19 Ocak 2011 Çarşamba

H1N1 yeniden....


 DAHA ÖNCE DE BOSNA-HERSEK VE YUNANİSTAN'DAN  GELEN VAKA HABERLERİ VARDI.ŞİMDİ BALKANLARDA TAM YAYILAN H1N1'İN YENİ ROTASI  TÜRKİYE GİBİ  GÖRÜNÜYOR.GEÇEN SALGINDA  ABARTILAN TEDBİRLERİN  ŞİMDİ TAM SIRASI(HAVAALANLARINA KAMERA,VS.).ANCAK  BAKANLIK'TAN BİR HABER  YOK...


Bulgaristan'da hava sıcaklığının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi nedeniyle yayılan domuz gribi yüzünden başkent Sofya bölgesinde salgın ilan edildi.


Ulusal Salgın Hastalıkları Danışmanı doktor Angel Kunçev, domuz gribi olarak bilinen H1N1 virüsünün 2–3 haftaya kadar tüm ülkeyi etkisi altına alacağını öne sürdü. 

Kunçev, "Trud" gazetesine açıklamasında Sofya'da hastalananların oranının 10 binde 300'ü geçtiğini belirterek, yakın bir zamanda Blagoevgrad, Pazarcık ve Plevne bölgelerinde de grip salgını ilan edileceğini kaydetti. 

Doktor Kunçev, gözetim raporlarına göre hastalananların yüzde 98'inin H1N1 domuz gribi, geri kalan yüzde ikisinin ise bir başka grip türüne yakalandıklarını söyledi. 
Domuz gribinin genelde 20 ila 40 yaşlarındaki kişilerde daha etkili olduğunu belirten Kunçev, grip olanları zaman kaybetmeden doktora başvurmaları konusunda uyardı. 

Grip salgını nedeniyle alınan önlemler kapsamında Sofya'da, sağlık kurumlarında hasta ziyaretlerine sınırlamalar getirildi. 

Alıntı : ntvmsnbc.com

18 Ocak 2011 Salı

Diyabet hastasının ‘şeker çubuğu’ çilesi

SGK'nın 10 Ocak 2011 tarihli genelgesi, diyabet hastalarının canını sıkacak nitelikte. Zira genelge, devletten şeker ölçüm çubuğu almayı ciddi şekilde zorlaştırıyor.


Diyabet yaşam boyu süren bir hastalık. İyi tedavi edilmediği takdirde kalp krizi, böbrek yetmezliği, ayak amputasyonları, görme kaybı ve körlük nöropati gibi ağır organ hasarlarına neden oluyor.

Diyabette organ hasarlarını önlemenin tek yöntemi ise günde en az 3-4 kez kan şekerini ölçmek ve kan şekeri değerine göre insülin ya da hap tedavisini ayarlamak. Araştırmalar, düzenli kan şekeri ölçülen hastalarda diyabete bağlı organ hasarlarının yarı yarıya azaldığını gösteriyor. Bu nedenle dünyanın tüm gelişmiş ülkelerinde devlet diyabet hastalarına kan şeker ölçüm test çubuklarını ücretsiz sağlıyor. 

Türkiye’deki diyabet hastaları, 10 Ocak 2011 tarihine kadar kan şeker çubuklarını eczanelerden, herhangi bir işlem yapmadan ve ücretsiz olarak alıyordu. Ancak Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 10 Ocak 2011 tarihinde yayımladığı 2011/5 nolu genelge hastaları bir hayli zorlayacak. Çünkü bu tarihten itibaren diyabet hastaları için kan şekeri ölçüm test çubuğu almak, yoğun bürokratik işlemler gerektiren ve son derece güç bir sürece girdi.

Diyabet hastaları için hayati önem taşıyan şeker ölçüm çubuklarının eczane provizyon sisteminden çıkarılmasıyla ilgili olarak Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz şunları açıkladı:

HASTALAR BÜYÜK MAĞDURİYET YAŞAYACAK

“Küresel bir sağlık sorunu olan ve Türkiye’de yaygın şekilde artan Diyabet hastaları için çok önemli ihtiyaç olan şeker ölçüm çubukları şimdiye kadar eczane provizyon sisteminden onay alınarak eczaneler tarafından temin ediliyordu. Hasta, reçetesi ve raporuyla birlikte eczaneye başvurduğunda ölçüm çubuklarından temin edebiliyordu. Ancak 11.01.2011 tarihi itibariyle yapılan açıklamada, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun konuyla ilgili açıklama yapacağı ve açıklama yapılana kadar şeker ölçüm striplerinin ödemeden kaldırılmış ürün olarak işlem göreceği, hastaların ürünleri ücretini ödeyerek alacağı bildirilmiştir.”

Yılmaz, bu durumda diyabet hastalarının büyük mağduriyet yaşayacağını, bu mağduriyetin ortadan kaldırılarak eski sisteme geri dönülmesi gerektiğini belirtti.

Genelgeden öncesi ve sonrası hastanın kan şekeri ölçüm çubuğuna ulaşım aşamaları şöyleydi: 

GENELGEDEN ÖNCE ÖLÇÜM ÇUBUĞU İÇİN YAPILACAK İŞLEMLER

• Sağlık Kurulu raporu ile hastanın kan şeker ölçüm test çubuk ihtiyacı ve adedi belirlenir.

• Diyabetli hasta doktora başvurur, reçetesini alır, eczaneye verir ve kan şeker ölçüm çubuklarını ücretsiz alır. 

GENELGEDEN SONRA ÖLÇÜM ÇUBUĞU İÇİN YAPILACAK İŞLEMLER

• Sağlık Kurulu Raporu ile hastanın kan şeker ölçüm test çubuk ihtiyacı ve adedi belirlenir.

• Diyabetli hasta doktora başvurur, kan şeker çubuğu için ayrı bir özel reçete alır.

• Reçeteyle eczaneye başvurur ve kan şeker çubuklarının bedelini cebinden öder.

• Eczacı reçetenin arkasına elle bedeli alınmıştır yazısı yazıp kaşeler, hastaya reçeteye test çubuğunu aldığına dair imza attırır.

• Eczacı hasta adına kesilmiş bir fatura verir, fiş kabul edilmez.

• Diyabetli hasta daha önce Sağlık Kurulu’ndan aldığı raporu “Aslı Gibidir” diye onaylatıp bu raporu, reçetenin aslını, eczaneden aldığı faturayı SGK bölge ofisine şahsen müracaat eder. Kuyruğa girer, geri ödeme için başvuruda bulunur.

• SGK’nın ilgili memuru bu belgelerin eksik ya da doğru olup olmadığını kontrol eder ve kabul eder. • Hasta banka hesabı yoksa bir hesap açtırır.

• SGK makul bir süre içinde (ortalama 2-4 ay içinde) test stribinin bedeli olan parayı banka hesabına yatırır.

• Diyabetli hasta bankaya gider ve parasını alır.

Alıntı : ntvmsnbc.com

Metabolizma nasıl hızlandırılır?

Metabolizma hızı yavaş  insanlar günlük hayatlarında çok hareket etmiyor ve yanlış besleniyorlarsa daha fazla kilo sorunu yaşıyorlar. Metabolizma ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayça Kaya, metabolizma hızını artıracak öneriler veriyor.

