2010 KPSS sorularının çalındığı ve kopya çekildiği iddialarıyla başlatılan soruşturmada hergün yeni bir skandal patlak veriyor.
KPSS ve Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) sorularının çalındığının saptanmasının ardından geçmiş yıllarda Yüksek Lisans (ALES - Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı) Sınav Soruları’nın da çalındığı ortaya çıktı.
Milliyet gazetesindeki habere göre 2010 KPSS’nın kilit isimlerinden Ispartalı Baki Saçı’nın ifadesinde KPSS sorularını “sana bir hediyem var” diyerek e-mail’ine gönderdiğini söylediği Berat Koşucu’nun, geçmiş yıllarda bir akrabasına da yine e-mail yoluyla Yüksek Lisans Sınav Soruları’nın geldiğini itiraf etti.
Savcılığın, gözaltına alınıp serbest bırakılan Saçı’nın ifadesinde ortaya çıkan bu gelişmeler üzerine soruşturmayı genişleterek, geçmiş yıllarda gerçekleştirilen ALES sınavlarını da soruşturmaya dahil ettiği öğrenildi.
Sınav sorularının çalınması ve kopya çekilmesinde Gülen Cemaatine bağlı kişilerin de bulunduğuna dair iddialarda bulunan Saçı verdiği ifadede şunlardan bahsetti;
“Yalvaç’ta lise son sınıfa giderken 2004 yılı içinde Gölcük Dershanesi’ne üniversiteye hazırlık için gittim. Dershanenin yöneticileri cemaatçi olup, Fethullah Gülen cemaatine bağlıydılar. Zamanla beni de bu cemaate yakınlaştırdılar. Ben bu şekilde cemaati tanıdım. Ancak, cemaat yönelik herhangi bir olaya karışmadım, herhangi bir etkinlikte bulunmadım.
'CEMAAT EVİNDE KALDIM'
Aynı yıl üniversiteyi kazanınca dershanenin müdür ve öğretmenleri Bursa’da ‘yerimiz, yurdumuz, evimiz var, senin bu evde kalmanı sağlarız. Ayrıca sana burs da veririz. Sana çeşitli imkânlar sunarız’ demeleri üzerine tavsiyelerine uyup ailemin ekonomik durumunun da iyi olmaması nedeniyle Bursa’da 4 yıl boyunca Fethullah Gülen cemaatine ait evlerde benim gibi öğrencilerle bir arada kaldık.”
Saçı, ifadesine şöyle devam etti: “4 yıl boyunca toplam 4-5 değişik evde değişik şahıslarla kaldım. Bu evlerde abilerimiz vardı. Bu abiler evi yönetiyordu, evin temizliğinden yemeğine kadar onlar yapıyordu. Bazen toplu namazlar kılıyorduk. Bana herhangi bir baskı yapılmadı. Dinsel, siyasal anlamda bir eğitim de almadım. Bursa’da kalmış olduğum süre içinde cemaatin üyesiydim. Ancak okul bittikten sonra ilişkimi kestim.
Arkadaşım Koşucu’nun bildiğim kadarıyla aynı cemaatle bağlantısı vardır ama ne derecede olduğunu bilemiyorum. Mustafa Süleyman İnanıcı’nın ise herhangi bir cemaatle bağlantısı yoktur. Soruların Koşucu’ya ne şekilde geldiğini bilemiyorum. Bu sorular belki cemaat bağlantılı da olabilir. Cemaatten birileri Koşucu’ya göndermiş olabilir. Ancak tam emin değilim.”
İlkokulu Sücüllü İlköğretim okulu, ortaokulu Yalvaç Anadolu İmam Hatip, liseyi Yalvaç Atatürk’te bitirdim. 2004’te Bursa Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünü kazandım. Mezun olduktan sonra 2008, 2009 ve 2010 yıllarında KPSS sınavlarına girdim. 2009’da aldığım puanla sözleşmeli öğretmen olarak atamam yapıldı. Kadrolu atanmam için 2010 KPSS’ye girdim. Yaşanan bu olaylar sonrası iptal edilen sınav da bu sınavdır.
‘SANA BİR SÜRPRİZİM VAR’
5 Temmuz 2010’da Sücüllü’deyken Ankara’da oturan arkadaşım Berat Koşucu aradı. ‘Sana bir sürprizim var. Senin işine çok yarayacak. Ankara’dan otobüs ile Yalvaç’a göndereceğim. Bu hediyemi al’ dedi. İlkönce kabul etmedim. Koşucu da o aşamada göndereceği hediyenin içeriğini söylemedi.
Ancak, sürekli ‘sana sürprizim var, senin işine çok yarayacak’ diyordu. Bu ısrarları üzerine teklifini kabul ettim ve kendisine Yalvaç’ta oturan ve ortak arkadaşımız olan Mustafa Süleyman İnanıcı’ya gönderebileceğini söyledim. Yalvaç Terminali’ne gitme durumum o gün için yoktu.
İnanıcı’yı telefonla arayarak, Koşucu’nun otobüs ile terminale paket göndereceğini, bu paketi almasını söyledim. Aradan bir gün geçti ancak paket gelmedi. Koşucu, ayın 7’sinde tekrar telefon açarak, paketi otobüs ile gönderemediğini, e-mail adresimi vermem halinde bu adrese gönderebileceğini söyledi. Zaten Koşucu e-mail adresimi de biliyordu.
Tahminime göre aynı gün e-mail adresime mail göndermiş. Telefonla da arayarak söyledi. Ben de İnanıcı’yı arayarak e-mail adresimi ve şifremi vererek açıp bakmasını ve daha sonra silmesini söyledim.
MAİLİ AL VE SİL
Daha önceden Koşucu bana, ‘gönderdiğim e-mail’i al ve sil’ demişti. Ayrıca geçmiş yıllarda Koşucu’nun bir akrabasına e-mail yoluyla bir yerlerden Yüksek Lisans Sınav Soruları’nın geldiğini bildiğim için bu durumdan da şüphe duyup belki başım belaya girer diye bu düşünceyle de İnanıcı’ya ‘baktıktan sonra sil’ dedim.
Bu görüşmeden bir gün sonra Yalvaç’a geldim ve Gökkuşağı internet kafeye giderek e-mail adresime girdim ve baktığımda Koşucu’dan herhangi bir mail gelmemişti. Sınav soruları gibi bir şey de yoktu.
O gün İnanıcı ilçe dışında olduğundan kendisiyle görüşemedim. 9 Temmuz’da kuyumcu dükkânına yanına gittim. Buradaki bilgisayarında bir kısım sorular gördüm. Bunlar benim e-mail adresimde değildi. İnanıcı’nın bilgisayarında kayıtlıydı. Gelişigüzel baktım. Soruları dahi okumadım.
Ancak, KPSS sınavına yönelik birçok sorular vardı. İnanıcı bana soruları Koşucu’nun gönderdiğini söyledi. O gün ikimiz de Koşucu ile görüşmedik. Aynı gün benim Bursa Mustafa Kemal Paşa ilçesine atamamın yapıldığını öğrendim.
İnanıcı’nın soruları başkalarına gönderip göndermediğini bilemiyorum. Ertesi gün de KPSS sınavına girdim. Daha sonra konuyu basından öğrendim. Ben sınavdan 81.704 puan aldım. Eğer sorular bana gelseydi daha yüksek puan alırdım.
Koşucu ve İnanıcı’yla liseyi beraber okuduk. Koşucu, Turgut Özal Düşünce ve Hamle Derneği’nde çalışmaktadır. İnanıcı da Koşucu da birbirlerini tanırlar.”
Alıntı:ntvmsnbc.com
11 Eylül 2010 Cumartesi
Reflü hastalarına bayram uyarıları
Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Bülent Yaşar, ramazan ayınde oruç tutan ve dinlenmiş bir sindirim sistemine sahip olan kişilere, bayramda aşırı tatlı ve hızlı gıda tüketimine bağlı oluşabilecek mide rahatsızlıklarından korunmak için önerilerde bulundu.
"Ramazan ayında oruç tutan pek çok kişi, sanki bir ayın intikamını alırcasına hızlı ve aşırı gıda tüketecek ve dinlendirilmiş bir sindirim sisteminin, birden ağır ve hızlı beslenmeye geçmesi ise midede ciddi sıkıntılara yol açacaktır" diyen Dr. Yaşar, özellikle reflü hastalığı olanların daha fazla dikkat etmeleri gerektiğini belirtti ve şunları kaydetti:
"Bu kişiler bayramda baklava, börek, makarna, pastırma ve sucuk gibi hazmı zor gıdalardan kesinlikle kaçınmalı, kola, taze sıkılmış portakal suyu, domates suyu tüketmemeli, bunların yerine kompostoyu tercih etmeliler. Ayrıca aynı anda fazla miktarda alınan su, mide hacmini ve mide basıncını artırarak var olan reflüyü ağırlaştırır. Bu nedenle özellikle çok tatlı gıdalar tükettikten sonra aynı anda fazla miktarda su almaktan kaçınılmalıdır. Ramazan sonrası yeme alışkanlığındaki bu hızlı değişimler, reflü hastalarının yanında, midelerinde hiç bir sıkıntı olmayan kişilerin de mide yanması, mide krampları, aşırı şişkinlik ve gaz gibi pek çok sorunla karşılaşmalarına ve bayramı hasta geçirmelerine sebep olabilir.”
TATLIYI FAZLA KAÇIRMAYIN, SPORA ARA VERMEYİN
Sağlıklı bir bayram geçirebilmek için tavsiyelerde bulunan Uzm. Dr. Bülent Yaşar, ramazanda oruç tutan hastaların, bayramda yemeklerini yavaş yavaş, küçük lokmalar şeklinde, öğünlerini daha sık ancak daha küçük porsiyonlar halinde yemelerini, bol sıvı tüketmelerini, yağlı, hamurlu gıdaları ve tatlıları aynı anda tüketmemelerini, hamur işi yerine sütlü ve hafif tatlıları tercih etmelerini, ayrıca tatlıyı yemekten birkaç saat sonra tüketmelerini ve spora ara vermemelerini önerdi.
