3 Aralık 2010 Cuma

TTB'den Aile hekimliği ve Afyon vakaları açıklaması

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu, ''Sağlıkta Dönüşüm Programı''nda yer alan aile hekimliğinin, Türkiye genelinde 70'i aşkın ilde 4-4,5 yıllık bir geçmişe sahip olmasına rağmen, bir sistem olarak kurulamadığını ileri sürdü.


Bilaloğlu, Aydın Tabip Odası tarafından Turistik Park Tesislerinde düzenlenen basın toplantısında, Aile Hekimliği Sisteminin 2004 yılında çıkarılan 5258 Sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun ile ilk defa ''pilot uygulama'' olarak 2005 yılında Düzce'de başladığını belirtti.

     Halen bu ''pilot yasa''ya dayanan uygulamanın 10-15 gün içerisinde Türkiye'nin 81 iline yayılmış olacağına işaret eden Bilaloğlu, şunları söyledi:

     ''Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilkle karşı karşıyayız. 70 küsur ile ulaşmış ve oralarda uygulanan bir uygulamanın yasal mevzuatı, pilot bir yasa. Gönül ister ki bir sene sonra bu pilot yere inse de ne olduğunu bir sene sonra konuşsak. İçerisinde farklı uygulama modellerinin olduğu bir sistemle karşı karşıyayız. Ama kesin olan iki şey var. Türkiye'nin 70 küsur ilinde, 4-4,5 yıllık bir öyküye sahip olmasına rağmen, Sağlıkta Dönüşüm Programında söylenen Aile Hekimliği Sistemi kurulmamıştır. Çünkü o sistem bir sevk sistemi içeriyor. Bu çağdaş bir sağlık örgütlenmesinin temel ögesidir. Henüz böyle bir şey kurulmuş durumda değil. 2009 yılında dört ilde sevk sistemini başlattılar. İki ay içerisinde bu dört ilde bir ayaklanma hali yaşandı. Bu dört ilde sevk sistemi ertelendi. 'Hemen gözden geçirip, tüm Türkiye'de uygulamaya geçeceğiz' dediler. 10 gün sonra tüm Türkiye'de sevk sisteminin kurulmasını ertelediler.''

     Bilaloğlu, sevk sisteminin, çağdaş bir sağlık sistemi ve örgütlenmesinin olmazsa olmazlardan olduğunu savunarak, Türkiye'nin daha iyi bir sağlık hizmetini, hem birinci hem ikinci hem de üçüncü basamakta verebilecek bilgi birikimi ve kapasiteye sahip olduğunu belirtti.
   
     -AFYONKARAHİSAR'DAKİ KATARAKT AMELİYATLARI
   
     Bilaloğlu, Afyonkarahisar'da 7 kişinin katarakt ameliyatından sonra görme kaybı yaşamasıyla ilgili olarak da herkesin çok üzgün olduğunu ve açıklama yapmamak için kendilerini zor tuttuklarını söyledi.

     Söz konusu tıp merkezi hakkında ilgili Tabip Odası'nın 9 Kasımda soruşturma süreci başlattığını ifade eden Bilaloğlu, şöyle konuştu:

     ''Oradaki bir hekim arkadaşı ya da tıp merkezini kafadan suçlayamam. Ama biz biliyoruz ki Türkiye'de, sağlık hizmetleri piyasalaştırıldığı için araçlar vızır vızır köylerde dolanıyor. 'Atlayın, atlayın sizi muayene olmaya götürüyoruz' diyorlar. Bunları biliyoruz. Piyasalaştırma demek bu. Dün Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanı çıkmış, 'Herhangi bir insan size ücretsiz hizmet veriyoruz derse, aldanmayın' demiş. Çok doğru. Sağlık Bakanı derse de aldanmayın. Yok böyle bir şey.''

Alıntı: medimagazin .com

Afyon'daki göz ameliyatları ile ilgili son açıklama: Sağlıkta dönüşüm gözlerimizi kör ediyor

Afyonkarahisar Tabip Odası, Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçesinin Hırka ve Emirhisar köylerine giden bir gezici sağlık aracının, "ücretsiz göz taraması" adı altında vatandaşlardan bazılarının habersiz olarak gözlerini alması olayıyla ilgili olarak soruşturma başlattı. 
Afyonkarahisar'da yaşanan bu olay, Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın yol açtığı piyasalaşmış sağlık ortamında, "daha fazla kar hırsının" nelere yol açabileceğinin çok acı ve ne yazık ki geri dönüşü olmayan bir göstergesidir. Türk Tabipleri Birliği olarak, vatandaşlarımızın yaşadıklarından duyduğumuz üzüntüyü dile getirirken, sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyururuz.

Sağlık Dönüşüyor
Program İşliyor
Kapitalizmin Kar Hırsı Sınır Tanımıyor....
 SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM GÖZLERİMİZİ KÖR EDİYOR...
Afyon'un Sandıklı İlçesi Hırka ve Emirhisar köyüne bir sonbahar günü gezici sağlık otobüsü gelir. Göz taraması yapılacaktır. Özel bir sağlık merkezine ait aracın hopörlerinden anonslar yapılır ve bedava göz taraması yapılacağı duyurulur. Köyün muhtarları, imamları ve öğretmenleri de köy halkına bu haberi muştular.
Sağlıkta Dönüşüm köylere inmiştir. Başbakan ve Sağlık Bakanı köylerimize yol, su, elektrik getiremese bile özel ve güzel sektörümüz köylünün efendisi şiarından olsa gerek köylünün ayağına gelmiştir.
Köyün tüm yaşlıları köy meydanı doluşurlar ve sırasıyla göz muayenesinden geçirilirler. Tarama sonucu 7 müşteri tespit edilir. Afedersiniz 7 köylümüze katarakt teşhisi konur. Sıra değişime gelmiştir.
Köylüler yine bir sabah evlerinden alınarak ilçedeki özel göz merkezine getirilir. Burada katarakt ameliyatları peşisıra yapılır ve aynı gün yine servis aracıyla köylerine gönderilir.
Köylüler sevinç içinde evlerine giderler. Ancak ertesi sabah kalktıklarında görme yetilerini tamamen kaybettiklerini görürler. Sağlıkta Dönüşüm gözlerini açacak diye sevinen köylülerin gözleri kamu kurumlarında alınarak ölümcül olabilecek sorunlar yaşanması engellenir. Gözlerini kaybeden 7 köylü caresizce evlerine geri döner.
Kaybedilen 7 gözün hesabını sizce kim verecek. Suçlu kim sizce?
  1. Özel Sağlık Merkezi
  2. Hekim
  3. Mikrop
  4. Sağlık Bakanı
  5. Sağlıkta Dönüşüm Programı
  6. Köylüler
Peki sizce suçlunun AYAĞA KALKMA ZAMANI gelmedi mi?
Dr. Ali Özyurt

