8 Mayıs 2012 Salı

184 SABİM'den kurtulma reçetesi

kayseride bir ilçede beyin cerrahı olarak çalışmaktayım.bugün 02.00 civarında depresyon fraktürü ve akut subdural hematom nedeniyle bir hasta geldi.hastanın ciddi hayati tehlikesi vardı.operasyon önerdim ancak cevap aynen doktor bizi sevk et.biz burada ameliyat olmayızdı klasik cevap.peki öyleyse dedim.birkaç yeri aradım hastayı kabul eden yok.bu arada hasta yakınlarından mevcut bulunduğum hastanede ameliyat olmayacaklarına dair şahitli tutanak aldım.tabii burada hep bağırış çağırış.ama dik durdum.adamlarda imzaladı. sonra 112 ye haber verdim. çıktım gittim.saat 04:00 civarında hastaneden aradılar. yer bulamamışlar.gelmemi istiyorlar falan filan.bende gelmeyeceğimi hastaların imzayı artık attığını söyledim.15 dakika sonra 184 ten aradılar.burası çok önemli...telefon açar açmaz adamın birisi telefonlarınız kaydediliyor filan dedi aşağılaycı ses tonuyla.bende Iphonu mu açtım ve bende sizin konuşmalarınızı kaydediyorum.isminiz nedir diye sordum tam olarak ismini öğrendim.ve daha cümlesine başlamadan eğer bana mobbing tarzında bir söz söylerse veya ithamda bulunursa kişisel olarak kendisine dava açacağımı başında söyledim.adam neye uğradığını şaşırdı.kekeledi filan hastaya bakmıyormuşsunuz, hastaneye gelmiyuormuşsunuz filan diyecekti.hemen durumdan eğer hastalar şikayetçi ise yazılı olarak şikayet etmeleri gerektiğini, 184 ün kanunen benim için hiç bir bağlayıcığı olmadığını söyledim.durumu ifade ettim.şahitli tutanağımın olduğunu yine bildirdim.adam kuyruğu kıstırıp kapattı telefonu.ben hastayada her halükarda gidecektim.nede olsa insanız ama bu konuşmadan sonra bir yer bulup oraya göndermişler...
sonuç 1: 184 gibi sağlık bakanlığı ile ilişkili tüm telefon görüşmelerini kaydedin
sonuç 2: başından mobbing tarzında konuşma olursa dava edeceğinizi söyleyin
sonuç 3: ne yaparsanız yapın şahitli ve kayıtlı yapın
kendinize iyi bakın.hoşçakalın.

Alıntı : medimagazin.com/okuyucu  yorumları

Laktoz intoleransı salgın yapmaz


Prof.Dr. Aydoğdu, "Laktoz intoleransının ani ve kitlesel salgınlar yapma özelliği yoktur. Süt içimini takiben çocuklarımızda gelişen yakınmaların en geçerli nedeni, sütlerin hazırlanması veya taşınması sırasında oluşabilecek, kontaminasyon (mikropla bulaşma)-bozulma olarak görünmektedir" dedi.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim dalı Öğretim Üyesi Pediatrik Gastroenterolog Prof.Dr. Aydoğdu, okul sütü projesinden sonra gelişen olaylar ve bunlara yönelik yapılan açıklamalar karşısında Dernek olarak değerlendirme yapma zorunluluğu doğduğunu söyledi. Prof.Dr. Aydoğdu, yönetim kurulu adına yaptığı açıklamada süt dağıtımı ardından ani gelişen bulantı, kusma ve ishal yakınmaları ile farklı bölge ve şehirlerde yaklaşık 2 bin ilköğretim öğrencisinin etkilendiğini hatırlattı. Aydoğdu, şunları söyledi:

"Bu durumu Sayın Sağlık Bakanımız ve diğer resmi yetkililer hazımsızlık, laktoz intoleransı (tahammülsüzlük) veya süt allerjisi ile ilişkilendirecek beyanatlarla açıklamakta ancak, yapılacak tahlil sonuçlarının beklendiğini de eklemektedir. Laktoz intoleransı, süt şekeri laktozunun sindirilmesini sağlayan laktaz enziminin yetersizliği ile ortaya çıkan bir durumdur. Süt alımını izleyen 1-2 saat içinde, hafif veya şiddetli karın şişliği, kramp tarzında karın ağrısı, bulantı, bol sulu ishal ile belirti verir. İshal her zaman görülmeyebilir. Görülme sıklığı yaşla beraber artar. Özellikle Asya ve Afrikalılar'da sıktır. Görülme sıklığında ırksal farklılıklar büyük önem taşımaktadır. İskandinav ülkeleri ve Hollanda'da hiç görülmezken toplumumuzda kitlesel bir araştırma yapılmamış olmakla birlikte yüzde 50-70'e varan oranlarda olduğu düşünülmektedir. Ancak laktoz intoleransının ani ve kitlesel salgınlar yapma özelliği yoktur. Laktoz intoleransı olan bireyler süt ve süt ürünlerinin bir kısmı ile değişik oranlarda rahatsız olduklarını bilir ve tanımlarlar."

İNEK SÜTÜ ALERJİSİ DE SALGINA YOL AÇMAZ

Prof. Dr. Sema Aydoğdu, inek sütü alerjisinin özellikle 3-5 yaş altındaki çocuklarda ve yüzde 2-7 sıklıkta görülen geçici bir hastalık olduğunu, ilköğretim çağı çocuklarında görülme sıklığının yüzde 0.5 civarında olduğunu söyledi. İnek sütü alerjisinin de belli bir bölgede veya belli bir okulda kitlesel ve ani ishal salgınlarına neden olmasının mümkün olmadığını kaydeden Prof.Dr. Aydoğdu, sulu ishalden çok kanlı ishal, kusma, deri döküntüleri, astıma benzer yakınmalara yol açtığını kaydetti. Prof. Dr. Sema Aydoğdu, proje öncesinde veli çocuklarının laktoz intoleransı, süt alerjisi, süt ile ilgili hazımsızlık olup olmadığı, süt verilmesini isteyip istemedikleri hakkında yazılı bilgi alındığını anlatırken, "Bu evrak bilgileri ile laktoz intoleransı ve süt alerji olan çocukların baştan dışlandığı ve ishal salgınının bunlarla ilişkili olmadığı kanısı ağır basmaktadır" dedi.