Alıntı:ntvmsnbc.com
"Ramazan ayında oruç tutan pek çok kişi, sanki bir ayın intikamını alırcasına hızlı ve aşırı gıda tüketecek ve dinlendirilmiş bir sindirim sisteminin, birden ağır ve hızlı beslenmeye geçmesi ise midede ciddi sıkıntılara yol açacaktır" diyen Dr. Yaşar, özellikle reflü hastalığı olanların daha fazla dikkat etmeleri gerektiğini belirtti ve şunları kaydetti:
"Bu kişiler bayramda baklava, börek, makarna, pastırma ve sucuk gibi hazmı zor gıdalardan kesinlikle kaçınmalı, kola, taze sıkılmış portakal suyu, domates suyu tüketmemeli, bunların yerine kompostoyu tercih etmeliler. Ayrıca aynı anda fazla miktarda alınan su, mide hacmini ve mide basıncını artırarak var olan reflüyü ağırlaştırır. Bu nedenle özellikle çok tatlı gıdalar tükettikten sonra aynı anda fazla miktarda su almaktan kaçınılmalıdır. Ramazan sonrası yeme alışkanlığındaki bu hızlı değişimler, reflü hastalarının yanında, midelerinde hiç bir sıkıntı olmayan kişilerin de mide yanması, mide krampları, aşırı şişkinlik ve gaz gibi pek çok sorunla karşılaşmalarına ve bayramı hasta geçirmelerine sebep olabilir.”
TATLIYI FAZLA KAÇIRMAYIN, SPORA ARA VERMEYİN
Sağlıklı bir bayram geçirebilmek için tavsiyelerde bulunan Uzm. Dr. Bülent Yaşar, ramazanda oruç tutan hastaların, bayramda yemeklerini yavaş yavaş, küçük lokmalar şeklinde, öğünlerini daha sık ancak daha küçük porsiyonlar halinde yemelerini, bol sıvı tüketmelerini, yağlı, hamurlu gıdaları ve tatlıları aynı anda tüketmemelerini, hamur işi yerine sütlü ve hafif tatlıları tercih etmelerini, ayrıca tatlıyı yemekten birkaç saat sonra tüketmelerini ve spora ara vermemelerini önerdi.
Alıntı:ntvmsnbc.com
Oy kullanırken dikkat....
Yarın ülkenin geleceğini değiştirecek bir refarandum var.Halkın tercihlerine göre Türkiye'yi karanlık ya da aydınlık bekliyor.Bu süreçte oy kullanırken dikkat edilmesi gerekenler:
-Oy pusulası beyaz ve kahverengi iki bölümden oluşuyor. Beyaz bölümde Evet, kahverengi bölümde ise Hayır ifadesi yer alıyor.
-Oy kullanabilmek için; üzerinde "TC Kimlik Numarası" yazılı olan nüfus kağıdı, evlilik cüzdanı, pasaport, resmi kurumlarca verilen soğuk damgalı resmi kimlik kartı ya da "TC kimlik numarası taşıyan mühürlü ve imzalı nüfus kayıt örneği"nin aslı ve beraberinde TC kimlik numarası olmayan resmi kimlik göstermek zorunlu.
-Referandumda önceki seçimlerde kullanılan ve üzerine Evet yazılı mühürler yerine Tercih yazılı mühürler kullanılacak.
-Referandumda parmak boyası kullanılmayacak.
-Oy kullanacak kimse, sandık başkanlarından oy pusulası, zarf ve tercih mühürünü alarak kabine girecek, oyunu kullandıktan sonra oy sandığına atacak.
-Dikkat: oy kullanıldıktan sonra pusulanın dışa doğru katlanarak zarfa konması gerekir. Yoksa mürekkep her iki tarafa da geçecek.İçeri doğru katlanan pusulaların oyları sayılmayacak.
-Oy verme işlemi doğu illerinde 07:00 - 16:00 saatleri arasında, batı illerinde ise 08:00 - 17:00 saatleri arasında yapılacak.
-Referandumda mazaretsiz oy kullanmamanın cezası 22 Türk Lirası.
LÜTFEN OYUNUZU KULLANIN, ÜLKENİN GELECEĞİNDE SÖZ SAHİBİ OLUN..GEÇ OLMADAN..
-Oy pusulası beyaz ve kahverengi iki bölümden oluşuyor. Beyaz bölümde Evet, kahverengi bölümde ise Hayır ifadesi yer alıyor.
-Oy kullanabilmek için; üzerinde "TC Kimlik Numarası" yazılı olan nüfus kağıdı, evlilik cüzdanı, pasaport, resmi kurumlarca verilen soğuk damgalı resmi kimlik kartı ya da "TC kimlik numarası taşıyan mühürlü ve imzalı nüfus kayıt örneği"nin aslı ve beraberinde TC kimlik numarası olmayan resmi kimlik göstermek zorunlu.
-Referandumda önceki seçimlerde kullanılan ve üzerine Evet yazılı mühürler yerine Tercih yazılı mühürler kullanılacak.
-Referandumda parmak boyası kullanılmayacak.
-Oy kullanacak kimse, sandık başkanlarından oy pusulası, zarf ve tercih mühürünü alarak kabine girecek, oyunu kullandıktan sonra oy sandığına atacak.
-Dikkat: oy kullanıldıktan sonra pusulanın dışa doğru katlanarak zarfa konması gerekir. Yoksa mürekkep her iki tarafa da geçecek.İçeri doğru katlanan pusulaların oyları sayılmayacak.
-Oy verme işlemi doğu illerinde 07:00 - 16:00 saatleri arasında, batı illerinde ise 08:00 - 17:00 saatleri arasında yapılacak.
-Referandumda mazaretsiz oy kullanmamanın cezası 22 Türk Lirası.
LÜTFEN OYUNUZU KULLANIN, ÜLKENİN GELECEĞİNDE SÖZ SAHİBİ OLUN..GEÇ OLMADAN..
Rezalet sürüyor:Şimdide 2009 sınavları incelenecek..
KPSS skandalı diğer sınavlara da sıçradı. Son 5 yılı kapsayacak soruşturmada kopyayla üniversiteye yerleşip mezun olanların diplomaları iptal edilecek,memurları ise meslekten men edilecek
KPSS skandalı diğer sınavlara da sıçradı. Son 5 yılı kapsayacak soruşturmada kopyayla üniversiteye yerleşip mezun olanların diplomaları iptal edilecek, devlet memurları ise meslekten men edilecek
Türkiye genelinde 10-11 Temmuz 2010’da gerçekleştirilen Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) çıkan kopya skandalının ardından ÖSS de dahil olmak üzere Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS), Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS), Kamu Personeli Yabancı Dil Sınavı (KPDS) gibi sınavlara dair kopya ihbarları ardı ardına gelince soruşturma genişledi. Savcılık, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve Devlet Denetleme Kurulu tarafından çok yönlü yürütülen soruşturma son beş yılı kapsayacak.
YÖK BAŞKANINDAN TALİMAT
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, YÖK Denetleme Kurulu’na iddia edildiği gibi kopya olaylarının diğer sınavları ilgilendirip ilgilendirmediğinin araştırılması talimatı verdi. Son beş yılın sınavlarında kopya soruşturması neticesinde, soruları yasadışı yollardan satan şebekeyle ilgili kişilerin tespiti yapılıyor. YÖK, ÖSYM’den önceki yıllarda soru sızması tespiti halinde, bu kişilerin sınavlarının iptal edileceğini belirtti.
HAKİMLER GÖREVDEN ALINACAK
Kopya skandalına karışmış adayların, halen üniversitedeki kayıtlarının silineceği ifade edildi. Haksız yoldan ÖSS’yi kazanan ve üniversitede bir bölümü bitirenler olması durumunda ise, üniversite diplomaları da YÖK kararı ile iptal edilecek. Ayrıca kopya tespiti halinde Adalet Bakanlığı Adli Yargı Hakim ve Savcı Adaylığı Yarışma Sınavı ile mesleğe giren hakim ve savcılardan, İçişleri Bakanlığı Kaymakam Adaylığı Giriş Sınavı ile alınan kaymakamlardan, Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı ile alınan doktorlardan bazılarının da mesleki yaşamı sona erecek.
Bile bile lades
ÖSYM’nin 2009 faaliyet raporunda polis sınavındaki ve KPSS’deki soruların bazı dershaneler tarafından çalındığına ilişkin bilgiler olduğu ortaya çıktı ÖSYM’nin hazırladığı ve aylar önce yayınlanan 2009 yılı faaliyet raporunda, sınav soruları ile ilgili ilginç iddialar yer alıyor. Raporda, Polis Meslek Yüksekokulları Sınavı’nda soruların adaylar tarafından ele geçirildiği için iptal edildiği vurgulanırken, KPSS sorularının da Polis Meslek Yüksek Okulu sınavındaki sorular ile aynı olduğu kaydedildi. Üstelik soruların bazı dershanelere de verildiği raporda yer aldı.
SINAVDAKİ 103 SORUDAN 88’İ AYNI
2009 yılı faaliyet raporunda, 13 Eylül 2009’da 09.30-11.30 saatleri arasında yapılan Polis Akademisi Polis Meslek Okulu sınavı sırasında, soruların ele geçirildiği ihbarının geldiği vurgulandı. Kopya iddiaları raporda şöyle anlatıldı: “Sınav sorularının ele geçirildiği ve KPSS Deneme Sınavı adı altında bazı dershaneler tarafından bazı öğrencilere iletildiği’ iddia edilen bir haber iletildi. İncelemelerde KPSS Deneme Sınavında yer alan 103 sorudan 88’inin sınavda sorulan sorularla büyük benzerlik gösterdiği saptanmıştır.”
37 SINAV ŞAİBELİ
Faaliyet raporunda, ÖSYM’nin 2009 yılı içinde toplam 37 sınav gerçekleştirdiği de vurgulandı. Bu sınavların başında ise, ÖSS, YDS, KPDS, ALES, KPSS, TUS sınavları geliyor. Son iddialarla birlikte söz konusu sınavların tamamına şüpheyle bakılmaya başlandı. Devlet Denetleme Kurulu’nun da, tüm sınavları mercek altına aldığı ve sistemi sorguladığı öğrenildi.
Alıntı:milliyet.com.tr
KPSS skandalı diğer sınavlara da sıçradı. Son 5 yılı kapsayacak soruşturmada kopyayla üniversiteye yerleşip mezun olanların diplomaları iptal edilecek, devlet memurları ise meslekten men edilecek
Türkiye genelinde 10-11 Temmuz 2010’da gerçekleştirilen Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) çıkan kopya skandalının ardından ÖSS de dahil olmak üzere Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS), Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS), Kamu Personeli Yabancı Dil Sınavı (KPDS) gibi sınavlara dair kopya ihbarları ardı ardına gelince soruşturma genişledi. Savcılık, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve Devlet Denetleme Kurulu tarafından çok yönlü yürütülen soruşturma son beş yılı kapsayacak.
