4 Ekim 2010 Pazartesi

ÖSYM her adaya farklı soru kitapçığı yapacak

YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan, KPSS'deki sızdırma ve kopya iddialarının ardından yeni dönemde alınacak güvenlik önlemlerini AKŞAM'a anlattı.

Özcan, 'Her adaya hologramlı, fotoğraflı kitapçık verilecek. 4 farklı soru kitapçığı olmayacak, her aday için soruların yerleri değiştirilecek farklı soru kitapçıkları basılacak' dedi. KPSS'yi Milli Eğitim Bakanlığı'nın (MEB) yapmayacağını da belirten Özcan, 'ÖSYM'yi ikiye böleceğiz. Bir daire akademik, bir daire kamu sınavlarını yapacak' diye konuştu. Özcan'ın açıklamaları şöyle:

- ÖSYM, dünyada var olan sisteme göre geride ama küçümsenecek bir sistemi de yok. Daha da geliştirilebilir. Ali Bey (ÖSYM Başkanı) çok güzel şeyler yapacak. Herkese resimli cevap kağıdı ve soru kitapçığı vereceğiz. Soru kitapçıklarında hologram olacak. Sadece bir kere açılabilecek. 

SİSTEM SAATLİ BOMBA GİBİ

- Sorular kitapçıklarda devamlı dolandırılacak, yerleri değiştirilecek. Herkesin kendi kitapçığı olacak. A, B, C, D gibi değil.

- Ayrıca, soru kitapçıklarının bulunduğu kolilerin de üzerine saatle açılan sistem konulacak. Örneğin, saat 08:00 olmadan önce koli açılamayacak. Saat 08.00 olduğunda koli kendisi otomatik olarak görevlilerin huzurunda açılacak. 08:00'den önce açıldığı an bitti her şey. Saatli bomba gibi.

- Genel kültür ve genel yetenek testleri dışındaki alan testlerine katılan adaylar, aynı sınıfta sınava katılmayacak. Örneğin, eğitim bilimleri testine giren bir öğretmen adayıyla bir mühendislik mezunu aynı sınıfta arka arkaya sıralarda oturamayacak. Böylece bir teste özgü olarak kopya çekilmesinin de önüne geçilecek. 

HEDEFİMİZ İHTİSASLAŞMA

Yeni ÖSYM kanununun son şekli verilerek bakanlığa gönderildiğini de belirten Özcan, kurumun ikiye bölüneceğini söyledi. Özcan, şunları söyledi: 'Sınavı MEB değil biz yapacağız. ÖSYM'yi bilimsel ve akademik olarak ayırmak istiyoruz. İki bölümü olsun. Bir daire sadece bizim imtihanlarımızı yapsın diğer kısmı da kurumların imtihanını. İhtisaslaşmaya gidelim istiyoruz. Kanun da çıkacak. Hepsi hazırlanıp MEB'e gönderildi.' 

Üniversitelere 'sivrisinek' sitemi

GenetİĞİ değiştirilmiş domates tohumlarıyla ilgili yaptığı açıklamalarla tartışma yaratan Özcan'dan benzer bir açıklama daha geldi. Özcan, sivrisineklere karşı alınacak tedbirlerin üniversite ve belediyelerin ortak çalışmasıyla yapılabileceğini belirtirken, bir de anısını aktardı: 'Bir göl başında oturuyorduk, sivrisinekler var. Hocama dedim ki, 'Ayıp değil mi ya, sivrisinekle mücadele edemiyor mu üniversite?' Mesela üniversite baksa, belediyeye bir şey tavsiye etse, bunu engellese, halletse sorunu... Bence bilim, insanların yaşam seviyesini yükseltmeye yönelik olmalı. Sadece okulunuzda oturup makale yazamazsınız. Üniversiteler buna sahip çıksın demeye getiriyorum. Üniversiteler bu türden konulara da ilgi duymalı.' 

Eğitim Bilimleri deve hörgücü gibi

KPSS genel kültür testindeki düzensizliklerin 'sıfır' olduğunu da belirten YÖK Başkanı Özcan, ekledi: 'Genel Yetenek'te bazı düzensizlikler var. Eğitim Bilimleri'ndeki kadar çok değil. Deve hörgücü gibi, çok düzensiz. Kesinlikle bir şey olduğu belli eğitim bilimlerinde. Geçmiş yıllarla da karşılaştırdık, görüyoruz.'

Alıntı:Akşam-Milliyet

Bakan açıkladı : Aile hekimleri sözleşmeli çalışacak....

Birçok ülkenin Türkiye'deki bu sistemi incelemek için kendilerinden randevu istediğini belirten Akdağ, sistemin sahte ilaç kullanımını ve sahte kupür kullanarak Sosyal Güvenlik Kurumunun zarara sokulmasını yüzde 99 önleyeceğini söyledi. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ, Medical Tribune Yayın Koordinatörü Zuhal Demirarslan’ın sorularını yanıtladı.

- Hekimlerin özel muayenehane açabilmeleri veya ek bir sağlık kuruluşunda çalışabilmeleri  uygulaması devam edeceğine göre, bu durum sağlık hizmeti sunumu açısından kamu hastanelerini nasıl etkileyecek? 

Temel olarak kamu hastanelerine müracaat eden hastaların, muayenehaneye müracaat etmek zorunda olmaları nedeniyle meydana gelen mağduriyetleri engellemek amacıyla yapılan bu düzenleme, muayenehane açan hekimlerin ancak mesaiden sonra çalışmalarına izin verilmesi şeklinde mahkeme tarafından değerlendirildi. Ancak gerekçeli karar halen yayınlanmadı. Bu çerçevede hastaneye müracaat eden hastanın ayrıca muayenehanede kabul edilmesi uygun olmayacaktır. Yine muayenehaneye müracaat eden hastanın gerek muayenehanede gerekse bir özel hastane veya tıp merkezindeki tanı ve tedavisi için gerekli tüm harcamalar hasta tarafından karşılanacak ve bu durum hastaya açıkça bildirilecektir. Ayrıca muayenehanesi olan hekim sayısında önemli azalmalar olmuştur. Bu hekimler mesai sonrası muayene yapabilecekleri için hasta muayene sayıları hastanelerde yapılan toplam muayene sayısı içinde önem arz etmeyeceği açıktır. Sonuç olarak hastanelerin iş yükünde kayda değer azalma olması beklenmemekte ancak hasta mağduriyetine meydan vermemek amacıyla idari denetim yönünden iş yükünün ciddi olarak artması ön görülmektedir.

- Yıl sonu itibariyle tüm Türkiye’de aile hekimliği uygulaması başlatılacak ve her 3000-3500 kişiye bir aile hekimi düşmesi bekleniyor. Bu sayı sizce yeterli mi?

