6 Ocak 2012 Cuma

Genel Sağlık Sigortası uygulamaya giriyor

İşsizler, yoksullar, gençler, tarımda güvencesiz çalışanlar, kayıt dışı çalıştırılanlar, part-time ve saat ücreti karşılığında çalışanlar, üniversite öğrencileri, yeşil kartlılar, sosyal güvencesi olmayan ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler, yeni yılın ilk günü ile birlikte yeni bir sağlık sistemi ile karşı karşıya kalacaklar. 28 Aralık 2011 Tarihinde Resmi Gazetede Yayınlanan Genel Sağlık Sigortası (GSS) Kapsamında Gelir Tespiti, Tescil ve İzlem Süreci İlişkin Usul ve Esaslar hakkında Yönetmelik ile Primlerin Ödenmesine ilişkin olarak Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şube Başkanı Dr. Veli Atanur ve Denetleme Kurulu Üyesi Dr. Ergün Demir ile görüştük.


GSS zorunluluğunda ikinci aşamanın başladığı 1 Ocak 2012’den itibaren nelerin değiştiğini, sağlık harcamaları için cebimizden daha ne kadar para çıkacağını öğrendiğimiz SES yöneticileri, sağlıkta artık reklamların bittiğini ve gerçeklerin başladığını söylediler.
Hükümet, GSS’deki bazı önemli maddeleri referandum ve seçim sonrasına bıraktı. Oy oranını son seçimlerde artıran AKP hükümeti, istediklerini daha kolay yapabilmek için aldığı oy oranının arkasına sığınarak bu yasayı 2012’ye bıraktı. Yasa halka nasıl yansıyacak, 1 Ocak’ta yürürlüğe giren yasa kimleri etkileyecek, SES İzmir yöneticilerinden bunu öğrenmeye çalıştık… 
SES İzmir Şube Başkanı Dr. Veli Atanur: 1 Ekim 2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda; Genel Sağlık Sigortası zorunluluk esası üzerine kurulmuştur. Referandum ve genel seçimler nedeniyle uygulaması zorunlu olan hükümler 1 Ocak 2012 tarihine ertelenmişti. Ertelenen hükümler; sosyal güvencesi olmayanlar ile bakmakla yükümlü oldukları kişilerin, genel sağlık sigortası zorunluluğu önce 1 Ekim 2010’a, daha sonra 1 Ocak 2012 tarihine ertelendi. Kısmi süreli iş sözleşmesi ile ay içerisinde 30 günden az çalışan sigortalıların eksik günlerine ait GSS primlerini 30 güne tamamlama yükümlülüğü,  9 milyon 320 bin civarındaki yeşil kartlının SGK tarafından devir alınma işlemleri ve kamu çalışanlarının GSS priminin maaşlarından ödenmesi 1 Ocak 2012 tarihine ertelenmişti. Yeni hükümlerden bu kişiler etkilenecek.

»Son düzenlemelerde sürekli kişilerin aylık gelirlerinden ve buna bağlı olarak ödeyeceği primden bahsediliyor, bu geliri kim nasıl tespit edecek,  nasıl yapılacak?

Dr. Ergün Demir: Gelir tespitini Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları il veya ilçelerde gerçekleştirecek. Vakıf personeli tanıtıcı kimlik belgesi gösterilmek suretiyle bilgi formu kullanılarak, başvuruda bulananların ikametgahlarına gidip, hane ziyaretleri gerçekleştirecek. Bu tespitler, genel sağlık sigortası olmayanlara ve bakmakla yükümlü olduğu kişiler ile Genel Sağlık Sigortalılığı statüsü sona erenler ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere yönelik uygulanacak. Gelir tespitinde, aynı hane içinde yaşayan eş, evli olmayan çocuk, büyük anne ve büyük babadan oluşan aile esas alınacak.
Genel Sağlık Sigortalısı olmayanlar ve GSS’lılığı statüsü sona erenler ile bakmakla yükümlü olduğu kişiler SGK tarafından Re’sen tescil edilirken, ayrıca gelir tespitini yaptırmak isteyenlerin bir ay içerisinde vakıflara başvurması halinde SGK re’sen tescil edilen kişilere bildirecek. Re’sen Genel Sağlık Sigortası tescili yapılan kişilerin gelir testi işlemleri, SGK veya ilgili vakıf tarafından ailenin yazılı muvafakatı alınarak vakıf tarafından sonuçlandırılacak. Kendisine gelir testi yapılmasını istemeyenler ile tescilin tebligatı yapıldığı tarihten itibaren bir ay içerisinde gelir testi yapılması yönünde muvafakat vermeyenlerin gelirleri asgari ücretin 2 katı prim ödeyecek. Gelir testine tabi tutulacak kişinin gelir testi yaptırmak üzere vakfa bizzat yazılı başvurusu esastır.
Engellilik ve yaşlılık gibi nedenler de ise vekili tarafından başvuru yapılacak. Gelir testine tabi tutulacak kişilerden kişi başı gelirlerini asgari ücretin 2 katından fazla olduğunu beyan edenler için gelir testi yapılmaksızın, beyan edilen gelir esas alınarak Genel Sağlık sigortası tescili yapılacak. Doğum, ölüm, evlenme, boşanma vb. nedenlerde gelir testi yenileniyor.
GSS tescili yapıldığı tarihten itibaren primi devlet tarafından ödenenler ile asgari ücretin üçte biri üzerinden prim ödeyenlerin hane ziyaretleri her yıl yenilenirken aile içindeki bireylere ait veriler otomatik olarak güncellenecek. 
»Peki gelir tespiti hangi esaslara göre yapılacak, yetkili neye bakarak kişinin gelirini ve ödeyeceği prim miktarını belirleyecek?

Dr. Veli Atanur: Gelir tespitinde, aile bireylerinin harcamaları, taşınır ve taşınmazları ile bunlardan doğan hakları da dikkate alınarak aile içinde kişi başına düşen gelirin aylık tutarının tespitinde, puanlama formülü kullanılacak. Puanlama Sisteminde kişilere ait taşınır ve taşınmazlar ile bunlardan doğan hakları, aile bireylerinin bankalardaki tüm hesaplarına ilişkin bilgiler, Sürekli olarak alınan nakdi sosyal yardımlar esas alınacak ve GSS tescilinin re’sen yapıldığı tarihten itibaren prim ödeme yükümlülüğü başlayacak.
Güçsüzlere, yaşlılara, özürlülere, engellilere ve yoksul ailelerin çocuklarının eğitimi için ödenen nakdi yardımlar da kişilerin gelir tespitinde esas alınıyor. Gelir tespiti iş ve işlemleri, kişinin gelir tespiti başvurusundan itibaren en geç 1 ay içerisinde tamamlanırken, gelir tespiti sonucu elde edilen ailenin ortalama aylık geliri, gelir tespitinde esas alınan aile bireyi sayısına bölünerek aile içindeki kişi başına düşen gelir tespit ediliyor.  

