27 Mayıs 2011 Cuma

12 Haziran : Yüzyıllık Fırsat

EN SONUNDA  GERÇEKLERİ GÖRÜYORUZ ARTIK. İKTİDARIN ARKASINDA OKYANUS ÖTESİ GÜÇLERİN OLDUĞUNU SÖYLEYENLERE  , HEP ''İDEOLOJİK DÜŞÜNCELER BUNLAR'' DAMGASI VURULDU.EN SONUNDA BUGÜN ZAMAN GAZETESİ  YAZARLARINDAN  HÜSEYİN GÜLERCE BUNU ADETA İTİRAF  ETTİ.BİLİNDİĞİ GİBİ  ZAMAN GAZETESİ  Fethullah Gülen'e YAKINILIĞI  İLE BİLİNEN  BİR GAZETE..

LÜTFEN  VURGULANAN SONDAN 2. PRAGRAFI  DİKKATLE  OKUYUN..ARDINDAN DÜŞÜNÜN...
Dün İstanbul'da patlayan bomba, seçim öncesinde, kanlı ve karanlık ellerin nasıl insafsızca devrede olduğunu bir daha gösterdi.

Bu kanlı saldırı, önümüzdeki 16 gün içinde, daha hangi badirelerin içine sokulabileceğimiz konusunda bütün bir toplumu, yöneticileri, sorumluları uyarıyor. Neden bu seçim öncesinde, terör örgütleri, vesayetin taşeron yapıları olanca pervasızlıkları ile özellikle Güneydoğu'da, seçmene gözdağı verme peşinde koşuyor? Sandığa giden yola neden mayınlar döşeniyor? Çünkü Cumhuriyet tarihinde hiçbir seçim, vesayetçileri, böylesine tedirgin etmemiş, böylesine panikletmemiştir.

12 Haziran, daha önceki hiçbir seçimle kıyaslanamaz. Dikkat ediniz, ilk defa bu seçim, "asrın davası" olarak nitelenen bir yargılama süreci devam ederken yapılıyor. İlk defa, "silahlı örgüt kurup Parlamento'yu, hükümeti yok etmeye teşebbüs" iddiasıyla bir yargılama sürerken seçime gidiyoruz.

Yine bu seçim, Ergenekon davasını sulandırıp bulandırma gayretlerine, belli medyanın ve CHP ile MHP'nin, Ergenekon sanıklarına sahip çıkma kampanyalarına aldırış etmeyen halkın, demokratikleşme için yüzde 58'le "evet" dediği bir referandumun ardından yapılıyor. Ortada, yüz yıldır görülmeyen bir sivilleşme iradesi, bir demokratikleşme cesareti ve kararlılığı var. Bu ülkede yüz yıldan beri hesap sorulmayan İttihat Terakki zihniyeti ile ilk defa yüzleşiliyor. Yine ilk defa medyada, iş dünyasında, barolarda, sendikalarda, sivil-asker bürokrasisinde, yüksek yargıda, bu yüzleşmeyi memleketin selameti, demokrasinin geleceği için isteyen bir duruş var. Vesayetçiler artık, saydığım alanlarda tek başlarına ve hâkim vaziyette değiller.

12 Haziran onları çok endişelendiriyor. Vesayetin partilerine, Ergenekon sanıklarını aday yaptırdılar. Hedefleri aslında bir parti olarak AK Parti değil. Onlar, Ergenekon ve Balyoz davalarının ardında bir siyasi irade bulunmasından ve halkın bu iradeye destek vermesinden rahatsızlar. Ne yapıp edip bu iradeyi, bu şuurlu cesur duruşu sarsmak istiyorlar. 12 Haziran sonrası en büyük sıkıntıları, sivil bir anayasa yapılmasıdır. Yeni dönemi kaos, siyasi çalkantılar, terör belası ile karıştırmak istiyorlar. Demokrasinin, sivil anayasa düzlüğüne çıkmasını engellemeye çalışıyorlar.

12 Haziran'da, millet olarak, altın bir fırsat yakaladık. Halk, referandumdaki "evet" mührüyle, demokrasilerde son sözü kendisinin söylediğini gördü. Şimdi daha bir kararlılıkla demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, herkesin hesap vermesi için o mührü daha bir aşkla, heyecanla basmalıyız.