Ülkemizde hekim sayısı maalesef yetersiz.Bu nedenle sizin de ifade ettiğiniz gibi 3000-3500 vatandaşımıza bir aile hekimi düşecek şekilde planlama yapmaktayız. Gelişmiş ülke standartları açısından yapılan bu planlama yetersiz olmakla birlikte ülkemizdeki hekim sayısının zaman içinde artması ile bu sayı aşağı çekilecektir. Bunun için de tıp fakültelerinin öğrenci kontenjanları arttırılmakta olup bu durumun mezuniyete yansıması için 6-7 yıla ihtiyaç var. Öte yandan aile hekimliği uzmanlık kontenjanları da artırıldı.Aile hekimliği uygulamalarında nihai hedefimiz, 2023 yılına kadar 2.000 vatandaşımıza bir aile hekimliği uzmanı düşecek duruma gelmektir.

- Kasım 2010 itibariyle İstanbul'da tamamen aile hekimliğine geçiliyor. Yaklaşık 13 milyondan fazla insanın yaşadığı İstanbul’da uygulamada sıkıntılar olacak mıdır? Ne gibi önlemler alınıyor?

Uygulamaya geçişte tabii ki belli sıkıntılar yaşanacaktır. Bununla ilgili olarak yoğun çalışmalar başlatıldı. Aile hekimliği hizmetinin nasıl olması gerektiğiyle ile ilgili vatandaşların ve sağlık personelinin bilgilendirme çalışmaları yapılmaktadır. İstanbul’da aile hekimliği uygulaması kapsamında, aile sağlığı merkezlerinin tespiti, toplum sağlığı merkezlerinin organizasyonlarının tamamlanmasına yönelik alt yapı çalışmaları tamamlanmıştır. Temmuz ayı itibariyle ilk yerleştirme yapıldı, boş kalan pozisyonların doldurulması yönünde yerleştirme çalışmaları da devam etmektedir.


- Şu anda aile hekimlerine verilen ücretler sürdürülebilir mi? 

Şu anda aile hekimlerine verilen ücretler finansal açıdan sürdürülebilir durumda. Maliye Bakanlığı ile yapılan görüşmelerde 3 yıllık bütçemiz yapıldı. Etkin ve verimli bir hizmet sunumu ile toplam maliyetlerde tasarruf dahi söz konusu olabilmekte. Ayrıca uygulama ile hekimler ve aile sağlığı elemanlarına önceki durumlarına göre daha iyi mali haklar da sağlandı. Motivasyon ve verimliliği arttırıcı olan bu uygulama, ikinci basamak sağlık hizmeti ihtiyacının artışını yavaşlatmış ve birinci basamak sağlık kuruluşlarının toplam sağlık kuruluşları içerisinde muayene oranında bir artışa sebep olmuştur. Bu da sürdürebilir finansmanlı sağlık hizmeti açısından olumlu bir gelişmedir ve bu finansal sürdürülebilirliğin olduğu görüldüğünden tüm ülkeye yaygınlaştırılmasına karar verilmiştir.

- Sözleşmeli çalışmak hekimlerin hak kaybına neden olabilir mi? Bu konuda ücret hakkaniyeti sağlanabileceğini düşünüyor musunuz?
Sözleşmeli çalışmak aile hekimlerinin hak kaybına sebep olmaz. Bu konuda ücret hakkaniyeti ile ilgili ise bütün çalışanlar için performansları çerçevesinde değerlendirme yapılarak şartların el verdiği en yüksek miktarı vermeye çalışıyoruz.

- Aile hekimleri hastaları özel hastanelere sevk edebilecekler mi? 

Aile hekimleri hastalarını gerekli gördükleri takdirde ilgili branşa sevk edebilecekler. Özel ya da kamu hastanesine başvurmak ise vatandaşın tercihidir.

- Uluslararası ilaç firmalarının merak ettiği konu yeni ilaçların ruhsatlandırılmasına getirilen kısıtlamalarla ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Dünyanın bütün gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeleri ilaç ruhsatlandırmasında büyük ölçüde birbirine benzer mekanizmaları kullanmakta. Ruhsatlandırmada öncelikli ilgi iyi imalat koşullarına (GMP) uygunluk değerlendirmesine yöneliktir. Ülkemizden ilaç ithal etmek isteyen ülkelerin yetkilileri ruhsatlandırma başvurusu ile beraber GMP denetimlerini bizzat yapmakta ve ülkemiz müfettişlerinin yapmış oldukları iç denetimleri dikkate almamaktadırlar. Son yıllarda Bakanlığımızda ilaç denetimi konusunda gerek nitelik ve gerekse nicelik açısından yeterli kapasite oluştuğundan Bakanlık olarak diğer ülkeler gibi denetim esaslı uygulama başlattık. GMP denetimi için Bakanlığımızca belirlenen formata uygun başvurular sıraya konulmak sureti ile bugüne kadar altı ülkeye denetime gidilmiştir. Bu çerçevede sorunuzda ifade ettiğiniz şekli ile “yeni ilaçların ruhsatlandırılmasına getirilen kısıtlamalar”dan bahsedilemeyeceği açıktır.

- İlaç harcamalarındaki artışı azaltmak için ek tedbir düşünüyor musunuz?

Bilindiği gibi 2009 yılında tüm sektörlerde küçülme yaşanırken, ilaç harcamalarında bütçe öngörülerinin üzerinde artış oldu. İlaç sektörü ile yapılan toplantılar sonucunda bu olağanüstü durumun telafisi ve sonraki üç yıl içerisinde kontrollü büyümeyi sağlamak üzere “ilaçta global bütçe”ye geçilmesi kararlaştırıldı. Bu amaçla 3 Aralık 2009 tarihinde “İlaç Fiyat Kararnamesi”nde bazı değişiklikler yapılmış, ilaveten Sosyal Güvenlik Kurumunun çeşitli tedbirleri yürürlüğe konulmuştur. 2010 yılı ilaç harcama verileri dikkatle izlenmiş ve yıl sonu ilaç harcama miktarının öngörülen bütçe içerisinde kalacağı tahmini yapılmıştır. Bu sebeple ilave tedbir alınması konusu halen gündemde değil. Bütçe aşımının söz konusu olması halinde 2009 yılında uzlaşılan protokol çerçevesinde çeşitli tedbirler yürürlüğe konulabilecek.

- Sahte ilaçların önlenmesi konusunda İlaç Takip Sistemi ne kadar etkili oldu,  tam anlamıyla oturdu mu bu sistem?

