3 Temmuz 2013 Çarşamba

Özel hastanelerden geciken itiraf...


Özel hastanelerden sağlık sistemine dair acı itiraflar geldi. Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Başkanı Dr. Reşat Bahat, özel hastanelerin mevcut haliyle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bahat, rekabetten kaynaklanan nedenlerle bazı özel hastanelerin hastadan yüzde 90 fark ücreti alma hakkını kullanamadığını kaydetti.

Bugün gazetesinin haberine göre; özel hastanelere gelen bir hastanın sadece muayene yapılsa sorun yaşanmayacağını belirten Bahat, "Örneğin bir gebe. O gebe kadın aynı zamanda karaciğer ve böbrek hastasıysa herbir muayenesinde benim 150-200 liralık tahlil istemem gerekiyor. Siz bunu 25-30 liralık farkın içerisine koyamazsınız. Benim de ayakta kalmam lazım" diye konuştu.

GERÇEK HASTA ORTADA DOLAŞIYOR

Dr. Bahat, "O hastaya o hizmeti sunamayacağım için kurum olarak bu tür hastaları mümkün olduğu kadar üniversitelere pay etmeliyim. Artık hasta seçmeye başladık. Daha doğrusu sağlamları muayene ediyoruz. Mevcut kurallar için ayakta kalabilmem için bunu yapmak zorundayım. Gerçek hastaların ortalıkta dolaşmaya başladığı bir sistem oluştu" diye konuştu.

ÜNİVERSİTE HASTANELERİ ZARARDA

Kamu hastanelerinin de tek başına bu problemi çözemez hale geldiğine vurgu yapan Bahat, üniversite hastanelerinin neredeyse tamamının zarar ettiğini aktardı. Bahat, "Çünkü hastalar çok yoğunluklu problemi olan hastalar. O hastalara üniversite hastaneleri sahip çıkabildiği kadar çıkıyor" dedi.

ÖZELLERE YAPILAN ELEŞTİRİ HAKSIZ

Dr. Reşat Bahat, "Herkes bize 'sağlık için Türkiye özel sektöre çok para harcıyor' diyor. Türkiye'de özel sektör sağlık hizmeti olarak yıllık devletten 6.8 milyar lira alıyor. Bu para sosyal güvenlik bütçesinin sadece yüzde 4,5'ini oluşturuyor. Özel sektör 92 milyon hastaya bakıyor. Sosyal güvenliğe sunulan hizmetin yüzde 30'unu sunuyor. 200 bin kişi istihdam ediyor. Paranın hemen hemen yarısını prim ve vergi olarak devlete geri ödüyor" dedi.

HİZMETİ CEZALANDIRAN SİSTEM

"Nitelikli hizmeti cezalandıran bir sistem koymamamız lazım" diyen Dr. Reşat Bahat, herkesin aynı ücreti almasını kimsenin isteyemeyeceğine vurgu yaptı. Bahat şöyle devam etti: "Her hastalık için ortalama bir fiyat belirleyemeyiz. Yani ortalamalarla veya paketlerle bu işi çok uzun vadede çözmemiz mümkün değil. Belki bu işin hesaplamasını kolaylaştırabiliriz."

10 YIL SONRA KİŞİ BAŞI 2 BİN DOLAR HARCANACAK

Sağlığın dünyadaki en masraflı işlerden biri olduğunu ifade eden Bahat, "Şimdi kişi başı 950 dolar olan sağlık harcaması 10 yıl sonra kişi başı 2 bin dolara çıkacak. 10 yıl sonraki nüfusumuz 85 milyon olacak. Bu şu demektir: Devlet 10 yıl sonra bu iş için 170 milyar dolar yıllık para bulmak zorunda. Torunlarımıza borçsuz bir ülke bırakmak istiyorsak kaynaklarımızı çarçur etmemeliyiz" dedi.

Alıntı. egedsonsöz.com

Twitter ile alkol , radar kontrolünden kaçıyorlar...


Twitter hesabı bulunan bazı trafik polislerinin, uygulama olmayan noktalarda da uygulama varmış gibi tweet attığı ve sürücülerin sürekli olarak trafik kurallarına uymalarının sağlandığı ortaya çıktı. Bir emniyet yetkilisi, amaçlarının ceza yazmaktan öte, özellikle kör noktalarda meydana gelen kazalarda ölüm ve yaralamaları en aza indirmek olduğunu kaydetti.

Teknolojinin gelişmesiyle günlük hayatta daha etkin hale gelen sosyal medya, bir çok kolaylık sağlarken, zaman zaman da bazı kurumları zor durumda bırakıyor. En büyük etkiyi İstanbul Taksim'deki Gezi Parkı olaylarının hızla yayılmasında gösteren sosyal medyayı kullananlar farklı girişimlerle şaşırtmaya devam ediyor. Geçen Nisan ayında Twitter'da oluşturulan ve takipçi sayısı 11 bine ulaşan 'İzmir çevirme radar' başlıklı hesapla, İzmir'deki trafik polislerinin uygulama noktaları ve radar bölgeleri paylaşılmaya başlandı. Takipçi sayısı hızla artan hesabı fark eden polis yetkilileri de farklı önlem aldı.

SAHTE UYGULAMA NOKTALARI


Twitter'ı kullanan bazı trafik polisleri, söz konusu hesabı takip edip, zaman zaman uygulama olmadığı halde uygulama varmış gibi nokta belirtip sürücülerin önlem almasını sağlamaya başladı. Bir emniyet yetkilisi amaçlarının sürücülere ceza yağdırmak olmadığını ifade edip, özellikle kör noktalarda meydana gelen ölümlü ve yaralamalı trafik kazalarını en aza indirmek olduğunu kaydetti.

SÜRÜCÜLER DAHA DİKKATLİ OLUYOR

Twitter'daki hesabı kendilerinin de takip ettiğini belirten yetkili, sürücülerin birbirlerini uyarmasında bir sakınca görmediklerini aksine bu durumun sürücülerin daha dikkatli olmalarını sağladığını dile getirdi. Hesabı takip eden sürücülerin her an uygulama noktasıyla karşılaşabileceklerini düşünüp, kemerle kask kullanımı ve sınır limiti kurallarına uyma ihtiyacı duyduklarını bildiren yetkili, bir süre sonra sürücülerin alışkanlık haline getirip kurallara her zaman uyar hale geldiğini ve sürüşün daha kaliteli yapıldığının altını çizdi. Hesabı takip eden bazı kullanıcılar ise güzergah hakkında anlık bilgi isteyerek trafik yoğunluğuna göre hareket ediyor.

Alıntı: egedesonsöz.com

3 Haziran 2013 Pazartesi

Yabancı Basında Gezi Parkı Olayları

Sosyal medyada sık sık yabancı basın kaynaklı olduğu iddia edilen asparagas haberler yayılıyor. Özellikle CNN iReport gibi vatandaş gazeteciliği kanallarında yer alan teyit edilmemiş haberler hakkında dikkatli olmak gerektiği yönünde uyarılar yapılıyor.

İşte son 24 saat içinde dünya basınında öne çıkan Türkiye haberleri…

BBC: Türkiye İstanbul ve Ankara'daki protestoların hasar tespitini yapıyor
Türk polisi iki günlük protestolarda 900'den fazla kişiyi gözaltına aldı. Bu iki günlük protestolar Türkiye'de yıllardır görülen en kalıcı hükümet karşıtı patlama oldu.

EL CEZİRE: Türkiye'de toplu protestolar devam ediyor
İstanbul'da yapılacak bir projeyle ilgili tepki Erdoğan hükümetine karşı öfkeyi açığa çıkarırken ülkede iki gündür kargaşa yaşanıyor.

NEW YORK TIMES: Protestolar Türkiye geneline yayılırken polis geri çekildi
Başbakan Tayyip Erdoğan hükümetine karşı protestolar Türkiye'nin en büyük şehri İstanbul'un dört bir yanında sürerken başkent Ankara dahil diğer şehirlere de yayıldı.

