5 Aralık 2010 Pazar

Sağlık Bakanı'ndan yeni hedefler

Şimdi sağlık gündemine dönüyorum. 7.5 yıldır görevdesiniz. Döneminizde hasta memnuniyetini arttırmakla övünüyorsunuz. Ama çalışanlarda da büyük memnuniyetsizlik var. Nedir sorun?

Sağlık çalışanlarıyla ilgili araştırmamız var. Hasta memnuniyeti kadar yüksek değil ama az da değil. Bizden önce sağlık çalışanları yerlerde sürünüyordu, şimdi geçmişle kıyaslanamayacak kadar iyileşme var. Ama muayenehane hekimliği yapanların statüsünde gerilime var. “Kartımı al, muayenehaneme gel işini halledeyim dönemi” neredeyse bitti. Tamamen bitiriyorduk ama Anayasa Mahkemesi’nden kaynaklı bir uzama var.

Bu gürültü oradan mı geliyor?

Büyük kısmı oradan. Bunun dışında ek ödemeyle ilgili talepler var. En çok doktor alıyor diye diğer sağlık çalışanları tepki gösteriyor. Ama gözden kaçan bir nokta var. Muayenehanede büyük paralar kazanan doktorları sistemin içine çekmek için bunu yapmak kaçınılmazdı. Yine de ek ödemeleri arttırmak için çalışacağım.

İş yükü de fazla. Sadece hekim değil sağlık çalışanı sayımız az. 100 bin kişiye 200 hemşire ebe düşüyor. Avrupa ortalaması 750. Buna yüzde 2.7’den 7’ye çıkan hekime başvurma oranındaki artışı da ekleyince iş yükü daha da arttı. Bu anlamda sağlık çalışanlarının feryadı, memnuniyetsizliğinin haklı tarafları var. Sorunu çözmek için sağlık çalışanı sayısını arttırmak şart.

YABANCI DOKTOR İÇİN MUHALEFET PARTİLERİNE ZİYARET

- Sorunu yabancı doktor mu çözecek?

Tıp Fakültelerine alınan öğrenci sayısı 7 bin 500 oldu ama bunu 2-3 yıl içinde 10 binin üzerine çıkarmalıyız. Yabancı doktor için bütçe bittikten sonra muhalefet partilerinin başkanvekillerini ziyaret edip destek isteyeceğim. Seçime yakın milliyetçilik üzerinden tartışırsak bunu benim gerçekleştirmem zorlaşır. Hangi ülkede yabancı uyruklu doktorların çalışması yasak. Ben bulamadım. Her ülkede Türk doktoru çalışabiliyorsa başkası da bizde çalışabilir. ‘Türkçe sorun olur’ diye tepki var. Türkçe bilmeyen doktor getirmeyeceğiz ki. Ön koşullar Türkçe bilmesi ve YÖK’ün belirlediği denklik kriterlerine uyması. Bu sayede hekimlerin iş yükü azalır, vatandaşın ihtiyacı karşılanır.

HEKİMLERİN ASKERLİK MUAFİYETİNE TAM DESTEK

- Hekimler de polisler gibi askerlik muafiyeti istiyor. Destek veriyor musunuz?

Ben bunu çok isterim ama hekim yetersizliği burada da karşımıza çıkıyor. Biz mecburi hizmeti bitmeyen hekimin askere alınmaması için Savunma Bakanlığı ile yazıştık. Bunu bile tam gerçekleştirmiş değiliz. Silahlı Kuvvetlerin de doktor ihtiyacı var. Ama ben çok arzu ederim. Doktor sayısı arttıkça bunu yapabiliriz. Belki doktorların askerlik süresini kısaltarak yaparız.

- Muayenehane sahibi diş hekimi kamuda çalışandan fazla. Buraya müdahale düşünüyor musunuz?

Kamuda 6 bine yakın diş hekimi çalışıyor. Bunun iki misli de muayenehanede. Kamudaki diş hekimi sayısı arttıkça, ağız diş sağlığı merkezleri yaygınlaştıkça diş hekimi muayenehanesine talep azalacak. Muayenehanesi olan diş hekimlerinin de kamunun kendilerinden hizmet alması için talebi var. Talepleri başta çok yüksekti şimdi biraz daha aşağı indiler. Zamanla SGK ile anlaşabilirler. Ben prensip olarak buna karşı değilim.

Alıntı:Nergis DEMİRKAYA/ internethaber.com

3 Aralık 2010 Cuma

TTB'den üniversite hastanelerine yönelik basın açıklaması



BASIN AÇIKLAMASI
Büyük İhale! Tıp Fakülteleri Satışta…
Tıp fakültelerine “IMF anlaşması” ile el kondu. 22 tıp fakültesi mali kaynak için hükümetle protokol imzalamak zorunda kaldı.  Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin de içinde olduğu 6 tıp fakültesine ise hastane binası karşılığında el kondu. Sırada tıp fakültelerinin Kamu Özel Ortaklığı yoluyla uluslararası sermayeye devri var.
Peki, Tıp Fakülteleri bu noktaya nasıl getirildi?
60–70 yıldır varlıklarını geliştirerek sürdüren tıp fakülteleri son sekiz yılda borç sarmalına sürüklendi. Bu süre ne tesadüftür ki AKP iktidarına denk gelmektedir. AKP hükümeti üniversitelere kaynak ayırmayarak ve ürettikleri hizmetin bedelini ödemeyerek bunu yarattı.
- AKP hükümeti çağdaş ülkelerin tıp fakültelerine ayırdığı kaynağın beşte birini bile ayırmamaktadır. Üniversite hastaneleri bütçe payının azaltılması ve döner sermaye gelirlerine mahkûm bırakılarak kendi yağlarıyla kavrulmaya zorlanmışlardır. Genel bütçeden yeterli kaynak aktarılmadığı için üniversite hastanelerinin toplam sağlık harcamalarının % 85,4’ü döner sermaye kaynaklarından gerçekleşmek zorunda kalmıştır. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun sağlık harcamalarının hastanelere dağılımı bize bu konuda net bir fikir vermektedir. Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın başladığı 2003 yılından bu yana özel hastanelerin SGK’den aldığı pay % 12,3’ten, % 31,4’e yükselirken, üniversitelerin payı % 18,9’dan, % 16,1’e gerilemiştir.
- Tıp fakültelerinin hastanelerini işletememe gibi bir sorunları yoktur, hükümet çıkarttığı yasalarla üniversite hastanelerinin SGK’dan olan alacaklarını silmiştir. Bu kapsamda, 2007 yılında Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastane döner sermayelerinin 3,1 milyar YTL düzeyindeki alacağı silinmiştir. Silinen söz konusu alacak toplamları bugünkü fiyatlara getirildiğinde, yıllık bazda döner sermayeli işletmelerin yıllık satış hâsılatının nerede ise % 70-75’ine yaklaşmaktadır. Hükümet bununla da yetinmemiş, bedeli ödenmemiş faturaların bedelsiz kamu hizmeti tanımına sokularak silinmesi kararlaştırılmıştır.  Oysaki yine AKP hükümetinin çıkarttığı 4736 sayılı yasa ile hiçbir kamu hizmetinin bedelsiz verilmemesi kararlaştırılmış, Dikili Belediye başkanı bedelsiz su sağlamaktan bu kanun çerçevesinde yargılanmıştır. Yani AKP hükümeti kendi çıkarttığı yasaya aykırı bir uygulama ile üniversite hastanelerinin alacaklarını ödemeyerek bu hastaneleri borç kıskacına sokmuştur.
Hükümet kendi yarattığı soruna nasıl bir çözüm öneriyor?
1. IMF yardımı