İlaç Takip Sistemi tamamen oturdu ve mükemmel çalışıyor. Dünyanın birçok ülkesi Türkiye’deki bu sistemi incelemek için bizden randevu istediler. Son derece iyi çalışan bir sistem haline geldi. Bu sistem, ilaçta kaçak ilaç kullanımını, sahte ilaç kullanımını, sahte kupür kullanarak Sosyal Güvenlik Kurumunun zarara sokulmasını yüzde 99 önleyecek bir sistem haline geldi. Şu anda Türkiye’de vatandaşlarımız ilacı eczaneden almak şartıyla sahte ilaç problemiyle hemen hemen hiç karşılaşmayacaklardır.

Alıntı: hürriyet

SGK doktorların ensesinde!!!

SGK Genel Müdürü Hasan Çağıl, Çukurova Tıp Fuarı'na katılmak üzere geldiği Adana'da yaptığı açıklamada, sağlıkta suistimal örneklerinin her dönemde gündeme geldiğini, bu nedenle Genel Sağlık Sigortası kapsamında bedelini ödedikleri hizmetleri çok daha farklı metotlarla incelemeye başladıklarını söyledi.

''Bugüne kadar olduğu gibi faturalar gelsin, faturalar kağıt üzerinden karşılaştırılsın, örnekleme yöntemleriyle denetimler yapılsın'' gibi metotlar yerine daha etkin yöntemlere başvurduklarını ifade eden Çağıl, ''Bugün kurum olarak, günde ortalama 1,5 milyon kişinin muayene bedelini ödüyoruz. Yine her gün 900 bine yakın kişinin reçete bedelini ödüyoruz. Çok büyük rakamlar bunlar. Bunları siz tek tek oluşturulmuş olan faturalar üzeriden incelemeye kalktığınız zaman hiçbir zaman doğru bir incelemeye ulaşamayız. Örnekleme bu günün şartlarında en iyi inceleme metotlarından biri ancak bununla yetinmiyoruz'' dedi.

Alıntı:medimagazin.com

1 Ekim 2010 itibariyle hayata geçen yeni sistemle muayene ve reçetelerin elektronik ortamda takip edildiğini kaydeden Çağıl, sözlerine şöyle devam etti: 

''Bir hekimin günde kaç kişiye, hangi ilaçları yazdığı, bu ilaçların hangi eczaneden alındığı online sistemle takip ediliyor. Bu uygulamalarımız yanlış anlaşılmasın. Biz hiç kimseyi potansiyel suçlu görmüyor, tedbirimizi alıyoruz. Özellikle de hekimlik gibi kutsal bir mesleği yürüten değerli meslektaşlarım için asla böyle bir şey düşünemem. Bizim açımızdan sağlık hizmeti sunucusu birinci derecede hekim olduğu için bu takibi yapıyoruz.''

SGK Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Çağıl, söz konusu işlemleri takip edebilmek için tüm hastanelerden hekimlerin kayıtlarını istediklerini belirterek, ''Bu kayıtlar bize internet ortamında tek tuşla bildirildi. Bu bildirimle ilgili süre de 1 Ekim 2010'da doldu. Bu nedenle, Sağlık Bakanlığından aldığı tescil numarasını bildirmeyen hekimlerin yazdığı reçeteleri 1 Ekim 2010 itibariyle ödemiyoruz'' dedi.

Özel sağlık sektörü de dahil hangi hekimin, hangi noktada, nerede çalıştığını bildiklerini ifade eden Çağıl, şunları kaydetti:

''Şu anda tüm kamu ve özelde çalışan hekimlerimizin yüzde 95'inden fazlası sistemimize kayıtlı. Kayıtlarımıza girmeyen çok az bir hekimimiz kaldı. Oysa daha önce hastanenin birinde bir sürü reçete yazılmış. Bu reçeteleri kimin yazdığına bakmak istiyorum, 'bilinmeyen' yazıyor. Bugüne kadar hangi hekimin sicil kaydı varsa tüm reçeteler ona yazılmış. Böyle bir takip olur mu? Bu bir defa hekimi korumak açısından da çok önemli. Bazen bakıyorsunuz koskoca bir hastanede 5 tane hekimin ismi var sistemde ve bunların her birisi günde 800 tane hasta muayene etmiş gösteriliyor. Çünkü hep onların ismini yazmışlar. Bunlar doğru şeyler değil.''
  
     -HEKİMİN HİZMET TABLOSU-

  
     Hasan Çağıl, her hekimin ay içinde yaptığı tüm hizmetlerin tablosunun çıkarılacağını, emsalleriyle arasında sapma varsa anında görülebileceğini belirterek, şunları kaydetti: 

''Biz, hangi hizmeti hangi hekimin verdiğini, hangi reçeteyi hangi hekimin yazdığını bilmek zorundayız. Bu nedenle yeni uygulamada her ayın sonunda hizmet faturaları oluşacak. Hekim arkadaşlarımızı, kendi benzerlerine ait kıyaslamalarda olmak üzere bilgilendirme göndereceğiz. Nedir bu bilgilendirme? Doktor A, 'bu kadar hasta muayene ettiniz, şu kadar hasta ameliyat ettiniz, şu kadar hasta yatırdınız, şu kadar işlem yaptınız. Yapmış olduğunuz işlemlerin karşılığında SGK'nın ödemiş olduğu fatura şu' diyeceğiz. Ayrıca bir ayda şu kadar reçete yazdınız. Bu ilaçlar şu firmalara ait. Yazmış olduğunuz ilaçlar şu eczanelerden alınmış. Mesela reçetelerdeki toplam ilaç 300 bin lira. Reçetelerin yüzde 98'i aynı eczaneden alınmış ama reçeteler 100 eczaneye dağılmış. Burada suistimal var mı bilmiyorum. Tutarın 98'ini oluşturan ilaçların tamamı 4 çeşit. Bu gerçek bir örnek. Aynı firmalardan ilaç yazma işini ben yine de suistimal olarak nitelemiyorum. Hekim arkadaşlarımı suçlama niyetinde de değilim.''

Çağıl, ''Elektronik Denetleme Sistemi' adı verdikleri bu uygulamanın bir örneğinin eczaneler için de bulunduğunu belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:

''Bu uygulama, şu anda test amaçlı olarak Türkiye genelinde devam ediyor. Bugüne kadar ilginç sonuçlar aldık. Size basit bir örnek vermek istiyorum. İstanbul'daki bir eczaneye, 27 kilometre uzaklıktaki bir hastaneden, bir ay boyunca, üç doktordan aynı dört kalem ilacın bulunduğu reçeteler gönderilmiş. Burada reçete taşınmış, hastanın taşındığını hiç zannetmiyorum. Biz bunlara ayrıca inceleme gönderiyoruz. Burada reçete taşınıyor, hastanın taşındığını hiç zannetmiyorum. Bu bir tesadüf olamaz.''

