9 Aralık 2010 Perşembe

Cep telefonu kansere neden oluyor mu?

Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, cep telefonunda sohbet etmenin sağlık açısından risk taşıdığını belirterek, mümkünse kablolu kulaklık kullanılması gerektiğini söyledi.

Tuncer, Dünya Sağlık Örgütü Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı'nın (IARC) son raporunda menegioma (Beynin etrafını saran, onu koruyan ve dura adı verilen zardan kaynaklanan tümörler) olgularının yüzde 95'i, glioma (beyin tümörü) olgularının ise yüzde 90'ının cep telefonu kullanımını takiben ilk 10 yıl içerisinde geliştiğinin belirtildiğine dikkati çekti. 

Raporda, bilimsel araştırmaların henüz kanserle cep telefonları arasında çok yakın bir ilişki göstermediğinin belirtildiğini ancak gözden kaçan bazı sonuçlar olduğunu kaydeden Tuncer, şunları söyledi:
 
''Raporda belirtilen ama gözden kaçan diğer sonuç şöyle; menegioma olgularının yüzde 95'i, glioma olgularının ise yüzde 90'ı cep telefonu kullanımını takiben ilk 10 yıl içerisinde gelişmiştir. Dünyada tütün dahil olmak üzere, etkisini bu kadar hızlı gösterebilecek bir kanserojen henüz bilinmemektedir. Aşırı kullanım olarak hesap edilen 1640 dakika ve üzeri, 10 yıllık bir sürede, günlük 30 dakika demek olup, günümüz kullanım süreleri ne yazık ki bu sürenin kat kat üzerindedir.'' 
 
''KAMPANYA YAPANLAR SORUMLU DAVRANSIN''

Türkiye'de cep telefonunu kullanım süresinin ortalama 30 dakikanın üzerinde olduğunu belirten Tuncer, ''Eğer tarifeli kampanyaları göz önüne alırsanız 30 dakikanın onlarca üzerinde olduğunu hesap edebiliriz. Burada herkesin sorumluluk alması lazım. Kampanyayı yapanları sorumlu davranmaya çağırıyorum. Çünkü çok ciddi kanserojenlerin bilimsel metodolojide kanser yaptıkları çok uzun yıllarda gösterilebilmiştir. Bu konuda daha dikkatli olmak durumundayız'' diye konuştu. 

''BEYİN TÜMÖRLERİNDE ARTIŞ''

Beyin tümörlerinde son 4- 5 yılda belirgin bir artış olduğuna da dikkati çeken Murat Tuncer, ''Türkiye'de artış gösteren ana kanserler nedir diye bakacak olursak, ilk sırada sigara ile ilişkili olan kanserler geliyor, ikinci sırada beyin tümörlerindeki artış göze çarpıyor. Sindirim sistemi kanserlerinin bazılarında belirgin artış var, bazılarında ise azalış var. Bunlara ilişkin çalışmalar yürütüyoruz, uluslar arası çalışmaları inceliyoruz'' dedi. 

''CEP TELEFONU KULLANIMI GENÇLERE KISITLANMALI''

Adolesan dönem öncesinde cep telefonunu kullanımının kısıtlanmasını öneren Tuncer, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Cep telefonunun belli yaşın altında kullanımını hoş karşılamak mümkün değil. Adolesan öncesi telefon konuşmaları kısıtlanmalı. 20 yaşın altında uzun uzun cep telefonu konuşması önerilmiyor. Telefonla sohbet edilmemeli. Telefon sohbet aracı değildir, iletişim aracıdır. Cep telefonunda sohbet sağlık açısından risktir, topluma böyle bir alışkanlık kazandırmamalıyız. Zorunlu kullanım gerekiyorsa, kablolu kulaklık kullanılmalı.'' 

Alıntı : ntvmsnbc.com

7 Aralık 2010 Salı

Aile hekimleri ve elemanları artık devlet memuru değil

HERKESİN BİLDİĞİ ANCAK ÖZELLİKLE SAĞLIK BAKANI VE AİLE HEKİMLİĞİ'NDE ÇALIŞANLARCA KABUL EDİLMEYEN BİR GERÇEĞİN HABERİ....

MAAŞLARIN DÜŞECEĞİ DE YAKINDA ORTAYA ÇIKACAK.OTOMATİK OLARAK VERİLEN 'CARİ HARCAMA ÖDENEĞİ' ARTIK OTOMATİK VERİLMEYECEK, FATURA KARŞILIĞI VERİLECEK.GERİYE DÖNÜK ALINMAYAN KESİNTİLERDE TAHSİL EDİLECEK.BİR BAKANLIK MÜSTEŞARININ DİLİNDEN, 'VERDİĞİMİZ PARALARI HARCATACAĞIZ.DENİZ BİTTİ ARTIK'.SADECE SEVK SİSTEMİ HEMEN UYGULANILMAYACAK.ÇÜNKÜ MALUM KAMU HASTANE BİRLİKLERİ TASARISI VAR SIRADA.2012 DE SEVK SİSTEMİ DE , GENEL SAĞLIK SİGORTASI DA YÜRÜRLÜĞE GİRECEK.2011 MENÜSÜNDE TAM GÜN YASASI VE KAMU HASTANE BİRLİKLERİ VAR..

BU GERÇEĞİ AİLE HEKİMLERİMİZİN(!!) DE , SAYIN BAKANIMIZINDA KABUL EDEREK HALKA DOĞRU ŞEKİLDE AKTARMALARI DİLEĞİYLE..

İlk kez 2005'te Düzce'de başlayan aile hekimliği pilot uygulaması 2011'de tüm ülkede yaygın hale gelecek; son kalan iller 13 Aralık 2010 günü aile hekimliği sistemine geçmiş olacak.

Aile hekimliği personeli sadece kamuda çalışan ebe-hemşire ve sağlık memuru arasından seçiliyor. Ancak, kamuda doktor ve sağlık personeli olanların aile hekimliğine geçtiğinde memurluktan gelen haklarını kaybedeceği ortaya çıktı.