Metabolizma hızı kişiden kişiye fark gösterir. Metabolizma hızını belirleyen en önemli etmen vücut kas dokusudur. Kas kitlesi arttıkça metabolizma hızı artar. O nedenle sporcuların, kas kitlesi kadınlara göre daha fazla olan erkeklerin metabolizma hızı daha fazladır. Aynı zamanda vücut yüzeyi ile de metabolizma doğru orantılıdır. Yani vücut büyüdükçe o vücudu çalıştırmak için gerekli olan enerji artar aslında. O nedenle fazla kilolu bir insanın normal kilodaki bir insana göre metabolizması daha hızlıdır. Özellikle zayıflama tedavisinde kişinin yemek durumu metabolizma hızına göre belirlenir. Eğer bir kişiye zayıflasın diye metabolizma hızının çok altında bir beslenme programı yapılırsa, vücut yağ dokusu yerine kas dokusunu kaybeder bu da metabolizma hızını yavaşlatır ve bu kişilerin tekrar daha fazla kilo alması gibi bir sorun ortaya çıkar.

Metabolizmayı hızlandıran on bilimsel öneri:

KOLA YERİNE AYRAN İÇİN, İYİ UYUYUN...

1)      Düzenli uyuyun. Gece en geç 24.00’de uyuyun, sabah en geç 07.00’de uyanın. Çünkü vücut kendini uykuda onarır.

2)      Düzenli olarak aerobik egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirin. Haftada en az 3 gün 45 dakikalık bir tempolu yürüyüş yapın.


3)      Ağırlık çalışmayı ihmal etmeyin. Metabolizma hızının en belirleyici faktörü kas dokusu olduğu için kaslarınızı da düzenli çalıştırın.

4)      Kola, gazoz gibi asitli ürünler yerine su için.  Su insan vücudunun en önemli bileşenidir. İyi bir metabolizma, iyi bir dolaşımdan bu da iyi bir boşaltımdan geçer. O nedenle günde 2-2,5 litre su içmeye özen gösterin.

5)      Acıktığınızda mutlaka vücudunuza cevap verin. Açlığı ertelemek metabolizma hızını yavaşlatır. Küçük bir meyve bile yeseniz yeterli olur.

6)      Metabolizmayı en çok çalıştıran yiyecekler proteinlerdir. Beslenmenizde dengeli bir şekilde protein tüketin. Ancak hiç karbonhidrat almadan sırf protein yenilerek yapılan diyetler son derece yanlış. Bu tür diyetlerle hızlı kilo verilse bile, damar hastalığına yakalanma riskini artırdığı biliniyor.

7)      Az az sık sık yemek metabolizmayı canlı tutuyor.

8)      Yemeklerinizin yanına eklediğiniz iki-üç kaşık yoğurt yüksek kalsiyum içeriği nedeni ile metabolizma üzerine olumlu etkileri var.

9)      Lif oranı yüksek olan yiyecekler, özellikle taze sebze ve meyveler, kurubaklagiller ve tam tahıllı ürünleri de düzenli tüketmek şart.

10)  Yeşil çay için. Kahve ve çay içerdiği kafein içeriği nedeni ile metabolizmayı çalıştırır. Ancak çok fazla tüketilirse çarpıntı ve uykusuzluğa neden olabilir. Yeşil çayın antioksidan kapasitesi çay ve kahveye göre daha fazladır. Günde 1-2 fincan yeşil çay tüketmek hem metabolizmayı hızlandırır hem de yaşlanmaya gidiş sürecini yavaşlatır.

Alıntı : medimagazin.com

İşitme testi nedir?Önemi nedir?

Sağlık Bakanlığı tarafından zorunlu hale getirilen yeni doğanlarda işitme testi (otoakustik emisyon), çocukların geleceğini kurtarıyor.

Araştırmalara göre Türkiye'de her bin bebekten 3'ü işitme kaybı ile doğuyor, bir bölümü de çocukluk çağında işitme kaybına uğruyor. Her 100 çocuktan 2 ila 3'ü belli oranlarda işitme kaybı sorunu yaşıyor.

Özel Bahar Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Dr. Adem Cenkçi, işitme kaybının erken teşhis edilmesinin çok önemli olduğunu söyledi. İşitmenin konuşma ve iletişim yeteneklerinin gelişmesi açısından çok büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Cenkçi, "Çocuklar doğar doğmaz dinlemeye başlar. Çevresindeki sesleri, anne-babalarını dinleyerek de konuşmayı öğrenir. Konuşmayı öğrenmek için gerekli olan en önemli zaman dilimi ise ilk 3 yıldır. İşitme kaybını ne kadar erken fark edersek, çocuğun yaşamı o derece kolaylaşır." dedi. Çocukta fark edilmemiş bir işitme kaybı olması durumunda çocuğun konuşmakta zorlanacağını ifade eden Cenkçi, daha ileri işitme kayıpları durumunda çocuğun hiç konuşamayacağını dile getirdi. İşitme kaybı tespit edilen çocukların işitme cihazı kullanması gerektiğini dile getiren Dr. Adem Cenkçi, erken teşhisin tedaviyi kolaylaştıracağını aktardı.

Yeni doğan bebek bir gürültü duyduğunda sıçramıyorsa, 4-6 aylık bebek gözlerini sesin geldiği yöne çevirmiyorsa, 1-2 yaş arasında basit emirleri yerine getirmiyorsa, 1,5 yaşında 20 kelimeye yakın konuşmuyorsa işitme kaybından şüphe duyulmalıdır.

Alıntı : medimagazin.com

Sağlık personeline saldıran yaralı yakınlarına 8 ay hapis cezası

Türk Sağlık-Sen'in açtığı dava sonucunda mahkeme trafik kazasında yaralananlara müdahale eden sağlıkçılara saldıran kişilere 8 ay hapis cezası verdi.
 
Trafik kazası geçiren araçtaki 2 yaralıya müdahale etmek isterken, olay yerine gelen yaralı yakınları tarafından saldırıya uğrayan, sağlık personeli haklı bulundu. Söz konusu olay şöyle gelişti:
 
"Trafik kazası yaşanan araçta 2 yaralı bulunuyordu. Bu yaralıların birinin akrabalarından oluşan 6-7 kişilik bir grup kazayı duyunca olay yerine intikal etti ve diğer yaralıyı dövmeye başladı. Bunun üzerine orada bulunan sağlık personeli bu kişilere 'durun ölecek' diye uyarıda bulundu. Bu uyarıyı duyan yaralı yakınları bu sefer hedef olarak sağlık personelini seçti. Sağlık personeline sözlü ve fiziksel saldırıda bulunuldu."
 
Ankara'da yaşanan bir trafik kazasına karışanların yakınlarının, yaralılara müdahale eden sağlık çalışanlarına saldırması nedeniyle Türk Sağlık-Sen tarafından dava açılmıştı.
 
Davayı görüşen Ankara 13. Asliye Ceza Mahkemesi verdiği kararda; yaralılara müdahale eden iki acil yardım memuruna, trafik kazasına karışanların yakınları olan 6-7 kişilik bir grubun küfür ve hakarette bulunarak yaraladıklarının tespit edildiğini belirtti.
 
Kararda, "Sanıkların birden fazla şahıslarla birlikte ambulans görevlilerine görevlerini yapmamaları için cebir ve tehdit kullandıkları iddia, savunma, tanık beyanı, adli raporlar ve tüm dosyadan anlaşıldığından sanıkların cezalandırılması gerekmiştir" denildi.
 
Mahkeme sanıkları yaptıkları eylem nedeniyle 6 ay hapis cezasına çarptırılmalarına, fakat bu eylemin birden fazla kişi ile işlenmesi nedeniyle cezalarının 2 ay artırılarak 8 ay hapis cezasına çarptırılmalarına karar verdi. Mahkeme 8 aylık hapis cezasını 4 bin 800 TL adli para cezasına çevrilerek sanıklardan tahsil edilmesine hükmetti.
 