»GSS zorunluluğu kapsamında kim ne kadar zorunlu prim ödeyecek?

Dr. Atanur: Kişi başına düşen aylık geliri 295 TL’den az olan vatandaşların primlerini devlet ödeyecek. Yani 295 TL’den fazla geliri olanlar zengin sayılacak. 295 TL 886,5 TL arasında geliri olanlar aylık 35,4 TL, asgari ücret ile asgari ücretin iki katı arasında olanlar aylık 106,38 TL, asgari ücretin iki katından daha fazla geliri olanlar 212,76 TL tutarındaki primlerini ödeyecek. SGK Genel Sağlık Sigortalısı olan bu kişiler için her ay GSS primini re’sen tahakkuk ettirerek tahsil edecek. Aylık geliri 295 TL olan zengindir. AKP hükümeti “Genel Sağlık Sigortası primini ödemeyen yoksul vatandaşların primlerini devlet ödeyecek” demişti. Oysa kanuna göre ancak bütün ay boyunca eline geçen para 295 TL’den az olanlar yoksul kabul ediliyor. Aylık geliri kişi başı 295 TL ve daha fazla olan bütün vatandaşlar her ay 35 TL ile 212 TL prim ücreti ödeyeceklerdir. Primini ödeyemeyenler sağlık hizmetlerinden faydalanamayacaklardır.  

»Kısmi süreli çalışanların eksik primlerini kimler ödeyecek?

Dr. Ergün Demir: 30 günden az çalışan sigortalılar (herhangi bir işyerinde part-time ve saat üzerinden ücretli çalışanlar, sözleşmeli öğretmenler, 4/c liler vs), eksik günlerine ait Genel Sağlık Sigortası primlerini 30 güne tamamlamakla yükümlü olacaklar. İlgili çalışan tarafından eksik primler yatırılmaz ise Genel Sağlık Sigortasından yararlandırılmayacağı gibi ödenmeyen primler SGK tarafından ilgili çalışandan faiziyle tahsil edilecek.  

»Yeşil Kart sahiplerinin durumu ne olacak?

Dr. Demir: Yeşil kart sahiplerinin tedavi giderleri 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren SGK bütçesinden ödenecek. Mevcut Yeşil Kart sahipleri vize süreleri geldiğinde, vize tarihinden itibaren 1 ay içinde gelir tespitini yaptırmak üzere Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları’na başvurmaları gerekir.
Bu gelir tespiti sonucunda kişi başına düşen aylık gelirinin asgari ücretin üçte birinden az olması halinde hak sahipliliklerinin devamı sağlanacaktır. Asgari ücretin üçte birinden daha fazla olması halinde ise gelir durumlarına göre GSS primlerini kendileri ödeyecek. Prim borcu olanlarda ise, 60 günden fazla prim ve prime ilişkin borcu bulunan ve bu borcu tecil ve taksitlendirmeyen sigortalıların, talepte bulunmaları halinde yapılacak gelir tespiti sonrasında bu kişiler Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınacak.  

KAMU ÇALIŞANLARININ GSS PRİMLERİ MAAŞLARINDAN KESİLECEK

2008 yılından önce işe başlayan kamu çalışanlarının GSS prim ödemesi 1 Ocak 2012 tarihine ertelenmişti. Kamu çalışanlarından daha önce emekli sandığı ve SGK tarafından ödenen Genel Sağlık Sigortası primi şimdi yüzde 5 çalışanın maaşından yüzde 7,5 ise işverenden kesilecektir. Yani 1 Ocak 2012 tarihinden itibaren kamu çalışanları maaşı yüzde 5 azalacak. Uygulamaya ilişkin yönetmelik SGK tarafından henüz çıkarılmadı.
ÜNİVERSİTELİLERİN SAĞLIK GİDERLERİ

1 Ocak 2012 tarihi itibariyle üniversite öğrencilerinin tedavi giderleri üniversite sağlık kültür ve spor daire başkanlığı tarafından karşılanmayacaktır. Aile fertleri (anne-baba-eş) tarafından sosyal güvencesi sağlanan ve 25 yaşını doldurmamış üniversite öğrencilerinin sağlık giderleri SGK tarafından karşılanacaktır. Aile fertleri içerisinde Sosyal Güvencesi bulunmaması veya üniversite öğrencilerinin 25 yaşını doldurmuş olması durumunda ikametgah ettikleri il veya ilçe merkezlerinde bulunan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına başvurarak gelir tespiti yaptırmaları gerekmektedir.
Ülkemizde öğrenim gören yabancı uyruklu öğrenciler ise geldikleri ülkeler ile Türkiye arasında Sosyal Güvenlik Sözleşmesi imzalanmış ise sağlık yardımlarından faydalanma hakkı bulunan öğrenciler sözleşme kapsamında sağlık yardımlarından yararlanır. Bu öğrenciler SGK’ye başvurarak Genel Sağlık Sigortalılıklarını aktif hale getirmeleri gerekmektedir. Sosyal Güvenlik Sözleşmesi imzalanmamış ülkelerin öğrencileri SGK sistemine kayıt yaptırarak prim giderlerini ödemesi ile Genel Sağlık Sigortalılığı hakkı başlar.
Ağır tedavi gerektiren sağlık sorunları genel sağlık sigortalılığın başladığı tarihten önceki bir döneme ait olması durumunda tedavi giderleri kurum tarafından karşılanmayacaktır.
Alınıt: GÜLSEN CANDEMİR -BirGün-

Fatura hekime kesilecek

SGK Başkanı Fatih Acar, Kanal 24 Moderatör programında özel hastanelerin sözleşmelerine hatanın faturasının doktora kesileceğine yönelik eklemeler yapılacağını açıkladı.

Acar yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Özel hastanelerin şöyle bir bildirimi olmuştu ‘Burada bizim hastane olarak bir kusurumuz yok. Hastanemizde onlarca, yüzlerce hekim çalışıyor. Bu hekimin yaptığı hatadan dolayı biz hastane olarak cezalandırılıyoruz.” Biz şimdi hekimin sorumlu olacağı bir sistemi de getiriyoruz sözleşmelere. Hekime müracaat edip hekimden bu cezai tahsilatı  yapabileceğimiz bir  düzenlemeye gidiyoruz.

