, bu düzenlemelerin de iptalini istediklerini söyledi.

Başbakan'ın bazı milletvekillerinin dokunulmazlıkları ile ilgili ''Biz yapılması gerekenleri yargıya söyledik'' dediğini ifade eden Öztürk, ''Umuyorum ve diliyorum bu açtığımız davalarla ilgili de Sayın Başbakan, yapılması gerekenleri Anayasa Mahkemesine söylememiştir. Ya da söylediyse bile Anayasa Mahkemesi Sayın Başbakan'ın söylediklerini dikkate almaz, kendisine hukuku referans alır ve bu başvurularımızı hukuk devleti çerçevesinde inceler ve taleplerimizi kabul eder'' diye konuştu.

Alıntı: Medimagazin

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Dr. Ersin ARSLAN'ın öldürüldüğü hastanede yine hekime darp !

HERŞEY  ÇOK   KISA  SÜRELİĞİNE DÜZELİR GİBİ  OLDU.SALDILAR DEVAM  EDİYOR.BEYAZ KOD  , 113 UYGULAMASI..HEPSİNİN  GÖZ  BOYAMA  OLDUĞU ORTADA...

Gaziantep Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi’nde 23 Ağustos 2012 Perşembe günü Beyin Cerrahı Dr. Özhan M. Uçkun bir hasta yakını tarafından darp edilmiştir. Kafası dahil vücudunda cam kırıklarından kaynaklı kesiler oluşmuş, kan içinde kalan yüzünü beyaz önlüğüyle silmeye, kanamasını durdurmaya çalışmıştır. Hekimimiz bu haldeyken dahi saldırgan , sakinleşmemiş kırdığı camın aralığından elini uzatarak Dr. Uçkun’un yakasına yapışıp tehditler savurmaya devam etmiştir.
Meslektaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi gönderiyoruz. Bu olay artık Türkiye’de tüm hekimlerin ve sağlık çalışanlarının ne şartlarda çalıştığının bir diğer göstergesi olmuştur. Biliyoruz, Dr. Uçkun’un başına gelen pek çok hekimin başına gelmektedir ve her an gelebilir.

Bu olayın olduğu hastanenin adı neden Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi’dir? Çünkü bu hastanede 17 Nisan 2012’de Dr. Ersin Arslan bıçaklanarak öldürülmüştür. Dr. Uçkun’a yönelik saldırı bu olaydan sonra aynı hastanede gerçekleşen hekime yönelik üçüncü fiziki saldırıdır.

Saldırganın gerekçesi Dr. Uçkun’un görmeyen yaşlı bir hastaya muayene sırasında öncelik vermesidir. O saate kadar 56 hasta muayene etmiş olan ve daha muayene etmesi gereken onlarca hastası bulunan, özveriyle çalışan, hekimliğinin gereğini yerine getirmeye çalışan meslektaşımız ve diğer sağlık çalışanları ne olduğunu anlayamadan şiddete maruz kalmışlardır. Meslektaşımız yedi gün rapor almak zorunda kalmıştır. Bugün yapması gereken ameliyatlarına girememiştir. Bunlardan birisi zor durumdaki bir beyin tümörü hastası, bir diğeri anevrizma (beyin damarlarında baloncuk olması) hastasıdır.

Hekime ve sağlık çalışanına yönelik şiddet durmak bilmemektedir. Sevgili Dr. Ersin Arslan’ın öldürüldüğü hastanede dahi şiddet durmuyorsa Sağlık Bakanlığı oturup samimiyetle durumu değerlendirmelidir. Sorunun genel geçer ifadelerle çözülemeyeceği apaçık ortadadır. Uyarılarımıza rağmen ne yazık ki etkili önlemler alınmamakta, sağlık çalışanlarını hedef gösteren dil ve tarz devam etmektedir.

Tüm yurttaşlarımıza bir kez daha hatırlatıyoruz. Hekimler ve sağlık çalışanları sizin en zor zamanlarınızda yardımınıza koşan can dostlarınızdır. Onlar sizin için en iyisini yapmak amacıyla özveriyle çalışmaktadırlar. Sağlık çalışanlarına karşı sözlü ya da fiziki şiddete yönelmenizin hiçbir tutar yanı yoktur.

Sağlık alanında yaşanan sorunların sebebi ise hekimler, sağlık çalışanları değil bizzat sağlık politikalarıdır!

Alıntı :Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
            Gaziantep-Kilis Tabip Odası

Mutfakta plastik ürünler kullanmamaya özen gösterilmeli

Konya Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Selma Çivi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ABD'de yapılan bir araştırmada, plastik ürünlerini fazla kullananlarda, özellikle karaciğer enzimlerinin yükseldiğinin, karın yağlanmasının arttığının tespit edildiğini söyledi.