YÖK BAŞKANINDAN TALİMAT
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, YÖK Denetleme Kurulu’na iddia edildiği gibi kopya olaylarının diğer sınavları ilgilendirip ilgilendirmediğinin araştırılması talimatı verdi. Son beş yılın sınavlarında kopya soruşturması neticesinde, soruları yasadışı yollardan satan şebekeyle ilgili kişilerin tespiti yapılıyor. YÖK, ÖSYM’den önceki yıllarda soru sızması tespiti halinde, bu kişilerin sınavlarının iptal edileceğini belirtti.
HAKİMLER GÖREVDEN ALINACAK
Kopya skandalına karışmış adayların, halen üniversitedeki kayıtlarının silineceği ifade edildi. Haksız yoldan ÖSS’yi kazanan ve üniversitede bir bölümü bitirenler olması durumunda ise, üniversite diplomaları da YÖK kararı ile iptal edilecek. Ayrıca kopya tespiti halinde Adalet Bakanlığı Adli Yargı Hakim ve Savcı Adaylığı Yarışma Sınavı ile mesleğe giren hakim ve savcılardan, İçişleri Bakanlığı Kaymakam Adaylığı Giriş Sınavı ile alınan kaymakamlardan, Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı ile alınan doktorlardan bazılarının da mesleki yaşamı sona erecek.
Bile bile lades
ÖSYM’nin 2009 faaliyet raporunda polis sınavındaki ve KPSS’deki soruların bazı dershaneler tarafından çalındığına ilişkin bilgiler olduğu ortaya çıktı ÖSYM’nin hazırladığı ve aylar önce yayınlanan 2009 yılı faaliyet raporunda, sınav soruları ile ilgili ilginç iddialar yer alıyor. Raporda, Polis Meslek Yüksekokulları Sınavı’nda soruların adaylar tarafından ele geçirildiği için iptal edildiği vurgulanırken, KPSS sorularının da Polis Meslek Yüksek Okulu sınavındaki sorular ile aynı olduğu kaydedildi. Üstelik soruların bazı dershanelere de verildiği raporda yer aldı.
SINAVDAKİ 103 SORUDAN 88’İ AYNI
2009 yılı faaliyet raporunda, 13 Eylül 2009’da 09.30-11.30 saatleri arasında yapılan Polis Akademisi Polis Meslek Okulu sınavı sırasında, soruların ele geçirildiği ihbarının geldiği vurgulandı. Kopya iddiaları raporda şöyle anlatıldı: “Sınav sorularının ele geçirildiği ve KPSS Deneme Sınavı adı altında bazı dershaneler tarafından bazı öğrencilere iletildiği’ iddia edilen bir haber iletildi. İncelemelerde KPSS Deneme Sınavında yer alan 103 sorudan 88’inin sınavda sorulan sorularla büyük benzerlik gösterdiği saptanmıştır.”
37 SINAV ŞAİBELİ
Faaliyet raporunda, ÖSYM’nin 2009 yılı içinde toplam 37 sınav gerçekleştirdiği de vurgulandı. Bu sınavların başında ise, ÖSS, YDS, KPDS, ALES, KPSS, TUS sınavları geliyor. Son iddialarla birlikte söz konusu sınavların tamamına şüpheyle bakılmaya başlandı. Devlet Denetleme Kurulu’nun da, tüm sınavları mercek altına aldığı ve sistemi sorguladığı öğrenildi.
Alıntı:milliyet.com.tr
Aile hekimliği günyüzüne çıkıyor:Aile hekimliği boş kalınca mecburi oldu
Kadrolar boş kalınca aile hekimliği ‘mecburi’ hizmet haline geldi. Büyükşehirlerde boş kalan bölgelerin mecburi hizmet görevi olan hekimlerce doldurulacağı açıklandı.
Zorunlu aile hekimliği Özellikle büyük kentlerde aile hekimliği kadroları boş kalınca, bu bölgelere mecburi hizmeti henüz yapmamış hekimler gönderilecek.
Buradaki masraflar devlet tarafından ödenecek Türkiye’de 55 şehre ulaşmasına rağmen hâlâ ‘pilot’ uygulama olan aile hekimliğinde özellikle büyük kentlerde bölgelerin önemli kısmı boş kaldı. Türk Tabipleri Birliği İkinci Başkanı Prof. Özdemir Aktan, boş bölgelerin mecburi hizmet görevi olan hekimlerce doldurulacağını söyledi.
Aile hekimlerine muayenehane açabilmeleri için 900 lira ödendiğini dile getiren Aktan, “Bu parayla hem yer tutacaksınız hem de yanınızda çalışan personelin maaşını ödeyecekseniz. Bu mümkün değil. 1 Ekim’de uygulama başlayacak ama sağlık ocağı açısından en zayıf il olan İstanbul’da 3 bin bölgenin 900′e yakınında aile hekimi yok.
Buralara mecburi hizmeti olan hekimleri yönlendirecekler; tüm masraflar da devlet bütçesinden sağlanacak” dedi. Aile hekimliğinin ilk başladığı illerden olan Düzce’de üniversite ve özel hastanelerin ayaklanmasıyla birinci basamaktan yapılması gereken sevk zinciri uygulamasından vazgeçildiğini anlatan Özdemir, şöyle devam etti: “Aile hekimliğinde hastaların yüzde 80′inin tedavisi yapılabiliyor. Ama hasta olmadığı için poliklinikten kazanan diğer hastanelerin durumu zorlaşıyor.
Sistem doğru ama yanlış kuruldu
Sevk zinciri olursa küçük özel hastaneler batar.” Özdemir Aktan, SGK’nın parası olmadığı için aile hekimliği uygulamasının ‘pilot’luktan kurtulamadığını söyledi.
Alıntı:Habertürk
Zorunlu aile hekimliği Özellikle büyük kentlerde aile hekimliği kadroları boş kalınca, bu bölgelere mecburi hizmeti henüz yapmamış hekimler gönderilecek.
Buradaki masraflar devlet tarafından ödenecek Türkiye’de 55 şehre ulaşmasına rağmen hâlâ ‘pilot’ uygulama olan aile hekimliğinde özellikle büyük kentlerde bölgelerin önemli kısmı boş kaldı. Türk Tabipleri Birliği İkinci Başkanı Prof. Özdemir Aktan, boş bölgelerin mecburi hizmet görevi olan hekimlerce doldurulacağını söyledi.
Aile hekimlerine muayenehane açabilmeleri için 900 lira ödendiğini dile getiren Aktan, “Bu parayla hem yer tutacaksınız hem de yanınızda çalışan personelin maaşını ödeyecekseniz. Bu mümkün değil. 1 Ekim’de uygulama başlayacak ama sağlık ocağı açısından en zayıf il olan İstanbul’da 3 bin bölgenin 900′e yakınında aile hekimi yok.
Buralara mecburi hizmeti olan hekimleri yönlendirecekler; tüm masraflar da devlet bütçesinden sağlanacak” dedi. Aile hekimliğinin ilk başladığı illerden olan Düzce’de üniversite ve özel hastanelerin ayaklanmasıyla birinci basamaktan yapılması gereken sevk zinciri uygulamasından vazgeçildiğini anlatan Özdemir, şöyle devam etti: “Aile hekimliğinde hastaların yüzde 80′inin tedavisi yapılabiliyor. Ama hasta olmadığı için poliklinikten kazanan diğer hastanelerin durumu zorlaşıyor.
Sistem doğru ama yanlış kuruldu
Sevk zinciri olursa küçük özel hastaneler batar.” Özdemir Aktan, SGK’nın parası olmadığı için aile hekimliği uygulamasının ‘pilot’luktan kurtulamadığını söyledi.
Alıntı:Habertürk
Prof.Büke'den açıklama:Batı Nil Ateşi için ilaç yok...
Ege Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağrı Büke, Batı Nil Ateşi hastalığını tedavi etmeye yönelik şu anda elde mevcut bir ilacın olmadığını söyledi.
Prof. Dr. Büke, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sinek ve sivrisineklerin ısırmasıyla bulaşan hastalığının ilk kez 1937 yılında saptandığını, 2000'li yıllardan sonra bu hastalığın daha yaygın olarak görüldüğünü ifade etti.
Batı Nil Ateşi hastalığı belirtilerinin herkeste ortaya çıkmadığına işaret eden Prof. Dr. Çağrı Büke, şöyle konuştu:
''Hastalığa yakalandıktan sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıktığı kişi oranı yüzde 20. Yüzde 80'inde hastalık belirtileri ortaya çıkmıyor. Hastalık belirtileri ortaya çıkan kişilerde 3-5 gün sonra kas ve eklem ağrısı, ateş yüksekliği, deride yaygın döküntüler baş gösteriyor. Bu hastalıkta daha çok korktuğumuz, beyin zarı iltihabı ya da beyin iltihabına yol açan formları. Bunların da hastalık belirtisi ortaya çıkan kişiler içerisinde görülme sıklığı çok fazla değil. Genel ortalama yüzde 1 oranında bildiriliyor. ABD'deki rakamlar biraz daha farklı. Bu hastalığın belirtilerinin görüldüğü kişilerin yüzde 40'ında menenjit, beyin zarı iltihabı, beyin iltihabı şeklinde seyreden formları görülüyor. Bunlar da çok ciddi sonuçları olan hastalıklar. Dünyadaki rakamlara baktığımız zaman bu hastalığa bağlı olarak ölüm oranının yüzde 4 olduğunu görüyoruz. Beyin zarı iltihabı veya beyin iltihabı gelişen kişilerde yüzde 14'lere çıkabiliyor'' dedi.
Alıntı:ntvmsnbc.com
Hastalığın belirtileri itibarıyla 'iyi seyirli' bir hastalık olduğunun söylenebileceğini dile getiren Prof. Dr. Büke, ''Hastalığı kesinlikle tedavi etmeye yönelik şu anda elde mevcut bir ilaç yok. Tüm dünya için bu böyle'' dedi.
