29 Ekim 2009 Perşembe

MASKE KULLANILMALI MI?

UZMANLARA göre, virüse karşı tedbir amacıyla maske takılmalı.
Görüşler şöyle:
CERRAHİ MASKE YETER: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı'ndan Doç. Dr. Önder Ergönül, domuz gribi ile ilgili maske konusuna açıklık getirdi. Ergönül, 'Havalimanlarında, sokakta vatandaşların maske taktığını görüyoruz. Bunun bir manası yok. Sağlık çalışanları aşı henüz gelmemişken hasta bakılan polikliniklerde maske takılabilir. Çocuk evde hasta iken diğer aile üyeleri takabilir. Cerrahi maske veya standart maskeler kullanılabilir' dedi.
BUGÜNLERDE TAKILMALI: İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Erk ise maskenin önemli bir koruyucu tedbir olduğunu belirterek şunları söyledi: 'Bu hastalık genelde ağız yoluyla bulaştığı için maske koruyucudur. Özellikle kahvehane, alışveriş merkezleri, otobüsler, camiler gibi kalabalık yerlerde takılmalı.' Mete YILMAZ/AKŞAM

20 Ekim 2009 Salı

Domuz gribi nedir?

“Domuz giribi” domuzlar arasında dolaşımda olan grip (influenza A) virüslerinden biriyle gelişen ve salgınlar şeklinde karşımıza çıkan domuzların solunum sistemi hastalığıdır. Domuzlarda öldürücülüğü düşük (%1-4)tür. H1N1, H1N2, H3N2, H3N1 son yüzyılda domuzlarda hastalık yapan İnfluenza A alt tipleridir. Bugünlerde insanlara da bulaşan İnfluenza A H1N1 virüsü, 1930’lu yıllardan beri domuzlarda hastalık yapmaktadır. Köken olarak kuş kaynaklıdır. İnfluenza A virüslerinin doğadaki asıl kaynağı kuşlardır.
Kuşlar dışında domuzlarda ve genetik değişiklikler geçirdikten sonra insanlarda hastalık yaparlar. Virüs, bir canlı türünde hastalık yapmaya ve bireyden bireye bulaşmaya başladıktan sonra artık tamamen o canlı türüne daha iyi adapte olacak şekilde evrimini sürdürür ve giderek farklılaşır. Bu nedenle domuz, insan ve kuşlarda görülmekte olan İnfluenza A H1N1, kökeni aynı olmakla birlikte artık farklı virüslerdir. Görüldükleri canlının ismiyle anılırlar. Devam eden evrimi içerisinde İnfluenza A virüsleri adapte oldukları canlıdan duyarlı olan başka bir canlı türüne bulaşma yeteneği kazanabilir. Örneğin domuzlarda solunum sistemi hastalığı yapmakta olan İnfluenza A H3N2 tipi virüs, domuzlara ilk olarak insanlardan bulaşmıştır, zaman içerisinde değişerek domuzlara adapte olmuştur.

“Domuz gribi” insana nasıl bulaşır?

Evrimsel süreç içerisinde sürekli olarak özelliklerini değiştiren İnfluenza A virüsü tipleri, insana domuzların solunum salgılarıyla yakın temas sonucu bulaşır. Nitekim İnfluenza A H1N1 de birkaç ay öncesine kadar bu şekilde bulaşarak insanda hastalık yapmaktaydı. Ancak domuzdan hastalık alan insandan ikinci bir kişiye bulaşması çok nadir görülen bir durumdu. Çünkü virüs domuzdan insana bulaşıp hastalık yapabilse de insandan insana kolayca bulaşabilme yeteneğine sahip değildi. Bugünlerde çok sayıda insanın hastalanması, domuz İnfluenza A H1N1 virüsünün artık insandan insana bulaşabilme yeteneği kazanmış olduğunu göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemi alarm düzeyini 4’e çıkartması da bundan kaynaklanmaktadır. Bu noktadan sonra beklenen, domuz İnfluenza A H1N1 virüsünün insana adapte olması ve gittikçe daha kolay bir şekilde insandan insana bulaşabilme yeteneği kazanmasıdır. Ortaya çıkan her bir insan vakası virüsün insana uyum sağlama yeteneğini artırmasına yardımcı olacaktır.

İnfluenza A virüsü neden bu kadar çok değişim göstermektedir?

