26 Ekim 2012 Cuma

Meyve sularına dikkat


Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Kocaokutgen, karaduttan yeşil muza, elma, armut, şeftaliden kiraza, ananastan böğürtlene kadar onlarca çeşit aroma bulunduğunu, aromaların ise kimyasal ürünler olduklarını vurguladı.
 
''Çocuklarımıza meyve suyu içirirken sağlıkları için doğal olanları tercih etmeliyiz'' diyen Kocaokutgen, alınan ürünün mutlaka 'içindekiler' kısmına bakılması gerektiği uyarısında bulunarak, şunları söyledi:
 
''Meyve suyu alacaksak 'içindekiler' kısmına mutlaka bakmamız lazım. Meyve suyu konsantresi ya da meyve suyu, meyve suyu püresi diyorsa içinde doğal meyveler olduğunu gösterir. Ama içindekiler kısmına baktığınız zaman aroma diyorsa, doğala özdeş aroma diyorsa doğal olmayan kimyasal bir üründen söz ediliyor demektir. Sağlığımız açısından, çocuklarımızın sağlığı açısından mümkün olduça doğal olmayan gıdalardan uzak durmaya çalışmak gerekir."
 
Alıntı : ntvmsnbc.com

19 Ekim 2012 Cuma

UpToDate diye birşey var...

 İYİ KULLANILIRSA  BÜYÜK KOLAYLIK...

İngiltere'de önde gelen bilgi sağlayıcılarından biri olan Wolters Kluwer Health, bugün klinik karar destek sistemi UpToDate'in Health Information and Libraries Journal'da (Sağlık Bilgi ve Kütüphaneleri Dergisi) online olarak yayınlanan araştırmalardan birinin konusunu olduğunu duyurdu. Çalışma, kanıta dayalı klinik karar destek sisteminin kullanımının hasta bakımında hasta tedavi sonuçlarını ve hastane performansını nasıl geliştirdiğini gösteren gerçek klinik senaryoları vurguluyor. John Addison, Pennine Acute Hastaneleri NHS Vakfı kütüphane yöneticisi tarafından yönetilen araştırma, İngiltere'nin kuzey batısında bir düzine hastane vakfı genelinde altı haftadan uzun bir süre boyunca yürütülmüş ve UpToDate'in klinik uygulamada kullanımını analiz etmiş.

Yardımcı yazar Addison şöyle açıklıyor: "2010 yılı başlarında yapılan deneme sonucunda UpToDate klinik karar destek sistemini benimseyerek, zaten sistemin Pennine Acute'un dört hastanesinde tercih edildiğini biliyordum. Ancak, ülke çapında dar bütçemizi nerelere harcayacağımızı belirlerken kanıta dayalı seçimler yapmak zorundayız. Bu zor zamanlarda, UpToDate'in tam değerini anlamak için gerçekleşmiş senaryoları incelemenin bizim satın alma kararımızı test etmemizde önemli olduğunu hissettim. "

Anket Sonuçları:

UpToDate abonesi olan sağlık kuruluşlarındaki doktorlara bir online anket formu gönderildi. Katılımcılardan UpToDate'i kullandıkları bir durumu ve eğer varsa bu durum ile ilgili sağladığı faydaları anlatmaları istenmişti.

UpToDate'i kullanmış olan 239 katılımcının % 90'ından fazlası en az bir yararı tespit etti:

    % 57'si UpToDate kullanarak tedavideki gecikmeleri azalttıklarını söyledi.

    %52'si UpToDate kullanarak gereksiz tanısal testlerden kaçınıldığını belirtti.

    % 48'i tanı koymadaki gecikmelerin azaldığını belirtti.

    % 39'u tedavi kararlarını değiştirdiğini söyledi.

    % 28'i hasta taburcu süresinin kısaldığını belirtti.

Araştırma raporu sonucunda belirtildiği üzere "Hasta tanı ve tedaviye daha hızlı erişim imkanına sahip olur. Klinik tedavi uzmanı, hasta yönetimi hakkında karar alma konusunda uzman bilgisine daha kolay ve hızlı bir şekilde erişim imkanını elde eder. Son olarak, sağlık kuruluşları gereksiz tanısal testler yapma ve uygunsuz reçete yazmadan kaçınarak hasta akışını geliştirebilir ve hastaların taburcu olma sürelerini kısaltabilirler."

UpToDate, Wolters Kluwer Health'in başkanı Denise Basow şunları belirtti: "UpToDate 'te biz doğru olanı yapmak konusunda büyük bir sorumluluk hissediyoruz ve bu araştırmadan edindiğimiz öngörü binlerce müşterinin yıllar boyunca bize anlattıklarını doğruluyor: UpToDate klinisyenleri hasta bakımı noktasında "doğru " tıbbi kararlar almaya yönlendirir ve bundan dolayı hasta bakım ve hastane performansını artırır. "

Bu araştırma, UpToDate'in bakım ve hastane performansını geliştirmeye yönelik değerini vurgulayan 30'dan fazla çalışma ile örtüşmektedir ve vakıf içinde klinik karar destek sistemine yapılan yatırım ile elde edilebilecek gerçek verimliliği ortaya koyar.