''SİNEK KOVUCULARLA KORUNUN''
Prof. Dr. Büke, hastalığa neden olan virüsün yaz, ilkbahar ve sonbahar aylarında görüldüğünü belirterek, sinek ve sivrisineklerin bulunduğu bölgelerde uzun kollu kıyafet giyilmesini ve sinek kovucu maddelerin kullanılmasını önerdi.
1-2 saatte bir sinek kovucu maddelerin kullanılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Büke, sinek kovucuların göze değmeyecek şekilde yüz kısmına ve ellere sürülmesi tavsiyesinde bulundu.
Hastalığın organ ve kan nakliyle bulaşabileceğine dikkati çeken Prof. Dr. Büke, hastalığa yakalanan hamile ve emziren kadınların da hastalığı çocuklarına bulaştırma ihtimali bulunduğunu ifade etti. Prof. Dr. Büke, hastalığın solunum yoluyla bulaşma olasılığının olmadığını sözlerine ekledi.
Alıntı:medimagazin.com
Prof. Dr. Büke, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sinek ve sivrisineklerin ısırmasıyla bulaşan hastalığının ilk kez 1937 yılında saptandığını, 2000'li yıllardan sonra bu hastalığın daha yaygın olarak görüldüğünü ifade etti.
Batı Nil Ateşi hastalığı belirtilerinin herkeste ortaya çıkmadığına işaret eden Prof. Dr. Çağrı Büke, şöyle konuştu:
''Hastalığa yakalandıktan sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıktığı kişi oranı yüzde 20. Yüzde 80'inde hastalık belirtileri ortaya çıkmıyor. Hastalık belirtileri ortaya çıkan kişilerde 3-5 gün sonra kas ve eklem ağrısı, ateş yüksekliği, deride yaygın döküntüler baş gösteriyor. Bu hastalıkta daha çok korktuğumuz, beyin zarı iltihabı ya da beyin iltihabına yol açan formları. Bunların da hastalık belirtisi ortaya çıkan kişiler içerisinde görülme sıklığı çok fazla değil. Genel ortalama yüzde 1 oranında bildiriliyor. ABD'deki rakamlar biraz daha farklı. Bu hastalığın belirtilerinin görüldüğü kişilerin yüzde 40'ında menenjit, beyin zarı iltihabı, beyin iltihabı şeklinde seyreden formları görülüyor. Bunlar da çok ciddi sonuçları olan hastalıklar. Dünyadaki rakamlara baktığımız zaman bu hastalığa bağlı olarak ölüm oranının yüzde 4 olduğunu görüyoruz. Beyin zarı iltihabı veya beyin iltihabı gelişen kişilerde yüzde 14'lere çıkabiliyor'' dedi.
Alıntı:ntvmsnbc.com
Hastalığın belirtileri itibarıyla 'iyi seyirli' bir hastalık olduğunun söylenebileceğini dile getiren Prof. Dr. Büke, ''Hastalığı kesinlikle tedavi etmeye yönelik şu anda elde mevcut bir ilaç yok. Tüm dünya için bu böyle'' dedi.
''SİNEK KOVUCULARLA KORUNUN''
Prof. Dr. Büke, hastalığa neden olan virüsün yaz, ilkbahar ve sonbahar aylarında görüldüğünü belirterek, sinek ve sivrisineklerin bulunduğu bölgelerde uzun kollu kıyafet giyilmesini ve sinek kovucu maddelerin kullanılmasını önerdi.
1-2 saatte bir sinek kovucu maddelerin kullanılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Büke, sinek kovucuların göze değmeyecek şekilde yüz kısmına ve ellere sürülmesi tavsiyesinde bulundu.
Hastalığın organ ve kan nakliyle bulaşabileceğine dikkati çeken Prof. Dr. Büke, hastalığa yakalanan hamile ve emziren kadınların da hastalığı çocuklarına bulaştırma ihtimali bulunduğunu ifade etti. Prof. Dr. Büke, hastalığın solunum yoluyla bulaşma olasılığının olmadığını sözlerine ekledi.
Alıntı:medimagazin.com
İngiltere'den bir ders:Hastalık yoktur, hasta vardır....
İngiltere son yılların en büyük trajedisini konuşuyor. 10 doktor gezdi ama hiçbiri onun mide kanseri olduğunu anlamadı. İşte skandal olayın perde arkası ve beklenen acı son...
Mide ağrısı, kanlı istifra ve iştah kaybı nedeniyle hayatı cehenneme dönen 43 yaşındaki Angela Skeffington aylarını doktor muayenesine harcadı. Gittiği her doktor sürekli Skeffington’ın daha hafif besinler yemesi gerektiğini tavsiye etti. Durumunun ciddi olmadığını düşünen 10 doktor kadını ciddi kontrollerden geçirmeyerek Skeffington’ın depresyona girdiğini söyledi. Fakat Skeffington’ın gittiği son doktor üç çocuk annesinin mide kanserine yakalandığını söyledi.
Ölümcül bir hastalığın pençesine düştüğünü anlayınca büyük tepki gösteren Skeffington doktorlara ve sağlık sistemine ateş püskürdü.
Gazetecilere konuşan Skeffington “Bütün belirtileri saydım fakat beni dinlemediler. Bana bir hayvana davrandıklarından daha kötü davrandılar. Erken teşhis koysalardı böyle olmazdı” dedi. Yalnızca birkaç haftalık ömrü kalan Skeffington ocak ayında torun beklediklerini fakat onu asla göremeyecek olmanın üzüntüsü içinde olduğunu söyledi.
Kaynak:vatan
Mide ağrısı, kanlı istifra ve iştah kaybı nedeniyle hayatı cehenneme dönen 43 yaşındaki Angela Skeffington aylarını doktor muayenesine harcadı. Gittiği her doktor sürekli Skeffington’ın daha hafif besinler yemesi gerektiğini tavsiye etti. Durumunun ciddi olmadığını düşünen 10 doktor kadını ciddi kontrollerden geçirmeyerek Skeffington’ın depresyona girdiğini söyledi. Fakat Skeffington’ın gittiği son doktor üç çocuk annesinin mide kanserine yakalandığını söyledi.
Ölümcül bir hastalığın pençesine düştüğünü anlayınca büyük tepki gösteren Skeffington doktorlara ve sağlık sistemine ateş püskürdü.
Gazetecilere konuşan Skeffington “Bütün belirtileri saydım fakat beni dinlemediler. Bana bir hayvana davrandıklarından daha kötü davrandılar. Erken teşhis koysalardı böyle olmazdı” dedi. Yalnızca birkaç haftalık ömrü kalan Skeffington ocak ayında torun beklediklerini fakat onu asla göremeyecek olmanın üzüntüsü içinde olduğunu söyledi.
Kaynak:vatan
9 Eylül 2010 Perşembe
Eğer herşeyi unutmaktan yakınıyorsanız....
Sakinleşmek, stresten uzak durmak, egzersiz yapmak, yeşil yapraklı ve parlak renkli sebze ve meyve yemek, şarkı ezberlemek hafızayı güçlendiriyor.
Beyin kaslarını harekete geçirerek, daha güçlü hafızaya sahip olabilmenin mümkün olduğunu ortaya koyan araştırmanın sonuçları şöyle:
- Bir şeyi öğrenmek için el hareketleri kullanmak beynin anımsama yapmasında kolaylık sağlıyor.
- Televizyon izlemek, kitap okumak ve müzik dinlemek gibi aktivitelerle beyni meşgul etmeden kesintisiz en azından 6 saat uyuma hafızayı onarıyor.
- Sakinleşmek ve stresten uzak durmak beyne ciddi anlamda yardımcı oluyor.
- Egzersiz, tüm vücuda özellikle beyindeki hafıza bölümlerine ulaşarak kan akımını hızlandırıyor.
- Brüksel lahanası, brokoli, kabak, yapraklı yeşillikler, kiraz, kırmızı elma, patlıcan ve üzüm gibi parlak renkteki sebze ve meyve yemek hafızayı kuvvetlendiriyor.
- Okumak ve okunan kitabı tartışmak hafızayı güçlendiriyor. Beyindeki düşünmeden sorumlu bölgeyi güçlendirmek için okunan şeyin tercüme edilmesi de etkili oluyor.
- Koku, hatırlamaya yardımcı oluyor. En kuvvetli ve ekonomik koku ise biberiye. Konsantrasyon ve dikkat sorunu çeken kişilere biberiye içerikli parfüm öneriliyor.
- Tek bir şeyle ilgilenmek. Örneğin, kitap okurken televizyonun açık olmaması, yemek yaparken telefonla konuşmamak gibi...
- Şarkı ezberlemek.
- Sürekli yeni şeyler öğrenmek.
Alıntı:medimagazin.com
Beyin kaslarını harekete geçirerek, daha güçlü hafızaya sahip olabilmenin mümkün olduğunu ortaya koyan araştırmanın sonuçları şöyle:
- Bir şeyi öğrenmek için el hareketleri kullanmak beynin anımsama yapmasında kolaylık sağlıyor.
- Televizyon izlemek, kitap okumak ve müzik dinlemek gibi aktivitelerle beyni meşgul etmeden kesintisiz en azından 6 saat uyuma hafızayı onarıyor.
- Sakinleşmek ve stresten uzak durmak beyne ciddi anlamda yardımcı oluyor.
- Egzersiz, tüm vücuda özellikle beyindeki hafıza bölümlerine ulaşarak kan akımını hızlandırıyor.
- Brüksel lahanası, brokoli, kabak, yapraklı yeşillikler, kiraz, kırmızı elma, patlıcan ve üzüm gibi parlak renkteki sebze ve meyve yemek hafızayı kuvvetlendiriyor.
- Okumak ve okunan kitabı tartışmak hafızayı güçlendiriyor. Beyindeki düşünmeden sorumlu bölgeyi güçlendirmek için okunan şeyin tercüme edilmesi de etkili oluyor.
- Koku, hatırlamaya yardımcı oluyor. En kuvvetli ve ekonomik koku ise biberiye. Konsantrasyon ve dikkat sorunu çeken kişilere biberiye içerikli parfüm öneriliyor.
- Tek bir şeyle ilgilenmek. Örneğin, kitap okurken televizyonun açık olmaması, yemek yaparken telefonla konuşmamak gibi...
- Şarkı ezberlemek.
- Sürekli yeni şeyler öğrenmek.