Plastik ürünlerinde bisfenol A ve flalein isimli maddelerin kullanıldığını ifade eden Çivi, “Çevresel kirleticiler olarak vasıflandırdığımız plastikler, boğazımızdan başlayarak tiroit bezini, karın bölgesinde yer alan pankreas bezini, kadınlarda yumurtalıkları, erkeklerde de testisleri temel olarak etkilemekte ve kısırlığa neden olmaktadır” dedi.
Çivi, bebek biberonlarında da bu maddelerin kullanılabildiğine dikkati çekerek, biberonların ısıtılmasıyla çocukların küçük yaşlarda, plastik ürünlerdeki zararlı maddelere maruz kaldığını dile getirdi.
"CAM VE ÇELİK TERCİH EDİLMELİ"
Bu maddelerin, çocuklarda davranış bozukluklarına sebep olduğunu vurgulayan Çivi, “Bu zararlı maddeler, çocukların bütün genetik yapılarını değiştirebilmekte. Bu nedenle plastikleri, günlük yaşamımızdan mümkün olduğunca uzaklaştırıp, plastik ürünler yerine içindeki sıvıya zararlı maddelerini bırakmayan cam ve çelik gibi ürünleri tercih etmeliyiz” diye konuştu.
Çivi, plastiklerde üçgen biçimindeki bir kutunun içerisinde numaralar olduğunu belirterek, bu numaralardan en tehlikeli olanların 3-6-7 numaralı maddeler olduğunu bildirdi.
Bu numaralardan 3, V ya da PVC yazan plastiğin, gıdalarda kullanılmaması gerektiğini anlatan Çivi, şunları kaydetti:
“7 işareti bulunan veya numarasız olan cam gibi parlak ve sert plastik, en tehlikeli olan plastiktir ve 'güvenli değildir' demektir. İçindeki zararlı maddeleri gıdalara sızdıran bu plastikler yiyecek ve içeceklerde kullanılmamalıdır. 6 numaralı plastik ise kahve ve çay gibi sıcak içecekler için kullanılan köpük bardakların plastik olduğunu çoğumuz bilmeyiz. Bu malzeme benzenden üretilir. Kanserojen bir madde olarak bilinen bu maddenin mutfaktan kesinlikle uzak tutulması gerekir.”
PLASTİKTEN KORUNMAK İÇİN PRATİK ÖNLEMLER
Günlük hayatta tamamen vazgeçilemeyecek olan plastiklerin zararlarını en aza indirgemek için pratik önlemlerin alınabileceğini anlatan Çivi, “Konserve yerine daha çok taze sebze ve meyveleri tercih ederek bunlardan büyük ölçüde korunabiliriz. Ayrıca biberon kullanmak yerine annelerin bebeklerini emzirmeleri veya toz şeklindeki mamaları tercih etmeleri daha uygun olur” diye konuştu.
3-6-7 ve numarasız plastik ürünlerinin gıdalardan uzak tutulması gerektiğinin dile getiren Çivi, şu tavsiyelerde bulundu:
“Plastiklerin içerisinde herhangi bir sıvıyı dondurmamak ve ısıtmamak gerekiyor. Aynı şekilde asitli ve tuzlu yiyecekler, plastiğin yapısını bozarak Bisfonel maddesinin gıdaya geçmesine neden oluyor. Konserve veya salamura gibi yiyecekler için plastik kaplar kullanmamalıyız. Plastik ürünlerinde bulunan flalein maddesi, özellikle erkeklerdeki testosteron hormonunu etkileyerek, erkeklerde kısırlık ve güçsüzlüğe neden olmaktadır.”

Tüm okulları İmam Hatip yapma şansı yakaladık

ZATEN İZMİR'DE  YAVAŞ  YAVAŞ  BAŞLAMIŞLARDI.SEMTLERİN  EN  İYİ  OKULLARI  İMAM HATİP YAPILIYORDU.ARTIK  AÇIK SÖZLÜ DAVRANILIYOR..
 
AK Parti Muğla Milletvekili Ali Boğa, Muğla İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği’nin düzenlediği pilav gününe katıldı.

Cumhuriyet gazetesinin haberine göre; Ali Boğa şunları söyledi: “Açılan yere öğrenci bulamazsak tarih önünde vebalini ödeyemeyiz. Kur’an-ı Kerim’in okunmasının yasak olduğu günlerden geçtik. Şu anda imam hatipliler olarak veya müttefikleri, sevdalıları olarak buradayız.
 
Şu anda bir şans geçti elimize. Biz bütün okulları, elbette bu okulların kaydında kuydunda sayıyı artıracağız. Ama bütün okulları imam hatip okulu yapma şansını elde etmiş durumdayız. 4+4+4’ten sonra Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizin hayatının seçmeli ders olmasından sonra bu şansımız var. Buradaki topluluğa imam hatip okulunu yaşatmak, devam ettirmek, orta kısmı açmak, daha yeni kampüsleri açmanın yanı sıra hepimizin omzuna bir yük daha biniyor.

Mutlaka tercihler konusunda bir projemiz olmalı. Velileri, öğretmenleri, öğrencileri tercihler konusunda bilgilendirmeliyiz. O zaman işte memleketin geleceğine sahip çıkan, üç kuruşluk menfaat için memleketin geleceğini satmayan, tarihine, kültürüne saygılı, inancına saygılı diplomatlar, yöneticiler o zaman bu memleketin başına gelecektir.” 
 
Alıntı: egedesonsöz.com

7 Ağustos 2012 Salı

Sağlık çalışanına şiddeti biterecek şaşırtan formül..Tabiki polisten...