Alıntı : medimagazin.com

3 uzmanlık dalında uzmanlık süreleri düşecek mi?

Sağlık Bakanlığı Tıpta Uzmanlık Kurulu Sekretarya Yürütücüsü Uzm. Dr. Engin Uçar, Danıştayın eğitim süreleriyle ilgili yürütmeyi durdurma kararı verdiği branşlar için bir boşluk oluşacağını belirterek, Danıştay kararı kendilerine ulaştıktan sonra Bakan Recep Akdağ’ın vereceği makam onayıyla bir metin hazırlayarak asistanların mağduriyetini önleyeceklerini söyledi.

Uçar, Ruh Sağlığı ve Hastalıkları, Göğüs Hastalıkları ve Nöroloji uzmanlık dalının eğitim sürelerini 5 yıldan 4 yıla indiren düzenlemelerin yürütmesini durduran Danıştayın kararını değerlendirdi.

Danıştayın yürütmeyi durdurma kararının hukuki anlamının, “Yargı, konuyla ilgili karar verene kadar geçen süre içinde asistanların mağdur olmasını önlemek için, 2009 tarihli Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği’ni mevcut haliyle uygulamayın” demek olduğunu belirten Uçar, bu branşlarda uzmanlık eğitimi süresi konusunda bir boşluk ortaya çıktığını kaydetti.

Dr. Engin Uçar, “Danıştay kararı elimize ulaştıktan sonra bu alanlar için uzmanlık eğitiminin süresi yok hükmünde olacak. Sağlık Bakanlığı, asistanların mağdur olmasını önlemek için Bakan Akdağ’dan bir onay alarak, bu boşluk giderilene kadar nasıl işlem yapılacağıyla ilgili bir metin oluşturacak. Ancak bu metin yönetmelik olmayacak. Yargı kesin kararını verene kadar yönetmelikte değişiklik yapılmayabilir” dedi.

Danıştayın verdiği yürütmeyi durdurma kararının henüz Sağlık Bakanlığına ulaşmadığını, bu nedenle de bu süre içinde bir asistanın kısalmış süreyle mezun olabileceğine dikkat çeken Uçar, şöyle devam etti:

“Öncelikle Danıştay tarafından verilen kararların resmi evrakının Sağlık Bakanlığına ulaşması gerekiyor. Ulaştıktan sonra, makam onayıyla bir metin hazırlanana kadar bu alandaki hiçbir asistan uzmanlık eğitimini ne yeni ne de eski sürelerle bitiremez. İdare, boşluğu doldurmak için bir onay alır. Bu süreç birkaç gün içinde tamamlanır. O makam onayıyla Bakanlık büyük ihtimalle bir önceki mevzuattaki sürelere geri dönülmesini sağlar.

Danıştay, daha önce de Kadın Hastalıkları ve Doğum; Kulak Burun Boğaz, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi ile Kalp ve Damar Cerrahisi branşlarının eğitim süreleri ile ilgili de yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Bu branşlarda eğitim süreleri yukarıda tarif edilen yöntem ile alınmış onaya dayanılarak önceki mevzuattaki şekliye yapılmaktadır.”

Alıntı: medimagazin.com

112 çalışanlarına müjde

Sağlık-Sen’in, üyeleri adına Şanlıurfa ve Zonguldak İdare Mahkemelerinde açtığı davalar sonucu her iki mahkeme aynı kararı vererek,  112 Acil Sağlık Hizmetleri Çalışanlarının döner sermaye ek ödemelerini riskli birim katsayısı üzerinden alması gerektiğine hükmetti.

Sağlık Bakanlığı Döner Sermaye Yönetmeliği’ne göre hastanelerin acil servisine entegre 112’lerde çalışan personele, aldığı döner sermayeye ek olarak ortalama 250 TL riskli birim farkı ödeniyor. Hastane bünyesinde olmayan A ve C Tipi 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonlarında çalışan personel ise bu haktan yararlanamıyor.

Sağlık-Sen’in açtığı davada Şanlıurfa İdare Mahkemesi, riskli birim farkından yararlanma koşulu olarak, 112 acil hizmetlerinin kuruma bağlı olması şartını hukuka aykırı buldu. İdarenin, dava açan 112 ambulans şoförünün geriye dönük yasal alacaklarını tazmin etmesine hükmeden Mahkeme kararında,112 ambulans şoförlüğü görevinin risk içeren bir hizmet olduğu bu nedenle döner sermaye ek ödemesini riskli birim katsayısından alması gerektiği görüşüne yer verdi.

Zonguldak İdare Mahkemesi de 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonunda acil tıp teknisyeni olarak çalışan personelin fiilen acil nitelik arz eden hizmet ifa ettiği için riskli birim farkı alması gerektiğine karar verdi.

Sağlık-Sen Genel Başkanı Mahmut Kaçar, çalışanların katkısıyla oluşan döner sermayenin çalışanlara adil dağılımını engelleyen ciddi mevzuat hataları olduğunu vurgulayarak, yargı kararları çerçevesinde Türkiye genelindeki bütün A ve C Tipi 112 istasyonlarındaki çalışanların riskli birim katsayısından yararlanması için Bakanlığın düzenleme yapması gerektiğini söyledi.


Alıntı : medimagazin.com

Danıştay'ın Tamgün Kararı

Danıştay, kamuda çalışan hekimlerin, muayenehane açamayacağına ve özel sağlık kuruluşlarında çalışamayacağına karar verdi.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Sağlık Bakanlığının internet sitesindeki Tam Gün Yasası ile ilgili basın açıklaması ve üniversite öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan tüm doktorların muayenehane açmaları ve özel sağlık kuruluşlarında çalışmalarının mümkün olmadığına ilişkin işleminin yürütmesinin durdurulmasına yapılan itirazı kabul etti.

Buna göre, üniversite öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan tüm doktorlar muayenehane açamayacak ve özel sağlık kuruluşlarında çalışamayacak.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık Bakanlığının internet sitesindeki 16 Temmuz 2010 tarihli “Tam Gün Kanunu ile İlgili Basın Açıklaması” ile 5947 sayılı yasa ve bu yasa hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararına göre üniversite öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan tüm doktorların muayenehane açmaları ve özel sağlık kuruluşlarında çalışmalarının mümkün olmadığı ve bu uygulamanın 30 Temmuz 2010'dan itibaren başlayacağının duyurulmasına ilişkin işlemin, iptali istemiyle Danıştay'da dava açmıştı.

Danıştay 5. Dairesi adına Danıştay Nöbetçi Dairesi, Sağlık Bakanlığı'nın söz konusu işleminin yürütmesini durdurmuştu. Davalı Sağlık Bakanlığı, bu karar itiraz ederek kararın kaldırılmasını istedi. İtirazı görüşen Danıştay idari Dava Daireleri Kurulu, Sağlık Bakanlığının itirazını kabul etti.

Kurul, üniversite öğretim üyeleri dışında kamuda çalışan tüm doktorların muayenehane açamayacakları ve özel sağlık kuruluşlarında çalışamayacaklarına ilişkin işlemi, hukuka uygun buldu.

Alıntı: medimagazin.com

29 Aralık 2010 Çarşamba

Tamgün ve döner sermaye hakkında İzmir Tabip Odası'nın açıklaması


Anayasa Mahkemesi’nin Tam Gün yasasına ilişkin gerekçeli kararının yayınlanmasından sonra, bir takım yasal düzenleme taslakları tekrar gündeme gelmiştir.