1 Ekim 2010 Cuma

Sınav güvenliği işte böyle sağlanacak

KPSS'de yaşanan kopya skandalının ardından sınav sisteminin son teknolojiyle donatılması için bir takım çalışmalar yapılıyor. Yeni uygulamada; kişiye özel kitapçık, fotoğraflı cevap anahtarı ve soruların bulunduğu kutulara çipli takip sistemi olacak.



Kamu Personeli Seçme Sınavı’ndan başlayarak neredeyse tüm sınavlara yayılan kopya skandalı sonrası Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nde "güvenlik harekatı" başlatıldı. 

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, ÖSYM’deki açıkların tespiti ve sınavlarda alınacak önlemler için özel bir rapor hazırlattı. Anadolu Üniversitesi Öğretim Üyeleri Yrd. Doç. Dr. Hakan Şenel ve Erhan Akmen tarafından hazırlanan raporda, sınav sisteminde kullanılabilecek son teknoloji güvenlik yöntemleri anlatıldı.
ÖSYM’nin güvenliğiyle ilgili ilk kez hazırlandığı ortaya çıkan raporu inceleyen Prof. Özcan, önerilen sistemin 2011’den itibaren yapılacak sınavlarda kullanılması talimatını verdi. 

Yeni düzenlemelere göre sınavlar şu sıkı güvenlik önlemleri altında yapılacak:
 
ADAYA ÖZEL KİTAPÇIK
Star gazetesinin haberine göre, soru kitapçıkları dijital baskı sistemlerinde basılacak. Böylece halen uygulanan ofset matbaa aşamasındaki gibi kitapçıklar alınamayacak.
Her adayın, kendine özel cevap anahtarı, diğer tüm adaylardan farklı soru kitapçığı olacak.
Soruların yeri her kitapçıkta karıştırılacak. Böylece A, B, C, D gibi birkaç grupta değil, sınava giren aday sayısı kadar farklı kitapçık türü ve cevap anahtarı yer alacak. Soruların bluetooth teknolojisiyle servis edilemesinin önüne geçilmiş olacak.

SORU KOLİLERİNE ÇİPLİ TAKİP
Kitapçıkların üç tarafına holospotlu güvenlik bandı takılacak. Kitapçıklara sıkıca iliştirilecek bir kaç milimetrekarelik bir bilgi alanına sahip bu bant, yüksek çözünürlüklü bir lazerle veri taşıyıcıya yazılmış gizli güvenlik özelliklerini barındıracak.
Soru kutuları içine uzaktan izleme çipi gibi elektronik sistemler konulacak. Böylece kutuların ne zaman açıldığı, kutulardan birinin diğerlerinden uzaklaştırılması saniye saniye tespit edilecek.

FOTOĞRAFLI CEVAP KAĞIDI
Cevap kağıdının üzerine adayların fotoğrafları basılacak. Böylece adayların yerine başkaları sınava giremeyecek.
Sınav sonrasında cevap anahtarı ve kitapçıklarının bulunduğu kutular açılır açılmaz, kitapçık ve anahtarlar ayrılacak. Cevap anahtarı taranarak, kopyaları Dijital Kasa Sistemi’ne atılacak. Cevaplar, kağıtlarının tamamı tarandıktan sonra, sınava girenlere web üzerinden anahtarıyla birlikte sunulacak.

AÇIK UÇLU SEÇENEK GELİYOR
Sadece test sorularının olduğu sınavlarda adaylara açık uçlu sorular da yöneltilecek. Böylece test kanalıyla ölçülemeyen becerilerin değerlendirilmesi de mümkün olacak.
Kişiye özel, fotoğraflı cevap kağıtlarının üst bölümüne test yanıtları kodlanacak. Alt bölüme de açık uçlu soru yanıtları el yazısıyla yazılacak.

TEST BİRİMİNE ISO STANDARDI
ÖSYM Test Araştırma Birimi, TS ISO 2700x standartlarına göre güvenlik altına alınacak. Dijital matbaa sistemleri, TS ISO 2700x standartlarına göre inşa edilen binaya taşınacak.

HER ÇALIŞANA ÖZEL ŞİFRE
ÖSYM yönetimi tarafından "Kırmızı alan" adı verilen soruların depolandığı bölümün kapısına iki güvenlik görevlisi konularak, giriş-çıkışlar yasaklandı. ÖSYM’de daha önce beş kişinin bilgisayarlarda aynı şifreyi kullandığı tespit edilirken, yeni uygulama ile bilgi işlem bölümündeki sistem giriş şifreleri kişiye özel hale getirildi. Böylece kimin hangi işlemi yaptığı da belirlenebilecek.

SINAV YERİ DEĞİŞİKLİK SİSTEMİ ÇÖKTÜ
İptal edilen KPSS Eğitim Bilimleri Testi’nin yeniden yapılması  hakkında ÖSYM, sınav yeri değişikliği için başvuru toplamaya başladı. Ancak başvuruların yapılabildiği ÖSYM Aday İşlemleri Sistemi (AİS) çökünce öğretmen adayları zor durumda kaldı.

Alıntı:ntvmsnbc.com

HEKİME YÖNELİK ŞİDDET BİTSİN ARTIK!


Bu yıl onlarca hekim, Türkiye’nin doğusu batısı, kenti kasabası fark etmeden şiddet gördü. 
Daha birkaç gün önce (22.09.2010) Urfa’da bir kadın hekim, uğradığı şiddet sonrası yaşamsal tehlike atlattı. Dün ise İzmir’de, Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde genç bir hekim, bir hasta yakını tarafından darp edildi.

İzmir’in göbeğindeki bir hastanede, darp edilen ve kırılan sadece bir hekimin kolu değildi;  hekimlik onuru, geleceğe yönelik mesleki umutları da parça parça oldu. 

Her yıl hekime yönelik şiddetin arttığı ülkemizde,  yöneticilerden önlem almalarını bekliyoruz.  Şiddetin önlenmesi için bir hekimin canını yitirmesi mi gerekiyor?

Sizler, başta Sayın Başbakan ve Sağlık Bakanı, sağlık alanındaki yöneticiler,  hekimlerin onuruyla oynamayınız; başarısız olduğunuz bu sağlık sisteminin faturasını hekimlere çıkarmak, kendinize gelmesi gereken tepkiyi savuşturmak için hekimleri hedef göstermeyiniz. 

Biz hekimler, bu soruna acilen çözüm bulunmasını, hekime yönelik şiddetin durmasını istiyoruz. Devletin hekimin can güvenliğini acilen sağlamasını istiyoruz. Hasta hakları kadar, hekim haklarına da özen gösterilmesini talep ediyoruz.

Can güvenliğimiz için tıp eğitiminde savunma teknikleri mi öğretilmeli? Başhekimlikler polikliniklerde zırh mı dağıtmalı?

Bu devlet, hastasına olduğu kadar, hekimine de sahip çıkmalı.  Bu hekimlere bu ülkenin ihtiyacı olduğu unutulmasın.