Alıntı:medimagazin.com
AIDS 'li olduğunu kan bağışı ile öğrendi,sağlıklı çocuk sahibi oldu.
Kan bağışı sonrası yapılan testlerde ''HIV Pozitif'' olduğunu öğrenen K.A, eşiyle birlikte yaşadığı zorlu bir süreçten sonra çocuk sahibi olmanın mutluluğunu yaşıyor.
K.A, AA muhabirine yaptığı açıklamada, HIV pozitif olduğunu öğrendiğinde bir yıllık evli olduğunu ve dünyanın adeta ''başına yıkıldığını'' hissettiğini belirtti.
Bu durumu bir süre kimseyle paylaşmadığını, ancak daha sonra eşinin kendisinden uzaklaştığını sezinlediğini ve HIV pozitif olduğunu ilk olarak açıkladığını dile getiren K.A, ''Tabi ki çok zor anlardı bizim için. İnsan bir anda hayatın sonuna geldiğini hissediyor. Sonra eşime hemen test yaptırdım. Çok şükür o negatifti. Bunun üzerine ona ayrılmayı teklif ettim. Fakat o bana sonuna kadar benimle beraber olacağını söyledi. Korunarak hayatımıza, evliliğimize devam edebileceğimizi öğrendik. Sonraki süreçte hep desteğim oldu'' dedi.
K.A, her çift gibi eşiyle çocuk sahibi olmak istediklerini, bunu doktoruyla paylaştığını, doktorunun ise ''oğlum artık bu çocuk işini unut. Senin çocuğunun olması mümkün değil. Ancak tek bir yol var, o da bir yakınından sperm hücrelerini alarak eşine enjekte edilmesi'' dediğini, bu sözlerin çok ağırına gittiğini vurguladı.
Bu konuşmanın ardından başka bir doktora gittiğini ve doktorun kendisini tedaviye ikna ettiğini, daha sonra Pozitif Yaşam Derneği ile irtibata geçtiğini, herkesin kendisine yardımcı olmak için yarıştığını anlatan K.A, sözlerine şöyle devam etti:
''Avrupa'da birçok ülkede sperm yıkama yöntemiyle HIV pozitif erkeğin çocuk sahibi olabileceğini öğrendim. Konuyu eşime açıkladım, adeta sevinçten uçmaya başladık. Artık bebek mağazalarının önünden geçerken vitrinlerden gözlerimizi kaçırmamaya başladık. O gün içimize sanki bir ilahi ışık doğmuştu ve olacağına inanmıştık. Bu araştırmadan sonra jinekologların kapısını çalmaya başladık. Bir tanesi bizimle görüşmeyi kabul etti. O da yasal engeller olduğunu bunu yapamayacağını söyledi. Bu bizim için son derece hayal kırıklığı oldu.
Yılmadan araştırmaya devam ettim ve başka bir doktor buldum. Bu işin olabileceğini söyledi. Gerekli tetkikler yapıldı. Bir sorun yoktu. Artık dualarımız hiçbir sorun olmaması yönündeydi. Sperm yıkama yöntemiyle spermlerin arındırıldı ve aşılama yöntemiyle eşim hamile kaldı. İşte o an sevinç çığlıklarıyla birbirimize sarılarak ağlamaya başladık. Adeta evimiz bayram yerine dönmüştü. Şu anda 2 yaşında bir oğlumuz var ve artık her şeyimiz o. Allah herkese çocuk sahibi olma duygusunu tattırsın.''
-POZİTİF YAŞAM DERNEĞİ
Pozitif Yaşam Derneği İletişim Sorumlusu Çiğdem Şimşek de, yıllardır etkili yöntemler sayesinde HIV/AIDS ile yaşayan kişilerin sağlıklı bebek sahibi olabildiğini söyledi.
HIV pozitiflere yönelik yurt dışında yıllardır uygulanan yöntemlerin artık Türkiye'de de yapılabildiğini, doğum sırasında ve sonrasında alınan etkili önlemler ile HIV'in bebeğe geçiş riskinin ''yüzde 0,5''in altına kadar düşürülebildiğini ifade eden Şimşek, ''Yıllardır etkili önlemler sayesinde HIV/AIDS ile yaşayan kişiler, sağlıklı bebek sahibi olabiliyor. HIV enfeksiyonu günümüzde kontrol altına alınabiliyor. Doğru zamanda doğru tedavi ile HIV pozitifler uzun yıllar kaliteli bir yaşam sürebiliyor. Güçlü ve etkili tedaviler sayesinde HIV pozitifler, ileri yaşlara kadar yaşamlarını sürdürebiliyor, gereken önlemleri almak koşuluyla evlenebiliyor ve çocuk sahibi olabiliyor'' diye konuştu.
Şimşek, dernek olarak anne ve babası HIV ile yaşayan 13 bebeğin sağlıklı ve HIV negatif (virüsü taşımayan) olarak dünyaya gelmesine tanıklık ettiklerini bildirdi.
Zaman içinde hastanelerde gerekli enfeksiyon önlemleri alınmasına yönelik standartlar sağlandıkça sağlıklı bebeklerin sorunsuz olarak dünyaya gelmeye başladığını dile getiren Şimşek, ''İster bebek sahibi olmayı istesin, ister istemesin, bebek sahibi olma hakkının ve tıbben imkanının olduğunu bilmek, ilk tanı alma sürecinde HIV ile yaşamayı normalleştirmek için çok etkili oluyor. Bebek sahibi olmak isteyen HIV pozitif arkadaşların tedavilerini ona göre düzenlemek, risklerini ve yöntemini konuşmak ve detaylı bilgi almak için doktorları ile görüşmelerini tavsiye ediyoruz'' dedi.
Alıntı:medimagazin.com
K.A, AA muhabirine yaptığı açıklamada, HIV pozitif olduğunu öğrendiğinde bir yıllık evli olduğunu ve dünyanın adeta ''başına yıkıldığını'' hissettiğini belirtti.
Bu durumu bir süre kimseyle paylaşmadığını, ancak daha sonra eşinin kendisinden uzaklaştığını sezinlediğini ve HIV pozitif olduğunu ilk olarak açıkladığını dile getiren K.A, ''Tabi ki çok zor anlardı bizim için. İnsan bir anda hayatın sonuna geldiğini hissediyor. Sonra eşime hemen test yaptırdım. Çok şükür o negatifti. Bunun üzerine ona ayrılmayı teklif ettim. Fakat o bana sonuna kadar benimle beraber olacağını söyledi. Korunarak hayatımıza, evliliğimize devam edebileceğimizi öğrendik. Sonraki süreçte hep desteğim oldu'' dedi.
K.A, her çift gibi eşiyle çocuk sahibi olmak istediklerini, bunu doktoruyla paylaştığını, doktorunun ise ''oğlum artık bu çocuk işini unut. Senin çocuğunun olması mümkün değil. Ancak tek bir yol var, o da bir yakınından sperm hücrelerini alarak eşine enjekte edilmesi'' dediğini, bu sözlerin çok ağırına gittiğini vurguladı.
Bu konuşmanın ardından başka bir doktora gittiğini ve doktorun kendisini tedaviye ikna ettiğini, daha sonra Pozitif Yaşam Derneği ile irtibata geçtiğini, herkesin kendisine yardımcı olmak için yarıştığını anlatan K.A, sözlerine şöyle devam etti:
''Avrupa'da birçok ülkede sperm yıkama yöntemiyle HIV pozitif erkeğin çocuk sahibi olabileceğini öğrendim. Konuyu eşime açıkladım, adeta sevinçten uçmaya başladık. Artık bebek mağazalarının önünden geçerken vitrinlerden gözlerimizi kaçırmamaya başladık. O gün içimize sanki bir ilahi ışık doğmuştu ve olacağına inanmıştık. Bu araştırmadan sonra jinekologların kapısını çalmaya başladık. Bir tanesi bizimle görüşmeyi kabul etti. O da yasal engeller olduğunu bunu yapamayacağını söyledi. Bu bizim için son derece hayal kırıklığı oldu.
Yılmadan araştırmaya devam ettim ve başka bir doktor buldum. Bu işin olabileceğini söyledi. Gerekli tetkikler yapıldı. Bir sorun yoktu. Artık dualarımız hiçbir sorun olmaması yönündeydi. Sperm yıkama yöntemiyle spermlerin arındırıldı ve aşılama yöntemiyle eşim hamile kaldı. İşte o an sevinç çığlıklarıyla birbirimize sarılarak ağlamaya başladık. Adeta evimiz bayram yerine dönmüştü. Şu anda 2 yaşında bir oğlumuz var ve artık her şeyimiz o. Allah herkese çocuk sahibi olma duygusunu tattırsın.''
-POZİTİF YAŞAM DERNEĞİ
Pozitif Yaşam Derneği İletişim Sorumlusu Çiğdem Şimşek de, yıllardır etkili yöntemler sayesinde HIV/AIDS ile yaşayan kişilerin sağlıklı bebek sahibi olabildiğini söyledi.
HIV pozitiflere yönelik yurt dışında yıllardır uygulanan yöntemlerin artık Türkiye'de de yapılabildiğini, doğum sırasında ve sonrasında alınan etkili önlemler ile HIV'in bebeğe geçiş riskinin ''yüzde 0,5''in altına kadar düşürülebildiğini ifade eden Şimşek, ''Yıllardır etkili önlemler sayesinde HIV/AIDS ile yaşayan kişiler, sağlıklı bebek sahibi olabiliyor. HIV enfeksiyonu günümüzde kontrol altına alınabiliyor. Doğru zamanda doğru tedavi ile HIV pozitifler uzun yıllar kaliteli bir yaşam sürebiliyor. Güçlü ve etkili tedaviler sayesinde HIV pozitifler, ileri yaşlara kadar yaşamlarını sürdürebiliyor, gereken önlemleri almak koşuluyla evlenebiliyor ve çocuk sahibi olabiliyor'' diye konuştu.
Şimşek, dernek olarak anne ve babası HIV ile yaşayan 13 bebeğin sağlıklı ve HIV negatif (virüsü taşımayan) olarak dünyaya gelmesine tanıklık ettiklerini bildirdi.