Canlı hücrelerinde çoğalma sırasında genetik materyal kopyalanmaktadır. Kopyalama işlemi sırasında bir takım genetik hatalar oluşması kaçınılmazdır. Pek çok canlı bu kopyalama işlemi sırasında ortaya çıkan genetik hataları düzelten proteinlere sahiptir. Ancak İnfluenza A virüsü bu düzeltme mekanizmasından yoksundur. Bu nedenle de genetik değişikliklere, mutasyonlara çok yatkındır. Genetik materyalde ortaya çıkan değişiklikler virüsün yapısının değişmesine böylelikle farklı bir takım özellikler (örneğin başka canlılara bulaşma yeteneği, ialçlara direnç yeteneği vb)kazanmasına ve tekrar tekrar aynı canlıyı enfekte edebilmesine neden olmaktadır. Özetle sık sık değişim göstermek virüsün doğasından kaynaklanmaktadır.

Domuz gribinin insanlardaki belirtileri nelerdir?

Aslında belirtiler insan gribinde (mevsimsel grip) gördüklerimizden farklı değildir. Ani başlayan ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrıları, baş ağrısı, kuru öksürük klasik belirtilerdir. Daha az sıklıkla boğaz ağrısı, burun akıntısı, ishal, bulantı kusma görülebilir.

Belirtiler aynı ise domuz gribine nasıl tanı konabilir?

Bunun için hastalardan alınan boğaz çalkantı suyunda ayrıntılı genetik testler yapmak gerekir. Ancak bu özel laboratuarlarda yapılabilen pahalı bir testtir. Bugün için ülkemizde grip belirtileri gösteren her hastada bu testlerin yapılması kesinlikle gereksizdir. Ancak domuz gribinin görüldüğü ülkelere seyahat etmiş veya şüpheli kişilerle temasta bulunmuş hastalarda bu test çalışılmalıdır.

Domuz gribi insanlarda ne kadar öldürücüdür?

Bu konuda yeterince bilgimiz henüz yok. Virüs sürekli değişim gösterdiğinden kesin bir şey de söylenemez. Başlangıçta hafif seyreden, çok az sayıda kişide ölüme neden olan virüs bir süre sonra daha ölümcül hastalık yapma yeteneği kazanabilir. Nitekim 40-50 milyon insanın öldüğü tahmin edilen 1918 İspanyol gribi salgınında başlangıçta hafif seyirli hastalık yapan virüs 3-4 ay içerisinde çok ağır enfeksiyon yapma yeteneği kazanmıştır.

Domuz gribinden korunmak mümkün mü?

Domuz gribinin domuzlarda etkili bir aşısı var ancak insanlarda hastalık yapmasını önleyen bir aşısı henüz yok. 2005-2006 yıllarında yaşanan kuş gribi (İnfluenza H5N1) salgını sırasında büyük tecrübeler kazanıldı. Tüm kuruluşlar öncesine göre çok daha hazırlıklı. Domuz H1N1 virüsüne karşı aşı çalışmaları da hemen başlatıldı. Bugünden 4-6 ay sonra kitleleri aşılayabilecek miktarda aşı üretilebilir. Ancak aşı insanları korumada yeterli olmayabilir. Tüm insanları aşılamaya yetecek kadar aşı üretmek olanaksız olduğu gibi virüs sürekli değişim geçirdiğinden bir süre sonra aşının koruyucu etkisinden kendini kurtarabilir.Gerek mevsimsel insan gribinden gerekse böyle yeni ortaya çıkan grip virüslerinden korunmak için en etkili yol genel hijyen kurallarına uymak ve gerekli durumlarda maske takmaktır. Grip virüsleri insandan insana solunum salgıları (damlacıklar) aracılığıyla bulaşır. Hasta kişinin virüs içeren solunum damlacıkları en fazla bir metre uzağa gidebilir. Bu yüzden hasta kişilere bir metreden daha fazla yakınlaşmamak, yakınlaşılacak ise maske (basit cerrahi maske) takmak gereklidir. Bundan önemlisi el temizliğidir. Hasta kişilerden saçılan damlacıklarla kirlenmiş cansız yüzeylerde (koltuk, masa, telefon, kapı kolu vb) virüs 2 saat kadar canlılığını korur. Sağlıklı kişiler bu yüzeylere temas ettikten sonra ellerini yıkamadan gözlerine, burun veya ağızlarına götürdüklerinde virüsle enfekte olurlar. Bu nedenle eller sık sık su ve sabunla yıkanmalı veya alkol içeren (örn. kolonya) mendiller ile silinmelidir. El temizliğinde alkol kullanıldığında; ellerin kuru olmasına ve alkol ellerde kendiliğinden kuruyana kadar bir yere temas edilmemesine özen gösterilmelidir. Salgın durumlarında hasta kişilerle temastan, el sıkışmak, öpüşmek gibi sosyal iletişimden kaçınılmalıdır. Grip olan kişiler mutlaka maske takmalı, öksürürken veya hapşırırken ağızlarını bir mendille kapatmalı ve mendili hemen çöpe atıp ellerini temizlemelidir. O an için mendil bulunamazsa ağız ve burun elle kapatılmalı ve sonrasında eller yıkanmalıdır. Grip olan kişiler işe veya okula gitmemeli, şikayetleri geçene kadar kalabalık ortamlara girmemelidir.Bunun dışında tüm enfeksiyonlardan korunmada olduğu gibi, vücut direncini yüksek tutmak, iyi uyumak, bol sıvı içmek, hareket etmek ve iyi beslenmek virüse karşı direnci artıracaktır.