22 Temmuz 2010 tarihinde kabul edilen 6009 sayılı Torba Yasa’nın TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesi sırasında bir soru üzerine Maliye Bakanı bu yasa ile üniversiteler karşısında IMF olduklarını kabul etmiştir.
Üniversiteler borç gelir oranlarına göre sıralandı, içlerinde çok köklü ve büyük tıp fakültelerinin de yer aldığı 22 tıp fakültesine imzalanan bir protokol karşılığında en fazlası 144 milyon TL olmak üzere koşullu para yardımı yapıldı. Her fakülteyle ayrı bir protokol imzalanırken, para yardımı belirli aralıklarla yapılacak mali denetimlere indekslendi. Mali denetimde sınıfta kalan fakülte yardımın devamını alamayacaktır. Böylece üniversitelerin mali özerkliği ortadan kaldırılmaktadır.
Bu protokollerde ne olduğunu öğretim üyeleri, asistanlar, öğrenciler ve kamuoyu bilmemektedir. Türk Tabipleri Birliği bilgi edinme hakkı çerçevesinde iki kez başvurduğu halde protokol metinleri verilmemiştir.
2. Üniversite özerkliği karşılığında hastane binası

Ocak 2010 tarihinde çıkartılan “Tam Gün” yasasının bilinmeyen ve fazla gündeme getirilmeyen bir başka yönü var. Bu yasa ile Sağlık Bakanlığı’na ait sağlık kuruluşlarının Bakanlık ve Üniversite tarafından karşılıklı işbirliği ile kullanılabileceği, ancak bu kullanımın nasıl olacağının ve döner ek ödemelerin nasıl yapılacağının Maliye Bakanlığı ve YÖK’ün görüşü alınarak Sağlık Bakanı tarafından bir yönetmelikle belirleneceği belirtilmiştir. Bugüne dek böyle bir yönetmelik çıkmadığı halde, hem yasadan önce Sakarya’da, hem de yasadan sonra Marmara dâhil olmak üzere beş-altı üniversite ile protokol yapılmıştır. Bu sayı hızla artmaktadır. Bu protokolleri ve içeriklerini öğretim üyeleri, asistanlar, öğrenciler bilmemektedir. Hükümet bu alanda kendi koyduğu yasaya bile uymamaktadır.
Bu yasa ile başta Marmara Tıp Fakültesi olmak üzere bildiğimiz altı fakülte imzalanan bir protokol karşılığında Sağlık Bakanlığı hastanelerinde işlev görmeye başladı. Protokole göre hastane Bakanlıkla Üniversite arasında hastaneyi işbirliği ile kullanma değil, Bakanlığın hastane binası vererek Tıp Fakültesine el koyma girişimidir.
3. Sermayeye devir teslim
26 Aralık 2008 ve 5 Ocak 2009 tarihli haberlerde Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Nihat Tosun Bilkent ve Etlik’te dev sağlık kampüslerinin açılacağını, bunun içinde Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin kurulacağını, buna ilişkin Kanunun ise 2009’da çıkacağını belirtiyordu. Kanun çıkmadı ama “Sağlık Bilimleri Üniversitesi”nin bina ihalesi yapılıyor.
2010 yılında Sağlık Bakanlığı Kamu Özel Ortaklığı Başkanlığı; sadece Ankara’da Bilkent ve Etlik’te toplam 6112 yataklı 18 hastane, iki Sağlık Bilimleri Üniversitesi ve ticari alanlar için ihale sürecini başlattı.
Sağlık Bakanlığı Müsteşarı bu tür kampüslerden üç büyük ilde kurulacağını söylüyor. En merkezi yerde bulunan devlet hastanelerinin bu yerleşkelere taşınacağını ifade ediyor ama bu kampüslerin yatak sayısı taşınacak hastanelerin yatak sayılarından bile fazla. Sağlık Bakanı ise dün NTV’de yaptığı açıklamada tıp fakültelerinin hastane işletemediğini, Sağlık Bakanlığı’nın bu işe hazır olduğunu, üniversitelerde ise öğretim üyesi kaynağı bulunduğunu söylüyor. Avrupa ülkelerinde de tıp fakültelerinin kendi hastanelerinin olmadığını söylüyor. Mevcut devlete ait tıp fakültelerinin hastaneleriyle birlikte buraya mı devredileceği, yoksa parasız bırakılarak fiilen mi kapatılacağını henüz bilmiyoruz.
Bu dev kampüslerin işletmesi 49 yıllığına yerli, yabancı uluslararası sermaye kuruluşlarına ait olacaktır.  Böylece sıra hem devlet, hem de üniversite hastanelerinin ulus ötesi sermaye tarafından işletilmesine geliyor.
Bütün bunlardan kimler zarar görecek?