GUARDIAN:
Türkiye'de protestolar ikinci gününde de dinmedi
Başbakan'ın "taşkınlık yapan radikaller" olarak tanımladığı protestocuları dağıtmak için polis tazyikli su ve biber gazı kullandı.

WALL STREET JOURNAL:
Türkiye'de protestolar genişliyor, çevik kuvvet geri çekiliyor
Türkiye'de hükümet karşıtı gösterilerin kapsamı genişlerken 100 binden fazla protestocu ülke genelinde sokaklara dökülmesiyle Başbakan Erdoğan çevik kuvveti İstanbul'un simgesi Taksim Meydanı'ndan çekmek zorunda kaldı.

REUTERS: Türkiye'de çatışmalar üçüncü gününe girerken protestocular pes etmiyor
İstanbul ve Ankara'da pazar sabah erken saatlerde protestocular ateşler yakıp polisle çatıştı ancak sokaklar Türkiye'nin yıllardır gördüğü en sert hükümet karşıtı protestoların ikinci gününün ardından genel olarak sakindi.

(Haber: Associated Press) Arap Baharı'nı hatırlatan bir ortamda, hükümet karşıtı bir protestoya yönelik müdahalelerin şehir sokaklarını biber gazı bulutu altındaki bir savaş alanına döndürmesinin ardından dün binlerce kişi İstanbul'un en büyük meydanına akın etti.

HUFFINGTON POST:
Gösteriler beşinci gününe girerken İstanbul'da protestoların boyutu büyüyor
İstanbul'da "Occupy Gezi" (Gezi'yi İşgal Et) protestoları dün beşinci gününe girerken polis, şimdiye kadar en az 12 kişinin yaralanmasına neden olan tansiyonu düşürmek için Taksim Meydanı'ndan çekildi. Güvenlik güçleri protestocular üzerinde biber gazı ve tazyikli su kullandı.

TIME:
Polisin aktivistlere ağır müdahalesinin ardından İstanbul'da protestolar
İstanbul'da bir parka alışveriş merkezi yapılmasını protesto eden aktivistler Türk polisi tarafından şiddet kullanılarak dağıtıldı. Bu hamle Türkiye'nin en büyük şehrinde ve diğer yerlerinde toplu protestolara neden oldu. Protestolar şimdi Başbakan Erdoğan hükümetine duyulan geniş kapsamlı öfkenin kanalı haline geldi.

VOICE OF AMERICA:
Protestocularla çatışmaların ardından Türk polisi çekilmeye başladı
Polis toplu protestoların merkezi olan İstanbul Taksim Meydanı'ndan çekildi.

BLOOMBERG/BUSINESSWEEK:
Polis geri çekildi protestocular parkı yeniden işgal etti
Binlerce Türk protestocu dün sokaklara döküldü ve geniş kapsamlı hükümet karşıtı protestolara neden olan üç günlük çatışmaların ardından polisin çekilmesiyle İstanbul'un merkezindeki bir parkı yeniden işgal etti.

CHRISTIAN SCIENCE MONITOR: Türkiye'de öfkeli vatandaşlar ve geri adım atmayan bir başbakan
İstanbul ve diğer Türk şehirlerinde bir inşaat projesine yönelik protestolarla başlayan ve Başbakan Tayyip Erdoğan'a yönelik geniş muhalefete evrilen protestoların ikinci günü yaşandı.

FINANCIAL TIMES: Başbakan Erdoğan polisi Taksim Meydanı'ndan çekti
Türkiye'nin başbakanı dün İstanbul'un merkezindeki meydanda bulunan güvenlik güçlerine çekilme emri vererek protestoculara boyun eğerken biber gazı kullanımını "aşırı" olarak nitelendirdi.

TECHCRUNCH: İstanbul'da hükümet karşıtı protestolar patladı, Facebook ve Twitter bir anda yavaşladı
TechCrunch çok sayıda bağımsız kaynaktan İstanbul'da ve Türkiye'nin diğer yerlerinde Facebook ve Twitter'a girişlerin neredeyse imkansız olduğunu teyit etti. Ayrıca yetkililerin belli yerlerde internet erişimini engellediklerine dair de haberler var. Bir kaynak, "Bant genişliğini en alt seviyeye indirdiler, böylece resmen interneti kapatmış olmuyorlar ama sayfalar yüklenmiyor. Hükümet kontrolü altında tuttuğu servis sağlayıcısı TTNET'in hızını düşürmüş gibi görünüyor" dedi. Bir başka kaynak ise "3G engellendi" diye konuştu.

FRANCE24:
Polis geri çekilirken İstanbul'da protestocular zafer ilan etti
Şiddet dolu bir hafta sonunun ardından, Türkiye'deki protestocular polisin Taksim Meydanı'ndan çekilmesiyle zafer ilan etti.

SUNDAY TELEGRAPH:
Türk polisinin İstanbul'da göstericilerle çatışması sonucu şiddet olayları yaşandı
Türk polisi, İstanbul'da başlayan ve diğer şehirlere yayılan hükümet karşıtı gösterilerin ikinci gününde Ankara'da protestocu gruplarına karşı göz yaşartıcı gaz ve tazyikli su kullandı.

CNN: Polisin ağır müdahalesi hükümet karşıtı ayaklanmaları tetikledi
Neredeyse iki gün boyunca göz yaşartıcı gaz, panzerler ve biber gazıyla savaştıktan sonra Türk polisi dün öğleden sonra Taksim Meydanı'ndan çekişip binlerce göstericinin alana akmasına izin verdi.

LA GAZETTA DELLO SPORT:
Erdoğan'a karşı isyan
Türkiye kaosta. Yaralı sayısı 1000'i aştı. Ağaçlar için protesto sürüyor. Başbakan polisin abarttığını kabul etti.

CORRIERE DELLA SERA:
Türkiye’de bütün gün çatışmalar yaşandı sadece İstanbul’da 1000 kişi yaralandı
İsyancılar, “Faşizme dur diyelim. Hükümet istifa etsin. Tayyip biz buradayız sen neredesin?” sloganları atarak Gezi Parkı’nın ağaçlarını korumaya çalıştılar. Cumhurbaşkanı Gül’ün sayesinde polis sert eylemlerine son verdi. Türkiye kaynayan bir tencere haline geldi. Bu aşamada 2014’te yapılacak üç oylama ile Türkiye sayfa çevirebilir.




Alıntı: egedesonsöz.com

Sanatçılar, Gezi Parkı'nda çıkan olaylara yönelik sansürü kınadı


Sanatçılar ana akım medyanın Gezi Parkı direnişine karşı gösterdiği tavrı kınadı.

"Biz bu ülkenin sinemacıları, sanatçıları ve yazarları olarak, kendini Türkiye’nin önde gelen, tarafsız medya kuruluşları olarak tanımlayan, başta NTV, CNN Türk, Habertürk, Kanal D, ATV, Star, Show TV ve TRT olmak üzere tüm ana akım televizyon kanallarının ve başta Star, Sabah ve Habertürk olmak üzere bazı gazetelerin, Gezi Parkı Direnişi’yle başlayan süreçte, tarafsız haber ilkelerini hiçe sayan sansürcü ve yanlı tutumlarını kınıyoruz."

Şebnem Sönmez’in okuduğu açıklamada tarafsız yayın yapma çağrısında bulunuldu.
"İlgili yayın kuruluşlarını, bir an evvel içinde bulundukları tarihi aymazlıktan vazgeçerek, tarafsız haber ilkelerini gözeten bir yayın yapmaya, demokratik ve özgür bir medya oluşumuna katkıda bulunmaya davet ediyoruz. Yaşanan tarihi bir süreçtir, bağımsız bir medya hepimize güven ve özgürlük verecektir. Bizler, bu sürecin tanığı olmaya devam edeceğiz.’
Ortak bilinç

Taksim’de AKM önünde yapılan açıklamada Gezi Parkı Direnişi ve Türkiye’nin her yerindeki protestolar gücünü halkın ortak bilincinden alan eylemler olarak tanımlandı ve barışçı niteliği vurgulandı.