Hasta kişiler ne kadar süreyle virüsü bulaştırıcıdır?

Hastalar şikayetleri başlamadan 1-2 gün önceden grip virüsünü bulaştırmaya başlarlar. En fazla bulaştırıcılık belirtilerin başladığı ilk günlerdedir. Bulaştırıcılık 7 güne kadar uzar. Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler ve çocuklar çok daha uzun süre (10 günden uzun) virüsü etrafa saçabilirler. Bulaştırıcılığı önlemek için en ideali tüm belirtiler tamamen geçene kadar hasta kişilerin toplumla temas etmemesidir.

Domuz gribinin tedavisi var mı?

İnfluenza enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan farklı gruptan ilaçlar mevcuttur. Domuz virüsüne karşı bu ilaçların etkisiz olduğuna dair bir veri henüz elimizde yok. Ancak virüs değişim göstererek başlangıçta duyarlı olduğu ilaçlara karşı direnç kazanabilir. Dünya Sağlık Örgütü bunu yakından takip etmektedir. Grip olan kişilerin ilaçtan fayda görebilmeleri için ilacın belirtiler başladıktan sonraki ilk 48 saat içinde başlanması büyük önem taşır. İlaç(lar) ne kadar erken başlanırsa sonuç o kadar iyi olmaktadır.



Kaynakça:

http://www.cdc.gov/swinefluPork checkoff vol: 2 no:6 Jan 2004Influenza. Mandell GL, Bennet JE, Dolin R (eds). Principles and Practice of Infectious Diseases. 6th ed. Elsevier Inc. Philadelphia 2005.



YAZI ANKARA TABİP ODASI WEB SİTESİ'NDEN ALINMIŞTIR.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Domuz gribi ile ilgili bir haber....

İngiltere’ de bin 500 hemşire ile yapılan bir araştırmada hemşirelerin üçte birinin domuz gribi yaptırmak istemediği, yüzde 33’ ünün kararsız oldukları ve yüzde 37’ sinin ise aşıyı yaptırmak istedikleri ortaya çıktı. Aşıya karşı çıkanların yüzde 60’ ı buna sebep olarak aşının yan etkilerini göstermişler. Bu araştırma doktorlar arasında yapılmış olsaydı sanırım sonuç bundan pek de farklı olmazdı.Aşının hem gerekliliğine hem etkinliğine ve hem de yan etkilerine karşı ciddi endişeler var.Her şeyden önce domuz gribinin her yıl görülen olağan grip kadar öldürücü olmadığı ortaya çıktı. Olağan gripten her sene 250-500 bin kişi ölürken, domuz gribinden tüm dünyada ölen insan sayısı 1.500 kadar. Bir başka deyişle domuz gribinden ölüm ihtimali binde 4.İkincisi domuz gribi aşınsın ne ölçüde koruyucu olacağı bu aşamada kesin olarak bilinmiyor. Domuz gribi ciddi bir mutasyona uğrarsa aşının etkinliği de o nispette azalacak ve hatta belki de tamamen etkisiz kalacak.Üçüncüsü de domuz gribi aşısının çok ciddi yan etkileri olabileceği ileri sürülüyor. Bugün bu aşısının ülkemizde hiç dile getirilmeyen çok önemli bir sakıncasından bahsetmek istiyorum.Grip aşılarına tıp dilinde adjuvan adı verilen ve vücudun aşıya daha fazla tepki vermesini sağlayan maddeler ekleniyor. Alüminyum ve skualen bunlar içinde en çok kullanılanlar.Aşılara adjuvan eklenmesi teorik olarak mantıklı, çünkü bu sayede kısa zamanda az sayıda virüsle aşı üretmek ve böylece de daha az virüs antijeni ile daha çok insanı aşılamak mümkün oluyor.Ancak bu işlemin çok tehlikeli yan etkileri var. Bu sebeple de Avrupa’ da üç çeşit aşıda skualen kullanılıyor olsa da Amerika’ da bu maddelerin aşılara eklenmesine kesinlikle müsaade edilmiyor.Oysa medyada domuz gribi aşısı üreten şirketlerin en az ikisinin (Novartis ve GlaxoSmithKline), hazırladıkları aşıda adjuvan kullanacakları haberleri yer aldı.