Prof. Dr. Sema Aydoğdu, sözlerini şöyle sürdürdü: "Su veya gıda hijyeninin bozulması ile ilişkili olarak gelişebilecek gıda zehirlenmeleri mikroplu gıdanın yenilmesinden sonra saatler içinde ani başlangıçlı bulantı, kusma, halsizlik, sulu ishal, kramp tarzında karın ağrıları ile ortaya çıkar ve mikroplar vücuttan atılana kadar devam eder. Bu süreçte aşırı sıvı kaybı ve halsizlik gelişebilir. Kaybedilen sıvının ağızdan karşılanamaması durumunda damardan sıvı verilmesi gerekebilir. Yukarıdaki bilimsel doğrular eşliğinde düşünüldüğünde, süt içimini takiben çocuklarımızda gelişen yakınmaların en geçerli nedeni, sütlerin hazırlanması veya taşınması sırasında oluşabilecek, kontaminasyon (mikropla bulaş)-bozulma olarak görünmektedir."

"PROJE ÖNEMLİ, YÜRÜMELİ"

Prof. Dr. Aydoğdu, dernek olarak her gün içilecek sütün çocuk sağlığına katkılarına ve bu nedenle projenin yürümesinin önemine inandıklarının da vurguladı. Prof. Dr. Sema Aydoğdu, "Ancak böyle kitlesel bir projenin yürütülmesi sırasında ürün sağlığına yönelik tedbirlerin büyük bir ciddiyet içinde alınması gerekliliği ve kamuoyunun bu konuda doğru bilgilenme hakkı olduğu unutulmamalıdır. Bu noktalar kampanyanın yürümesi ve hedefine ulaşması açısından ayrıca önemlidir" dedi.

Alıntı : egedesonsöz.com

Süt değil çocuklar bozuk!!!


Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından, 6-7 Mayıs tarihlerinde Bakanlık binasında yapılan toplantı sonucu, Okul Sütü Programı Ortak Bilim Kurulunun açıklaması kamuoyuna duyuruldu.

Açıklamada, okul çağı çocuklarına süt içme alışkanlığı kazandırılması amacıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı işbirliğinde Ulusal Süt Konseyi'nin desteği ile 2 Mayıs 2012 tarihinde okul sütü programı başlatıldığı, bu program kapsamında günde yaklaşık 7,2 milyon kutu süt dağıtımının planlandığı hatırlatıldı.

Söz konusu uygulamanın ilk günlerinde çeşitli nedenlerle rahatsızlanan bazı öğrenciler sağlık kuruluşlarına başvurduğu belirtilen açıklamada, sağlık ve gıda güvenilirliği yönünden programı ve gelişmeleri değerlendirmek, bir rapor hazırlamak ve kamuoyuyla paylaşmak üzere Sağlık ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı uzmanlardan oluşan iki ayrı kurul oluşturulduğu belirtildi.

Her iki bilim kurulunun müşterek çalışmasıyla varılan sonucun bildirildiği açıklamada, sütün, bileşiminde yer alan yüksek kalitede protein, yağ, laktoz, kalsiyum, fosfor, riboflavin gibi bileşenler ile üstün besleyici değere sahip olduğu, sütün bileşimine bakıldığında çeşitli yaş grupları için temel besin ögelerini içerdiği görüldüğü ifade edildi.

Her gün çocukların iki su bardağı süt veya eşdeğer süt ürünü tüketmeleri bilim çevrelerince tavsiye edildiği vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi: ''Türkiye'de kişi başına yıllık süt tüketimi yaklaşık 25 litre iken bu miktar diğer gelişmiş ülkelerde 80-100 litre arasındadır. Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan Türkiye'de Okul Çağı Çocuklarında Büyümenin İzlenmesi Projesi araştırma verilerine göre; 6-10 yaş grubunda süt içmediklerini ifade edenlerin oranı yüzde 11 olarak bulunmuştur. Çocukların ancak yüzde 30'u ise düzenli olarak süt içtiklerini ifade etmişlerdir. Gelişme çağındaki çocuk ve ergenlerin süt ihtiyaçlarının karşılanması dünyada birçok ülkede okul sütü uygulamaları ile sağlanmaktadır. Ülkemizde de okul sütü uygulamaları okul çağı çocuklarının büyüme ve gelişmelerine önemli katkıda bulunacaktır.

Program kapsamında ana sınıfı ve 1-5. sınıfa devam eden çocuklara UHT teknolojisiyle hazırlanmış tam yağlı süt dağıtılmasına başlanmıştır.

UHT süt; çiğ sütün en az 135 derecede 1 saniye süre veya en uygun zaman-sıcaklık kombinasyonunda yüksek sıcaklıkta kısa süre tutulması ve aseptik koşullarda ambalajlanması ile oda sıcaklığında depolandığında bile bozulmaya neden olabilecek tüm mikroorganizmaları ve sporlarını yok eden bir ısıl işlem ile elde edilen, raf ömrü uzun (3-4 ay) olan süttür.''

‘HASTALIK YAPICI BULGU YOK’

UHT teknolojisinde, yüksek kalitede çiğ süt kullanılmasının zorunlu olduğuna işaret edilen açıklamada, peyniraltı suyu veya peyniraltı suyu tozunun, sütün ısıl işleme olan dayanıklılığını azalttığından kesinlikle kullanılmadığı belirtildi.

Bu program kapsamında ihale şartnamesi gereği de yurt içinde üretilmiş çiğ süt kullanımı zorunlu olduğundan sütlerin üretiminde süt tozu kullanılmasına da izin verilmediğine dikkat çekilen açıklamada, programın başlamasını takiben sağlık kuruluşlarına değişik şikayetlerle başvuruların olması üzerine Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından süt dağıtımı yapılan bütün illerden süt örnekleri alınarak ayrıntılı fiziksel, kimyasal ve mikrobiyolojik analizlere tabi tutulduğu kaydedildi.

Açıklamada, bugüne kadar örneklerin hiç birisinde hastalık yapıcı mikroorganizma ya da bakteri toksinine (Stafilokok enterotoksini) rastlanmadığına dair verilerin mevcut olduğunu bildirildi.

