23 Ekim 2013 Çarşamba

Tüm hekimler işyeri hekimliği yapabilecek mi?


Yürürlükte olan "Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam GünÇalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ile özlük haklarında hiçbir iyileştirme yapılmadığı için döner sermaye ek ödemesi almayan, mahalli idarelerde vekurum tabipliklerinde çalışan hekimlere alternatif gelir kaynağı olarak işyeri hekimliği hakkı tanındı.

Görüşülecek olan 480 Sıra Sayılı Kanun Tasarısında tüm hekimlere işyeri hekimliği yapma hakkı verilmesi planlanıyor. Yani işyeri hekimliği uygulaması, mahalli idarelerde ve kurumhekimliklerinde çalışanlar için bir ayrıcalık olmaktan çıktı. Üstelik Kurum hekimlerinin 57 saat olarak kullanabildikleri işyeri hekimliği süresi, yasa ile tüm hekimler için 30 saat olarak sınırlandırılacağından, işyeri hekimliği bulabilen kurumhekimleri mevcut işlerini kaybedecek, bulamayanlar da bir kez daha mağdur olacaklar.

Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan Meclise verdiği kanun teklifinde sorunun çözümü için 657 sayılı Kanuna aşağıdaki türden bir maddenin eklenmesini önerdi.

657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNU HAKKINDA KANUN DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ

MADDE 1- 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 43- Sözleşmeli statüde olanlar da dahil olmak üzere mahalli idareler ile medikolar ve kurum tabipliklerinde fiilen çalışan ve döner sermaye ek ödeme almayan tabip ve diş tabiplerine, yapmış oldukları hizmetler göz önüne alınarak en yüksek devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) %700'üne, diğer sağlık personeline %300'üne kadar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslara göre ek ödeme yapılır. Bu ödemelerden damga vergisi hariç herhangi bir vergi kesilmez. Bu madde kapsamında ödeme yapılan personele 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesine göre ödeme yapılmaz."

MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Alıntı: memurlar.net

4 Eylül 2013 Çarşamba

Yorumsuz:Niğde'deki çocuk gelinler...


Niğde’ye 60 kilometre uzaklıkta bulunan Dündarlı kasabasında, ilkokul çağında nişanlandırılan kız çocukları, 11-14 yaş arasında evlendiriliyor. Niğde’de çocuk yaşta evliliklerin Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunu belirten Sosyolog Bülent Kara, pilot bölge seçilen Bor ilçesinde çocuk yaşta evliliklerle mücadele için başlatılan projenin, İl Sağlık Müdürlüğü’nün desteğini çekmesiyle askıya alındığını söyledi. Uzmanlar, çocuk gelin vakalarının son yıllarda Niğde merkeze doğru yayıldığı, devlet yetkililerin bu duruma göz yumduğu konusunda uyardı. Milliyet’in Dündarlı’da konuştuğu kadınlar da şikayetçi; “Bassınlar cezayı bakalım bir daha oluyor mu?”

Niğde Devlet Hastanesi yetkilileri, Niğde’nin Dündarlı kasabasında gebe takip uygulamasına başvuruların az olmasını fark ederek harekete geçince, korkunç bir gerçeği ortaya çıkardı. Yapılan araştırmalarda, kız çocuklarının ilkokulda nişanlandırılarak, 11-14 yaş arasında evlendirildiği saptandı.

‘Burada düğün eksik olmaz’

Niğde merkeze bağlı Dündarlı kasabasına, önce davul zurna, ardından üç el silah sesi eşliğinde giriyoruz. Belediye binası bahçesinde oturan birkaç erkeğe, “Düğün mü var” diye sorunca, gülerek yanıt veriyorlar:
“Düğün var tabii. Burada düğün eksik olmaz! Akşam atılan silahları görsen, Teksas gibi!”
Muhtar Numan Sert’le, köy meydanındaki kahvehanesinde konuşuyoruz. Kız çocuklarının erken
 yaşta evlendirildiklerini inkar etmiyor:

“Çocuk evliliği daha önceleri yoktu. Ortaokulu bitirip liseye devam etmeyen kızlar evlendiriliyor. Diyelim kız 16 yaşında. Nişanlanır, 2 sene sonra da evlenir. Önce imam nikahı kıyılır, sonra resmi nikah beklenir. Kızlar liseye son 5-6 senedir devam ediyor.”
Numan bey, kendi kızını 17 yaşında evlendirmiş. 15 yaş ve altındaki kız çocukların evlendirildiklerini kesinlikle kabul etmiyor, ancak ‘nadiren’ olduğunu söylüyor: “13 yaşında evlendirmek olur mu hiç! 16-17 olabilir, 15 yaş altı zaten suç!”

“Kız sattım”

Köydeki delikanlılar ise Numan bey ile aynı fikirde değil. Kahvede masalarına konuk olduğumuz gençler, 20-25 yaş arasında. Biri yeni askerden dönmüş, 17 yaşında nişanlısı varmış. Diğerleri askere gidecekmiş. Kendilerinden pek bahsetmiyorlar ama belediye başkanının 22 yaşındaki oğlunu, 14 yaşındaki kızla nişanladığını, 8. sınıfta okuyan neredeyse bütün kızların nişanlı olduklarını anlatıyorlar. “Burada kızlar 10, erkekler 20 yaş ve üstü evlendirilir” diyorlar. Masada amcaları sayılacak biri, çocuk yaşta evlendirilmeyen kız çocuklarının sayısının bir elin parmağını geçmeyecek kadar az olduğunu vurgulamak için; “Bir tane 17 yaşında vardı, ben sattım” diye araya giriyor. “Kız evlendirmek” yerine kullanılan “satmak”. “Satmak” Dündarlı’da sıklıkla telaffuz edilen bir kelime. 78 yaşındaki Mehmet amca da, “Okul bitince kızlar satılıyor” diyerek, köyün ‘usulünün’ böyle olduğunu söylüyor.

“İki senesi kaldı”

Rukiye hanım (51), 15’inde evlenmiş. Bir kızını 13 yaşında evlendirmiş çünkü; “Bu köyün kanunu böyle”.

Bir kızı daha varmış, o bu sene liseye başlayacakmış. “Vermem onu erken” diyor. Kızının okumasını, kendi ve ablasıyla aynı kaderi paylaşmamasını istiyor. Sohbetimize iki kız çocuğu kulak kesiliyor. Bir adam, “Bak mesela, bu 11 yaşında. İki senesi kaldı” deyince, gülüşmeler oluyor. Kadınlar, çevre köylerde de durumun aynı olduğunu söylüyor. Fadime teyze, konuştuğumuz diğer kadınlar gibi, çocukların evlendirilmesini doğru bulmuyor: “Suç değil mi, bassınlar cezayı da bakalım bir daha oluyor mu!”

4 gün 4 gece düğün

Düğün yerine gidiyoruz. Kapıda lokum, bisküvi ve şeker ikramı var. Dündarlı’da düğünler, 4 gün 4 gece sürüyor. Kerpiç bir evin bahçesindeki düğün yerinde, yerdeki sedirlerde oturuluyor. Bahçenin bir ucunda klavye çalıp şarkı söyleyen genç bir adam var. Gelinin lise 2’de okuduğunu, damadın ise askerden yeni geldiğini öğreniyoruz. Ancak damat, gelini evine bırakmaya gittiği için ikisi de düğün yerinde yok. Bir süre gelmelerini bekliyoruz ama düğün sahiplerinden bir beyefendi, gazeteci olduğumuzu öğrenince, bizi kibarca dışarı buyur ediyor.

Liseden 3 mezun


Niğde’de bir sağlık kuruluşunda çalışan, ismini vermek istemeyen sosyal hizmet uzmanı, Dündarlı’nın gebe takibi yapılmayan yerler arasında olması nedeniyle dikkatlerini çektiğini söyledi. Uzman, bir araştırmaya göre, kasabada ortaöğretimden sonra liseye devam ederek mezun olan kız öğrenci sayısının 3 olduğunu belirtti:
“15’inde hâlâ evlenmemiş kızlara ‘evde kalmış’ gözüyle bakılıyor. Kız çocuklar hamile kalınca, yasal işlem başlatılacağı için hastaneye gidemiyor. Kasabada aile içi şiddet vakaları yüksek. Riskli gebeliklerde takip olmadığı için engelli doğan çocuk sayısı da çok fazla.”

Sözlü için arka sıra izni!

Niğde Devlet Hastanesi’nde geçen yıllarda görev yapan bir psikolog ise çocukların ilkokul çağında nişanlandırıldığını saptadıklarını belirterek, bir öğretmen arkadaşının kendisi ile paylaştığı hikayeyi şöyle anlattı:
“Bir öğretmen arkadaşım bir gün bir kız öğrencisine tahtaya kalkmasını söylemiş. Kız ayağa kalkıp yerine oturmuş. Tekrar seslenince yine kalkmış, ardından yine oturmuş. Öğretmen arkadaşım bakmış, kız arkasına bakıp yerine oturuyor. ‘Kalkmama izin vermiyor’ deyip arkadaki bir erkek öğrenciyi gösterince, arkadaşım ‘Oğlum sana ne oluyor’ demiş. Çocuk, ‘Ben onun nişanlısıyım’ diye yanıt
 vermiş.”

Aileleri nerede?