Alıntı : medimagazin

Yabancı doktorlar sahne alıyor...

Türkiye’de geçtiğimiz Kasım ayında Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren “Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’’ ile, yabancı hemşire ve hekimlere Türkiye’de çalışabilmenin kapıları açıldı. Buna göre yurt dışından gelecek hekim ve hemşirelerde, denklik belgesi ve Türkçe yeterlilik şartı aranacak. Ancak haftalardır süren bu “ithal hekim” tartışmaları arasında, bu kanundan en çok yararalanması öngörülen kesim gölgede kaldı. 6 yıl Türkiye’de tıp fakültesi okuyan, ihtisası için yine Türk hastanelerinde 5 yıl asistanlık yapan ve Türkiye genelinde sayıları 2 bini bulan yabancı uyruklu doktor adayları, daha sonra uzmanlık alsalar bile Türkiye’de çalışma imkanı bulamıyor veya kaçak olarak bazı özel hastanelerde istihdam ediliyordu. Bazıları burada evlenerek Türkiye vatandaşı olup ülkemizde çalışma imkanı bulabilirken, Türk öğrencilerle aynı eğitimi alan, ancak mezuniyet sonrası 5 yıllık asistanlıkları boyunca “misafir öğrenci” statüsünde oldukları için, genellikle hiç maaş alamadan çalışan bu hekim adayları, artık mezun olduktan sonra isterlerse pratisyen hekim olarak isterlerse uzmanlıklarını alıp özel hastanelerde çalışabilecek. Türkiye’de okudukları için denklik belgesi ya da Türkçe yeterlilik şartlarından da muaf tutulacak.   

Türkiye’de bir yıl kaçak çalışmıştım

Şişli Etfal Hastanesi Çocuk Cerrahi Kliniği’nden Filistin Asıllı Dr. Husam Bahroom ile 70. Yıl Fizik Tedavi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden İran asıllı Dr. Mehdi Cabiri, onlardan sadece ikisi. Dr. Mehdi Cabiri, 1977’de Türkiye’ye geldiğini ve Çapa Tıp Fakültesi mezunu olduğunu anlatarak “4 yıldır Türkiye’de yaşıyorum.  Evlendim, eşim de Türk olduğu için vatandaş oldum zaten. Ama ilk zamanlar çok sıkıntı yaşadım. Okulu bitirdiğimizde yasal olarak Türkiye’de çalışma imkanımız yoktu. Mezun olduktan sonra bir yıl kaçak çalışmıştım” diyor. 30 yaşındaki Dr. Husam Bahroom ise “1999’da Türkiye’ye geldim. Bu kanunla özel hastanelerde kadro imkanımız olacak. Örneğin ben şu an 500 lira brüt maaş alıyorum, o da devlet kadrosundan değil. Bağışlar ya da burslar aracılığıyla, hastane yönetimi veya klinik şeflerimizin çabasıyla bu paraları alabiliyoruz” diye konuşuyor.

Alıntı: Star Gazetesi-Özlem YURTÇU

İzmir'den ilk anne sütü bankası


İzmir'de çocuklar için bir ilke imza atılıyor. Türkiye'de ilk defa İzmir'deki Dr. Behçet Uz Çocuk Sağlığı ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kurulacak Anne Sütü Bankası sayesinde prematüre ve yenidoğan bebekler artık mama yerine annelerinin veya gönüllü süt annelerinin vereceği süt ile beslenecek. Bankanın bir çok işlevi olacak. Prematüre ve Yenidoğan Yoğun Bakım Servisi'nde yatan ancak anne sütü olmayan veya yetersiz kalan bebekler de bankadan alınacak sütle beslenecekler.


Gönüllü süt anneler ise hastaneye gelip anne sütü bulunmayan minik yavrular için sütünü bağışlayabilecek. Bankada pastörize edilecek bu süt, mama ile beslenen bebeklere şifa kaynağı olacak. Çocuk Hastanesi'nde tedavi gören annesi olmayan bebekler de gönüllü annelerin verdiği sütlerle sağlığına kavuşacaklar. Eğer, İzmir'de anneler uygulamaya yoğun ilgi gösterirse, eldeki fazla sütler diğer kamu hastanelerde aynı durumda olan bebekler için de kullanılacak.

ÖLÜM AZALACAK

Çocuk Hastanesi bünyesinde bankanın hastane karşısındaki poliklinik binasının en üst katına kuracaklarını belirten İzmir İl Sağlık Müdürü Opr. Dr. Mehmet Özkan, "Projeye çok kısa zamanda hayata geçireceğiz. Türkiye'nin ilk Anne Sütü Bankası'nı İzmir'de kuracağız" dedi.
Avrupa'da bir çok ülkede birden fazla bulunan Anne sütü bankacılığı sistemini Türkiye'de kurmak amacıyla İtalya'dan İzmir'e gelen ÇOcuk Hastanesi Yenidoğan Klinik Şefi Doç. Dr. Sertaç Arslanoğlu ise, "Anne sütü bu bebeklerimiz için yaşamsal önem taşıyor. Anne sütü enfeksiyon oranlarını ve buna bağlı olarak da bebek ölüm oranlarını azaltıyor" dedi.


İTALYAN SİSTEMİ

Avrupa'daki bir çok ülkede yıllardır var olan Anne Sütü Bankacılığı uygulaması Türkiye'de ilk defa İzmir'den başlatılacak. Avrupa Anne Sütü Bankaları Derneği Başkan Yardımcısı ve İtalyan Anne Sütü Bankaları Derneği Bilimsel Koordinatörlüğü görevlerini yürüten Yenidoğan Uzmanı Doç. Dr. Sertaç Arslanoğlu, yaklaşık bir ay önce Sağlık Bakanlığı tarafından Dr. Behçet Uz Çocuk Sağlığı ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Pramatüre ve Yenidoğan Yoğun Bakım Servisi Klinik Şefliği'ne atandı. Çocuk Hastanesi'nde asistanlık görevini tamamlandıktan sonra Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yenidoğan uzmanlığını alan Arslanoğlu, 2002 yılında yenidoğan ve yenidoğan beslenmesi konularında çalışmaları yapmak üzere İtalya'ya gitmişti. Avrupa'da bir çok ülkede Anne Sütü Bankacılığı konusunda da çalışmalar yapan Arslanoğlu, aynı sistemi şimdi yenidoğan öğretim üyeleri ile birlikte İzmir ve Ankara'da kurmayı planlıyor.