Alıntı: ttb.org.tr

NASA , DNA'sında arsenik bulunan organizma buldu

Amerikan uzay ajansı NASA, kendi web sitesinden yaptığı açıklamada, bugün TSİ 21.00'de, Dünya dışı yaşamın kanıtlarının araştırılması konusunda önemli sonuçları olacak bir astrobiyolojik bulguyu tartışmak için Washington'da bir basın toplantısı düzenleyeceğini açıklamıştı.

NASA'nın bu duyurusu özellikle internet dünyasında büyük heyecan yaratmış ve "dünya dışı yaşam"a ilişkin bilimsel bir bulgunun açıklanacağı, hatta "uzaylıların varlığının" ortaya konacağı gibi beklentiler doğurmuştu.

Ancak konuyla ilgili gelen bilgiler, tüm bu beklentileri boşa çıkaracağa benziyor, çünkü NASA'nın açıklayacağı bulgunun Kaliforniya'daki bir gölde bulunan bakteri türü olduğu öğrenildi.

Bu bakteriyi özel yapansa, insanlar için ölüm anlamına gelen arsenik içerisinde yaşayabilmesi.

Keşfedilen bakterinin hayatını sürdürmek için fosfor yerine arseniği kullanabildiği söyleniyor.

Bu keşfin uzak dünyalarla ilişkisiyse, daha önceden düşünülen fosforun hayat için temel yapı taşı olduğu savını tamamen çürütmesi.

Dünya genelinde büyük bir "uzaylı" histerisine sebep olan NASA'nın açıklaması, İngiliz The Sun gazetesinin ambargolu bakteri haberini yayınlamasıyla hayal kırıklığı içerisinde sona ermiş gibi görünüyor.

AÇIKLAMADA NELER SÖYLENDİ?
ASA'nın Washington'da bulunan merkez binasında yapılan basın toplantısında, araştırmayı yürüten Arizona State Üniversitesi ekibinin başındaki isim Dr. Felise Wolfe Simon önemli açıklamalarda bulundu. Simon, bugüne dek tüm yaşam formlarında var olan biyo moleküler yapıdan ayrışan GFAJ-1 mikrobu hakkında elde ettikleri araştırma sonuçlarını sundu.

Dr. Wolfe Simon, basın toplantısının başlangıcında şu açıklamayı yaptı:

"Bugün konuşacağım şey, çok uzun süreden beri yapılan bir araştırmanın sonuçları olacak. Arseniği temel moleküllerinde bulunduran bir mikrop keşfettik. Bugüne kadar bildiğimiz şey, yaşam için altı elementin, yani karbon, hidrojen, nitrojen, oksijen, fosfor ve sülfürün gerekli olduğuydu. Bu elementler DNA, protein, yağların ve hücrelerin bilgi yapısında bulunuyor. Keşfettiğimiz mikrobun  sahip olduğu arsenik ise moleküler yapısında bulunan elementlerin yerini alıyor.”

Simon, "GFAJ-1" adı verilen bu mikrobun bugüne kadar eşine rastlanmamış bir şeyi yapabildiğini ve "yaşam için en gerekli elementlerden biri kabul edilen fosfor yerine arsenik bulundurduğunu" belirtti. Simon, mikrobun California eyaletinde bulunan ve kendine özgü bir ekosisteme sahip olan Mono Gölü'nde keşfedildiğini belirtti.

Mono Gölü, denizlerdekinin üç katı tuz oranına sahip. Ayrıca, arsenik yoğunluğunun çok fazla olması nedeniyle yaşamı olanaksız kılan bir ekosistem bulunduruyor.

TÜM TEORİLER DEĞİŞTİ
Ancak Simon ve ekibi, GFAJ-1'in yaşamın oluşmasına olanak vermeyen gölde bugüne dek eşine rastlanmamış bir biyo moleküler yapı oluşturarak hayatta kaldığını ortaya çıkardı.

Simon, "Arsenik, periyodik tabloda fosforun hemen altında bulunuyor. Bu iki elementin fiziksel olarak atom büyüklüğü birbirine benziyor. Ayrıca kimyasal yapılarında da benzerlik var. Laboratuar ortamında üzerinde test yaptığımız mikrobun, fosfor içermeyen bir ortamda nasıl hayatta kaldığını araştırdık. Gerekli olan tüm diğer elementlerin bulunduğu ortamda, fosforu tamamen arındırdık ve çok fazla oranda arsenik ekledik. Sonuçta, mikrobun büyüdüğünü ve geliştiğini gördük" dedi.

Simon, gösterilen animasyonda şu açıklamaları yaptı: "Aldığımız sonucun ardından bunun nasıl olduğunu anlamak için mikrobun DNA'sını inceledik. Burada arseniğe rastladık. Tıpkı fosforun yaptığı gibi, arsenik hücrenin içindeydi ve DNA ile bağ kurmuştu. Kısaca, fosforun olması gerektiği yerde arsenik bulunuyordu."

Alıntı: haberturk.com

Diş sağlığı ve bilinmesi gereken doğrular

Beyazlatmak isterken başvurulan yanlış yöntemler nedeniyle sağlıklı dişler kaybedilebildiği gibi, söz gelimi “ağız kokusu herkeste olur” tarzında yanlış bir bilgi yüzünden tedavi edilebilecek bu sorundan kurtulmak akla bile getirilmez. Oysa ağız kokusu; çürük diş, diş eti hastalığı, sindirim sistemi ile ilgili rahatsızlıklar, sinüzit yahut üst solunum yolu enfeksiyonlarından kaynaklanabilen bir ağız problemidir ve kişinin sosyal yaşam kalitesini düşüren bir etkendir.