Bu seçim, partilerin değil, demokratikleşmenin seçimidir. Demokratikleşme, bugün yüz yıllık vesayet kâbusundan uyanma adına tek çıkış yoludur. Bu milletin geleceği adına sancı çekenler, diriliş adına yollara düşenler, geldiğimiz tarihî kavşağın farkındalar. Sarp yokuşları aştık, mana köklerimize dönerek kendi değerlerimizle ayağa kalktık. Evrensel değerlerde buluşma adına dünyaları kucakladık. Son düzlüğe yaklaştık. Şimdi kuvvetli bir omuza, bir seferberlik heyecanına ihtiyacımız var. Bu yüzden partililerden daha fazla çalışan milyonlar var. "Siz de siyasallaştınız" eleştirisine aldırmadan, kimseyle de tartışmaya girmeden, kimseyi incitmeden, "din ve vicdan özgürlüğü, fikir ve ifade hürriyeti, herkes için demokrasi" deyip koşturuyorlar. "Bir daha millete komplo kurulmasına fırsat vermeyelim, millet evlatlarının önünün kesilmesini isteyen gulyabanileri bağlarımızdan, bahçelerimizden defedelim" diyorlar... 

Bundan 51 yıl önce, vesayetin koruyucuları, halkın seçtiklerini alaşağı ettiler. Halka karşı öfkeli, halkın değerlerine karşı tahammülsüzdüler. 27 Mayıs 1960 darbesini yapanlar, halkın seçtiği, sevip saydığı Başbakan'ı ve iki bakanı idam sehpalarında sallandırdılar. Vesayet masum bir kelime ama vesayetçiler hep masumların canlarına kastettiler. 12 Haziran'da 27 Mayıs'ı da unutmayın...


Alıntı: Zaman / Hüseyin GÜLERCE

26 Mayıs 2011 Perşembe

Bronzlaşmak için ne yapmalı?

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı'nda görevli Doç. Dr. Mualla Polat, beyaz tenli kişilerin güneşten korunması için daha yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanması gerektiğini söyledi.

Polat, "Normal hava koşullarında bile güneşten korunmak için 'gün perdesi' dediğimiz güneş koruyucularının kullanılması gerekiyor. Öğlen güneş ışınları dik geldiği için ciltte daha çok hasar bırakabiliyor. Bu saatlerde olabildiğince güneşten korunmalı. Dışarıya çıkarken şapka, gözlük ve güneş kremi kullanılmalı. Özellikle beyaz tenliler daha yüksek koruyucularla kendilerini güneş ışınlarından korumalı. Öğle saatinden akşama kadar güneşlenmek gibi yanlış bir düşünceye kapılmamalı. Güneşlenmek için sabah 10.30'a kadar ve öğleden sonra da 15.30'dan sonrası tercih edilmeli" dedi. 

Açık saç ve açık göz rengine sahip olan kişilerin güneşten kaçınmak zorunda olduklarını dile getiren Polat şu uyarılarda bulundu: 

GÜNEŞ, BEYAZ TENLİLER İÇİN BÜYÜK RİSK 

"Beyaz tenlilerde uzun süreli güneş kızarıklık, ağrı ve daha ileri boyutta su toplamaları oluşturabilir. Güneş yanıkları kişinin cildinde kalıcı hasar da bırakabilir. Biriken güneş hasarı sonrasında bir takım deri kanserlerinin oluşmasında risk oluşturur. Bu risk beyaz tenlilerde, her güneşe çıktığında kızaran, yanan insanlarda daha da büyük tehlike arz ediyor. 'Denize girip yüzüyorum, suyun altındayım güneşten zarar görmem' düşüncesi de son derece yanlış. Güneş ışınlarının deniz seviyesinden 2 metre aşağıya kadar inebildiğini biliyoruz. Dipte yüzmüyorsa, yüzerken bile güneş koruyucusu olması lazım. Beyaz tenlilerin önlem olarak tişört giyerek yüzmeleri bile yeterli değil. Islak kumaşın güneş ışınlarını geçirdiği biliniyor. Sudan çıkar çıkmaz kuru tişörtün giyilerek gölgede kalınması, açıkta kalan vücut alanlarına gün perdeleri sürmeleri lazım.

DİŞ MACUNU VE YOĞURT YANLIŞ

Zaman zaman yanıklara yoğurt sürülüyor. Yoğurdun sadece soğuk etkisi var. Öyle bir durumda kişinin serin ve gölgeli bir yere geçmesi lazım. Cildi çok yanan bir kişiye derinin yenilenmesini sağlayan kremlerin verilmesi doğru olur. Ayrıca yanıklarda diş macunu kullanılıyor. Bu büyük bir yanlıştır. Mentolün yara iyileşmesine bir etkisi yoktur. Yanma etkisini sonlandırmaz, hastayı da doğru tedavi almaktan alıkoyan bir durumdur."