Zaman içinde hastanelerde gerekli enfeksiyon önlemleri alınmasına yönelik standartlar sağlandıkça sağlıklı bebeklerin sorunsuz olarak dünyaya gelmeye başladığını dile getiren Şimşek, ''İster bebek sahibi olmayı istesin, ister istemesin, bebek sahibi olma hakkının ve tıbben imkanının olduğunu bilmek, ilk tanı alma sürecinde HIV ile yaşamayı normalleştirmek için çok etkili oluyor. Bebek sahibi olmak isteyen HIV pozitif arkadaşların tedavilerini ona göre düzenlemek, risklerini ve yöntemini konuşmak ve detaylı bilgi almak için doktorları ile görüşmelerini tavsiye ediyoruz'' dedi.
Alıntı:medimagazin.com
KPSS skandalı büyüyor
KPSS’deki kopya iddialarıyla ilgili inceleme başlatan YÖK Denetleme Kurulu, bazı adayların kitapçık üzerine tek çizik atmadan 120 sorunun tamamına doğru yanıt vererek tam puan aldığını belirledi.
Hürriyet gazetesinde yer alan habere göre; Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Denetleme Kurulu, Kamu Personel Seçme Sınavı’ndaki (KPSS) kopya iddialarının ardından, sınavda tam puan alan adayların kitapçıklarını tek tek inceledi.
Kurul üyeleri, bazı adayların matematik sorularının hiç çözülmediğini, diğer sorularda da kağıt üzerinde hiçbir karalama yapılmadığını belirledi. Tam puan alan adayların yanısıra yüksek puan alan, durumları şüpheli olan adayların da soru kitapçıkları incelemeye alındı.
Detaylı bir çalışma yapıldığını belirten YÖK yetkilileri “Kopya elden ele dolaştığı için binlerce kitapçığı incelemeye aldık. Her birini satır satır kontrol edip, birbirleriyle karşılaştırıyoruz. Gördüğümüz manzaralar gerçekten inanılacak gibi değil. Şüpheli tam puan almış ama kitapçığın hiçbir yerinde tek bir çizik, karalama yok” dediler.
Yetkililer, şöyle konuştu:
“Hadi sözel soruları anladık, ama matematik sorularında bile hiçbir oynama yapılmadan soruların hepsi doğru cevaplandırılmış. Bayram süresince durmadan çalışıp, artık kaynağa ulaşmak istiyoruz.
Savcılıkla bütün bilgileri paylaşıyoruz. Savcılıktan gelen yanıtta eğer kopya çekenler belirli bir kişi sayısıyla sınırlıysa sadece onların sınavlarını iptal ederiz. Ama olaya tespit edilemeyecek kadar çok kişinin karıştığı ve sınav öncesi yapılan bir durum olursa sınavın tamamını iptal etmek zorunda kalırız. Amacımız masum insanların hakkını yememek.”
(NTV)
Hürriyet gazetesinde yer alan habere göre; Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Denetleme Kurulu, Kamu Personel Seçme Sınavı’ndaki (KPSS) kopya iddialarının ardından, sınavda tam puan alan adayların kitapçıklarını tek tek inceledi.
Kurul üyeleri, bazı adayların matematik sorularının hiç çözülmediğini, diğer sorularda da kağıt üzerinde hiçbir karalama yapılmadığını belirledi. Tam puan alan adayların yanısıra yüksek puan alan, durumları şüpheli olan adayların da soru kitapçıkları incelemeye alındı.
Detaylı bir çalışma yapıldığını belirten YÖK yetkilileri “Kopya elden ele dolaştığı için binlerce kitapçığı incelemeye aldık. Her birini satır satır kontrol edip, birbirleriyle karşılaştırıyoruz. Gördüğümüz manzaralar gerçekten inanılacak gibi değil. Şüpheli tam puan almış ama kitapçığın hiçbir yerinde tek bir çizik, karalama yok” dediler.
Yetkililer, şöyle konuştu:
“Hadi sözel soruları anladık, ama matematik sorularında bile hiçbir oynama yapılmadan soruların hepsi doğru cevaplandırılmış. Bayram süresince durmadan çalışıp, artık kaynağa ulaşmak istiyoruz.
Savcılıkla bütün bilgileri paylaşıyoruz. Savcılıktan gelen yanıtta eğer kopya çekenler belirli bir kişi sayısıyla sınırlıysa sadece onların sınavlarını iptal ederiz. Ama olaya tespit edilemeyecek kadar çok kişinin karıştığı ve sınav öncesi yapılan bir durum olursa sınavın tamamını iptal etmek zorunda kalırız. Amacımız masum insanların hakkını yememek.”
(NTV)
Hacettepe’de skandal
Hacettepe’de skandal
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde işçilerin yaptığı eylem sonucu temizlik yapılmadığı, hastalara yemek verilmediği iddia edildi.
ANKARA - Türkiye'nin en büyük ve en önemli sağlık kurumlarından Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde üç gündür eylem yapılıyor.
Hürriyet gazetesinin haberine göre iki buçuk aydır temizlik, yemek, hasta bakımı, transfer işlemlerinde çalışan işçiler düzenli ödenmeyen maaşlarını almak için eylem yapıyor.
Marmara isimli taşeron firmaya bağlı olarak çalışan işçiler, bugün diyabetli hastalar dışındakilere kahvaltı, yemek servisi yapmıyor.
Acil hastalar dışındakilerin kanlarını taşımıyor, hastalara bakım hizmeti vermiyor. Yemekhane önünde toplanan işçiler maaşlarını alana kadar eylemlerine devam edeceklerini söylüyor.
Hastane yetkililleri ise, Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan zamanında para alınamadığı için mağdur olduklarını, ancak taşeron işçilerin yaşadığı sorunun bundan kaynaklanmadığını belirtiyorlar. Üniversitenin firmaya gerekli ödemeyi yaptığını, ancak şirketin öncelikleri farklı olduğu için işçilere ödeme yapmadığını savunan yetkililer, şirketin yasalardaki açıklıkları kullanarak işçilerin özlük haklarını gasp ettiğini ifade ettiler.
Kaynak:ntvmsnbc.com
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde işçilerin yaptığı eylem sonucu temizlik yapılmadığı, hastalara yemek verilmediği iddia edildi.
ANKARA - Türkiye'nin en büyük ve en önemli sağlık kurumlarından Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde üç gündür eylem yapılıyor.
Hürriyet gazetesinin haberine göre iki buçuk aydır temizlik, yemek, hasta bakımı, transfer işlemlerinde çalışan işçiler düzenli ödenmeyen maaşlarını almak için eylem yapıyor.
Marmara isimli taşeron firmaya bağlı olarak çalışan işçiler, bugün diyabetli hastalar dışındakilere kahvaltı, yemek servisi yapmıyor.
Acil hastalar dışındakilerin kanlarını taşımıyor, hastalara bakım hizmeti vermiyor. Yemekhane önünde toplanan işçiler maaşlarını alana kadar eylemlerine devam edeceklerini söylüyor.
Hastane yetkililleri ise, Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan zamanında para alınamadığı için mağdur olduklarını, ancak taşeron işçilerin yaşadığı sorunun bundan kaynaklanmadığını belirtiyorlar. Üniversitenin firmaya gerekli ödemeyi yaptığını, ancak şirketin öncelikleri farklı olduğu için işçilere ödeme yapmadığını savunan yetkililer, şirketin yasalardaki açıklıkları kullanarak işçilerin özlük haklarını gasp ettiğini ifade ettiler.
Kaynak:ntvmsnbc.com
Batı Nil virüsünde kimler risk altında?
Avrupa'da ölümlere yol açan ve Türkiye'de de kendini gösteren ''Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu'' özellikle yaşlılar, çocuklar, hamileler ve HIV/AIDS hastaları gibi bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde hayati risk taşıyor.
ANKARA - Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre, hastalık özellikle kaynağı kargalar olan rezervuarlardan ''Culex'' türü sivrisinekler aracılığı ile insanlara, atlara ve diğer memelilere bulaşıyor.
Bulaşma, çoğunlukla sivrisinek popülasyonunun aktif olduğu sıcak havalarda meydana geliyor. Bunların dışında kan yoluyla, organ ve doku nakilleriyle, anneden bebeğe anne karnında ve emzirme sırasında söz konusu olabiliyor.
Hastalık, virüsün bulaştığı kişilerde çoğu kez hiçbir belirti ve bulgu vermiyor. Genellikle kişiler farkına bile varmıyor. Yaklaşık yüzde 20 oranında ise Batı Nil ateşi adı verilen, hafif bir enfeksiyon gelişiyor ve tam iyileşme gerçekleşiyor.
Haberin devamı ↓reklam
Yaşlılar, çocuklar, hamileler ve HIV/AIDS hastaları gibi bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde Batı Nil virüsü çok ciddi olabiliyor ve beyin iltihaplanmasına ya da beyni ve omuriliğini çevreleyen zarlarda iltihaplanmaya yol açabiliyor. Virüse yakalananların yaklaşık yüzde 1'inden daha azında, şiddetli hastalık görülüyor ve az sayıda vakada Batı Nil virüsü ölümcül olabiliyor.
ATEŞLE SEYREDEN HASTALIĞIN AŞISI YOK
Hastalık, kendini ilk olarak ateş ile gösteriyor. Bu belirtileri, baş ağrısı, kas ağrıları, iştah kaybı, bulantı, kusma ve ishal, ciltte kızarıklık, lenf bezlerinin şişmesi, coğrafi dağılım izliyor. Hastalıktan korunmak için herhangi bir aşı mevcut değil.
KORUNMAK İÇİN HANGİ ÖNLEMLER ALINABİLİR?
Batı Nil Virüsünden korunmak için özelikle hasta veya ölmekte olan kuşlara dikkat edilmesi gerekiyor.
Sivrisineklerin hakim olduğu saatlerde, özellikle gün ağarırken, akşam karanlığında ve akşamın erken saatlerinde gereksiz dış mekan faaliyetlerinden kaçınılması öneriliyor. Sivrisineklerin istila ettiği alanlarda uzun kollu gömlek ve pantolon giyilmesi tavsiye ediliyor.
Cilt üzerine ve giysilere yoğunluğu yüzde 10 ila yüzde 30 arasında değişen sivrisinek kovucu ilaç sürülmesi öneriliyor. Yoğunluğu yüzde 10 olan bir koruyucunun yaklaşık iki saat etkili olduğuna ise dikkat çekiliyor.