İYİ SKUALEN KÖTÜ SKUALEN

Skualen aslında vücudumuz için yabancı bir madde değil. Karaciğerde yapılıyor ve kolesterol metabolizmasında da rolü var, sinir siteminde ve beyin dokusunda bulunuyor. Skualen ayrıca zeytinyağı, köpekbalığı karaciğeri ve birçok doğal besin desteğinde var olan ve antioksidan özelliklere sahip bir yağ molekülü. İsterseniz buna ‘iyi skualen’ diyelim.Vücuda enjekte edilen skualenin ise karaciğerde sentez edilen veya besinlerle alınan skualen gibi faydalı değil, aksine oldukça zararlı olduğunu gösteren pek çok bilgi var. Bu yüzden isterseniz ona da ‘kötü skualen’ diyelim.İyi skualen ve kötü skualen arasındaki en önemli fark bunların insan vücuduna giriş yolları.Skualen besinlerle sindirim sisteminden vücudumuza girerse hiçbir sorun olmuyor, ama bunun aşılarda olduğu gibi derialtına veya kas içine zerk edilmesi bağışıklık sistemini vücuttaki tüm skualene saldıracak şekilde harekete geçmesine yol açabiliyor.Bağışıklık sistemi vücutta sinir sisteminde tabii olarak bulunan ve sağlıklı bir hayat için elzem olan ‘iyi skualen’ de dâhil tüm skualen moleküllerini tahrip etmeye başlayabiliyor.Körfez Savaşı’ na katılan sayısız Amerikalı askerde ortaya çıkan ve Körfez Savaşı Sendromu adıyla bilinen hastalığın da bu kişilere yapılan ve skualen ihtiva eden şarbon aşısından kaynaklanabileceği düşünülüyor.Körfez Savaşı Sendromu, vücudu tahrip eden oto-immun bir hastalık. Bu kişilerde eklem iltihabı, kas ağrıları, deri döküntüleri, lenf bezlerinde büyüme, kronik yorgunluk, kronik baş ağrıları, vücuttaki kılların dökülmesi, iyileşmeyen deri yaraları, hafıza kaybı, sara nöbetleri, kansızlık, ruhsal ve sinirsel problemler, nefes darlığı, kronik ishal, gece terlemesi, ateş ve daha pek çok rahatsızlık gelişiyor.Burada vurgulanması gereken çok önemli bir şey de bu hastalığın çok müphem belirtilerle başlayıp uzun bir sürede (yıllar içinde) gelişmesi. Bu sebeple de skualenin birkaç haftalık dönemde herhangi bir yan etki göstermemesi onun güvenilir olduğunun bir kanıtı değil.Savunma Bakanlığı skualen ile Körfez Savaşı Sendromu arasındaki ilişkiyi reddetse ve bunun başka sebepleri (sinir gazları, kimyasal silahlar, zehirli gazlar, uranyum…) olabileceğini iddia etse de, bu hastalığa tutulan askerlerin yüzde 95’ inin kanlarında skualene karşı antikorlar oluştuğunun gösterilmesi her şeyi apaçık ortaya koyuyor.Tavşanlarda yapılan araştırmalarda da tek bir kez zerk edilen skualenin bile oto-immun bir hastalık olan romatoit artrite sebep olduğunun belirlenmesi de bunu destekleyen bir başka kanıt.
Aylar öncesinden 20 milyon doz domuz gribi aşısı siparişi veren Sağlık Bakanlığı’na birkaç sorum var.
Bir: Aşı hangi firmadan alınıyor ve bunun için kaç lira ödenecek?
İki: Sağlık Bakanlığı’ nın ısmarladığı aşıda Amerika’ da yasak olan bu adjuvan madde (skualen) var mı?
Üç: Eğer varsa Sağlık Bakanlığı’ nın skualenin emniyeti konusundaki fikri nedir?