UpToDate, Health Service Journal (Sağlık Hizmetleri Dergisi) ile birlikte, bu anketin sonuçlarının ele alınacağı online seminere tıbbi personel davet edilecektir. Canlı izleyiciler için ücretsiz 30 günlük bireysel abonelik sunulacaktır.

Ne zaman: Aralık başında, TBC
Nerede: HSJ TV

UpToDate Hakkında

UpToDate ® kanıta dayalı klinisyenlerin hastalarının tedavisine ilişkin kararlarının doğruluğuna güvendiği doktorlar tarafından hazırlanmış bir klinik karar destek sistemidir. UpToDate 5.100'den fazla dünyaca ünlü doktor yazarlar, editörler ve emsal yorumcuları güvenilir, hasta bakımı ve kalitesini artırmak için kanıtlanmış, kanıta dayalı tavsiyeler ve en son tıbbi bilgileri sentezleyerek titiz bir yazı hazırlama sürecinden geçerler.149 ülkede 600.000 'den fazla klinisyen ve ABD'de akademik tıp merkezlerinin neredeyse % 90'ı UpToDate'e güveniyor, ve 30'dan fazla araştırma UpToDate'in yaygın kullanımını ve hasta kalış süresini kısaltmak ve istenmeyen komplikasyonların ve ölüm oranlarının azalması da dahil olmak üzere gelişmiş hasta bakım ve hastane performansının yükselmesi ile ilişkisini doğruluyor.

UpToDate sağlık sektörü için hastaya özel çözümler ve bilgiler sunan, ticari güncel gelişmeler hakkında haber sağlayan, konusunda dünya lideri Wolters Kluwer Health, firmasının bir parçasıdır. Wolters Kluwer Health 2011 yılında 3.4 milyar € (4700000000 $) geliri ile pazar lideri olan küresel bilgi hizmetleri şirketi Wolters Kluwer 'in bir parçasıdır.

1 Addison J, et al. Doktorlar online olarak her hasta için klinik karar destek sistemlerini nasıl kullanıyor: Bir UpToDate © Health Information & Libraries Journal (Sağlık Bilgi ve Kütüphaneleri Dergisi) vaka çalışması. İlk Online Yayın Tarihi: 15 Ekim 2012. doi: 10.1111/hir.12002

İletişim

Medya İletişim:
MSL
Laura Larsen, +44 (0)20 7878 3189
Halkla İlişkiler İletişim Sorumlusu
laura.larsen@mslgroup.com
veya
Wolters Kluwer Health|UpToDate
Shellie Rapson James, +1 781-392-2493
İletişim Bölümü Direktörü
sjames@uptodate.com



Alıntı:medimagazin.com

11 Ekim 2012 Perşembe

Belini çektirdi 2 yıldır yürüyemiyor

Bir hastanede fizik tedavi gören 84 yaşındaki Şükriye Siper, AA muhabirine yaptığı açıklamada, belindeki ağrılarını gidermek için "kupa çektirdiğini", ardından da yakı vurduğunu, derdine çare bulamaması üzerine bir komşusunun tavsiyesi üzerine işin ehli olmayan kişilere "belini çektirdiğini" anlattı.

Kendisine "belinin düştüğünü" söyleyen iki kişinin kollarından ve bacaklarından çektiğini belirten Siper, ağrılarının daha da arttığını ve yürüme yetisini kaybettiğini ifade etti.

Siper, iki yıldır İzmir ve İstanbul'daki birçok hastanede şifa aramasına karşın ancak yürüteç kullanarak çok kısa süre olmak kaydıyla yürüyebildiğini, halen devam eden fizik tedavi süreci sonunda hiç değilse ağrılarının azalmasını umduğunu kaydetti.

Şükriye Siper, "Doktorlar bana kemik erimesi nedeniyle iyice yıpranan kemiklerimin çekme sonrasında harap olduğunu söylediler. Bunu kimse yaptırmasın, derdiniz varsa doktora gidin" dedi.
 
"Traktörle çekenler var"

Siper'in tedavisini yürüten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Şerafettin Özdoğan, iki yıl önce sadece akut bel ağrısı şikayeti olan hastanın, komşu ve yakınlarının tavsiyesiyle bazı çözümler aradığını, belindeki rahatsızlığın ne olduğu bilinmeden yapılan "çekme" işlemi sonucunda ayaklarını düzenli kullanamaz hale geldiğini ve bu işlemin iki yıldır devam eden şikayetler zincirini başlattığını kaydetti.

Türkiye'nin hemen her yerinde kültür seviyesine de bakılmaksızın benzer "sözde tedavi" yöntemlerinin uygulandığını üzüntüyle izlediklerini ifade eden Özdoğan, tıpta manuel tedavi olarak adlandırılan elle tedavinin kabul edildiğini ancak bu tedavinin teşhisin konulmasının ardından bir hekim nezaretinde yapılması gerektiğini söyledi.