-Öğretim üyeleri
Bu iç karartıcı tabloda öğretim üyelerinin payına da güvencesiz biçimde çalışmak, performansa dayalı ücretlendirilmek, yoksullaşmak düşmektedir.
İşbirliği Protokolü uygulamaları ile üniversite öğretim üyeleri yasalardan kaynaklanan hakları yok sayılarak Sağlık Bakanlığında topluca görevlendirilmiş, alacakları ek ödemelerin kuralsız bir biçimde Bakanlığa bağlı diğer hastanelerin döner sermayesinden karşılanmasıyla yüz yüze kalmışlardır. Bakanlık tek bir işlemle hem öğretim üyelerinin hem de Bakanlığa bağlı hastanelerde çalışan hekimlerin yasayla düzenlenen parasal haklarını kuralsızlaştırmış ve gasp etmiştir.
“IMF” protokollerinin ise içeriğini ve olası etkilerini şimdilik bilemiyoruz. Oysa öğretim üyelerinin her türlü özlük hakkının kanunla düzenlenmesi, kanuna uygun yönetmelik çıkartılması gerekir. Hakların güvence altında olabilmesi için bu hakları etkileyen üniversite ve bakanlık işlemlerinin gizli protokollerle değil, açık yasalarla düzenlenmesi gerekir.
Öte yandan Tam Gün Yasası ve Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı ile performansa dayalı bir ödeme sistemi getirilmektedir. Performanstan kasıt öğretim üyelerine ürettikleri parça başı sağlık hizmeti üzerinden para verilmesidir. Öğretim üyesinin hekim yetiştirme ve bilimsel çalışma yapma sorumlulukları göz ardı edilmektedir. Bu ise gelecek kuşaklara hizmet verecek iyi hekimlerin yetiştirilmesine bir tehdit oluşturmaktadır.
- Asistanlar
Çizilen çerçevedeki tıp fakültelerinde uzmanlık eğitimi almaya çalışan asistanlar için durum oldukça karamsardır. Artan çalışma süreleri, nöbet izinlerinin kullanılamaması, giderek artan şiddet, çalışma barışının bozulması ve en önemlisi eğitime ayrılan sürenin giderek azalması, alınan eğitimin niteliğinin düşmesi yaşanan ve artacağından endişe duyduğumuz kaygı verici sorunlardır.
- Öğrenciler
Tıp eğitimi verilen ortamların sadece sağlık hizmeti odaklı olması, ticarileşmesi, asistanları olduğu kadar öğrencileri de olumsuz etkilemektedir. Geleceğin hekimlerinin iyi hekimlik değerleri yerine piyasa değerleriyle yetişmesi söz konusu olacaktır. Buna giderek artan öğrenci sayısı da eklendiğinde tıp eğitiminin niteliği çok tartışılır hale gelmektedir.
- Sağlık Çalışanları
Böylesi bir üniversite ortamında sağlık çalışanları uygulanan politikalar sonucunda taşeron şirketlerin köleleri konumuna sokulmuşlardır. Gelecek güvencesizliği, şiddet ve mesleki risklerle ilgili tehditler, yoksullaşma ve çalışma barışının bozulması en başta gelen sorunlarıdır.
- Toplum
Bütün bu yapılanlarla ülkemizin gelecek kuşaklarının sağlık hakkına ipotek konulmaktadır.
Taleplerimiz
Tıp Fakülteleri yerli yabancı sermayenin kârını arttırmak için değil; toplum yararına iyi hekim yetiştirmek, sağlık sorunlarının çözümü için nesnel bilimsel kanıtlar ortaya konulan araştırmalar yürütmek ve nitelikli bir sağlık hizmeti üretmek için var olmalıdır.
Tıp Fakültesi öğretim elemanları fazla bir şey talep etmemektedir. Emekliliğe yansıyan temel ücretin iyileştirildiği, ücretin performansa indekslenmediği, gelecek güvencesi olan, şiddetten ve mesleki risklerden arındırılmış bir çalışma ortamında, nitelikli bir tıp eğitimi verebilecekleri ve bilimsel çalışmalarını yürütebilecekleri demokratik, özerk bir üniversite talep etmektedirler.  Bu talepleri dile getiren bir imza kampanyası başlatılmaktadır, Türk Tabipleri Birliği bu taleplerin sonuna dek arkasındadır.
TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
MERKEZ KONSEYİ
Alıntı. izmirtabip.org.tr

TTB'den Aile hekimliği ve Afyon vakaları açıklaması

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu, ''Sağlıkta Dönüşüm Programı''nda yer alan aile hekimliğinin, Türkiye genelinde 70'i aşkın ilde 4-4,5 yıllık bir geçmişe sahip olmasına rağmen, bir sistem olarak kurulamadığını ileri sürdü.


Bilaloğlu, Aydın Tabip Odası tarafından Turistik Park Tesislerinde düzenlenen basın toplantısında, Aile Hekimliği Sisteminin 2004 yılında çıkarılan 5258 Sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun ile ilk defa ''pilot uygulama'' olarak 2005 yılında Düzce'de başladığını belirtti.

     Halen bu ''pilot yasa''ya dayanan uygulamanın 10-15 gün içerisinde Türkiye'nin 81 iline yayılmış olacağına işaret eden Bilaloğlu, şunları söyledi:

     ''Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilkle karşı karşıyayız. 70 küsur ile ulaşmış ve oralarda uygulanan bir uygulamanın yasal mevzuatı, pilot bir yasa. Gönül ister ki bir sene sonra bu pilot yere inse de ne olduğunu bir sene sonra konuşsak. İçerisinde farklı uygulama modellerinin olduğu bir sistemle karşı karşıyayız. Ama kesin olan iki şey var. Türkiye'nin 70 küsur ilinde, 4-4,5 yıllık bir öyküye sahip olmasına rağmen, Sağlıkta Dönüşüm Programında söylenen Aile Hekimliği Sistemi kurulmamıştır. Çünkü o sistem bir sevk sistemi içeriyor. Bu çağdaş bir sağlık örgütlenmesinin temel ögesidir. Henüz böyle bir şey kurulmuş durumda değil. 2009 yılında dört ilde sevk sistemini başlattılar. İki ay içerisinde bu dört ilde bir ayaklanma hali yaşandı. Bu dört ilde sevk sistemi ertelendi. 'Hemen gözden geçirip, tüm Türkiye'de uygulamaya geçeceğiz' dediler. 10 gün sonra tüm Türkiye'de sevk sisteminin kurulmasını ertelediler.''

     Bilaloğlu, sevk sisteminin, çağdaş bir sağlık sistemi ve örgütlenmesinin olmazsa olmazlardan olduğunu savunarak, Türkiye'nin daha iyi bir sağlık hizmetini, hem birinci hem ikinci hem de üçüncü basamakta verebilecek bilgi birikimi ve kapasiteye sahip olduğunu belirtti.
   
     -AFYONKARAHİSAR'DAKİ KATARAKT AMELİYATLARI
   
     Bilaloğlu, Afyonkarahisar'da 7 kişinin katarakt ameliyatından sonra görme kaybı yaşamasıyla ilgili olarak da herkesin çok üzgün olduğunu ve açıklama yapmamak için kendilerini zor tuttuklarını söyledi.

     Söz konusu tıp merkezi hakkında ilgili Tabip Odası'nın 9 Kasımda soruşturma süreci başlattığını ifade eden Bilaloğlu, şöyle konuştu:

     ''Oradaki bir hekim arkadaşı ya da tıp merkezini kafadan suçlayamam. Ama biz biliyoruz ki Türkiye'de, sağlık hizmetleri piyasalaştırıldığı için araçlar vızır vızır köylerde dolanıyor. 'Atlayın, atlayın sizi muayene olmaya götürüyoruz' diyorlar. Bunları biliyoruz. Piyasalaştırma demek bu. Dün Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanı çıkmış, 'Herhangi bir insan size ücretsiz hizmet veriyoruz derse, aldanmayın' demiş. Çok doğru. Sağlık Bakanı derse de aldanmayın. Yok böyle bir şey.''

Alıntı: medimagazin .com

Afyon'daki göz ameliyatları ile ilgili son açıklama: Sağlıkta dönüşüm gözlerimizi kör ediyor

Afyonkarahisar Tabip Odası, Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçesinin Hırka ve Emirhisar köylerine giden bir gezici sağlık aracının, "ücretsiz göz taraması" adı altında vatandaşlardan bazılarının habersiz olarak gözlerini alması olayıyla ilgili olarak soruşturma başlattı. 
Afyonkarahisar'da yaşanan bu olay, Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın yol açtığı piyasalaşmış sağlık ortamında, "daha fazla kar hırsının" nelere yol açabileceğinin çok acı ve ne yazık ki geri dönüşü olmayan bir göstergesidir. Türk Tabipleri Birliği olarak, vatandaşlarımızın yaşadıklarından duyduğumuz üzüntüyü dile getirirken, sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyururuz.