"Gezi Parkı Direnişi ve ülkenin dört bir yanında yapılan protestolar, gün geçtikçe varlığını perçinleyen baskı düzenine karşı, Türkiye ve dünyada yaşanan bir uyanışı simgeleyen, hiçbir siyasi partiye bağlı olmayan ve gücünü halkın ortak bilincinden alan eylemlerdir.

"Tamamen barışçıl bir çerçevede gerçekleştirilen bu eylemlere katılanların ortak amacı özgürce yaşama hakkına, yaşadıkları coğrafyaya, kent ve çevre bilincine sahip çıkmaktır."

Sanatçıların açıklamasında ana akım medyanın yaşananları yok sayan tutumunun "direnişi küçümseyen ve yozlaştırmaya çalışanların niyetlerini Türkiye ve dünyada deşifre etmekten başka bir işe yaramadığı" ifade edildi.

DEMİRKUBUZ: BEN DE ÇAPULCUYUM

Açıklamanın ardından söz alan Zeki Demirkubuz Başbakan Erdoğan’ın Gezi direnişçilerine söylediği sözlere karşılık artık kendisinin de ‘çapulcu’ olduğunu söyledi.

Direnişi yurtdışında öğrendiğini ama TRTTurk’te izleyebildiği haberlerde tek kelime edilmediğini dinlediklerinden Türkiye’nin Suriye’ye savaş açtığını zannettiğini anlattı.

Demirkubuz polisin bu gece Beşiktaş’taki saldırısını da hatırlattı ve polisin Çarşı grubunun iradesini kaldıramadığını belirtti.

Suzan Aksoy da Ankara’da bu gece yaşanan polis şiddetini vurguladı ve anaakım medyanın bu şiddete yer vermemesini eleştirdi.




Alıntı:egedesonsöz.com

2 Haziran 2013 Pazar

Ünlülerden taksim Tweetleri


Taksim'de yaşanan Gezi Parkı eylemleri devam ederken komedyen Cem Yılmaz da Twitter'dan protestoya destek verdi. Yılmaz, "Ahaliyi aptal zannetmenin bir neticesi olacaktı elbet ! Bu kadar nefret ?.. daha iyilerimizi nerden bulup getireceksiniz onu merak ediyorum. İyiler daima kazanır!" dedi.

Twitter'da 4 milyonun üzerinde takipçisi olmasına rağmen bugüne kadar sadece 14 tweet atan Cem Yılmaz, bugün attığı son iki mesajını Gezi Parkı eylemleri için attı.

ÜNLÜLERDEN SERT ELEŞTİRİLER

 
Diğer yandan eyleme destek veren siyasiler ve sanat camiasının ünlü simaları da gerek olay yerinde, gerekse sosyal medyada eylemci gruba yapılan müdaheleyi oldukça sert ve orantısız olarak nitelendirdiler. Sanatçıların, özellikle Twitter´da paylaştıkları oldukça konuşulacağa benziyor.

İşte ünlülerin Gezi Parkı´ndaki müdahale ile ilgili Tweet´leri:

Ahmet Mümtaz Taylan: Taksim GAZİ Parkı´dır orası artık! Bu siyasetçinin, o polisin 1 Allah kuruşu itibarı kalmamıştır. Siyaset ve emniyet ateşle oynamaktadır!

Okan Bayülgen: İstanbul´un her yerinde arkama en az on kamera, onlarca foto muhabiri takılır. Gezi´den habercisi de, magazincisi de namevcut!

Elif Şafak: Bu kadar sertlik neden? Eli silahsız gencecik insanlara gaz sıkmak neden? Vicdanım, yuregim, aklım kabul etmiyor...

Ece Temelkuran: İktidarı destekleyen herhangi biri bugünden itibaren vicdandan, sivillikten, özgürlükten söz etmesin. Bugün susan daha da konuşmasın!

Memet Ali Alabora: Alanda 3000 kişi var. Çok gergin bir bekleyiş içindeyiz. Polis müdahalesi bekleniyor
Küçük İskender: Güzel insanlara duydukları kini böylesi açık açık kusanları unutma ey Gezi Parkı.

Can Bonomo: Cuma olur ve Küçükken polis olmak isteyen tüm çocuklar küskünlükle asar plastik kelepçelerini en sevdikleri ağaçların koparılmış dallarına.

Levent Kazak: Sabah 5, ağaçları bekleyenler uykudayken suratlarına gaz sık, çadırları yak. böylesi hainliği savaşta düşman yapmaz.

Ahmet Ümit: İstanbul'un ortasında zulüm elini kolunu sallaya sallaya geziniyor. Doğayı savunanlar insan eliyle işkence görüyor. Bunlar unutulmayacak…

Berna Laçin: Parkta oturan insanlara saldirmanin gerekcesi ne! Nerde Vali, Nerde Emniyet Müdürü!!!

Berrak Tüzünataç: Bu devlet bu polis halkından nefret ediyor.. Yazık, çok yazık. İçimiz yanıyor.

Ayhan Sicimoğlu: Tek bayrak altında misakı milli sınırı içerisindeki insanları birbirine düşman etmeyin.. GEZİ PARKI PROJESİ DURSUN!

Levent Üzümcü: Hiç kimsenin hukuka güveni kalmadı. Devletin ve kolluk kuvvetlerinin durumu da ortada. Unutma olan biteni o bile yeter.

Ceyhun Yılmaz: Maç'a konsere giderken bir kere aklına gelmemişken? Gezi Parkına gidene ´İşsiz´ diyen insan kardeşim… Tazzikli su değil, SEN acıtıyorsun!

Ata Demirer: Yine mi güzelizzzz? Yine mi biberrrr...

Alıntı: milliyet.com.tr

Şebnem FERAH'tan Başbakan'a Taksim Mektubu...


Ünlü şarkıcı Şebnem Ferah, Taksim Gezi Parkı olaylarıyla ilgili Başbakan Erdoğan’a hitaben bir mektup kaleme aldı.

Taksim'de yaşananlara sessiz kalmayan ünlü rockçı Şebnem Ferah, 'Unutmayınız; siz, size oy vermeyenlerin, sizinle aynı fikirde olmayanların da başbakanısınız" diyerek başladığı mektup sosyal medyada paylaşım rekoru kırdı.

Başbakan Erdoğan’dan bugünkü açıklamaları sebebiyle özür dilemesini isteyen Şebnem Ferah’ın mektubu şöyle:

"Sayın Başbakanım, az önce konuşmanızı dinledim, küçük bir hatırlatma yapmak istedim. Unutmayınız; siz, size oy vermeyenlerin, sizinle aynı fikirde olmayanların da başbakanısınız. Günlerdir kendi vatandaşlarınıza ruhen ve bedenen şiddet uygulanmaktadır. Üstelik dünyanın neresine giderseniz gidin ‘doğru’ ve ‘haklı’ sayılacak, parkını, ağaçlarını, şehirlerini korumaya gönüllü insanların masum gösterisine karşılık olarak…
Sayın Başbakanım; lafı hiç uzatmamayayım. Hislerim beni yanıltmıyorsa bugünlerde takınacağınız tavır tarihe nasıl geçeceğiniz konusunda her zamankinden çok daha etkili olacak. Sayın Başbakanım, eğer söylemezsem insan olarak çok büyük bir yanlışa ortak olmuş gibi hissedeceğim, lütfen bir konuşma daha yapıp özür dileyiniz…Bütün kalbimle ve inanarak söylüyorum, bunu bize borçlusunuz.
Sayın ve sevgili başbakan’ım. Ben ‘bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçe yaşamak’ isteyen vatandaşlarınızdan biriyim. Siz, bizim Başbakanımızsınız. Rica ediyorum, karşıdan bakıldığında en eksik ifadeyle ‘erk sarhoşluğu’ gibi görünün bu tavrınızı bir tarafa bırakınız ve ivedilikle ‘dinlemeye’ başlayınız. Saygılarımla."