Çocuklarda süt dişinin erken çekimi, yeni sürecek olan daimi dişlerde çapraşıklığa ve çene kemiği gelişiminde bozulmalara neden olacağı için, bu dişlere dolgu yapılması gerekirken, diş bakımı konusunda yeterli bir bilince sahip olmayan ebeveynler, nasıl olsa yeni diş gelecek diye çocuklarına dolgu yaptırmaya yanaşmazlar. Bu saydıklarımız, ağız ve diş bakımı konusunda yapılan onca yanlıştan sadece birkaçı.

Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, ağız ve diş bakımında doğru bildiğimiz yanlışlar ya da yanlış bildiğimiz doğruları şöyle sıraladı:


1- Sert diş fırçası daha iyi temizler.(YANLIŞ)
Dişleri iyi fırçalamak; fırçanın sertliğiyle değil, fırçalama tekniğiyle ilgilidir. Genellikle orta sertlikte diş fırçaların kullanılması uygundur. Çok sert fırçalar, dişleri aşındırabilir.  

2- Bastırarak fırçalamak daha iyi temizler. (YANLIŞ)
Bastırarak fırçalamak; dişleri temizlemek yerine, “fırça çürüğü” dediğimiz aşınmalara neden olur. Dişlerin mine tabakası aşındığı için, alttaki sarı tabaka ortaya çıkar ve dişler daha sarı gözükür. Ayrıca sert fırçalamak, dişlerde hassasiyete ve diş eti çekilmesine neden olur.

3- Beyazlatıcılı diş macunları dişlere zarar verir, zamanla aşındırmalara sebep olur. (DOĞRU)

Diş beyazlaştırıcı olarak piyasada satılan macunlar aslında dişleri beyazlatmaz. Ayrıca antitartar veya sigara içenlere yönelik üretilen diş macunlarında da yoğun miktarda aşındırıcı maddeler olduğu için uzun süreli kullanımda diş minesine kalıcı zararlar verebiliyor.

4- Karbonat ve tuzla fırçalamak dişleri beyazlatmaz. (DOĞRU)
Karbonat ve tuz, iri granüllü maddeler olduğu için dişin mine tabakalarını çizer ve aşındırır. Bunun sonucunda dişler parlaklığını kaybeder ve yiyip içtiğimiz besinlerle, dişler daha kısa zamanda doğal rengini kaybeder.

5- Diş macununu fazla kullanmak dişleri çizer. (YANLIŞ)
Dişlerin mine tabakasının çizilmesi; macunun fazla kullanılmasıyla ilgili değil, kullanılan macunun granüllerinin büyük olmasıyla ilgilidir. O yüzden granülleri büyük olan macunların uzun süreli kullanımından kaçınılmalı. Fırçanın üzerine konulan macunun miktarı ise “mercimek tanesi” büyüklüğünde olmalı.

6- Dişler, macun ve fırça ıslatılarak fırçalanmalı. (YANLIŞ)
Diş fırçası, fırçalamaya başlamadan önce ıslatılmamalıdır. Çünkü fırça kılları ıslatılınca, sertliğini kaybeder. Macunun köpürmesi için de yeterli sıvı ağızda mevcuttur.

7-  Dişler kahvaltıdan önce fırçalanır. (DOĞRU)
Dişler günde en az iki kez, kahvaltıdan ve yatmadan önce fırçalanmalı. Dişler fırçalandıktan sonra, dilin üst yüzeyi de yumuşakça dili tahriş etmeden fırçalanmalı.

8-  Estetik diş doğuştan olur, çarpık dişten kurtuluş yok. (YANLIŞ)
Dişte şekil bozukluğunu düzeltme, dişler ağızda mevcut olduğu sürece her yaşta uygulanabilir. Ortodontik tedavi ya da porselen kaplama (lamina) sayesinde; dişler mevcutsa, her yaşta düzeltme yapılarak, güzel görünen dişlere sahip olunabilir.

12- Beyazlatma (bleaching) dişleri daha da sarartır. (YANLIŞ)
Beyazlatma işlemi, normal diş rengini daha da açmak için yapılır. Beyazlatmanın ilk yapıldığı dönemlerde kahve, çay ve sigara gibi dişleri renklendirecek etkenlerden uzak durmak gerekir. Beyazlatmayı yapacak hekimin tavsiyelerine uyulursa, beyazlatmanın hiçbir yan etkisi yoktur.

13- Diş taşları temizlendikten sonra daha çok diş taşı oluşur. (YANLIŞ)
Dişleri düzenli ve doğru fırçalamak diş taşı oluşumunu engeller. Altı ayda bir diş hekimi kontrolü sayesinde, iyi fırçalayamadığımız alanlarda oluşan diş taşları, hekim tarafından temizlenmiş olur. Bunun da dişe hiçbir zararı yoktur.

14- Ağız kokusu herkeste olur ve geçmez. (YANLIŞ)
Ağız kokusu; çürük diş, diş eti hastalığı, sindirim sistemi ile ilgili rahatsızlıklar, sinüzit yahut üst solunum yolu enfeksiyonlarından kaynaklanabilir. Bu hastalıkların tedavisi sonucunda ağız kokusu önlenebilir.

17- Çekilen 20 yaş dişinin yerine diş yaptırmaya gerek yoktur. (DOĞRU)
20 yaş dişi çekildiyse, yerine protez diş yaptırmak gerekmez.

18- Diş fırçalarken diş etlerinin kanaması iyidir. (YANLIŞ)
Diş fırçalarken görülen kanamalar, diş eti iltihabının belirtilerinden biridir. Vakit geçirmeden bir diş hekimine başvurmak gerekir. Diş etlerinin, kanamadan dolayı fırçalanmaması sonucu, mevcut iltihabi durum şiddetlenecektir. Hastalar kanama olan bölgeyi daha iyi fırçalamalı ve diş hekimine tedavi için başvurmalı.