İsmini vermek istemeyen psikolog, devlet kurumlarının çocuk gelin vakalarına göz yumduğunu savunarak, şöyle devam etti:
“Dündarlı’ya aile içi şiddet için gittiğim sınıfa şöyle bir bakıp, ‘Bunların aileleri yok mu’ dedim. Sınıfta hep 14-15 yaşlarında kızlar ve kucaklarında çocuklar vardı. Dinlemeye onlar gelmiş. Askerden dönen erkekleri, kız çocuklarıyla evlendiriyorlar. Erkek, iş için şehir dışına çıkarsa, kızı beklemeden başkasıyla evlendiriyorlar. İkinci evlilik, 30 yaş ve üstü erkeklerle oluyor. Bu duruma göz yumuluyor. Diyanet de göz yumuyor. Herkes yasak olduğunu biliyor. Adli süreç başlasa, hemen herkesin cezaevine gireceği biliniyor.”

Merkeze yayıldı

Psikolog, çocuk yaşta evliliklerin Niğde merkeze doğru yayıldığı konusunda uyararak, şunları söyledi:
“Ensest de evlilik sebeplerinden biri. İntihar girişiminde bulunan bir kadın, babası tarafından tecavüze uğrayınca evlendirildiğini anlatmıştı. Tecavüzcüsüyle evlendirilen kızlar var. Devlet kademelerinde yüksek mevkilerde bulunan bazı kişilerden, ‘Değiştirip ne yapacaksınız, nasıl önleyeceksiniz’ diyenler olmuştu. Çocuklar ‘Okumak istiyoruz, evlenmek istemiyoruz artık’ diyor ama herkes üç maymunu oynuyor.”

Proje askıya alınmış

Niğde Üniversitesi Sosyoloji bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Bülent Kara, Niğde’de çocuk gelin vakalarının Türkiye ortalamasının üzerinde olduğunu söyledi. Kara, çocuk gelinlerle mücadele için pilot bölge seçilen Bor ilçesinde başlatılan projenin, Niğde İl Sağlık Müdür Ali Rıza Erdoğan’ın desteğini çekmesiyle askıya alındığını belirterek, şunları söyledi:
“Niğde Üniversitesi olarak, Niğde Valiliği ve Bor Kaymakamlığı ile 5 yıllık ‘Ah Bir Çocuk Olsam’ adında ortak bir proje yürütüyorduk. Amaç, erken yaşta evliliklerin nedenlerini tespit etmek ve süreç içinde azalmasını sağlamaktı. Proje 1 yıl sürdü, ancak Bor Kaymakamı görevden alınınca, İl Sağlık Müdürü de projeden çekildi. 2012 Nisan’ında başlatmıştık projeyi, 5 ay önce askıya alındı. İl Sağlık Müdürlüğü, projenin yürütücülerinden olduğu ve desteğini çektiği için devam edemedik. Niğde’de erken yaşta evlilikler, Türkiye ortalamasının üzerinde. Kızlar, 11-14 yaş arasında evlendiriliyor.”

Teyze dediklerim

Sosyal hizmet uzmanına göre, kız çocuklarının eğitimine harcanacak para ‘gereksiz’ görülüyor. Kızlar, 13 yaşında evlenmek zorunda hissettikleri için, erken ergenliğe giriyor. Küçük yaşta ev işlerine alıştırılan kızlar, çocuk yaşta erişkin gibi davranmaya başlıyor:
“Bir gün ziyarete gittiğimiz bir köyün muhtarı durumu paylaşınca bize hak verdi. Sonradan öğrendik ki kızını 13 yaşında evlendirmiş. Bir belediye başkanı da söylediklerimizi onayladı. Meğer o da 21 yaşındaki oğlunu, 13 yaşında bir kızla evlendirmiş. Hamilelikte ortalama yaş, 14. Genelde 20 yaş üstü erkeklerle evlendiriliyorlar. Hastalıklı bir durum var. Ben 37 yaşındayım, hastaneye gelen bazı kadınlara ‘Teyze’ diyordum. Teyze dediklerim benden 10 yaş küçük çıkıyordu. Çocuk yaşta çocuk doğurmaya başladıkları için erken yaşta yıpranıyorlar. 30 yaşında kayınvalide olanlar var.”

Alıntı: Milliyet

İzmir Sağlık Müdiresi Açıkladı:Doktorlarımız acil serviste çalışmak istemiyor

İzmir İl Sağlık Müdürlüğü verilerine göre, hasta hakları birimlerinin hayata geçirildiği 2004 yılında 749 kişi, sağlık uygulamalarına ilişkin şikayet ve taleplerini hasta hakları birimlerine iletti.

Kamu hastanelerinden hizmet alan vatandaşların, Sağlık Bakanlığı, hastaneler, sağlık müdürlükleri ile internet üzerinden ulaşabildiği birime 2005 yılında bin 650 müracaat gerçekleşirken, 2006'da bu sayı 4 bin 40'a ulaştı.

Sisteme, 2007 yılında ulaşan kişi sayısı 6 bin 99, 2008'de 6 bin 837, 2009'da 9 bin 909, 2010'da 11 bin 490, 2011'de 17 bin 653 olarak gerçekleşti. Başvuruların sonucunun, en geç 15 gün içinde talep sahibine iletildiği sistem, 2012'yi 19 bin 390 başvuru ile sonlandırırken, 2013'ün ilk 6 ayında 10 bin kişi hasta hakları birimleri aracılığıyla sisteme ilişkin sorunlarını paylaştı.

Hasta hakları birimleri, kurulduğu 2004 yılından 2013'ün ilk yarısına kadar, İzmir genelinde yaklaşık 90 bin kişinin sağlık hizmetlerine ilişkin öneri, şikayet ve taleplerine yanıt verdi. 

 Şikayet teşekkürün önünde

Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi (SABİM) ise 2010 yılında 2 bin 963, 2011 yılında 4 bin 34, 2012'de ise 5 bin 970 kişinin başvurusuna yanıt verdi.

SABİM'e 2012 yılında gerçekleşen başvuruların 3 bin 13'ü hizmete yönelik eleştirilerden oluşurken, şikayet müracatı bin 584 olarak gerçekleşti. Sağlık hizmetlerine ulaşmada sıkıntı yaşayan 939 kişi de SABİM'e başvurarak yardım talebinde bulundu.

SABİM, 2012'de 347 teşekkür, 70 bilgi alma ve 17 ihbar müracatına karşılık verdi.
 
 "Talepler 15 gün içinde sonuçlandırılıyor"

İzmir Sağlık Müdiresi Bediha Türkyılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sağlık alanında mağduriyete uğradığını düşünen kimselerin hakkını aramasının en kolay yolunun SABİM ve hasta hakları birimlerinden geçtiğini söyledi.

Yaşanan sıkıntıların ilgililere iletilmesiyle sorunların çözümünün mümkün olduğunu hatırlatan Türkyılmaz, "İnsanlar, talep, şikayet, eleştiri, bilgi alma ya da teşekkür için gönül rahatlığı ile SABİM ve hasta hakları birimlerine başvuruyor. 15 gün içinde taleplerine ilişkin sonucu kendilerine iletiyoruz" dedi.

Hasta hakları birimleri ile SABİM üzerinden gerçekleşen başvuruların yıllar içinde gözle görülür şekilde artmasını olumlu yorumladıklarını vurgulayan Türkyılmaz, şöyle konuştu:

"Haklarını bilen vatandaş, gördüğü veya uğradığı haksızlığı doğru değerlendirip ilgililere ulaşabileceğini, başvurusunun dönüşünün olduğunu da biliyor. Başvuru artışı, hastanın hakkını doğru aramayı öğrenmesinden kaynaklanıyor. Hasta hakları kavramı daha çok duyurulur, bilinir oldu. İletişim araçlarının kullanımının artması da sorunların ve çözümlerin paylaşımında etkili oldu. Hepimiz için iyi birer iletişim aracı olduğuna inanıyorum. Sağlık çalışanları da sıkıntılarını SABİM'e ulaştırabiliyor. Geri dönüş yapılıyor olması da insanlara güven veriyor. Vatandaş memnuniyeti, talepleri, sıkıntıları ve mağduriyeti her zaman dikkate alınıyor."
 
"Şiddet, hak arama yöntemi olamaz"

Türkyılmaz, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olaylarından üzüntü duyduklarını, iletişimle çözülebilecek sorunlara kaba kuvvetle yaklaşılmaması gerektiğini vurguladı.

Yaşanan sorunlara yönelik iletişim kanallarının sürekli açık olduğunu hatırlatan Türkyılmaz, şunları kaydetti:

"Sağlık çalışanlarına yönelik şiddeti hiçbir şey haklı çıkarmaz. Hastanede haksızlığa uğradığında ya da mağduriyet yaşadığında başhekime dilekçe ile başvurabilir. Hasta hakları birimlerine başvurabilir. SABİM'e sıkıntısını ileterek, kendisine yapılacak dönüşü bekleyebilir. Haksızlığa uğrayan kişi, sağlık personelini döverek, bıçak sallayarak, silah doğrultarak hakkına ulaşamaz. Ancak hayatını zora sokar. Hem kendi stresini artırıyor hem de sağlık personelini ürkütüyor. Doktorlarımız acil servislerde çalışmaktan çekiniyor. Neden böyle olsun? 'Kapıdan giren silahla mı bıçakla mı girdi, dövecek mi beni?' endişesi taşıyan hekim, mesleğini ne derece dört dörtlük icra edebilir? Sağlık personelimiz rahat çalışacak ki vatandaşımıza tam tekmil hizmet ulaşabilsin. Vatandaşımız bilsin ki onların haklarını koruyacak kendileri dışında çok fazla merci var ama kendi kaba kuvvetine hiç gerek yok''

Alıntı:medimagazin.com

663 Sayılı Torba Yasa ile gelen ''sağlık personeline ikamet zorunluluğu'' yürülükten kaldırıldı


TC
Sağlık Bakanlığı
Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü


Sayı : 54567092/010.06 29570
Konu : Yürürlükten Kaldırma


…………………..VALİLİĞİNE
GENELGE
2013/ 16

İlgi: 25/07/2012 tarihli ve 16368 sayılı 2012/31 nolu Genelge.
663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin "İkamet Mecburiyeti" başlıklı 55 inci maddesine istinaden ilgide kayıtlı Genelge yayımlanmış idi.