Cizre Devlet Hastanesi'nde görevli Dr. Şenol Kildaci, geçen Perşembe günü hasta muayenesi sırasında, iddiaya göre gelen birkişi önce kendi hastasını muayene etmesini istedi. Dr. Kildaci, sırasını beklemesini istediği hasta yakını tarafından dövüldü. Dr. Şenol Kildaci, saldırgandan şikayetçi olmak için polis merkezine gitti. Görevli polislerin Kildaci'ya, "Elinizi öpsün affedin olay kapansın" dediği öne sürüldü.

Şırnak Tabipler Odası Başkanı Azat Karagöz ile bazı meslektaşları, bugün saldırıya uğrayan Kildaci'ya destek vermek için hastane önünde basın açıklaması yaptı. Dr. Azat Karagöz, hekim ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin her geçen gün arttığını belirterek, şöyle dedi:

"Bugün burada toplanmamızın sebebi hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik giderek artan ve ürkütücü boyutlara ulaşan artık beden ve ruh sağlığımızı bozar dereceye gelen şiddetin hastanemizde uygulanmış olmasındadır. Perşembe günü dahiliye uzmanımız Dr. Şenol bey, bir hasta yakını tarafından darp edilmiştir. Arkadaşımız polikinlikte hasta muayene ederken, başka bir hasta yakını içeri girerek doktorun kendi hastasını muayene etmesini istemiştir. Doktor arkadaşımız içeride hastanın muayenesi bittikten sonra hastaya bir sıra numarası alın ve öyle gelin demesi üzerine, önce hasta yakınlarının sözlü saldırısına uğramıştır. Bu sözlü sataşmadan sonra arkadaşımıza fiziksel şiddet uygulanmıştır. Bu şiddetten sonra darp olayını gerçekleştirenler, uzun süre polikinliği işgal etmişlerdir. Bu durumda kapıda bekleyen diğer hasta yakınlarının sessiz ve olayı ayırmadan öyle kalması ve bir süre sonra olay yerine gelen hastane güvenlik göevlerinin doktorun uyarılarına rağmen müdahale etmemesini, düşünmeye değer bir mesele olarak görmekteyiz."

Saldırıya uğrayan Dr. Kildaci'nin kendisini dövenleri şikayet için karakola gittiğini anlatan Dr. Karagöz, şöyle devam etti:
"Bu durum üzerine arkadaşımız karakola gidip şikayetçi olmak istiyor ancak, burada polisin nerden estiği belli olmayan barışcıl tavrını da anlayamıyoruz. Şikayete giden doktor arkadaşımıza karakolda, 'Elinizi öpsün affedin olay kapansın' deniyor. Bir yumurta atmanın, bırakın yumurtayı, slogan atmanın bile yıllarca hapis ile cezalandırdığı bir ülkede, sağlıkçılara şiddete gelince, 'cahildir, çocuktur affedin. Elinizi öpsün' diye geçiştirmeleri gayet iyi biliyoruz. Biz son süreçlerede sağlıkçılara artan orandaki şiddetin aslında en büyük sebeplerinden birinin bu 'elinizi öpsün siz affedin' mantığının olduğunu iyi biliyoruz. Biz artık hayat kurtarmaya çalışırken, hayatımızı kaybetmek kaygısı taşımaktan bıktık. Biz, bizim onay vermediğimiz bir dönüşüm programından dolayı, ortaya çıkan aksaklıkların bize fatura edilmesinden bıktık, her sabah işe farklı genelgelerle başlamaktan, hergün artarak bize yüklenen angarya işlerden ve hergün, an şiddet görebiliriz kaygısı taşımaktan bıktık ve bu bıkkınlıklar artık bizi iş yapamayacak duruma getirmiştir, ya da getirecektir."

Dr. Şenol, Kildaci, saldırıdan büyük üzüntü duyduğunu belirterek, konuyla ilgili konuşmayacağını söyledi.

Alıntı : Milliyet

Evden hastaneye 30 dakika düzenlemesi yargıda

 ESKİDEN BERİ 657 KANUNUNDA YER ALAN BU DÜZENLEME , OLDU BİTTİ İLE CANLANDIRILMAK İSTENDİ.ANCAK BU DÜZENLEME ,GEÇİCİ GÖREV İLE ÇALIŞANLAR VE BÜYÜKŞEHİRLERDE ÇALIŞANLARIN DURUMU İLE İLGİLİ TARTIŞMALARA NEDEN OLMUŞTU.

Dava dilekçesinde genelgenin temel hak ve hürriyetleri engellediği ve bu sebepten Anayasa'nın temel ilkelerine aykırılık taşıdığı belirtildi.
Ayrıca çalışanlara 30 dakikada işyerinde olma şartı getirilmesinin çalışma barışını bozacağı ve idarenin çalışanlar üzerinde psikolojik baskı oluşturacağına dikkat çekildi. Çalışanların mağduriyetine yol açacak olan söz konusu genelgenin yürütmesinin durdurularak iptal edilmesi istendi.

Kahveci Bu Düzenleme Her şeyden Önce İnsan Hakkı İhlali

Açılan dava ile ilgili bir değerlendirme yapan Türk Sağlık-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci " İkamet mecburiyeti getiren söz konusu düzenleme anlamsızdır. İmkânı olan herhangi bir zarureti olmayan çalışanlar zaten çalıştığı yere yakın yerden ev tutar ama çalışanların aile hayatlarına bile müdahale ederek 30 dakikada hastane olacak şekilde ikamet edin demek her şeyden önce bir insana hakkı ihlalidir." dedi.