Biz İzmir Tabip Odası olarak, her zaman olduğu gibi hekimlerimize sahip çıkacağız; hukuki sürecin de mutlaka takipçisi olacağız. 

Alıntı:izmirtabip.org

25 Eylül 2010 Cumartesi

ÖSYM Sınavlarında Şüphe Varmış: Günaydın!

Son günlerde gündemde olan bir konu var; ÖSYM’nin yeniden yapılandırılması. Malum, bugüne gelinen süreç KPSS’de 350 kişinin tam puan alması ve yapılan incelemede sınavda kopya çekildiği şüphesinin ortaya çıkması ile başladı. Bildiğim kadarıyla olay savcılık incelemesinde ve duruma göre ÖSYM’nin yaptığı diğer sınavlar da mercek altına alınacak. 

Ben 10 yıla varan öğretim üyeliği ve akademisyenlik gözlemlerime dayanarak böyle bir inceleme/soruşturma için geç bile kalındığı düşüncesindeyim. Yıllardır sınavlar yapılır ve bizler bu süre içinde onlarca ‘sürprize’ tanıklık etmişizdir. Örneğin, KPDS ve ÜDS sınavları. Malumunuz bu sınavlar her akademisyen için, önünde duran ve mutlaka aşması gereken engellerdir. Yurt dışında doktora yapmış ve çocukluğundan beri İngilizce öğrenme mücadelesi vermiş biri olarak bulunduğum fakültede pek çok arkadaşıma bu anlamda rehberlik/eğiticilik yapageldim. Dolayısı ile en azından fakültemdeki her öğretim elemanının yabancı dil seviyesi konusunda bir fikir sahibiyimdir. Geçen 10 yılda, nisbeten küçük bir çevreye sahip olan ve herkesin herkesi tanıdığı fakültemizde bazıları aylarca, hatta yıllarca İngilizce çalıştıkları ve belli bir düzeye geldikleri halde bu merkezi sınavları geçemezken, bazıları hiç çalışmadıkları ve dil seviyeleri oldukça düşük olduğu halde yetmişli, seksenli puanlarla bu sınavları geçtiler.

Gözlemlerim bundan da ibaret değil. Geçtiğimiz 10 yılda öyle öğrenciler fakültemize ve Doğu-Güneydoğu illerindeki tıp fakültelerine geldi ki, bu gençler değil lise düzeyinde genel fen-matematik-sosyal bilgiler kültürüne sahip olmak, ortaokul seviyesinde bile değillerdi. Bu durum hep dikkatimizi çekmiş, ‘söylentilerin’ haklılığına inanır olmuştuk. Bu öğrencilerin nasıl sınıf geçip okul bitirdiğini merak ediyorsanız, şu kadarını söyleyeyim, liseyi nasıl bitirmişlerse ve sınavı nasıl ‘kazanmışlarsa’ aynı şekilde. 

Öğretim üyeliğim süresince 8 dönem mezun verdik. Eğitimin her seviyesindeki hoca bilir; ögrenciler okuldayken kendilerini az çok belli eder. Öğrencinin gireceği sınavlarda başarılı olup olamayacağını az-çok tahmin edebilirsiniz. Şüphesiz arada sürpriz çocuklar çıkar ve sizi yanıltır. Ancak son 5-6 yıldır fakültemize gelen asistanlara bakıyorum, “bunlar nasıl tıp fakültesini bitirmiş?” diyeceğiniz gençler karşınıza TUS’u kazanıp gelmiş. “Okul başarısı ile TUS başarısı aynı şey değil.” dediğinizi duyar gibiyim. Ama kast ettiğim o değil. Bunların bazıları bizim mezunlarımız. Bizim şehrin/bölgenin çocukları. Biliyoruz ki mezun olduktan sonra da ders çalışmadılar. Ya özelde çalıştılar ya da sağlık ocağında vakit geçirdiler. İşin dikkat çekici tarafı, TUS ile gelen bu gençler ÖYS ile tıp fakültelerine gelip bizleri şaşırtan gençlerle aynı ‘profile’ sahip. 

Bilmem bu kısa yazı ile anlatmak istediğim anlaşılabildi mi? En iyi burayı bildiğim için bizim Şehri/Üniversiteyi/Fakülteyi örnek verdim ama bu durum çok yaygın olarak bölgemizdeki hatta bölge dışındaki pek çok şehirde/üniversitede/fakültede var. Yani bizler ÖSYM’nin yaptığı sınavlarda, özellikle de ilgi alanımız gereği ÜDS, KPDS, ÖYS ve TUS’da bir ‘bit yeniği’ olduğunu biliyorduk. KPSS skandalını duyunca hiç şaşırmadık. KPSS insanlara ekmek kapısı açtığı için fazlaca ses getirdi ama esas uzun vadeli ve ‘derin’ plan yukarıda sözünü ettiğimiz 4 sınavda işletilmeye devam ediyor. Bu yüzden YÖK’ün ÖSYM ile ilgili kararını gecikmiş de olsa yerinde buluyorum.  

Biz insanların ‘profillerinden’ ziyade, bulundukları yere haksız olarak gelmelerine karşıyız. Yoksa her profildeki insan bu ülkede her yere gelmeye adaydır. Yeter ki ülkenin kanunlarına ve kurallarına uysunlar, yasa dışı yollara tevessül etmesinler, başkalarının hakkını gasp etmesinler ve yemek yedikleri kabı pisletmesinler.

Prof. Dr. Şahin AKSOY, Harran Ünv. Tıp Fak. Deontoloji ve Tıp Tarihi A.D.Bşk. ve Şanlıurfa Tabip Odası Başkanı
Alıntı:medimagazin .com

Günde 6 gramdan fazla tuz zararlı

Karşıyaka Belediyesi bünyesindeki, 65 yaş üzeri vatandaşların faydalandığı Bilge Çınarlar Kulübü, “Yaşlıda Hipertansiyon Tedavisi” konulu bir panel düzenledi.

Günde 6 gramdan fazla tuz zararlı
Ege Üniversitesi Geriatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fehmi Akçiçek’in konuşmacı olarak katıldığı etkinlik,  Belediye toplantı salonunda gerçekleşti. Panele çok sayıda orta yaş üzeri vatandaş ilgi gösterirken, panelden konuyla ilgili  çarpıcı sonuçlar çıktı.
 