663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin "İkamet Mecburiyeti" başlıklı 55 inci maddesi Anayasa Mahkemesi'nin 14/02/2013 tarih ve E:2011/150 sayılı kararı ile anılan düzenlemenin yetki yasasının kapsamında olmadığı gerekçesiyle iptal edilmiştir

Ayrıca anılan Genelgenin iptali talebiyle Bakanlığımız aleyhine açılan davada Danıştay 15. Daire'nin 09/04/2013 tarih ve E.2013/6240 sayılı kararı ile konu işlemin yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

Bu itibarla ilgide kayıtlı 2012/31 Nolu Genelge yürürlükten kaldırılmıştır.

Bilgilerinizi ve gereğini rica ederim.

Nihat TOSUN
Bakan a. Müsteşar

Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanı Ali İhsan DOKUCU oldu ama nasıl?


Sağlık Bakanlığı’nda, eski Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın ekibinin tasfiye edildiği yorumlarına neden olan görevden almaların ardından Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanlığı’na yapılan atama tartışma yarattı. Görevden alınan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanı Hasan Çağıl’ın yerine atanan Ali İhsan Dokucu, sağlık çevrelerinde, Şişli Etfal Hastanesi’ndeki görevi sırasında 3 buçuk yaşındaki bir çocuğun ameliyatına iftar molası veren doktor olarak tanınıyor.

Eski Sağlık Bakanı Akdağ’ın danışmanıyken göreve getirilen Hasan Çağıl, geçen hafta görevden alınmıştı. Çağıl’ın yerine geçecek isim önceki gün belli oldu. Göreve İstanbul İl Sağlık Müdürü Ali İhsan Dokucu getirildi. Sağlık çevreleri, Dokucu’nun adını ilk olarak “ameliyata verdiği iftar molası” ile duydu. Edinilen bilgiye göre Dokucu, Şişli Etfal Hastanesi’ndeki görevi sırasında, 3 buçuk yaşındaki bir çocuğu ameliyat ederken, iftar için yemek molası verdi; ameliyat masasında karnı açık bir 20 dakika bekledikten sonra Dokucu ameliyata devam etti.

Jet profesör iddiası

Dokucu’nun aynı zamanda “jet profesör” olduğu öne sürüldü. Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeyken Bilim Üniversitesi’ne atanarak “profesör” unvanı alan Dokucu, YÖK yasasının izin vermemesine karşın unvanı aldıktan sonra Şişli Etfal’e geri dönmüş ve görevini “profesör” unvanıyla sürdürmüştü. Profesörlüğe yükselmek için vakıf üniversitesinde “görünen” Dokucu, kendisi hakkında çıkan iddialara, İl Sağlık Müdürü iken, “Halihazırda Bilim Üniversitesi’nde eğitim faaliyetlerini yürütmekle birlikte, 2547 sayılı Yükseköğrenim Kanunu’nun 38. maddesine göre ‘Bakanlığımızın takdiri’ ve onayıyla Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Çocuk Cerrahisi Kliniği’nde klinik şefi ve İstanbul Sağlık Müdürü olarak görevini ifa etmektedir” yanıtını vermişti.

Alıntı:Cumhuriyet Gazetesi

Okul Öncesi Alacağımız Ürünlerdeki Tehlikeler


Her yıl olduğu gibi birçok aileyi yine okul öncesi alışveriş telaşı sardı. Piyasada okul ihtiyaçları olarak, farklı kalitede, farklı özelliklere sahip, farklı fiyatlarda birçok ürün satılıyor. Ancak bazı ürünler çocuk sağlığını tehdit edebiliyor. Plastik ve plastik yapımında kullanılan maddeler, boyalar, sentetik kumaşlar ve bunların insan sağlığı üzerindeki etkileri hakkındaki tartışmalara dikkat çeken Dr. Aytaç Keskineğe, okul alışverişleri konusunda ebeveynleri uyardı.

Tehlike taşıyan bazı ürünlerin çocukların kırtasiye, beslenme, üniforma gibi malzemelerinde de kullanıldığını belirten ve özellikle pille çalışan her türlü kırtasiye malzemesinden çocukların uzak tutulması gerektiğini vurgulayan Dr. Keskineğe şunları söyledi: “Kimi malzemede sadece ses ve renk değişikliği sağlamak, yani aksesuar amacıyla pil kullanılırken, kalemtıraş gibi bazı mekanik malzemelerin yerine pilli elektronik malzemeler de tercih ediliyor. Pillerin yapımında kullanılan kadmiyum ve kurşun insan sağlığı üzerinde son derece olumsuz etkilere sahip metallerdir. Bu ağır metaller vücuda bir kez alındıktan sonra, birikerek kalır ve asla yok olmazlar.”

KURŞUN VÜCUTTA BİRİKİR

İnsan vücudunda biriken ağır metallerin zekâ geriliğinden, kan kanserine kadar birçok hastalıkta etkili olabildiğini dile getiren Dr. Aytaç Keskineğe, “Bu maddelerden çocuklarımızı mümkün olduğunca uzak tutmamız gerekiyor. Ayrıca boyalarda, bazı kalemlerde kullanılan kurşun da son derece zehirli bir metal olup vücuda bir kez alındıktan sonra birikir ve bağışıklık sistemini olumsuz etkiler” diye konuştu.

TAHTA TOZU ALERJİ YAPABİLİR

Dikkat edilmesi gereken bir diğer unsurun da alerji olduğunu vurgulayan Dr. Keskineğe, özellikle alerjik astımı veya cilt reaksiyonları olan çocukların ebeveynlerinin öğretmenlerle konuşmasını, çocuklarının durumu hakkında sınıf öğretmenine ve okul doktoruna bilgi vermesini, hatta varsa özel ilaçlarından bir seti de okulda bulundurmalarını önerdi. Toz konusuna dikkat çeken Keskineğe, “Tozlara karşı alerjik reaksiyon görülen çocukların tahtadan uzak, mümkünse cam kenarında oturtulmaları doğru olur. Ayrıca satın alınacak her türlü boyalı malzemede mümkün olduğunca kaliteli ve insan sağlığına zararlı olmayan ürünler seçilmeli. Özellikle boya katkı maddeleri, sürekli ciltle temas eden kalem, silgi, boya kalemi gibi malzemeler de alerjik reaksiyonları tetiklemesi, hatta egzama veya ürtikere (kontak dermatit) yol açması bakımından son derece önemlidir” diye konuştu.

PLASTİK MATARA VE BESLENME ÇANTALARINA DİKKAT


Sıcak günlerde, plastik su mataraları ve plastik beslenme çantalarının içerisindeki bazı kimyasal maddelerin ısı nedeniyle gıdaya veya suya karışabileceğini söyleyen Keskineğe, “Bu durum çocuklarda alerji dışında, çok daha ciddi hormonal bozukluklara, hatta erken ergenlik ve buna bağlı gelişim bozukluklarına yol açabilir. Bu sebeple içi camdan yapılmış su mataraları, ahşap veya bezden yapılmış beslenme çantalarının tercih edilmesinde fayda var“ dedi.

AĞIR METALLER ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜNE YOL AÇAR


Çocuklarda, okula başladıktan sonra kaşıntı, ciltte kızarıklık, hapşırma, gibi şikâyetler ortaya çıkması durumda mutlaka alerji testlerinin yapılması gerektiğini vurgulayan Dr. Aytaç Keskineğe, “Alerjiye sebep olan IgE total ve ECP (Eozinofil Katyonik Protein) seviyelerini tespit etmek ve bunların sonucuyla birlikte bir çocuk hastalıkları uzmanıyla görüşmek gerekir. Bunun dışında öğrenme güçlüğü olan çocuklarda da önemli sebeplerden birisi olan ağır metallerin ölçtürülmesini öneririm” ifadesini kullandı.

Alıntı: egedesonsöz.com

2 Eylül 2013 Pazartesi

Çocuğunuz okula hazır mı?



Okulların açılmasına sayılı günler kala hem çocukları hem de ailelerini tatlı bir telaş sardı. Kayıt dönemi, var olan okul için hazırlıklar derken çok yakında milyonlarca öğrenci dersliklerdeki yerini alacak. Sağlıklı bir eğitim yılı geçirmek için tatilin son günlerinde ailelerin nelere dikkat etmesi gerektiğini Uzman Klinik Psikolog Cemre Soysal anlattı. Çocuklarını yeni döneme hazırlamak isteyen velilere önerilerde bulunan Soysal, “Çocuklar yaz tatilinde okul dönemine kıyasla daha serbest oldukları için onları en zorlayacak konu yeniden düzenli ve disiplinli hayata dönüş yapmak olacaktır” dedi.

Soysal çocuklar üzerinde oluşturulması gereken motivasyona dikkat çekti ve “Önceki sene okula gitmiş çocukların okula başlamalarında çeşitli motivasyonlar vardır. Her ne kadar yeniden ders çalışmaya başlayacakları için huysuzlansalar da tatil boyunca görmedikleri arkadaşlarına kavuşmak onlar için oldukça heyecan vericidir. Okullarında yapılan herhangi bir değişiklik, sınıflarının yerinin değişmesi gibi küçük detaylar da onları mutlu edebilir. Okul konusunda hevesli olmayan çocuklara ders haricindeki avantajlar hatırlatılarak duyguları olumluya çevrilebilir” diye konuştu.