Sağlık Dönüşüyor
Program İşliyor
Kapitalizmin Kar Hırsı Sınır Tanımıyor....
 SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM GÖZLERİMİZİ KÖR EDİYOR...
Afyon'un Sandıklı İlçesi Hırka ve Emirhisar köyüne bir sonbahar günü gezici sağlık otobüsü gelir. Göz taraması yapılacaktır. Özel bir sağlık merkezine ait aracın hopörlerinden anonslar yapılır ve bedava göz taraması yapılacağı duyurulur. Köyün muhtarları, imamları ve öğretmenleri de köy halkına bu haberi muştular.
Sağlıkta Dönüşüm köylere inmiştir. Başbakan ve Sağlık Bakanı köylerimize yol, su, elektrik getiremese bile özel ve güzel sektörümüz köylünün efendisi şiarından olsa gerek köylünün ayağına gelmiştir.
Köyün tüm yaşlıları köy meydanı doluşurlar ve sırasıyla göz muayenesinden geçirilirler. Tarama sonucu 7 müşteri tespit edilir. Afedersiniz 7 köylümüze katarakt teşhisi konur. Sıra değişime gelmiştir.
Köylüler yine bir sabah evlerinden alınarak ilçedeki özel göz merkezine getirilir. Burada katarakt ameliyatları peşisıra yapılır ve aynı gün yine servis aracıyla köylerine gönderilir.
Köylüler sevinç içinde evlerine giderler. Ancak ertesi sabah kalktıklarında görme yetilerini tamamen kaybettiklerini görürler. Sağlıkta Dönüşüm gözlerini açacak diye sevinen köylülerin gözleri kamu kurumlarında alınarak ölümcül olabilecek sorunlar yaşanması engellenir. Gözlerini kaybeden 7 köylü caresizce evlerine geri döner.
Kaybedilen 7 gözün hesabını sizce kim verecek. Suçlu kim sizce?
  1. Özel Sağlık Merkezi
  2. Hekim
  3. Mikrop
  4. Sağlık Bakanı
  5. Sağlıkta Dönüşüm Programı
  6. Köylüler
Peki sizce suçlunun AYAĞA KALKMA ZAMANI gelmedi mi?
Dr. Ali Özyurt

Alıntı: ttb.org.tr

NASA , DNA'sında arsenik bulunan organizma buldu

Amerikan uzay ajansı NASA, kendi web sitesinden yaptığı açıklamada, bugün TSİ 21.00'de, Dünya dışı yaşamın kanıtlarının araştırılması konusunda önemli sonuçları olacak bir astrobiyolojik bulguyu tartışmak için Washington'da bir basın toplantısı düzenleyeceğini açıklamıştı.

NASA'nın bu duyurusu özellikle internet dünyasında büyük heyecan yaratmış ve "dünya dışı yaşam"a ilişkin bilimsel bir bulgunun açıklanacağı, hatta "uzaylıların varlığının" ortaya konacağı gibi beklentiler doğurmuştu.

Ancak konuyla ilgili gelen bilgiler, tüm bu beklentileri boşa çıkaracağa benziyor, çünkü NASA'nın açıklayacağı bulgunun Kaliforniya'daki bir gölde bulunan bakteri türü olduğu öğrenildi.

Bu bakteriyi özel yapansa, insanlar için ölüm anlamına gelen arsenik içerisinde yaşayabilmesi.

Keşfedilen bakterinin hayatını sürdürmek için fosfor yerine arseniği kullanabildiği söyleniyor.

Bu keşfin uzak dünyalarla ilişkisiyse, daha önceden düşünülen fosforun hayat için temel yapı taşı olduğu savını tamamen çürütmesi.

Dünya genelinde büyük bir "uzaylı" histerisine sebep olan NASA'nın açıklaması, İngiliz The Sun gazetesinin ambargolu bakteri haberini yayınlamasıyla hayal kırıklığı içerisinde sona ermiş gibi görünüyor.

AÇIKLAMADA NELER SÖYLENDİ?
ASA'nın Washington'da bulunan merkez binasında yapılan basın toplantısında, araştırmayı yürüten Arizona State Üniversitesi ekibinin başındaki isim Dr. Felise Wolfe Simon önemli açıklamalarda bulundu. Simon, bugüne dek tüm yaşam formlarında var olan biyo moleküler yapıdan ayrışan GFAJ-1 mikrobu hakkında elde ettikleri araştırma sonuçlarını sundu.

Dr. Wolfe Simon, basın toplantısının başlangıcında şu açıklamayı yaptı:

"Bugün konuşacağım şey, çok uzun süreden beri yapılan bir araştırmanın sonuçları olacak. Arseniği temel moleküllerinde bulunduran bir mikrop keşfettik. Bugüne kadar bildiğimiz şey, yaşam için altı elementin, yani karbon, hidrojen, nitrojen, oksijen, fosfor ve sülfürün gerekli olduğuydu. Bu elementler DNA, protein, yağların ve hücrelerin bilgi yapısında bulunuyor. Keşfettiğimiz mikrobun  sahip olduğu arsenik ise moleküler yapısında bulunan elementlerin yerini alıyor.”

Simon, "GFAJ-1" adı verilen bu mikrobun bugüne kadar eşine rastlanmamış bir şeyi yapabildiğini ve "yaşam için en gerekli elementlerden biri kabul edilen fosfor yerine arsenik bulundurduğunu" belirtti. Simon, mikrobun California eyaletinde bulunan ve kendine özgü bir ekosisteme sahip olan Mono Gölü'nde keşfedildiğini belirtti.

Mono Gölü, denizlerdekinin üç katı tuz oranına sahip. Ayrıca, arsenik yoğunluğunun çok fazla olması nedeniyle yaşamı olanaksız kılan bir ekosistem bulunduruyor.

TÜM TEORİLER DEĞİŞTİ
Ancak Simon ve ekibi, GFAJ-1'in yaşamın oluşmasına olanak vermeyen gölde bugüne dek eşine rastlanmamış bir biyo moleküler yapı oluşturarak hayatta kaldığını ortaya çıkardı.

Simon, "Arsenik, periyodik tabloda fosforun hemen altında bulunuyor. Bu iki elementin fiziksel olarak atom büyüklüğü birbirine benziyor. Ayrıca kimyasal yapılarında da benzerlik var. Laboratuar ortamında üzerinde test yaptığımız mikrobun, fosfor içermeyen bir ortamda nasıl hayatta kaldığını araştırdık. Gerekli olan tüm diğer elementlerin bulunduğu ortamda, fosforu tamamen arındırdık ve çok fazla oranda arsenik ekledik. Sonuçta, mikrobun büyüdüğünü ve geliştiğini gördük" dedi.

Simon, gösterilen animasyonda şu açıklamaları yaptı: "Aldığımız sonucun ardından bunun nasıl olduğunu anlamak için mikrobun DNA'sını inceledik. Burada arseniğe rastladık. Tıpkı fosforun yaptığı gibi, arsenik hücrenin içindeydi ve DNA ile bağ kurmuştu. Kısaca, fosforun olması gerektiği yerde arsenik bulunuyordu."