"Çekme" uygulamasının, özellikle kemik erimesi olan kişilerde omurların kırılması ya da çökmesiyle sonuçlanıp kalıcı sakatlıklara neden olabileceği uyarısında bulunan Özdoğan, şöyle konuştu:

"Hastamızda ileri derecede kemik erimesi varmış ve çekme sonucu kemiklerde ağır hasar oluşmuş. Ağrıları olan kişilere önce istirahat öneriyoruz. Basit bir ağrı kesici alabilirler. Eğer yeterli olmuyorsa mutlaka bir hekime gitmeliler. Tedavinin mutlaka hekim nezaretinde ilerlemesi gerekiyor. Sahada masörlük ya da çeşitli terapilerle bu işi yapan insanlar var ama bu tedavi için her zaman geçerli değildir. Maalesef bu tür uygulamalar yaygın olarak kullanılıyor. Hastayı traktöre bağlayıp çekenler var. Çeşitli cihazlarla karşılıklı tutarak çekenler var. Kendilerine kart bastırıp, hatta sanal alemde reklam yapan kişiler var. Bu tip kişilere rağbet edilmemeli."

Alıntı: medimagazin.com

112 personeline saldırıya 3,5 yıl hapis

SAMSUN-İlkadım ilçesi Kadıköy Mahallesi'nde 9 Mayıs 2011 tarihinde meydana gelen olayda, rahatsızlanan kalp hastası M.Ö.'yü (71) Gazi Devlet Hastanesi'ne götüren ambulans şoförü Ali Birinci ve Doktor Zeynep Fırıncı'yı, ambulansa alınmadıkları gerekçesiyle hasta yakını Hakan D. (23), Aziz O. (25) ve Tanju Ö.'nün (26) saldırısına uğramıştı. Saldırı anı ise hastanenin acil servisinin önündeki güvenlik kamerası tarafından saniye saniye kaydedilmişti.

Şikayet üzerine Hakan D., Aziz O. ve Tanju Ö. hakkında dava açıldı. Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nde bugün görülen davanın son duruşmasında mahkeme heyeti tutuksuz olarak yargılanan Hakan D., Aziz O. ve Tanju Ö.’yu suçlu bularak darp suçundan 10'ar ay, tehdit suçundan 1 yıl 8'er ay ve hakaret suçundan da 11 ay 20'şer gün olmak üzere her biri toplam 3 yıl 5 ay 20'şer gün hapis cezasına çarptırdı.

Davaya müdahil olarak katılan Samsun Tabip Odası Avukatı Harun Uyanıkoğlu, sanıklara verilen cezanın ertelenmemesi ve paraya çevrilmemesinin sevindirici bir durum olduğunu belirterek, "Bu dava sağlık personellerine yapılacak olan saldırıların karşılıksız kalmayacağı yönünde örnek olacaktır" dedi.

Öte yandan, saldırıya uğrayan ambulans şoförü Halil Birinci'yi kurtarmak isterken kendisi de hastanelik olan Dr. Zeynep Fırıncı, 14 Mart Tıp Bayramı törenlerinde Sağlık Bakanlığı tarafından Samsun'da yılın doktoru seçilmiş ve Bakan Recep Akdağ tarafından Ankara'da düzenlenen törende ödül verilmişti.

Alıntı:medimagazin.com

Aile hekimin isyanı

 MEDİMAGAZİN'DE OKUYUCU KÖŞESİNDE BİR AİLE HEKİMİNİN SERZENİŞİ YAYINLANDI.ANCAK  BU VE BUNUN  GİBİ OLAYLAR HİÇ ANORMAL DEĞİL...SEVK ZİNCİRİ KURMADAN YÜRÜTÜLEN SİSTEMDE SADECE SAĞLIK OCAĞI ORTADAN KALKTI...SAĞLIK OCAĞININ  İŞLEYİŞİ ;DAHA AZ KİŞİ İLE , BİLGİSAYAR ORTAMINDA YAPILMAYA BAŞLADI.BUNUN DA TEK AMACI , SAĞLIKTA ÖZELLEŞMENİN ÖNÜNÜN AÇILMASI VE YENİ BİR SAĞLIK PİYASASININ OLUŞTURULMASIYDI...BU NEDENLE SÜRPRİZ YOK MESLEKTAŞIM...ŞAŞIRMA...

Sağlık Bakanlığı Aile Hekimlerine her  aşı dolabı için iki tane akıllı termometre bulundurulmasını zorunlu tutuyor. Bu termometre sadece bir tek firma tarafından ithal ediliyor ve tüm yurtta 147,50 TL fiyatla satılıyor. Adeta Tekirdağ Rakısı , tek fiyat tüm ülkede...  Ve bu cihazın presli olan pili de değişmiyor, iki yıl içinde kendini kapatıyor. Ben bu cihazın ülkemize gelişinin 10-15 TL olduğunu tahmin ediyorum.

Şimdi soruyorum yirmi üç bin Aile Hekiminin çift olarak iki yılda bir almak zorunda olduğu bu aleti, bu değerli şirket niçin 500 TL. fiyat koyup satmaz ? Ne de olsa rekabet yok , karışan eden yok. Hatta 1500 TL olsun, pili de bi ayda bitsin... Yok mu arttıran?  Neden bu denli karlı bir işe başka firmalar girmiyor acaba ? Bu ne biçim serbest piyasa ?