Bu taslaklardan birisi Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan ve değerlendirilmek üzere siyasi parti başvekillerine sunulan taslaktır. Bu taslakta, profesör unvanını kullanma hakkına sahip olan ancak çalıştığı kurumda idari bir görevi olmayan hekimlerin mesai saatleri dışında sadece SGK ile anlaşması olmayan özel hastanelerde çalışacabileceği şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Diğer hekimlere ise serbest çalışma hakkı tanınmamıştır.

Öncelikle şuna vurgu yapmakta yarar vardır; Tartışılmakta olan  konu muayanehane konusu olarak basite indirgenmemelidir. Bir başka deyişle serbest çalışma hakkının korunması hekimlik sorunlarının tek başına çözümü değildir. Ancak bunun gerçekleştirilmesi tüm hekimlerin yararına olacaktır.  Asıl hedefimiz tüm hekimlerimizin özlük haklarının ve yaşam haklarının korunması ve geliştirilmesidir. Konu sadece bütünün bir parçasıdır. Mücadelemiz her cephede zafer kazanana kadar sürmelidir.

27.12.2010 tarihinde meslektaşlarımıza duyurduğumuz üzere, CHP Muğla Milletvekili Dr.Ali ARSLAN ile yaptığımız görüşme sonucunda, bu taslak metnin Plan Bütçe Komisyonuna gelmediği, Torba Yasa içine de girmeyeceği öğrenilmiştir.

Bügun itibarıyla, (29.12.2010) hukuksal durum şu şekildedir:

1-) Tam Gün yasası sonrası, Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı ve Danıştay 5. Dairesi kararı uyarınca, bugün itibarıyla,  kamuda görev yapan bütün hekimlerin serbest çalışma hakkı bulunmaktadır. Üniversite öğretim üyeleri de, 30.01.2010 tarihi itibarıyla devamlı statüde çalışmaya başlayacak ancak mesai sonrasında mesleklerini serbest icra edebilecektir. Yargı kararları bu konuya açıklık getirmekle birlikte hekimlerin mesai sonrasında çalışmasına engel bir durum olmadığı için hekimlerin tereddüt etmesini gerektiren bir durum bulunmamaktadır. 

İstanbul Tabip Odası WEB sitesinde, (www.istabip.org.tr) üniversite öğretim üyelerinin tam güne geçiş sürecinde dikkat etmesi gereken konular başlıklı bir bilgi notu ve dilekçe örneği yayınlanmıştır. Üyelerimizden bu konuda sorular gelmektedir.  İstanbul Tabip Odası tarafından yayınlanan bilgi notunda aktarılan değerlendirmeler öğretim üyelerine yol gösterici olması açısından yerinde değerlendirmelerdir. 

Hukuksal durum itibarıyla, Tam güne geçiş sürecinde dilekçe verme zorunluluğu bulunmamakta olup dilekçe vermeyen hekimlerin hak kaybına uğraması da söz konusu değildir. Ancak bu konuda dilekçe vererek kurumunu bilgilendirmek isteyen hekimler, İstanbul Tabip Odası tarafından yayınlanan dilekçe örneğini kurumlarına teslim edebilirler.  

2-) Sağlık Bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan hekimlerin de mesai sonrasında mesleklerini serbestçe icra etmesine engel bir durum bulunmamaktadır.

3-) 28.12.2010 tarihinde, Medimagazin (www.medimagazin.com.tr) internet sitesinde yer verilen habere göre, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Torba Yasaya ilişkin raporun yayınlandığı, bu raporda Sağlık Bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarda uygulanacak döner sermaye sistemine ilişkin bazı düzenlemelere yer verildiği belirtilmektedir.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilen metne göre, döner sermaye uygulamalarında yapılan değişiklikler şu şekildedir.
  • Hekimler, mesai sonrası serbest çalışma hakkını kullandığı takdirde döner sermaye ek ödemesi alamayacak. Serbest çalışan hekimler, tam gün yasası ile birlikte getirilen sabit döner sermaye ödemesi almaya devam edecek.

  • Personele bir ayda yapılacak ek ödemenin 375 sayılı KHK’nin ek 3. maddesi uyarınca kadro ve görev unvani veya pozisyonu itibarıyla belirlenmiş ek ödeme tutarından az olamayacağı düzenlenmiştir.
  •  
  • Birinci basamak ve koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için döner sermayeli işletmelerden uygun görülenlerden merkeze aktarılacak payı % 4’e kadar yükseltmeye Sağlık Bakanı yetkili iken bu oran % 6’ya çıkarılmıştır. Bu nedenle gelir kaybı söz konusudur. 
  • Memurlar ve sözleşmeli personel ile birlikte açıktan vekil olarak atananlara da döner sermaye ek ödemesi yapılacaktır.
Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilen metinde yer alan düzenlemeler Sağlık Bakanlığına bağlı kurum ve kuruluşlarda görevli personeli içermektedir. Bu metnin TBMM Genel Kuruluna gelmesi ve kabul edilmesi halinde, performansa bağlı ek ödeme sistemi devam edecek, hekimlerin Tam Gün yasası ile birlikte almaya başladıkları sabit döner sermaye ek ödeme uygulaması devam edecek, mesai sonrasında serbest çalışan hekimler ise sabit döner sermaye ek ödemesi dışında ek ödeme alamayacak.

Örnek vermek gerekirse, bir devlet hastanesinde çalışan uzman tabip, aynı zamanda mesai sonrasında serbest çalışması varsa, 1.500,00-TL maaşının yanında, 1.000-TL civarında sabit döner sermaye ek ödemesi alacak, bunun dışında, hastanedeki performansı ne olursa olsun ek ödeme alamayacaktır.

Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edildiği ifade edilen metnin TBMM Genel Kuruluna gelip gelmeyeceği, geldiği takdirde kabul edilip edilmeyeceği belli olmamakla birlikte bu metnin yasalaşması halinde mesleğini serbest icra eden hekimler yönünden ciddi hak kayıpları yaşanacağı öngörülmektedir. Ayrıca,  merkeze aktarılan döner sermaye geliri oranının % 4’den %6’ya çıkarılması da, hekimlerin son dönemde oldukça düşmüş olan döner sermaye gelirlerinin daha da düşeceğini göstermektedir.

Oda’mız konuyla ilgili bölgemiz milletvekilleri ve siyasi partilerin temsilcileri ile yoğun görüşmeler yapmakta olup, süreç takip edilmektedir ve gelişmeler paylaşılacaktır.

Hukuk Büromuz konuyla ilgili çalışmalarına başlamış olup taslak metnin yasalaşması halinde hekimlerin uğraması muhtemel hak kayıplarına karşı hukuki girişimlerde bulunulacaktır. 

İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu

Alıntı: izmirtabip.org.tr

Aile hekimliğinde gerçek perde açılıyor...


Günaydın aile hekimi arkadaşlarım.!!! Yıllarca korkaklık ve ideolojik davranmakla suçladığınız meslektaşlarınız doğru söylüyormuş galiba..Ancak  insanı diğer canlılardan ayıran özelliği AKLINI KULLANMA özelliğidir...Üstelik daha ''aile hekimliği yasası '' çıkmadı..