Konuşmasında Prof. Dr. Fehmi Akçiçek “Her 3 kişiden birinde kan basıncı yüksekliği bulunmaktadır. Her yaş grubunda da bu durum söz konusudur ancak 60 yaş sonrasında artış göstermektedir” dedi. Yüksek tansiyonu açıklayacak bir neden olup olmadığını her zaman sorguladıklarını ifade eden Prof. Dr. Akçiçek “ Bazen hiç nedensiz de hipertansiyon olabilmektedir. Sebebini bilmemekle birlikte nelerin yol açabileceğini öğrenebilirsiniz. Bunun başında  aşırı tuz  tüketimi geliyor. Vücudun ihtiyaç duyduğu günlük tuz ihtiyacı 6 gramdır ancak Ege Bölgesi’nde bu oran 21 gram, İç Anadolu ve Akdeniz Bölgelerinde 26 gram, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde de 25 grama ulaşmaktadır. Oysa unutmayın 6 gramdan fazla tuz alımı zararlıdır. Vücudun su dengesi, tuz yani sodyum üzerinden ölçülüyor. Mesela 6 gram tuz kullandığınızda içilen 1 litre suyun 800 mililitresini atarsınız. 21 gram tuz tükettiğinizde sadece 500 mililitre suyu vücudunuzdan atarsınız. Aşırı tuz alımında ayak ve göz kapaklarınız şişer. Kalp, göz ve beyin yüksek tansiyondan en çok zarar gören organların başında geliyor.  Kan basıncını yükselten diğer neden  ise şişmanlıktır. Yağ  dokusu arttıkça su miktarı da artıyor. Tuza, şeker ve sigarayı da eklersek bunları hayatınızdan çıkarmanız şart. Hipertansiyonu kontrol için hekimlerinizin önerdiği ilaçları alabilirsiniz. İlaç kullanmanıza rağmen göğüs ağrısı çekiyorsanız, tansiyonunuz hâlâ yüksek ise ve algı problemi yaşıyorsanız mutlaka doktorunuza vakit kaybetmeden gidin dedi.
 
Konuşmacı yüksek tansiyonun 65 yaşından sonra şekil değiştirdiğini anımsatarak “Bu yaştan sonra damar yapıları farklılaşıyor. Büyük tansiyonu düşürmek gerekiyor. Sadece az tuz tüketerek hiç ilaç kullanmadan yüzde 75 oranında yüksek tansiyonu düşürebiliriz” diyerek sözlerini tamamladı. Prof. Dr. Fehmi Akçiçek daha sonra katılımcıların sorularına yanıt verdi. Program sonrasında Sosyal Yardım İşleri Müdürü Ayfer Çalışkan Prof Dr Akçiçek’e katkılarından dolayı çiçek ve  plaket verdi.
 
Alıntı. egedesonsoz.com

Genel Sağlık Sigortası uygulaması başlıyor

59 milyon kişi Genel Sağlık Sigortası kapsamına giriyor. Başvurular 1 Ekim'de başlıyor. 31 Ekim tarihine kadar başvurmayan 3 milyon kişiye 760 lira para cezası kesilecek.

59 milyon kişi Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamına giriyor. Başvurular 1 Ekim'de başlıyor. GSS'ye SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı kapsamındakilerin dışında, sosyal güvencesi olmayan ve Yeşil Kart uygulamasından yararlanamayan yaklaşık 3 milyon kişi de dahil olacak. Ancak zaman sınırlı. Çünkü bu 3 milyon kişiden 31 Ekim 2010 tarihine kadar başvurmayanlara 760 lira para cezası kesilecek.
Hiçbir sosyal güvencesi olmayan vatandaşlar belirlenen tarihlerde başvurdukları takdirde GSS kapsamına girseler de sağlık hizmetlerinden faydalanabilmek için sigorta primlerini kendileri ödeyecek.
Hürriyet'in haberine göre, sisteme dahil olmayanlar ise 760.5 lira para cezasına çarptırılmanın yanı sıra yapılacak olan gelir tesptinde aylık gelirleri de 1521 liranın üzerinde sayılarak olmayan maaşlarından sigorta primi için her ay 182.5 lira para kesilecek. 

UYGULAMA NASIL İŞLEYECEK?
Yeni uygulama ile birlikte Türkiye’de 59 milyon kişinin (SGK’ya tabi çalışanlar, emekliler veya bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilerin toplamı) GSS kapsamında olacak.SGK tarafından yapılacak tespit sonucunda; aile içinde kişi başına düşen aylık gelir, brüt asgari ücretin 3'te 1'inden (253.50 TL) az olanların primlerini devlet ödeyecek.
Kişi başına düşen aylık geliri; brüt asgari ücretin 3'te 1'i (253.50 TL) ile brüt asgari ücret (760.50 TL) arasında olduğu belirlenen kişiler için aylık 30.42 TL GSS primi ödenecek. Kişi başına düşen geliri; brüt asgari ücret (760.50) ile brüt asgari ücretin 2 katı (1521 TL) arasında olduğu belirlenen kişiler için aylık 91.26 TL GSS primi ödenecek. Kişi başına düşen geliri; brüt asgari ücretin 2 katından fazla (1521 TL'den fazla) olduğu belirlenenler için aylık 182.52 TL GSS primi ödenecek.
Örneğin; sosyal güvencesi olmayan 4 kişilik bir ailenin eline 1000 lira geçiyor, yani kişi başına 250 lira düşüyor. Brüt asgari ücret 729 lira. Bunu üçe böldüğünüzde 243 lira çıkıyor. Kişi başına 243 liradan fazla geliri olan bu ailemiz, ayda 30 lira prim ödeyerek sağlık yardımlarından faydalanacak. Ama 5 kişilik bir ailenin eline toplam 1000 lira geçiyorsa, bu herkese 200 lira düştüğü anlamına gelir. O zaman ailenin primini devlet karşılayacak. Şayet 4 kişilik bir ailenin 2 bin 500 lira geliri varsa ortalama 625 lira düştüğünden, bu aile ayda 88 lira prim ödeyecek.” 

HER AİLEDEN EŞLERDEN BİRİSİNİN DAHİL OLMASI YETERLİSisteme dahil olmak için eşlerden birisinin Genel Sağlık Sigortalı'sı olmasının yeterli olduğunu ifade eden Posta Gazetesi yazarı Ekrem Sarısu, "Eşlerin bakmakla yükümlü olduğu kişiler sağlık hizmetlerinde ücret ödemeden faydalanabilecek. Ailelerde çocuklar için ise bir ayrıntı söz konusu. Ailedeki tüm çocuklar 18 yaşına kadar, lise öğrenimine devam eden çocuklar 20 yaşına kadar, üniversite öğrenimine devam eden çocuklar ise 25 yaşına kadar ailesinden dolayı genel sağlık sigortalısı sayılacak. Bu yaşları aşan çocuklar ise kendi GSS kaydını yaptımak zorundalar" dedi. 