Dr. İsmail Ayhan ( Aile Hekimi )

20 Eylül 2012 Perşembe

Kapitalizm işte böyle birşey...

Firmalar ar-ge çalışmaları için büyük paralar yatırmalarına rağmen bugüne dek yapılan araştırmalarda hayal kırıklığı yaşadıklarını ve istedikleri sonuçları elde edemediklerini açıkladı. Hastalığın seyrini bile yavaşlatmayı başaramadıklarını belirten firmalar geçtiğimiz beş yılda, en az beş farklı tedavide istedikleri verimi alamadıklarını belirtti.

Alzheimer yalnızca İngiltere'de 500 bin kişiyi etkisi altına almış durumda, 300 bin kişi ise başka türde bunama yaşıyor. Amnezi, konuşma yeteneğini kaybetme, ani duygu durum değişikliği, ilgisizlik, ruhsal denge bozukluğu ve saldırganlık alzheimerın neden olduğu etkenler arasında.

Bilim Dünyası Medya Merkezi'nden konuşan Eric Karran; bir ilaç firmasında 300 bilim adamının nöro-bilim üzerinde çalıştığını belirtti. Karren ilaç firmalarının yol almak istediklerini ama hissedarların buna karşı çıktığını söylüyor. Karren; "Kapitalizm böyle bir şey. Yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Ancak toplumda buna büyük bir ihtiyaç var." dedi.

Alıntı:Hürriyet

16 Eylül 2012 Pazar

Binlerce çocuğa acil aşı çağrısı

HANİ AİLE HEKİMLİĞİNDE AŞILAMA ÇOK ARTMIŞTI?TÜM VERİLER  TAKİP ALTINDAYDI.SON 30  YILDA  DEVLET  HİÇBİR ZAMAN  AŞI  ALIMINDA GEÇ KALMAMIŞTI..EEE NE DE OLSA SAĞLIKTA dönüşüm...


2011-2012 öğretim yılında 8’inci sınıf öğrencilerinin velilerinden tetanoz ve difteri aşılarının yapılabilmesi için imzalı izin alındı. Ancak ilçelerdeki toplum sağlığı merkezi çalışanlarının okulları gezerek yapması gereken aşılar, aşılar zamanında temin edilemediği için vurulamadı. Yeni eğitim yılının start almasına bir ay kala, aşının tedariğinin ardından, il halk sağlığı müdürleri çocuklara tetanos-difteri aşısı yapma görevini aile hekimlerine verdi.

Hürriyet'in haberine göre, il halk sağlığı müdürlükleri aile hekimlerinden kendilerine kayıtlı tüm 1998 doğumlu çocukların okulların açılacağı 17 Eylül’e kadar tetanoz ve difteri aşılarını tamamlamalarını istedi. Ancak aile hekimleri araya bayram tatilinin de girdiği bir aylık süre içinde aşılamayı bitiremedi. Bazı hekimler, okul, eczane, aile sağlığı merkezlerine astığı yazılarda çocukları aşılanmaya çağırdı. Ancak iş yoğunluğu içinde ev ev dolaşarak aşılama yapamadı. Adını vermek istemeyen bir aile hekimi, “Tetanos-difteri aşısının tek tedarikçisi sağlık bakanlığı. Geçen sene bu aşılarda ciddi sıkıntı yaşadık. Gebelere bile yapmakta zorlandık. Şimdi aşı var ama bakanlığın istediklerini yerine getirmek imkansız. Örneğin bende 1998 doğumlu 53, diğer aile hekiminde 130 çocuk var. Bunların kapılarını tek tek çalıp, aşıya ikna edip yapmamız mümkün değil. Aileler çocuklarını getirsin aşılayalım, ama bizim onları bulmaya ne gücümüz ne de zamanız var” dedi. Bir başka aile hekimi, “Aile hekimlerinin henüz tüm sorumlu olduğu nüfusa ulaşabilecek iletişim sistemleri yok. Kimin 8’inci, kimin 9’uncu sınıfta olduğunu ayırt edebilmek için geniş bir tarama yapmaları, ev ev dolaşıp kişileri bulmaları, aşılarını tamamlamaları gerekiyor. Hem de yeni öğrenim dönemi başlayana kadar. Bu mümkün değil” diyor.

'AŞILAR HAZIR GELİP YAPTIRIN'

Aile hekimleri araya şeker bayramı tatilinin de girdiği bu bir aylık süre içinde aşılamayı bitiremedi. İş yoğunluğundan da ev ev dolaşıp çocukları arayamayan hekimler 1998 doğumlu çocukların aşıya gelmelerini istiyor. Tetanos hastalığından korunmanın tek yolu aşılanma.

İKİ AŞI BİR ARADA

Tetanos-difteri aşısı bebek doğduktan sonra 2,4 ve 6 aylıkken toplam 3 doz yapılıyor. 18-24 aylıkken tekrar ediliyor. Daha sonra sekizinci sınıfa denk gelen 15’inci yaşta aşılar bir doz daha yapılarak tam koruma sağlanıyor. Tetanos hastalığından korunmanın tek yolu aşılanma. Tetanos yüksek ölüm oranına sahip bir hastalık. Vakaların yaklaşık yüzde 30’u hayatını kaybeder. Tetanosun başarılı bir tedavisi yok. Kuş palazı olarak da bilinen difteri mikrobunun salgıladığı toksin, insanlar için oldukça tehlikeli.