SİVAS’TA DAĞITIM DURDURULDU

Fiziksel özellikleri uygun olmadığı bildirilen Sivas ili süt örnekleri hem Sağlık Bakanlığı hem de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı laboratuvarlarında incelendiği, hastalık yapıcı mikroorganizma ya da bakteri toksini ve diğer toksik maddeler yönünden hiçbir olumsuzluğa rastlanmadığı belirtilen açıklamada, ''Sivas ili süt örneklerinde hastalık yapıcı olmayan (saprofit) mikroorganizmaların bulunması nedeniyle örnekler sterilite şartlarını sağlamadığından, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığınca bu firmaya ait ürünlerin dağıtımı durdurulmuş ve bu firma dağıtım zincirinden çıkarılmıştır'' ifadesi kullanıldı.

‘UYGULAMA KESİNTİYE UĞRAMASIN’

Hastaneye başvuran çocuklarla ilişkili olarak da mevcut verilerin gıda zehirlenmesini düşündürmediği vurgulanan açıklamada, ancak Okul Sütü Programı'nın tüm aşamalarının dikkatlice ve titizlikle ileri incelemelerine devam edileceği bildirildi.

Açıklamada, şöyle denildi: ''Sonuç olarak, Türkiye'de süt tüketiminin sınırlı olduğu göz önüne alındığında, Okul Sütü Programı sağlıklı nesillerin yetiştirilmesinde ve beslenme ile ilişkili muhtemel sağlık sorunlarının azaltılmasına katkı sağlayacaktır.

Mevcut veriler ışığında, uygulamanın kesintiye uğratılmasını veya durdurulmasını gerektirecek bir durum tespit edilmemiştir.''

Alıntı : egedesonsöz.com

30 Nisan 2012 Pazartesi

Sakarya 112 ekibine saldırı

Geçen hafta İstanbul'da iki ayrı 112 ekibi hasta yakınlarının saldırısına uğradı. Beyoğlu ve Küçükçekmece ilçesinde gerçekleşen saldırılarda 3 sağlık görevlisi yaralanırken bir ambulansta maddi hasar meydana geldi. Bir diğer saldırıda ise İzmir'in Karabağlar ilçesinde gerçekleşti. Alkollü olduğu ileri sürülen bir kişi sağlık görevlilerine saldırdı. Olay sonrası 3 sağlık görevlisi yaralandı.

Bu saldırılara bir yenisi de Sakarya'da eklendi. Ambulansta görevli sağlık ekibi vaka olarak aldıkları alkollü şahsın saldırısına uğradı.

Olay, Sakarya'nın Söğütlü ilçesinde meydana geldi. Görevli 54250 kodlu ambulans, Adapazarı Kavaklar Caddesi üzerinde bir şahsın yerde yattığı ihbarı üzerine harekete geçti. Olay yerine gelen ekipler aşırı alkollü şahsı ambulansa alarak Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesine doğru yola çıktı.

Yolda ayılan alkollü şahıs, ambulansta görevli Acil Tıp Teknisyenlerine saldırdı. Saldırıyı 112 ambulans ekibi komuta merkezine haber verdi. Bayan görevli ağlayarak yardım istedi. Yardım anonsunu alan komuta merkezi durumu polise bildirdi. İhbar üzerine hastaneye çok sayıda polis sevk edildi. Ancak sarhoş şahıs ambulans hastaneye giriş yaptığı sırada araçtan atlayarak kaçmaya başladı. Alkollü şahıs ve polis ekiplerinin arasında yaşanan kısa süreli kovalamacadan sonra şahıs hastaneden 200 metre uzakta yakalandı.

Alıntı : medimagazin.com.tr

Doktor bulamayınca polis dövdüler

Olay, 12.30 sıralarında merkez Seyhan İlçesi’ndeki Adana Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde meydana geldi.

28 yaşındaki Murat Güneş, gece rahatsızlanan hamile eşi Fatma Güneş’i hastaneye getirdi. Acil Servis’de görevli doktor, hasta kadını muayene ettikten sonra ilaç yazarak taburcu etti. Eşi tarafından evine götürülen Fatma Güneş, ilerleyen saatlerde düşük yapıp, bebeğini kaybetti. Bu duruma tepki gösterin Murat Güneş, babası 55 yaşındaki Abdurrezzak ve ağabeyi 32 yaşındaki Rafet Güneş ile birlikte hastaneye gidip, eşinin düşük yapmasından sorumlu tuttukları doktorla görüşmek istedi.

Hasta yakınları, doktorun sabah mesaiden çıkıp, ayrıldığını öğrenince taşkınlık çıkardı. Bunun üzerine hastane görevlileri polisi arayarak yardım istedi. Hastaneye giden asayiş ekibi, öfkeli hasta yakınlarının saldırısına uğradı. Polislere tekme ve yumruklarla saldıran hasta yakınından Rafet Güneş, polislerden birinin silahını almaya çalıştı. Arbede sırasında yere düşen silah, ateş almadı. Polislerin telsizle yardım istemesi üzerine hastaneye çok sayıda polis ekibi sevk edildi. Polisler, meslektaşların saldıran 3 kişiyi etkisiz hale getirerek gözaltına aldı. Saldırıya uğrayan polis memurları Hakan Saçan, Bülent Çember ile Kasım Ayverdi ayakta tedavi edildi.

Alıntı: hürriyet.com.tr

Doktor şikayet etmese bile adli süreç başlayacak

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, ''Sağlık çalışanlarına şiddet eylemini yineleyen kişilerin tutuksuz yargılanmamaları hususunda Adalet Bakanlığımız ile çalışmalara başladık'' dedi.

Kütahya Valiliği'ni ziyaret ederek, Vali Kenan Çiftçi'den ilde yürütülen çalışmalara ilişkin bilgi alan Akdağ, daha sonra basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Akdağ, bir gazetecinin, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet eylemlerine ilişkin sorusu üzerine, sözlü veya fiili olsun sağlık çalışanına şiddetin hiçbir türlüsünü kabul etmediğini, bu konuda çok kararlı olduğunu daha önce de ifade ettiğini söyledi.