19- Diş ağrıyınca dişin üzerine aspirin, tütün, kolonya, rakı ve tuz koymak ağrıyı keser. (YANLIŞ)
Alkol ve alkol içerikli maddelerin diş ve dişeti bölgesine uygulanması sonucu dişetlerinde “alkol-aspirin yanığı” denilen komplikasyonlara neden olur. Dişlerin üzerine uygulanan diğer maddelerin (tütün, tuz gibi) de ağrı kesici özellikleri yoktur. Ağrı, ancak mevcut sorun giderildiğinde ortadan kalkar



22- Süt dişleri daimi dişlere sürme rehberliği yapar, zamanından önce dişler çekilmez. (DOĞRU)


23- Süt dişleri düşecek de olsa dolgu yapılmalıdır. (DOĞRU)
Süt dişinin erken çekimi, alttan gelen daimi dişlerde çapraşıklığa ve çene kemiği gelişiminde bozulmalara neden olur. Bu nedenle düşecek de olsa dolgu yapılmalıdır.

24- Hamilelikte dişten kalsiyum çekildiğinden, dişetleri kanar. (YANLIŞ)
Hamilelik dönemindeki diş eti kanaması, dişten kalsiyum çekilmesi nedeniyle olmaz. Kanamanın nedeni, ağız bakımının yeterli sağlanmaması halinde hamilelikteki hormonal değişiklikler sonucu dişeti iltihabının oluşması veya mevcut dişeti iltihabının şiddetlenmesidir.

25- Her hamilelik bir diş götürür. (YANLIŞ)
Her hamilelikte diş kaybının gerçekleşmesi söz konusu değildir. Ağız bakımının tam olarak sağlanamaması, tedavi edilemeyen çürüklerin varlığı ve diş eti hastalıklarının ilerlemesi durumunda diş kayıpları görülür

26- Hamilelikte diş tedavisi bebeğe zarar verir. (YANLIŞ)
Aciliyet gerektiren diş tedavileri, hamileliğin her döneminde yapılabilir.

27- Çürük diş çekildikten sonra pis kan akıtılmalıdır, çekilen dişin yerini kanatmak iyidir. (YANLIŞ)
Diş çekiminden sonra, çekim boşluğuna hastanın yaptığı müdahaleler sonucu bölgenin sürekli kanatılması ya da pıhtının uzaklaştırılması, diş çekimi yapılan yerin iltihaplanmasına neden olur. Oluşan pıhtı korunmalıdır. 

28- Çürük diş çekildikten sonra pis kan akıtılmalıdır, çekilen dişin yerini kanatmak iyidir. (YANLIŞ)
Diş çekildikten sonra, çekim boşluğuna hastanın yaptığı müdahaleler sonucu bölgenin sürekli kanatılması ya da pıhtının uzaklaştırılması, diş çekimi yapılan yerin iltihaplanmasına neden olur. Oluşan pıhtı korunmalıdır.

29- Diş teli sadece çocuklarda değil yetişkinlerde de kullanılır. (DOĞRU)
Ortodonti (tel tedavisi) alanındaki son gelişmeler sayesinde; tel tedavisi sadece çocuklara değil, erişkin hastalar için de uygulanabilir.

30- Ağrıyan dişi çektirip kurtulmak çözüm değildir. Dişi tedavi ederek mümkün olduğunca ağızda tutmak gerekir. (DOĞRU)
Çürük diş için mümkün olan her türlü tedavi uygulanmalı. Çünkü ne fonksiyon, ne de estetik yönünden hiçbir protez kendi dişinizden daha iyi olamaz.
 
 
Alıntı: medimagazin.com

Diş macunu ve sıvı sabun tehlikeli mi?

HABERDE GEÇEN KİŞİ VE ÇALIŞTIĞI KURUM DOĞRU.ANCAK BU KONUDA BİR MAKALE YOK.ŞİMDİLİK GERÇEKLİĞİ  TARTIŞMALI BENCE ...

Florida Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre Türkiye'de de satılan birçok ünlü diş macunu markasında ve sabunun içinde bulunan triclosan maddesi anne karnındaki bebeğe zarar veriyor. Profesör Margaret James, ıslak mendillerde de bulunan bu maddenin anne karnındaki bebeğin yeterli oksijeni almasına engel olduğunu ve bunun da bebeklerin beyinlerinde hasara neden olduğunu söyledi. Daha önce yapılan araştırmalarda triclosanın laboratuvar hayvanlarında karaciğer hasarına neden olduğu belirlenmişti.

ALINTI: Hürriyet

Saç dökülmesi hakkında merak edilenler

Erişkin bir insanda 5-6 milyon civarında kıl bulunur.Bazı insanlarda kılların normalden fazla olmasına Hirsutismus denir. Tamamen saçla kaplı bir başta ortalama 100000 adet saç vardır.Bir saçın ortalama ömrü 2-7 yıldır. Saçın büyüme döngüsü yaklaşık 2-3 yıl sürer. Her saç teli bu aşamada ayda 1 cm kadar uzar. Kafa derisi üzerindeki saçın yaklaşık %90’ı herhangi bir anda büyür.%10’u ise dinlenme aşamasındadır.3-4 ay sonra saç teli düşünce dinlenme aşamasındaki saç teli büyümeye başlar.Hergün yaklaşık 100 adet saç dökülmesi normaldir.

Saç dökülmesinin sebepleri
Kadınlarda saç dökülmesinin birçok nedeni vardır
1)Demir eksikliği anemisi(kansızlık),
2)Hormonal düzensizlikler (örneğin tiroit bezinin az veya hiç çalışmaması)
3)Stres faktörleri
4)Ailevi yatkınlık5)Gebelik, menopoz, adet düzensizlikleri
6)Psikolojik faktörler
7)Beslenme yetersizlikleri(çinko eksikliği vs.)
8)Kimyasal maddeler kullanılması(fön, perma, boya…)
9)İnfeksiyonlar(kafa derisinin mantar infeksiyonları)
10)İlaçlar(antikoagülanlar, antidepresanlar, doğum kontrol ilaçları)
11)Hastalıklar(Diyabet, lupus v.s.) Saç dökülmesini durdurmak için nedeni araştırılmalıdır. Altında yatan neden ortadan kaldırılmalıdır . Etken bulunamıyorsa kan testi ve biyopsi (örnek materyal ) incelenmelidir. Sonucuna göre tedavi düzenlenmelidir.