Alıntı : ntvmsnbc.com

15 Eylül 2012 Cumartesi

Seçmeli derste zorunlu Kur'an ve Siyer dersi


Pazartesi günü açılacak olan ortaokul ve liselere yeni kayıt yaptıran öğrencilerin seçmeli ders formunu verme süresi sona erdi.

Milliyet Ege’den Ahmet Buğra Tokmakoğlu’nun haberine göre iki günlük sürede ders seçmeyen velilerin çocuklarına yönetmelik gereği ‘Kuran’ı Kerim’ ve ‘Hz. Peygamberimizin Hayatı‘ derslerinin “zorunlu” olarak okutulacağı iddia edildi.

BAŞKA SEÇMELİ DERS YOK

Türk Eğitim Sen İzmir 1 Nolu Şube Başkanı Merih Eyyüp Demir, yapılan son değişiklikle belirlenen genelge ve yönetmeliklerin 1379 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ve 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile çeliştiğini söyledi. Kanunda “Ortaokul ve liselerde Kuran’ı Kerim ve Hz. Peygamberimizin hayatı, isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulur” dendiğini hatırlatan Demir, yasada başka seçmeli ders olmadığı için bu iki dersin seçilmiş olacağını hatırlattı.

Bazı okullarda diğer seçmeli dersleri verecek öğretmenler olmadığı için okul yetkililerinin öğrenci velilerini o dersleri seçmemesini söylediklerini vurgulayan Demir, “Kayıt sisteminde de şu anda arıza var. Sistem düzelse bile, ders seçme süresi dolduğu için sistem otomatikman bu çocuklara Kuran’ı Kerim ve Hz. Peygamberimizin Hayatı’nı seçmeli ders olarak atayacak” dedi. Demir, birçok velinin de ders seçme süresinin bittiğinden haberi olmadığını, bu durum anlaşılınca büyük sorunlar çıkacağını vurguladı.

CAMİ HOCALARI DERSE GİREBİLİR

Kuran’ı Kerim ve Hz. Peygamberimizin Hayatı derslerini Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleriyle İlahiyat Fakültesi mezunlarının verebileceğinin altını çizen Demir, bu dersi alacak öğrenci sayısının çok olması durumunda cami hocalarının devreye sokularak okullarda ders verdirilebileceğini de sözlerine ekledi.

ASIL SORUN PAZARTESİ

Eğitim Sen İzmir 1 Nolu Şube Yönetim Kurulu Üyesi Barış Çam, İzmir’deki birçok okulun hala tuvalet ve sıraların 5,5 yaşındaki çocuklara uygun hale getirilmediğini söyleyerek, “Zaten bu çocuklar yine aynı sınıfları paylaşacakları ortaokul öğrencileriyle tuvaletlerini ve sıralarını ortak kullanacak. Yeni gelen öğrencilerimizin bir kısmı çeşmelere zar zor ulaşırken, sabunluğun olduğu alana ise ayaklarını kaldırmalarına rağmen yetişemiyor. Bu da hijyen sorununu doğuruyor” dedi.

Alıntı:egedesonsoz.com









13 Eylül 2012 Perşembe

Çocuklarımız okulda ne yemeli?


Ege Sağlık Hastanesi Diyetisyeni Sevgi Ersoy, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu yıl 5 buçuk yaşındaki çocukların da ilkokul birinci sınıfa başlayacak olmasının velilerin çocuklarının beslenmeyle ilgili çekincelerini de beraberinde getirdiğini söyledi.

Okul öncesi ve ilkokul çağında geliştirilen olumsuz beslenme alışkanlıklarının yetişkinlik dönemine de yansıdığını, bunun için çocuğun beslenmesinin çok iyi planlanması gerektiğini kaydeden Ersoy, çocukların okul yemekhanelerinden yararlanmalarını veya soğuk sandviç, ayran ve meyveden oluşan bir menü seçmelerini tavsiye etti.

Sevgi Ersoy, boy, kilo, yaş gibi fiziksel özelliklerin yanında çocuğun yeterli ve dengeli beslenmesini sağlamak için çocukların okulda yapacağı tercihler konusunda onlarla konuşmanın faydalı olabileceğini dile getirdi.

Beslenme sürecinin planlanmasında en önemli öğünün kahvaltı olduğunu vurgulayan Ersoy, ''Kahvaltı yapmayan çocukların okulda daha az başarılı oldukları görülmüştür. Çocukların güne iyi başlamaları, gün içinde kendilerini iyi hissetmeleri ve dikkat dağınıklarını önlemek için dengeli bir kahvaltı yapmalarını sağlamak gerekir. Süt, peynir, yumurta, zeytin, bal veya pekmez, ekmek ile yapılmış bir kahvaltı tüm besin gruplarını kapsayacak şekilde planlanmış dengeli bir kahvaltı örneğidir. Kahvaltı yapmayan çocuk ise kantinlerde bisküvi, simit, gazlı içecekler ve hazır meyve sularına, şekerli besinlere yönelip dengesiz beslenmiş olacaktır'' diye konuştu.