Prof .Dr.A.Rasim Küçükusta

Domuz gribi (H1N1) aşısı hakkında bilinmeyenler

Sağlık bakanı Akdağ: Biz domuz gribi aşısını satın alma konusunda, önde gelen ülkelerdeniz
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, domuz gribine yönelik aşı üretecek firmalarla görüştüklerini bildirerek, ``Biz aşıyı satın alma konusunda masaya oturmuş, önde gelen ülkelerden biriyiz`` dedi. http://www.tumgazeteler.com/?a=5189868

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, 35-40 milyon doz domuz gribi aşısı almayı planladıklarını, aşısının ilk partisinin Ekim ayında Türkiye'ye getirileceğini söyledi. http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=12585355

Dünyadaki diğer ülkeler, domuz gribinin laboratuvarda biyolojik silah olarak üretildiğini ve insanlığın başına bela edildiği yazıyor. Domuz gribi aşısı da henüz geliştirilen ve içeriği açısından ölümcül tehlikeleri olan bir ürün. Şimdiye kadar üç firma üretim yapmış: GlaxoSmithKilne firmasının Pandemrix, adlı aşısı. Baxter International’ ın H1N1 aşısı. Her ikisininde henüz lisansı yok. Avrupa ilaçlar kuruluşu tarafından onaylanmamış. Novartis tarafından üretilen Influenza A (H1N1) 2009 Monovalent . Amerikan’nın bazı eyaletlerinde zorunlu aşılamaya karşı tepkiler artıyor. Aşılardan ölümler meydana gelmekte. İngiltere ülkesinde kesinlikle böyle bir uygulama yapmayacağını söylüyor. Diğer ülkelerdede durum farklı değil.
Bu aşılar yapıldıgı takdirde:
- Guillain-Barre sendromu
- Vaskülit
- Felç
- Anafilaktik şok
- ve ölüme neden olabileceği duyuruluyor.
Ayrıca Novartis firmasının geliştirdiği ilacın yan etkilerini Novartisin kendi laboratuvar sonuçlarından okuyabilirsiniz. http://www.fluscam.com/Vaccine_Package_Inserts_files/Novartis_A-H1N1_2009_Monvalent_VaccinePackageInsert_BasedOn1980Approvalfor%20Fluvirin_UCM182242.pdf

Yukarıdaki siteden Novartis’in kendi resmi evrağında bulunan yan etkilerden bazıları:
*Local injection site reactions (including pain, pain limiting limb movement, redness, swelling, warmth, ecchymosis, induration)
*Hot flashes/flushes
*Chills*Fever
*Malaise
*Shivering
*Fatigue
*Asthenia
*Facial edema.
*Immune system disorders
*Hypersensitivity reactions (including throat and/or mouth edema)
*In rare cases, hypersensitivity reactions have lead to anaphylactic shock and death
*Cardiovascular disorders
*Vasculitis (in rare cases with transient renal involvement)
*Syncope shortly after vaccination
*Digestive disorders
*Diarrhea
*Nausea
*Vomiting
*Abdominal pain.
*Blood and lymphatic disorders
*Local lymphadenopathy
*Transient thrombocytopenia.
*Metabolic and nutritional disorders
*Loss of appetite.
*Arthralgia
*Myalgia
*Myasthenia
*Nervous system disorders
*Headache
*Dizziness
*Neuralgia
*Paraesthesia
*Febrile convulsions
*Guillain-Barré Syndrome
*Myelitis (including encephalomyelitis and transverse myelitis)
*Neuropathy (including neuritis)
*Paralysis (including Bell’s Palsy)
*Respiratory disorders
*Dyspnea
*Chest pain
*Cough
*Pharyngitis
Rhinitis
*Stevens-Johnson syndrome
*Pruritus
*Urticaria
*Rash (including non-specific, maculopapular, and vesiculobulbous).
Dünya ise gribe karşı vitamin takviyesi ve geçmişte kullanılan ilaçlarla çözüm sunuyor. Domuz gribi ve tedavisi ile ilgili yakınlarımızı bilgilendirelim.