Alıntı:medimagazin.com

Hangi maddeler diş lekesi yapar?

Günümüzde ağız ve diş sağlığının önemi sadece bir ihtiyaç halinden çıkarak güzel ve bakımlı dişler özgüven ve kariyer içinde son derece önemli. Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu birçok kişinin rahatsızlık duyduğu diş lekeleri hakkında önemli bilgiler verdi.

Diş Lekesi Nedir?
Dişlerin mine ve dentin tabakasında oluşan yediğimiz ve içtiğimiz besinlerden kaynaklanan ayrıca tedavi sürecinde kullanılan antibiyotiklerden de oluşabilen lekelerdir. Diş lekeleri kişiyi görünüm açısından rahatsız edicidir. Fakat kısa süreli tedavi işlemleri sayesinde kolaylıkla temizlenebilir.

Hangi Besinler Diş Lekelerine Sebep Oluyor?

Dişlerde lekelenmelere sebep olan besinleri şu şekilde sıralayabiliriz.

—Soda ve Kola: İçecekler içerdikleri yoğun asit sebebi ile diş minesinde leke yaparlar.
—Kımızı ve Beyaz Şarap: Kırmızı şarap dişlerde yoğun rengi sebebi ile beyaz şarap ise içerdiği asit nedeniyle dişlerde leke yapar.

—Kahve ve çay: Çay ve kahve ülkemizde oldukça tüketilen bir içecek fakat içerdikleri kafein ve doğal renklendiriciler nedeni ile dişlerde leke bırakır.

—Havuç suyu ve vişne suyu gibi içinde ‘kromojenic’’içerikli gıdalarda diş lekelerine sebep olur.

—Hazır gıdalar: Enerji içecekleri ve hazır gıdalarda bulunan gıda boyaları da leke oluşumunu hızlandırır.



Diş Lekelerinin Tedavisinde uygulanan teknikler neledir?

Diş Beyazlatma:Diş lekelerinde en çok uygulanan tedavi diş beyazlatma işlemidir. Bu işlemde iki farklı beyazlatma yöntemi vardır. Birinci yöntem ev tipi beyazlatma yöntemidir. Diş Hekimi tarafından dişlerinizin üzerine takmanız için ağız ölçünüze uygun kalıplar hazırlatılır. Bu kalıbın içerisine Amerikan FDA onaylı bir ilaç konularak ve beyazlatılacak dişlerin üstüne yerleştirilir. Günde ortalama 4–6 saat takılması gerekir. İkinci ise muayenehanede uyguladığımız beyazlatma işlemidir. Dişlerdeki gözeneklerin temizlenmesinde “Hidrojen peroksit” yani oksijenli su veya türevi “ Karbamid peroksitli jeller kullanılıyor. Bu maddeler 45 dakika süreyle lazer ışığı verilerek aktive edilip beyazlama gerçekleşiyor. Bu uygulamada dişeti ve dokular özel koruyucularla korunduğundan zarar görmemektedir. Kişinin diş minesinin rengine bağlı olarak beyazlama oranı değişmektedir.

Alıntı:medimagazin.com

24 Kasım 2010 Çarşamba

Akdağ: Muayenehane çilesini tarihe gömeceğiz

 En sonunda beklenen açıklama...Yeni TAMGÜN YASASI hazır...

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, muayenehaneler ile ilgili, "Bu büyük bir çileydi, Türkiye bu çileden büyük ölçüde kurtulmuştur.Şimdi Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını bekliyoruz. O karar çıkınca da yeni bir kanunla bu çileyi tamamen tarihe gömeceğiz" dedi.

Akdağ, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Sağlık Bakanlığının 2011 yılı bütçesinin sunumunda yaptığı konuşmada, Bakanlığının gelecek yılki bütçesinde koruyucu ve temel sağlık hizmetlerine 6.5 milyar TL’lik pay ayrıldığını bildirdi.

Doğum öncesi bakım hizmetlerinden yararlanma oranını yüzde 94’e çıkarmayı hedeflediklerini, 2008’den bu yana 12 bin dolayında yüksek riskli gebenin doğum öncesinde hastanelerde misafir edildiğini anlatan Akdağ, 2011’de hastanede doğum oranını yüzde 94’e yükseltmeyi amaçladıklarını bildirdi.

Üreme sağlığı hizmeti alan kişi sayısının 8 yılda 2,5 kat arttığını, aşılama oranlarının yüzde 97’lere ulaştığını belirten Akdağ, halen 11 antijene karşı aşılama yapıldığını, 2011’de bunlara HPV ve su çiçeğinin de eklenmesinin planlandığını, ancak bunun kesinleşmediğini söyledi.

Türkiye’de artık kızamık hastalığı görülmediğini, Dünya Sağlık Örgütünün buna ilişkin açıklamayı Avrupa bölgesiyle birlikte yapacağını anlatan Akdağ, afet ve acil durumlardaki sağlık hizmetlerinde büyük aşamalar kaydedildiğini, Türkiye’nin doğusunda 132 kar paletli ambulansın hizmet verdiğini, gelecek yıl 3 uçak ambulans daha almayı planladıklarını belirtti.

Akdağ, aile hekimliğinin 73 ilde 63 milyon kişiyi kapsayacak şekilde genişletildiğini, 13 Aralık itibariyle uygulamanın bütün Türkiye’ye yaygınlaşmış olacağını duyurdu.