Alıntı: haberturk.com

Diş sağlığı ve bilinmesi gereken doğrular

Beyazlatmak isterken başvurulan yanlış yöntemler nedeniyle sağlıklı dişler kaybedilebildiği gibi, söz gelimi “ağız kokusu herkeste olur” tarzında yanlış bir bilgi yüzünden tedavi edilebilecek bu sorundan kurtulmak akla bile getirilmez. Oysa ağız kokusu; çürük diş, diş eti hastalığı, sindirim sistemi ile ilgili rahatsızlıklar, sinüzit yahut üst solunum yolu enfeksiyonlarından kaynaklanabilen bir ağız problemidir ve kişinin sosyal yaşam kalitesini düşüren bir etkendir.

Çocuklarda süt dişinin erken çekimi, yeni sürecek olan daimi dişlerde çapraşıklığa ve çene kemiği gelişiminde bozulmalara neden olacağı için, bu dişlere dolgu yapılması gerekirken, diş bakımı konusunda yeterli bir bilince sahip olmayan ebeveynler, nasıl olsa yeni diş gelecek diye çocuklarına dolgu yaptırmaya yanaşmazlar. Bu saydıklarımız, ağız ve diş bakımı konusunda yapılan onca yanlıştan sadece birkaçı.

Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, ağız ve diş bakımında doğru bildiğimiz yanlışlar ya da yanlış bildiğimiz doğruları şöyle sıraladı:


1- Sert diş fırçası daha iyi temizler.(YANLIŞ)
Dişleri iyi fırçalamak; fırçanın sertliğiyle değil, fırçalama tekniğiyle ilgilidir. Genellikle orta sertlikte diş fırçaların kullanılması uygundur. Çok sert fırçalar, dişleri aşındırabilir.  

2- Bastırarak fırçalamak daha iyi temizler. (YANLIŞ)
Bastırarak fırçalamak; dişleri temizlemek yerine, “fırça çürüğü” dediğimiz aşınmalara neden olur. Dişlerin mine tabakası aşındığı için, alttaki sarı tabaka ortaya çıkar ve dişler daha sarı gözükür. Ayrıca sert fırçalamak, dişlerde hassasiyete ve diş eti çekilmesine neden olur.

3- Beyazlatıcılı diş macunları dişlere zarar verir, zamanla aşındırmalara sebep olur. (DOĞRU)

Diş beyazlaştırıcı olarak piyasada satılan macunlar aslında dişleri beyazlatmaz. Ayrıca antitartar veya sigara içenlere yönelik üretilen diş macunlarında da yoğun miktarda aşındırıcı maddeler olduğu için uzun süreli kullanımda diş minesine kalıcı zararlar verebiliyor.

4- Karbonat ve tuzla fırçalamak dişleri beyazlatmaz. (DOĞRU)
Karbonat ve tuz, iri granüllü maddeler olduğu için dişin mine tabakalarını çizer ve aşındırır. Bunun sonucunda dişler parlaklığını kaybeder ve yiyip içtiğimiz besinlerle, dişler daha kısa zamanda doğal rengini kaybeder.

5- Diş macununu fazla kullanmak dişleri çizer. (YANLIŞ)
Dişlerin mine tabakasının çizilmesi; macunun fazla kullanılmasıyla ilgili değil, kullanılan macunun granüllerinin büyük olmasıyla ilgilidir. O yüzden granülleri büyük olan macunların uzun süreli kullanımından kaçınılmalı. Fırçanın üzerine konulan macunun miktarı ise “mercimek tanesi” büyüklüğünde olmalı.

6- Dişler, macun ve fırça ıslatılarak fırçalanmalı. (YANLIŞ)
Diş fırçası, fırçalamaya başlamadan önce ıslatılmamalıdır. Çünkü fırça kılları ıslatılınca, sertliğini kaybeder. Macunun köpürmesi için de yeterli sıvı ağızda mevcuttur.

7-  Dişler kahvaltıdan önce fırçalanır. (DOĞRU)
Dişler günde en az iki kez, kahvaltıdan ve yatmadan önce fırçalanmalı. Dişler fırçalandıktan sonra, dilin üst yüzeyi de yumuşakça dili tahriş etmeden fırçalanmalı.

8-  Estetik diş doğuştan olur, çarpık dişten kurtuluş yok. (YANLIŞ)
Dişte şekil bozukluğunu düzeltme, dişler ağızda mevcut olduğu sürece her yaşta uygulanabilir. Ortodontik tedavi ya da porselen kaplama (lamina) sayesinde; dişler mevcutsa, her yaşta düzeltme yapılarak, güzel görünen dişlere sahip olunabilir.

12- Beyazlatma (bleaching) dişleri daha da sarartır. (YANLIŞ)
Beyazlatma işlemi, normal diş rengini daha da açmak için yapılır. Beyazlatmanın ilk yapıldığı dönemlerde kahve, çay ve sigara gibi dişleri renklendirecek etkenlerden uzak durmak gerekir. Beyazlatmayı yapacak hekimin tavsiyelerine uyulursa, beyazlatmanın hiçbir yan etkisi yoktur.

13- Diş taşları temizlendikten sonra daha çok diş taşı oluşur. (YANLIŞ)
Dişleri düzenli ve doğru fırçalamak diş taşı oluşumunu engeller. Altı ayda bir diş hekimi kontrolü sayesinde, iyi fırçalayamadığımız alanlarda oluşan diş taşları, hekim tarafından temizlenmiş olur. Bunun da dişe hiçbir zararı yoktur.

14- Ağız kokusu herkeste olur ve geçmez. (YANLIŞ)
Ağız kokusu; çürük diş, diş eti hastalığı, sindirim sistemi ile ilgili rahatsızlıklar, sinüzit yahut üst solunum yolu enfeksiyonlarından kaynaklanabilir. Bu hastalıkların tedavisi sonucunda ağız kokusu önlenebilir.

17- Çekilen 20 yaş dişinin yerine diş yaptırmaya gerek yoktur. (DOĞRU)
20 yaş dişi çekildiyse, yerine protez diş yaptırmak gerekmez.

18- Diş fırçalarken diş etlerinin kanaması iyidir. (YANLIŞ)
Diş fırçalarken görülen kanamalar, diş eti iltihabının belirtilerinden biridir. Vakit geçirmeden bir diş hekimine başvurmak gerekir. Diş etlerinin, kanamadan dolayı fırçalanmaması sonucu, mevcut iltihabi durum şiddetlenecektir. Hastalar kanama olan bölgeyi daha iyi fırçalamalı ve diş hekimine tedavi için başvurmalı.

19- Diş ağrıyınca dişin üzerine aspirin, tütün, kolonya, rakı ve tuz koymak ağrıyı keser. (YANLIŞ)
Alkol ve alkol içerikli maddelerin diş ve dişeti bölgesine uygulanması sonucu dişetlerinde “alkol-aspirin yanığı” denilen komplikasyonlara neden olur. Dişlerin üzerine uygulanan diğer maddelerin (tütün, tuz gibi) de ağrı kesici özellikleri yoktur. Ağrı, ancak mevcut sorun giderildiğinde ortadan kalkar



22- Süt dişleri daimi dişlere sürme rehberliği yapar, zamanından önce dişler çekilmez. (DOĞRU)


23- Süt dişleri düşecek de olsa dolgu yapılmalıdır. (DOĞRU)
Süt dişinin erken çekimi, alttan gelen daimi dişlerde çapraşıklığa ve çene kemiği gelişiminde bozulmalara neden olur. Bu nedenle düşecek de olsa dolgu yapılmalıdır.