"HAYAT DÜZENİNİZİ OKULLAR AÇILMADAN DEĞİŞTİRİN" 

 
Okula ilk kez başlayacak çocuklara gösterilmesi gereken özene de değinen Soysal; “Onlar, büyümenin çok büyük bir adımı olan okul hayatına başlangıç aşamasındalar. Her ne kadar daha önce anaokulu veya hazırlık sınıfına gitmiş olsalar da birinci sınıfın önemi her zaman farklıdır. En önemlisi okuma, yazma öğrenilecek bir seneye başlangıç yapıyor olmalarıdır” ifadesini kullandı.

Peki, veliler bu kritik dönemde nelere dikkat etmeli? İşte Uzman Klinik Psikolog Cemre Soysal’ın önerileri:

• Hayat düzeninizi okullar açılmadan bir hafta kadar önce okula göre yeniden düzenleyebilirsiniz. Böylece okula adaptasyon kolaylaşacaktır.

• Ailecek okul alışverişine çıkabilirsiniz. Yeni kıyafetler, kırtasiye eşyaları çocukları okulun başlaması konusunda heyecanlandıracaktır.

• Çocuğunuzdan başlayacak okul dönemine dair hedeflerini düşünmesini isteyebilirsiniz. Unutmayın ki kendi koyduğumuz hedefler için çalışmak daha kolaydır.

• Bu sene sonunda sınava girecek öğrenciler biraz daha endişeli olabilirler. Okulun başlamasının bir diğer anlamı geçecek her günle sınava bir adım daha yaklaşacak olmalarıdır. Sınava hazırlık yolunun zor olduğu ama bu yolun sonunun aydınlık olduğu da hatırlatarak çocuğunuzu cesaretlendirebilirsiniz.

YENİ YÖNETMELİĞE GÖRE ÇOCUĞUNUZ OKULA BAŞLAMAK İÇİN HAZIR MI?

Yönetmelikte yapılan düzenleme, çocuğu okula başlama yaşına gelen aileler için yine bir kaos oluşturdu. Düzenlemenin yaşça kayıt hakkını elde eden 66, 67 ve 68 aylık çocuklara velisinin vereceği dilekçe ile 69, 70 ve 71 aylık olanlar içinse “ilkokula başlamaya hazır olmadıklarını” belgeleyensağlıkraporu ile okulöncesi eğitimeyönlendirilebilme veya kayıtlarını bir yıl erteleme hakkı tanıması, anne babaların kafasında “Çocuğum okula başlamaya hazır mı?” sorusuna neden oldu. Çocukların mutlaka bilişsel, sosyal-duygusal, fiziksel ve özbakım becerileri açısından değerlendirmeye tabii tutulması gerektiğini ifade eden İzmir Üniversitesi Çocuk Gelişimi Program Başkanı Yrd. Doç. Dr. Neslihan Koçer, velilerin şu sorulara yanıt vermesinin kendilerine fikir vereceğini söyledi.

KÂĞIDI İKİYE KATLAYABİLİYOR MU?


Çocuğun bilişsel gelişiminin, dikkat edilecek ilk kriter olması gerektiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Koçer, “Çocuğunuz adını-soyadını, babasının-annesinin adını, kardeşinin olup olmadığı ve varsa adını söyleyebiliyorsa, en az bir arkadaşının adını sayabiliyorsa, kavramlarla ilgili olarak; benzer ve farklı olanı bulma, uzun-kısa, az-çok kavramı hakkında bilgi sahibi ise, masanın ayağı, çaydanlığın sapı gibi eksik bırakılanı bulma ve tamamlayabilme yeteneğini varsa, küçük motor kas gelişimi açısından verilen şeklin aynısını çizebiliyorsa, kâğıdı ikiye katlayabiliyorsa, 15’e kadar sayabiliyor, 10 içersinde basit toplama-çıkarma işlemi yapabiliyorsa, kırmızı sarı, yeşil rengi tanıyorsa, öğretmenin söylediği cümleyi ve üç sayıyı tekrar edebiliyorsa bilişsel açıdan hazır olduğu düşünülebilir” diye konuştu.

OYUNUN KURALLARINI ANLAYIP UYUM SAĞLAYABİLİYOR MU?

Gelişim sırası ve aşamalarının tüm çocuklar için aynı olduğunu ancak sürecin çocuktan çocuğa az da olsa değişiklik gösterebileceğini hatırlatan Koçer, sosyal- duygusal gelişim açısından kendisi ile ilgili kızgınlık, mutluluk, sevgi gibi duygularını belli edebilen, bir oyun için kuralları anlayabilen ve kurallara uyum sağlayabilen, ekmek, gazete almak gibi basit alışverişleri yapabilen, günlük programın başlangıç ve bitiş zamanını anlayabilen çocuklar için ilkokula hazır fikrinin edinilebileceğini söyledi.

İHTİYAÇLARINI KARŞILAYABİLİYOR MU?

 
Koçer, elbiselerini ıslatmadan yüzünü yıkayıp, kurulayabilen, saçlarını tarayıp, dişlerini fırçalayabilen, tuvaletini yalnız başına yapabilen, sofra kurallarına uygun yemek yiyebilen, düğmelerini ilikleyip çözebilen, kendi başıma giyinip soyunabilen, hapşırınca eliyle ağzını kapatabilen, trafik ışığı olan yerde karşıdan karşıya emniyetli bir şekilde geçebilen çocuğun okul ortamına uyum sağlayabilecek becerileri kazanmış olacağını dile getirdi.

DİĞER ÇOCUKLAR DA OLUMSUZ ETKİLENEBİLİR

Sürekli olarak yeterlilikleri sınanan çocukların daha öğrenim hayatlarının başında öğrenmeye karşı olumsuz tutum geliştirebilecekleri bilgisini aktaran Yrd. Doç. Dr. Koçer, “Zamanından önce okula başlayan çocuk diğer arkadaşlarıyla beraber olduğunda akademik, sosyal ve duygusal olarak kendini yetersiz hissederek içine kapanabilir, girişkenliği önlenebilir, yetersizlik duygusu ile mutsuz olabilir” dedi. Koçer, “Gelişim açısından kendisinden daha küçük ve olgunlaşmamış çocuklarla beraber olan diğer çocuklar da verilen eğitim yeterli gelmediği için sınıf ortamında sıkılabilirler, öğrenmeye karşı olumsuz tutum sergileyebilirler” uyarısında bulundu.


Alıntı: egedesonsöz.com

Medyada sansür hangi boyutlara taşındı?

GÜYA KORUYUCU  İŞARETLER  BUNUN İÇİN ÇIKMIŞTI.YANİ ''HANGİ PROGRAMLARI  ÇOCUKLAR , HANGİ  PROGRAMLARI  ERİŞKİNLER  İZLEYECEK'' ; BU KONU BELLİ  OLACAKTI.PEKİ  BU SANSÜR  NİYE?


Türk televizyonları, milli değerleri ve çocukların sağlıklı gelişimini korumak için ‘sakıncalı kelimeler’ listesini genişletiyor. Yeni nesil Kemal Sunal ’ın ‘eş… eş…k!’ dediğini duyamadan büyürken, ‘sakıncalı kelimeler’ için uygulanan sansür yöntemleri de günden güne gelişiyor.

Milliyet yazarı Sina Koloğlu, bugünkü köşesinde bir okurunun notuyla bu konuya dikkat çekti. Özellikle yabancı dizi ve filmleri orijinal dilinde altyazılı veren iki kanalın yaratıcı sansür tekniklerine değinen Koloğlu, Ahmet Türk adlı okurunun CNBC-E ve E2 kanallarında yayınlanan film ve dizilerdeki çeviri sansürüyle ilgili notları okurlarıyla paylaştı:

PENİS: ÇITÇIT; FAHİŞE: KEVGİR


“CNBC-E ve E2 dizilerinin türkçe çevirilerinde “seks” kelimesi yasak olduğu için “anlık zevk”, “fahişe” için de” kevgir” kelimeleri kullanılıyor. Biraz daha bilgi istedim; “Conan ve Jay Leno şovlarda türkçe çevirilerde seks sözcüğü yerine ayrıca beraber olmak deyimi kullanılıyor. Penis kelimesiyse alt yazılarda üç nokta ile sansürleniyor ya da “çıt çıt” ifadesi kullanılıyor. Çok komik değil mi?”... Durum böyle komik mi değil mi, ona siz sayın seyirciler karar verecek tabii ki.

Ekranda sansür hem görüntüde hem sözcüklerde “aman bir şey olmasın” düşüncesiyle gelişiyor serpiliyor. RTÜK , “ben yasaklamadım’ dese hatta bu buzlanma ve “bip”ten rahatsız olsa da televizyon kanalları “muhafazakar havanın” etkisiyle kendi yasaklarını kendileri oluşturmuş oluyor. Yani RTÜK’e fazla da bir iş düşmüyor. Kanallar beklenenin ötesinde bir çalışma yapmış oluyorlar. 90’lı yıllarda “eşşoğlu eşek” yasak değilken 2000’li yıllarda yasak olabiliyor.


31 Ağustos 2013 Cumartesi

Yanlış ara öğün şişmanlatıyor


Beslenme uzmanları her fırsatta sağlıklı bir yaşam ve kilo vermek için ara öğünlerin asla atlanmaması gerektiğine dikkat çekiyor. Bunun nedeni ise ara öğünlerde amaç kan şekerini dengede tutmak ve gerektiği kadar insülin salgılanmasını sağlamak.