Konuyu, Sosyal Güvenlik Uzmanı Ali Tezel bugünkü Habertürk gazetesindeki yazısında gündeme getirdi.Tezel'in, konuyla ilgili yazısı şöyle:

"Kamuda doktor, hemşire, ebe ve sağlık memuru iken bulunduğu ilin valisiyle yapılacak bir yıllık sözleşmeyle aile hekimliği sistemine geçmiş olanlar 657 Sayılı Kanun bakımından aylıksız izinli sayılmaktadır ve 657’den gelen hakları artık yoktur. Sözleşmede yazılı şartlarla çalışacaklardır.
Kamudan geçenlerin sosyal güvenliği geçici olarak Emekli Sandığı (5510-4/C) ile ilgilendirilmeye devam edilecek ama nereye kadar? Zira, aile hekimliği sistemi esasen kendi muayenehanesinde çalışan hekimler gibidir ve esasen Bağ-Kur’lu olmaları gerekir. Fakat, kamudan gelenleri korkutmamak adına geçici olarak Emekli Sandığı ile ilgilerinin devam edeceği kanuna yazılmıştır. Kamu hekimi olmadığı halde açıktan sözleşmeli olan hekimlerin ise SSK’lı (5510-4/A) gibi sosyal güvenlikleri sağlanacaktır. Aile sağlığı elemanları yani ebe-hemşire ve sağlık memurları sadece kamudan geçiş yapabilir, şimdilik primleri Emekli Sandığı’na ödenmeye devam edecektir.
Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı elemanları, kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadrolarıyla ilişkileri devam eder. Bu personel, talepleri halinde eski görevlerine atanırlar ve sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak, derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilir. “Sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı elemanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler, eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanırlar” denmekte ama yönetmelikle bu dönüş kısıtlanmıştır.
İlgili Aile Hekimliği Yönetmeliği’nin 12’nci maddesine göre, “Bakanlık, ilgili ve bağlı kuruluş kadrolarında memur statüsünde görev yapmakta iken ücretsiz izne ayrılarak sözleşmeli statüde aile hekimi veya aile sağlığı elemanı olan personel, sözleşmesinin sona ermesi halinde kadro veya personel dağılım cetveli fazlalığına bakılmaksızın ücretsiz izne ayrıldığı görevine geri döner. Ancak kadrosunun bulunduğu birimin aile hekimliği uygulaması nedeniyle kaldırılması halinde bu birimin aktarıldığı toplum sağlığı merkezine atanır ve memuriyete başlamasından itibaren 30 gün içinde kendisinin talebiyle il içinde ihtiyaç duyulan kadrolardan birine yer ataması yapılabilir” denilmiştir.
AİLE HEKİMİ VE PERSONELİNİN SENDİKA VE TİS HAKKI VAR MI?
Aile hekimleri ve personeli, artık devlet memuru veya 657’ye göre sözleşmeli olmadıkları için herhangi bir sendikaya üye olamazlar. Sendikalara üye olamadıkları için yeni Anayasa ile getirilen memurların toplu sözleşme haklarından da yararlanamazlar. Bu kişiler özel bir sözleşmeyle çalıştıklarından sadece sözleşmede yazan hakları ve borçları vardır.
BAŞKA İŞ DE YAPAMAZLAR
 İmzaladıkları sözleşmeye göre, "Sözleşmeyle çalıştırılan aile hekimleri ve aile sağlığı elemanları, bu görevleri dışında, bilimsel faaliyetler hariç olmak üzere mesleklerinin icrasından menfaat temin edemezler. Hizmet akdi suretiyle veya esnaf veya tacir sayılmayı gerektiren herhangi bir faaliyette bulunamazlar".

5 Aralık 2010 Pazar

Sağlık Bakanı'ndan yeni hedefler

Şimdi sağlık gündemine dönüyorum. 7.5 yıldır görevdesiniz. Döneminizde hasta memnuniyetini arttırmakla övünüyorsunuz. Ama çalışanlarda da büyük memnuniyetsizlik var. Nedir sorun?

Sağlık çalışanlarıyla ilgili araştırmamız var. Hasta memnuniyeti kadar yüksek değil ama az da değil. Bizden önce sağlık çalışanları yerlerde sürünüyordu, şimdi geçmişle kıyaslanamayacak kadar iyileşme var. Ama muayenehane hekimliği yapanların statüsünde gerilime var. “Kartımı al, muayenehaneme gel işini halledeyim dönemi” neredeyse bitti. Tamamen bitiriyorduk ama Anayasa Mahkemesi’nden kaynaklı bir uzama var.

Bu gürültü oradan mı geliyor?

Büyük kısmı oradan. Bunun dışında ek ödemeyle ilgili talepler var. En çok doktor alıyor diye diğer sağlık çalışanları tepki gösteriyor. Ama gözden kaçan bir nokta var. Muayenehanede büyük paralar kazanan doktorları sistemin içine çekmek için bunu yapmak kaçınılmazdı. Yine de ek ödemeleri arttırmak için çalışacağım.

İş yükü de fazla. Sadece hekim değil sağlık çalışanı sayımız az. 100 bin kişiye 200 hemşire ebe düşüyor. Avrupa ortalaması 750. Buna yüzde 2.7’den 7’ye çıkan hekime başvurma oranındaki artışı da ekleyince iş yükü daha da arttı. Bu anlamda sağlık çalışanlarının feryadı, memnuniyetsizliğinin haklı tarafları var. Sorunu çözmek için sağlık çalışanı sayısını arttırmak şart.

YABANCI DOKTOR İÇİN MUHALEFET PARTİLERİNE ZİYARET

- Sorunu yabancı doktor mu çözecek?

Tıp Fakültelerine alınan öğrenci sayısı 7 bin 500 oldu ama bunu 2-3 yıl içinde 10 binin üzerine çıkarmalıyız. Yabancı doktor için bütçe bittikten sonra muhalefet partilerinin başkanvekillerini ziyaret edip destek isteyeceğim. Seçime yakın milliyetçilik üzerinden tartışırsak bunu benim gerçekleştirmem zorlaşır. Hangi ülkede yabancı uyruklu doktorların çalışması yasak. Ben bulamadım. Her ülkede Türk doktoru çalışabiliyorsa başkası da bizde çalışabilir. ‘Türkçe sorun olur’ diye tepki var. Türkçe bilmeyen doktor getirmeyeceğiz ki. Ön koşullar Türkçe bilmesi ve YÖK’ün belirlediği denklik kriterlerine uyması. Bu sayede hekimlerin iş yükü azalır, vatandaşın ihtiyacı karşılanır.

HEKİMLERİN ASKERLİK MUAFİYETİNE TAM DESTEK

- Hekimler de polisler gibi askerlik muafiyeti istiyor. Destek veriyor musunuz?