KOLA VE HAVUÇ YAĞI KANSER YAPAR

Bronzlaşmak için cilde sürülen kola ve havuç yağı kansere zemin oluşturabilir. Bronzlaşma, melanin dediğimiz deriye rengini veren maddedeki artıştır. Melanin güneş ışınlarından derimizi korur. Ama bunun 'İlk gün yanayım, diğer gün nasıl olsa koyulaşayım' düşüncesi ile olmaması gerek. Akut yanmalar sonrasında deri kanseri oluşabilir. 

SOLARYUM DA TEHLİKELİ

Solaryum da doğru değil. Solaryuma giren bir kişi hangi dalga boyunda güneş ışığı aldığını bilmiyor. Bu da birçok riski ortaya çıkartıyor. Solaryum hem yüksek dozda, hem de uygunsuz zamanlarda güneşlenmek anlamına geliyor."

Alıntı:ntvmsnbc.com

Sağlık Bakanlığı Atama ve Tayin Yönetmeliği Değişti...

21 Mayıs 2011 CUMARTESİ
 
Resmî Gazete
 
Sayı : 27940
 
YÖNETMELİK
 
Sağlık Bakanlığından:
 
SAĞLIK BAKANLIĞI ATAMA VE NAKİL YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK
 
            MADDE 1 –8/6/2004 tarihli ve 25486 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (m) bendinde yer alan “Stratejik personel:” ibaresinden sonra gelen “Bakanlık tarafından istihdamında güçlük çekilen” ibaresi yürürlükten kaldırılmış ve aynı bentte yer alan “personelini” ibaresi “personeli” olarak değiştirilmiştir.
 
            MADDE 2 –Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesi “Personelin herhangi bir suretle görevde olmaması, nüfus hareketleri gibi nedenlerle personele ihtiyaç duyulması halinde Bakanlıkça A hizmet grubuna dahil illerden A, B, C ve D hizmet grubu illere, B  hizmet grubuna dahil illerden B, C ve D hizmet grubu illere, Valiliklerce de il içinde personel doluluk oranı yüksek olan birimden düşük olan birime geçici görevlendirme yapılabilir.” olarak değiştirilmiş ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
 
             “4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğrenim Kanununun 38 inci maddesi gereği Bakanlıkta görevlendirilenlerin eşleri, talepleri halinde görevlendirme süresi ile sınırlı olmak kaydıyla eşlerinin bulunduğu yere hizmet bölgesi ve hizmet grubuna bakılmaksızın geçici olarak görevlendirilebilir.”
 
            MADDE 3 –Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesine “stratejik personel” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile diş tabipleri” ibaresi eklenmiş; üçüncü fıkrasında yer alan “Hastane Müdürü, Hastane Müdür Yardımcısı ve Şef” ibareleri yürürlükten kaldırılmış ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
 
             “Stratejik personelin başka kurumda çalışmakta olan eşlerinin; teşkilat veya kadro bulunmaması veya başka bir yerde istihdamının mümkün olmaması gibi nedenlerle kurumlarınca ataması yapılamayanların, kurumlar arası naklen atamalarında dönem ve kura şartı aranmaz.”
 
            MADDE 4 –Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesinin dördüncü fıkrasının dördüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
 
“Aksi halde Bakanlıkça; eski görev yerine veya eski görev yerleri esas alınarak 26 ncı maddenin birinci fıkrasındaki kurallara göre atanırlar. Eski görev yeri bulunmayanlar ise görev yaptıkları yer esas alınarak 26 ncı maddenin birinci fıkrasındaki kurallara göre atanırlar.”
 
            MADDE 5 –Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin üçüncü  fıkrasının ikinci  cümlesinde yer alan “kapsam dışı uzman tabipler,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkranın altıncı cümlesindeki “dönem tayininde” ibaresi “kurum içi naklen atama döneminde” olarak değiştirilmiş, aynı maddeye dördüncü fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve aynı maddenin sekizinci fıkrasının birinci cümlesindeki “uzman tabip” ibaresinden sonra gelen “, tabip, diş tabibi ve eczacıların” ibaresi “ve tabiplerin”  olarak değiştirilmiştir.
 
             “Aynı unvanda olup eşlerden herhangi birinin, eş durumu nedeniyle tayin talebinde bulunduğu ilin kendisi için C veya D hizmet grubu il olması halinde kıdem şartı aranmaz.”
 