Sağlık çalışanlarına karşı işlenmiş şiddet eylemlerinin hepsini kendisine yapılmış kabul ettiğini bildiren Akdağ, şöyle devam etti:

''Sağlık çalışanlarına şiddete karşı geçmişte bazı tedbirler almıştık. Ancak son zamanlarda kamuoyunda bu hususta hassasiyetin artmış olması, almakta olduğumuz tedbirleri daha süratli biçimde uygulamaya koyma imkanı verdi. Toplumun bu husustaki hassasiyeti gerçekten önemli. Bu hassasiyet, yapacağımız işler, alacağımız tedbirler konusunda işimizi kolaylaştırdı. Sağ olsun İçişleri Bakanımız derhal yerli yerinde bir genelge yaparak, emniyet kuvvetlerimize bir hatırlatmada bulundu. Aslında görevinin başında bir sağlık çalışanına yapılan sözlü ya da fiili bir şiddet davranışı, doğrudan savcılıklara bildirilmesi gereken bir suçtur. Bunun için o hemşirenin, doktorun, 112 çalışanı ya da başka bir sağlık çalışanının bir şikayeti gerekmiyor.''

-Şiddet eylemleri şikayet olmasa bile savcılıklara bildirilecek-

Akdağ, şiddete maruz kalan sağlık çalışanlarının, ''başıma bir şey gelir'' endişesiyle şikayet etmekten çekindiğini gözlemlediklerini kaydetti.

Akdağ, ''Polisimiz, emniyet güçlerimiz kendilerine bu hususta en ufak bilgi ulaştığında şikayet olsun olmasın bunu savcılıklara bildirecektir. Savcılarımızın ve yargıçlarımızın da bu hususta çok daha hassas davranacağına inanıyorum'' diye konuştu.

Herhangi bir şiddet davranışı gösteren ve daha sonra bunu tekrarlayan kişilerin tutuksuz yargılanmalarını doğru bulmadığına dikkati çeken Bakan Akdağ, şöyle devam etti:

''Bir kişi gidecek, görevi başında bir doktora, bir hemşireye saldıracak, hücum edecek ve bunu 2-3 gün sonra bir daha yapacak. Birincisinde neyse ama ikincisinde de tutuksuz yargılanacak. Sağlık çalışanlarına şiddet eylemini yineleyen kişilerin tutuksuz yargılanmamaları hususunda Adalet Bakanlığımız ile çalışmalara başladık. Gerekirse Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ile görüşeceğim. Toplumda hastalıklı ruh haline sahip, şiddeti alışkanlık haline getirmiş, bunu, görevi insan hayatı kurtarmak olan, hayatını buna adamış sağlık çalışanlarına karşı bile gösteren kişilere asla müsamaha göstermeyeceğiz. Daha birçok tedbir alacağız. Önümüzdeki bir ay içinde hem vatandaşlarımız hem de sağlık çalışanları için şiddet eylemleriyle ilgili tedbirler peşi sıra gelecek.''

-''Van'daki kardeşime vurduğu tokat, bana vurulmuş bir tokattır''-

BDP Van Milletvekili Özdal Üçer'in bir doktoru darbetmesine ilişkin soruyu da yanıtlayan Akdağ, herkese örnek olması gereken, sağlıkta şiddeti araştırma amacıyla meclise önerge veren bir milletvekilinin bu davranışının asla kabul edilemez olduğunu söyledi.

Üçer'in davranışını, çok çirkin ve yakışıksız olarak niteleyen Akdağ, şöyle konuştu:

''Bunu sadece kınamak yetmez. Daha önce BDP'ye çağrıda bulundum. Bunu birkaç kez kamuoyu önünde tekrarlayınca biraz da zannediyorum mecburiyetten bir soruşturma açtılar. Bu soruşturmanın sonucunu hep birlikte takip edeceğiz. Bunu unutturmaya çalışmasınlar. BDP'nin toplum vicdanı ve sağlık çalışanlarının helalliğini alabileceği tek yol, bu densizliği yapan milletvekilini partiden ihraç etmektir. Yarın göstermelik bir soruşturmayla 'kınadık', 'şöyle şöyle küçük bir ceza verdik' diyerek bunu geçiştiremezler. Bu milletvekiline düşen ise onurlu bir şekilde milletvekilliğinden istifa etmektir. Zaten bu kişinin ilk vukuatı da değil. Şiddet eylemleri içinde olduğu, daha önceki birçok vukuatından ortaya çıktı. Bunlara pabuç bırakacak değiliz, peşini takip edeceğiz. Bu milletvekilimiz bana telefon açmıştı, ona geri dönüp konuştum. Orada da ifade ettim. Van'daki kardeşime vurduğu tokat, bana vurulmuş bir tokattır.''

Akdağ, AK Parti dahil TBMM'deki bazı partilerin grup önerilerinin birleştirilmesiyle konunun araştırılması için komisyon oluşturulmasına karar verildiğini anımsatarak, bu gelişmelerin, TBMM'nin de bu meselenin arkasında duracağının bir ifadesi olduğunu anlattı.

Daha sonra, Vali Çiftçi tarafından Akdağ'a büyük çini pano hediye edildi.

Alıntı: medimagazin.com.tr

TRT’nin Kuklagiller’i hekime yönelik şiddetle dalga geçti


TRT Haber’de yayınlanan “Kuklagiller” adlı bir programda hekime yönelik şiddeti ‘hicveden’ video, tepkilere neden oldu.
25 Nisan Çarşamba günü “Doktor Döven Hasta Yakını” başlığıyla yayınlanan videoda, bir hastanede doktor döven hasta yakınıyla yapılan röportajda tuhaf diyaloglar yaşandı. “Doktorlarımız hasta yakınlarıyla yaşanan tatsız olaylar nedeniyle maalesef sıkıntılı günler geçiriyor. Bazı doktorlarımız hasta yakınları tarafından dövülüp darp edilip bıçaklanabiliyor. ‘Aman doktor canım gülüm doktor derdime bir çare’ diye derman aradığımız doktorlarımız olaylar karşısında şaşkın biz de şaşkınız” anonsundan sonra arka planda “Yetişin, adam dövüyorlar” diye bağıran bir doktor görülüyor. Ardından hasta yakınıyla muhabir arasında geçen diyalog şöyle:

- Sayın hasta yakını dövdüğünüz doktorun durumu nasıl?
Biraz önce doktoru başarılı bir operasyonla çok pis dövdük. Kulak burun boğaz dağıttık. Valla benim elim acıdı dövmekten. Bir ben tokatladım, bir dayı oğlu.
- Peki doktor yeniden mesleğe dönebilecek mi acaba?
Valla dönmesin diye elimizden geleni yaptık. Eğer ayağa kalkarsa bir daha dövmek gerekebilir.
- Şimdi durumu nasıl?
Maşallah turp gibi iyi değil çok şükür. çıkarılmış soğan gibi. Ayılmasını bekliyoruz. Ayılınca gene girişeceğiz.
- Nereden geliyor bu doktor dövme alışkanlığı beyefendi?
Baba mesleği bizimkisi. Ben doğunca babam tipime bakmış, ‘Bu ne çirkin’ demiş. Sonra doktora vermiş sopayı.
- Böyle doktor dövmek hiç hoş şeyler değil. Siz neden dövüyorsunuz?
Reçete yazmış. Hiçbir şey anlaşılmıyor. Verdik sopayı.