13 Ekim 2009 Salı

Yeşil kart 1 yıl sonra kalkıyor

Uzun yıllardır tartışmalara konu olan yeşil kartın kaldırılmasında geri sayım süreci başladı. 1 Ekim 2010'dan itibaren yeşil kartı kaldırmaya ve bu konudaki tüm sorumluluğu üstlenmeye hazırlanan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), internet sitesi üzerinden bilgilendirme çalışmalarına da başladı. SGK, gelecek yıl "gelir tespit testi"ni geçemeyen ve bu teste girmeyen yeşil kartlıların prim ödemek zorunda kalacağı uyarısında bulunurken, artık sağlıkta primlerin devlet tarafından karşılanması için asgari ücretin üçte biri kadar bir gelirin bulunması koşulunu arayacak. Daha fazla geliri olanlar ise prim ödemekle yükümlü olacak. Yani yeşil kart kaldırılıp yerine 'gelir tespit testi' getirilecek. Bu testte kriterleri karşılayanların genel sağlık sigortası primlerini devlet ödeyecek. Bu sınırı geçenlerse SGK'ya prim ödemek zorunda olacak. 2010 yılı, yeşil kartın son yılı olacak. Gelecek yıl 1 Ekim'den itibaren yeşil kart tarih olacak. Bu tarihten itibaren primlerini ödemeye gücü yetmeyenlerin, genel sağlık sigortasından yararlanmaları için primleri devlet tarafından karşılanacak; ancak bu kişiler yeşil kartlı olarak ayrı bir kategoride yer almayacak. SGK da yeşil kartın son yılında internet sitesinden bilgilendirme yapmaya başladı. Sitede yer alan bilgilere göre, yeşil kartlı yurttaşların 1 Ekim 2010'dan itibaren nereye başvuracakları SGK tarafından bildirilecek. Halen aile içindeki gelirin kişi başına düşen aylık tutarı, brüt asgari ücretin üçte birinden az olanlar yeşil kart kapsamında bulunuyor. Aynı kriterin, genel sağlık sigortasında primi devlet tarafından karşılanacak kişiler için de aranması öngörülüyor. Testi geçemeyene prim öderYeşil kart sonrası dönemde, yurttaşların prim ödeyip ödememesi gerektiğinin belirlenmesi için gelir tespit testi gündeme gelecek. Bu testte harcama, gelir, tüketimle ilgili olarak bireylere çeşitli sorular yöneltilecek. Bu testin sonuçlarının yanı sıra kişinin kayıtlı olan gelir ve giderleriyle ilgili olarak bir araştırma da yapılacak. Ayrıca kişinin yaşadığı yere gidilerek, yerinde denetimle bireyin yaşam standartları saptanacak. Söz konusu test ve denetimler her yıl güncellenecek ve tekrarlanacak. Bir yıllık dönemde kişinin standartlarında bir değişiklik olması durumunda, verilecek destek de kesilecek. Gelir testini yaptırmayı kabul etmeyenlerin asgari ücretin iki katı üzerinden gelirleri varmış gibi kabul edilecek ve buna göre de kendilerinden prim tahsilatı yapılacak.

REFERANS

Ve skandal basında

Kızamıkçık aşısı ve kürtaj olmak zorunda kalan gebeler...


Radikal.. 9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=RLE1rY5Mw6EiuZkg1SKXDA..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2


Cumhuriyet..9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=rRpf-uuhVLffttWbpJZzBw..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2


Sabah..9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=XlmNQ6GQXKhHD1606Suwbg..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2


Yeni asır..9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=RLE1rY5Mw6HpYih0B_zHIw..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2


Yeni asır..10 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=HA8hYQmtRQCSePM9SrwYYQ..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2


Milliyet..13 ekim 2009
http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1149810&Date=13.10.2009&b=60 kadini kurtaja zorlayan skandal &KategoriID=15