FAST FOOD YERİNE SOĞUK SANDVİÇ, AYRAN, MEYVE

Öğrencilerin tüm gün okulda bulunması durumunda ise varsa okuldaki yemekhaneden ve yaş grubuna uygun beslenmesinin doğru olacağını kaydeden Sevgi Ersoy sözlerini şöyle sürdürdü: ''Menülerdeki besinler sağlıklı pişirme yöntemleriyle sunulmalı, çocukların sevdiği besinlerin yanında ileriye yönelik sağlıklı beslenme alışkanlıklarını geliştirmek ve çocukların dengeli beslenmesini sağlamak adına sebze, meyve, salata, kuru baklagiller, yoğurt, ayran gibi besinlerle desteklenmelidir. Eğer okulda yemekhane yoksa çocuğun öğle yemeği için fast food gıdalara yönelmesi engellenmeli, kantinde veya evde hazırlanmış soğuk sandviç, ayran, meyve ile dengeli bir öğün alması sağlanmalıdır.''

Özellikle Dünya Sağlık Örgütü'nün gündeminde olan ve Sağlık Bakanlığı'nın başlattığı ''Türkiye Obezite ile Mücadele ve Kontrol Programı''nı hatırlatan Ersoy, obeziteyle mücadele açısından da fast food gıdalardan uzak durulmasının önemine işaret etti.

Sevgi Ersoy, ailelerin çocukları için iyi bir beslenme çantası hazırlayabileceğini belirterek, çocuklara kantinden neleri alabilecekleri hakkında önceden bilgi verilmesi gerektiğini söyledi.

Çocukların tüm besin ihtiyaçlarını ana öğünlerden karşılamasının da mümkün olmadığını, mutlaka ara öğünlerin de değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Ersoy, süt, yoğurt, ayran, ev yapımı kek, poğaça, sebzeli veya peynirli börek, meyve, ceviz, fındık, badem başta olmak üzere kuruyemiş, mevsimine göre salatalık, havuç konularak çocuğun beslenmesinin tamamlanabileceğini sözlerine ekledi.

Alıntı : egedesonsöz.com

İTÜ'lü asistanlar 50-D için eylemde...

İstanbul Teknik Üniversitesi'nde (İTÜ) 50/D ile çalışan 120 araştırma görevlisi işten çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya.

Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), geçen sene yürürlüğe giren 6111 sayılı torba yasayla ilgili verdiği görüş yazısında altı yılda doktorasını tamamlamayan 50/D'li asistanların okulla ilişiğinin kesileceğini belirtti.
Yani doktora yapan asistanlar doktoralarına devam edebilecekler; ancak okulla ilişikleri yani maaş yerine aldıkları bursları ve okuldaki görevleri sona erecek.

Üniversitelerde 33/A ve 50/D şeklinde iki farklı araştırma görevlisi uygulaması var. 50/D uygulamasında araştırma görevlileri "burslu öğrenci" statüsünde istihdam edilip eğitim bittiğinde okulla ilişikleri kesiliyor. 33/A uygulamasındaysa göre araştırma görevlileri rektör tarafından kadrolara üç yıllığına atanıyor.

Aslında iki kesim de aynı işi yapıyor ve aynı ücreti alıyor. 2009'da Eğitim-Sen'in konuyla ilgili açtığı davada, Danıştay, iki tipteki araştırma görevlilerinin de aynı işi yaptığını her ikisinin de araştırma görevlisi olduğunu kabul etti.

"Burslu öğrenci değil, araştırma görevlisiyiz"

 

bianet'e konuşan İTÜ Fen Edebiyat Fakültesi'nde araştırma görevlisi Aykut Kılıç, "Biz burslu öğrenci değiliz, yıllardır çalışan araştırma görevlisiyiz" dedi ve şöyle devam etti:

"Diğer araştırma görevlileriyle aynı işi yapıp aynı ücreti alıyoruz ancak iş güvencemiz yok. 50/D maddesinde doktorayı bitirme süresine ilişkin herhangi bir ifade söz konusu değildir.  YÖK'ün görüşünün hukuki dayanağı çok zayıf. Amaç 50/D'lilerin 33/A'ya alınmasını engellemek. Üniversite 50/D'lilerin geçişini engellemek için doçentten istenebilecek kriterleri yerine getirmesini istiyor. Bunu karşılamak mümkün değil."

İTÜ araştırma görevlileri, altı yılda doktoranın tamamlanma dayatmasının ortadan kaldırılmasını, bu sebepten kimsenin işten çıkarılmamasını, yurt dışı araştırma burslarının kesilmemesini ve yurt dışına giden araştırma görevlilerinin ücretli izinle gönderilmesini ve 33/A'ya geçişte yasal hakların adil kriterler çerçevesinde yerine getirilmesini istiyor.