‘Sıradanlaştırılıyor’

Konuyla ilgili olarak Milliyet’e konuşan İstanbul Tabipler Odası Genel Sekreteri Dr. Ali Çerkezoğlu, “Hekime yönelik şiddet ciddi bir toplumsal sorun haline gelmiştir. Şaka kaldırmaz çünkü neredeyse hemen her gün yaşanıyor. Ölümlü örnekler görülüyor. TRT gibi kamusal niteliği olan bir TV kanalında hekime yönelik şiddetin sıradanlaştırılmasının, kısmen eleştirse de genelinde şakaya alınabilecek bir tema olarak yansıtılmasının riskleri var. TRT yetkililerini kınıyoruz” dedi.
www.doktorlarhaber.com adlı internet sitesinde ise videoya tepki yağdı. Bir yorumda, “Sözde ironi adı altında halkı biz hekimlere karşı televizyon üzerinde örgütlemeye devam ediyorlar. Bize yapılan bu saygısızlığa karşı sessiz kalmayalım lütfen” ifadesi yer aldı.

Alıntı: milliyet.com.tr

Doktora namahrem dayağı

Erzurum’un Horasan ilçesinde, Devlet Hastanesi Acil Servis sorumlusu Dr. Cemil Kürkçü, kadın hastaya iğne yapması için erkek sağlıkçıyı görevlendirdiği gerekçesiyle hasta yakınları tarafından tekme tokat dövüldü

Doktorun ve oradaki bir hemşirenin dövülmesi güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Acil serviste ilk müdahale yapılan Dr. Cemil Kürkçü’ye, 7 gün ’iş göremez’ raporu verildi. Şikayet üzerine gözaltına alınan Cevdet, Serkan ve Erdal K. kardeşler ‘memura görevi başında saldırı’ suçundan gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen 3 kişi, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Şiddet mağduru Dr. Kürkçü ise memleketi Yozgat’a giderken meslektaşlarına bir daha Horasan’a dönmek istemediğini söyledi.

Alıntı: milliyet.com.tr

Dr. Ersin anısına bir yorum...

Dr.Ersin Arslan anısına ;

Görev başında şehit olan ölen meslektaşımızın arkasından "Antepdeki doktora iyi yapmışlar" sözü mesleki onurumu çok zedeledi.

Şanlıurfa Birecik ilçesinde acil serviste çalışan bütün pratisyen hekim arkadaşlar Aile Hekimliğine geçince Acil Servise uzmanlar olarak biz bakmak zorunda kaldık.Başhekim kendisine bile nöbet yazdıktan sonra uzmanlar olarak acil serviste pratisyen hekim nöbeti tutmamıza rağmen Biyokimya uzmanı, Mikrobiyoloji uzmanı,Patoloji uzmanı ve Radyologların nöbet tutmama adeletsizliğine açıkcası ses çıkarmadık.Herkes özveri içinde çalışırken en son görevli olduğum 24 saatlik nöbetimde duyduklarımın hala öfkesi ve üzüntüsünün etkisi altındayım.

Gerçekten durumu acil olan hastalar ile %85-90 oranında çoğunluğu teşkil eden kendisinin durumunu acil sanan hastalar arasında mücadele ederken bir de hasta yakınları ile mücadele etmek hepsinden zor ve ağır geliyor açıkcası.Son nöbetimde konversiyon ile gelen hasta detaylı olarak muayene edilip değerlendirildikten sonra, hastanın tedavisinin (I.M 2 cc SF) yapılmasına rağmen hasta yakınlarının "Hastamız orda ölüyor siz hiçbirşey yapmıyorsunuz" ifadeleri, hastanın durumunun izah edilerek kendilerine endişe edilecek bir durum söz konusu olmadığı söylendiği halde çok sık karşılaştığımız bir durumdur.Aynı hasta yakınları hastalarına "Kalk gidelim burda bişey yok" dedikten sonra hastanın birden ayaklanıp yürümesi hastanın teşhis ve tedavisinin ne denli etkili olduğunun da ispatıdır.

En üzücü olanı ise hasta yakınlarının giderken"Antepdeki doktora iyi yapmışlar hepiniz aynı şeyi hakediyorsunuz" demeleri beni beynimden vurulmuşa döndürdü.Birden gazetelerde Dr.Ersin beyin karnındaki 4 aylık bebeğiyle ağlayan eşinin resmi gözümün önüne geldi.O an aklımdan geçenleri ve yapmak istediklerimi benzer durumları yaşayan tüm hekim arkadaşlar çok iyi bilir.

Ey kamuoyu(nu) ; siz hiç yakınını yanlış yere tutukladı diye tutuklu yakını tarafından darp edilen ve öldürülen polis veya yakınına fazla ceza verdi diye mahkum yakını tarafından darp edilen ve öldürülen savcı ve hakim duydunuz mu!

Benzer şekilde kamu görevlisi olmamıza rağmen ve 7/24 kamu hizmeti vermemize rağmen aradaki fark ne acaba ; bizlerin hizmet verdiği kamu farklı mı yoksa hizmet mi farklı.Fark kamu görevlisine duyulan saygı aslında.Polise, savcıya ve hakime laf söylemekten çekinenler hekimlere söylediklerini aynı zamanda uygulamaktadır.Yaptıklarının yanlarına kar kaldığını gördükçe de bu böyle olmaya devam edecektir.Dr.Ersin Arlan'ın başına gelenler bir savcının,polisin veya hakimin başına gelseydi kamuoyunun tepkisi nasıl olurdu acaba...