"Sağlığın geliştirilmesi ve teşviki" adı altında kişilerin kendi sağlıklarını korumasının amaçlandığını, bunun için obezite ve tütün başta olmak üzere birçok alanda mücadele yürüttüklerini anlatan Akdağ, "Ülkemizde 1998’de yüzde 55 olan normal kiloya sahip kişilerin oranı 2010’da yüzde 27.5’e düşmüş durumda. Bu çok önemli bir mesele. Bireylerin yaşam şekillerini değiştirmesi sağlanmalı" diye konuştu.

Tütünle mücadelede de önemli gelişmeler sağlandığını ifade eden Akdağ, iş yerlerindeki tütün yasağı ihlallerinde para cezalarının belediyeler yerine kamu kurumlarınca tahsiline ilişkin yasal düzenlemeye gitmeyi hedeflediklerini belirtti.

Türkiye’de organ bağışının da yetersiz olduğunu ifade eden Akdağ, 2010 yılında 3 bin 172 organ nakli yapıldığını bildirdi.

Sağlık Bakanlığı hastanelerindeki görüntüleme cihazlarının sayılarını da artırdıklarını kaydeden Akdağ, bu konuda israfa gidildiği yolundaki eleştirilerin yersiz olduğunu dile getirdi.

"MUAYENEHANE ÇİLESİNİ TARİHE GÖMECEĞİZ"

Hekimlerin tam gün çalışmasına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Akdağ, şöyle konuştu: "Türk sağlık sisteminin eski yapısında, vatandaş ister SSK, ister devlet hastanesine gitsin annesini-babasını sırtına alıp özellikle ciddi hastalıklar için genellikle bir muayenehaneye çıkarmak zorunda kalırdı. Bu, Türkiye’de büyük ölçüde ortadan kalktı. Şu anda Sağlık Bakanlığında çalışan 30 bine yakın uzmanın yüzde 92’si tam gün çalışıyor. Bunu yüzde 100’e ulaştırmak için bir kanun yaptık, maalesef Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın bir yorumu kanunun bazı maddelerinin yürütülmesini engelledi. Ancak bütün bunlara rağmen geldiğimiz noktanın bir özetidir, bugün Sağlık Bakanlığında çalışan 30 bine yakın uzman hekimin sadece yüzde 8’i hastane dışında pratik yapıyor. Yüzde 92 oranında bu problem çözüldü.

Tam Gün Yasası’nı yaptığımızda, tam gün çalışma oranı yüzde 88 idi. Bazı maddeler iptal edilmiş olmasına rağmen bu oran yüzde 92’ye çıktı.

Türkiye bu problemi bitirmiş durumdadır. Artık bundan geriye gidiş olmaz.

Ne bizim hükümetimiz döneminde ne de başka hükümet döneminde buna vatandaş izin vermez. Yarın vatandaşı muayenehanelere geri götürecek bir sağlık sistemi eğilimi olsun, vatandaş buna asla müsaade etmez ve buna sebep olacakları da siyaseten ağır biçimde cezalandırır. Bu büyük bir çileydi, Türkiye bu çileden büyük ölçüde kurtulmuştur. Şimdi Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını bekliyoruz. O karar çıkınca da yeni bir kanunla bu çileyi tamamen tarihe gömeceğiz, çünkü hala üniversite hastanelerinde sıkıntılar var." Akdağ, 2002’de 1/14 olan uzman hekim başına düşen nüfusun en fazla olduğu il ile en az olduğu il arasındaki oranın, 2010’da 1/3’e düştüğünü de kaydetti.

İlaç harcamalarıyla ilgili de bilgi veren Akdağ, ilaç kutu sayısının 8 yılda yüzde 122, ilaç harcamalarının ise sadece yüzde 21 oranında arttığına işaret etti.

Türkiye’de doğumda beklenen yaşam süresinin 74 olduğunu, bunun Türkiye’nin içinde bulunduğu orta ve üst gelir grubundaki ülkelerin ortalamasının üzerinde bulunduğunu belirten Akdağ, bebek ve anne ölüm hızlarında da büyük düşüşler olduğuna dikkat çekti.

Gelecek yıl yürürlüğe konulacak yeni hizmetlere de değinen Akdağ, evde sağlık hizmeti uygulamasının yaygınlaştırılacağını, merkezi randevu sistemine geçileceğini sözlerine ekledi.

Alıntı: medimagazin.com

Çocuklarda diş röntgeni zararlı..

ABD’de doktorların, gerekli olmadığı durumlarda röntgen cihazı kullanılmaması için 3 yıl önce kampanya başlattığını hatırlatan gazete, diş hekimlerininse buna uymadığını belirtti. Habere göre, diş hekimleri başka yöntemler de kullanabilecekken röntgen kullanmayı tercih ediyor. Özellikle yeni geliştirilen “koni-ışın bilgisayarlı tarama” yöntemi, 3 boyutlu görüntü sağladığı için sıklıkla başvurulan bir teknik oldu. Ancak New York Times, bu cihazların güvenliğiyle ilgili eldeki verilerin çoğunun çarpıtıldığını yazdı. Cihaz üreticilerinin diş hekimlerine para vererek bu cihaz hakkında olumlu mesajlar vermelerini istediği, tıp dergilerinde de üreticilerin “sponsorluğunda” makaleler yayımlandığı belirtildi.

 ilgili link:

Alıntı: medimagazin.com

Embriyo dondurma Türkiye'de..

Radyoterapinin doğurganlığı kaybettiren yan etkisinin önüne geçmek için kullanılan “embriyo dondurma” yöntemi Türkiye’de de uygulanmaya başladı!

KANSER hastalarına uygulanan kemoterapi ve radyoterapinin doğurganlığı kaybettiren yan etkisinin önüne geçmek için kullanılan “embriyo dondurma” yöntemi Türkiye’de de uygulanmaya başladı. 25 yaşında meme kanseri olan Aynur Gençbay, eşi Engin Gençbay’la birlikte karar alıp embriyolarını dondurdu.