İstanbul'da Hastane Bitişiğinde mi Otursunlar ?

Ayrıca bu kurala uymayanlarının cezalandırılmasını düzenlemekte kabul edilemezdir. İdareler çalışma hayatının dışına çıkarak ev yaşamını da düzenlemeye kalkmalılar. Örneğin çalışanların İstanbul'da bu kurala uymak için hastanenin bitişiğinde ev tutmaları gerekiyor. Kamu çalışanlarına görev yaptığı yerde ikamet zorunluluğunun kaldırıldığı bir dönemde sağlık çalışanlarına bu yasağın yeniden getirilmesi ve 30 dakikada işyerinde olma gibi bir şart getirilmesi adaletsizliktir. Umarız bu haksızlık hukuktan geri döner" dedi.

 Alıntı: Türk Sağlık-Sen

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Tamgün'e dair ilk yorum

Bakan Akdağ, verdiği bir röportajda tamgüne dair konuştu:

- Anayasa Mahkemesi'nin Tam Gün Yasası'yla ilgili aldığı son kararı nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında iptal edilmiş bir şey yok... İptal edilen, sadece bizim en son Adalet Bakanlığı'nın KHK'sına koyduğumuz bir düzenleme. Bu düzenlemeyle, 'Üniversitedeki öğretim üyelerinin eğitimci ve araştırmacı olarak çalışmak ve döner sermaye üzerinden gelir getirmemek' şartıyla dışarıda çalışmalarına müsaade ediyorduk. Buna yürütmeyi durdurma kararı çıkmış oldu. 6 aylık süre verildi. Bu da gerekçeli kararın yayımından sonra başlar. Varsayalım ki 6 ay içinde bir değişiklik olmadı, eski kanuna dönmüş oluruz.

- Nasıl bir düzenleme?

Biz AK Parti hükümetleri olarak vatandaşımızı bir daha boynunu bükecek şekilde mahkum etmeyeceğiz. Bu konuda CHP son derece samimiyetsiz bir tutum sergiliyor. 'Biz de Tam Gün istiyoruz, hatta bu konuda kanun teklifi verdik, böyle yaparlarsa razı olacağız' diyorlar. Halbuki Anayasa Mahkemesi'ne 'Kamuda çalışan doktorların dışarıda da çalışma hakkı vardır' diye gidiyorlar. Yani verdikleri kanun tekilfi, Anayasa Mahkemesi'ne iptal için gittikleri gerekçelerle taban tabana zıt!


Alıntı:Akşam

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Tamgün'de gelişme: Kamudan ayrılan hekimler tekrar atama isteyebilir...


TTB , ÜYELERİNE GÖNDERDİĞİ POSTA İLE ,TAMGÜN KONUSUNDA YENİ BİR YORUMDA BULUNDU..HUKUK BÜROSUNA GÖRE , İSTİFA ETMEK ZORUNDA OLAN HEKİMLER TEKRAR GERİ DÖNEBİLİR...

Anayasa Mahkemesi 18 Temmuz 2012 günü kendi web sayfasında, 650 Sayılı ‘Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname’nin toplam 27 maddesini iptal ettiğini yazılı olarak açıkladı.

650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin iptal edilen 27 maddesinden 6 maddesi hekimlerin çalışma sınırlamaları ile ilgilidir. Bu maddeler 36, 37, 38, 39, 40 ve 41. maddelerdir. Geriye kalan 21 maddenin büyük bölümü Sayıştay, Adli ve İdari Yargıda çalışmaya ara verme sürelerinin değiştirilmesine, yargı personelinin izin kullanmasına, ceza ve tutukevlerinde görevli personelin hizmet öncesi ve hizmet içi eğitimlerine, tutuklu ve hükümlülerin heyetler tarafından ziyaretine ilişkin kuralları içermektedir.

Hukuk sistemimizde iptal edilen yasa hükümleri yerine varsa önceki düzenlemelerin otomatik olarak yürürlüğe gireceği yönünde bir kural bulunmamaktadır. Bu nedenle de iptal edilen hükümlerin yürürlükten kalkması ile bir boşluk doğacak ise bu boşluğun Yasama organı tarafından iptal kararının gerekçesine uygun olarak yapılacak yeni bir yasa ile doldurulması gerekmektedir.

Anayasanın 153. Maddesine göre özellikle bir yasa boşluğunun doğmasını önlemek gereken durumlarda Anayasa Mahkemesinin iptal kararının yürürlüğünü bir yıla kadar ileri bir tarihe bırakması olanağı bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesi 650 sayılı KHK’nin 27 maddesi için verdiği iptal kararının Resmi Gazete yayınlanmasından altı ay sonra yürürlüğe girmesini kararlaştırmıştır.

İptal kararının yürürlüğünün ileri bir tarihe bırakılması nedeniyle Sağlık Bakanlığı ile bir kısım hükümet yetkilileri, hekimlere çalışma sınırlamalarının uygulanmaya devam edeceğini, dolayısıyla değişen bir durumun olmayacağını söylemektedirler. Bu yanıltıcı açıklamalar nedeniyle hekimlerin ve ilgili kamuoyunun doğru bir biçimde bilgilendirilmesi amacıyla bazı hukuki metinlerin ve bilgilerin paylaşılması düşünülmüştür.

Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının hangi sonuçları doğuracağı, geçmişe ve geleceğe yönelik etki doğurup doğurmayacağı hukuk öğretisinde bütün yönleri ile tüketilmemiş önemli bir tartışma konusudur. Ancak bazı durumlara ilişkin uygulamanın nasıl yapılacağını gösteren istikrar kazanmış Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararları bulunduğu gibi ağırlık kazanmış öğreti görüşleri de bulunmaktadır.

Kural olarak Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptal edilen yasa hükümlerinin baştan itibaren Anayasaya aykırı olduğu saptanmaktadır. Ancak iptal kararlarının, iptal edilen yasa kuralını çıkarılmasından itibaren bütün sonuçları ile ortadan kaldıracağı kabul edilmemiştir. Böylesi bir mutlak kabulün, kazanılmış hakları ve hukuki güvenliği ortadan kaldırıcı, toplumun adalet anlayışını zedeleyici sonuçlar doğuracağı düşünülmektedir. Geriye yürürlük gibi geriye yürümezlik ilkesi de mutlak olarak kabul görmüş değildir. Örneğin bir davranışın suç olmaktan çıkarılması gibi hallerde iptal kararının geriye yürümemesinin kimi sakıncalı sonuçları doğuracağı ve Anayasaya aykırı durumları ortaya çıkaracağı da bilinmektedir.

Danıştay tarafından verilen kimi kararlarda geriye yürümezliğin kazanılmış hakların saklı tutulması, hukuki kararlılığın, kamu düzeninin korunması amacıyla getirildiği ve mutlak olmadığı belirtilmektedir. Bu amaçla sınırlı olarak somut uygulama işlemlerinin gözden geçirileceği ve sonucuna göre bir karar verileceği benimsenmiştir.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 2009 yılında verdiği bir karar, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen ancak yayınlanmasından bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilen bir yasa maddesinden kaynaklanan uyuşmazlığa ilişkindir. Bu kararında iptal kararı verilen ancak kararın henüz yürürlüğe girmediği dönemde, iptal edilen yasanın uygulamaya devam edilemeyeceği sonucuna varırken; “..Anayasa’ya aykırılığı hükmen saptanmış olan bir yasa kuralının uygulanmasının hukuken korunması gibi bir sonuca neden olur ki bu durumun Anayasanın üstünlüğü ve Hukuk Devleti ilkesine aykırı düşeceğinin kabulü gerekir.[1]saptamasını yapmıştır. Bu saptama ile Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yürürlüğü ileri bir tarihi tarihe bırakılmış olsa bile iptal edilen hükme hayatiyet verilemeyeceği ve uygulamaya devam edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. İdari Dava Daireleri Kurulu benzer yönde bir kararı zararların tazminini içerecek bir biçimde 2010 yılında da vermiştir.[2]

Danıştay’ın yukarıda değinilen kararları, hukuk öğretisinde kabul gören düşünceler ve Anayasa Mahkemesi'nin kimi kararlarından hareketle somut durumun değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda iptal kararının yürürlüğü ileri tarihe bırakılan 650 sayılı KHK’nin iptal edilen 36, 38, 39, 40 ve 41. Maddelerindeki yasakların bu gün ve ileriye dönük olarak uygulanıp uygulanamayacağına yanıt vermek gerekmektedir.

650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin iptal edilen 36. maddesi ile 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun hekimlik mesleğinin icrasına dair 12. maddesinin ikinci fıkrasına “uzman olanlar” ibaresinden sonra gelmek üzere, “657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 28 inci maddesi, 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun ek 27 nci maddesi, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 36 ncı maddesinin altıncı fıkrası ile 2955 sayılı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun 32 nci maddesi saklı kalmak kaydıyla” ibaresi eklenmiştir. Bu düzenleme ile yasak ve sınırlama getiren maddelere atıf yapılarak bu yasaklar çerçevesinde hekimlerin mesleklerini icra edebilecekleri belirtilmiştir.

1219 sayılı Yasanın 12. Maddesinde 650 sayılı KHK ile yapılan düzenleme görüldüğü üzere kendiliğinden bir yasak hükmü içermemekte, diğer yasalarda yapılan yasaklayıcı hükümlere atıf yapmaktadır. Atıf yapılan;
657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 28. maddesindeki yasaklayıcı hüküm, 650 sayılı KHK’nin 38 inci maddesiyle,

2547 Sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 36. maddesindeki yasaklayıcı hüküm 650 sayılı KHK’nin 40. Maddesiyle,

926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununa eklenen ek 27. maddedeki yasaklayıcı hüküm, 650 Sayılı Kararname’nin 39. maddesiyle,

Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanununun 32. Maddesindeki yasaklayıcı hüküm ise 650 sayılı KHK’nin 41 inci maddesiyle getirilmiştir.

Tam Gün adı ile bilinen ve 21 Ocak 2010 tarihinde kabul edilen 5947 sayılı Yasa ile 1219 sayılı Yasanın 12. Maddesinde getirilen çalışma sınırlamaları Anayasa Mahkemesi'nin E.2010/29, K.2010/90 sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Bu konuda Sağlık Bakanlığının ısrarlı bir biçimde sürdürdüğü hukuka aykırı uygulama işlemleri İdare Mahkemeleri ve Danıştay tarafından hukuka aykırı bulunmakta, bu doğrultuda kararlar verilmektedir.

Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi'nin E.2011/113 sayılı dosyada verdiği 18.07.2012 günlü kararı ve değinilen Yargı kararları birlikte değerlendirildiğinde;

Anayasa Mahkemesi kararı ile birlikte kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimlerin bu çalışmalarının yanı sıra muayenehane açarak mesleklerini serbest olarak icra edebilecekleri,
Anayasa Mahkemesi kararlarının idareyi bağlayıcı olması, Anayasa’nın üstünlüğü prensibi ve hukuk devleti ilkesi gereğince Anayasa Mahkemesi kararının ardından muayenehane açmak için yapılan başvuruların - muayenehane açmak için gerekli koşullara uygunluk sağlamak kaydıyla - idare tarafından kabul edilmesi gerekeceği,

İdare tarafından başvuruların reddedilmesi halinde idari yargıda bu işlemlerin iptali istemiyle dava açılabileceği ve Danıştay'ın yerleşik kararları doğrultusunda idare mahkemelerince Anayasa Mahkemesi kararıyla hukuka aykırılığı tespit edilmiş kurallar dikkate alınmadan karar verilebileceği,
650 sayılı KHK nedeniyle muayenehanesi İl Sağlık Müdürlükleri tarafından kapatılan ve bu işlemlerin iptali istemiyle idari yargıda dava açan hekimlerin muayenehanelerini açtıkları tarih dikkate alınarak kazanılmış haklarının korunması gerektiği,

Tıp ve Diş Hekimliği Fakültelerinde görevli öğretim üyelerinin uygulamalı eğitim öğretim ve araştırma amacı ile tanı ve tedavi hizmeti verebilecekleri, bu hizmetleri vermeleri halinde de emeklerinin karşılığı olan ücretleri ayrım yapılmaksızın almaları gerekeceği,

650 sayılı KHK’de getirilen çalışa sınırlamalarına uymak zorunda kalmaları nedeniyle zarara uğrayan hekimlerin maddi ve manevi zararlarının tazmininin idareden isteyebilecekleri verilmemesi halinde idari yargıya başvurabilecekleri,

Ekte tam metinlerine yer verilen Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından verilen kararlar değişmediği sürece, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen Yasa maddesi uyarınca kamu görevinden ayrılmak zorunda kalan ve bu işlemin iptali istemiyle dava açmayan hekimlerin Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümezliği ilkesi uyarınca eski görevine atanması istemiyle yaptığı başvurunun kabul edilmeyebileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Bu çerçevede;

- 650 sayılı KHK nedeniyle kamu görevinden ayrılmak zorunda kalan hekimlerin 657 sayılı Yasa'nın 97. maddesindeki sürelere uymak kaydıyla yeniden kamu görevine atanma isteminde bulunabilecekleri,

- 650 sayılı KHK nedeniyle kamu görevine son verilen ve bu işlemlerin iptali istemiyle dava açan hekimlerin ise açtıkları davalarda idarenin işleminin dayanağı olan Yasa kuralı iptal edilmiş olduğundan dosyalarında mahkemelerce verilecek iptal kararları üzerine kamu görevine devam edebilecekleri düşünülmektedir. Saygıyla sunulur.


Türk Tabipleri Birliği
Hukuk Bürosu

20 Temmuz 2012 Cuma

Tamgün yasası iptal edildi, şimdilik hekimler galip...

Anayasa Mahkemesi, 18.07.2012 tarihli toplantısında, 650 sayılı KHK’nın Tam Güne ilişkin düzenlemelerini iptal etmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin internet sitesinde yayınlanan açıklamada, tam güne ilişkin düzenlemelerin Bakanlar Kurulu’na KHK yapma yetkisi veren 6223 sayılı yetki kanununa aykırı olduğu, ayrıca kararda, iptal kararının gerekçeli kararın Resmi Gazete’de yayınlanmasından 6 ay sonra yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi kararında, hekimlerin serbest çalışma hakkına ilişkin düzenlemelerin esasına ilişkin bir tartışma yapılmadan, düzenlemenin yetki yasasına aykırı olduğu gerekçesine dayanılarak iptal kararı verildiği anlaşılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi kararının sonuç doğurabilmesi, gerekçeli kararın Resmi Gazete’de yayınlanmasından itibaren 6 ay sonra mümkün olabilecektir. Dolayısıyla bu tarihe kadar uygulama bugünkü şekliyle devam edecektir.

Hukuki süreçle ilgili gelişmeler hakkında meslektaşlarımız ayrıca bilgilendirilecektir.
Saygılarımızla.

Alıntı:İZMİR TABİP ODASI
.

15 Temmuz 2012 Pazar

Varisten nasıl korunulur ?

Vücudumuzdaki kan akışı büyük bir uyumla sağlanıyor. Ancak bazen bir yerde oluşan bozukluk kanın yolunu şaşırmasına neden olabiliyor. Bacaklardaki kanın kalbe gidişi sırasında kapakçıkların iyi çalışmaması ve geri gelmesi damarların içindeki kan basıncını artırıyor. Artan kan basıncı da damar yapısını bozarak varis oluşumuna neden oluyor.