Yanlış ara öğünler kilo verdirmek yerine tıpkı ana öğünlerde olduğu gibi aksine daha çok şişmanlatıyor. Örneğin karbonhidratlı ara öğünler fazla insülin salgılanmasına, bunun sonucunda hemen acıkmaya, dolayısıyla ana öğünlere fazlaca yüklenmeye neden oluyor.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Oya Yüksek, böylece kilo kaybı sağlamak yerine kilo sabitlenmesi veya artışı oluştuğunu söyleyerek, “Hem sağlıklı beslenmek hem de ideal kiloya ulaşmak, yani zayıflamak için kişinin yaşam şekli ile sağlık durumuna göre gerekli sayıda ve doğru ara öğün besinleriyle beslenmesi çok önemli” diyor.

ARA ÖĞÜNÜN 4 AMACI VAR
Beslenme ve diyet uzmanı Oya Yüksek ara öğünün 4 amacı olduğunu belirterek bunları şöyle sıralıyor:
1- Kişinin alması gereken kalori hesabını tamamlamak.
2- Kan şekeri ve insülin dengesini sağlamak.
3- Psikolojik olarak oluşan atıştırma hissini doğru seçimlerle baskılamak.
4- Ana öğünlere yüklenmeyi önlemek.

GENELLİKLE 2 ARA ÖĞÜN YETERLİ GELİYOR

Yüksek, günde kaç öğün yenilmesi gerektiğinin tamamen bireyin kendisine özel olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Kişinin gerçekte hangi saatte acıktığını belirlemesi veya bunun beslenme uzmanı tarafından iyi bir değerlendirmeyle tespit edilmesi gerekiyor. Çünkü her bünye kendine özeldir. Genel olarak sağlık problemi bulunmayan kişilerin günde 2 kez ara öğün tüketmeleri yeterli geliyor. Ancak diyabet, hipoglisemi (düşük kan şekeri), hamilelik ve hamilelik diyabeti ile enerji (kalori) ihtiyacının çok olduğu durumlarda 3 ara öğün almak gerekiyor.”

KİM, HANGİ ARA ÖĞÜNÜ ATLAMAMALI?
1 -Kahvaltıyı geç yapacaklar için: Gece ara öğünü önemli.
2- Öğlen yemeğini geç yiyecekler için: Kuşluk önemli.
3- Akşam yemeğini geç yiyecekler için: ikindi önemli.

GECE ARA ÖĞÜNÜ ÖNEMLİ, ÇÜNKÜ…
Beslenme ve Diyet Uzmanı Oya Yüksek, hipoglisemi, bir başka deyişle kan şekeri düşüklüğü sorunu yaşayan kişilerde gece ara öğününün çok önemli olduğuna dikkat çekerek şu bilgileri veriyor: “Hipoglisemi hastalarının bazen uyku sırasında veya sabah uyandıklarında kan şekerleri çok düşük çıkabiliyor. Bunun sonucunda baş ağrısı, halsizlik, huzursuzluk, iç ezilmesi veya saldırır tarzda yemek yeme gibi sorunlar oluşabiliyor. Çünkü gece uzun bir süreç ve bu yüzden gece ara öğün alınması çok önemli. Ancak doğru ara öğünler seçmek şartıyla. Ara öğünün gece yatmadan yarım saat veya 45 dakika önce alınması yeterli geliyor.”

SAĞLIKLI ARA ÖĞÜNLER NASIL OLMALI?

Kan şekerini yavaş yükselten ve belli bir dengede sabit kalmasını sağlayan besinlere ‘düşük glisemik indeksli’ besinler denildiğini belirten Yüksek, “Ancak unutmamak gerekir ki böyle belirlenen her besin herkese iyi gelecek diye bir kural yok. Doğruya deneme yanılma yoluyla ulaşmak en mantıklı olanı” diyor.

DOĞRU ARA ÖĞÜN SEÇİMLERİ
Yoğurt-süt-ayran.
Peynir+ ekmek.
Meyve+yoğurt.
Kuru meyve +yoğurt.
Diyet bisküvi+süt-ayran.
Latte veya sütlü filtre kahve.
Protein barı (haftada 2 defa gibi).
10 adeti geçmeyecek şekilde tuzsuz (kavrulmamış) badem.

YANLIŞ ARA ÖĞÜN TERCİHLERİ
Gofret tarzı şekerli atıştırmalar.
Tek başına meyve, kuru meyve.
Pasta-börek tarzı atıştırmalar.
Gazlı içecekler.
Hazır meyve suları.
Reçel-bal.

Alıntı:egedesonsöz.com

5 Ağustos 2013 Pazartesi

Aile Hekimlerine Acil Nöbeti Yasalaştı : Karşılaştırmalı Haliyle Yeni Yönetmelik

Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
 
19 Temmuz 2013 CUMA                         Resmi gazete                         Sayı : 28712
 
MADDE 1 – 25/1/2013 tarihli ve 28539 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Aile Hekimliği Uygulama Yönetmeliği’nin 8 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

Aile hekimliği birimine kişi kaydı ve aile hekimi seçimine ilişkin esaslar

MADDE 8 – (1) Kişilerin aile hekimlerine ilk kaydı, müdürlük tarafından ikamet ettikleri bölge göz önünde bulundurularak yapılır. Yenidoğanlar ile henüz nüfusa kayıtlı olmayan bebek ve çocuklar annelerinin kayıtlı olduğu aile hekimine kaydedilir. Her ilçe ve 10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununa tabi olmayan il merkezleri ayrı bir bölgedir. Kişiler, aile hekimini bölge sınırlaması olmaksızın serbestçe seçebilirler. Zorunlu haller dışında aile hekimi üç aydan önce değiştirilemez. Aile hekimi değişikliği kişilerin yazılı talebi üzerine hizmet almak istediği aile hekimince veya ilgili toplum sağlığı merkezince yapılır. Aile hekimince yapılan değişiklik, talep belgesi ile birlikte beş iş günü içerisinde ilgili toplum sağlığı merkezine ulaştırılır.

(2) Sağlık hizmeti sunumu sırasında meydana gelen şiddet olayının adli veya mülki idare makamlarınca verilen belgeyle belgelendirilmesi durumunda, aile hekimi veya aile sağlığı elemanına şiddet uygulayan kişinin müdürlükçe mevcut aile hekiminden kaydı silinir. Bu şekilde kaydı silinen kişinin, aynı iş günü içerisinde yeni aile hekimi seçmemesi durumunda ikamet ettiği bölge göz önünde bulundurulmak suretiyle kayıtlı nüfusu en düşük aile hekimine müdürlükçe kaydı yapılır.

(3) İkamet ettiği ilden başka bir ile ikamet amacıyla yeni gelen kişiler istedikleri bir aile hekimine kayıt yaptırırlar. İkamet amacıyla yer değiştiren kişinin talepte bulunmaması halinde, 30 gün içerisinde toplum sağlığı merkezi tarafından kişiye ulaşılarak ve kendisine bilgi verilmek sureti ile yeni adresine yakın aile hekimlerinden nüfusu en düşük olanına kayıt edilir.

(4) Herhangi bir nedenle bölgedeki aile hekimleri tarafından kayıt edilemeyen kişi, müdürlük tarafından öncelikle ikamet ettiği yere yakın ve en az kişi kaydı olan aile hekiminin listesine eklenir. 

(5) Gezici sağlık hizmeti verilen yerlerde oturan kişiler, gezici sağlık hizmeti almak üzere başka bir aile hekimine kayıt olamazlar. Ancak başka bir aile hekimine kayıt olmak isterlerse, kayıt oldukları aile hekiminin aile sağlığı biriminden hizmet alırlar. Bu durumda, kayıt olunan yeni aile hekimi, o kişi veya kişiler için gezici sağlık hizmeti vermekle yükümlü tutulmaz.

(6) Sürekli ikamet ettiği bölgeden uzakta kalacak kişi veya geçici süre ile Türkiye’de ikamet edecek olan kişi, kendisine yakın konumdaki bir aile hekiminden misafir olarak sağlık hizmeti alır. Ancak 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununa tabi olan ilçeler misafir uygulaması bakımından tek bölge kabul edilir. Aile hekimi misafir kişiler için herhangi bir ücret talep edemez.

“(7) Altı aydan daha kısa süreli ziyaret veya seyahat amacı hariç olmak üzere yurtdışına çıktıları belge ve/veya kaynaklarla tespit edilen kişilerin aile hekiminden kayıtları silinir. Bu kişilerin yurda kalıcı olarak döndükleri yine uygun belge ve/veya kaynaklarla tespit edilmesi halinde bu Yönetmeliğin 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasında belirlenmiş bulunan usûl ve esaslar çerçevesinde aile hekimine kayıtları yapılır.”

YORUM : Özellikle yurt dışına çıkan ve yurt dışında yaşayan anne ve bebeklerin kayıtları artık sistemden silinebilecek. Altı aydan fazla yurt dışında kalacak olanlar için geçerli olacaktır.

MADDE 2 – Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Çalışma saatleri 

MADDE 10 – (1) Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları tam gün esasına göre çalışırlar.
(2) Mesai saatleri ve günleri, çalışma yerinin şartları da dikkate alınmak suretiyle çalıştığı bölgedeki kişilerin ihtiyaçlarına uygun olarak aile hekimi tarafından teklif edilir ve müdürlükçe uygun görülmesi halinde onaylanır. Yapılacak ev ziyaretleri ve gezici/yerinde sağlık hizmetleri çalışma süresine dâhil edilir. Çalışılan günler ve saatler aile sağlığı merkezinin dış levhasının yakınında ve görülecek bir yerine asılarak kişilerin bilgilenmesi sağlanır.