İzmir'de sağlık skandalı

Aile hekimliğine geçilmesinin ardından; İzmir'de sağlık alanında yapılan yanlışlar devam ediyor.Önce aile hekimleri tarafından yapılması gereken hizmetlerin tam uygulanamaması sonucu ,tüberküloz vakaları ;yıllar sonra İzmir'de artmaya başladı.Yaz aylarında Türk Toraks Derneği İzmir Şb. tarafından aile hekimliği uygulamasıyla ,koruyucu hekimliğin arka planda kaldığı ve İzmir'de vaka sayısında artış görüldüğü bildirildi.Dernek , verem savaş dernekleri sisteminin güçlendirilmesini ve gözden geçirilmesini istedi.Zira verem savaş derneklerinin ve aile planlaması merkezlerinin (AÇSAP) ;zaman içinde kapatılması gündemdeydi.
Şimdide kızamıkçık aşısı skandalı...Sağlık Bakanlığı'nın düzenlediği kızamıkçık aşısı kampanyası sonucu birçok merkezde ,gebelere de aşı uygulandı.Bu aşının gebelerde kullanılmaması gerekirken yapılan aşılama sonucu birçok gebe kürtaj oldu.Bu durum il müdürlüğüne ayrıntılı olarak rapor edildi(Hangi kişi, hang, aile hekimince ,hangi tarihte aşılandı..).Ancak il müdürlüğü bu kürtajların aşılarla ilgili olamayacağını ve daha detaylı araştırılması gereken bir durum olduğunu belirtti.işte yazılar:
İzmir Tabip Odası sayfasından....
http://www.izmirtabip.org.tr/images/docs/kizam.pdf

5 Ekim 2009 Pazartesi

Sağlıkta poliçe devri açılıyor

Sağlıkta tamamlayıcı sigorta açılımı

04.09.2009

Tamamlayıcı sağlık sigortasıyla birlikte, sosyal devlet kavramı temel teminat paketi dışına taşınabilir; paket üzerinde kalan kısım için alternatif planlar hazırlanarak GSS içinde verilmesi konusunda kamusal baskı oluşturulabilir.Genel Sağlık Sigortası (GSS)nın tüm sağlık risklerini karşılayamaması üzerine alternatif olarak geliştirilen tamamlayıcı sağlık sigortası, sağlık riskinin önceden, paylaşılarak ve dolaylı ödemeyle yapılmasını öngörüyor. Özel sağlık sigortacılığı modellerinden biri de tamamlayıcı sağlık sigortası. Fransa, İrlanda, Danimarka, Almanya, İsveç, Lüksemburg gibi ülkelerde uygulanan sigorta modeli, kamunun karşıladığı payın üzerindekini tamamen ve kısmen karşılıyor. Tamamlayıcı sağlık sigortasıyla birlikte, GSS mali risklerinin paylaşılması hedefleniyor. Ayrıca GSS’de oluşabilecek talepler, tamamlayıcı sağlık sigortasına kanalize edilebiliyor. Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği Danışmanı Dr. Haluk Özsarı tarafından verilen bilgilere göre, özel sağlık sigortalısı kişi sayısı 1997 yılında 528 bin’den, 2008’de 1 milyon 297 bin’e yükseldi. Yine 1997 yılında 40 olan özel sağlık sigortası şirketi sayısı 2008’de 32’ye geriledi. Özel sağlık primi içinde sağlık sigortacılığı prim oranı geçen yıl %11.3 olarak ölçüldü. Sağlık harcamalarındaki sürdürülebilirliğe dikkat çeken Özsarı, dünyada 40 yılda (1960-2000) sağlık harcamalarında 3 kat artış olduğunu; Prof. Dr. Mehmet Tokat’ın 1992-1998 yılları arası çalışması ile “Hospital Manager” dergisinde Ocak 2009’da yayınlanan “City of London College” Uzmanları Çalışması’na göre, Türkiye’de ise 16 yılda (1992-2008) harcamaların 8.45 kat arttığını kaydetti. “National Health Care Anti-Fraud Association” verilerine göre, ABD’de 2006 yılı kaçak/sahtekârlık miktarının 170 milyar USD (sağlık harcamasının %10’u) tahmin edildiğini belirten Özsarı, bazı yaygın kaçak/sahtekârlık yöntemlerini “birden fazla faturalama, farklı teşhis, üst kodu kullanma, paketten çözme, hasta paslaşma, hasta sevkinden komisyon, hasta kiralama” olarak sıraladı.