            MADDE 6 –Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci ve ikinci cümlesi “Eşi vefat eden personel ile herhangi bir nedenle görev yaptığı ilde kendisinin, eşinin veya bakmakla yükümlü olduğu çocuklarının can güvenliğinin tehlikeye düştüğünü adli veya mülki idare makamlarınca verilen belgeyle belgelendirenler standardın uygun olması halinde, talebi doğrultusunda, eşinden boşanan personel ise C ve D hizmet grubu illerinden birine, bu Yönetmeliğin puan, süre ve dönem tayini ile ilgili hükümlerine bağlı kalmaksızın atanabilir.” olarak; altıncı fıkrasının üçüncü ve dördüncü cümlesi “Bulunduğu ile atama gerekçesi sona eren personel, 5 ve 6 ncı hizmet bölgesinde veya D ve C hizmet grubunda çalışmaktaysa talebi halinde yerinde bırakılır. Aksi halde Bakanlıkça; eski görev yerine veya eski görev yerleri esas alınarak 26 ncı maddenin birinci fıkrasındaki kurallara göre atanırlar. Eski görev yeri bulunmayanlar ise görev yaptıkları yer esas alınarak 26 ncı maddenin birinci fıkrasındaki kurallara göre atanırlar. Ayrıca, Devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlamadan atama gerekçesi sona eren Devlet hizmeti yükümlüleri, tercihleri alınarak ilk Devlet hizmeti yükümlülüğü kurasıyla atanırlar.” olarak değiştirilmiş, yedinci fıkrasının (c) bendi  aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve onuncu fıkrasının birinci cümlesindeki “uzman tabip” ibaresinden sonra gelen “, tabip, diş tabibi ve eczacıların” ibaresi “ve tabiplerin” olarak değiştirilmiştir.
 
             “c) Sosyal güvenlik kurumları kapsamında veya sosyal güvenlik kurumları kapsamı dışında kalan ve özel kanunlarla düzenlenmiş bulunan diğer sandıklara tabi olarak çalışması  halinde en az dört yıl; müracaat tarihi itibari ile son bulunduğu yerde kesintisiz en az iki yıl prim ödediğini veya Bağ-Kur sigortalısı olanların Bağ-Kur borçlarını yapılandırdıklarını,”
 
            MADDE 7 –Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine “bu Yönetmeliğin puan,” ibaresinden sonra gelmek üzere “personel dağılım cetveli,” ibaresi eklenmiştir.
 
            MADDE 8 –Aynı Yönetmeliğin 30 uncu maddesinin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
 
             “Naklen atama talebinde bulunacak personel aynı anda sadece bir hukuki sebebe dayanarak talepte bulunabilir. Yapılan bir atama talebi sonuçlanmadan yeniden başka bir sebebe dayanarak başvuru yapılabilmesi için önceki talebin geri alınması şarttır.”
 
            MADDE 9 –Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki madde eklenmiştir.
 
            “EK MADDE 4 –Bu Yönetmeliğin 19, 20 ve 21 inci maddeleri gereği atananlara, atandığı yerde fiilen altı yıl çalışması halinde, bu Yönetmeliğin; 18 inci maddesinin dördüncü fıkrası ile 21 inci maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanmaz.”
 
            MADDE 10 –Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
 
            MADDE 11 –Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı yürütür.
 
 
 PEKİ BU DEĞİŞİKLİKLER NE ANLAMA GELİYOR?


Yapılan değişiklikler, özellikle mazeret tayinleri konusunda önemli düzenlemeler içeriyor. Yönetmelikte yapılan değişikliğe göre, mazereti sona eren personelin alt hizmet bölgelerine tayin talep edebilme imkanı getirildi. Mazereti sona eren personelin, eski görev yerine göre alt hizmet bölgesine, eski görev yeri bulunmayanların ise görev yaptıkları yer esas alınarak alt hizmet bölgesine tayin isteyebilmesi imkanı tanındı.
 
Mazeret tayini gerçekleştiren ve tayin olduğu ilde 6 yıl çalışmış olan personele, mazeretin sona ermesi durumunda tayin isteme zorunluluğu kaldırıldı.
 
Sağlık Bakanlığı Atama ve Nakil Yönetmeliğinde yapılan değişiklikler şöyle:
 
Madde 1 - Stratejik personelin tanımından "Bakanlık tarafından istihdamında güçlük çekilen" ibaresi yürürlükten kaldırıldığından stratejik personel kavramı genişletilmiş ve tüm uzman tabip ve tabipler stratejik personel kapsamına alınmış.
 