İŞSİZLERİN GELİRİ YAPTIKLARI HARCAMALARA GÖRE
Sosyal Güvenlik Kurumu, yapacağı gelir tespitinden sonra her ailenin gelir düzeyini belirleyecek. İşsiz olduğu için belgelenebilir bir geliri olmadığından bu ailelerin gelir tespiti yapılan harcamalar üzerinden yapılacak. Örneğin kira ödemesi, faturalar gibi harcamalar üzerinden bir gelir hesaplanmaya çalışacak ve bu gelir üzerinde hangi dilime giriyorsa ona göre bir sigorta primi belirlenecek. Gelir tespiti yapılırken belgelenmemiş kira veya tarla gelirleri, banka hesapları gibi kazançlar göz önünde bulunurulacak.

Alıntı:ntvmsnbc.com

YÖK Başkanı: 'Sınavları kurumların yapması' önerisi doğru değil

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, sınavları kurumların kendilerinin yapmalarına ilişkin önerilere sıcak bakmadığını, çünkü kurumların kendilerinin sınav yapmalarının kamuoyunda çok rağbet görmeyeceğini söyledi. 

Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluş yıl dönümü resepsiyonuna katılan Özcan, sorular üzerine, sınavların ÖSYM tarafından değil, kurumların kendisi tarafından yapılmasına ilişkin önerileri değerlendirdi. 

Özcan, bu önerilere sıcak bakmadığı mesajı vererek, kurumların kendilerinin sınav yapmalarının kamuoyunda çok rağbet görmeyeceğini bildirdi. YÖK Başkanı Özcan, bu sınav sisteminin şimdilik devam ettirilebileceğini, daha sonra buna benzer bir sistem kurduktan sonra, öğrencilerle çok ilgisi olmayan ve akademik olmayan sınavları, kurulacak yeni merkezin yapmasının doğru olabileceğini ifade etti.

Sınavların kurumların kendileri tarafından yapılmasına ilişkin bir teklif almadıklarını da söyleyen Özcan, taslaklarını TBMM'nin açılması ile sunmaları gerektiğini söyledi. 

ÖSYM Başkanlığına yeni atanan Prof. Dr. Ali Demir'in organizasyon yeteneği yüksek ve disiplinli birisi olduğunu belirten Özcan, ''Zaten böyle bir arkadaş arıyorduk'' dedi. Özcan, ÖSYM'nin yeni sistemine ilişkin çalışmalarının, birkaç ay içinde dışarıdan gelecek malzemelerle birlikte, 5-6 ayda tamamlanabileceğini de belirtti. 

 

Alıntı : medimagazin.com

24 Eylül 2010 Cuma

Cemaat ÖSYM'de....




Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevinden istifa eden Tuğamiral Türker Ertürk, üniversiteye giriş sınavından sonra doldurulan tercih kılavuzunda, Deniz Harp Okulu’nu işaretleyen öğrencilerin ailelerine, “Çocuğunuzu ahlaksız bir okula gönderiyorsunuz” şeklinde mektuplar gönderildiğini söyledi. Ertürk, Deniz Harp Okulu’nu tercih eden öğrencilerin ÖSYM içindeki yapı tarafından tespit edildiğini, bunu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na rapor ettiğini kaydetti.

Deniz Harp Okulu Komutanlığı’na yönelik karalama kampanyası ile ilgili olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na 2010 yılının Şubat, Mart ve Mayıs aylarında üç ayrı rapor gönderdiğini kaydeden Ertürk, “İhbar mektuplarının okuldaki ahlaksızlığı rapor etme kaygısı ile gönderilmediğini, bunun dinsel motifli/irticai yaklaşım içinde bulunan ve güçlü mali kaynağı olan bir örgüt/yapılanma işi olduğunu” kayda düşürdüğünü söyledi.

Eşcinsellikle suçlanan çocuklara ait bilgilerin, suçlamalarla ilgisi olmayan okuldaki diğer 150 öğrencinin velisine de gönderildiğini ifade eden Ertürk, şöyle devam etti:

“Deniz Harp Okulu’na karşı sürdürülen karalama kampanyası, laik Cumhuriyeti, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’e ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yürütülmekte olan operasyonun bir parçasıdır. Asimetrik psikolojik harekât, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nı artan şiddetle mercek altına getirmeye, tartışmaya, karalamaya, Türk ulusunun gönlünden düşürmeye, burada görev yapan personeli bezdirmeye, pes ettirmeye ve arzu ettikleri kafa yapısına dönüştürmeye yönelik gayretlerin bir parçasıdır. Bu psikolojik savaşın dış desteği olan bir örgüt işi olduğu şüphesizdir.”

Kendisine, “İmzasız ihbar mektupları ile okulun aday öğrencilerinin ailelerine psikolojik baskı yapılacağı” tehdidinde bulunulduğunu kaydeden Ertürk, bu olayın ardından potansiyel öğrenci adaylarının adreslerine, “Çocuğunuzu ahlaksız bir okula gönderiyorsunuz” şeklinde mektuplar gönderildiğini söyledi.

Kontenjanlar etkilendi

Ertürk, bu olayın üniversite seçme sınavına giren öğrencilerin, tercihleri arasına Deniz Harp Okulu’nu yazmasının ardından yaşandığını vurguladı. Ertürk, operasyonun ÖSYM içinden yapıldığını kaydetti.

Okula devam eden öğrencilerin ailelerine de, Deniz Harp Okulu başlıklı karalama ve iftira içeren bilgi notları gönderildiğini; konunun incelenmesi üzerine Deniz Kuvvetleri’nin kapalı devre bilgi sisteminden yararlanıldığının ortaya çıktığını anlatan Ertürk, “Yapılan incelemede, öğrenci ailelerine gönderilen mektup adreslerinin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı sisteminden alındığı, sistemde güncellemesi yapılmamış adreslere gönderilen mektupların geri döndüğü tespit edildi” dedi.

Ertürk, dinsel motifli çevrelerce yürütülen kampanyalar nedeniyle okulun öğrenci kontenjanında önemli oranda boşluk doğduğunu belirtti.


 Alıntı: Cumhuriyet

23 Eylül 2010 Perşembe

Yeni ÖSYM Başkanı'na dair....





‘Lugatinde bahane yok’
YÖK tarafından ÖSYM Başkanlığı’na atanan İTÜ öğretim üyesi Prof. Ali Demir, titiz, dakik, gece-gündüz çalışan, savunduğu fikirden kolay vazgeçmeyen biri olarak tanınıyor. Ölçme değerlendirme alanında çalışması olmayan Prof. Demir’i, öğrencileri ise şöyle tanımlıyor: “Aşırı idealist. Lugatinde bahane yoktur.”