TAKLİT EDİLEMEZ

Anne sütünün benzersiz besinsel kompozisyonu, içerdiği hormonlar, enzimler, enfeksiyona karşı koruyucu maddeler, büyüme faktörleri ile yeni doğan bir bebeğin sağlıklı büyümesi ve gelişimi için eşi olmayan ve taklit edilemeyecek bir besin maddesi olduğunu belirten Doç. Dr. Sertaç Arslanoğlu ise, "Anne sütü ile beslenme, günümüzde, yeni doğan ve süt çocukluğu döneminde enfeksiyon ve enfeksiyona bağlı hastalık ve ölümleri azaltan en etkin yöntemdir. Özel besin ve destek gereksinimi olan prematüre bebekler için gönüllü anne sütü kullanımı yaşamsal bir öneme sahiptir. Anne sütü ile beslenme, prematüre bebekleri enfeksiyonlardan korumakla kalmayıp, uzun-donem zihinsel gelişimi iyileştirmekte ve kalp-damar sağlıklarını da olumlu etkilemektedir. Tüm bu nedenlerden dolayı, uluslararası otoriteler tüm yeni doğan bebekler için olduğu gibi, prematüre bebekler için de ilk seçilecek besin maddesi olarak anne sütünü, anne sütünün olmadığı ya da yetmediği durumlarda ise gönüllü süt annelerinin sütünü önermektedirler" dedi.

"En yakın zamanda bankayı kuracağız"

Türkiye'de ilk defa Anne Sütü Bankası'nın İzmir'de kuracaklarını belirten İzmir İl Sağlık Müdürü Opr. Dr. Mehmet Özkan, bankayı en kısa zamanda Çocuk Hastanesi'ne bağlı poliklinik binasının en üst katında oluşturacaklarını açıkladı. Müjdeli haber hakkında Yeni Asır'a açıklamada bulunan Dr. Özkan, "Örneğin anne doğum yapıyor. Bebek ile anne kilometrelerce uzaklıktaki iki hastanede yatıyor. Böyle bir durumda anneden alınacak süt, pastörize edilip, bankada saklanacak. Süt gerektiğinde tedavi gören bebeğe verilecek" dedi.
Çocuk Hastanesi'nde şu an pramatüre bebeklerin hazır mamayla beslendiğini vurgulayan Dr. Özkan, şunları söyledi:
"Şimdi pramatüre bebeklerimiz, annelerinin veya gönülü süt annelerin sütleri ile beslenecek. Annesi olmayan bebeklerin sütlerini gönüllü süt anneler tarafından karşılanmasını planlıyoruz. Gönülü süt anneler, fazla sütlerini banka için verecekler. Sütler kuracağımız bankadaki cihazlar tarafından pastorize edilecek. Ve uygun koşullarda saklanacak. Annesi olmayan bebeklerin süt ihtiyacı da bankamızdan karşılanacak."


"Avrupa ülkelerinde yaygın bir uygulama"

Pramatüre beslenmesinde ana menünün anne sütü olduğunu vurgulayan Dr. Behçet Uz Çocuk Sağlığı ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Prof. Dr. Nurettin Ünal, "Prematüre bebeklerimizi ağızdan biberonla özel mamalarla besliyoruz. Aslında ideali anne sütü ile beslenmesidir. Anne Sütü Bankacılığı Avrupa ülkelerinde çok yaygın. Şimdiye kadar bu durumdaki bebeklerimize ağızdan besleneceği zaman mama veriyorduk. Şimdi o bebekler annelerinin veya gönüllü süt annelerinin sütleriyle beslenecekler. Bu proje pramatüre ve yenidoğan bebekleri için planlanıyor. Anne sütü bebeklerin bağışıklık sistemlerini kuvvetlendiriyor. Sertaç Arslanoğlu'nun hastanemize gelmesi büyük bir kazanç" diye konuştu. 
Alınıtı:Yeni Asır – Erkan Doğan

23 Aralık 2011 Cuma

İlaç katılım payından vekile zam çıktı

HER ZAMAN Kİ GİBİ...YİNE GECE YARISI ÜLKEM UYKUDAYKEN...BU MECLİS KİMİN MECLİSİ DİYE DÜŞÜNÜYOR İNSAN..YABANCI DOKTOR , HASTANE BİRLİKLERİ YASASI,TAM GÜN...HEP GECE YARISI VEYA  UZUN TATİL ÖNCESİ  ÇIKAN YASALAR VEYA KHK'LER...

Fransız parlamentosunda kabul edilen sözde soykırım inkarını suç sayan yasaya yönelik tepkilerin sürdüğü saatlerde gerçekleşen değişiklikle, bugüne kadar TÜFE oranında artan bakan ve milletvekili emekli maaşları Cumhurbaşkanının aylık ödeneğine endekslendi. Bu oran önce emeklilik yaşı ile prim gün sayısı koşullarının sağlanmaları kaydıyla Cumhurbaşkanı'na ödenmekte olan aylık ödemenin yüzde 40'ı esas alınarak Cumhurbaşkanı'na bağlanacak yaşlılık aylığının yüzde 42'si olarak belirlendi. Bu değişiklik maaşları yaklaşık 5 bin 600 TL'ye yükseltirken gece yarısı ikinci bir önerge daha verildi. Hesaplama yöntemindeki yüzde 42'lik oranın 31 Aralık 2020'ye kadar yüzde 60 olarak uygulanmasını öngören değişiklikle emekli maaşları bir anda 7 bin 750 TL'ye çıktı.

Prim desteği de geldi
Emeklilik hakkını elde edememiş eski vekillere de bu koşulları yerine getirmek kaydıyla yüksek rakamlı milletvekili emekliliği yolunu açan düzenlemeyle, bu vekillere prim desteği de sağlandı. Herhangi bir işte çalışmayanların milletvekili emeklisi olabilmek için ödemeleri gereken primin tamamı, çalışanların da ödedikleri prim ile ödemeleri gereken arasındaki fark bir yasama dönemi olan dört yıl süreyle TBMM bütçesinden karşılanacak.

3 kaleme kadar ilaca 3, ilave her kutuya 1 lira
3 kaleme kadar ilaca 3, ilave her kutuya 1 lira katkı payı geldi. Meclis Genel Kurulu'ndan dün gece geçen yasayla, SGK, aile hekimlerinin yazdıkları da dahil olmak üzere reçetelerden 3 kaleme kadar ilaç için 3 lira ilave her geçen kutu için 1 lira katılım payı almaya yetkili kılındı.