Dr.Ersin Arslan'ın isminin hasteneye verilmesi yanında resmen "Şehit" olarak anılmasını ve ailesinin de şehit yakını olarak aynı imkanlardan faydalanmasını talep ediyorum.Bu konu ile ilgili gerekli resmi başvuru için Gaziantep Tabipler Odasını göreve çağırıyorum.
Saygılarımla...

Dr.A.K.

Alıntı: medimagazin.com

25 Nisan 2012 Çarşamba

İzmir'e güzel haber...

İzmir'de, kendisini şikayet eden sağlık görevlilerinin bulunduğu 112 istasyonunu, bir gün sonra da devlet hastanesinin acil servisini basarak döner bıçağıyla dehşet saçmasına rağmen karakoldan serbest bırakılan E.K., yaniden aranmaya başladı. İl Sağlık Müdürlüğü'nün E.K.'nin psikolojik rahatsızlığının bulunup bulunmadığının araştırılması için polise başvurduğu öğrenildi.

Karabağlar ilçesinde 20 gün önce meydana gelen olayda, bir grup arkadaşı ile sokakta içki içtiği ve çevreye rahatsızlık verdiği gerekçesiyle 25 yaşındaki E.K. 112 ambulans istasyonu görevlilerince polise şikayet edildi. Durumu kabul edemeyen E.K., geçen cumartesi günü, Peker Mahallesi 4951 Sokak 31 numarada bulunan 112 ambulans istasyonunu, elinde döner bıçağıyla bastı. O sırada orada bulunan Yeşilyurt, Torbalı ve Ödemiş 112 Ambulans İstasyonu görevlilerinin de aralarında yer aldığı 15 kişiye saldıran E.K., sağlık görevlileri Bekir Gürel (39), Gürkan Denizçelik (24) ve Emin Ölmez'i (21) tartakladı. Sağlıkçıların şikayeti üzerine yakalanan E.K., ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Bu olaydan bir gün sonra ise, 3725 sokak üzerindeki kahvede fenalaşan bir kişinin bulunduğu ihbarıyla adrese giden sağlık görevlileri, karşılarında E.K.'yi bulunca kaçarak karokala sığındı. Polisin yeniden aramaya başladığı E.K.'nin bu kez İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisinde görevli sağlık görevlilerine saldırdı. İkinci kez gözaltına alınan E.K., yine karakolda ifadesi alındıktan sonra savcının talimatıyla serbest bırakıldı.

ARANMAYA BAŞLANDI

Doktorların kontrolleri sırasında şizofreni rahatsızlığının belirtilerini gösteren E.K. için İl Sağlık Müdürlüğü'nün başvurusu üzerine polis bir kez daha arama çalışması başlattı. E.K.'nin yakalanması durumunda, sağlık kontrolünden geçirileceği şizofreni gibi psikolojik bir rahatsızlığının bulunması durumunda ise hastanede tedavi altına alınacağı bildirildi.

Alıntı : DHA

24 Nisan 2012 Salı

HEKİME ŞİDDETİN SON ON GÜNLÜK BİLANÇOSU : 10 SALDIRI



Gaziantep’te meslektaşımız Dr. Ersin Aslan’ın bir hasta yakını tarafından 17 Nisan 2012’de bıçaklanarak hayatını kaybetmesi, hekime şiddetin en acı örneklerinden birisiydi. Ancak, bu olay, son on günde meydana gelen şiddet olaylarından sadece biriydi. Bu olaydan hemen önce ve sonrasında arka arkaya yaşadığımız olaylar, hekime yönelik şiddetin tırmanışındaki çarpıcı artışı gösteriyor. Bu olayları bilginize sunuyoruz:

İstanbul’da Haseki Hastanesi’nde güvenlik güçlerinin gözetimi altında olan bir tutuklu, kendisini muayene eden hekime kesici bir aletle saldırıda bulunmuş ve 12 Nisan 2012’de gerçekleşen bu olay ile ilgili tepkimizi dile getiren bir basın açıklamasında bulunmuştuk. Bilindiği gibi bu olayın ardından 17 Nisan’da Gaziantep’teki saldırı ve meslektaşımızın hayatını kaybettiği şiddet olayı meydana geldi.

Gaziantep’teki ölüm olayının acısı henüz tazeyken İzmir’de Baki Uzun Hastanesi’nde 17 Nisan 2012 gecesi yine bir hekime şiddet olayı meydana geldi. Acil serviste 46 yaşındaki yakınlarını kalp krizi nedeniyle kaybeden kalabalık bir grup, acil hekimi başta olmak üzere üç hastane çalışanını darp ettiler. Üstelik saldırıya uğrayan hekim, hastasını kalp masajı ile iki kez hayata döndürmüş, üçüncüyü başaramamıştı. Çünkü bu yaştaki kalp krizleri oldukça ölümcül bir gidişe sahipti. İzmir Tabip Odası’nın yetkilileri hastaneye ulaştıklarında hasta yakınları bir kez daha saldırı girişiminde bulundular; hastane çalışanları ve darp edilen hekim, ameliyathaneye sığınmak zorunda kaldılar.

Bir başka olayda,  19 Nisan 2012’de İstanbul Tıp Fakültesi’nde Göğüs Cerrahisi Kliniği’nde görevli Prof. Dr. Alper Toker,  hasta yakınlarınca darp edildi. Yine aynı gün Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir milletvekili, hastanenin acil servisinde görevli Dr. Oğuz Eroğlu’na ‘’eşini ayakta beklettiği ve kendisini tanımadığı’’ gerekçesiyle tekme tokat saldırdı ve ağır hakaretlerde bulundu.
İstanbul Beyoğlu ve Küçükçekmece’de 20 Nisan 2012 gecesi iki ayrı 112 acil sağlık ekibine hasta yakınlarınca taşlı sopalı saldırılar gerçekleştirildi. Aynı gece meydana gelen bu iki olayda üç sağlık görevlisi yaralandı, bir ambulansın camları kırıldı. Saldırının gerekçeleri, 112 acil ekiplerinin olay yerine geç ulaşmasıydı; oysa olayın ihbarından yedi dakika sonra sağlık ekipleri olay yerine varmışlardı. Sağlık görevlileri, üzerlerine doğru koşan saldırganların kendilerine adres tarif edeceklerini sanmışlardı.