5 hekim olan ASM de Olası Aylık Giderler :

01- ASM kirası 300 - 1 000 TL. Arasında! ----- 260 TL ( belediye binası, faturası mevcuttur)
 
02- Temizlik Personeli 200 - 350 TL. (4-5 Aile Hekimi olunca) ----277 TL ( 1389tl / 5 hekim - maaş, sigorta, firmadan faturalıdır) 
 
03- Kayıt Personeli 200 - 350 TL. (4-5 Aile Hekimi olunca) -----277 TL ( 1389tl / 5 hekim - maaş, sigorta, firmadan faturalıdır)
 
04- AHBS programı 50 - 90 TL. -----35 TL (dahada artacak)
 
05- Telefon 50 - 90 TL. -----90 TL ( ttkom telefon + cep telefonu, kayıtlı kişileri
aradığım, iş için özel numara + buzdolabı ısı ölçüm için data hat )
 
06- ADSL internet 20 - 40 TL. ------70 TL ( mobil internet + ttnet / 5 hekim )
 
07- Elektrik faturası 30 - 50 TL. -----50 TL
 
08- Su Faturası 10 - 20 TL. -----10 TL
 
09- Kırtasiye A4-A5 kağıt 10 - 15 TL. ---- 20 TL ( sadece kağıt değil, zımba, dosya, aile planlaması vb. defterler, 15-49 kağıdı, oda kokusu vb.. )
 
10- Toner + kartuş 30 - 70 TL. ------50 TL

11- Temizlik Malzemesi 25 - 35 TL. (4-5 Aile Hekimi olunca) ----30 TL

12- Bilgisayar donanım servis 40 - 75 TL. ------50 TL

13- Tıbbi müdahale sarf mlz. 20 - 40 TL. ------40 TL

14- Jeneratöre mazot ------20 TL
.....................................
TOPLAM : 1279 TL herşeyin faturası mevcuttur.


Yıllık Giderler:
 
01- Sözleşme kesintisi 500 - 1 500 TL. ------750 TL

02- Isınma gideri 500 - 1 200 TL. (4-5 Aile Hekimi olunca) ------750 TL

03- Yazıcı yenileme 170 - 300 TL. ------300 TL

04- Boya badana 400 - 1 000 TL. ------500 TL

05- Mesleki sigorta 400 - 500 TL. -----300 TL

06- ASM hırsızlık yangın sigorta 200 - 350 TL. -----yaptırmadık..

07- ASMnin tamirat işleri 100-500 TL. (4-5 Aile hekimi olunca) ------500 TL

08- Buzdolabı ısı ölçer sistemi yıllık ücret -----100 TL
.................................
TOPLAM : 3200 / 12 = 266 TL aylık

3 Yıllık Giderler :
 
01- Bilgisayarların yenilenmesi 2 000 - 3 500 TL. ------3000TL ( laptop + masaüstü, sekreter ve ASE için)

02- ASM de mobilya yenilenmesi 2 000 - 4 000 TL. -------2000TL
03- ASM tıbbi araç gereçlerin alımı 2 000 - 5 000 TL. ------3000 TL( buzdolabı x 2 , ısı ölçer sistemi, jeneratör, sıramatik, sterilizatör, ekg, acil set, vs.)
........................................
TOPLAM : 8000 / 36 = 222 TL aylık



Fazla ekleme yapmadım, olanlara not koydum, toplamda 1279+266+222 = 1767 TL AYLIK FATURALI HARCAMA....





2005-2010 AİLE HEKİMİ GÖREV KARŞILAŞTIRMASI
         
YIL 2005 - DÜZCE AİLE HEKİMLİĞİ BAŞLADI

AİLE HEKİMİNİN GÖREVLERİ

*Bireye Yönelik Her Tür Sağlık Hizmeti
*Koruyucu Hekimlik Hizmetleri

TOPLUM SAĞLIĞI MERKEZİ HEKİMİNİN GÖREVLERİ

*Misafir Hasta Hizmetleri
*Adli Raporlar Ve Adli Tabiplik Hizmetleri
*Defin Ruhsatları Ve Ölü Muayeneleri
*Tek Hekim Sağlık Raporları
*Evlilik Raporları
*Ehliyet Raporları(Yönetmelik Sonrası)
*Akli Meleke Raporları
*Silah Raporları
*Çevre Sağlığı Hizmetleri
*Misafir Hasta Aşılama Hizmetleri

YIL 2010-DÜZCE 'DE SON DURUM

AİLE HEKİMİNİN GÖREVLERİ

*Bireye Yönelik Her Tür Sağlık Hizmeti
*Koruyucu Hekimlik Hizmetleri
*Misafir Hasta Hizmetleri
*Adli Raporlar Ve Adli Tabiplik Hizmetleri
*Defin Ruhsatları Ve Ölü Muayeneleri
*Tek Hekim Sağlık Raporları
*Evlilik Raporları
*Ehliyet Raporları(Yönetmelik Sonrası)
*Akli Meleke Raporları
*Silah Raporları
*Misafir Hasta Aşılama Hizmetleri
*Acil nöbeti hizmetleri

TOPLUM SAĞLIĞI MERKEZİ HEKİMİNİN GÖREVLERİ

*Çevre Sağlığı Hizmetleri

2010 YILI İTİBARİ İLE DÜZCE'DEKİ SAĞLIK OCAĞI SİSTEMİ VE AİLE HEKİMLİĞİ SİSTEMİ ARASINDAKİ FARK

SAĞLIK OCAĞI - AİLE HEKİMLİĞİ SİSTEMİ = *Çevre Sağlığı Hizmetleri (Eğer Yönetmelik Yeteri Kadar Eğilip Bükülebilirse Dikkat Edin ''aile hekimi bölgesindeki çevre sağlığı sorunlarını tsm ye bildirir diyor." Buda yakında aile hekimine geçer )

YANİ-2010 YILI VE SONRASI

SAĞLIK OCAĞI - AİLE HEKİMLİĞİ SİSTEMİ = 0 // SAĞLIK OCAĞI = AİLE HEKİMLİĞİ SİSTEMİ ARADA GÖRÜNMEYEN TEK FARK 657 YE BAĞLI ÇALIŞAN BİR MEMUR OLMAK YERİNE SÖZLEŞMEYLE ÇALIŞAN BİR HEKİM OLMAK OLUR.

YUKARIDA SAYILAN TÜM GÖREVLER ARADA GEÇEN YILLAR İTİBARİ İLE AİLE HEKİMİNE DEVREDİLMİŞTİR.



Alıntı:ailehekimleri.net

22 Aralık 2010 Çarşamba

Profesörler zenginlerin gittiği özel hastanelerde çalışsın

Bakan Akdağ'ın TBMM'deki konuşması

Saygıdeğer Başkanım, yüce Meclisimizin değerli üyeleri, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlayarak Sağlık Bakanlığı bütçesi üzerindeki konuşmama başlıyorum.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın başlangıcında, sekiz senedir yürüttüğümüz Sağlıkta Dönüşüm Programı için her fırsatta ya da her ihtiyacımız olduğunda desteğini esirgemeyen değerli Meclisimize ve milletvekillerimize teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Önemli bir teşekkürü de sağlık çalışanlarına yapmam gerekir. Bu dönüşüm programının, bu büyük dönüşüm programının ruhunu ve gereklerini sağlık çalışanları içselleştirememiş olsalardı biz bu dönüşümü gerçekleştiremezdik. Onun için hem sağlık çalışanlarına -doktorlarımıza, hemşirelerimize, bütün sağlık çalışanlarına- hem de bu süre içerisinde büyük fedakârlıklarla hizmet bayrağını taşıyan değerli sağlık yöneticilerine huzurunuzda şükranlarımı sunuyorum.

Elbette bu süreçte halkımızın arkamızda durmasının da büyük rolü var. Türk halkı, bu asil millet, kendisine yapılan iyiliği, kendisine yapılan hizmeti büyük bir kadirşinaslıkla değerlendiriyor ve yaptığımız her seçimde arkamızda durarak, bize güç vererek böylece bu dönüşüm programını gerçekleştirmemize aziz milletimiz fırsat vermiştir.