24- Hamilelikte dişten kalsiyum çekildiğinden, dişetleri kanar. (YANLIŞ)
Hamilelik dönemindeki diş eti kanaması, dişten kalsiyum çekilmesi nedeniyle olmaz. Kanamanın nedeni, ağız bakımının yeterli sağlanmaması halinde hamilelikteki hormonal değişiklikler sonucu dişeti iltihabının oluşması veya mevcut dişeti iltihabının şiddetlenmesidir.

25- Her hamilelik bir diş götürür. (YANLIŞ)
Her hamilelikte diş kaybının gerçekleşmesi söz konusu değildir. Ağız bakımının tam olarak sağlanamaması, tedavi edilemeyen çürüklerin varlığı ve diş eti hastalıklarının ilerlemesi durumunda diş kayıpları görülür

26- Hamilelikte diş tedavisi bebeğe zarar verir. (YANLIŞ)
Aciliyet gerektiren diş tedavileri, hamileliğin her döneminde yapılabilir.

27- Çürük diş çekildikten sonra pis kan akıtılmalıdır, çekilen dişin yerini kanatmak iyidir. (YANLIŞ)
Diş çekiminden sonra, çekim boşluğuna hastanın yaptığı müdahaleler sonucu bölgenin sürekli kanatılması ya da pıhtının uzaklaştırılması, diş çekimi yapılan yerin iltihaplanmasına neden olur. Oluşan pıhtı korunmalıdır. 

28- Çürük diş çekildikten sonra pis kan akıtılmalıdır, çekilen dişin yerini kanatmak iyidir. (YANLIŞ)
Diş çekildikten sonra, çekim boşluğuna hastanın yaptığı müdahaleler sonucu bölgenin sürekli kanatılması ya da pıhtının uzaklaştırılması, diş çekimi yapılan yerin iltihaplanmasına neden olur. Oluşan pıhtı korunmalıdır.

29- Diş teli sadece çocuklarda değil yetişkinlerde de kullanılır. (DOĞRU)
Ortodonti (tel tedavisi) alanındaki son gelişmeler sayesinde; tel tedavisi sadece çocuklara değil, erişkin hastalar için de uygulanabilir.

30- Ağrıyan dişi çektirip kurtulmak çözüm değildir. Dişi tedavi ederek mümkün olduğunca ağızda tutmak gerekir. (DOĞRU)
Çürük diş için mümkün olan her türlü tedavi uygulanmalı. Çünkü ne fonksiyon, ne de estetik yönünden hiçbir protez kendi dişinizden daha iyi olamaz.
 
 
Alıntı: medimagazin.com

Diş macunu ve sıvı sabun tehlikeli mi?

HABERDE GEÇEN KİŞİ VE ÇALIŞTIĞI KURUM DOĞRU.ANCAK BU KONUDA BİR MAKALE YOK.ŞİMDİLİK GERÇEKLİĞİ  TARTIŞMALI BENCE ...

Florida Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre Türkiye'de de satılan birçok ünlü diş macunu markasında ve sabunun içinde bulunan triclosan maddesi anne karnındaki bebeğe zarar veriyor. Profesör Margaret James, ıslak mendillerde de bulunan bu maddenin anne karnındaki bebeğin yeterli oksijeni almasına engel olduğunu ve bunun da bebeklerin beyinlerinde hasara neden olduğunu söyledi. Daha önce yapılan araştırmalarda triclosanın laboratuvar hayvanlarında karaciğer hasarına neden olduğu belirlenmişti.

ALINTI: Hürriyet

Saç dökülmesi hakkında merak edilenler

Erişkin bir insanda 5-6 milyon civarında kıl bulunur.Bazı insanlarda kılların normalden fazla olmasına Hirsutismus denir. Tamamen saçla kaplı bir başta ortalama 100000 adet saç vardır.Bir saçın ortalama ömrü 2-7 yıldır. Saçın büyüme döngüsü yaklaşık 2-3 yıl sürer. Her saç teli bu aşamada ayda 1 cm kadar uzar. Kafa derisi üzerindeki saçın yaklaşık %90’ı herhangi bir anda büyür.%10’u ise dinlenme aşamasındadır.3-4 ay sonra saç teli düşünce dinlenme aşamasındaki saç teli büyümeye başlar.Hergün yaklaşık 100 adet saç dökülmesi normaldir.

Saç dökülmesinin sebepleri
Kadınlarda saç dökülmesinin birçok nedeni vardır
1)Demir eksikliği anemisi(kansızlık),
2)Hormonal düzensizlikler (örneğin tiroit bezinin az veya hiç çalışmaması)
3)Stres faktörleri
4)Ailevi yatkınlık5)Gebelik, menopoz, adet düzensizlikleri
6)Psikolojik faktörler
7)Beslenme yetersizlikleri(çinko eksikliği vs.)
8)Kimyasal maddeler kullanılması(fön, perma, boya…)
9)İnfeksiyonlar(kafa derisinin mantar infeksiyonları)
10)İlaçlar(antikoagülanlar, antidepresanlar, doğum kontrol ilaçları)
11)Hastalıklar(Diyabet, lupus v.s.) Saç dökülmesini durdurmak için nedeni araştırılmalıdır. Altında yatan neden ortadan kaldırılmalıdır . Etken bulunamıyorsa kan testi ve biyopsi (örnek materyal ) incelenmelidir. Sonucuna göre tedavi düzenlenmelidir.

Alıntı:medimagazin.com

Hangi maddeler diş lekesi yapar?

Günümüzde ağız ve diş sağlığının önemi sadece bir ihtiyaç halinden çıkarak güzel ve bakımlı dişler özgüven ve kariyer içinde son derece önemli. Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu birçok kişinin rahatsızlık duyduğu diş lekeleri hakkında önemli bilgiler verdi.

Diş Lekesi Nedir?
Dişlerin mine ve dentin tabakasında oluşan yediğimiz ve içtiğimiz besinlerden kaynaklanan ayrıca tedavi sürecinde kullanılan antibiyotiklerden de oluşabilen lekelerdir. Diş lekeleri kişiyi görünüm açısından rahatsız edicidir. Fakat kısa süreli tedavi işlemleri sayesinde kolaylıkla temizlenebilir.

Hangi Besinler Diş Lekelerine Sebep Oluyor?

Dişlerde lekelenmelere sebep olan besinleri şu şekilde sıralayabiliriz.

—Soda ve Kola: İçecekler içerdikleri yoğun asit sebebi ile diş minesinde leke yaparlar.
—Kımızı ve Beyaz Şarap: Kırmızı şarap dişlerde yoğun rengi sebebi ile beyaz şarap ise içerdiği asit nedeniyle dişlerde leke yapar.

—Kahve ve çay: Çay ve kahve ülkemizde oldukça tüketilen bir içecek fakat içerdikleri kafein ve doğal renklendiriciler nedeni ile dişlerde leke bırakır.