Embriyolar, nitrojen tanklarının içinde eksi 196 derece yıllarca saklanıyor. Çift, kanser tedavisinin ardından istedikleri zaman embriyo transferi yapılarak çocuk sahibi olabilecek. Çiftin embriyo dondurma işlemini gerçekleştiren Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Sönmezer, kanserin tedavisi sırasında en önemli yan etkilerinden birinin kısırlık olduğunu söyledi. Sönmezer, “Böyle bir durumda hasta evliyse, embriyoyu olmasa bile yumurta dokusunu dondurabiliriz. Kadından yumurtaları, erkekten de spermleri toplayıp birleştiriyoruz. Bu çift için 8 tane embriyo dondurduk. Nitrojen tankında eksi 196 derecede yıllarca saklayabiliyoruz. İstedikleri zaman bebek sahibi olabilirler” dedi. Sönmezer, çiftin tedavi bittikten 5 yıl kadar sonra çocuk sahibi olabileceğini anlattı. 


Alıntı: medimagazin.com

Bakandan yeni slogan:Tüm hastalar ve yakınları, Birleşin!!!

 YORUMA GEREK OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUM.BUNDAN SONRA HEKİME ŞİDDET HABERLERİ YAPILMASIN BENCE..YOKSA HABER , ÇOK SIRADAN OLACAK VE HABER DEĞERİ OLMAYACAK.. 

Alıntı: medimagazin.com

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Tam Gün Yasası sayesinde devlet ve üniversite hastanelerinde çalışan doktorların hastaları istismar ederek ekstra para almalarına son verdiklerini söyledi.

“Ekstra para sosyal devlete sığmaz” diyen Akdağ, hastalara da örgütlenme çağrısı yaptı. İşte Akdağ’ın sözleri:

- Artık bir vatandaşımız devletin hastanesine gidip, bir de doktorun muayenehanesine gitmeyecek. Devlet doktora vatandaşın vergi ve sigorta kesintilerinden hak ettiği ücreti ödüyor. Vatandaşı istismar eden ikinci bir para ödemek, sosyal devlete sığmaz.

Hekime 7 bin TL

- Aile Hekimliği uygulamamız çok iyi gidiyor. Türk Tabipleri Birliği (TTB) sipere yatmış, karşıdaki birisi kafasını çıkarınca onu alnından vurayım mantığıyla hareket ediyor. Koskoca bir sistemi dönüştürürken, ufak tefek arızalar çıkar. Doktorlar bu işten mutlu. Aile hekimi ayda 7 bin lira alıyor. Almalı da. Çünkü, doktorluk zor bir iş.

- Performans uygulamasının istismar edildiğine dair, bana gelen şikayet yok. Alo 184’e en az bu konuda şikayet geliyor. Yanlış iş yapan insanlar, her sistemde yanlış iş yapabilirler. Sistemlerin amacı; verimliliği, işlevsel hizmet kalitesini yükseltmek, böylece vatandaşın işini kolaylaştırmaktır. Performans ile çalışanların haklarını da hakkaniyetle ödemeyi amaçlıyoruz. Ama, her sistemin kuvvetli ve zayıf yanları vardır. Bizim uyguladığımız, ‘performansa göre metodu’, ‘haydi gel muayenehaneme de sana hizmet vereyim metodu’ ile kıyaslanamayacak kadar üstün. Kıyas kabul etmez, bu açık. Bütün meslektaşlarımızı tenzih ederek söylüyorum, eğer bir hekim fazla kazanmak için hekimlik ahlakına aykırı iş yapacaksa; bunu performansda da, muayenehanesinde de yapar. Bu ahlaki sorunu ortadan kaldırmak için disipline edici eğitim ve önlemler elbette devam edecek.

- Vatandaş olarak 184’ü arayıp hakkınızı arayabiliyorsunuz. Biz bunları takip ediyoruz. Vatandaşın hak aramasını teşvik eden bir yönetim var. Eskiden üslup, ‘git kime şikayet edersen et’ türündeydi. Ama, siz şikayet ettiniz diye, doktoru, çalışanı otomatikman cezalandıramayız.

Sivil toplum göreve

- Biraz da halkın farkındalılığının artırılması, bilinçlendirilmesi, sistemi işler hale getirecek. 8 yıldır bakanım, ısrarla hasta, birey haklarını üstte tutmak için çabalıyorum. Yüzlerce sivil toplum örgütü var. Ama, hasta hakları için kurulan dernek çok az. Hem de güçleri az. Sivil topluma da görev düşüyor.

Finlandiya'da devlet tuzu kıstı , felçler azaldı

Türkiye’de sağlıklı bir kişinin günlük alması gereken tuz miktarının tam 6 katı tuz tüketiliyor!

TRAKYA Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sedat Üstündağ, sağlıklı bir bireyin alması gereken tuz miktarının 2.5-3 gram olduğunu, ama Türkiye’de bunun tam 6 katı fazlasının tüketildiğini söyledi. Aşırı tuz tüketiminin böbrek rahatsızlıklarından hipertansiyona birçok hastalığa davetiye çıkardığını vurgulayan Üstündağ, şunları kaydetti:

İLK İNSANIN VÜCUDU
“Bizim vücudumuz ilk insana göre prog ramlanmış. O sırada tuzlu yiyecekler yoktu. Sabah uyanıyor ve av peşinde koşuyordunuz. Avladığınız ette ne kadar tuz varsa sadece o kadar tuzu alıyordunuz. Günde sadece 2 buçuk gram tuz alınması gerekirken, Türkiye’de günlük kişi başı 18 gram tuz alınıyor. Vücudumuz yoruluyor, suyla doluyor, böbreklerimize fazla yük biniyor.’’ Tuzla mücadelede toplumun her kesiminin önder ve destekçi olması gerektiğini ifade eden Doç. Üstündağ, Finlandiya’nın geçmişte topyekûn bir hareketle tuzla mücadele ettiğini söyledi. Finlandiya’da tuz kullanımının azaltılmasına bağlı birçok hastalığın da önüne geçildiğini vurgulayan Üstündağ, şöyle konuştu:

DEVLET PROGRAMI
“Finlandiya’da 1950 yılında Türkiye kadar tuz tüketiliyordu. Devlet tuzla mücadeleyi vazife edindi. Gazeteler, sivil toplum kuruluşları destek oldu. O mücadele sonunda Finlandiya’da tuz tüketimi, kişi başı ortalama 4 grama indirildi. Bu sayede Finlandiya’da felçler yüzde 80 azaldı. Bu önleyici sağlık hizmetlerinin de en güzel örneğidir. Çünkü, tuzun neden olduğu hastalıkların tedavisi için ayrılan bütçeler devletler için büyük yük oluşturuyor.’’ 