İzmir'de Basmane Meydanı'nda başlayan olaylar devam ediyor..


Şu an Göztepe dahil tüm şehir ayakta.Sabahtan bu yana konvoylar, ellerinde bayraklarla dolaşan insanlar, evlerde ve işyerlerinde bayraklar...Otomobiller ; devamlı klakson çalıyor ve bayraklarla süslü...Trafik ışıklarında bekleyen araçlar , bir klakson çalındığı anda harekete geçiyor ve  korna çalıyor...İnsanların elinde bayraklar, düdükler, zaman zaman tencere tava çalan evler...Hemen hemen tüm evlerin ışıkları açık...1 saat önce havai fişekler atıldı..Kısacası İzmir AYAKta...Protesto sürüyor...
 
 İzmir'de yüz binler toplandığı Gezi Parkı'na destek eyleminin ikinci gününde de olaylar çıktı. 
 
 
Gündoğdu'daki nöbet sonrası Basmane'ye, AK Parti Konak İlçe Binası'na doğru yürüyen kalabalığa polis müdahale etti.
 
Gazların başrol oynadığı olaylar şöyle gelişti: Topluluktan bazıları bir kadın komiser yardımcısına Türk bayrağı verdi. Bu kişiler polislerle panzerin önünde fotoğraf çektirdi. Ancak daha sonra sol gruplar ile polis arasında gerginlik yaşandı. Polisin sert müdahalesi sonrası gruptakiler polise ve Ak Parti Konak İlçe binasına doğru taş atmaya başladı. Polis ekipleri de eylemcileri su sıkarak ve gaz bombası atarak müdahalede bulundu
Basmane'de atılan gazlar Alsancak'a kadar yayıldı. Gündoğdu Meydanı ve Kıbrıs Şehitleri'ndeki yüz binler gazdan etkilendi. Alsancak'ta nöbetçi eczanelerden maske alma kuyrukları oluştu.
 
Bu arada Basmane'deki gazlı müdahale Alsancak'ı harekete geçirdi. Binler Basmane'ye doğru akın etti.
 
ESNAF SALDIRDI... GÖZALTILAR VAR
 
Polis ekipleri, Basmane Meydanı'na gelen yaklaşık 500 göstericiyi, iki saat trafiğe kapanan Basmane Meydanı'ndan uzaklaştırdı. Gruplar, Kültürpark'ın içi, Montrö Meydanı ve Çankaya yönüne doğru yöneldi. Eylemciler Kültürpark içinde de büyük bir ateş yaktı. Trafikte olan ve bu olayların ortasında kalan İzmirliler de zor anlar yaşadı.
 
Çevredeki esnaf, polis barikatına kadar yaklaşıp taş atan göstericilerden bazılarını dövdü. Bu sırada yaralananlar oldu. Yaralılar ambulanslarla hastaneye kaldırılırken, polis bazı göstericileri gözaltına aldı. İzmir İl Emniyet Müdürü Ali Bilkay da olay yerinde ekipleri yönetti.
 
ALSANCAK DA KARIŞTI 
 
İzmir'de yaklaşık 30 bin kişinin katıldığı gösterinin ardından dağılmayan yaklaşık 1000 kişilik bir grup da Gündoğdu Meydanı ile Kıbrıs Şehitleri Caddesi arasında eylemini sürdürdü. Eylemcilerden birinin biber gazı sıkması grubu galeyana getirirken, polisin gaz attığı sanıldı. Gazdan etkilenenler maske bulmanın derdine düşerken, sosyal medyada eylemcileri içeri almadığı iddia edilen uluslararası bir kahve zinciri şubesinin camları kırıldı.

TAVALI-TENCERELİ EYLEM

İzmir'in birçok semtinde halk balkonlarda ve kapı önlerinde tava-tencere çalarak hükümete istifa çağrısı yaptı. Eylem Karşıyaka, Hatay ve Bornova'da neredeyse her evde hayata geçti.
 
Alıntı. egedesonsöz.com

28 Mayıs 2013 Salı

Türkiye ''kaliteli yaşamda'' sınıfta kaldı


Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) Kaliteli Yaşam Endeksi’ni yayımladı.
 
OECD, endeksi hazırlarken ülkeleri konut, gelir, iş imkanları, toplum, eğitim, çevre, şeffaflık, sağlık, hayat memnuniyeti, güvenlik ve iş-özel hayat dengesi kriterlerinde değerlendirdi.
 
Endeksin hazırlanmasında kullanılan 11 kriterin tamamı göz önüne alındığında Türkiye, Brezilya, Şili ve Meksika'nın ardından sonuncu oldu. Listenin en üst sırasında ise Avustralya yer aldı.
 
'ÇABA SARF EDİYOR ANCAK GERİDE KALDI'
 
OECD, Türkiye’nin son 20 yılda vatandaşlarının yaşam kalitelerini yükseltmek için oldukça dikkat çeken bir çaba sarf ettiğine dikkat çekerken birçok başlıkta diğer ülkelerin gerisinde kaldığını belirtti.
 
Türkiye’nin yıllık hanehalkı gelirinin OECD ortalaması olan yıllık 23 bin 47 doların altında kaldığı vurgulandı.
 
İŞSİZLİĞİN ÖNEMİ
 
İşsizliğin de kaliteli yaşam için büyük önem taşıdığına dikkat çekilen raporda, Türkiye’de yaşları 15 ile 64 arasında olan kişilerin yüzde 48’inin paralı bir işi olduğu ve bunun OECD ortalaması olan yüzde 66’nın altında kaldığı ifade edildi.
 
Türkiye’de erkek nüfusunun yüzde 69’nun, kadın nüfusunun ise yüzde 28’nin paralı bir işi olduğuna dikkat çekilirken, Türk insanlarının yılda 1877 saat çalıştığı açıklandı. OECD ortalaması ise yılda 1776 saat.
 
Türkiye’de uzun mesaili işlerde çalışan kesim nüfusun yüzde 46’sına denk gelirken OECD’de bu ortalama yüzde 9.
 
Erkeklerin yüzde 50’si uzun mesai yaparken, kadınlar da bu oran yüzde 35.
 
Alıntı:cnbc-e

Çocukları güneş çarpmasından nasıl koruruz?


Yaz aylarında en fazla ishal, güneş çarpması, deri hastalıkları ve sıvı kayıplarına bağlı hastalıklar çocukların sağlığını tehdit ediyor. Ayrıca çocukların park ve bahçe gibi açık alanlarda daha çok zaman geçirmesi; böcek sokmalarını, oynarken düşme, çarpma gibi kazaları ve burun kanamalarını da beraberinde getirebiliyor. Havuz ve deniz mevsiminin açılması ile göz ve kulak enfeksiyonlarında da artış yaşandığını belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Deniz Tamtekin, yaz aylarında özellikle güneşi çarpmasına dikkat çekiyor:
 
“Güneş çarpması ve yanıkları, güneşten kaynaklanan başlıca hastalıklardır. Aşırı sıcaklar vücutta sıvı ve elektrolitlerin kaybına yol açar. Güneş çarpması ise bunun sonucunda bayılma ile ortaya çıkar. Güneş çarpmasından çocukları korumak için birkaç basit önlem alınmalıdır. Bunların başında; bütün çocukların özellikle 6 aydan küçük bebeklerin saat 10.00- 16.00 arasında güneşe çıkartılmamaları, güneşte kalma süresinin 10 dakika ile başlayıp yavaş yavaş artırılması ve mutlaka yüksek koruyuculuğu olan güneş kremlerinin kullanılması gerekmektedir.”
 