Alıntı: Hürriyet

Mide kanserinde midenin tümü alınıyor

Eskiden daha çok midenin altında yerleşen kanserin, beslenme alışkanlıklarının değişmesine bağlı olarak artık midenin üst bölümünde görüldüğünü belirten Prof. Dr. Ersin, "Eskiden midenin üçte ikisini alıyor, kalan işlevini görüyordu. Artık tamamını alıyor, mideyi kurtaramıyoruz. Midesinin tamamını aldığımız vaka sayısı arttı. Aman yediklerimize dikkat" dedi.

İzmir Kent Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’nden Prof. Dr. Sinan Ersin, insanların tuvalet alışkınlıklarındaki değişikliklere gösterdiği dikkati, beslenme alışkanlıklarındaki değişime göstermediğini savundu. Prof. Dr. Ersin, "İnsanlar, beslenme alışkanlığındaki değişikliklerin ya farkına geç varıyorlar ya da çok önemsemiyorlar. Oysa bu değişiklikler bir hastalığın habercisi olabilir. Tabii yemek seçenekleri çok olduğu için, belki birinden vazgeçip diğerine geçiyor, değişiklikleri fark edemiyor. Bu gaz yaptı diyor, yiyeceğe atıyor suçu. Oysa o sırada midede olan değişikliklerin başlangıcı olabilir. Katı, zor geçti boğazımdan diyor, yumuşak, sulu gıdaya dönüyor. Kilo kaybı çok ilerleyene kadar çok önem vermiyor buna. Halbuki bir gün tuvalete çıkamasa hemen çözüm arayışına giriyor" diye konuştu.

Prof. Dr. Sinan Ersin, sofra kültürünün özellikle gün içinde aranmadığını, hızlı tüketimin ön plana çıktığını söyledi. Hızlı yemek yenmesinin yanı sıra yiyeceklerin sıcak tüketildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ersin, sıcak ve hızlı yemenin, içmenin en başta reflüyü tetikleyen önemli faktörler olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Sinan Ersin, "Bu son derece zararlı. Yiyeceklerin ısısının düşürülmesi gerekir. Çok sıcak çay içiyoruz. O çay elimize dökülse yakar ama midemize, yemek borumuza döküyoruz. Bu hücreler için zararlı, reflü için riskli. Beslenme alışkanlığımız da doğaldan fast food’a kaydı. Fast food denilen şeyler zaten ya kızartma ya da direkt ateşe maruz kalmış yiyecekler. Bir taraftan yüksek kalorili olmaları nedeniyle kilo almamızı da sağlıyorlar. Aşırı kilo da kanser açısından risk faktörü. Onun dışında hazır gıdalar, raf ömrü uzun olsun diye pek çok koruma faktörü içeren yiyecekler, yine koruma amaçlı yüksek oranda tuz içeren pastırma, sucuk gibi şarküteriler, ev salçası, turşu, tütsülenmiş, tuzlanmış balıklar mide kanseri açısından riskli yiyecekler. Ailesinde ve birinci, ikinci derece akrabalarında mide kanseri olanlarda taze meyve ve sebzeden fakir beslenme de mide kanseri açısından beslenmeye bağlı riskler. Genetik kadar çevresel faktörler de mide kanserinde önemli. Risk grubundakiler endoskopi yaptırmalı" dedi.

KANSER YER DEĞİŞTİRDİ

Prof. Dr. Ersin, dünyada mide kanserinin beslenme alışkanlıklarındaki değişikliklere bağlı olarak mide içindeki yerleşimini değiştirdiğine dikkat çekti. Eskiden kanserin daha çok midenin alt bölümüne yerleştiğini, midenin üst kısmında kanserin çok az görüldüğünü belirten Prof. Dr. Ersin şunları söyledi:

"Eskiden midenin daha çok bir kısmını alarak cerrahi tedavi yaparken, artık pek çok kez tümünü almak durumunda kalıyoruz. Eskiden midenin üçte 2’sini alıyorduk, kalan bölüm mide olarak işlevini sürdürüyordu. Ama kanser yer değiştirdi, artık midenin üstünde yer alıyor ve sadece bir bölümünü almak olmuyor. Artık tamamını alıyor, mideyi kurtaramıyoruz. Beslenme alışkanlıklarının değişmesine bağlı olarak midesinin tamamını aldığımız vaka sayısı arttı. Az gelişmiş ülkelerde hala eskisi gibi kanser midenin alt bölümünde görülüyor, çünkü hazır gıda tüketmiyorlar, daha doğal besleniyorlar."

Alıntı: Hürriyet

17 Aralık 2011 Cumartesi

Reçetelerde 4 kalem sınırlaması geliyor

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) gereksiz ilaç tüketimini azaltmak amacıyla bazı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi tane ile ilaç satışına hazırlanıyor. 2012 içinde başlanması öngörülen sisteme göre, ilaç eczanelere artık ambalajda değil kavanozda gelecek. Hastanın tedavisi için 5 hap gerekiyorsa 5 hap, 10 hap gerekiyorsa 10 hap sayıyla verilecek. Bu uygulama ile SGK gereksiz ilaç tüketimini de azaltma peşinde. Normalde hasta tedavi süresince sadece 30 hap kullanacaksa, bir ilaç kutusunda 20 hap olduğu için iki kutu ilaç parası ödenmek zorunda kalınıyor ve artan 10 hap ya çöpe gidiyor, ya da ecza dolaplarında bekliyor. Yeni sistemde ilaç eczanelere kavanozlarda gelecek. Doktor bir tedavi için sadece on adet hap kullanılmasını istediyse eczacı hastaya hapı sayıyla verecek.

TEKNOLOJİ HAZIR DEĞİL

Bu uygulamayı hemen başlatamadıklarını, çünkü sektörün henüz teknolojik olarak hazır olmadığını belirten SGK yetkilileri, hazırlıkların tamamlanmasının ardından uygulamaya başlanacağını ifade etti.

"SGK BÜTÇESİ İLAÇ NEDENİYLE AŞILMIYOR"

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) Başkanı Nezih Barut, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) bütçe detaylarını göremediklerini belirterek, “Eczaneye verdiğimiz ilacın değerini biliyoruz. SGK’nın bütçe aşımına ilaç neden olmuş olamaz. Ama fatura bize kesiliyor” dedi. “Türkiye İlaç Endüstrisinin Küreselleşmesi için Devletle Ortak Yol Haritası” raporunun açıklandığı toplantıda Habertürk’e konuşan Barut, 350 ilaçta kalkan iskontolarla ilgili olarak şunları söyledi: “Bu 350 ilacın sahibi şirketler, iskontolu fiyattan satamayacaklarını belirterek Çalışma Bakanlığı’na başvurdu. Depolardaki ilaçlar bittiğinde başka ilaçların da yokluğu çekilebilir.”