—Havuç suyu ve vişne suyu gibi içinde ‘kromojenic’’içerikli gıdalarda diş lekelerine sebep olur.

—Hazır gıdalar: Enerji içecekleri ve hazır gıdalarda bulunan gıda boyaları da leke oluşumunu hızlandırır.



Diş Lekelerinin Tedavisinde uygulanan teknikler neledir?

Diş Beyazlatma:Diş lekelerinde en çok uygulanan tedavi diş beyazlatma işlemidir. Bu işlemde iki farklı beyazlatma yöntemi vardır. Birinci yöntem ev tipi beyazlatma yöntemidir. Diş Hekimi tarafından dişlerinizin üzerine takmanız için ağız ölçünüze uygun kalıplar hazırlatılır. Bu kalıbın içerisine Amerikan FDA onaylı bir ilaç konularak ve beyazlatılacak dişlerin üstüne yerleştirilir. Günde ortalama 4–6 saat takılması gerekir. İkinci ise muayenehanede uyguladığımız beyazlatma işlemidir. Dişlerdeki gözeneklerin temizlenmesinde “Hidrojen peroksit” yani oksijenli su veya türevi “ Karbamid peroksitli jeller kullanılıyor. Bu maddeler 45 dakika süreyle lazer ışığı verilerek aktive edilip beyazlama gerçekleşiyor. Bu uygulamada dişeti ve dokular özel koruyucularla korunduğundan zarar görmemektedir. Kişinin diş minesinin rengine bağlı olarak beyazlama oranı değişmektedir.

Alıntı:medimagazin.com

24 Kasım 2010 Çarşamba

Akdağ: Muayenehane çilesini tarihe gömeceğiz

 En sonunda beklenen açıklama...Yeni TAMGÜN YASASI hazır...

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, muayenehaneler ile ilgili, "Bu büyük bir çileydi, Türkiye bu çileden büyük ölçüde kurtulmuştur.Şimdi Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını bekliyoruz. O karar çıkınca da yeni bir kanunla bu çileyi tamamen tarihe gömeceğiz" dedi.

Akdağ, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Sağlık Bakanlığının 2011 yılı bütçesinin sunumunda yaptığı konuşmada, Bakanlığının gelecek yılki bütçesinde koruyucu ve temel sağlık hizmetlerine 6.5 milyar TL’lik pay ayrıldığını bildirdi.

Doğum öncesi bakım hizmetlerinden yararlanma oranını yüzde 94’e çıkarmayı hedeflediklerini, 2008’den bu yana 12 bin dolayında yüksek riskli gebenin doğum öncesinde hastanelerde misafir edildiğini anlatan Akdağ, 2011’de hastanede doğum oranını yüzde 94’e yükseltmeyi amaçladıklarını bildirdi.

Üreme sağlığı hizmeti alan kişi sayısının 8 yılda 2,5 kat arttığını, aşılama oranlarının yüzde 97’lere ulaştığını belirten Akdağ, halen 11 antijene karşı aşılama yapıldığını, 2011’de bunlara HPV ve su çiçeğinin de eklenmesinin planlandığını, ancak bunun kesinleşmediğini söyledi.

Türkiye’de artık kızamık hastalığı görülmediğini, Dünya Sağlık Örgütünün buna ilişkin açıklamayı Avrupa bölgesiyle birlikte yapacağını anlatan Akdağ, afet ve acil durumlardaki sağlık hizmetlerinde büyük aşamalar kaydedildiğini, Türkiye’nin doğusunda 132 kar paletli ambulansın hizmet verdiğini, gelecek yıl 3 uçak ambulans daha almayı planladıklarını belirtti.

Akdağ, aile hekimliğinin 73 ilde 63 milyon kişiyi kapsayacak şekilde genişletildiğini, 13 Aralık itibariyle uygulamanın bütün Türkiye’ye yaygınlaşmış olacağını duyurdu.

"Sağlığın geliştirilmesi ve teşviki" adı altında kişilerin kendi sağlıklarını korumasının amaçlandığını, bunun için obezite ve tütün başta olmak üzere birçok alanda mücadele yürüttüklerini anlatan Akdağ, "Ülkemizde 1998’de yüzde 55 olan normal kiloya sahip kişilerin oranı 2010’da yüzde 27.5’e düşmüş durumda. Bu çok önemli bir mesele. Bireylerin yaşam şekillerini değiştirmesi sağlanmalı" diye konuştu.

Tütünle mücadelede de önemli gelişmeler sağlandığını ifade eden Akdağ, iş yerlerindeki tütün yasağı ihlallerinde para cezalarının belediyeler yerine kamu kurumlarınca tahsiline ilişkin yasal düzenlemeye gitmeyi hedeflediklerini belirtti.

Türkiye’de organ bağışının da yetersiz olduğunu ifade eden Akdağ, 2010 yılında 3 bin 172 organ nakli yapıldığını bildirdi.

Sağlık Bakanlığı hastanelerindeki görüntüleme cihazlarının sayılarını da artırdıklarını kaydeden Akdağ, bu konuda israfa gidildiği yolundaki eleştirilerin yersiz olduğunu dile getirdi.

"MUAYENEHANE ÇİLESİNİ TARİHE GÖMECEĞİZ"

Hekimlerin tam gün çalışmasına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Akdağ, şöyle konuştu: "Türk sağlık sisteminin eski yapısında, vatandaş ister SSK, ister devlet hastanesine gitsin annesini-babasını sırtına alıp özellikle ciddi hastalıklar için genellikle bir muayenehaneye çıkarmak zorunda kalırdı. Bu, Türkiye’de büyük ölçüde ortadan kalktı. Şu anda Sağlık Bakanlığında çalışan 30 bine yakın uzmanın yüzde 92’si tam gün çalışıyor. Bunu yüzde 100’e ulaştırmak için bir kanun yaptık, maalesef Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın bir yorumu kanunun bazı maddelerinin yürütülmesini engelledi. Ancak bütün bunlara rağmen geldiğimiz noktanın bir özetidir, bugün Sağlık Bakanlığında çalışan 30 bine yakın uzman hekimin sadece yüzde 8’i hastane dışında pratik yapıyor. Yüzde 92 oranında bu problem çözüldü.

Tam Gün Yasası’nı yaptığımızda, tam gün çalışma oranı yüzde 88 idi. Bazı maddeler iptal edilmiş olmasına rağmen bu oran yüzde 92’ye çıktı.

Türkiye bu problemi bitirmiş durumdadır. Artık bundan geriye gidiş olmaz.

Ne bizim hükümetimiz döneminde ne de başka hükümet döneminde buna vatandaş izin vermez. Yarın vatandaşı muayenehanelere geri götürecek bir sağlık sistemi eğilimi olsun, vatandaş buna asla müsaade etmez ve buna sebep olacakları da siyaseten ağır biçimde cezalandırır. Bu büyük bir çileydi, Türkiye bu çileden büyük ölçüde kurtulmuştur. Şimdi Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını bekliyoruz. O karar çıkınca da yeni bir kanunla bu çileyi tamamen tarihe gömeceğiz, çünkü hala üniversite hastanelerinde sıkıntılar var." Akdağ, 2002’de 1/14 olan uzman hekim başına düşen nüfusun en fazla olduğu il ile en az olduğu il arasındaki oranın, 2010’da 1/3’e düştüğünü de kaydetti.