ÖSYM Başkanlığı’na vekaleten atanan Prof. Dr. Ali Demir (51), görev yaptığı İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) titiz ve alanında yetkin biri olarak tanınıyor. Önceki gün Ankara’ya giden ve dün sabah da İTÜ Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin’le görüşen Demir, başkanlığının duyurulmasının ardından üniversiteden hızla uzaklaşarak, kimseyle görüşmek istemedi. Yüksek lisansını ve doktorasını yurtdışında yapan yeni ÖSYM Başkanı’nı öğretim üyesi arkadaşları dakik, gece gündüz çalışan, kendi doğruları ile hareket eden ve savunduğu fikirden kolay kolay vazgeçmeyen biri olarak tarif ediyor.

Doktorası İngiltere’den

İTÜ Makine Mühendisliği Bölümü mezunu Demir, Tasarım Mühendisliği’nde yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra doktorasını İngiltere’deki Loughborough Teknoloji Üniversitesi’nde yaptı. İTÜ’de Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü’nün yanı sıra Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapıyor. 1959’da Konya’da doğdu ve iki çocuk babası. İngilizce ve Almanca biliyor. Büyük kızı Yeditepe Diş Hekimliği Fakültesi’nde öğrenci. Diğeri ise bu yıl üniversite sınavlarına girdi ve ablasıyla aynı okulu kazandı. Demir’in eşi de diş hekimi.

Tekstil danışmanı

Tekstil alanında birçok projede danışmanlık yapan, TÜBİTAK’ta birçok proje yürüten Demir’in yeni göreviyle ilgili olarak, ölçme ve değerlendirme alanında çalışmaları bulunmuyor. Demir, sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta, öğrencilerinin oluşturduğu, “Prof. Dr. Ali Demir’in Öğrencileri” adlı grupta “Ali Demir gördüğüm en zor insanlardan biri, lügatinde ‘bahane’ adında herhangi bir kelime mevcut değildir, aşırı idealist, herşeye rağmen bir İTÜ aşığı olarak tanımlayabileceğim biri” sözleriyle anlatılıyor.
Türbana özgürlük için imza verdi
ÖSYM Başkanlığı’na vekaleten atanan Prof. Demir’in üniversitelerde türbana özgürlük bildirisinde imzası bulunuyor. Prof. Demir, Yarımağan’ın istifayı düşündüğünü açıklamasının ardından başkan arayışına giren YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın aklına gelen ilk kişi oldu. Özcan, arkadaşı Demir’i önceki gün Ankara’ya davet etti ve ÖSYM’nin başına getireceğini söyledi. Özcan, Demir’e görevini tebliğ ettikten sonra, ÖSYM’de tespit edilen güvenlik açıklarıyla ilgili bilgi içeren dosya verdi ve ertelenen sınavların hazırlıklarına hemen başlanmasını istedi.
Açığa alma istifa getirdi
ÖSYM eski Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan’ın istifasının nedenleri de netleşmeye başladı. YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan son görüşmelerinde, Prof. Yarımağan’a, ÖSYM’nin üst yönetiminden bazı kişileri açığa almayı düşündüğünü söyledi. Yıllardır birlikte çalıştığı arkadaşlarının açığa alınmasına olumlu yaklaşmayan Yarımağan, “O zaman ben istifa edeyim. Açığa alma işlemini ondan sonra yapın” diyerek, yıl sonunda istifa etme kararını erkene aldı.

Alıntı: hürriyet.com.tr

21 Eylül 2010 Salı

Bekelenen itiraf : Soruları cemaatten aldım

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yapılan 4 sınavda sınav sorularını sızdırarak para karşılığı satmakla suçlanan "kopya şebekesi" zanlılarının savcılık ifadeleri çarpıcı detaylarla dolu.

Çete lideri olmakla suçlanan Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Okulu'nda öğretim görevlisi olan O.A.U., ifadesinde, geçtiğimiz yıl yapılan Polis Meslek Yüksek Okulu sınavlarını da kendisinin iptal ettirdiğini itiraf etti.
“Reis” lakaplı zanlı, sınav sorularının cemaate yakın kişilerden sızdırıldığını öne sürdü. 

O.A.U., ifadesinde "Polis Meslek Yüksek Okulları öğrenci adaylığının iptalini sağladığım yönündeki suçlama kısmen doğrudur. Ancak soruları çalan ben değilim. Cemaatten aldım. Kadirli'li olan bir hemşerim cemaate mensup bazı kişilerin sınav sorularını tanıdıkları kişilere dağıttıklarını söyledi. Ben de cemaatle içli dışlı olan akrabam Ö.L.E'ye söyledim. Soruları aldı ve bana faksladı" diye konuştu.

Daha önce çok sayıda sınava girerek başarısız olduğunu belirten diğer bir zanlı, "M.D. isimli arkadaşıma rica ettim, internet ortamına sızdırılan soruları alarak bana tüyolar verdi. Telefonla söyledi, bunun suç olabileceğini bilmiyordum" değerlendirmesinde bulundu. 

Diğer tutuklu zanlı S.G. ise ifadesinde "Kopya vermek suretiyle sınav kazandırma gibi bir amacımız ve birliğimiz yoktur. Telefon kayıtlarında internet ortamında sınav sonuçları ile ilgili bilgileri birbirimize verdiğimiz yönünde beyanlar varsa da benim çevrem geniştir. Birçok arkadaşım sınavlara girip çıkar, ben de girerim. Birbirimizin sınav sonuçlarını merak ederiz. Konuşmalar bu konularla ilgilidir" dedi. 

Alıntı:ntvmsnbc.com

19 Eylül 2010 Pazar

KPSS'de yeni korku:YA YARGI DA İPTAL EDERSE.....

İptal kararından sonra gözler, mahkemelerin kararla ilgili yapacağı yorumlara çevrildi

Bugüne kadar KPSS’nin iptaline ilişkin açılan davalara ek olarak, ÖSYM’nin iptal kararının iptali ve yapılacak yeni sınavın iptali istemleriyle yeni davalar açılması bekleniyor. Adayların, bütün soruları doğru yanıtlayan şüphelilerin diğer testlerde de kopya çekmiş olabileceğini belirterek, dava açma hakları da bulunuyor. Bu davalardan herhangi birinden çıkacak olası bir iptal kararı ise durumun içinden çıkılmaz bir hal almasına yol açacak. KPSS’nin bütünüyle iptali halinde, bütün sınavın silbaştan yapılması gerekecek. ÖSYM’nin Eğitim Bilimleri testini iptal kararının iptal edilmesi halinde ise kopya çekenlerin tek tek saptanarak sınavlarının iptal edileceği tarihe kadar atama yapılmayacak. Yapılacak yeni sınavın iptali halinde ise kimi adayların eski, kimi adayların yeni puanının hesaplanması gerekecek. Bütün bu ihtimaller, KPSS mağdurlarına tazminat hakkı da doğuracak. ÖSYM yetkilileri hakkında tazminat davaları açılabilecek.

Alıntı : milliyet