Yine İzmir’de 21 Nisan 2012 Cumartesi’yi pazara bağlayan gece 01.45 sularında Basmane Şifa Hastanesi’nde başka bir darp olayı yaşandı. Bu kez gerekçe, Sağlık Bakanlığı’nca yürürlüğe konulan Yeşil Alan uygulamasıydı. Hastanın durumunun acil olmaması nedeniyle her türlü bakım ve tedavinin yapıldığı ancak ücretinin hasta tarafından ödendiği bu olayda, ‘’Yeşil Alan’’ uygulaması nedeniyle sinirlenen hasta yakınları hekime bıçak çekerek yumrukla saldırıda bulundular. Bu olayda hekim şans eseri önemli bir fiziksel yara almadı.

Bir olay daha İzmir’de 22 Nisan 2012 Pazar gecesi saat 22.00 sularında İzmir Can Tıp Merkezi’nde meydana geldi. Bir kadın hekim hasta ve hasta yakınlarının sözel saldırısına uğradı. Hekim, kendini poliklinik odasına kilitleyerek fiziksel saldırı riskini azalttı. Bu sırada saldırgan hasta yakınları, dışarıda ‘’Size az bile yapıyorlar; sizi öldürmek de dövmek de bir hak’’ diye bağırıyorlardı.

Son olay 23 Nisan 2012 Pazartesi günü İzmir’de Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşandı. 112 Acil Serviste görevli hekim ve sağlık çalışanlarına sürekli sorun çıkaran madde bağımlısı şahıs, acil serviste bir hekime sözlü, bir hemşireye de fiziksel saldırıda bulundu.

İzmir’de meydana gelen olaylarda, İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ceyhun Balcı ve Avukatı Mithat Kara, olayın meydana geldiği sağlık kurumlarına en kısa sürede ulaşarak veya meslektaşlarımızla iletişim kurarak sürecin yakın takipçisi olmuşlardır.

Hekim olarak yaşadığımız şiddet olaylarının ortak noktası, Sağlık Bakanlığı’nın sağlık alanındaki düzenlemelerinin ‘’Paran Kadar Sağlık’’ uygulaması ile sonuçlanmasıdır. Bugüne kadar Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarıyla ‘’istedikleri zaman istedikleri doktora muayene olabilecekleri ve ücretsiz tedavi edilebilecekleri’’  beklentisi içine sokulan vatandaşlar, bu beklentilerinin karşılanmamasından ve sağlık alanındaki her türlü olumsuzluktan hekimleri sorumlu tutmaktadırlar.

Paran Kadar Sağlık, hem vatandaşı hem de hekimi tüketen bir olguya dönüşmüş durumdadır. Dileyen hasta, dilediği kuruma başvurabilmektedir ancak bunu ancak para ödeyerek yapabilmektedir.
Sonuçta ‘’Paran Kadar Sağlık’’, hekime yönelik sözel ve fiziksel şiddet üreten bir canavara dönüşmüş durumdadır. Bu olgu kabul edilmediği sürece bu hastalık tedavi edilemeyecektir.


“PARAN KADAR SAĞLIK” ÖLÜM GETİRİR!
HEM HASTAYA, HEM HEKİME...

İZMİR TABİP ODASI

Yeni şiddet adresi İzmir!...

İŞTE  YENİ  SALDIRI...BU  NE KADAR  DAHA  SÜRECEK? KAÇ  KİŞİ  DAHA  ÖLECEK?

Doktorlara yönelik şiddet tartışılırken iki saldırı haberi de İzmir’den geldi. Hasta yakınları tarafından darp edilen ve bıçak çekilen iki doktor ölümden döndü.

Gaziantep’te Dr. Ersin Arslan’ın bir hasta yakını tarafından öldürülmesi, gözleri hastanelerde yaşanan şiddet olaylarına çevirirken, şiddetin büyüklüğünde bir azalma olmadı. İzmir’deki Özel Baki Uzun Hastanesi’ne kalp krizi şikayetiyle getirilen bir hasta yoğun bakım ünitesinde tedaviye alındı. İki kez kalbi duran 48 yaşındaki hasta, Dr. İlkem Arkun tarafından hayata döndürüldü ancak 3. kez durduğunda yapılanmüdahaleye rağmen hayatını kaybetti.Ölüm haberinin, hastanın yakınlarına bildirilmesiyle olaylar başladı.

BOĞAZINI SIKTILAR

Acı haberi kabullenemeyen iki hasta yakını doktoru suçladı. Yoğun bakım ünitesini basan iki saldırgan, Dr. İlkem Arkun’un önce boynunu sıktılar daha sonra saçından sürükleyip, tokat atmaya başladı. Saldırganlar daha sonra yakınlarına haber verdi. Kısa sürede hastaneye akın eden hastanın yakınları, hastaneyi bir anda savaş alanına çevirdi. Saldırganların bir bölümü alt katta önlerine gelen her şeyi kırıp dökerken, bir kısmı da hasta odalarının bulunduğu üst kata çıktı.

Hastalar, rehin alınma korkusuyla kendilerini odalarına kilitledi. Doktorlar canlarını kurtarmak için kendilerini sokağa atınca, yoğun bakımda tedavi gören hastalar yaklaşık 1 saat boyunca doktorsuz kaldı, hastanede büyük maddi hasar oluştu.

ÇEVİK KUVVET KURTARDI

Hastanenin güvenlik görevlileri yetersiz kalınca durumpolise bildirildi. Olay yerine gelen Çevik Kuvvet polisinin güçlükle sakinleştirdiği saldırganlar götürüldükleri polismerkezinden serbest bırakıldı. Olay gecesi dehşeti yaşayan, aldığı darbeler nedeniyle 10 gün iş göremez raporu alan 6 yıllık hekim Dr. İlkem Arkun, “Bir an da kalabalıklaştılar. Korkunç bir öfkeleri vardı. 2 kişi özellikle başı çekiyordu.

Hastaneye saldırmaya gelen 5-10 kişinin, ölüm olayından haberdar olduğunu bile düşünmüyorum. Boynumu sıktılar, tokat attılar, sırtıma vurdular, savurdular. Bu işi kan davasına çevirdiler, tehdit edildim. Şu an raporluyum ama görevimin başına tekrar nasıl döneceğimi bilmiyorum. Her an hastaneye acaba tekrar gelirler mi? korkusu yaşıyorum, polisten koruma istedim” diye konuştu. Sağlık çalışanı 4 arkadaşıyla birlikte suç duyurusunda bulunan Dr. İlkem Arkun ve arkadaşları hastaneye istifa dilekçelerini sunsalar da kabul edilmedi.