Değerli milletvekilleri, kuşkusuz ki AK PARTİ hükümetlerinden önce de sağlıkta önemli işler yapılmıştır. Özellikle Refik Saydam döneminde, daha sonra 1960'lı yıllarda yapılan sosyalizasyonla Türkiye'de çok önemli gelişmeler olmuştur. Ancak özellikle AK PARTİ İktidarından önceki yirmi, yirmi beş senelik, belki otuz senelik sürede sağlıkla ilgili reform sürekli olarak gündeme gelmesine, teorik çalışmalar yapılmış olmasına rağmen, ciddi bir ilerleme kaydedilememiştir. İşte, 2002'den bu yana AK PARTİ hükümetleriyle, Türkiye, Sağlıkta Dönüşüm Programı ile gerçekten sağlıkta büyük ilerlemeler kaydetti. Bundan hep birlikte iftihar etmeliyiz. Bu, Türkiye Cumhuriyeti'nin başarısıdır. Sadece AK PARTİ hükümetlerinin, Sağlık Bakanlığının başarısı olarak buna bakmak yanlıştır. Kuşkusuz hâlâ yapacak çok işimiz var, eksiklerimiz de var ama insan odaklı bir ahlaki anlayışla gerçekten yapısal bir dönüşümü sağlayabildik.

Sağlık hizmeti bugün herkesin ulaşabildiği bir hak seviyesine gelmiştir. Değerli konuşmacılardan bunun aksini iddia edenler oldu. Yüce Meclis kürsüsü elbette bütün fikirlere açıktır. Sağlığın bir hak olmaktan çıkarıldığı da iddia edildi. Şimdi bunları söylerken sekiz sene öncesine geri dönüp bir bakmak lazım Türkiye'de ne haldeydik biz? Vatandaşlarımızın ambulanslara binerken para vermek zorunda kaldığı, ambulans hizmetlerinin ülkenin kırsalına ulaştırılamadığı, hastanelerin sen işçisin bu hastaneye gidemezsin, sen BAĞ-KUR'lusun şu hastaneye gideceksin, özel hastanelerin önündense vatandaş hiç geçme diye tasnif edildiği, Türkiye'de doktorların yüzde 90'ının muayenehane çalıştırdığı ve bütün önemli hastalıkların bu muayenehanelere gitmeden tedavi edilemediği bir dönemdeydik biz. SSK hastanelerinin izbe köşelerinde saatlerce ilaç almak için kuyruk bekliyorduk, böyle bir Türkiye'de yaşıyorduk.

Peki, o zaman da yöneticiler bunları düzeltmeye gayret etmiyorlar mıydı, etmediler mi? Elbette gecelerini gündüzlerine katarak bu işleri düzeltmeye gayret ettiler ama çok açık ifade etmeliyim ki özellikle koalisyon dönemlerinin parçalı yapıları hiçbir zaman büyük dönüşümlere, büyük reformlara müsaade etmemiştir Türkiye'de.

Biz bu sekiz sene içerisinde istikrarlı bir yönetimle, gelişen bir ekonomiyle yapabildiklerimizi yaptık. Bizden öncekilerin bu şansı çok fazla da olmadı, açık söylemek lazım. Yani ben Sağlık Bakanı olarak iyi işler yaptığıma, güzel işler yaptığıma inanıyorum ama bunun arkasında bir istikrar dönemi, kararlı bir Hükümet, bu meseleye arka veren bir Başbakan, Maliye Bakanı, hazineden sorumlu devlet bakanları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı var, aksi takdirde böyle büyük bir dönüşümü gerçekleştiremezdik.

Şimdi, "Sağlık hak olmaktan çıkarılmıştır." diyen muhalefet Tam Gün Kanunu'nu Anayasa Mahkemesine götürebilmiştir. Tartışmalara bir daha geri dönmüyorum, "Hukukiydi, değildi; Anayasa Mahkemesi şöyle gerekçe yazamadı, bir müddet sonra gerekçesini şu şekilde yazdı…" Bunları tartışmayalım, çok daha objektif, nesnel bir teklif yapacağım bugün muhalefete bütçe konuşması sırasında. Zaten grup başkan vekillerine de bu teklifi götürdüm.

Şimdi, biz vatandaşımızı şu muayenehane derdinden artık yapısal olarak bizden sonraki dönemlerde de tamamen kurtarmak istiyor muyuz, istemiyor muyuz?Bugün, şükürler olsun, Sağlık Bakanlığının, AK PARTİ hükümetlerinin aldığı tedbirlerle zaten muayenehanecilik yani devlette çalışan doktorların muayenehaneciliği büyük ölçüde ortadan kalktı. Sağlık Bakanlığında çalışan doktorların yüzde 93'ü muayenehane falan çalıştırmıyor. Bir yüzde 7'lik kesim var; üniversite hastanelerinde var, bizde var. Bir önemli gelişme de var. Şubat ayından itibaren artık üniversite hastanelerinde de vatandaştan hoca parası, döner sermaye parası, bilmem ne parası diye herhangi bir para alınamayacak. Ben bunun için bu yüce Meclisi tarihin takdirle yad edeceğinden eminim. Çünkü bu Meclis bu kanunu yaptı. Bir sene süre vermişti, bu bir sene de şubatın başında tamamlanıyor.

Şimdi biz bu güzelliği bir başka güzellikle tamamlayalım değerli muhalefetimizle beraber. Bir teklif getirdik. Anayasa Mahkemesinin gerekçelerini de göz önünde tutarak -basitçe ifade ediyorum, kolayca anlaşılır biçimde ifade ediyorum- o teklifte diyoruz ki: "Üniversitelerde çalışan profesörler, profesör doktorlar, sosyal güvenlikle ilişkisi olmayan özel hastanelerde çalışabilsinler.

Şimdi oradan bir milletvekilimiz diyor ki: "Böyle kaç hastane var?" Böyle az hastane var, doğru. Sadece zenginlerin gidebileceği böyle az hastane var. Şimdi bu bir para ilişkisi olduğuna göre, bırakalım, zenginlerin para ödeyebildiği az sayıdaki özel hastanede profesörlerimiz çalışsın.

Değerli kardeşlerim, şimdi bir taraftan Tam Gün Kanunu'nu Anayasa Mahkemesine götüreceksiniz, bir taraftan da katılım paylarından bahsederek sağlığın paralı hâle getirildiğinden bahsedeceksiniz. Milletimiz neyin ne olduğunu çok iyi biliyor.

Dün ben, vatandaş olarak bir devlet hastanesine, eski bir SSK hastanesi gittiğimde ameliyat olacaksam muayenehaneye gidip para ödemek zorundaydım, önemli bir hastalığım varsa gidip doktora para ödemek zorundaydım. Sistemi böyle kurmuşlardı. Burada doktorların bir suçu, günahı da yok. Şimdi, aile hekimine gidersem hiç para ödemiyorum.

2 liralık bir katkı payından bahsetmiştik. Bakın, şimdi dünyanın her yerinde "katkı payları" diye bir kavram var. Katkı payları sağlığın paralı olduğu anlamına gelmez. Bunlar küçük miktarlardır, 2 liradan bahsediyoruz. Doğrudur, bir mahkeme "Bu 2 lirayı da almayın." demiştir. Biz bir kanun yapabilirdik bu 2 lirayı almak üzere; yapmadık, bunu da uygun gördük. Bugün aile sağlığı merkezlerinden, vatandaşlarımız 5 kuruş ödemeden hizmet alırlar.