Madde 2 - Yönetmeliğin 11. maddesinin dördüncü fıkrasının birinci cümlesinde yapılan değişiklik ile personele ihtiyaç duyulması halinde A ve B hizmet grubuna dahil illerden C ve D hizmet grubuna dahil illere geçici görevlendirme yapılabileceğine dair düzenlemede hizmet grubu illerin kapsamı genişletilmiştir. Böylece A hizmet grubu ilden A, B, C ve D hizmet grubu illere, B hizmet grubu ilden ise B, C ve D hizmet grubu ilere görevlendirme yapılabileceği düzenlenmiştir.
 
Ayrıca aynı maddenin sonuna eklenen fıkra ile 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38. maddesi gereği Sağlık Bakanlığı'na görevlendirilenlerin eşleri de bunların yanına hizmet bölgesi ya da grubuna bakılmaksızın görevlendirilebilecektir. Bu düzenleme Yönetmeliğe yeni eklenmiştir.
 
Madde 3 - Yönetmeliğin 17. maddesinde yapılan değişiklik ile "diş tabipleri" de stratejik personel gibi dönem ve kura şartına bağlı olmaksızın kurumlar arası naklen atanacaklar kapsamına alınmıştır.
 
Daha önceden kura şartı aranmadan atamaları yapılacakların kapsamında yer alan "Hastane Müdürü, Hastane Müdür Yardımcısı ve Şefler" bu kapsamdan çıkarılmıştır.
 
Maddesinin sonuna eklenen fıkra ile stratejik personelin başka kurumda çalışmakta olan eşlerinin; teşkilat veya kadro bulunmaması veya başka bir yerde istihdamının mümkün olmaması gibi nedenlerle kurumlarınca ataması yapılamayanların, kurumlar arası naklen atamalarında dönem ve kura şartı aranmayacağına dair imkan getirilmiştir.
 
Madde 4 - Yönetmeliğin 18. maddesinde yapılan değişiklikten önce mazeret tayini ile atanmış personelin mazereti sona erdiğinde görev yaptığı il 5 ve 6. hizmet bölgesinde ya da C ve D hizmet grubunda değilse C veya D hizmet grubu illerinden birine tercihleri doğrultusunda, eğer ki tercihte bulunmuyorsa resen gönderiliyordu. Mazereti sona eren personelin Yönetmeliğin 26. maddesine göre alt bölgeye tayin talepleri reddediliyordu.
 
Yeni düzenleme ile mazereti sona eren personelin alt hizmet bölgelerine tayin talep edebilme imkanı getirildi. Şöyle ki mazereti sona eren personel eski görev yerine veya eski görev yeri esas alınarak 26. maddeye göre alt hizmet bölgesine tayin talebinde bulunabilecektir. Eski görev yeri bulunmayanlar ise görev yaptıkları yer esas alınarak alt hizmet bölgesine tayin talebinde bulunabilecektir.
 
Madde 5 - Yönetmeliğin 20. maddesine eklenen yeni madde ile aynı unvanda olan eşlerin eş durumu tayin taleplerinde C veya D hizmet grubuna tayin istemesi durumunda kıdem şartı aranmayacağı düzenleme altına alınmıştır. Oysaki eski düzenlemede kıdem şartı ön koşul olduğundan aynı unvanlı eşler sıkıntı yaşamakta idi.
 
Yine aynı maddede yapılan değişiklik ile diş tabipleri ve eczacılar ulaşım koşulları ve yol mesafesi göz önünde bulundurularak aile birliği korunacak şekilde Bakanlıkça ilan edilen boş yerler arasından yaptıkları tercihler doğrultusunda görev yerleri kura ile belirlenecek personel kapsamından çıkarılmıştır.
 
Madde 6 - Yönetmeliğin 21. maddesinde yapılan değişiklik ile eşi vefat eden veya can güvenliği tehlikede olan personelin tayin talebi standardın uygun olması şartına bağlanmıştır. Oysaki madde metninin değişlikten önceki halinde böyle bir şart yoktu.
 
Mazereti sona eren personelin, eski görev yerine göre alt hizmet bölgesine, eski görev yeri bulunmayanların ise görev yaptıkları yer esas alınarak alt hizmet bölgesine tayin isteyebilmesi imkanı bu maddeye de eklenmiştir.
 