Hem kadınlarda hem de erkeklerde ortaya çıkabilen varisler ağrı, yanma, ayak bileklerinin şişmesi, kaşınma ve yorgunluk hissinin yaşanmasına yol açıyor. Bu gibi belirtiler yaşayan kişilerin mutlaka tedavi olması gerekiyor. Ayrıca günlük bazı özel kurallar dikkate alınarak varisten korunmak da mümkün olabiliyor. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Dr. Selim Tansal, varisten korunmanın yolları hakkında şu bilgileri veriyor:

1- Fırsat buldukça bacaklarınıza soğuk su uygulayın  
Soğuk su toplardamarların büzülmesine neden olup, kanın daha çabuk kalbe dönmesini sağlıyor. Böylece toplardamar rahatlıyor. Banyoyu mümkün olduğu kadar ılık suyla yapın. Ayrıca duş veya banyodan çıkmadan önce ayak bileğinden başlayarak kasıklara kadar soğuk su uygulayın. Gün içerisinde fırsat buldukça ayak bileğinizden diz üstüne kadar soğuk suyla duş alın.

2- Güneş altında değil denizde vakit geçirin  
Bacakları kuma gömmek ve direkt güneş ışınlarına maruz kalmak damarların genişlemesine ve içlerinde kanın birikmesine neden oluyor. Bu nedenle daha çok gölgede dinlenin ve mümkün olduğu kadar deniz içinde vakit geçirin. Suda hareket etmek toplardamarların çok daha kolay boşalmasını ve bacakların rahatlamasını sağlıyor.

3- Dar kıyafetlerden kaçının
Karın içi basıncını artıran kıyafetleri asla giymeyin. Korse giymektense özellikle kaçının. Dar giysiler bacaklardan kalbe dönmeye çalışan kanın rahat akmasını engelliyor ve bu akış yönünü daraltıyor. Bu nedenle bol kıyafetleri tercih edin

4- Kemerinizi çok sıkmayın  
Pantolon ve eteklerinizin bel kısmını fazla sıkmayın ve çok dar kemerler kullanmayın. Diz üstü taytlar, slip, iç çamaşırları, dar pantolonlar ve benzeri giysiler de baskı yaptıkları bölgenin altında kan toplamasına neden olup, zaman içerisinde varislere yol açabiliyor.

5- Babet ayakkabılardan uzak durun  
Ayak bileği ve baldır kaslarının düzenli ve ritmik çalışmasını kısıtlamayacak ayakkabıları tercih edin. Ayakkabınız mutlaka 2 ile 3 cm topuklu olmalı ve asla dümdüz olmamalı.

6- Yemeklerinizde aşırı baharat kullanmayın  
Yanlış beslenme varis gelişiminde etkili olabiliyor. Bu nedenle beslenmenize dikkat edin ve sık aralıklarla az miktarlarda yemek yiyin. Öğünlerinizde sebze ağırlıklı ve bol lifli yiyeceklere yer verin. Aşırı baharatlı, mayalı gıdalar, lifçe fakir yiyecekler, kahve, alkol ve sigaradan uzak durun.

7- Günde 2 litre su için  
Su içmek hem kanın akışını hem de vücutta biriken atık maddelerin atılımını kolaylaştırıyor. Bu nedenle günde en az iki litre su için.

8- Her yarım saatte bir 15 adım atın  
Ayakta veya oturarak uzun süre hareketsiz kalmak, varis oluşumunu tetikliyor. Eğer mesleğiniz gereği sabit durmanız gerekiyorsa bacaklarınızı düzenli olarak hareket ettirerek kaslar yardımıyla kanın bacaklarda göllenmesini engellemeniz şart. Oturma süreniz yarım saati geçtiğinde 10-15 adım kadar yürüyüş yapmanız ayak ve bacaktaki dolaşımı düzenliyor. Bacak bacak üstüne atma, bağdaş kurarak ya da çömelerek oturma gibi hareketlerden mutlaka kaçının.

9- Uyurken ayaklarınız 10 cm. yukarıda olsun  
Geceleri uyurken yer çekiminden faydalanarak ayak ve bacaktaki birikmiş kan vücuda geri yönlendirilebiliyor. Bunun için ayakların kalp seviyesinden birkaç santim yüksek olması yeterli. Yatağın ayakucu kısmının altına 10 santimlik yükselti koyun. Yatakta geçirilen tüm süre boyunca ayakucundaki yükselti toplardamar kan akımını tamamen zahmetsiz bir şekilde yerçekiminin etkisiyle kalbe yönlendiriyor. Günün üçte birinin uykuda geçtiği düşünüldüğünde gece boyunca mükemmel bir tedavi almış olursunuz.

10- Tempolu yürüyün ya da bisiklete binin  
Ayak bileği ve baldırdaki ritmi hareketler kanın dönüşünü kolaylaştırıyor ve baldır kaslarını dolayısıyla da bacak pompasını güçlendiriyor. Bu esnada yapılan derin nefes alıp verme gibi solunum egzersizi de kanın dönüşünü kolaylaştırıyor. Her gün en az iki defa 20 dakika yürüyüş yapın veya bisiklete binin. 