Ben bunu çok isterim ama hekim yetersizliği burada da karşımıza çıkıyor. Biz mecburi hizmeti bitmeyen hekimin askere alınmaması için Savunma Bakanlığı ile yazıştık. Bunu bile tam gerçekleştirmiş değiliz. Silahlı Kuvvetlerin de doktor ihtiyacı var. Ama ben çok arzu ederim. Doktor sayısı arttıkça bunu yapabiliriz. Belki doktorların askerlik süresini kısaltarak yaparız.

- Muayenehane sahibi diş hekimi kamuda çalışandan fazla. Buraya müdahale düşünüyor musunuz?

Kamuda 6 bine yakın diş hekimi çalışıyor. Bunun iki misli de muayenehanede. Kamudaki diş hekimi sayısı arttıkça, ağız diş sağlığı merkezleri yaygınlaştıkça diş hekimi muayenehanesine talep azalacak. Muayenehanesi olan diş hekimlerinin de kamunun kendilerinden hizmet alması için talebi var. Talepleri başta çok yüksekti şimdi biraz daha aşağı indiler. Zamanla SGK ile anlaşabilirler. Ben prensip olarak buna karşı değilim.

Alıntı:Nergis DEMİRKAYA/ internethaber.com

3 Aralık 2010 Cuma

Afyon'daki göz ameliyatları ile ilgili son açıklama: Sağlıkta dönüşüm gözlerimizi kör ediyor

Afyonkarahisar Tabip Odası, Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçesinin Hırka ve Emirhisar köylerine giden bir gezici sağlık aracının, "ücretsiz göz taraması" adı altında vatandaşlardan bazılarının habersiz olarak gözlerini alması olayıyla ilgili olarak soruşturma başlattı. 
Afyonkarahisar'da yaşanan bu olay, Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın yol açtığı piyasalaşmış sağlık ortamında, "daha fazla kar hırsının" nelere yol açabileceğinin çok acı ve ne yazık ki geri dönüşü olmayan bir göstergesidir. Türk Tabipleri Birliği olarak, vatandaşlarımızın yaşadıklarından duyduğumuz üzüntüyü dile getirirken, sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna duyururuz.

Sağlık Dönüşüyor
Program İşliyor
Kapitalizmin Kar Hırsı Sınır Tanımıyor....
 SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM GÖZLERİMİZİ KÖR EDİYOR...
Afyon'un Sandıklı İlçesi Hırka ve Emirhisar köyüne bir sonbahar günü gezici sağlık otobüsü gelir. Göz taraması yapılacaktır. Özel bir sağlık merkezine ait aracın hopörlerinden anonslar yapılır ve bedava göz taraması yapılacağı duyurulur. Köyün muhtarları, imamları ve öğretmenleri de köy halkına bu haberi muştular.
Sağlıkta Dönüşüm köylere inmiştir. Başbakan ve Sağlık Bakanı köylerimize yol, su, elektrik getiremese bile özel ve güzel sektörümüz köylünün efendisi şiarından olsa gerek köylünün ayağına gelmiştir.
Köyün tüm yaşlıları köy meydanı doluşurlar ve sırasıyla göz muayenesinden geçirilirler. Tarama sonucu 7 müşteri tespit edilir. Afedersiniz 7 köylümüze katarakt teşhisi konur. Sıra değişime gelmiştir.
Köylüler yine bir sabah evlerinden alınarak ilçedeki özel göz merkezine getirilir. Burada katarakt ameliyatları peşisıra yapılır ve aynı gün yine servis aracıyla köylerine gönderilir.
Köylüler sevinç içinde evlerine giderler. Ancak ertesi sabah kalktıklarında görme yetilerini tamamen kaybettiklerini görürler. Sağlıkta Dönüşüm gözlerini açacak diye sevinen köylülerin gözleri kamu kurumlarında alınarak ölümcül olabilecek sorunlar yaşanması engellenir. Gözlerini kaybeden 7 köylü caresizce evlerine geri döner.
Kaybedilen 7 gözün hesabını sizce kim verecek. Suçlu kim sizce?
  1. Özel Sağlık Merkezi
  2. Hekim
  3. Mikrop
  4. Sağlık Bakanı
  5. Sağlıkta Dönüşüm Programı
  6. Köylüler
Peki sizce suçlunun AYAĞA KALKMA ZAMANI gelmedi mi?
Dr. Ali Özyurt

Alıntı: ttb.org.tr

NASA , DNA'sında arsenik bulunan organizma buldu

Amerikan uzay ajansı NASA, kendi web sitesinden yaptığı açıklamada, bugün TSİ 21.00'de, Dünya dışı yaşamın kanıtlarının araştırılması konusunda önemli sonuçları olacak bir astrobiyolojik bulguyu tartışmak için Washington'da bir basın toplantısı düzenleyeceğini açıklamıştı.

NASA'nın bu duyurusu özellikle internet dünyasında büyük heyecan yaratmış ve "dünya dışı yaşam"a ilişkin bilimsel bir bulgunun açıklanacağı, hatta "uzaylıların varlığının" ortaya konacağı gibi beklentiler doğurmuştu.

Ancak konuyla ilgili gelen bilgiler, tüm bu beklentileri boşa çıkaracağa benziyor, çünkü NASA'nın açıklayacağı bulgunun Kaliforniya'daki bir gölde bulunan bakteri türü olduğu öğrenildi.

Bu bakteriyi özel yapansa, insanlar için ölüm anlamına gelen arsenik içerisinde yaşayabilmesi.

Keşfedilen bakterinin hayatını sürdürmek için fosfor yerine arseniği kullanabildiği söyleniyor.

Bu keşfin uzak dünyalarla ilişkisiyse, daha önceden düşünülen fosforun hayat için temel yapı taşı olduğu savını tamamen çürütmesi.

Dünya genelinde büyük bir "uzaylı" histerisine sebep olan NASA'nın açıklaması, İngiliz The Sun gazetesinin ambargolu bakteri haberini yayınlamasıyla hayal kırıklığı içerisinde sona ermiş gibi görünüyor.

AÇIKLAMADA NELER SÖYLENDİ?
ASA'nın Washington'da bulunan merkez binasında yapılan basın toplantısında, araştırmayı yürüten Arizona State Üniversitesi ekibinin başındaki isim Dr. Felise Wolfe Simon önemli açıklamalarda bulundu. Simon, bugüne dek tüm yaşam formlarında var olan biyo moleküler yapıdan ayrışan GFAJ-1 mikrobu hakkında elde ettikleri araştırma sonuçlarını sundu.