REÇETE BAŞINA 4 İLAÇ SINIRI YASAYLA GELİYOR

Danıştay 10. Dairesi’nin Türk Tabipleri Birliği’nin başvurusu üzerine nisan ayında verdiği kararla SGK’nın Sağlık Uygulama Tebliği’nde yer alan “İstisnai durumlar hariç bir reçetede en fazla 4 kalem ilaç yazılır ve her kalem ilaçtan bir kutunun bedeli ödenir” hükmünü iptal etmesinin ardından reçete başına 4 ilaç sınırı bu kez yasayla geliyor. Reçete katılım payı olarak adlandırılan sistemle bir reçeteye yazılan ilaç sayısına göre taksimetre gibi artan 3+1 formülüyle katılım payı alınmasına ilişkin düzenleme kanun tasarısı olarak TBMM’nin gündeminde yer alıyor. Aynı tasarıyla en çok reçete yazan doktorlar arasında yer alan aile hekimlerinin gerçekleştireceği muayenelerde de katılım payı öngörülüyor. Bu tedbirlerin de yetersiz kalacağı öngörüsü üzerine reçete başına 4 ilaç sınırlaması bu kez tebliğ yerine yasa ile yapılacak. Yasalarla ilgili iptal kararı Anayasa Mahkemesi tarafından verildiğinden Danıştay’ın yeniden iptali önlenecek.

Alıntı: Gazete Habertürk/Ahmet KIVANÇ

Kamu hastanelerinde özel hastaneler gibi ücret ödeniyor

AKP iktidarı ile birlikte hayata geçirilen Sağlıkta Dönüşüm Programı kamusal sağlık hizmeti anlayışını ortadan kaldırdı. Kamu hastanelerinde, hastalardan “muayene ücreti, ilaç ve reçete katılım payları” altında alınan ücretler, neredeyse orta sınıf bir özel hastaneden alınan ücretle eşdeğer hale geldi. Tabip odaları ve hekimler, kamudan alınan ve sembolik olduğu iddia edilen kesintilerin özel hastanelerden alınanlara yaklaştığını belirterek “Kamu hastaneleri diye bir kavram kalmadı. Kamusal sağlık anlayışında bu kadar katkı-katılım payı olmamalıdır. Sosyal devlet anlayışı nerede?” diye sordular.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu, “Kamu hastanelerinden 8 TL, özel hastanelerden ise 15 TL muayene ücreti alınıyor. Özel ayrıca bunun dışında yüzde 30 ile 70 oranında değişen fark ücreti alıyor. Bunun üzerine her iki kurumdan da ilaç, reçete payları adı altında yurttaştan para alınıyor. Hükümetin temel politikası kamu-özel bütün kurumların birbiri ile rekabet halinde çalışan sağlık ortamını yaratmaktır. AKP ile birlikte kamu hastaneleri diye bir kavram kalmadı” dedi. Bilaloğlu, yurttaşların kamu hastanesine gittiğinde, vergisini vermesine ve primini ödemesine karşın ayrıca cebinden de bir ücret çıkmasını eleştirerek şunları kaydetti:

“Kamu hastanelerinden alınan ücretler, bazı özel hastanelerden alınan ücretlere yaklaşıyor. Reçete başına 3 TL gibi uygulamalarla ödemeler artacak. Türkiye’de insanlar sağlık hizmeti alırken tüketici konumuna geldiler. Nasıl ki bir mağazaya gittiğinizde, örneğin ‘Bedava. Şimdi al 5 ay sonra öde’ deniliyor ve o anda herhangi endişe duyulmuyorsa, sağlıkta da ‘ücretsiz gel muayeneni ol’ algısı oluşuyor. Hasta, muayene oluyor ve 3 ay sonra emekli maaşında kesintiyi görüyor.”


Özel hastanelerle yarışıyor

İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ali Çerkezoğlu ise kamusal sağlık anlayışının devletin sorumluluğundaki sağlık anlayışı olduğunu, bu kadar yüksek miktarda katkı-katılım payının olmaması gerektiğini vurgulayarak “Çok sembolik olması gereken, öyle olduğu iddia edilen şey şu an da fiilen neredeyse özel hastanelerin aldığı paralara eşdeğer hale gelmiş durumda. Aynı aileden 3 kişi hastalansa ve kamu hastanesine gitse 100 TL’ye yakın ödeme yapmak zorunda kalabiliyor. Bu nasıl bir sosyal güvenlik anlayışı” diye sordu.

İstanbul Eczacı Odası Başkanı Semih Güngör de kamu hastanelerinden alınan katkı-katılım payı ücretlerinin özellikle emeklileri olumsuz etkilediğini belirterek “Emekliler maaşlarını alana dek kesintiyi bilmiyor. Ne zaman ki maaşını alıyor o zaman kesintinin ne kadar olduğunu görüyor. Hastalara, ne kadar kesinti yapıldığını gösteren reçetenin çıktısını veriyoruz. İnsanlar reçetelerinden kesintilerini takip edebilir” dedi.

Alıntı: Cumhuriyet

15 Aralık 2011 Perşembe

Araştırma görevlileri için komisyon önerisi

CHP , araştırma görevlilerinin sorunlarının araştırılması için komisyon kurulmasını önerdi.CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve arkadaşlarının önerisinde , üniversitelerde çalışan öğretim elemanı sayısının %45'inin araştırma görevlilerinden oluştuğu belirtildi.

Araştırma görevlilerinin maddi sıkıntı içinde oldukları , YÖK'ün karar ve yönetim mekanizmasında yer almadıkları söylendi.Gerekçelerde şunlara değinildi:

''Araştırma görevlilerinin görev tanımında da belirsizlik bulunmaktadır.YÖK Kanunu'nun 33. maddesine göre 'araştırma görevlileri , yükseköğretim kurumlarınca yapılan araştırma , inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili organlarca verilen diğer görevleri yapan öğretim yardımcılarıdır' denilmektedir.Ancak tanım belirsizliği nedeniyle ,asıl işi araştırma olan bu öğretim elemanları; ders anlatma, sınav sorusu hazırlama ,sınav kağıtları okuma gibi görevlerle adeta 'okutman , uzman veya öğretim görevlisi' olarak kullanılmaktadır.''


Alıntı : AA -Yusuf ÇELEBİ






Acıbadem satıldı

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar ile Abraaj Capital’in yüzde 46’şar payla eşit ortaklığa sahip olduğu Acıbadem’de çoğunluk Malezyalı kamu yatırım fonu Khazanah’ın sağlık sektöründe faaliyet gösteren birimi Integrated Healthcare Holdings (IHH) şirketine geçti.