Alıntı: medimagazin.com

11 Kasım 2010 Perşembe

Kurban Bayramı'nda 'kırmızı et'e dikkat!!!

Kurban Bayramlarında et tüketiminin arttığını belirten İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Nafiz Karagözoğlu, etin sindirimi en zor besinlerden biri olduğunu söylüyor.

Etin vücuttaki etkileri hakkında bilgi veren. Dr. Nafiz Karagözoğlu, kurban etinin saklanması, pişirilmesi ve tüketilmesi hakkında merak edilen sorulara cevap vererek dengeli beslenme önerilerinde bulunuyor.
“Et iyi bir protein kaynağıdır. Kişi günlük enerjisinin yüzde 12-15'ini proteinlerden sağlamalıdır. Vücudun büyümesi, gelişmesi ve hastalıklara karşı direncinin sağlanabilmesi için proteine ihtiyaç vardır. Ancak et tüketirken dikkat edilmesi gereken noktalar da vardır. Mesela 150 gram yağsız ızgara et yaklaşık 250 kaloridir. Bunu yedikten sonra harcamak için 75 dakika sıkı tempo yürümek ya da 1 saat bisiklete binmek gerekir.
ET YEMEKLERİ MİDEDE NE KADAR BEKLER?

Dana rostosu, çiğ veya pişmiş jambon, biftek, pişirilmiş beyaz et, pişirilmiş sığır eti, mide de üç veya dört saat kadar, kızarmış dana eti ve islenmiş etler, sığır eti ise dört-beş saat kadar midede bekleyebilir. 

AŞIRI ET TÜKETMEK SAKINCALI MI?

Aşırı miktarda et tüketmek protein fazlalığına neden olur. Bu da kanı asitleştirdiği için organların hızlı aşınmasına yol açabilir. Aşırı et tüketmenin neden olabileceği hastalıklar şunlardır:
Kalp ve Damar Hastalıkları. Kolesterol-Yağ yüksekliği ve ilgili hastalıklar. Mide ve Barsak Hastalıkları. Gut hastalığı, hipertansiyon, diyabet ve kabızlık. 

ETLE İNSANA GEÇEN MİKROBİK HASTALIKLAR NELERDİR?

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, et yoluyla 200'e yakın hastalık bulaşabilir. Ülkemizde en sık Bruselloz, Salmonelloz, Tüberküloz, Şarbon, Toksoplazmoz, Sarkosistoz ve Tenyoz gibi hastalıklar et yoluyla bulaşabilir. Mikroplu et hamilelerde düşük ve erken doğumlara neden olabilir. İyi pişirilmemiş mikroplu etin (etin salam, sosis, sucuk, pastırma gibi çiğ halleri dâhil) yenmesiyle, hamilelerde düşük doğum, erken doğum riski olur. Erken gebelikte bebek etkilenirse bebekte körlük, sağırlık, kasılmalar ve zekâ geriliği görülebilir. 

ET TÜKETİMİNİN SAĞLIKLI OLABİLMESİ İÇİN NELER YAPILMALI?

• Çok fazla et tüketiminden kaçının.
• Etle birlikte sebze tüketin.
• Etlerin yağlı kısımlarının tüketmeyin.
•İç yağları yemeklerde kullanmayın.
KURBAN ETİ NASIL SAKLANMALI?

Öncelikle etli yemek yapımında bir kerede en fazla ne kadar et kullanıyorsunuz? Bunu tespit edin. Ardından mevcut etleri birer pişirimlik parçalara ayırın. Et, 0–2 santigrat derecede 3–5 gün, buzlukta birkaç hafta, -18 derecede ise 3 ay saklanabilir. Donmuş etler soğuk yerde yani buzdolabında çözdürülür. Çözdürülen etlerin tekrar dondurulması tehlikelidir. Çünkü çözme sırasında üstünde mikrop üreyebilir. Ayrıca etin protein yapısı bozulabilir. 

KURBAN ETİ KESİLDİKTEN NE KADAR SONRA TÜKETİLMELİ?

Yeni kesilmiş etler sert olur. Bu da pişirmeyi ve sindirimi zorlaştırır. Bu nedenle kurban eti kesildikten hemen sonra tüketilmemelidir. Etlerin buzdolabında en az 24 saat bekletilip uygun pişirme yöntemleri kullanılarak tüketilmesi mide ve bağırsak sağlığı için uygun olacaktır. 

ETİ UYGUN PİŞİRME YÖNTEMLERİ NELERDİR?

Haşlama, buğulama veya ızgara şeklinde pişirildikten sonra tüketilmesi yararlı olacaktır. Bu pişirimlerde besinler doğal besleyici değerlerini fazla kaybetmezler. Etlerin kızartılması ve kavrulması besin öğelerinde kayıplara sebep olabileceği gibi fazla miktarda yağ tüketilmesine ve sağlık sorunlarının oluşmasına yol açabilir. Etlerin sebzelerle birlikte pişirilmesi veya tüketilmesi, besin çeşitliliğinin sağlanması açısından sağlıklı bir yöntemdir. Etle yapılan yemekler kendi yağı ile pişirilmeli ve ilave yağ eklenmemelidir. Özellikle kuyruk yağı veya tereyağının et yemeklerinde kullanılmasından kaçınılmalıdır. 

Izgarada direkt ateşe maruz kalan ve çok pişirilerek yanma noktasına gelen etlerde kanserojen maddeler oluşmaktadır. Etler ızgarada pişirilirken yaklaşık 2 cm kalınlıkta hazırlanmalıdır. Etler ızgarada pişirilirken, etle ateş arasındaki uzaklık, eti yakmayacak ve 'kömürleşme' sağlamayacak şekilde yaklaşık 15 cm olmalıdır.” 

Alıntı: ntvmsnbc.com