Dr. Wolfe Simon, basın toplantısının başlangıcında şu açıklamayı yaptı:

"Bugün konuşacağım şey, çok uzun süreden beri yapılan bir araştırmanın sonuçları olacak. Arseniği temel moleküllerinde bulunduran bir mikrop keşfettik. Bugüne kadar bildiğimiz şey, yaşam için altı elementin, yani karbon, hidrojen, nitrojen, oksijen, fosfor ve sülfürün gerekli olduğuydu. Bu elementler DNA, protein, yağların ve hücrelerin bilgi yapısında bulunuyor. Keşfettiğimiz mikrobun  sahip olduğu arsenik ise moleküler yapısında bulunan elementlerin yerini alıyor.”

Simon, "GFAJ-1" adı verilen bu mikrobun bugüne kadar eşine rastlanmamış bir şeyi yapabildiğini ve "yaşam için en gerekli elementlerden biri kabul edilen fosfor yerine arsenik bulundurduğunu" belirtti. Simon, mikrobun California eyaletinde bulunan ve kendine özgü bir ekosisteme sahip olan Mono Gölü'nde keşfedildiğini belirtti.

Mono Gölü, denizlerdekinin üç katı tuz oranına sahip. Ayrıca, arsenik yoğunluğunun çok fazla olması nedeniyle yaşamı olanaksız kılan bir ekosistem bulunduruyor.

TÜM TEORİLER DEĞİŞTİ
Ancak Simon ve ekibi, GFAJ-1'in yaşamın oluşmasına olanak vermeyen gölde bugüne dek eşine rastlanmamış bir biyo moleküler yapı oluşturarak hayatta kaldığını ortaya çıkardı.

Simon, "Arsenik, periyodik tabloda fosforun hemen altında bulunuyor. Bu iki elementin fiziksel olarak atom büyüklüğü birbirine benziyor. Ayrıca kimyasal yapılarında da benzerlik var. Laboratuar ortamında üzerinde test yaptığımız mikrobun, fosfor içermeyen bir ortamda nasıl hayatta kaldığını araştırdık. Gerekli olan tüm diğer elementlerin bulunduğu ortamda, fosforu tamamen arındırdık ve çok fazla oranda arsenik ekledik. Sonuçta, mikrobun büyüdüğünü ve geliştiğini gördük" dedi.

Simon, gösterilen animasyonda şu açıklamaları yaptı: "Aldığımız sonucun ardından bunun nasıl olduğunu anlamak için mikrobun DNA'sını inceledik. Burada arseniğe rastladık. Tıpkı fosforun yaptığı gibi, arsenik hücrenin içindeydi ve DNA ile bağ kurmuştu. Kısaca, fosforun olması gerektiği yerde arsenik bulunuyordu."

Alıntı: haberturk.com

Diş sağlığı ve bilinmesi gereken doğrular

Beyazlatmak isterken başvurulan yanlış yöntemler nedeniyle sağlıklı dişler kaybedilebildiği gibi, söz gelimi “ağız kokusu herkeste olur” tarzında yanlış bir bilgi yüzünden tedavi edilebilecek bu sorundan kurtulmak akla bile getirilmez. Oysa ağız kokusu; çürük diş, diş eti hastalığı, sindirim sistemi ile ilgili rahatsızlıklar, sinüzit yahut üst solunum yolu enfeksiyonlarından kaynaklanabilen bir ağız problemidir ve kişinin sosyal yaşam kalitesini düşüren bir etkendir.

Çocuklarda süt dişinin erken çekimi, yeni sürecek olan daimi dişlerde çapraşıklığa ve çene kemiği gelişiminde bozulmalara neden olacağı için, bu dişlere dolgu yapılması gerekirken, diş bakımı konusunda yeterli bir bilince sahip olmayan ebeveynler, nasıl olsa yeni diş gelecek diye çocuklarına dolgu yaptırmaya yanaşmazlar. Bu saydıklarımız, ağız ve diş bakımı konusunda yapılan onca yanlıştan sadece birkaçı.

Diş Hekimi Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, ağız ve diş bakımında doğru bildiğimiz yanlışlar ya da yanlış bildiğimiz doğruları şöyle sıraladı:


1- Sert diş fırçası daha iyi temizler.(YANLIŞ)
Dişleri iyi fırçalamak; fırçanın sertliğiyle değil, fırçalama tekniğiyle ilgilidir. Genellikle orta sertlikte diş fırçaların kullanılması uygundur. Çok sert fırçalar, dişleri aşındırabilir.  

2- Bastırarak fırçalamak daha iyi temizler. (YANLIŞ)
Bastırarak fırçalamak; dişleri temizlemek yerine, “fırça çürüğü” dediğimiz aşınmalara neden olur. Dişlerin mine tabakası aşındığı için, alttaki sarı tabaka ortaya çıkar ve dişler daha sarı gözükür. Ayrıca sert fırçalamak, dişlerde hassasiyete ve diş eti çekilmesine neden olur.

3- Beyazlatıcılı diş macunları dişlere zarar verir, zamanla aşındırmalara sebep olur. (DOĞRU)

Diş beyazlaştırıcı olarak piyasada satılan macunlar aslında dişleri beyazlatmaz. Ayrıca antitartar veya sigara içenlere yönelik üretilen diş macunlarında da yoğun miktarda aşındırıcı maddeler olduğu için uzun süreli kullanımda diş minesine kalıcı zararlar verebiliyor.

4- Karbonat ve tuzla fırçalamak dişleri beyazlatmaz. (DOĞRU)
Karbonat ve tuz, iri granüllü maddeler olduğu için dişin mine tabakalarını çizer ve aşındırır. Bunun sonucunda dişler parlaklığını kaybeder ve yiyip içtiğimiz besinlerle, dişler daha kısa zamanda doğal rengini kaybeder.

5- Diş macununu fazla kullanmak dişleri çizer. (YANLIŞ)
Dişlerin mine tabakasının çizilmesi; macunun fazla kullanılmasıyla ilgili değil, kullanılan macunun granüllerinin büyük olmasıyla ilgilidir. O yüzden granülleri büyük olan macunların uzun süreli kullanımından kaçınılmalı. Fırçanın üzerine konulan macunun miktarı ise “mercimek tanesi” büyüklüğünde olmalı.