İTÜ araştırma görevlileri, üniversitenin işleyişine ilişkin herhangi bir konunun akademik ortamda alterantifler üretilmeden demokrasiyi hiçe sayan bir tavırla yapılmasını kabul etmediklerini açıkladı.

İTÜ araştırma üyeleri, ünivesiteyi işten çıkarılma tehdidine karşı uyarmak için 13 Eylül  saat 13:00'te Maslak Kampusu 75. Yıl Öğrenci Sosyal Merkezi önünde basın açıklaması yapacak.

Alıntı:Bianet.org

9 Eylül 2012 Pazar

Sağlık Bakanlığı Teşkilat Yasası Anayasa Mahkemesi'nde...

Öztürk, Anayasa Mahkemesi'ne başvurusu sonrası yaptığı açıklamada, dilekçelerinin ''Çuval yasa'' olarak adlandırdığı, 6353 sayılı Yasa ile 6354 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin kimi hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulmasını kapsadığını bildirdi.

Öztürk, şöyle konuştu:

''Bu çuvalların içerisinde sizin bizim dışımızda her şey var. Aklınıza ne gelirse var. Olmayan hiç bir şey yok. Özellikle seçimlere ilişkin bir düzenleme var. Seçim suçlarına ilişkin dava açma süresi, 2 yıldan 6 aya düşürülüyor. Bunun Anayasa'ya aykırı olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca yasada engellilerin hakkının gasbı, seçim yolsuzluklarının örtbas edilmesi, yolsuzlukların denetimden kaçırılması var, Sayıştay denetiminden kaçırılma var. Bunların hepsinin ve daha çok maddelerinin Anayasa'ya aykırılığı ve hukuk devleti ilkelerine aykırılığı nedeniyle dava dilekçemizi verdik.''

6354 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname'de ise sağlık personelini, hemşireleri ve sezaryenle ilgili konuları içeren düzenlemeler bulunduğunu anımsatan Öztürk, bu düzenlemelerin de iptalini istediklerini söyledi.

Başbakan'ın bazı milletvekillerinin dokunulmazlıkları ile ilgili ''Biz yapılması gerekenleri yargıya söyledik'' dediğini ifade eden Öztürk, ''Umuyorum ve diliyorum bu açtığımız davalarla ilgili de Sayın Başbakan, yapılması gerekenleri Anayasa Mahkemesine söylememiştir. Ya da söylediyse bile Anayasa Mahkemesi Sayın Başbakan'ın söylediklerini dikkate almaz, kendisine hukuku referans alır ve bu başvurularımızı hukuk devleti çerçevesinde inceler ve taleplerimizi kabul eder'' diye konuştu.

Alıntı: Medimagazin

25 Ağustos 2012 Cumartesi

Dr. Ersin ARSLAN'ın öldürüldüğü hastanede yine hekime darp !

HERŞEY  ÇOK   KISA  SÜRELİĞİNE DÜZELİR GİBİ  OLDU.SALDILAR DEVAM  EDİYOR.BEYAZ KOD  , 113 UYGULAMASI..HEPSİNİN  GÖZ  BOYAMA  OLDUĞU ORTADA...

Gaziantep Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi’nde 23 Ağustos 2012 Perşembe günü Beyin Cerrahı Dr. Özhan M. Uçkun bir hasta yakını tarafından darp edilmiştir. Kafası dahil vücudunda cam kırıklarından kaynaklı kesiler oluşmuş, kan içinde kalan yüzünü beyaz önlüğüyle silmeye, kanamasını durdurmaya çalışmıştır. Hekimimiz bu haldeyken dahi saldırgan , sakinleşmemiş kırdığı camın aralığından elini uzatarak Dr. Uçkun’un yakasına yapışıp tehditler savurmaya devam etmiştir.
Meslektaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi gönderiyoruz. Bu olay artık Türkiye’de tüm hekimlerin ve sağlık çalışanlarının ne şartlarda çalıştığının bir diğer göstergesi olmuştur. Biliyoruz, Dr. Uçkun’un başına gelen pek çok hekimin başına gelmektedir ve her an gelebilir.

Bu olayın olduğu hastanenin adı neden Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi’dir? Çünkü bu hastanede 17 Nisan 2012’de Dr. Ersin Arslan bıçaklanarak öldürülmüştür. Dr. Uçkun’a yönelik saldırı bu olaydan sonra aynı hastanede gerçekleşen hekime yönelik üçüncü fiziki saldırıdır.

Saldırganın gerekçesi Dr. Uçkun’un görmeyen yaşlı bir hastaya muayene sırasında öncelik vermesidir. O saate kadar 56 hasta muayene etmiş olan ve daha muayene etmesi gereken onlarca hastası bulunan, özveriyle çalışan, hekimliğinin gereğini yerine getirmeye çalışan meslektaşımız ve diğer sağlık çalışanları ne olduğunu anlayamadan şiddete maruz kalmışlardır. Meslektaşımız yedi gün rapor almak zorunda kalmıştır. Bugün yapması gereken ameliyatlarına girememiştir. Bunlardan birisi zor durumdaki bir beyin tümörü hastası, bir diğeri anevrizma (beyin damarlarında baloncuk olması) hastasıdır.