Uygulamanın tehditleri neler?
Tamamlayıcı sağlık sigortası sisteminin bazı tehditlerine de dikkat çeken Özsarı, sosyal devlet kavramının temel teminat paketi dışına taşınmak istenebileceğini, temel teminat paketi üzerinde kalan kısım için alternatif planlar hazırlanarak GSS içinde verilmesi konusunda kamusal baskı oluşturulabileceğini ifade etti. Özsarı, sistemin diğer tehditlerini şöyle sıraladı:“Özel sigorta şirketlerinin başlangıçta yaşayabilecekleri fiyatlandırma sorununu çözmeden, çok değişkenli, çok alternatifli planlara yönelerek hata paylarını yükseltmeleri riski ile karşılaşılabilir. Özel sağlık sigortası şirketlerinin, kendi pazarlama stratejilerine göre alternatif poliçeler hazırlarken ortaya çıkabilecek rekabet denetim mekanizmalarıyla yeterince desteklenmeyebilir; ayrıca temel teminat paketi katılım oranları, çok düşük/çok kısıtlı tutulmamalıdır.”

Nasıl yararları var?
Dünyada hiçbir sosyal sigorta sisteminin tüm sağlık risklerini karşılayamadığını belirten Özsarı, karşılanamayan durumlar için öngörülen tamamlayıcı sigortada riskin paylaşılarak, risk öncesi, dolaylı ödemeyle yapılandırıldığını kaydetti. Tamamlayıcı sağlık sigortasının, sağlık hizmetinin kalitesi üzerinde fiyat nedeniyle oluşacak baskıları azaltacağını öne süren Özsarı, hizmet alan kişilerin hekim ve hastanesini seçme konusundaki sınırlarını genişleteceğini belirtti. Özsarı, uygulamanın yararlarını şöyle anlattı:“Ödemelerin tümü, provizyon sürecine dayalı olarak yapılacağından prospektiv kontrol ve ek yatırım yapılmadan GSS ile deneyim paylaşılmaktadır; hizmet sunucu kurumlardaki kapasite kullanımını arttırarak, maliyet avantajı sağlamaktadır; özel sağlık sigortalarının, daha ekonomik ve daha geniş bir yelpazede alternatif planları kapsayan özel anlaşmalarla ürün çeşitliliği yoluyla daha geniş kitlelere ulaşması sağlanmaktadır; kurumsal poliçelerde daha geniş kapsamlı ürünlere ve daha ekonomik fiyatlara yönelinerek işverenlerin çalışan memnuniyeti ile bağımlılığı arttırılmaktadır.”

“Farklı poliçeler geliştirilmesi lazım”
Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Sema Akgün, tamamlayıcı sigorta konusunun OHSAD’ın gündeminde yer aldığını bildirdi. Türkiye’deki tamamlayıcı sigorta için özel sigorta şirketlerinin hazır olduğunu belirten Akgün, şunları anlattı:“Tamamlayıcı sigortanın devreye girebilmesi için birtakım bürokratik değişiklikler gerekiyor. İlk başta fark ücreti üst sınırının olmaması gerekiyor. %30 veya %100 fark sınırının Kanun’a girme nedeni Türkiye’deki sağlık planlamasıydı, özel sektöre hekim transferini engellemekti. Ama zaten 15 Şubat ile birlikte özel sektörün yeni kadrolu hekim alması, yeni bölüm açması, yeni hastane açması engellenmiş durumda. Kamu bir frene bastı. Zaten artık kamudan özele hekim geçişi durduruldu. Fark sınırı ortadan kalkarsa en düşük gelir grupları için ayda neredeyse 2-3 paket sigara parasına bile alınabilecek poliçeler geliştirmiş durumda özel sigorta şirketleri. Farklı poliçeler geliştirilmesi lazım. En düşük alım gücü düzeyinden en yüksek alım gücüne göre farklı, sağlık kurum ve kuruluşlarında geçerli olacak poliçeler geliştirilmesi lazım. Bu poliçelerle de kamunun sağlık finansman yükü paylaşılmış olacak. Bunlar sadece özel sektörde değil, kamuda da geçerli olacak sağlık poliçeleri olacak. Hem kamunun sağlık harcamalarına da hastaneler bazında destek olacak; SGK’nın sağlık finansman açığına azaltıcı bir etkisi olacak ve tabana yayılmış olacak. Tamamlayıcı sigorta OHSAD’ın gündeminde. Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile görüşmelerimiz oldu. Çalışma Bakanlığıyla yapılan toplantıda SGK’da özel sigorta ve tamamlayıcı sigorta komisyonu kurulmasına karar verildi. Bu komisyon önümüzdeki haftalarda çalışmalarına başlayacak.”