6- Dişler, macun ve fırça ıslatılarak fırçalanmalı. (YANLIŞ)
Diş fırçası, fırçalamaya başlamadan önce ıslatılmamalıdır. Çünkü fırça kılları ıslatılınca, sertliğini kaybeder. Macunun köpürmesi için de yeterli sıvı ağızda mevcuttur.

7-  Dişler kahvaltıdan önce fırçalanır. (DOĞRU)
Dişler günde en az iki kez, kahvaltıdan ve yatmadan önce fırçalanmalı. Dişler fırçalandıktan sonra, dilin üst yüzeyi de yumuşakça dili tahriş etmeden fırçalanmalı.

8-  Estetik diş doğuştan olur, çarpık dişten kurtuluş yok. (YANLIŞ)
Dişte şekil bozukluğunu düzeltme, dişler ağızda mevcut olduğu sürece her yaşta uygulanabilir. Ortodontik tedavi ya da porselen kaplama (lamina) sayesinde; dişler mevcutsa, her yaşta düzeltme yapılarak, güzel görünen dişlere sahip olunabilir.

12- Beyazlatma (bleaching) dişleri daha da sarartır. (YANLIŞ)
Beyazlatma işlemi, normal diş rengini daha da açmak için yapılır. Beyazlatmanın ilk yapıldığı dönemlerde kahve, çay ve sigara gibi dişleri renklendirecek etkenlerden uzak durmak gerekir. Beyazlatmayı yapacak hekimin tavsiyelerine uyulursa, beyazlatmanın hiçbir yan etkisi yoktur.

13- Diş taşları temizlendikten sonra daha çok diş taşı oluşur. (YANLIŞ)
Dişleri düzenli ve doğru fırçalamak diş taşı oluşumunu engeller. Altı ayda bir diş hekimi kontrolü sayesinde, iyi fırçalayamadığımız alanlarda oluşan diş taşları, hekim tarafından temizlenmiş olur. Bunun da dişe hiçbir zararı yoktur.

14- Ağız kokusu herkeste olur ve geçmez. (YANLIŞ)
Ağız kokusu; çürük diş, diş eti hastalığı, sindirim sistemi ile ilgili rahatsızlıklar, sinüzit yahut üst solunum yolu enfeksiyonlarından kaynaklanabilir. Bu hastalıkların tedavisi sonucunda ağız kokusu önlenebilir.

17- Çekilen 20 yaş dişinin yerine diş yaptırmaya gerek yoktur. (DOĞRU)
20 yaş dişi çekildiyse, yerine protez diş yaptırmak gerekmez.

18- Diş fırçalarken diş etlerinin kanaması iyidir. (YANLIŞ)
Diş fırçalarken görülen kanamalar, diş eti iltihabının belirtilerinden biridir. Vakit geçirmeden bir diş hekimine başvurmak gerekir. Diş etlerinin, kanamadan dolayı fırçalanmaması sonucu, mevcut iltihabi durum şiddetlenecektir. Hastalar kanama olan bölgeyi daha iyi fırçalamalı ve diş hekimine tedavi için başvurmalı.

19- Diş ağrıyınca dişin üzerine aspirin, tütün, kolonya, rakı ve tuz koymak ağrıyı keser. (YANLIŞ)
Alkol ve alkol içerikli maddelerin diş ve dişeti bölgesine uygulanması sonucu dişetlerinde “alkol-aspirin yanığı” denilen komplikasyonlara neden olur. Dişlerin üzerine uygulanan diğer maddelerin (tütün, tuz gibi) de ağrı kesici özellikleri yoktur. Ağrı, ancak mevcut sorun giderildiğinde ortadan kalkar



22- Süt dişleri daimi dişlere sürme rehberliği yapar, zamanından önce dişler çekilmez. (DOĞRU)


23- Süt dişleri düşecek de olsa dolgu yapılmalıdır. (DOĞRU)
Süt dişinin erken çekimi, alttan gelen daimi dişlerde çapraşıklığa ve çene kemiği gelişiminde bozulmalara neden olur. Bu nedenle düşecek de olsa dolgu yapılmalıdır.

24- Hamilelikte dişten kalsiyum çekildiğinden, dişetleri kanar. (YANLIŞ)
Hamilelik dönemindeki diş eti kanaması, dişten kalsiyum çekilmesi nedeniyle olmaz. Kanamanın nedeni, ağız bakımının yeterli sağlanmaması halinde hamilelikteki hormonal değişiklikler sonucu dişeti iltihabının oluşması veya mevcut dişeti iltihabının şiddetlenmesidir.

25- Her hamilelik bir diş götürür. (YANLIŞ)
Her hamilelikte diş kaybının gerçekleşmesi söz konusu değildir. Ağız bakımının tam olarak sağlanamaması, tedavi edilemeyen çürüklerin varlığı ve diş eti hastalıklarının ilerlemesi durumunda diş kayıpları görülür

26- Hamilelikte diş tedavisi bebeğe zarar verir. (YANLIŞ)
Aciliyet gerektiren diş tedavileri, hamileliğin her döneminde yapılabilir.

27- Çürük diş çekildikten sonra pis kan akıtılmalıdır, çekilen dişin yerini kanatmak iyidir. (YANLIŞ)
Diş çekiminden sonra, çekim boşluğuna hastanın yaptığı müdahaleler sonucu bölgenin sürekli kanatılması ya da pıhtının uzaklaştırılması, diş çekimi yapılan yerin iltihaplanmasına neden olur. Oluşan pıhtı korunmalıdır. 

28- Çürük diş çekildikten sonra pis kan akıtılmalıdır, çekilen dişin yerini kanatmak iyidir. (YANLIŞ)
Diş çekildikten sonra, çekim boşluğuna hastanın yaptığı müdahaleler sonucu bölgenin sürekli kanatılması ya da pıhtının uzaklaştırılması, diş çekimi yapılan yerin iltihaplanmasına neden olur. Oluşan pıhtı korunmalıdır.

29- Diş teli sadece çocuklarda değil yetişkinlerde de kullanılır. (DOĞRU)
Ortodonti (tel tedavisi) alanındaki son gelişmeler sayesinde; tel tedavisi sadece çocuklara değil, erişkin hastalar için de uygulanabilir.