(3) Aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları deprem, sel felaketi ve salgın gibi olağanüstü durumlarda çalışma saatlerine bağlı kalınmaksızın çalıştırılabilirler.

(4) Entegre sağlık hizmeti sunulan merkezler dışında, hastanelerde aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına nöbet tutturulmaması esastır. Ancak 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesinde belirtilen yerlerde ihtiyaç ve zaruret hâsıl olduğunda haftalık çalışma süresi ve mesai saatleri dışında aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına nöbet görevi verilebilir. Aile hekimliği çalışanlarına isteği dışında nöbet tutturulabilmesi için;
a) Sağlık tesisinin büyükşehir belediye sınırları dışında olması,
b) Sağlık tesisinin personel dağılım cetveline (PDC) göre hekim doluluk oranının ve fiilen çalışan hekimlerin %60'tan aşağı olması,
c) Sağlık tesisinin ebe, hemşire, sağlık memuru (toplum sağlığı) ve acil tıp teknisyeni kadrolarında PDC'ye göre bu unvanlarda fiilen çalışan personelin doluluk oranlarının %60'ın altında olması,
ç) İldeki hastaneler ve 112 acil sağlık hizmetlerindeki hekim ve yardımcı sağlık personelinin PDC'ye göre doluluk oranlarının ve fiilen bu unvanlarda çalışan personelin %80'in altında olması, şartlarının bir arada bulunması gerekir. Aile hekimliği çalışanlarına görev yaptıkları mahalli mülki sınırlardaki sağlık tesislerinde nöbet görevi verilebilir. Beldelerde çalışanlar ancak bağlı olduğu ilçe merkezinde nöbet tutabilirler. Nöbet tutulacak sağlık tesisinde hastane yöneticisi ve başhekim hariç diğer tüm personelin (başhekim yardımcısı, uzman hekimler, diyaliz hekimleri, kan bankası hekimleri ve benzerleri) nöbet listesine dâhil edilmesine rağmen ihtiyacın devam etmesi durumunda nöbet görevi verilebilir. Tek aile hekimliği biriminin bulunduğu aile sağlığı merkezindeki aile hekimliği çalışanlarına nöbet görevi verilemez. Nöbetlere ilişkin planlama aile hekimliği uygulamasında aksamaya mahal vermeyecek şekilde yapılır ve hafta içi sekizer saat, haftasonu ise onaltı saatten fazla olmamak üzere haftalık 30 saatten fazla nöbet tutturulamaz. Aile hekimliği çalışanlarına tuttukları nöbetler için ilgili kurumlarca nöbet ücreti ödenir. PDC doluluk oranı değerlendirilmesine, hastane yöneticisi ve başhekim hariç diğer tüm personel (başhekim yardımcısı, uzman hekimler, diyaliz hekimleri, kan bankası hekimleri ve benzerleri) dâhil edilir. 

“(4) Entegre sağlık hizmeti sunulan merkezler dışında, hastanelerde aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına nöbet tutturulmaması esastır. Ancak 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesinde belirtilen yerlerde ihtiyaç ve zaruret hâsıl olduğunda haftalık çalışma süresi ve mesai saatleri dışında aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına nöbet görevi verilebilir. Nöbete ilişkin planlama aile hekimliği uygulamasında aksamaya mahal vermeyecek şekilde yapılır ve hafta içi sekizer saat hafta sonu ise on altı saatten fazla olmamak üzere haftalık 30 saatten fazla nöbet tutturulamaz. Aile hekimliği çalışanlarına tuttukları nöbetler karşılığında ilgili kurumlarca nöbetücreti ödenir. İhtiyaç ve zaruret halinin tespiti illerin sağlık personeli doluluk oranı, nüfus, coğrafi koşulları, sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri, nöbet tutulacak sağlık tesisinin il veya ilçe merkezine uzaklığı gibi kriterler göz önünde bulundurulmak suretiyle Bakan Onayı ile belirlenir.” 

YORUM : 5258 sayılı Aile Hekimliği kanununda yazan"Entegre sağlık hizmeti sunulan merkezlerde artırımlı ücretten yararlananlar hariç olmak üzere, aile hekimlerine ve aile sağlığı elemanlarına ihtiyaç ve zaruret hâsıl olduğunda haftalık çalışma süresi ve mesai saatleri dışında 657 sayılı Kanunun ek 33 üncü maddesinde belirtilen yerlerde nöbet görevi verilebilir ve bunlara aynı maddede belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde nöbet ücreti ödenir.(değ:6354 sayılı Kanun*)" Hükmü ortadan kalmadığı sürece acil nöbeti konusu her zaman önümüzde duruyor olacaktır. Bu madde de yapılan değişiklikle inisiyatif bakanlığa geçmiş oldu. Aile hekimlerine acil nöbeti konusunda Prof .Dr. Nihat TOSUN imzalı genelgenin, yönetmeliğe aktarılmasıyla aile hekimleri bir koruyucu kalkan oluşturabilmişlerdi, nöbetleri kısmen de olsa sınırlayabilmişlerdi. Ama şimdi özellikle bakan beyin değişmesiyle beraber bu koruyucu yönetmeliğimiz ortadan kaldırılmış oldu ve tamamen inisiyatif bakanlığa geçmiş oldu. özellikle büyük şehir belediyesi sınırlarının dışındaki maddesinin de kaldırılması, nöbetin büyükşehirlerde de bakanlık onayıyla geleceğini işaret etmektedir. Aile hekimlerine acil nöbeti uygulaması kabul edilemez bir durumdur. Herkes kendi görevini yapmalıdır. Artı birde haftalık 30 saatlik bir nöbet uygulamasının getirilmesi 160+120=280 saat+ayda bir adli nöbet 24 saat+ayda bir defin nöbeti 24 saat =328 saatlik bir çalışmanın aile hekimlerinden beklenmesi insan haklarına aykırıdır..

MADDE 3 – Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Sözleşmeli aile hekimleri 

MADDE 15 – (1) İl genelinde aile hekimliği pozisyonunun boşalması veya yeni pozisyon açılması durumunda en geç bir ay içinde, sözleşme ile çalıştırılacak aile hekimleri aşağıdaki sıralamaya göre yerleştirilir.

a) Askerlik dönüşü veya doğum sonrası bir defalık tercih hakkı bulunan aile hekimleri: bu grupta bulunan aile hekimlerine askerlik veya doğum sonrası kamu görevine başlama tarihine göre öncelik verilir. Kamu görevlisi olmayan hekimler için ise müdürlüğe başvuru tarihine göre öncelik verilir.

b) Yerleştirme sırasında aile sağlığı merkezinde uzman aile hekimliği kontenjanı var ise; o pozisyonu önce o ilde aile hekimliği yapan aile hekimliği uzmanları, daha sonra ildeki diğer aile hekimliği uzmanları.

c) Sözleşmeli aile hekimi olarak görev yapanlar, (a) bendindeki bir defalık tercih hakkını kullanmayan aile hekimleri, yargı kararının uygulanması nedeniyle sözleşmesi feshedilen aile hekimleri, Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliği kapsamında mazeret nedeni ile naklen tayin olanlardan atama kararından önceki son bir yıl boyunca aile hekimliği yapmış olanlar. 

ç) Varsa yedek liste: İlk yerleştirme esnasında yedek listeye giren hekimler müteakip yerleştirmede sıra kendilerine gelmesine rağmen yerleşmezler ise yedek listeden çıkarılırlar.

d) İl içindeki tabip ve uzman tabipler.

“c) Sözleşmeli aile hekimi olarak görev yapanlar, (a) bendindeki bir defalık tercih hakkını kullanmayan aile hekimleri, takip eden ilk yerleştirmede kullanılmak şartı ile; yargı kararının uygulanması bakımından başka birinin göreve başlatılması zarureti nedeniyle sözleşmesi feshedilen aile hekimleri, 25/1/2013 tarihinden sonra mazeret nedeniyle naklen tayin olanlardan atama kararından önceki son bir yıl boyunca aile hekimliği yapmış olan tabip ve uzman tabipler, il sağlık müdürü ve halk sağlığı müdürü olarak fiilen bir yıl görev yapmış olan tabip ve uzman tabipler.”

YORUM : Burada özellikle sözleşme fesh nedeniyle boşalan kadroya yerleşen aile hekimleri , sözleşmesi fesh edilen aile hekiminin yargı kararı nedeniyle görevine iade edilmesi durumunda, mazeret nedeniyle naklen tayin olanlar atama kararından önce bir yıl aile hekimliği yapmış olanlar ve il sağlık müdürü ve halk sağlığı müdürü olarak fiilen bir yıl görev yapmış olanlar ilk yerleştirmede c) torbasından yerleştirmeye katılabilecektir. 

MADDE 4 – Aynı Yönetmeliğin geçici 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Açılmış aile sağlığı merkezlerinin durumu 

GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte faaliyette olan aile sağlığı merkezleri bina şartları ve fizik mekânları bakımından 1/1/2014 tarihine kadar bu Yönetmelik ile getirilen asgari fiziki şartlara uygun hale getirilmek zorundadır. 

“GEÇİCİ MADDE 1 – (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihte faaliyette olan aile sağlığı merkezleri bina şartları ve fizik mekânları ile teknik donanım bakımından 1/1/2014 tarihine kadar bu Yönetmelik ile getirilen asgari şartlara uygun hale getirilmek zorundadır.” 

YORUM : Bina şartları ve fiziki mekanlara, teknik donanım ve malzemelerde eklenerek süre 1.1.2014 olarak bildirilmiştir. Isı takip, defibilatör ve diğer malzemeler için son tarih 1.1.2014 olmuştur. 