"Efendim, neden sevk zinciri yok?"Aslında bütün bunlar biraz bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor. Dünyada aile hekimleriyle ilgili iki sistem var:

1) Aile hekimine gidersiniz. Oraya gitmeden hastaneye gidemezsiniz. İngiltere, Danimarka gibi ülkeler bunu uyguluyorlar.
2) Aile hekiminize gitmeden hastaneye giderseniz bir katkı payı ödersiniz. İsveç ve benzeri ülkelerin modeli de budur.

Bugün İsveç'te -Türk parası olarak konuşalım, rahat anlaşılsın- hastaneye gitmişseniz, doğrudan hastaneye müracaat etmişseniz 30 lira katkı payı ödersiniz. Türkiye'de de 5 lira katkı payı ödüyorsunuz, reçete almışsanız 3 lira daha ödüyorsunuz. Ülkelerin gelirlerine de bakarsanız, bu da yani hakkaniyetli bir şey. Tabii ki İsveç'in millî geliri, kişi başına düşen geliri Türkiye'den çok fazla, dolayısıyla bu katkı paylarını neden koyuyoruz? Vatandaşımızı şuna teşvik etmeye çalışıyoruz: Basit hastalıkları için, kolayca bir aile hekiminin çözebileceği durumlar için, reçete yazdırmak için vatandaşlarımız hastanelerin kapısına gitmesinler, çünkü o hastaneler daha ağır hastalığı olanlara hizmet etmek için orada kurulmuş durumdalar. Yani, katkı payının aslı astarı budur. Şimdi, biz, tam günle bu muayenehane çilesini ortadan kaldırıyoruz, hoca parasını ortadan kaldırıyoruz, 200 liraları, 300 liraları, 5 bin liraları ortadan kaldırıyoruz. Bir gelip de, 8 lira, 5 lira katkı payına takılıp, sanki memleketin meselesi, milletin meselesi buymuş gibi konuşmak gerçekleri yansıtmıyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakınız, vatandaş özel hastanenin kapısından geçemezdi, şimdi durum ne?

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ hükümetleri şunu söylüyor, diyor ki: "Ey, benim vatandaşım! Allah başına vermesin ama acil bir hastalığın oldu, anan baban yoğun bakımlık bir duruma geldi, çocuğun kaza geçirdi. Acil bir hastalığın var, yoğun bakım gerektiren veya yoğun bakım gerektiren bir hastalığın var. Değil ki devletin hastanesi, değil ki üniversitenin hastanesi bir özel hastaneye de hastanı götürsen senden hiç kimse 5 kuruş olamaz. İşte sosyal adalet bu. Özel hastaneye götüreceksin de yoğun bakım hastanı özel hastanede yatıracaksın öyle mi?

Ben buradan halkımı da aydınlatmış oluyorum: Herhangi bir özel hastaneye gittiniz, sizi ambulans götürdü ya da kaza geçiren çocuğunuzu götürdünüz ya da kriz geçiren birini, aldınız komşunuzu alelacele götürdünüz ambulans bile çağıramadınız, sizden, bakın tekrar söylüyorum, herhangi bir özel hastane para istiyorsa suç işliyor, kanunu ve sistemi bozuyor, lütfen onu şikâyet ediniz.

Değerli arkadaşlar, şimdi tekrar söylüyorum. Buradan bazı konuşmacılar "AK PARTİ'nin bu son bütçesi olacak ya da son bütçesi olmasını temenni ediyoruz." falan gibi laflar söylediler. Siz, değerli muhalefet, siz bu popülizmle giderseniz bu hizmet eden AK PARTİ'nin karşısında bu muhalefet sıralarında oturmaya daha çok devam edeceksiniz.

Değerli milletvekilleri, burada her kim yolsuzluktan bahsediyorsa… Bakın, zaman zaman genel başkanlar da burada yolsuzluktan bahsettiler ve mahcup oldular. Bu kürsü bu sekiz yıl içerisinde birçok kimsenin mahcubiyetine yol açtı. Kim burada yolsuzluktan, kim burada usulsüzlükten, kim burada soygundan, yağmadan bahsediyorsa bunları ispatlayabilirse zaten gereği yapılır.

Değerli milletvekilleri, müfettişlerimizle ilgili bir suç duyurusunda bulundu bir sayın milletvekili. Danıştay 1. Dairesi bu müfettişlerle ilgili en son kararını da verdi ve yargılanmalarına gerek olmadığına karar verdi.

Şu da olabilir değerli milletvekilleri: Bakınız, sekiz yıl içerisinde AK PARTİ Hükümetleri çok iyi hizmet gördü. Çok ihaleler yapıldı. Bütün bu yapılan işlerde bazı bürokratlar, bazı yöneticiler yanlış işler yaptı. Biz nerede, kimin yanlış yaptığını gördüysek mutlaka onun için işlem yaptık, mutlaka onun için soruşturma yaptık mutlaka biz onları savcılıklara kendimiz teslim ettik.

Değerli kardeşlerim, bakınız, malzemesi kalmayanlar, hizmet karşısında söyleyecek sözü kalmayanlar iftira illetine tutulurlar.

Buradan aziz milletime de sesleniyorum yüce Meclisle beraber.

Her kim bir şey iddia ediyor bu kürsüden ve bunu ispat edemiyorsa müfteridir, yalancıdır; biz bu dünyada da, ahirette de onun yakasına yapışacağız.

Bu partinin ismi gibi, en önemli özelliği tertemiz olmasıdır; ismiyle müsemma bir parti arıyorsanız, o AK PARTİ'dir.

Böyle olmasaydı, değerli milletvekilleri -bizden önceki sekiz sene içerisinde 1 milyon 100 bin metrekare kapalı alan yapılmış, hastane, sağlık ocağı ve diğer sağlık kuruluşları- biz, sekiz sene içerisinde 4 milyon 400 bin metrekare kapalı alan yapabilir miydik? Bunlar parayla yapılıyor.

Değerli kardeşlerim, bakınız, bu kervan yoluna devam edecektir, bu hizmet kervanı aziz Türk milletine hizmete devam edecektir. Bizim için en büyük şeref Türk milletine hizmet etmektir. Bununla iftihar ediyoruz. Ve biraz önce söyledim, gücümüzü hem milletin oyundan -demokrasi bu çünkü sandıkla olan bir iş- hem de milletin dualarından alıyoruz. Güvendiğimiz dayanak da orasıdır. Bize bu millet dua etsin, bir defa "Allah razı olsun" bir hastanede desin, vallahi bize o yeter, başka bir şey aramıyoruz.

Değerli milletvekilleri, sizlere, sunum kitapçığımızda detaylarıyla bu sekiz senenin bir özetini verdik. Bunun daha detaylarına girmek istesek böyle bir kitapçık yetmez, belki bunun on misli büyüklükte bir kitapçık yapmamız lazım.

Bu sekiz sene, alın teriyle, bu ülkede sağlık hizmetlerinin yükseltildiği bir dönem olmuştur. Şükürler olsun, bugün ülkemizde Tunceli'sinden Ardahan'ına, Mardin'inden Sinop'una, Antalya'sından Konya'sına bir vatandaşımızın ihtiyacı olduğunda ona sadece kara ambulansları değil hava ambulansları da yetişir.

Bugün bir vatandaşımız eczaneye gittiğinde "Sen fakirsin, bunun parasını ver." diye karşısına bir sıkıntı çıkmaz. İlacını alır gider ve evinde o ilacını kullanır.