ÇOCUĞUNUZ EVE HALSİZ GELDİYSE…
 
Ateş yükselmesi, halsizlik, baygınlık ve kusma güneş çarpmasının en önemli belirtileri. Dr. Tamtekin’in verdiği bilgiye göre, sıvı ve elektrolit kaybı sonucu meydana gelen güneş çarpması için öncelikle yapılması gerekenler, çocuğun ateşinin düşürülmesi ve kaybedilen sıvı ve elektrotların yerine konulması. Çocuğun ateşini düşürmek için ilk müdahale ılık su ile yapılmalı. Ilık suya sokulan çocuk ateşi düşürüldükten sonra mutlaka bir sağlık kurumuna götürülmeli.
 
Birinci derece güneş yanıklarında ise kızarıklık ve deride gerginlik hissi oluşabileceğini vurgulayan Tamtekin, “Çocuklarda görülen bu tür yanmalarda ilk yapılması gereken çocuğu yine ılık suya sokmak ve nemlendirici kremlerle derideki gerginlik hissini azaltmaktır. Hastanın ağrısı varsa doktoruna sormadan ağrı kesici kullanılmamalı. Çocuklar yaz aylarında bol sıvı gıdalar tüketmeli. Yaz ayları meyve açısından zengindir. Özellikle karpuz, kavun gibi sulu meyveler tercih edilmeli. Yemekler hafif yenmeli, çok ağır yemeklerden kaçınılmalıdır” dedi.
 
GÜNEŞ KREMİ SEÇİMİ ÇOK ÖNEMLİ
 
Güneşin zararlı etkilerini azaltmanın en etkili yollarından birinin güneş koruyucu krem kullanmak olduğunu söyleyen Dr. Tamtekin, çocuklarda kullanılan kremlerde faktörün 30’dan yüksek olmasına dikkat edilmesi gerektiğini anlattı. Tamtekin, “Ayrıca kimyasal koruma içeren güneş kremleri yerine mekanik koruyucu içerenler tercih edilmelidir. Bunların dışında geniş kenarlıklı şapkalar ve ince kumaştan (penye veya tülbent) hazırlanmış bol bir giysi çocukların güneşten korunmalarına yardımcı olacaktır. Çocukken güneşe fazla maruz kalan ciltler hem daha erken yaşlanır, hem de cilt kanserine yakalanma riski artar” diyerek önemli bir tehlikeye de dikkat çekti.
 
HAVUZLARDAKİ BULAŞICI HASTALIK RİSKİNE DİKKAT
 
Yazın çocuklar için havuzdan çok denizin tercih edilmesini öneren, sağlık ve hijyen kurallarına uyulmayan havuzların enfeksiyon hastalıkları açısından ciddi risk oluşturduğunu belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Deniz Tamtekin, “Ayrıca fazla klorlanmış havuzlar ise çocuklarda deri, kulak ve göz gibi organların alerjik hastalıklara neden olabilir. Bu nedenlerle özellikle 4 yaşın altındaki çocukların havuza sokulmaması önerilmektedir. Temizliği iyi yapılmamış havuzda bulunan mikroplar ciltteki küçük bir çizikten girerek iltihaplı yaraların oluşmasına neden olur. İdrar yolları ve mantar enfeksiyonlarının yazın daha çok görülmesinin nedeni yine yeteri kadar temizlenmeyen havuzlardır. Havlu ve terlik gibi eşyaların ortak kullanımı da mantar enfeksiyonlarının hızla yayılmasına neden olmaktadır” diye konuştu.
 
Alıntı:egedesonsöz.com

27 Mayıs 2013 Pazartesi

Zor tanıları genelde pratisyen hekimler yada dahiliyeciler koyar

Sekiz sezonda milyonları ekrana bağlayan TV dizisi House MD namı diğer Dr House’un senaryo danışmanı Yale Tıp Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. Lisa Sanders, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesinin konuğu olarak Türkiye’ye geldi. Marmara Tıp Öğrenci Kongresi’ne konuk konuşmacı olarak katılmadan önce star’ın sorularını yanıtlayan Dr. Sanders, üniversitedeki görevine ek olarak New York Times’da  ‘Tıbbi Tanı’ köşesini kaleme alıyor.  Sempatik doktor, Dr House’un gerçek hayatta var olamayacağını anlatıyor ve şunları söylüyor: “Okurlar gerçekten House gibi bir doktor bulabilir miyim diye soruyorlar. Bence tıptaki branşlaşma her zaman avantaj değil. Örneğin nörolojinin alt dallarında branşlaşan bir hekim bir süre sonra  alanından başka yerleri görmüyor vizyonu daralıyor.  Hastaya bütün olarak bakmak lazım. House gibi zor tanıları koyanlar genelde pratisyen hekimler ya da dahiliye uzmanlarıdır. Çünkü onlar vücudun her yerine bakarlar.”

Hastaya tanı koymanın çok zor olduğunu vurgulayan Sanders, “Biz bu diziyle bunu vurgulamak istedik. Doktorlar da hata yapabilir, pek çok faktör etkili olabilir ve yanlış kararlar verilebilir’i anlatmaya çalıştık. Doktorların bu sırrını ortaya koyduk” diye konuşuyor.




Hekim hırsız gibidir

Sanders teknolojinin gelişmesiyle doktorların hasta hikayesi ve fiziksel muayeneden uzaklaşmasından şikayetçi ve “Aslında her şey hasta hikayesinde Doktorlar hasta hikayesini tam dinlese, bu kadar teste gerek kalmayacak. Testler pahalı ve yavaş. Oysa doktor azcık düşünüp kafasını kullanırsa 10 dakikada çözecek belki” diyor.

Dizide Dr House’un hastadan izinsiz evine giderek ve hastalığının nedenini bulmaya çalışmasıyla ilgili konuşan Sanders “Tabii ki gerçekte böyle bir  model yok. Ancak dizide metafor yaratmak istedik. Çünkü bir doktorun anamnez alması (hastaya sorduğu sorular sonucu elde ettiği hastanın öyküsü), tıpkı insanın evine bir hırsızın girip bakması gidbidir. Doktor  özelinize girer, sırlarınızı bilir” diyor.

TIBBIN SHERLOCK HOLMES’U OLDU

Dr. Sanders dizinin çıkış hikayesini şöyle anlatıyor:

“Yapımcı Sherlock Holmes dizisi için yola çıkmıştı. Ama bir arkadaşı benim köşe yazılarımdan bahsetmiş ve tıp dünyasının Sherlock’unu yaratabiliriz diyerek projenin değişmesine yol açmış. House bir ‘pislik’ aslında. Ama fenomen oldu. Hikayeler sanıldığı gibi tek hastadan değil birkaç hastanın başına gelenlerin kombine edilmesiyle oluşturuldu. Tedavi süreçlerinin gerçekçi olmadığı yönünde eleştiriler aldık ancak Alfred Hitchcock, sanat, hayatın sıkıcı kısımlarının çıkarılmış halidir der. House’da da böyle; her şey çok hızlı ilerlemek zorunda.

Alıntı: medimagazin.com

Hekime uygulanan şiddetin travması 2 yıl sürüyor

Antalya Kent Kent Konseyi Sağlık Çalışma Grubu, hekimlere yönelik şiddettin nedenleri ve çözüm önerileriyle ilgili bir rapor hazırladı.

Rapora ilişkin yapılan yazılı açıklamaya göre, hekimlere yönelik şiddet olayları son 10 yıl içinde ülke genelinde olduğu gibi Antalya'da da artış gösterdi.

Antalya Tabip Odasının son 3 yıllık verilerine göre şiddete maruz kalan hekim vakası 38'e ulaştı. Bu vakaların 18'i devlet hastanelerinde, 12'si üniversite hastanelerinde, 8'i de aile hekimliklerinde meydana geldi.