Ayrıca; bu Yönetmeliğin olağanüstü durumlarda yer değişikliğini düzenleyen 21. maddesine göre atananlardan çalıştığı yerde 1 yılı doldurmadan atananların mazeretinin sona ermesi halinde eski görev yerine iade edileceğine dair hükümde yürürlükten kaldırıldı.
 
Devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlamadan atama gerekçesi sona eren Devlet hizmeti yükümlülerinin, tercihleri alınarak ilk Devlet hizmeti yükümlülüğü kurasıyla atanacakları ilk defa Yönetmelik kapsamına alınmıştır.
 
Diş tabibi ve eczacılar görev yerleri, Bakanlıkça ilan edilen boş yerlerden yaptıkları tercihler doğrultusunda kura ile belirlenenler kapsamından çıkarılmıştır.
 
Eşi Bağ-Kur sigortalısı olup da borcu olanların, eş durumu tayinlerinde yaşadıkları sıkıntıları önlemek adına Bağ-Kur borçlarını yapılandırmaları halinde tayin imkanı getirilmiştir.
 
Madde 7 - Yönetmeliğin 25. maddesinde yapılan değişiklik ile il müdürü, müdür ve başhekim atamalarında ve görevlendirmelerinde personel dağılım cetveline bakılma şartı kaldırılmıştır. Böylece PDC'ye bakılmaksızın yönetici atanabilecektir.
 
Madde 8 - Yönetmeliğin 30. maddesinde yapılan değişiklik ile naklen atamalarda sadece bir hukuki sebebe dayanarak tayin talebinde bulunulabileceği ve yapılan atama talebi sonuçlanmadan başka bir sebebe dayanarak başvuru yapılamayacağı şartı getirilmiştir. Böylece artık, aynı dönemde hem dönem tayini hem de mazeret nedeniyle tayin talebinde bulunulamayacak.
 
Madde 9 - Yönetmeliğe yeni bir ek madde eklenmiştir. Bu madde ile önceden sağlık mazereti ya da eş durumu ile atanan personel mazereti sona erdiğinde, tayin istemek zorundayken, artık atandığı ilde 6 yıl çalışmışsa eğer, mazereti sona erse dahi tayin istemek zorunda değildir.
 
Alıntı:medimagazin.com

24 Mayıs 2011 Salı

Çok eşlilik yasal olsun..

 İŞTE  İKTİDARDAKİ ZİHNİYET.BAŞBAKANIMIZDA YILLARDIR UYGULANAN VE  MİLYONLARCA LİRA HARCANAN  DOĞUM KONTROL  PROGRAMI İLE İLGİLİ  , 17 MAYIS'TAKİ SİNCAN MİTİNGİ'NDE ŞUNLARI SÖYLEMİŞTİ:

 "Bu milleti doğum kontrolü ile dünya sahnesinde yaşlı bir nüfusa sahip olmak için telkinler yaptılar...Yıllarca bu ülkede doğum kontrolünü teşvik ettiler. CHP şimdi aynı şeyi yapıyor. Çünkü bunların tarihi böyle. CHP zihniyeti budur. Batı şu anda çöküyor. Hep nüfus yaşlandığı için. Eğer şu andaki artış hızıyla gidersek 2038'de biz de yaşlı nüfuslar arasına gireceğiz. Sakın bu oyuna gelmeyin en az üç çocuk. Biz devlet olarak tüm tedbirleri aldık alıyoruz."

DAHA  AÇ HALK , DAHA ÇOK CAHİLLİK VE DAHA KOLAY  YÖNETİM..1 PAKET PİRİNCE DEĞİL ARTIK 1  PAKET MENDİLE OY VERİLİR BU ÜLKEDE..BİRŞEYE  İNANMAK İÇİNDE ÖYLE İSPATA FİLAN DA GEREK OLMAZ .ÇÜNKÜ DÜŞÜNEN BİR HALKTA OLMAZ ARTIK..BÖYLE BİR  TOPLUMU İSTEDİKLERİNE EMİNİM..

MERAK EDİYORUM CARİ AÇIK ARTARKEN , İŞSİZLİK ARTARKEN , ENFLASYON SEPETİNİN İÇERİĞİ DEĞİŞTİRİLİP ENFLASYON DÜŞÜK GÖSTERİLİRKEN  ; BU FİKİRLER   TÜRKİYE'Yİ NEREYE ÇIKARABİLİR?

HELE DEMOKRASİ GELDİ DENEN BİR ORTAMDA HALA  MÜZİK TOPLULUKALRININ ÜYELERİ GÖZALTINA VE HAPİSLERE ATILIRKEN , HANGİ DEMOKRASİ BİZE GELMİŞ Kİ?