Değerli milletvekilleri, bu dönüşüm bir zihniyet dönüşümüdür. Bu sadece bir teknik mesele değildir. Bugün bütçeyi konuşuyoruz ama bu bütçede harcadığımız, bundan sonra da harcayacağımız paraları biz tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu bilerek, dikkatle harcamaya ve bu aziz Türk milletine hizmete devam edeceğiz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Alıntı: medimagazin.com

Göz ameliyatlarındaki ''laser'' hakkında bilinmesi gerekenler

Lazer ameliyatla gözlükten kurtulmak amacıyla doktora başvuranların en sık sorduğu şu: ?Şimdi lazer olursa, ileride gözümden başka ameliyat olamaz mıyım?? Dr. Sinan Göker bu endişenin yersiz olduğunu özellikle vurgulamak istiyor: ?Bu bir şehir efsanesi, inanmayın!?

Hepimizin lazer dediği bu ameliyata doktorlar Excimer Lazer diyor. Nedir bu Excimer Lazer, bize anlatır mısınız?
‘Excimer’, excited ve dimer kelimelerinin birleşiminden üretilmiş bir sözcük olup, Excimer Lazer argon ve florid gazlarının uyarılması ile elde edilen 193nm ultraviyole ışık veren bir lazerdir. Başlangıçta plastik endüstrisinde ve elektronik entegre devrelerin üretilmesinde kullanılan bu lazer, zaman içinde tıp dünyasının dikkatini de çekmiş ve ilk olarak 1988’de Amerika’da gören gözler üzerinde miyopi tedavisi amacıyla kullanılmaya başlamıştır.

Göze nasıl uygulanıyor?

Miyopi, hipermetropi gibi göz kusurları gözün ön-arka uzunluğu ve kornea eğriliğindeki değişikliklerden kaynaklanır. Gözün uzunluğunu değiştiremeyeceğimize   (en azından şimdilik) bu kusurları tamamen ortadan kaldırmanın yolu kornea eğriliğini değiştirmekten geçer. Bunu insanoğlunun bulduğu en hassas neşter olan Excimer Laser’i kullanarak yapabiliyoruz.
Excimer Lazer kornea dokusundaki moleküler bağları kırarak tıraşlama yapar ve bir heykeltıraşın heykelini yontması gibi korneaya yeni bir şekil verir. Bu işlemi çok yüksek bir hassasiyette yapar. Excimer Lazer’in korneaya her bir dokunuşunda 0.25 mikron (insan saç telinin kalınlığının 400’de biri) doku tıraşlanır.

Peki şimdi sıklıkla duyduğumuz Lasik nedir?

Günümüzde kırma kusurlarının düzeltilmesinde en yaygın ve tercih edilen yöntem Lasik’tir. Lasik tekniğinden önce Excimer Lazerle PRK (Photorefractve Keratomileusis) flap dediğimiz tabaka kaldırılmaksızın göze lazer tedavisi uygulanıyordu. Lasik tekniğinde kornea dokusunun en önünde yer alan epitel tabakası ve Bowman tabakasının (kendini yenileme özelliği olmayan bir tabaka) mikrokeratom denen bir cihazla katman halinde (flap) kaldırılması esastır. Daha sonra, Excimer Lazer, şekillendirme işlemini orta katmanlarda gerçekleştirir ve bu bittikten sonra kaldırılan flap yerine yapıştırılır. Bu flap, korneadaki sıvı pompası sayesinde yerine güzelce yapışır.

O zaman Lasik kullanılırken de lazer yapılıyor!

Evet, Lasik işleminin bir aşamasında Excimer Lazer kullanılır.

Peki o zaman lasik kime, lazer kime uygulanıyor?

Lasik (Laser Epitelyal Keratomileusis) teknik olarak lazer yönteminin modifiye şeklidir. Lasik için uygun olmayan korneası ince veya kornea yüzey topografisi düzgün olmayan hastalarda tercih edilir. Örnek olarak lazer,
-Kornea tabakası Lasik için yeterli kalınlıkta olmayan gözlere.
-Korneada şüpheli, düzensizlik olan gözlere.
-Spor yapan (Karate, boks) profesyonellere uygulanıyor.

Lasik güvenli bir teknik midir?

Lasik; çok sert bir kurum olmakla ünlenen Amerikan Sağlık Bakanlığı’nın (FDA) uzun süre takip ederek onayladığı, tüm sağlık otoriteleri tarafından çok güvenli kabul edilen bir cerrahidir.
Lasik ileride kişinin gözüne yapılabilecek herhangi başka bir tedaviyi ya da ameliyatı engeller mi?
Hayır, engellemez, bunlar tamamen maksatlı olarak ortaya atılmış sözlerdir.

Lasik için uygun olup olmadığım nasıl anlaşılır?

Bunun için öncelikle hastanın çok detaylı bir göz muayenesinden geçmesi gerekir. Numaralar, damlasız ve damlalı muayenelerle hassas olarak ölçülür. Daha sonra korneal topografi ve pakimetri ile göz yapısı daha detaylı incelenir. Bu muayene ve tetkiklerin sonucunda lazere uygun olup olmadığınıza doktor karar verir.

Lasik’te başarı yüzdesi nedir?

Öncelikle başarının kriterini tanımlamak gerekir. Amaç, hastayı bir tek müdahale ile 0, 0.25, 0.50 gibi gözlük takmayı gerektirmeyecek bir numaraya taşımaktır. 8’den küçük numaralarda, başarı oranı yüzde 98 iken, daha yüksek numaralarda yüzde 95’tir. Regresyon, yani numaralarda tekrar yükselme, meydana gelirse ikinci bir müdahale ile tekrar sıfırlama amaçlanır. Yüzde 2 ve yüzde 5 ihtimalle ikinci tedavilerdeki başarı oranı ise yüzde 85’tir.

Yarın: Ameliyat sırasında ve sonrasında neler oluyor?

Kimlere Lasik yapılamaz?

*Keratokonus’ta (korneada) incelme ve şekil bozukluğu yapan bir hastalık olduğunda
*Kornea dokusu yeterli kalınlıkta olmayanlara
* Kontrol edilemeyen üveiti (göz içi iltihabı) olanlara
* Kontrol edilemeyen göz tansiyonu hastalarına (çok nadirdir)
* Şiddetli ‘kuru göz’ vakalarına
* Gebelere ve lohusalara
* İleri derecede şeker hastalığı, böbrek hastalığı gibi problemleri olanlara

Kimlere Lasik yapılabilir? 

* 18-65 yaş arası (genç yaştakiler için son bir yıldır gözlük numaralarının değişmemiş olması gerekir)
* - 15.0 dereceye kadar miyoplar.
* + 7.0 dereceye kadar hipermetroplar.
* 6 dereceye kadar miyop ve hipermetrop astigmatlar.

Alıntı: Radikal

SGK ''gece acil uygulamasına'' el attı

Radikal dünkü haberinde özel hastanelerin, SGK’lı hastalara gündüz ve gece uyguladığı farklı fiyat tarifesi ve sektörde bu uygulamanın hızla yayıldığını duyurmuştu. Gündüz vakti SGK’lı hasta için 20 lira olan muayene ücreti, gece tarifesinde 67 liraya yükseliyordu. Üstelik gece tarifesinin sadece muayeneyi değil testleri de kapsıyordu.

Haber üzerine harekete geçen SGK Genel Müdürlüğü, müfettiş görevlendirerek inceleme başlattı. SGK Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklama şöyle:

“Özel ve vakıf üniversite hastanelerinin, SGK’lı hastalardan belirlenen ilave ücret oranlarından daha yüksek ücret talep etmeleri kesinlikle yasaktır. Sigortalılarımızdan daha yüksek oranda ilave ücret talep edilmesinin tespiti halinde sözleşme hükümlerine göre cezai müeyyideler uygulanmakta, kurumumuza yapılan ihbar ve şikâyetler derhal değerlendirilerek konunun araştırılması yapılmaktadır.”

Alıntı: Radikal