30- Ağrıyan dişi çektirip kurtulmak çözüm değildir. Dişi tedavi ederek mümkün olduğunca ağızda tutmak gerekir. (DOĞRU)
Çürük diş için mümkün olan her türlü tedavi uygulanmalı. Çünkü ne fonksiyon, ne de estetik yönünden hiçbir protez kendi dişinizden daha iyi olamaz.
 
 
Alıntı: medimagazin.com

Diş macunu ve sıvı sabun tehlikeli mi?

HABERDE GEÇEN KİŞİ VE ÇALIŞTIĞI KURUM DOĞRU.ANCAK BU KONUDA BİR MAKALE YOK.ŞİMDİLİK GERÇEKLİĞİ  TARTIŞMALI BENCE ...

Florida Üniversitesi'nde yapılan araştırmaya göre Türkiye'de de satılan birçok ünlü diş macunu markasında ve sabunun içinde bulunan triclosan maddesi anne karnındaki bebeğe zarar veriyor. Profesör Margaret James, ıslak mendillerde de bulunan bu maddenin anne karnındaki bebeğin yeterli oksijeni almasına engel olduğunu ve bunun da bebeklerin beyinlerinde hasara neden olduğunu söyledi. Daha önce yapılan araştırmalarda triclosanın laboratuvar hayvanlarında karaciğer hasarına neden olduğu belirlenmişti.

ALINTI: Hürriyet

Saç dökülmesi hakkında merak edilenler

Erişkin bir insanda 5-6 milyon civarında kıl bulunur.Bazı insanlarda kılların normalden fazla olmasına Hirsutismus denir. Tamamen saçla kaplı bir başta ortalama 100000 adet saç vardır.Bir saçın ortalama ömrü 2-7 yıldır. Saçın büyüme döngüsü yaklaşık 2-3 yıl sürer. Her saç teli bu aşamada ayda 1 cm kadar uzar. Kafa derisi üzerindeki saçın yaklaşık %90’ı herhangi bir anda büyür.%10’u ise dinlenme aşamasındadır.3-4 ay sonra saç teli düşünce dinlenme aşamasındaki saç teli büyümeye başlar.Hergün yaklaşık 100 adet saç dökülmesi normaldir.

Saç dökülmesinin sebepleri
Kadınlarda saç dökülmesinin birçok nedeni vardır
1)Demir eksikliği anemisi(kansızlık),
2)Hormonal düzensizlikler (örneğin tiroit bezinin az veya hiç çalışmaması)
3)Stres faktörleri
4)Ailevi yatkınlık5)Gebelik, menopoz, adet düzensizlikleri
6)Psikolojik faktörler
7)Beslenme yetersizlikleri(çinko eksikliği vs.)
8)Kimyasal maddeler kullanılması(fön, perma, boya…)
9)İnfeksiyonlar(kafa derisinin mantar infeksiyonları)
10)İlaçlar(antikoagülanlar, antidepresanlar, doğum kontrol ilaçları)
11)Hastalıklar(Diyabet, lupus v.s.) Saç dökülmesini durdurmak için nedeni araştırılmalıdır. Altında yatan neden ortadan kaldırılmalıdır . Etken bulunamıyorsa kan testi ve biyopsi (örnek materyal ) incelenmelidir. Sonucuna göre tedavi düzenlenmelidir.

Alıntı:medimagazin.com

Hangi maddeler diş lekesi yapar?

Günümüzde ağız ve diş sağlığının önemi sadece bir ihtiyaç halinden çıkarak güzel ve bakımlı dişler özgüven ve kariyer içinde son derece önemli. Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu birçok kişinin rahatsızlık duyduğu diş lekeleri hakkında önemli bilgiler verdi.

Diş Lekesi Nedir?
Dişlerin mine ve dentin tabakasında oluşan yediğimiz ve içtiğimiz besinlerden kaynaklanan ayrıca tedavi sürecinde kullanılan antibiyotiklerden de oluşabilen lekelerdir. Diş lekeleri kişiyi görünüm açısından rahatsız edicidir. Fakat kısa süreli tedavi işlemleri sayesinde kolaylıkla temizlenebilir.

Hangi Besinler Diş Lekelerine Sebep Oluyor?

Dişlerde lekelenmelere sebep olan besinleri şu şekilde sıralayabiliriz.

—Soda ve Kola: İçecekler içerdikleri yoğun asit sebebi ile diş minesinde leke yaparlar.
—Kımızı ve Beyaz Şarap: Kırmızı şarap dişlerde yoğun rengi sebebi ile beyaz şarap ise içerdiği asit nedeniyle dişlerde leke yapar.

—Kahve ve çay: Çay ve kahve ülkemizde oldukça tüketilen bir içecek fakat içerdikleri kafein ve doğal renklendiriciler nedeni ile dişlerde leke bırakır.

—Havuç suyu ve vişne suyu gibi içinde ‘kromojenic’’içerikli gıdalarda diş lekelerine sebep olur.

—Hazır gıdalar: Enerji içecekleri ve hazır gıdalarda bulunan gıda boyaları da leke oluşumunu hızlandırır.



Diş Lekelerinin Tedavisinde uygulanan teknikler neledir?

Diş Beyazlatma:Diş lekelerinde en çok uygulanan tedavi diş beyazlatma işlemidir. Bu işlemde iki farklı beyazlatma yöntemi vardır. Birinci yöntem ev tipi beyazlatma yöntemidir. Diş Hekimi tarafından dişlerinizin üzerine takmanız için ağız ölçünüze uygun kalıplar hazırlatılır. Bu kalıbın içerisine Amerikan FDA onaylı bir ilaç konularak ve beyazlatılacak dişlerin üstüne yerleştirilir. Günde ortalama 4–6 saat takılması gerekir. İkinci ise muayenehanede uyguladığımız beyazlatma işlemidir. Dişlerdeki gözeneklerin temizlenmesinde “Hidrojen peroksit” yani oksijenli su veya türevi “ Karbamid peroksitli jeller kullanılıyor. Bu maddeler 45 dakika süreyle lazer ışığı verilerek aktive edilip beyazlama gerçekleşiyor. Bu uygulamada dişeti ve dokular özel koruyucularla korunduğundan zarar görmemektedir. Kişinin diş minesinin rengine bağlı olarak beyazlama oranı değişmektedir.