MADDE 5 – Aynı Yönetmeliğin geçici 2 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

GEÇİCİ MADDE 2 – (1) İl sağlık müdürü, müdür yardımcısı ve şube müdürü olarak görev yapan tabip ve uzman tabiplerden aile hekimliğine başvurmaları ve yerleştirilme hakkı elde etmesine rağmen idari görevlerinden ayrılmaları Bakanlıkça uygun görülmeyenler, ilde pozisyon boşalması veya yeni pozisyon açılması halinde 15 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendine göre yerleştirilirler.

“GEÇİCİ MADDE 2 – (1) İdari görevlerinin son bulmasına müteakiben ilk yerleştirmede kullanılmak şartı ile; ilin aile hekimliği uygulamasına geçtiği tarihte il sağlık müdürü, müdür yardımcısı ve şube müdürü olarak görev yapan tabip ve uzman tabiplerden aile hekimliğine başvurmaları ve yerleştirilme hakkı elde etmesine rağmen idari görevlerinden ayrılmaları Bakanlıkça uygun görülmeyenler, ilde pozisyon boşalması veya yeni pozisyon açılması halinde 15 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendine göre yerleştirilirler.” 

YORUM : İdari görevden ayrılanlar için ilk yerleştirmede kullanmak şartı getirilmiştir. 

MADDE 6 – Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 7 – Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.

Alıntı:Resmi Gazete

Doktora Şiddet Nasıl Artmasın?

TARİH:  18 HAZİRAN 2013 

YER: “AİLE OLMAK PROJESİ” TOPLANTISI

SUÇLAYAN :  BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN

SUÇLULAR: HEKİMLER

SUÇLAR:

“HALKIMIZI KISIRLAŞTIRMAK”
“ADETA CİNAYET İŞLEMEK”
“DERTLERİ PARA KAZANMAK VE MİLLETİN NÜFUSUNU AZALTMAK OLMASINA RAĞMEN HALKI ÖLÜMDEN KURTARIYORUZ DİYEREK ALDATMAK”



18 HAZİRAN 2013  BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN KONUŞUYOR:


“Bu ülkede yıllarca doğum kontrolü mekanizmalarını çalıştırdılar. Adeta bizim vatandaşlarımızı halkımızı kısırlaştırdılar. Bununla ilgili tıbbi müdahalelere varıncaya kadar her şeyi yaptılar. Sezaryen denilen olay budur. Kürtaj denilen olay budur.”

“Hep bunları yaptılar. Ve bunları yaparken de adeta cinayet işlediler. Adeta aldattılar. Ölüyorsun seni ölümden kurtaracağız dediler. Onun için sezaryen dediler.”

“Halbuki dert başkaydı. Dert, hem fazla para kazanmak hem de maalesef öyle kampanyalar başlattılar ki sezaryenle ikiden fazla doğum yapamazsın. Bunu aldattılar ve inandırdılar. Birçok anneler aileler buna inanmak zorunda kaldı. Eğer sezaryen olmazsam nolur diye buna inandırdılar.”

“İşin aslı bu muydu? Değildi. Dert başkaydı. Dert bu milletin nüfusu azalsın ve bu millet milletler yarışında geri kalsın.”





Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu tarz konuşmasıyla;

“ BİR MESLEĞİN MENSUPLARINA”,

“Mesleğini özveriyle, mevcut yasalar, yönetmelikler ve bilimsel ölçütler ışığında sürdürmeye çalışan HEKİMLERE HAKARET ETMİŞTİR.”

Bu konuşmasıyla Sayın Başbakan, zaten bilmek zorunda da olmadığı ancak yorum yapmak istediğinde, Sağlık Bakanı başta olmak üzere, bilim insanlarına danışarak bilgi sahibi olmak zorunda olduğu bir konuda, HEKİMLERİN ONURUNU ZEDELEMEYE ÇALIŞMIŞTIR.

SAYIN BAŞBAKAN’IN BU TUTUMUNU MESLEKTAŞLARIMIZ ADINA KINIYORUZ, PROTESTO EDİYORUZ.

SAĞLIK BAKANI’NIN SAYIN BAŞBAKAN’A, AİLE PLANLAMASI, KÜRTAJ VE SEZARYEN UYGULAMALARININ YASA VE YÖNETMELİKLER ÇERÇEVESİNDE YAPILDIĞI KONUSUNU HATIRLATMAMASINI VE MESLEKTAŞLARINA YAPILAN BU HAKARETLER KARŞISINDA SESSİZ KALMASINI DA ÜZÜNTÜYLE KARŞILIYORUZ.

BAZI GERÇEKLERİ SAYIN BAŞBAKAN’A BİZİM HATIRLATMAMIZ GEREKTİĞİ KANISINDAYIZ.

SAYIN BAŞBAKAN,

SEZARYEN, uygun tıbbi gerekçeler ile gerçekleştirildiği takdirde bazen anne adayının sağlığını, bazen doğacak bebeğin sağlığını ve bazen de her ikisinin sağlığını korur. Bunun dışında anne adayının yoğun normal doğum korkusu içinde olduğu durumlarda da uygulanabilir.

Sezaryen yapılması kişinin doğurganlığını anlamlı şekilde azaltmaz.

Sezaryen hekim önerisiyle ve daima hastanın onayıyla uygulanan bir ameliyat olup kesinlikle bir milletin nüfusunu azaltmakla ilgili değildir.

KÜRTAJ, yani 10 haftanın altındaki gebeliklerin sonlandırılması şartları, YASALAR İLE BELİRLENMİŞ TIBBİ BİR UYGULAMADIR. Sağlık Bakanlığının belli hastanelerinde oluşturduğu birimlerde, kişilerin isteği üzerine ve tamamen yasal ve resmi olarak uygulanmaktadır.

AİLE PLANLAMASI ise yine kişilerin kendi talepleri ile istedikleri kadar çocuk sahibi olabilmeleri için kendilerine önerilen tıbbi uygulamaların tümünü kapsar.

GÖREVLERİ DOLAYISIYLA, BİLİMSEL GEREKLİLİKLER VE HASTA HAKLARI DOĞRULTUSUNDA, YASALAR VE SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN YÖNETMELİKLERİ ÇERÇEVESİNDE VE GEREKTİĞİNDE, ANNENİN VE BEBEĞİN HAYATINI KURTARMAK AMACIYLA, YUKARDA SAYILAN TIBBİ İŞLEM VE UYGULAMALARI GERÇEKLEŞTİREN HEKİMLER OLARAK, SAYIN BAŞBAKAN’IN BU DAYANIKSIZ SUÇLAMALARINI KESİNLİKLE KABUL ETMİYORUZ VE KINIYORUZ.

HER TÜRLÜ OLUMSUZ KOŞULLARA, YETKİLİLERİN BU TARZ KONUŞMALARIYLA ADETA ÖZENDİRİLEN ŞİDDET UYGULAMALARINA RAĞMEN, ÖZVERİYLE GECE GÜNDÜZ HASTALARINA HİZMET VERMEYE DEVAM EDECEK HEKİMLER OLARAK, YURTTAŞLARIMIZI VE ÖZELLİKLE KADINLARIMIZI, BU TARZ KONUŞMALARI KINAYARAK, KENDİ HAKLARINA, BEDENLERİNE VE HEKİMLERİNE SAHİP ÇIKMAYA DAVET EDİYORUZ...
 
Alıntı: İzmir Tabip Odası

İşyeri Hekimi ve Sağlık Personelinin Çalışma Esasları Belirlendi..


İş yeri hekimi ve diğer sağlık personelinin görev, yetki, sorumluluk ve eğitimleri hakkında yönetmelik, Resmi Gazetenin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce eğitim alanların, girdiği sınav sayısına bakılmaksızın yönetmeliğin yayımı tarihi itibarıyla bir yıl içinde ilgili sınavlara katılabileceği bildirildi.

İş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde görevli iş yeri hekimlerinin ve diğer sağlık personelinin nitelikleri, belgelendirilmeleri, eğitimleri, görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen yönetmeliğin, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında yer alan iş yerleriyle eğitim kurumlarını kapsıyor.

Buna göre, iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinin sunulması için işveren, belli niteliklere sahip çalışanları, iş yerinin tehlike sınıfı ve çalışan sayısını dikkate alarak, iş yeri hekimi ve diğer sağlık personeli olarak görevlendirecek. Çalışanları arasında belirlenen niteliklere sahip personel bulunmaması halinde ise bu yükümlülüğünü ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden veya Bakanlıkça yetkilendirilen Sağlık Bakanlığına bağlı birimlerden hizmet alarak yerine getirecek.

Ayrıca, tam süreli iş yeri hekimi görevlendirilen iş yerlerinde, diğer sağlık personeli görevlendirilmesi zorunlu olmayacak.

İş yeri hekimi ve iş güvenliği uzmanının tam süreli görevlendirilmesi gereken durumlarda işveren, iş yeri sağlık ve güvenlik birimi kuracak.

Geçerli iş yeri hekimliği belgesi zorunlu


İşverence iş yeri hekimi olarak görevlendirilecekler, geçerli iş yeri hekimliği belgesine sahip olmak zorunda olacak.

İşyeri hekimi, işyerinde bulunması halinde diğer sağlık personeli ile çalışacak. İşyeri hekimi, işverene yazılı olarak bildirilen iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili alınması gereken tedbirlerden hayati tehlike arz edenlerin, iş yeri hekimi tarafından belirlenecek makul bir süre içinde işveren tarafından yerine getirilmemesi halinde, iş yerinin bağlı bulunduğu çalışma ve iş kurumu il müdürlüğüne bildirecek.