İlaç harcamalarıyla ilgili de bilgi veren Akdağ, ilaç kutu sayısının 8 yılda yüzde 122, ilaç harcamalarının ise sadece yüzde 21 oranında arttığına işaret etti.

Türkiye’de doğumda beklenen yaşam süresinin 74 olduğunu, bunun Türkiye’nin içinde bulunduğu orta ve üst gelir grubundaki ülkelerin ortalamasının üzerinde bulunduğunu belirten Akdağ, bebek ve anne ölüm hızlarında da büyük düşüşler olduğuna dikkat çekti.

Gelecek yıl yürürlüğe konulacak yeni hizmetlere de değinen Akdağ, evde sağlık hizmeti uygulamasının yaygınlaştırılacağını, merkezi randevu sistemine geçileceğini sözlerine ekledi.

Alıntı: medimagazin.com

Çocuklarda diş röntgeni zararlı..

ABD’de doktorların, gerekli olmadığı durumlarda röntgen cihazı kullanılmaması için 3 yıl önce kampanya başlattığını hatırlatan gazete, diş hekimlerininse buna uymadığını belirtti. Habere göre, diş hekimleri başka yöntemler de kullanabilecekken röntgen kullanmayı tercih ediyor. Özellikle yeni geliştirilen “koni-ışın bilgisayarlı tarama” yöntemi, 3 boyutlu görüntü sağladığı için sıklıkla başvurulan bir teknik oldu. Ancak New York Times, bu cihazların güvenliğiyle ilgili eldeki verilerin çoğunun çarpıtıldığını yazdı. Cihaz üreticilerinin diş hekimlerine para vererek bu cihaz hakkında olumlu mesajlar vermelerini istediği, tıp dergilerinde de üreticilerin “sponsorluğunda” makaleler yayımlandığı belirtildi.

 ilgili link:

Alıntı: medimagazin.com

Embriyo dondurma Türkiye'de..

Radyoterapinin doğurganlığı kaybettiren yan etkisinin önüne geçmek için kullanılan “embriyo dondurma” yöntemi Türkiye’de de uygulanmaya başladı!

KANSER hastalarına uygulanan kemoterapi ve radyoterapinin doğurganlığı kaybettiren yan etkisinin önüne geçmek için kullanılan “embriyo dondurma” yöntemi Türkiye’de de uygulanmaya başladı. 25 yaşında meme kanseri olan Aynur Gençbay, eşi Engin Gençbay’la birlikte karar alıp embriyolarını dondurdu.

Embriyolar, nitrojen tanklarının içinde eksi 196 derece yıllarca saklanıyor. Çift, kanser tedavisinin ardından istedikleri zaman embriyo transferi yapılarak çocuk sahibi olabilecek. Çiftin embriyo dondurma işlemini gerçekleştiren Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Sönmezer, kanserin tedavisi sırasında en önemli yan etkilerinden birinin kısırlık olduğunu söyledi. Sönmezer, “Böyle bir durumda hasta evliyse, embriyoyu olmasa bile yumurta dokusunu dondurabiliriz. Kadından yumurtaları, erkekten de spermleri toplayıp birleştiriyoruz. Bu çift için 8 tane embriyo dondurduk. Nitrojen tankında eksi 196 derecede yıllarca saklayabiliyoruz. İstedikleri zaman bebek sahibi olabilirler” dedi. Sönmezer, çiftin tedavi bittikten 5 yıl kadar sonra çocuk sahibi olabileceğini anlattı. 


Alıntı: medimagazin.com

Bakandan yeni slogan:Tüm hastalar ve yakınları, Birleşin!!!

 YORUMA GEREK OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUM.BUNDAN SONRA HEKİME ŞİDDET HABERLERİ YAPILMASIN BENCE..YOKSA HABER , ÇOK SIRADAN OLACAK VE HABER DEĞERİ OLMAYACAK.. 

Alıntı: medimagazin.com

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Tam Gün Yasası sayesinde devlet ve üniversite hastanelerinde çalışan doktorların hastaları istismar ederek ekstra para almalarına son verdiklerini söyledi.

“Ekstra para sosyal devlete sığmaz” diyen Akdağ, hastalara da örgütlenme çağrısı yaptı. İşte Akdağ’ın sözleri:

- Artık bir vatandaşımız devletin hastanesine gidip, bir de doktorun muayenehanesine gitmeyecek. Devlet doktora vatandaşın vergi ve sigorta kesintilerinden hak ettiği ücreti ödüyor. Vatandaşı istismar eden ikinci bir para ödemek, sosyal devlete sığmaz.

Hekime 7 bin TL

- Aile Hekimliği uygulamamız çok iyi gidiyor. Türk Tabipleri Birliği (TTB) sipere yatmış, karşıdaki birisi kafasını çıkarınca onu alnından vurayım mantığıyla hareket ediyor. Koskoca bir sistemi dönüştürürken, ufak tefek arızalar çıkar. Doktorlar bu işten mutlu. Aile hekimi ayda 7 bin lira alıyor. Almalı da. Çünkü, doktorluk zor bir iş.

- Performans uygulamasının istismar edildiğine dair, bana gelen şikayet yok. Alo 184’e en az bu konuda şikayet geliyor. Yanlış iş yapan insanlar, her sistemde yanlış iş yapabilirler. Sistemlerin amacı; verimliliği, işlevsel hizmet kalitesini yükseltmek, böylece vatandaşın işini kolaylaştırmaktır. Performans ile çalışanların haklarını da hakkaniyetle ödemeyi amaçlıyoruz. Ama, her sistemin kuvvetli ve zayıf yanları vardır. Bizim uyguladığımız, ‘performansa göre metodu’, ‘haydi gel muayenehaneme de sana hizmet vereyim metodu’ ile kıyaslanamayacak kadar üstün. Kıyas kabul etmez, bu açık. Bütün meslektaşlarımızı tenzih ederek söylüyorum, eğer bir hekim fazla kazanmak için hekimlik ahlakına aykırı iş yapacaksa; bunu performansda da, muayenehanesinde de yapar. Bu ahlaki sorunu ortadan kaldırmak için disipline edici eğitim ve önlemler elbette devam edecek.

- Vatandaş olarak 184’ü arayıp hakkınızı arayabiliyorsunuz. Biz bunları takip ediyoruz. Vatandaşın hak aramasını teşvik eden bir yönetim var. Eskiden üslup, ‘git kime şikayet edersen et’ türündeydi. Ama, siz şikayet ettiniz diye, doktoru, çalışanı otomatikman cezalandıramayız.

Sivil toplum göreve

- Biraz da halkın farkındalılığının artırılması, bilinçlendirilmesi, sistemi işler hale getirecek. 8 yıldır bakanım, ısrarla hasta, birey haklarını üstte tutmak için çabalıyorum. Yüzlerce sivil toplum örgütü var. Ama, hasta hakları için kurulan dernek çok az. Hem de güçleri az. Sivil topluma da görev düşüyor.