Acıbadem’in çoğunluk hissedarı Acıbadem Sağlık Yatırımları Holding’in (ASYH) yüzde 75 hissesinin IHH ve Khazanah’a satılması ve devredilmesi için Rekabet Kurumu’na başvuru yapıldı. Mehmet Ali Aydınlar, Hatice Seher Aydınlar ve Almond Holding tarafından ASYH’nin yüzde 75 hissesinden, IHH’ye yüzde 60 ve Khazanah’a yüzde 15 hisse satılacak. İşlemin tamamlanmasıyla birlikte ASYH’nin yüzde 25’i Aydınlar Ailesi’ne ait olacak.

Bölgesinin lideri

Acıbadem’de Mehmet Ali Aydınlar’ın yüzde 39,87, Hatice Seher Aydınlar’ın yüzde 6,11, Abraaj Capital’in ise yüzde 45,99 payı bulunuyor. İşlemin tamamlanması durumunda Abraaj’ın Acıbadem’de payı kalmayacak. Aydınlar Ailesi’nin payı ise yüzde 46’dan 25’e inecek. İşlemin boyutunun 650 milyon dolar civarında olması bekleniyor. Ana hissedarları Khazanah ve Mitsui&Co olan IHH, Asya-Pasifik bölgesinde en geniş sağlık sektörü malvarlığına sahip bulunuyor. IHH, Parkway Pantai Limited (PPL) ve IMU Health SDN BHD’nin yüzde 100’ünü kontrol ediyor. IHH ve Khazanah birlikte Hindistan’daki Apollo Hospitals Enterprise Limited’in de yüzde 11,5’ine sahip. PPL, Asya’da Singapur, Malezya, Hindistan ve Brunei bölgelerinde 3000’den fazla yataklı 16 hastaneden oluşan, Güneydoğu Asya’nın en geniş özel hastane ağına sahip bulunuyor.

Şirketin sağlık ağında yaklaşık 13.700 çalışanı ve 4.900 uzman doktor ve sağlık uzmanı mevcut. IMU, Malezya’nın önde gelen özel sağlık üniversitesi olan, ve Avustralya, İngiltere, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ve Yeni Zelanda’daki 33 üniversite ile ortaklığı bulunan Kuala Lumpur’daki International Medical University’nin sahibi ve işletmecisi. Bombay Borsası’na kayıtlı Apollo 54 adet hastanenin işletmecisi olarak 8.500’den fazla yatak kapasitesi var.

Alıntı    : Radikal

Türban tutanağına soruşturma

İzmir’de Dokuz Eylül ve Ege üniversitelerinde 60’ı aşkın öğretim üyesi hakkında, derslere türbanla giren öğrencilerle ilgili tutanak tuttukları için YÖK tarafından soruşturma açıldığı öğrenildi.

Eğitim-İş Sendikası İzmir Şube Başkanı Prof. Dr. Ömer Lütfi Değirmenci, YÖK’ün mahkeme kararlarına karşın türban konusu “oldu bittiye” getirdiğini belirterek “Soruşturmayı ‘öğrenim hakkının engellenmesinden’ açıyorlar. Öğrencinin psikolojisinin tutanak tutulmasından dolayı bozulduğu öne sürülüyor. Öğrenci gidip YÖK’e şikâyet ediyor. Sonrasında da soruşturma açılıyor. Bunu duyan öğretim üyeleri de tutanak tutmak istemiyorlar. Bu baskılarla fiili durum yaratarak türbanın serbest olmasını sağladılar” dedi.

Türban ilköğretime indi

Değirmenci, türbanın yasalara karşın üniversitelerde serbest bırakılmasının ardından uygulamanın ilköğretim ve ortaöğretime de indiğini kaydederek, “Bu işin sonu tehlikeli boyutlara gidiyor. Türban ilköğretime kadar indi. Geçen hafta Buca’da genel merkez yöneticilerimizle yaptığımız gezide ilköğretim okulunda türbanlı öğrenciler gördük. Bayındır, Konak, Menemen’de de aynı durum konusunda şubelerimiz bize bilgi verdi” diye konuştu.

İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Erdener Özer de AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın türbanla ilgili verdiği kararlarına karşın YÖK’ün tutumu nedeniyle öğrencilerle karşı karşıya kaldıklarını söyledi. 

Alıntı: EMRE DÖKER/Cumhuriyet

14 Aralık 2011 Çarşamba

Ses neden kısılır?

Ses kısıklığına neden olabilecek birçok faktör bulunuyor. Ses kısıklığı, çoğunlukla altta yatan faktörün tedavi edilmesiyle ortadan kalkıyor ve ses tellerinin ayrıca tedavisi gerekmiyor.
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz, ses kısıklığına en sık yol açan beş nedeni şöyle anlatıyor:

SESİN YANLIŞ KULLANIMI

“Kişinin sesini her zamankinden farklı tonda kullanması olarak tanımlanan bu faktör; sesin uzun süre gürültülü ortamda kullanılması ve aşırı bağırarak konuşulması gibi durumları kapsıyor. Örneğin; maça giden bir kişi tezahürat yaparken çok bağırdığı için ses telinde kanama, polip ya da kist oluşuyor, bunlar da ses kısıklığına yol açıyor. Aynı maçta bazı kişilerin sesi kısılırken diğerlerinin sesinin sağlıklı kalması ise kişilerde sigara kullanımı, alerji ve reflü gibi hazırlayıcı faktörlerin olup olmamasına bağlı oluyor. Ayrıca kişilerin yaşı, mesleği ve sosyal hayatı ile kişiliği de bu rahatsızlığın ortaya çıkmasını etkiliyor. Sesini sürekli olarak yanlış kullanan kişide ise ses tellerinde kalınlaşmalar başlıyor, nodül oluşabiliyor. Ses tellerindeki bu kronik zarar, sesin doğru kullanılmaya başlanmasıyla iyileşebiliyor. Bazı vakalarda ise cerrahi müdahale gerekebiliyor.