İNSANLARIN TELEFONLARI DİNLENİRKEN , EVLERİ İZLENİRKEN HANGİ DEMOKRASİ?

BENCE ONLAR OLİGARŞİ VE ARDINDAN TEOKRASİ DİYEMEDİKLERİ İÇİN DEMOKRASİ DİYORLAR...


Fatih ve Eyüp Belediyelerinin danışmanı Davranış Bilimleri Uzmanı Sibel Üresin, çok eşlilik konusunda çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Çok eşliliğin dinde yer aldığını savunan danışman Üresin, bunun yasal olmasını istedi. 

Üresin, çok eşin kızların evde kalma sorunlarını ortadan kaldıracağını öne sürdü.

Habertürk gazetesine konuşan Sibel Üresin, kısaca şunları söyledi:

“Erkek, bir başkasıyla imam nikahı yapacağı zaman karısından izin almak zorunda değil. Ancak 2., 3. ve 4. eşler suistimal ediliyor. ‘Boş ol’ denince kadın ortada kalıyor. Bu nedenle çok eşlilik yasallaşmalı. Yasanın çıkması demek, erkeğin malvarlığına ortak gelmesi demek. Çok eşlilik dinimizde var. Herkes yapamaz ama yapana ‘Niye yaptın?’ diyemezsiniz, şirke girer. Kuran’da var. 

'ERKEK OLSAM, ÇOK EŞLİ OLURDUM'

Zengin, kariyerli, parası olan ve cinsel gücü fazla olan erkek çok eşliliği seçebiliyor. Hiçbir kadın fakir bir adamın ikinci karısı olmaz. Erkek daha cilveli, daha çok gülen, cinsel anlamda kendisini mutlu eden kadına koşuyor. Erkek olsam, çok eşli olurdum.
Çok eşlilikte asıl ağır fatura erkeğe çıkıyor. Madden ve manen zarara uğruyor. Açıkça çok eşli olduğunu itiraf edenleri alkışlıyor ve kutluyorum. 

'KIZLAR EVDE KALMAYACAK'

Çok eşlilik toplumdaki çarpık ilişkileri ve kızların evde kalma sorunlarını ortadan kalkması noktasında da ciddi rol oynayacaktır.
Dayak ve aldatma bana göre boşanma sebebi değil. Türkiye’deki kadınların yüzde 80’i dilinden dayak yiyor. Yatak odasında mutlu olmayan kadın, her durumda problemlidir.
Muhafazakar kesimde kadın evde daha süslü, daha şık. Aileden mutluluğun sağlanmasının bazı şartları var. Kadın kocasına itaat etmeli. Erkek de karısına Allah’ın emaneti olarak davranmalı.” 