Raporda, sağlık kuruluşlarında hekimlere yönelik şiddetin bazı nedenleri şöyle sıralandı:

"Aile hekimliklerinde genellikle aile hekimlerinden usuzsüzce istekte bulunulması ve bu isteğin hekim tarafından karşılanmaması şiddet nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Hasta gelmeden ilaç yazdırma, eczaneden alınan ilacı yazdırma, usulsüz rapor isteme, başkasının üzerine ilaç yazdırma gibi... Devlet hastanelerinde, poliklinik esnasında muayene olan hastaya ayrılan sürenin çok kısa oluşu (üç dakika),  bir hekimin günde 120 hastaya bakmak zorunda bırakılması, hastaya yeterli zaman ayrılamadığı için hasta ve hasta yakınlarında oluşan sinirlilik hali, polikliniklerde hiçbir güvenlik görevlisinin olmaması da nedenler arasındadır. Muayene için üniversite hastanesine başvuran hasta, kendisini bir hocanın veya dalında en üst düzey bir doktorun muayene etmesini istemektedir ancak bu beklentide olan hasta karşısında yeni mezun asistanı bulmaktadır. Bu nedenle beklentisine cevap alamadığı için asistanlara şiddet uygulamaktadır."

İletişim eksikliğinin de şiddette önemli bir unsur olduğu ifade edilen raporda, düzenli olarak hekimlerin iletişim becerileri eğitim kursuna katılması gerektiği vurgulandı.
 
Şiddet travması iki yıl sürüyor

Antalya Kent Konseyi Sağlık Çalışma Grubu Başkanı Dr. Arif Bulut, şiddetin sadece hekime değil, hizmet verdiği topluma da zarar verdiğini dile getirdi. Bulut, "Şiddete, hatta hakarete uğrayan hekimin yaşadığı duygusal travma bütün psikolojik desteklere rağmen en az 2 yıl sürmektedir. Bu hekim, yüzde 60-70 oranında hekimlik becerilerinden yoksun bir şekilde görev yapmaktadır. Birçok hekim de görevinden istifa edip başka işlere yönelmektedir" ifadesini kullandı.

Kent Konseyi Sağlık Çalışma Grubu'nun raporunda şiddetin önlenmesine yönelik, "Bir hekimin günde 50 hastadan fazla bakmamasının sağlanması, yeterli güvenlik önlemlerinin alınması,  doktoru usulsüzlüğe zorlayanların caydırıcı şekilde cezalandırılması, hekimlere ve sekretarya hizmeti veren personele iletişim becerileri verilmesi" önerilerinde bulunuldu.

Alıntı : medimagazin.com
Fotoğraf alıntısı: bianet.org

Roger Waters , 3 Ağustos'tan önce röportaj verdi

Dünyanın en büyük konser prodüksiyonu olarak kabul edilen THE WALL Garanti Bankası Ana sponsorluğu’nda BKM ve GNL organizasyonuyla 4 Ağustos 2013 Pazar günü ITU Stadyumunda sahnelenecek. Roger Waters bu muhteşem dünya turnesiyle İstanbul'da sahnede olacak. Bir röportajdan ziyade sohbet havasında geçen buluşma sırasında Elif Şafak yazarlığının yanında nasıl iyi bir röportajcı olduğunu kanıtladı ve Waters’a Türkiye’de yıllar önce yaşadığı genelev macerasını anlattırdı.

ELİF ŞAFAK: Ben gazeteci değil, yazarım. Ve büyük hayranınızım. O yüzden size gazeteci soruları sormayacağım. Hayatta ve sanattaki bazı temel kavramlar üzerinde sohbet edelim istiyorum.
ROGER WATERS: Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım.

ELİF ŞAFAK:
Türkiye’de biraz tanınan bir insansanız o mesafe hemen kapanıyor. Siz o sınırı nasıl koruyorsunuz? Şarkıları yaparkenki o içedönük benliğinizle onları milyonlarla paylaşırkenki ışıltılı kimliğiniz arasında nasıl çelişki oluşmuyor?
ROGER WATERS: Sıkıntı çıkmıyor çünkü gerektiği zaman çok kaba ve sert olabiliyorum. Bir restorana gidip sakince yemek yemek istersiniz ama sizi sevenler bir türlü rahat bırakmaz. Üçkağıtçı biri değilim. Öpeyim diye bebeklerini uzatırlar bazen. Çekilin gidin! Ben bebeğinizi öpmem çünkü bebeklerden nefret ederim. Böyle durumlarda ya çileden çıkarım ya da birine patlatırım.

ELİF ŞAFAK: Öfkelisiniz yani. Sizce yaratıcı olabilmek için öfke önemli bir duygu mu?
ROGER WATERS: Kesinlikle. Çok ifade etme yanlısı olmasam da en az diğer duygular kadar önemli bence.

ELİF ŞAFAK: Üç çocuk babası olmak öfkenizi dindirmedi mi?
ROGER WATERS: O kadar uzun zaman önce baba oldum ki bende neler değiştirdiğini hatırlamıyorum. Büyük oğlum 37 yaşında.

ELİF ŞAFAK: Ben mesela anne olmanın içimdeki öfkeyi ve kızgınlığı azalttığını düşünüyorum, o yüzden sordum.
ROGER WATERS: Sizin çocuklarınız kaç yaşında?

ELİF ŞAFAK: Biri 5, diğeri 7 yaşında. Belki büyüdüklerinde benim de öfkem geri gelir. Peki sizce sanatçılar bu öfkeyle bir fark yaratabilir mi toplumda, siyasette?
ROGER WATERS: Yaratabilirler. Tüm dünyayı gezdim. Özellikle de Güney Amerika’da neler yaşandığını çok iyi biliyorum. Şarkıların büyük fark yarattığına eminim. Türkiye’de sanatçılar fark yaratıyor mu sizce?

ELİF ŞAFAK: Elbette, şarkılar kitleleri harekete geçiriyor. Müziğin öteden beri gücü büyük ülkemde. Ama edebiyat, filmler ve karikatürlerle kara mizah da etkili.
ROGER WATERS: Sizin romanlarınız ne hakkında?

ELİF ŞAFAK: Hepsi birbirinden farklı. Ben edebi romanlar yazıyorum. ‘Baba ve Piç’ biri Ermeni biri Türk, iki ailenin ortak hikâyesi, geçmişi üzerine kurulu. Unutmak, hatırlamak hakkında… En son romanım ‘İskender’. Yarı Türk yarı Kürt aile hakkında. Bir namus cinayeti etrafında gelişiyor ama alışılageldik bir namus cinayeti değil çünkü ailenin oğlu annesini bir yabancıya âşık olduğu için cezalandırmak istiyor. Annelerin oğullarını nasıl yetiştirdikleri ve erkeklik üzerine bir roman.

ELİF ŞAFAK: Amerika’da yaşıyorsunuz. Ama İngilizsiniz. Amerikan vatandaşı da olmadınız. Bu bir tercih miydi? Kendinizi küresel bir ruh, bir dünya vatandaşı gibi mi görüyorsunuz?
ROGER WATERS: Bakın, ruh deyince tehlikeli sulara giriyorsunuz.

ELİF ŞAFAK: Ulusal kimlik meselesiyle ilgili ne düşündüğünüzü merak ediyorum aslında. Türkiye’den gelen bizler için bu önemli bir kavram: Kimlik. Bilhassa ulusal kimlik.
ROGER WATERS: Ulusal kimliğimle bağım çok kuvvetli diyemem. Evet İngilizim ama pişmanlıklarım var tarihe bakınca. Kibirli mirasımız küresel ekonomik dengeler çerçevesinde şekilleniyor. İngiltere’de yaşarken halkın üzerindeki saçma sapan ekonomik dayatmalardan çok şikâyetçiydim.