İş yerinde belirlediği hayati tehlikenin ciddi ve önlenemez olması ve bu hususun acil müdahale gerektirmesi halinde de işin durdurulması için işverene başvuracak.

Geçerliliği 6 ay süreyle askıya alınacak


Çalışanın ölümü veya maluliyetiyle sonuçlanacak şekilde vücut bütünlüğünün bozulmasına neden olan iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesinde ihmali tespit edilen iş yeri hekiminin yetki belgesinin geçerliliği 6 ay süreyle askıya alınacak.

İş yeri hekimi, meslek hastalığı ön tanısı koyduğu vakaları, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularına sevk edecek.

10'dan az çalışanı olan ve az tehlikeli sınıfta yer alan iş yerlerinde, çalışan başına yılda en az 25 dakika, diğer iş yerlerinden ise az tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 4 dakika, tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 6 dakika, çok tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 8 dakika, az tehlikeli sınıfta yer alan 2 bin ve daha fazla çalışanı olan iş yerlerinde her 2 bin çalışan için tam gün çalışacak en az bir iş yeri hekimi görevlendirilecek.

Tehlikeli sınıfta yer alan bin 500 ve daha fazla çalışanı olan iş yerlerinde her bin 500 çalışan için tam gün çalışacak en az bir iş yeri hekimi görevlendirilecek.

Çok tehlikeli sınıfta yer alan bin ve daha fazla çalışanı olan işyerlerinde her bin çalışan için tam gün çalışacak en az bir iş yeri hekimi görevlendirilecek.

5 yıllık aralıklarla yenileme eğitim programlarına katılım zorunlu

İş yeri hekimlerinin eğitim programının süresi, teorik kısmı 180, uygulama kısmı 40 ve toplamda 220 saatten az olmayacak ve bu kısımlar ancak tek bir program dahilinde uygulanabilecek. Ayrıca teorik eğitimin en fazla yarısı, uzaktan eğitim ile verilebilecek.

Uygulamalı eğitimler, iş yeri hekimleri için en az bir iş yeri hekiminin görevlendirilmiş olduğu iş yerlerinde yapılacak.

İş yeri hekimliği ve diğer sağlık personeli belgesi sahibi olan kişilerin, belgelerini aldıkları tarihten itibaren 5 yıllık aralıklarla eğitim kurumları tarafından düzenlenecek yenileme eğitim programlarına katılması zorunlu olacak. Yenileme eğitim programlarının süresi, iş yeri hekimliği belgesi sahibi olanlar için 30, diğer sağlık personeli belgesi sahibi olanlar için 18 saatten az olmayacak
 

Alıntı :AA

18 Temmuz 2013 Perşembe

Yabancı Doktora Çağrı: Gel , Türkçe'yi Sonra Öğrenirsin...


Sağlık Bakanlığı'nın 2012 yılında getirdiği düzenleme ile Türkiye'de özel hastanelerde çalışacak yabancı uyruklu hemşireler veya doktorlardan Türkçe bilme zorunluluğu getirilmişti. Başvuruda bulunan yabancı sağlık çalışanlarından dil sınavında B düzeyinde başarılı olmaları isteniyordu. Özel hastaneler Türkçe dil sınavında başarı şartı nedeniyle yabancı doktorların yeterli başvuruda bulunmadığı gerekçesiyle Sağlık Bakanlığı'na başvurdu. Hastanelerin görüşlerini dikkate alan bakanlık bu konuda
esneklik getirdi.

Türkiye’de çalışmak için başvuran yabancı doktor ve hemşirelerde ilk etapta sadece Türkçe bilmeleri istenecek. Bu kişilerden dil sınavı başarı belgesini 1 yıl süre içinde temin etmeleri istenecek. Bir yıl içinde Türkçe dil sınavında başarı olanlar çalışmaya devam edecek.

Sağlık Bakanlığı, 'Yabancı Sağlık Meslek Mensuplarının Türkiye’de Özel Sağlık Kuruluşlarında Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’ Resmi Gazete'de yayımlandı. 22 Şubat 2012’de çıkarılan ilk yönetmelikte Türkiye'de özel sağlık kuruluşlarında yabancı hekimlerin çalışabilmesi için diploma ve/veya uzmanlık belgelerinin denkliği, ilgili merci tarafından onaylanması ve bakanlıkça tescil edilmesi; Türkçe Dil Sınavı'nda Avrupa Dil Portfolyosu kriterlerine göre (B) veya üzeri seviyede başarılı olmaları gerekiyordu. Yönetmelikte yapılan değişiklikle birlikte yabancı doktorların Türkçe Sınavı'ndan B veya üzeri seviyede başarılı olma kriterinde düzenleme yapıldı.

Maddede yapılan değişiklikle; yabancı doktor, hemşire ve sağlık çalışanlarının görev yapabilmesi için ilk etapta Türkçe bilmesi yeterli. İlk etapta yabancı sağlık çalışanları ilgili merci tarafından diploma ve/veya uzmanlık belgelerinin denkliğinin kabul edildiğini gösterir belgeyi kurumlara sunacak. Bu kişilerden istenen üniversitelerin Türkçe öğretimi uygulama ve araştırma merkezleri tarafından yapılan Türkçe Dil Sınavı'nda Avrupa Dil Portfolyosu kriterlerine göre (B) veya üzeri seviyede başarılı olduğuna dair belge başvuru tarihinden itibaren en geç bir yıl içerisinde temin edilebilecek. Bu süre sonunda belge ibraz edilmemiş ise İl Sağlık Müdürlüğü personel çalışma belgesi iptal edecek. Türkçe eğitim veren öğretim kurumlarından mezun olanlardan bu belge istenmeyecek. Türkiye'de ilk defa meslek icra edecekler, geldikleri ülkenin yetkili makamlarından alacakları ve kanunen mesleğini yapmaya engel halinin bulunmadığını gösterir belgeyi başvuru tarihinden önceki bir yıl içerisinde Türkiye’deki öğretim kurumlarından mezun olanlardan istenmeyecek. Ayrıca bu belge başvuru tarihi itibarıyla beş yıldır Türkiye’de kesintisiz ikamet ettiğini belgeleyenler ve ülkelerindeki olağanüstü hal nedeniyle Türkiye’ye sığınmış olanlardan istenmeyecek.

SURİYELİ SAĞLIK ÇALIŞANLARINDAN MESLEĞİNİ İCRAYA YETKİYİ OLDUĞUNA DAİR BELGE İSTENECEK


Yönetmelikte ayrıca 'Suriye uyruklu sağlık meslek mensuplarının muafiyet durumu'nda da düzenleme yapıldı. Suriye'de yaşanan olaylar sebebiyle Türkiye'de geçici koruma altına alınanlar için Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından kurulan barınma merkezlerinde çalışmak isteyen Suriye uyruklu sağlık meslek mensupları, sadece mesleğini icraya yetkili olduğuna dair belge ibraz edecek. Daha önce bu kişilerden istenen diploma ve/veya uzmanlık belgelerinin denkliği onaylanmış ve bakanlıkça tescilleri yapılması, mesleğini icra etmesine kanunen engel hali bulunmaması, üniversitelerin Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezleri tarafından yapılan Türkçe Dil Sınavı'nda Avrupa Dil Portfolyosu kriterlerine göre (B) veya üzeri seviyede başarılı olması ve hekimler için zorunlu mesleki malî sorumluluk sigortası yaptırma gibi kriterler artık istenmeyecek. Bu kişilerden Türkiye’de çalışma ve ikâmet izni almış olması istenecek.

"DÜZENLEMEYİ BİZ TALEP ETMİŞTİK OLUMLU SONUÇLARI KISA SÜREDE GÖRÜLECEK"

Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Genel Başkanı Reşat Bahat, düzenlemenin olumlu olduğunu kaydetti. Eski düzenlemede ABD, Fransa ve İngiltere’den doktor getirileceği zaman önce Türkçe öğrenmeleri istendiğini belirten Bahat, "Bu pek mümkün değildi ve pratikte bir faydası olmuyordu. Ama yabancı doktorlar ve sağlık çalışanları Türkiye’ye gelip iyi çalışma imkanları ve güzel hastaneler, teknolojik alt yapı ve ülkesinde kazandığı paranın daha fazlasını kazanabileceğini gördüğü zaman burada zaten Türkçe öğrenerek kalmak istiyor ve onun içinde emek harcıyor." diye konuştu. Yabancı doktorların özel hastanelerde çalışacağı ve hastalarını memnun etmeleri gerektiğini belirten Bahat, "Hastalarda anlaşamayan bir doktorun şansı olamayacağı için Türkçe öğrenecek. Bu nedenle düzenlemenin olumlu olduğunu düşünüyorum. Sayın Bakanımızdan böyle bir düzenleme talep etmiştik. Bu değişikliğin yapıldığı için çok teşekkür ediyoruz." dedi.

Tıp fakültelerinin bu hızla gitmeleri ile birlikte 2023 yılında sağlıkta personel ihtiyacını karşılayabileceğini belirten Bahat şunları söyledi; “ancak biz 2013 yılındayız. Hekimlerimiz yoruldu. 250 bin doktora ihtiyacımız var. 125 bin doktor sayımız var ama 106 bini aktif. Bunları son 10 yıldır 2-3 katı çalıştırıyoruz. Hepsi gerildi yoruldu. Bunları rahatlatmak lazım. Hekim bulmakta zorlanıyoruz. Vatandaşların talebi de çok ciddi. Bu talebi karşılamak için hekime ihtiyacımız var."

Alıntı: Bugün