Alıntı:ntvmsnbc.com

Bitkisel ürünlerin tehlikeli özellikleri

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Farmakoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Ergün, gıda takviyesi ya da zayıflamaya yardımcı bitkisel ürünlerin içeriklerinin tam olarak bilinmediğini ve zararlı olabileceğini belirterek, içine konulan bitkilerin nerede yetiştiği, ne dönemde harmanlandığı, ne tür prosedürden geçirildiğinin çok iyi bilinmediğini belirtti.

Zayıflamak için kullanılan bitkisel ürünlerin ve besin takviyelerinin ruhsat alındıktan sonra içine bazı kimyasal maddelerinin habersiz katıldığını ifade eden Ergün, ''Bunlar doğal ürünler olsa da piyasaya çıktıktan sonra içine kimyasal maddeleri eklenebiliyor. Bakıyorsunuz sonradan içine sibutramin ekleniyor. Çünkü sibutramini içine koyarak ruhsat alamazlar. Bu dünyanın genel sorunu, sadece Türkiye'de değil'' şeklinde konuştu. 

Tarım Hayvancılık ve Gıda Bakanlığı ya da Sağlık Bakanlığı'nın bunlara verdiği ruhsatlarda endikasyon belirtmediğini ifade eden Ergün, ''Bakanlıklar bunların içeriğinde beyan edilen maddelerin özelliklerine ve birbirleriyle uyumuna veya etkileşimine bakarak ruhsat veriyor, bu ürün 'buna iyi geliyor' diye bir endikasyon belirtmiyor. Oysa reklamlarda bunlar her derde deva ürünler diye sunuluyor. Bunların birçoğu yalnız gıda takviyesi olarak ruhsatlanıyor'' ifadesini kullandı.
Kulaktan dolma bilgilerle zayıflamak için tiroit hormonlarının da kullanıldığını anlatan Ergün, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Bunların etkisi çok tartışmalı. Kontrolsüz kullanıldığında çok ciddi sorunlara yol açabilir. Sağlınızdan da olursunuz. En basitinden tiroit hormonu çarpıntı oluşturabilir. Bir kalp hastalığınız varsa onları şiddetlendirebilir. İnsanlar bunlarla zayıflamaya çalışmaktan uzak durmalı. Yine kan şekerinin düşük tutmak için kullanılan ilaçlar da zayıflamak için kontrolsüz kullanılıyor. Bunlar ciddi sağlık sorunlarını da beraberinde getirir. Kan şekerinin aşırı düşürülmesi ile çok ciddi beyin hasarlarına neden olabilir.''

KAÇAK İLAÇLAR TEHLİKE SAÇIYOR

Özellikle kaçak şekilde tezgâhta satılan ilaç görünümünde ürünlerin de tehlike saçtığını vurgulayan Ergün, bunların içerisinden ne çıkacağını kimsenin bilemeyeceğini belirtti. Bu ürünlerdeki katkı maddeleri ve aktif maddelerin dozunun ne olduğunun bilinmediğini anlatan Ergün, ''Bunlar ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. 'Yurtdışından geldi, iyidir' diye bir algı olmamalı. Her yerde yapılıp iyi bir ilaç firmasının ilacı gibi de ambalajlanabilir'' ifadesini kullandı.

Zayıflamak için Sağlık Bakanlığı önerileri ve programlarını dikkate almak gerektiğini belirten Ergün, en basit yoldan aile hekimlerine başvurarak onların yol göstericiliğiyle sağlık hizmetlerinden birebir yararlanarak sağlıklı bir şekilde zayıflamak gerektiğini söyledi. 

Obezitenin sadece fazla yemekle, hareketsiz yaşamakla ilgili bir olgu olmadığını ifade eden Ergün, şişmanlığın altında çok ciddi bir sağlık sorununun da yatabileceğini belirterek, doktora danışılmadan alınan ve kontrolsüz şekilde kullanılan ilaçların bu hastalıkları daha da ciddileştirebileceğini kaydetti. 

UYGUN SAKLANMAYAN ÜRÜNLERDE MANTAR OLUŞUR

Özellikle aktarlardan alınan bitkisel ürünlere dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen Ergün, buralardan alınan otların veya bitkisel ürünlerin, içinde ne olduğunu, nereden toplandığını ve saklama koşullarının iyi bilinmesi gerektiğini kaydetti. Uygun koşullarda saklanmayan ürünlerde mantar oluşabileceğini anlatan Ergün, şunları kaydetti: 

''Bunların ciddi toksinleri var. Sadece obeziteyle ilgili değil bunların dışında bitkisel ve doğal adı altında kötüye kullanılan kimyasallar var. Yaşlılarda eklem rahatsızlıkları veya kemik erimesi tedavisi için iyi geleceğini iddia eden ürünler de var. Bunların içine steroid katılabiliyor. Evet, steroid normal bir romatizma hastasına verdiğimiz andan itibaren iyi gelir. Ama bu son tercihtir çünkü steoroidin çok özenli kullanılması gerekir. Yoksa ciddi zararlar verebilir. Bunlar bıçak sırtı tedavilerdir. Kontrolsüzce bunları bu ürünlerin içine katabiliyorlar. Piyasada da doğal yollardan elde edilmiş deyip satıyorlar.'' 

Alıntı: AA