Hekime ve sağlık çalışanına yönelik şiddet durmak bilmemektedir. Sevgili Dr. Ersin Arslan’ın öldürüldüğü hastanede dahi şiddet durmuyorsa Sağlık Bakanlığı oturup samimiyetle durumu değerlendirmelidir. Sorunun genel geçer ifadelerle çözülemeyeceği apaçık ortadadır. Uyarılarımıza rağmen ne yazık ki etkili önlemler alınmamakta, sağlık çalışanlarını hedef gösteren dil ve tarz devam etmektedir.

Tüm yurttaşlarımıza bir kez daha hatırlatıyoruz. Hekimler ve sağlık çalışanları sizin en zor zamanlarınızda yardımınıza koşan can dostlarınızdır. Onlar sizin için en iyisini yapmak amacıyla özveriyle çalışmaktadırlar. Sağlık çalışanlarına karşı sözlü ya da fiziki şiddete yönelmenizin hiçbir tutar yanı yoktur.

Sağlık alanında yaşanan sorunların sebebi ise hekimler, sağlık çalışanları değil bizzat sağlık politikalarıdır!

Alıntı :Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
            Gaziantep-Kilis Tabip Odası

Mutfakta plastik ürünler kullanmamaya özen gösterilmeli

Konya Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı Başkanı ve Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Selma Çivi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ABD'de yapılan bir araştırmada, plastik ürünlerini fazla kullananlarda, özellikle karaciğer enzimlerinin yükseldiğinin, karın yağlanmasının arttığının tespit edildiğini söyledi.

Plastik ürünlerinde bisfenol A ve flalein isimli maddelerin kullanıldığını ifade eden Çivi, “Çevresel kirleticiler olarak vasıflandırdığımız plastikler, boğazımızdan başlayarak tiroit bezini, karın bölgesinde yer alan pankreas bezini, kadınlarda yumurtalıkları, erkeklerde de testisleri temel olarak etkilemekte ve kısırlığa neden olmaktadır” dedi.
Çivi, bebek biberonlarında da bu maddelerin kullanılabildiğine dikkati çekerek, biberonların ısıtılmasıyla çocukların küçük yaşlarda, plastik ürünlerdeki zararlı maddelere maruz kaldığını dile getirdi.
"CAM VE ÇELİK TERCİH EDİLMELİ"
Bu maddelerin, çocuklarda davranış bozukluklarına sebep olduğunu vurgulayan Çivi, “Bu zararlı maddeler, çocukların bütün genetik yapılarını değiştirebilmekte. Bu nedenle plastikleri, günlük yaşamımızdan mümkün olduğunca uzaklaştırıp, plastik ürünler yerine içindeki sıvıya zararlı maddelerini bırakmayan cam ve çelik gibi ürünleri tercih etmeliyiz” diye konuştu.
Çivi, plastiklerde üçgen biçimindeki bir kutunun içerisinde numaralar olduğunu belirterek, bu numaralardan en tehlikeli olanların 3-6-7 numaralı maddeler olduğunu bildirdi.
Bu numaralardan 3, V ya da PVC yazan plastiğin, gıdalarda kullanılmaması gerektiğini anlatan Çivi, şunları kaydetti:
“7 işareti bulunan veya numarasız olan cam gibi parlak ve sert plastik, en tehlikeli olan plastiktir ve 'güvenli değildir' demektir. İçindeki zararlı maddeleri gıdalara sızdıran bu plastikler yiyecek ve içeceklerde kullanılmamalıdır. 6 numaralı plastik ise kahve ve çay gibi sıcak içecekler için kullanılan köpük bardakların plastik olduğunu çoğumuz bilmeyiz. Bu malzeme benzenden üretilir. Kanserojen bir madde olarak bilinen bu maddenin mutfaktan kesinlikle uzak tutulması gerekir.”
PLASTİKTEN KORUNMAK İÇİN PRATİK ÖNLEMLER
Günlük hayatta tamamen vazgeçilemeyecek olan plastiklerin zararlarını en aza indirgemek için pratik önlemlerin alınabileceğini anlatan Çivi, “Konserve yerine daha çok taze sebze ve meyveleri tercih ederek bunlardan büyük ölçüde korunabiliriz. Ayrıca biberon kullanmak yerine annelerin bebeklerini emzirmeleri veya toz şeklindeki mamaları tercih etmeleri daha uygun olur” diye konuştu.
3-6-7 ve numarasız plastik ürünlerinin gıdalardan uzak tutulması gerektiğinin dile getiren Çivi, şu tavsiyelerde bulundu:
“Plastiklerin içerisinde herhangi bir sıvıyı dondurmamak ve ısıtmamak gerekiyor. Aynı şekilde asitli ve tuzlu yiyecekler, plastiğin yapısını bozarak Bisfonel maddesinin gıdaya geçmesine neden oluyor. Konserve veya salamura gibi yiyecekler için plastik kaplar kullanmamalıyız. Plastik ürünlerinde bulunan flalein maddesi, özellikle erkeklerdeki testosteron hormonunu etkileyerek, erkeklerde kısırlık ve güçsüzlüğe neden olmaktadır.”