SİGARA İÇİMİ

Sigaranın içeriğindeki maddeler, ses telleri üzerindeki epitele (örtüye) zarar veriyor ve altındaki tabakada da ödeme neden oluyor. Özellikle kadınlarda buna bağlı olarak ses kalınlaşması meydana geliyor. Sigara içimi epitelin zaman içinde yaralanmış bir doku haline gelmesine de neden oluyor ve hücreler değişmeye başlıyor. Kansere giden ilk adımlar bu evrede görülmeye başlıyor. Bu açıdan hiç sigara içmeyen kişiler her zaman daha avantajlı olmakla birlikte, az sigara içmek de riski azaltıyor. Sigara içen kişilerin ses kısıklığının iki haftadan uzun sürmesi durumunda mutlaka bir kulak burun boğaz uzmanı tarafından muayene edilmeleri öneriliyor. Çünkü bu rahatsızlık sadece polip veya nodül oluşumları ya da kanser vakalarında iki haftadan uzun sürüyor. Muayene sonucunda her zaman kanser teşhisi konulmasa da, tespit edilecek nodül veya polipin ilaç ya da cerrahi ile tedavi edilmesi hastanın yaşam kalitesi açısından önem taşıyor.

FARENGOLARENGEAL REFLÜ

Reflü hastalığı, asitli mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi olarak tanımlanıyor. Asitli içeriğin ağza kadar çıktığı durumlarda ise ses telleri fizyolojik olarak zarar görüyor. Bu hastalarda ses yorulmaları, ses kısıklığı, çatallaşmalar, sürekli sesi temizleme isteği ve kronik öksürük meydana gelebiliyor. Söz konusu fizyolojik etki sürekli olduğu zaman ses kısıklığı kalıcı hale geliyor ve tedavisi ancak cerrahi olarak gerçekleştirilebiliyor. Ayrıca araştırmalar, bu bölgede sigaradan sonra kansere en çok reflünün neden olduğunu ortaya koyuyor. Eğer ses kısıklığının tek nedeni reflü ise antireflü tedavisi ile sorun ortadan kaldırılabiliyor. Ancak tedavi sırasında diğer faktörlerin de değerlendirilmesi ve ortadan kaldırılması tedavinin başarısı açısından önem taşıyor.

ENFEKSİYONLAR

Virüslerden kaynaklanan üst solunum yolu enfeksiyonlarının neden olabildiği ses kısıklıkları dinlenme, bol sıvı tüketme ve buhar tedavisi gibi yöntemlerle iyileştirilebiliyor. Bakteriyel enfeksiyonlarda ise genizde geriye doğru sürekli yeşil akıntı olması ses tellerine zarar veriyor. Hasta bu etkiye bağlı olarak ses kısıklığı yaşıyor, sesini kullanırken daha çabuk yoruluyor. Bu durum en çok kronikleşmiş sinüs enfeksiyonlarında görülüyor. Enfeksiyonun tedavisiyle birlikte ses kısıklığı da ortadan kalkıyor. Sadece ses telini tutan HPV ve tüberküloz gibi enfeksiyonlar da ses kısıklığına neden oluyor. Bunlar içinde en sık görülen HPV (Human Papilloma Virüs), ses tellerinde papillomatozis hastalığına neden oluyor. Bu hastalıkta ses kısıklığının yanı sıra kanserleşme ihtimali de bulunuyor. Sürekli tedavi gerektiren bu hastalıkta kanserleşmeyi önlemek ve hastaya iyi bir ses kalitesi sağlamak için birden çok lazer cerrahisi uygulamak gerekiyor. Günübirlik olarak uygulanan bu cerrahide başarılı sonuçlar alınıyor.

ALERJİ

Alerjik kişilerin burun etlerinde hafif şişlik ve tıkanıklık, ses tellerinde de hafif ödem olabiliyor. Alerjenlerin etkisinde değilken çok rahat olan bu kişiler, alerjenle karşı karşıya oldukları durumda sık hapşırma, burun ve damak kaşıntıları, geriye doğru geniz akıntısı ve burun tıkanıklığı şikayetlerinin yanı sıra çabuk yorulan ve monoton bir sese sahip oluyorlar. Bu kişilerin burunlarından iyi nefes alabildikleri dönemlerde, sesle ilgili problemlerinde de büyük oranda azalma görülüyor. Alerji tedavisinin yanı sıra iyi nefes almayı sağlamak için radyofrekans ile burun etleri küçültülüyor ve hastanın şikayetleri azalıyor.

SES TELLERİNİN GÖREVLERİ

Gırtlağın içinde, tiroit (kalkansı) kıkırdağının arkasında, sağda ve solda iki tane bulunan ve ‘ses telleri’ olarak adlandırılan bu organlar aslında tellerden değil, ince dokulardan oluşuyor. Uyaran sinirler yoluyla hareket eden ses telleri, sesin oluşumu için kapanıyor, nefes almak için de açılıyor. Ses telleri kapandığı zaman aşağıdan gelen hava iki ses telinin arasından bir titreşim oluşturarak geçip gidiyor. Bu titreşim, ham bir ses olarak çıkıyor ve önce boğaza, oradan da ağız boşluğuna gidiyor. Dil kökü, bademcikler, burundaki etler ve kemik-kıkırdak yapıları sese rezonansını ve karakterini veriyor. Ses telleri kapanarak, katı ve sıvı gıda maddelerinin nefes borusuna geçmesini de engelliyor. Birer adale gibi olan ses tellerinin güçlenmesi, güzelleşmesi için ses terapistlerinden destek alınıyor.

Alıntı : ntvmsnbc.com

6 Aralık 2011 Salı

Ebola için aşı bulundu

Bilim insanları, fareleri ölümcül Ebola virüsüne karşı koruyan bir aşı buldu.
"Proceedings of National Academy of Sciences" dergisinde yayımlanan araştırmayı yürüten bilim insanları, buldukları Ebola aşısının ilk tez uzun süre canlı kalabildiğini ve bu nedenle başarıyla depolanabildiğini açıkladı.

Daha önce yapılan araştırmalarda vücuda sağlam, ancak zayıflatılmış virüs enjekte ediliyor ve virüs, uzun süre depolandığında zarar gördüğü için aşının etkisi ortadan kalkıyordu.

Uzmanlar, bu kez sentetik viral protein içeren yeni bir aşı geliştirdi. Aşının, ölümcül Ebola virüsü enjekte edilen farelerin yüzde 80'ini koruduğu gözlendi.
İlk kez 1976 yılında Kongo'daki Ebola Nehri kıyısında çıkan bir salgın sırasında tespit edilen Ebola virüsü, bulaştığı kişilerin yüzde 90'ının ölümüne neden oluyor.
ÇOKLU ORGAN YETMEZLİĞİ İLE ÖLDÜRÜYOR

Vücut sıvıları yoluyla bulaşan Ebola, bulantı, kusma, iç kanama ve çoklu organ yetmezliği gibi semptomların ardından hastanın ölümüne yol açıyor.
Virüsün biyolojik saldırıda kullanılma olasılığı birçok ülkede korku yaratıyor.

Alıntı : ntvmsnbc.com