CEZALAR ARTIRILSIN

Hastanenin başhekimi Dr. Orhan Aras, yaşadıkları olayın ilk olmadığını son da olmayacağını söyleyerek, “Nasıl ki bir polise yada askere saldırmanın cezası normal bir darp olayından farklıysa aynı durumun bizim için de geçerli olmasını istiyoruz. Can kurtarırken saldırıya uğruyoruz” dedi.

DOKTORA  BIÇAK  ÇEKTİLER

Kolunda ve parmağında ağrı şikâyetiyle hastanenin acil servisine getirilen hastanın yakınları, nöbetçi doktoru önce yumrukladı, ardındanda bıçak çekti.

ÖLDÜRÜRÜM DİYE TEHDİT ETTİ

Olay dün İzmir’de, Özel Şifa Üniversitesi Hastanesi’nde yaşandı. Saat 01.40 sıralarında, sağ kol ve el parmaklarında ağrı şikâyetiyle hastanenin acil servisine getirilen hastaya bakan hemşire, “yeşil” yani “risksiz” kodu verdi. İddiaya göre, hastalarının acil olarak değerlendirilmemesine sinirlenen hasta yakını Salih S’nin yanına giden nöbetçi Doktor Özgür Tekin, hastayı bu kez kendisi kontrol etti. Hastanın kol ve parmağındaki ağrının gerçekten de yeşil kodu gerektirdiğini gören Dr. Özgür Tekin, “Tespit doğru, hastanın kayıt işlemlerini tamamlayın” dediğinde, hastanın oğlu, “Annem bypass ameliyatı oldu, ben belgeleri almaya gidiyorum, bu arada anneme bir şey olursa seni öldürürüm” diye bağırdı. Bu arada diğer hasta yakınları, personelin de araya girmesiyle dışarı çıkarıldı.

HASTANEDE OLAY ÇIKARDILAR

Hastane önünde küfür ve tehditlere devam eden hasta yakınlarının bağırmalarını odasından duyan Dr. Özgür Tekin, bir süre sonra kapının önüne çıktı. Yaşanan tartışma sırasında hasta yakınlarının üzerine saldırdığını söyleyen Dr. Tekin, “Bir kişi cebinden açılabilir bıçak çıkardı. Bıçağı bana doğru salladı. Bıçak isabet etmedi” şeklinde konuştu. Dr. Özgür Tekin savcılığa suç duyurunsunda bulundu. Dr. Tekin, “Şu an itibariyle nöbete gitmeye dahi cesaret edemiyorum” diye konuştu.

Alıntı: CEM KARTAL-ŞEYDA BURCU İKİZ / BUGÜN GAZETESİ

İzmir 112 ekiplerine saldırı

OLAY 21  NİSAN GECESİ OLDU...AYNI KİŞİ  OLAYDAN  SONRA  SERBEST  BIRAKILDI.KARABAĞLAR  EKİBİNE  POLİS  ESKORTU  VERİLDİ...KİŞİ  AYNI  GÜN  TEKRAR  112'Yİ  ARADI  VE KAHVEHANE ADRESİNE YANLIŞ İHBAR YAPTI.EKİBİMİZ  OLAY  YERİNE  GİDİNCE ERHAN  KIL'I GÖRDÜ VE  HEMEN  OLAY  YERİNDEN AYRILARAK  POLİS  MERKEZİNE  ŞİKAYETTE BULUNDU.KİŞİ  TEKRAR YAKALANDI , İFADESİ  ALINDI  VE YİNE  SERBEST  BIRAKILDI. BU ARADA ADAMIN  CEZAİ  EHLİYETİ  YOK..KİŞİ  BUNUNLA  KALMADI.23  NİSAN'DA BOZYAKA  VE  GÖĞÜS  HASTANESİNDEKİ  112  İSTASYONLARINA GİTTİ  VE  SORUŞTURMA  YAPTI...SAĞLIKTA  ŞİDDET NEREYE  VARACAK?...


Sağlık çalışanlarına yönelik olarak son dönemde artan şiddet olaylarına bir yenisi İzmir’de eklendi. Erhan Kıl ile bir grup arkadaşı, 20 gün önce Karabağlar 112 Ambulans İstasyonu yakınlarında alkol kullanıp çevreye rahatsızlık verdikleri gerekçesiyle sağlık görevlilerince polise şikayet edildi.

Güvenlik güçlerince oradan uzaklaştırılan gruptaki Erhan Kıl, bir süre sonra dönüp sağlık görevlilerini tehdit ettikten sonra ayrıldı. Kıl, dün akşam saatlerinde, yanında getirdiği döner bıçağıyla Peker Mahallesi 4951 Sokak 31 numurada bulunan Karabağlar 112 Ambulans İstasyonu’na geldi.

Bu sırada orada bulunan, Yeşilyurt, Torbalı ve Ödemiş 112 Ambulans İstasyonu görevlilerinin de aralarında yer aldığı 15 kişiye saldıran Erhan Kıl’ın üzerine atlayan sağlık görevlisi 39 yaşındaki Bekir Gürel durdurabildi. Gürel’in yardımına koşan arkadaşları 24 yaşındaki Gürkan Denizçelik ile 21 yaşındaki Emin Ölmez ile boğuşan Erhan Kıl, elindeki döner bıçağı alınınca, kaçmaya başladı. Bunun üzerine 112 Acil yardım görevlileri durumu, polise bildirdi.

Çevrede yapılan arama sonucu yakalanan Kıl, gözaltına alındı. Üç sağlık görevlisi Bekir Gürel, Gürkan Denizçelik ve Emin Ölmez Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne giderek dövüldüklerine dair rapor aldı. Ardından polis merkezine giden sağlık görevlileri, Erhan Kıl’dan şikayetçi oldu.

Olayla ilgili soruşturma başlatan polisin ifadesini aldığı Kıl serbest bırakıldı. Hakkındaki suçlamayla ilgili evrakaların adliyeye gönderileceği belirtildi.

Alıntı :Radikal / Kadir ÖZEN