BATI NİL VİRÜSÜ HAKKINDA
Batı Nil virüsü, ilk olarak 1930'ların sonunda Afrika'da ortaya çıktı. O zamandan bu yana Asya, Avrupa, Orta Doğu ile Kuzey ve Güney Amerika'da yayılan hastalık, Birleşik Devletler'de ilk olarak 1999'daki Doğu Kıyısı salgıyla görüldü.
Sivrisineklerin virüs taşıdığı bölgelere gitmek veya o bölgelerde yaşamak Batı Nil virüsüne yakalanma riskini artırıyor.
YOLCULAR RİSK ALTINDA
Ilıman bölgelerde Batı Nil virüsü, ilkbahar sonlarında başlayan, genellikle ağustos ve eylül aylarında doruğa ulaşan bir mevsimsel kalıp izliyor. Güney iklimlerinde yaşayan insanlar, bütün bir yıl boyunca enfeksiyona yakalanma riski ile karşı karşıya bulunuyor.
DÜNYADA ÖLÜ SAYISI ARTIYOR
Bu arada, Yunanistan'da geçen ay ortaya çıkan Batı Nil virüsü nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısının 18'e ulaştığı bildirildi.
Yerel basında yer alan haberlerde, Batı Nil Virüsünün bulaştığı tespit edilenlerin sayısının 177 olduğu, hastanelerde 9 hastanın yoğun bakım ünitelerinde tutulduğu açıklandı. Özellikle Yunanistan'ın kuzeyinde görülen vakalarda hayatını kaybedenlerin büyük bölümünü 70 yaş üstü hastalar oluşturuyor.
Hastalığın Romanya'da da görüldüğü ve ölümlere yol açtığı kaydedildi.
BATI NİL VİRÜSÜ TÜRKİYE'DE
Sağlık Bakanlığı bugün Batı Nil Virüsü enfeksiyonu vakalarına Türkiye'de de rastlanıldığını açıkladı.
Öte yandan, Manisa Devlet Hastanesinde ateş, baş ağrısı, bilinç değişikliği ve vücutta döküntüler sonucu gelişen bir hastalığa bağlı olarak 6 kişinin ölümünün ardından, şüphelenilen Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı, hastalıkla ilgili olarak yapılan analiz sonuçlarına göre, ilk bulgularda herhangi bir enfeksiyonun şu ana kadar saptanmadığını bildirmişti. Yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verilmişti:
''Bilim kurulumuz 26 Ağustos 2010 tarihinde yaptığı son toplantıda, Manisa'dan gelen uzmanla birlikte tüm vakalar ayrıntılı biçimde tekrar değerlendirmiştir.
Bu değerlendirme sonucunda hastaların genellikle ileri yaşlarda ve altta yatan kronik hastalıklarının olduğu, bir kısmının uzun süre güneş altında çalıştığı veya yürüdüğü belirlenmiştir. Dolayısıyla hayatını kaybeden 6 hastanın ölüm sebebi, benzer bulgularla seyreden hastalıkların kümelenmesi şeklinde yorumlanmıştır.
Hastalığın 20 Ağustos 2010 tarihinden itibaren görülmediği, bu durumun hava sıcaklığında ciddi düşmelerin olduğu tarihlerle örtüştüğü görülmüştür. Hastalığın görüldüğü dönemde komşu ülkelerde benzer belirtilerle seyreden hastalıklar olması nedeniyle konu bu yönüyle de araştırılmaktadır. Bu değerlendirme paralelinde hastalığın 2 hafta süreyle takip edilmesine ve ileri tetkiklere devam edilmesine karar verilmiştir.''
Kaynak:ntvmsnbc.com
ANKARA - Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü'nden alınan bilgiye göre, hastalık özellikle kaynağı kargalar olan rezervuarlardan ''Culex'' türü sivrisinekler aracılığı ile insanlara, atlara ve diğer memelilere bulaşıyor.
Bulaşma, çoğunlukla sivrisinek popülasyonunun aktif olduğu sıcak havalarda meydana geliyor. Bunların dışında kan yoluyla, organ ve doku nakilleriyle, anneden bebeğe anne karnında ve emzirme sırasında söz konusu olabiliyor.
Hastalık, virüsün bulaştığı kişilerde çoğu kez hiçbir belirti ve bulgu vermiyor. Genellikle kişiler farkına bile varmıyor. Yaklaşık yüzde 20 oranında ise Batı Nil ateşi adı verilen, hafif bir enfeksiyon gelişiyor ve tam iyileşme gerçekleşiyor.
Haberin devamı ↓reklam
Yaşlılar, çocuklar, hamileler ve HIV/AIDS hastaları gibi bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde Batı Nil virüsü çok ciddi olabiliyor ve beyin iltihaplanmasına ya da beyni ve omuriliğini çevreleyen zarlarda iltihaplanmaya yol açabiliyor. Virüse yakalananların yaklaşık yüzde 1'inden daha azında, şiddetli hastalık görülüyor ve az sayıda vakada Batı Nil virüsü ölümcül olabiliyor.
ATEŞLE SEYREDEN HASTALIĞIN AŞISI YOK
Hastalık, kendini ilk olarak ateş ile gösteriyor. Bu belirtileri, baş ağrısı, kas ağrıları, iştah kaybı, bulantı, kusma ve ishal, ciltte kızarıklık, lenf bezlerinin şişmesi, coğrafi dağılım izliyor. Hastalıktan korunmak için herhangi bir aşı mevcut değil.
KORUNMAK İÇİN HANGİ ÖNLEMLER ALINABİLİR?
Batı Nil Virüsünden korunmak için özelikle hasta veya ölmekte olan kuşlara dikkat edilmesi gerekiyor.
Sivrisineklerin hakim olduğu saatlerde, özellikle gün ağarırken, akşam karanlığında ve akşamın erken saatlerinde gereksiz dış mekan faaliyetlerinden kaçınılması öneriliyor. Sivrisineklerin istila ettiği alanlarda uzun kollu gömlek ve pantolon giyilmesi tavsiye ediliyor.
Cilt üzerine ve giysilere yoğunluğu yüzde 10 ila yüzde 30 arasında değişen sivrisinek kovucu ilaç sürülmesi öneriliyor. Yoğunluğu yüzde 10 olan bir koruyucunun yaklaşık iki saat etkili olduğuna ise dikkat çekiliyor.
BATI NİL VİRÜSÜ HAKKINDA
Batı Nil virüsü, ilk olarak 1930'ların sonunda Afrika'da ortaya çıktı. O zamandan bu yana Asya, Avrupa, Orta Doğu ile Kuzey ve Güney Amerika'da yayılan hastalık, Birleşik Devletler'de ilk olarak 1999'daki Doğu Kıyısı salgıyla görüldü.
Sivrisineklerin virüs taşıdığı bölgelere gitmek veya o bölgelerde yaşamak Batı Nil virüsüne yakalanma riskini artırıyor.
YOLCULAR RİSK ALTINDA
Ilıman bölgelerde Batı Nil virüsü, ilkbahar sonlarında başlayan, genellikle ağustos ve eylül aylarında doruğa ulaşan bir mevsimsel kalıp izliyor. Güney iklimlerinde yaşayan insanlar, bütün bir yıl boyunca enfeksiyona yakalanma riski ile karşı karşıya bulunuyor.
DÜNYADA ÖLÜ SAYISI ARTIYOR
Bu arada, Yunanistan'da geçen ay ortaya çıkan Batı Nil virüsü nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısının 18'e ulaştığı bildirildi.
Yerel basında yer alan haberlerde, Batı Nil Virüsünün bulaştığı tespit edilenlerin sayısının 177 olduğu, hastanelerde 9 hastanın yoğun bakım ünitelerinde tutulduğu açıklandı. Özellikle Yunanistan'ın kuzeyinde görülen vakalarda hayatını kaybedenlerin büyük bölümünü 70 yaş üstü hastalar oluşturuyor.
Hastalığın Romanya'da da görüldüğü ve ölümlere yol açtığı kaydedildi.
BATI NİL VİRÜSÜ TÜRKİYE'DE
Sağlık Bakanlığı bugün Batı Nil Virüsü enfeksiyonu vakalarına Türkiye'de de rastlanıldığını açıkladı.
Öte yandan, Manisa Devlet Hastanesinde ateş, baş ağrısı, bilinç değişikliği ve vücutta döküntüler sonucu gelişen bir hastalığa bağlı olarak 6 kişinin ölümünün ardından, şüphelenilen Batı Nil Virüsü Enfeksiyonu ile ilgili olarak Sağlık Bakanlığı, hastalıkla ilgili olarak yapılan analiz sonuçlarına göre, ilk bulgularda herhangi bir enfeksiyonun şu ana kadar saptanmadığını bildirmişti. Yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verilmişti:
''Bilim kurulumuz 26 Ağustos 2010 tarihinde yaptığı son toplantıda, Manisa'dan gelen uzmanla birlikte tüm vakalar ayrıntılı biçimde tekrar değerlendirmiştir.
Bu değerlendirme sonucunda hastaların genellikle ileri yaşlarda ve altta yatan kronik hastalıklarının olduğu, bir kısmının uzun süre güneş altında çalıştığı veya yürüdüğü belirlenmiştir. Dolayısıyla hayatını kaybeden 6 hastanın ölüm sebebi, benzer bulgularla seyreden hastalıkların kümelenmesi şeklinde yorumlanmıştır.
Hastalığın 20 Ağustos 2010 tarihinden itibaren görülmediği, bu durumun hava sıcaklığında ciddi düşmelerin olduğu tarihlerle örtüştüğü görülmüştür. Hastalığın görüldüğü dönemde komşu ülkelerde benzer belirtilerle seyreden hastalıklar olması nedeniyle konu bu yönüyle de araştırılmaktadır. Bu değerlendirme paralelinde hastalığın 2 hafta süreyle takip edilmesine ve ileri tetkiklere devam edilmesine karar verilmiştir.''
Kaynak:ntvmsnbc.com
Türkiye’de Batı Nil Virüsü’nden 3 kişi öldü
Türkiye’de Batı Nil Virüsü’nden 3 kişi öldü
Yunanistan’da etkili olan Batı Nil Virüsü’ne Türkiye’de de rastlandığı Sağlık Bakanlığı tarafından açıklandı. Sağlık Bakanlığı bugüne kadar 7 hastada virüse rastlandığını 3 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.
İSTANBUL - Sağlık Bakanlığı yaptığı açıklamada Yunanistan’da şu ana kadar 18 kişinin ölümüne neden olan Batı Nil Virüsü’ne Türkiye’de de rastlandığını belirtti.