Alıntı:medimagazin.com

24 Kasım 2010 Çarşamba

Akdağ: Muayenehane çilesini tarihe gömeceğiz

 En sonunda beklenen açıklama...Yeni TAMGÜN YASASI hazır...

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, muayenehaneler ile ilgili, "Bu büyük bir çileydi, Türkiye bu çileden büyük ölçüde kurtulmuştur.Şimdi Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını bekliyoruz. O karar çıkınca da yeni bir kanunla bu çileyi tamamen tarihe gömeceğiz" dedi.

Akdağ, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Sağlık Bakanlığının 2011 yılı bütçesinin sunumunda yaptığı konuşmada, Bakanlığının gelecek yılki bütçesinde koruyucu ve temel sağlık hizmetlerine 6.5 milyar TL’lik pay ayrıldığını bildirdi.

Doğum öncesi bakım hizmetlerinden yararlanma oranını yüzde 94’e çıkarmayı hedeflediklerini, 2008’den bu yana 12 bin dolayında yüksek riskli gebenin doğum öncesinde hastanelerde misafir edildiğini anlatan Akdağ, 2011’de hastanede doğum oranını yüzde 94’e yükseltmeyi amaçladıklarını bildirdi.

Üreme sağlığı hizmeti alan kişi sayısının 8 yılda 2,5 kat arttığını, aşılama oranlarının yüzde 97’lere ulaştığını belirten Akdağ, halen 11 antijene karşı aşılama yapıldığını, 2011’de bunlara HPV ve su çiçeğinin de eklenmesinin planlandığını, ancak bunun kesinleşmediğini söyledi.

Türkiye’de artık kızamık hastalığı görülmediğini, Dünya Sağlık Örgütünün buna ilişkin açıklamayı Avrupa bölgesiyle birlikte yapacağını anlatan Akdağ, afet ve acil durumlardaki sağlık hizmetlerinde büyük aşamalar kaydedildiğini, Türkiye’nin doğusunda 132 kar paletli ambulansın hizmet verdiğini, gelecek yıl 3 uçak ambulans daha almayı planladıklarını belirtti.

Akdağ, aile hekimliğinin 73 ilde 63 milyon kişiyi kapsayacak şekilde genişletildiğini, 13 Aralık itibariyle uygulamanın bütün Türkiye’ye yaygınlaşmış olacağını duyurdu.

"Sağlığın geliştirilmesi ve teşviki" adı altında kişilerin kendi sağlıklarını korumasının amaçlandığını, bunun için obezite ve tütün başta olmak üzere birçok alanda mücadele yürüttüklerini anlatan Akdağ, "Ülkemizde 1998’de yüzde 55 olan normal kiloya sahip kişilerin oranı 2010’da yüzde 27.5’e düşmüş durumda. Bu çok önemli bir mesele. Bireylerin yaşam şekillerini değiştirmesi sağlanmalı" diye konuştu.

Tütünle mücadelede de önemli gelişmeler sağlandığını ifade eden Akdağ, iş yerlerindeki tütün yasağı ihlallerinde para cezalarının belediyeler yerine kamu kurumlarınca tahsiline ilişkin yasal düzenlemeye gitmeyi hedeflediklerini belirtti.

Türkiye’de organ bağışının da yetersiz olduğunu ifade eden Akdağ, 2010 yılında 3 bin 172 organ nakli yapıldığını bildirdi.

Sağlık Bakanlığı hastanelerindeki görüntüleme cihazlarının sayılarını da artırdıklarını kaydeden Akdağ, bu konuda israfa gidildiği yolundaki eleştirilerin yersiz olduğunu dile getirdi.

"MUAYENEHANE ÇİLESİNİ TARİHE GÖMECEĞİZ"

Hekimlerin tam gün çalışmasına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Akdağ, şöyle konuştu: "Türk sağlık sisteminin eski yapısında, vatandaş ister SSK, ister devlet hastanesine gitsin annesini-babasını sırtına alıp özellikle ciddi hastalıklar için genellikle bir muayenehaneye çıkarmak zorunda kalırdı. Bu, Türkiye’de büyük ölçüde ortadan kalktı. Şu anda Sağlık Bakanlığında çalışan 30 bine yakın uzmanın yüzde 92’si tam gün çalışıyor. Bunu yüzde 100’e ulaştırmak için bir kanun yaptık, maalesef Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın bir yorumu kanunun bazı maddelerinin yürütülmesini engelledi. Ancak bütün bunlara rağmen geldiğimiz noktanın bir özetidir, bugün Sağlık Bakanlığında çalışan 30 bine yakın uzman hekimin sadece yüzde 8’i hastane dışında pratik yapıyor. Yüzde 92 oranında bu problem çözüldü.

Tam Gün Yasası’nı yaptığımızda, tam gün çalışma oranı yüzde 88 idi. Bazı maddeler iptal edilmiş olmasına rağmen bu oran yüzde 92’ye çıktı.

Türkiye bu problemi bitirmiş durumdadır. Artık bundan geriye gidiş olmaz.

Ne bizim hükümetimiz döneminde ne de başka hükümet döneminde buna vatandaş izin vermez. Yarın vatandaşı muayenehanelere geri götürecek bir sağlık sistemi eğilimi olsun, vatandaş buna asla müsaade etmez ve buna sebep olacakları da siyaseten ağır biçimde cezalandırır. Bu büyük bir çileydi, Türkiye bu çileden büyük ölçüde kurtulmuştur. Şimdi Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını bekliyoruz. O karar çıkınca da yeni bir kanunla bu çileyi tamamen tarihe gömeceğiz, çünkü hala üniversite hastanelerinde sıkıntılar var." Akdağ, 2002’de 1/14 olan uzman hekim başına düşen nüfusun en fazla olduğu il ile en az olduğu il arasındaki oranın, 2010’da 1/3’e düştüğünü de kaydetti.

İlaç harcamalarıyla ilgili de bilgi veren Akdağ, ilaç kutu sayısının 8 yılda yüzde 122, ilaç harcamalarının ise sadece yüzde 21 oranında arttığına işaret etti.

Türkiye’de doğumda beklenen yaşam süresinin 74 olduğunu, bunun Türkiye’nin içinde bulunduğu orta ve üst gelir grubundaki ülkelerin ortalamasının üzerinde bulunduğunu belirten Akdağ, bebek ve anne ölüm hızlarında da büyük düşüşler olduğuna dikkat çekti.