ELİF ŞAFAK: Amerika’ya ne zaman taşındınız?
ROGER WATERS: Politik değil, kişisel sebeplerden gittim. 1990’da ikinci evliliğimi yaptığımda İngiltere’den taşındım. Los Angeles’a yerleşip albüm yaptım. 2000’lere kadar ara ara İngiltere’ye gidip kaldım. Şimdi tamamen Amerika’dayım. İngiltere’ye geldiğim zaman kendimi evde hissetmem ama. İşin ilginci Amerika’da da böyle hissetmiyorum. Hiçbir yere ait olmadığım için de çok mutluyum.

ELİF ŞAFAK: Dünyanın banliyösünde yaşamayı tercih eden biri gibisiniz…
ROGER WATERS: Hayır. Ben hayatta kalan biriyim. Katkıda bulunan. Ulusal sınırları aşan bir arenada çaba göstererek varolan biri gibi düşünürüm kendimi. Dünya vatandaşı olma fikrine çok sıcak bakıyorum. Etiyopya’da yaşayan çocuklarla New York’un zengin mahallelerinde yaşayan çocuklar aynı haklara sahip olmalı.

ELİF ŞAFAK: Bir yerde gençliğinizde Beyrut’tan Londra’ya otostopla gittiğinizi okudum. Türkiye’den de geçtiniz mi?
ROGER WATERS: Türkiye’den geçmeden yapmanız mümkün olamayan bir yolculuktu bu. Yaşadıklarımı önce bir kısa hikâyeye dönüştürmek istedim. Sonra bunu şarkıya dönüştürdüm: ‘Leaving Beirut’ (Beyrut’u Terk Etmek). Lübnanlı bir ailenin yanında kaldım. Sonra Suriye’ye geçtim. Oradan da Türkiye’de Konya’ya gittim. Beni daracık sokaklardan geçirerek upuzun parmaklıkları olan bir yere getirdiler. Önce ne olduğunu anlamadım. Sonra fark ettim ki burası bir genelevdi.

ELİF ŞAFAK: Genelev mi?
ROGER WATERS: Evet evet, kapıdan şişman bir hayat kadını çıktı ve beni kolumdan tutup içeri sürüklemeye başladı. Ortalıkta bir sürü yarı çıplak kadın vardı. Kadına direndim, ne de olsa İngiliz’im. Herkes bana gülüyordu, çok utandım. Sonra anladım ki tek istedikleri beni aralarına alıp bir hatıra fotoğrafı çektirmekti. Hayatımdaki en büyük pişmanlığı o an yaşadım. O kadınların niyetini yanlış anlamıştım. Hâlâ hatırladıkça yüzüm kızarır. Oradan ayrılınca otobüs terminaline götürdüler beni. Tanıştığım herkes çok misafirperver ve yardımcıydı. İstanbul otobüsüne bir kuruş vermeden bindim. Başta bahsettiğim kısa hikâyeyi Martin Scorsese’ye gösterdim hatta. Çok beğendi ve “mutlaka tamamlamalısın” dedi. Bir gün filme dönüştürülmesini çok isterim.

ELİF ŞAFAK: Türkiye’deki hayranlarınız bu hikâyeye çok şaşıracak...

ROGER WATERS: Size bir anımı daha anlatayım: 1960’ta İstanbul’daydım... Annemin küçük bir otomobili vardı. Onunla yolculuk yapıyordum. Bozuldu ve tamirciye götürdüm. Tek kelime Türkçe konuşamıyordum. Otomobilin etrafında bir sürü erkek toplandı. Bir Amerikan otomobil olduğu için ellerinde bozuk parçayı değiştirmek için gerekli yedek parça yoktu ve o kadar çok yardım etmek istediler ki orada kendileri bir parça yaptılar. Bayağı uğraştılar, birkaç günlerini aldı ama ölçüp biçerek gerekli parçaya benzer bir şey üretebildiler. Çok güzel bir andı. İstanbul’a ilk gelişimdi. Türk insanının ne kadar yardımsever olduğunu o an anladım.

ELİF ŞAFAK: Siz politik görüşlerinizi açıkça ifade eden bir sanatçısınız. Demokrasinin tam işlemediği ülkelerde görüşlerinizi ifade ettiğiniz için zor anlar yaşayabiliyorsunuz. Sanatçılar arasında çok tartışılan bir konu bu: Beğenmediğimiz bir hükümeti protesto etmek için bazı ülkelere gitmemeli miyiz? İnsan haklarının hiçe sayıldığı bir ülkeye gider misiniz?
ROGER WATERS: Durumdan duruma değişir ama ben Filistin’de İsrail’e karşı yürütülen ‘Tecriti ve Ambargoyu Boykot Kampanyası’nı destekliyorum. Sistemli olarak dışlayıcı politikalar uygulayan herhangi bir ülkeye gitmem. İsrail’in Filistin’de yaptıkları akıl alacak gibi değil çünkü.

ELİF ŞAFAK: Bense her ülkeye gidip eleştirilerimizi orada da yapmak gerektiğine inanıyorum. Bundan dolayı kategorik boykotu desteklemiyorum çünkü ülkeler dünyanın geri kalanından tecrit edilince daha baskıcı ve otoriter tutumlar sergileyebiliyor. Yani bağlar kopunca o ülkenin insanları için hayat zorlaşıyor.
ROGER WATERS: Neden öyle diyorsunuz? Güney Afrika’ya yönelik uygulanan boykot sizce ülkenin politikasını etkilemedi mi? Ülkelerinin geleceğinin kendi ellerinde olduğunu hissetti böylece insanlar.

ELİF ŞAFAK: Evet, Güney Afrika özel bir örnek. Şunu söylemeye çalışıyorum: Bir ülkeyi boykot edip oraya hiç gitmemek yerine orada sahneye çıkmak, orada konuşma yapmak, insanlarla doğru bildiklerinizi paylaşmak daha etkili.
ROGER WATERS: Ben İsrail’e gittiğim zaman insanlar söylediklerimi dinlemiyor bile. Dinleyenler de ülkenin içindeki muhalifler. Prensipte sizinle aynı fikirdeyim ama duruşumu korumam da gerek.

ELİF ŞAFAK: Siz politik görüşlerinizi açıkça ifade eden bir sanatçısınız. Demokrasinin tam işlemediği ülkelerde görüşlerinizi ifade ettiğiniz için zor anlar yaşayabiliyorsunuz. Sanatçılar arasında çok tartışılan bir konu bu: Beğenmediğimiz bir hükümeti protesto etmek için bazı ülkelere gitmemeli miyiz? İnsan haklarının hiçe sayıldığı bir ülkeye gider misiniz?
ROGER WATERS: Durumdan duruma değişir ama ben Filistin’de İsrail’e karşı yürütülen ‘Tecriti ve Ambargoyu Boykot Kampanyası’nı destekliyorum. Sistemli olarak dışlayıcı politikalar uygulayan herhangi bir ülkeye gitmem. İsrail’in Filistin’de yaptıkları akıl alacak gibi değil çünkü.

ELİF ŞAFAK: Bense her ülkeye gidip eleştirilerimizi orada da yapmak gerektiğine inanıyorum. Bundan dolayı kategorik boykotu desteklemiyorum çünkü ülkeler dünyanın geri kalanından tecrit edilince daha baskıcı ve otoriter tutumlar sergileyebiliyor. Yani bağlar kopunca o ülkenin insanları için hayat zorlaşıyor.
ROGER WATERS: Neden öyle diyorsunuz? Güney Afrika’ya yönelik uygulanan boykot sizce ülkenin politikasını etkilemedi mi? Ülkelerinin geleceğinin kendi ellerinde olduğunu hissetti böylece insanlar.

ELİF ŞAFAK: Evet, Güney Afrika özel bir örnek. Şunu söylemeye çalışıyorum: Bir ülkeyi boykot edip oraya hiç gitmemek yerine orada sahneye çıkmak, orada konuşma yapmak, insanlarla doğru bildiklerinizi paylaşmak daha etkili.
ROGER WATERS: Ben İsrail’e gittiğim zaman insanlar söylediklerimi dinlemiyor bile. Dinleyenler de ülkenin içindeki muhalifler. Prensipte sizinle aynı fikirdeyim ama duruşumu korumam da gerek.