Sağlık Bakanlığı Hıfzıssıhha Başkanı Mustafa Ertek tarafından yapılan açıklamada, Türkiye'de bugüne kadar 5 ilden 7 vakaya Batı Nil Ateşi tanısı konulduğunu ve bu hastalardan 3'ünün kaybedildiğini bildirdi. Hastalardan 2'sinin tedavisi ise sürüyor.
Ertek şu ana kadar herhangi bir salgından bahsedilemeyeceğini söyledi.
Haberin devamı ↓reklam
Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü'nden edinilen bilgiye göre, hastalık özellikle kaynağı kargalar olan rezervuarlardan ''Culex'' türü sivrisinekler aracılığı ile insanlara, atlara ve diğer memelilere bulaşıyor.
Bulaşma, çoğunlukla sivrisinek popülasyonunun aktif olduğu sıcak havalarda meydana geliyor. Bunların dışında kan yoluyla, organ ve doku nakilleriyle, anneden bebeğe anne karnında ve emzirme sırasında söz konusu olabiliyor.
Hastalık, virüsün bulaştığı kişilerde çoğu kez hiçbir belirti ve bulgu vermiyor. Genellikle kişiler farkına bile varmıyor. Yaklaşık yüzde 20 oranında ise Batı Nil ateşi adı verilen, hafif bir enfeksiyon gelişiyor ve tam iyileşme gerçekleşiyor.
Yaşlılar, çocuklar, hamileler ve HIV/AIDS hastaları gibi bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde Batı Nil virüsü çok ciddi olabiliyor ve beyin iltihaplanmasına ya da beyni ve omuriliğini çevreleyen zarlarda iltihaplanmaya yol açabiliyor. Virüse yakalananların yaklaşık yüzde 1'inden daha azında, şiddetli hastalık görülüyor ve az sayıda vakada Batı Nil virüsü ölümcül olabiliyor.
ATEŞLE KENDİNİ GÖSTEREN HASTALIĞIN AŞISI YOK
Verilen bilgiye göre hastalık, kendini ilk olarak ateş ile gösteriyor. Bu belirtileri, baş ağrısı, kas ağrıları, iştah kaybı, bulantı, kusma ve ishal, ciltte kızarıklık, lenf bezlerinin şişmesi, coğrafi dağılım izliyor. Hastalıktan korunmak için herhangi bir aşı mevcut değil.
ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
Batı Nil Virüsü'nden korunmak için özelikle hasta veya ölmekte olan kuşlara dikkat edilmesi gerekiyor.
Sivrisineklerin hakim olduğu saatlerde, özellikle gün ağarırken, akşam karanlığında ve akşamın erken saatlerinde gereksiz dış mekan faaliyetlerinden kaçınılması öneriliyor.
Sivrisineklerin istila ettiği alanlarda uzun kollu gömlek ve pantolon giyilmesi tavsiye ediliyor.
Cilt üzerine ve giysilere yoğunluğu yüzde 10 ila yüzde 30 arasında değişen sivrisinek kovucu ilaç sürülmesi öneriliyor. Yoğunluğu yüzde 10 olan bir koruyucunun yaklaşık iki saat etkili olduğuna ise dikkat çekiliyor.
AFRİKA'DA ORTAYA ÇIKTI
Batı Nil Virüsü, ilk olarak 1930'ların sonunda Afrika'da ortaya çıktı. O zamandan bu yana Asya, Avrupa, Orta Doğu ile Kuzey ve Güney Amerika'da yayılan hastalık, Birleşik Devletler'de ilk olarak 1999'daki Doğu Kıyısı salgıyla görüldü.
Sivrisineklerin virüs taşıdığı bölgelere gitmek veya o bölgelerde yaşamak Batı Nil virüsüne yakalanma riskini artırıyor.
YOLCULAR İÇİN RİSK
Ilıman bölgelerde Batı Nil virüsü, ilkbahar sonlarında başlayan, genellikle Ağustos ve Eylül aylarında doruğa ulaşan bir mevsimsel kalıp izliyor.
Güney iklimlerinde yaşayan insanlar, bütün bir yıl boyunca enfeksiyona yakalanma riski ile karşı karşıya bulunuyor.
DÜNYADA HASTALIK NEDENİYLE ÖLÜ SAYISI ARTIYOR
Yunanistan'da geçen ay ortaya çıkan Batı Nil Virüsü nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı 18'e ulaştı.
Yerel basında yer alan haberlerde, Batı Nil Virüsünün bulaştığı tespit edilenlerin sayısının 177 olduğu, hastanelerde 9 hastanın yoğun bakım ünitelerinde tutulduğu açıklandı. Özellikle Yunanistan'ın kuzeyinde görülen vakalarda hayatını kaybedenlerin büyük bölümünü 70 yaş üstü hastalar oluşturuyor. Hastalığın Romanya'da da görüldüğü ve ölümlere yol açtığı kaydedildi.
Kaynak:ntvmsnbc.com
Yunanistan’da etkili olan Batı Nil Virüsü’ne Türkiye’de de rastlandığı Sağlık Bakanlığı tarafından açıklandı. Sağlık Bakanlığı bugüne kadar 7 hastada virüse rastlandığını 3 kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.
İSTANBUL - Sağlık Bakanlığı yaptığı açıklamada Yunanistan’da şu ana kadar 18 kişinin ölümüne neden olan Batı Nil Virüsü’ne Türkiye’de de rastlandığını belirtti.
Sağlık Bakanlığı Hıfzıssıhha Başkanı Mustafa Ertek tarafından yapılan açıklamada, Türkiye'de bugüne kadar 5 ilden 7 vakaya Batı Nil Ateşi tanısı konulduğunu ve bu hastalardan 3'ünün kaybedildiğini bildirdi. Hastalardan 2'sinin tedavisi ise sürüyor.
Ertek şu ana kadar herhangi bir salgından bahsedilemeyeceğini söyledi.
Haberin devamı ↓reklam
Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü'nden edinilen bilgiye göre, hastalık özellikle kaynağı kargalar olan rezervuarlardan ''Culex'' türü sivrisinekler aracılığı ile insanlara, atlara ve diğer memelilere bulaşıyor.
Bulaşma, çoğunlukla sivrisinek popülasyonunun aktif olduğu sıcak havalarda meydana geliyor. Bunların dışında kan yoluyla, organ ve doku nakilleriyle, anneden bebeğe anne karnında ve emzirme sırasında söz konusu olabiliyor.
Hastalık, virüsün bulaştığı kişilerde çoğu kez hiçbir belirti ve bulgu vermiyor. Genellikle kişiler farkına bile varmıyor. Yaklaşık yüzde 20 oranında ise Batı Nil ateşi adı verilen, hafif bir enfeksiyon gelişiyor ve tam iyileşme gerçekleşiyor.
Yaşlılar, çocuklar, hamileler ve HIV/AIDS hastaları gibi bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerde Batı Nil virüsü çok ciddi olabiliyor ve beyin iltihaplanmasına ya da beyni ve omuriliğini çevreleyen zarlarda iltihaplanmaya yol açabiliyor. Virüse yakalananların yaklaşık yüzde 1'inden daha azında, şiddetli hastalık görülüyor ve az sayıda vakada Batı Nil virüsü ölümcül olabiliyor.
ATEŞLE KENDİNİ GÖSTEREN HASTALIĞIN AŞISI YOK
Verilen bilgiye göre hastalık, kendini ilk olarak ateş ile gösteriyor. Bu belirtileri, baş ağrısı, kas ağrıları, iştah kaybı, bulantı, kusma ve ishal, ciltte kızarıklık, lenf bezlerinin şişmesi, coğrafi dağılım izliyor. Hastalıktan korunmak için herhangi bir aşı mevcut değil.
ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
Batı Nil Virüsü'nden korunmak için özelikle hasta veya ölmekte olan kuşlara dikkat edilmesi gerekiyor.
Sivrisineklerin hakim olduğu saatlerde, özellikle gün ağarırken, akşam karanlığında ve akşamın erken saatlerinde gereksiz dış mekan faaliyetlerinden kaçınılması öneriliyor.
Sivrisineklerin istila ettiği alanlarda uzun kollu gömlek ve pantolon giyilmesi tavsiye ediliyor.
Cilt üzerine ve giysilere yoğunluğu yüzde 10 ila yüzde 30 arasında değişen sivrisinek kovucu ilaç sürülmesi öneriliyor. Yoğunluğu yüzde 10 olan bir koruyucunun yaklaşık iki saat etkili olduğuna ise dikkat çekiliyor.
AFRİKA'DA ORTAYA ÇIKTI
Batı Nil Virüsü, ilk olarak 1930'ların sonunda Afrika'da ortaya çıktı. O zamandan bu yana Asya, Avrupa, Orta Doğu ile Kuzey ve Güney Amerika'da yayılan hastalık, Birleşik Devletler'de ilk olarak 1999'daki Doğu Kıyısı salgıyla görüldü.
Sivrisineklerin virüs taşıdığı bölgelere gitmek veya o bölgelerde yaşamak Batı Nil virüsüne yakalanma riskini artırıyor.
YOLCULAR İÇİN RİSK
Ilıman bölgelerde Batı Nil virüsü, ilkbahar sonlarında başlayan, genellikle Ağustos ve Eylül aylarında doruğa ulaşan bir mevsimsel kalıp izliyor.
Güney iklimlerinde yaşayan insanlar, bütün bir yıl boyunca enfeksiyona yakalanma riski ile karşı karşıya bulunuyor.
DÜNYADA HASTALIK NEDENİYLE ÖLÜ SAYISI ARTIYOR
Yunanistan'da geçen ay ortaya çıkan Batı Nil Virüsü nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısı 18'e ulaştı.
Yerel basında yer alan haberlerde, Batı Nil Virüsünün bulaştığı tespit edilenlerin sayısının 177 olduğu, hastanelerde 9 hastanın yoğun bakım ünitelerinde tutulduğu açıklandı. Özellikle Yunanistan'ın kuzeyinde görülen vakalarda hayatını kaybedenlerin büyük bölümünü 70 yaş üstü hastalar oluşturuyor. Hastalığın Romanya'da da görüldüğü ve ölümlere yol açtığı kaydedildi.
Kaynak:ntvmsnbc.com
Kaydol:
Yorumlar (Atom)