Gelecek yıl yürürlüğe konulacak yeni hizmetlere de değinen Akdağ, evde sağlık hizmeti uygulamasının yaygınlaştırılacağını, merkezi randevu sistemine geçileceğini sözlerine ekledi.

Alıntı: medimagazin.com

Çocuklarda diş röntgeni zararlı..

ABD’de doktorların, gerekli olmadığı durumlarda röntgen cihazı kullanılmaması için 3 yıl önce kampanya başlattığını hatırlatan gazete, diş hekimlerininse buna uymadığını belirtti. Habere göre, diş hekimleri başka yöntemler de kullanabilecekken röntgen kullanmayı tercih ediyor. Özellikle yeni geliştirilen “koni-ışın bilgisayarlı tarama” yöntemi, 3 boyutlu görüntü sağladığı için sıklıkla başvurulan bir teknik oldu. Ancak New York Times, bu cihazların güvenliğiyle ilgili eldeki verilerin çoğunun çarpıtıldığını yazdı. Cihaz üreticilerinin diş hekimlerine para vererek bu cihaz hakkında olumlu mesajlar vermelerini istediği, tıp dergilerinde de üreticilerin “sponsorluğunda” makaleler yayımlandığı belirtildi.

 ilgili link:

Alıntı: medimagazin.com

Embriyo dondurma Türkiye'de..

Radyoterapinin doğurganlığı kaybettiren yan etkisinin önüne geçmek için kullanılan “embriyo dondurma” yöntemi Türkiye’de de uygulanmaya başladı!

KANSER hastalarına uygulanan kemoterapi ve radyoterapinin doğurganlığı kaybettiren yan etkisinin önüne geçmek için kullanılan “embriyo dondurma” yöntemi Türkiye’de de uygulanmaya başladı. 25 yaşında meme kanseri olan Aynur Gençbay, eşi Engin Gençbay’la birlikte karar alıp embriyolarını dondurdu.

Embriyolar, nitrojen tanklarının içinde eksi 196 derece yıllarca saklanıyor. Çift, kanser tedavisinin ardından istedikleri zaman embriyo transferi yapılarak çocuk sahibi olabilecek. Çiftin embriyo dondurma işlemini gerçekleştiren Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Doğum Uzmanı Doç. Dr. Murat Sönmezer, kanserin tedavisi sırasında en önemli yan etkilerinden birinin kısırlık olduğunu söyledi. Sönmezer, “Böyle bir durumda hasta evliyse, embriyoyu olmasa bile yumurta dokusunu dondurabiliriz. Kadından yumurtaları, erkekten de spermleri toplayıp birleştiriyoruz. Bu çift için 8 tane embriyo dondurduk. Nitrojen tankında eksi 196 derecede yıllarca saklayabiliyoruz. İstedikleri zaman bebek sahibi olabilirler” dedi. Sönmezer, çiftin tedavi bittikten 5 yıl kadar sonra çocuk sahibi olabileceğini anlattı. 


Alıntı: medimagazin.com

Bakandan yeni slogan:Tüm hastalar ve yakınları, Birleşin!!!

 YORUMA GEREK OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUM.BUNDAN SONRA HEKİME ŞİDDET HABERLERİ YAPILMASIN BENCE..YOKSA HABER , ÇOK SIRADAN OLACAK VE HABER DEĞERİ OLMAYACAK.. 

Alıntı: medimagazin.com

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Tam Gün Yasası sayesinde devlet ve üniversite hastanelerinde çalışan doktorların hastaları istismar ederek ekstra para almalarına son verdiklerini söyledi.

“Ekstra para sosyal devlete sığmaz” diyen Akdağ, hastalara da örgütlenme çağrısı yaptı. İşte Akdağ’ın sözleri:

- Artık bir vatandaşımız devletin hastanesine gidip, bir de doktorun muayenehanesine gitmeyecek. Devlet doktora vatandaşın vergi ve sigorta kesintilerinden hak ettiği ücreti ödüyor. Vatandaşı istismar eden ikinci bir para ödemek, sosyal devlete sığmaz.

Hekime 7 bin TL

- Aile Hekimliği uygulamamız çok iyi gidiyor. Türk Tabipleri Birliği (TTB) sipere yatmış, karşıdaki birisi kafasını çıkarınca onu alnından vurayım mantığıyla hareket ediyor. Koskoca bir sistemi dönüştürürken, ufak tefek arızalar çıkar. Doktorlar bu işten mutlu. Aile hekimi ayda 7 bin lira alıyor. Almalı da. Çünkü, doktorluk zor bir iş.

- Performans uygulamasının istismar edildiğine dair, bana gelen şikayet yok. Alo 184’e en az bu konuda şikayet geliyor. Yanlış iş yapan insanlar, her sistemde yanlış iş yapabilirler. Sistemlerin amacı; verimliliği, işlevsel hizmet kalitesini yükseltmek, böylece vatandaşın işini kolaylaştırmaktır. Performans ile çalışanların haklarını da hakkaniyetle ödemeyi amaçlıyoruz. Ama, her sistemin kuvvetli ve zayıf yanları vardır. Bizim uyguladığımız, ‘performansa göre metodu’, ‘haydi gel muayenehaneme de sana hizmet vereyim metodu’ ile kıyaslanamayacak kadar üstün. Kıyas kabul etmez, bu açık. Bütün meslektaşlarımızı tenzih ederek söylüyorum, eğer bir hekim fazla kazanmak için hekimlik ahlakına aykırı iş yapacaksa; bunu performansda da, muayenehanesinde de yapar. Bu ahlaki sorunu ortadan kaldırmak için disipline edici eğitim ve önlemler elbette devam edecek.

- Vatandaş olarak 184’ü arayıp hakkınızı arayabiliyorsunuz. Biz bunları takip ediyoruz. Vatandaşın hak aramasını teşvik eden bir yönetim var. Eskiden üslup, ‘git kime şikayet edersen et’ türündeydi. Ama, siz şikayet ettiniz diye, doktoru, çalışanı otomatikman cezalandıramayız.

Sivil toplum göreve

- Biraz da halkın farkındalılığının artırılması, bilinçlendirilmesi, sistemi işler hale getirecek. 8 yıldır bakanım, ısrarla hasta, birey haklarını üstte tutmak için çabalıyorum. Yüzlerce sivil toplum örgütü var. Ama, hasta hakları için kurulan dernek çok az. Hem de güçleri az. Sivil topluma da görev düşüyor.