ELİF ŞAFAK: Savaş karşıtı bir insan olduğunuzu biliyorum. Hatta babanız da bir vicdani retçiydi, değil mi?
ROGER WATERS: Evet ama kendimi barış yanlısı olarak nitelendirmiyorum. Babam bir Hıristiyandı ve barışla ilgili düşünceleri inancından kaynaklanıyordu. İkinci Dünya Savaşı öncesinde savaşa gitmeyi reddetti. Ardından yaşadığı pek çok olay sonrası Komünist Parti’ye üye oldu ve dinsel görüşlerini bir kenara bırakarak savaşmaya karar verdi. Ben de savaşmaktan yana değilim ama şimdi bu kapıdan biri girse, özellikle de yanımda karım ve çocuğum varsa.

ELİF ŞAFAK: Türkiye şu an tarihi bir süreçten geçiyor. Kürtlerle ilgili önemli açılımlar oldu. Bir barış sürecindeyiz. ‘Beraber yaşama’ kültürünü ve etiğini yeniden inşa ediyoruz adeta. Türkiye’yi ne kadar takip edebiliyorsunuz? İçinden geçtiğimiz barış süreciyle alakalı düşünceleriniz neler?
ROGER WATERS: Adalet sistemiyle ilgili tartışmalardan, Kürtlerle ilgili gelişmelerden haberdarım. Bence çok temel bir nokta var: Bir ülkede kanun her şeyden üstün olmalı. Bu Batı ülkelerinde bile böyle değil. Oysa bence tünelin ucundaki ışık hukukun üstünlüğünde gizli. İngiltere’yle ilgili gurur duyduğum çok az şey var. Bunlardan en önemlisi yargının bağımsızlığı. İngiliz hukuk sisteminin temelleri 15. yüzyıla dayanıyor. Daha o zamanlarda birileri oturup “Sadece kral, Tanrı ya da baronlar değil, halkın da haklarını korumalıyız” diye düşünmüş. Fransız İhtilali, Bağımsızlık Bildirgesi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi hakların eşit dağıtılmasının yolunda atılmış adımlar.

ELİF ŞAFAK: Peki sizce Türkiye bu sürecin neresinde?
ROGER WATERS: Türkiye’de şu an verilen mücadele bence bir hukuk mücadelesi. İki önemli yol gösterici var: Türkiye laik ve demokratik bir ülke. Kimliğini bulmak ve birlik içinde yaşayabilmek için mücadele veriyor. Hem de sadece kendi içinde vermiyor bu savaşı. Politik ve dinsel köktencilikle benim uzaktan gördüğüm kadarıyla epeyce kahramanca mücadele ediyor… Türkiye benim için çok önemli bir yer ve tekrar ziyaret etmek için sabırsızlanıyorum. Geçen geldiğimizde otopark gibi bir yerde konser verdik. İzleyici tek kelimeyle harikaydı. Ama catering firması rezaletti. Türk mutfağı o kadar muhteşem bir mutfak ki o kadar kötü yemekleri bize nasıl yedirdiler aklım almıyor. Neyse konuyu dağıtmayalım. Türkiye’de neler olup bittiğini siz bana anlatın.

ELİF ŞAFAK: Türkiye’de son dönemde meydana gelen en büyük gelişme ordunun rolünün daralması. Türkiye’de ordu her zaman demokrasinin ve sistemin hamisi bir kurum olarak görülüyordu. Oysa siyaseti askerler değil, sivil politikacılar ve halk şekillendirmeli. Sivil toplum daha çok güç kazandı. Bu bence zaten olması gereken bir şeydi. Ancak diğer taraftan ifade ve düşünce özgürlüğü halen yeteri derecede önemsenmiyor. Cinsiyetler arası eşitlik ve kadına yönelik şiddet konusunda hâlâ kat etmemiz gereken çok uzun yollar var. Aile içi şiddet halihazırda Türkiye için çok önemli bir sorun. Türkiye elbette demokratik bir ülke ancak halen çok olgun bir demokrasiden bahsedemiyoruz. Kendi aramızda sürekli tekrarladığımız bir şaka var: Türk demokrasisinin ilerleyişi Mehter Takımı’na benziyor. İki ileri gidersek, bir geri geliyoruz. Özellikle de ifade özgürlüğü konusunda…
ROGER WATERS: Tıpkı her yerde olduğu gibi… Bence konuya şöyle bakmak lazım. Eğer Türkiye’de yaşayanlar ülkede olup bitenlerden medya aracılığıyla haberdar olabiliyorsa bu bile bir şeydir. Bazen başka ülkeler diğer ülkelerin iç politikasına o kadar karışıyor ki olup bitenlerden gerçekten bihaber olabiliyor ülkenin halkı, dolayısıyla da karar süreçlerine katılamıyor. Özgür irade çok önemli bir kavram.

Alıntı: milliyet.com.tr

Gıdalarda plastik kap numaralarına dikkat etmeli

Şikayetvar Genel Müdürü Dr. Ömer Deveci, AA muhabirine, plastik yoğurt kaplarının sağlık açısından risk oluşturabileceğini ifade etti.

Plastik türünün sağlığa zararlı olup olmadığını anlamak için numarasına bakılması gerektiğini belirten Dr. Ömer Deveci, şu bilgileri verdi: "Plastik kapta bulunan yoğurtları almadan önce ilk işiniz altında bulunan numarayı kontrol etmek olmalı. Üçgen işareti içindeki rakamlar size sağlığınız hakkında mesaj veriyor. ’5’ rakamı varsa, içiniz rahat olsun, Ama hiçbir rakam yoksa sağlığınız tehlikede demektir. ’5’ rakamı şişe kapakları, içecek kamışları, biberon, yoğurt kaplarında kullanılır ve zararsızdır. Tüketicilerin ve uzmanların plastik ürünlerin gıdada kullanımı hakkında verdikleri bilgiler gerçekten çok çarpıcı. Plastikler türlerine göre 1’den başlayarak 7’ye kadar numaralandırılıyor. Numara varsa kolay ama yoksa aman dikkat. Öte yandan 3, 6 ve 7 no’lu plastiklerden uzak durulmalı. Bunlar zararlıdır. Yoğurt alırken kullandığı plastiğe göre tercihinizi yapın."

Numaraların anlamı

Plastiklerin türlerine göre sınıflandırıldığını kaydeden Deveci, şunları söyledi: "1’in anlamı, PET veya PETE polietilen demektir. Genelde su, iki litrelik alkolsüz içecekler ve yağların konduğu pet şişelerde kullanılır. Cam gibi şeffaftır, zararsızdır. 2 ise HDPE yüksek yoğunluklu polietileni işaret etmektedir. Deterjan ambalajları ve pet sütlerde bulunur bu da zarar içermez. 3 rakamı PVC polivinil klorid içermektedir. Streç folyo, dış mekanda kullanılan eşyalar, plastik pipo, zemin malzemesi, duş perdeleri, şeffaf ve kabartmalı plastik ambalajlarda kullanılır, zararlıdır. 4 rakamı LDPE az yoğunluklu polietilendir. Kuru temizleme ve çöp torbaları, yemek saklama kaplarında bulunur, zararsızdır. 6’nın anlamı PS polistirendir. Yemiş paketleri, plastik bardak-tabak, markette etin satıldığı köpük tabak, hazır paket fast food ürünlerindendir, zararlıdır. 7 ise diğer ürünleri işaret etmektedir. Bunlar birden altıya kadar kullanılan plastiklerin dışında kalanlardır. Yemek saklama kapları ve bazı pet şişelerde bulunur, kullanılması oldukça zararlıdır."

Alıntı:AA