Alıntı: ntvmsnbc.com

20 Mayıs 2011 Cuma

Halkı bilgilendirirsen cezayı alırsın

Kocaeli Büyükşehir ve Dilovası Belediye başkanları, sanayi kuruluşlarının yoğun olduğu Dilovası’nda yaptığı son araştırmada ilçede yaşayan annelerin sütü ile bebeklerin dışkısında ağır metaller tespit edildiğini kamuoyuna duyuran Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu hakkında ‘halkı korku ve paniğe sevk ettiği’ gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu.
Şikayeti yerinde bulan savcılık Hamzaoğlu hakkında hazırladığı dosyayı, söz konusu fiilin niteliğinin incelenmesi için rektörlüğe gönderirken, sivil toplum kuruluşları imza kampanyası başlatarak Hamzaoğlu’na sahip çıktı. Şu ana kadar 5 binden fazla imza toplandı.
Prof. Hamzaoğlu, ağır sanayi kuruluşlarının merkezi olan Dilovası’nda 2005’te TBMM Araştırma Komisyonu’nun isteği üzerine bir çalışma yaptı. Bu çalışmaya dayanarak 2006’da rapor hazırlayan komisyon, “Kanserden ölümler ortalamanın 3 kat üstünde, bölgede kapasite artışı durmalı” dedi. Ancak yıllar geçti kapasiteler daha da arttı. Bunun üzerine Hamzaoğlu 2011 başında “Annelerin sütünde ve bebeklerin dışkısında arsenik, cıva gibi metallere rastlandığı” bilgisi içeren son raporunu basınla paylaştı. Ne olduysa bundan sonra oldu.
Başkanlardan suç duyurusu
Kocaeli Büyükşehir ve Dilovası Belediye başkanları ise araştırma sonuçlarının açıklamasının ardından Kocaeli Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak Hamzaoğlu hakkında ‘halkı korku ve paniğe sevk ettiği’ gerekçesiyle şikayette bulundu. Şikayeti yerinde bulan savcılık inceleme başlattı. Hamzaoğlu kendi isteğiyle savcılığa giderek çalışması hakkında bilgi verdi. Savcı, tamamladığı dosyayı söz konusu fiilin incelenmesi için rektörlüğe gönderdi. Rektörlük de 25 Mart 2011’de Hamzaoğlu hakkında ceza soruşturması açtı. Rektörlüğün ceza soruşturmasında görevsizlik kararı vererek dosyayı savcılığa tekrar göndermesi halinde Hamzaoğlu hakkında TCK’nın 213. maddesi uyarınca 2 yıldan 4 yıla kadar hapis istemiyle ceza davası açılabilecek.
Bu arada Kanserle Savaş Daire Başkanlığı da YÖK’e yazı yazarak Hamzaoğlu’nun, yaptığı araştırmalarla kanserle igili halkı yanlış bilgilendirdiğini iddia etti. YÖK’ün söz konusu yazıyı üniversiteye göndermesi üzerine rektörlük ayrıca bir disiplin soruşturması daha başlattı. Hamzaoğlu ceza ve disiplin soruşturmaları ile ilgili yazılı ifade verdi.
“Ortaçağ durumundayız”
Bundan sonraki süreçte üniversitenin alacağı kararı beklediğini belirten Hamzaoğlu, “‘Disiplin ve ceza soruşturmasına yer yoktur’ diye karar çıkabilir. ‘Evet bu suçlar vardır, cezaları bunlardır’ diye bir karar çıkabilir ya da ‘bu dosyanın içeriği üniversite ve YÖK yönetmeliğinin üzerindedir’ denilerek dosya savcılığa iade edilebilir. Bütün bunlar şu andaki YÖK Disiplin Yönetmeliği’nin içindeki olasılıklar” dedi. Hamzaoğlu, hakkında suç duyurusunda bulunulmasıyla ilgili olarak da, “Bununla ilgili özel bir şey demeye değer bulmuyorum. Ortaçağ durumundayız çünkü” ifadesini kullandı.
Araştırmasını kamuoyuna açıkladıktan sonra Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun kendisine ‘şarlatan’ dediği gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduğunu hatırlatan Hamzaoğlu, “Savcı şikayetimi uygun bulup mahkemeye sevk etti” diye konuştu.
Son araştırma
Hamzaoğlu araştırmasının sonuçlarını açıklarken, “Dilovası bölgesinde doğan bebeklerin kakalarında ağır metal çok yüksek. Annelerin de sütlerinde ağır metalin yüksek olduğunu izlemeye başladık. Dilovalılar cehennemde yaşıyorlar. Kandıra ile Dilovası arasında inanılmaz bir fark var. Dilovası ’ndaki anne ve bebekler cehennemin kurbanları. Vücutlarında kadmiyum, alüminyum gibi metaller var. Bunlar insan vücudunda doğal olarak bulunan metaller değildir” demişti.
Kanser üçe katladı
Hamzaoğlu, TBMM’nin isteği üzerine TÜBİTAK ve bazı bilim kuruluşlarıyla birlikte Dilovası’nda kirlilikle ilgili olarak “Endüstri Yoğun Bölgelerde Yaşayanlarda Ölüm Nedenleri: Dilovası Örneği” isimli bir çalışma yapmıştı. Araştırmaya göre; dünyada ve Türkiye’de 100 ölümden 13’ü kanser nedeniyle olurken, Dilovası’nda 100 ölümden 33’ünün sebebinin kanser olduğu belirtildi. 2005’te yapılan araştırmada, bölgede 10 yıl ve üzerinde yaşayanlarda ölme riskinin 10 yıldan daha az yaşayanlara göre 4,5 kat fazla olduğu hesaplanmıştı. Araştırma sonuçları 2006’da Meclis’e sunulan TBMM Dilovası Meclis Araştırma Raporu’nda da yer almıştı. Ancak bölgeye ilişkin somut adımlar atılmamıştı.
TCK Madde 213:
Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak amacıyla hayat, sağlık, vücut veya cinsel dokunulmazlık ya da mal varlığı bakımından alenen tehditte bulunan kişi 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Alıntı: milliyet

Açık lise sınavında açık açık kopya çektiler

Cevap anahtarının sınav gözetmeni öğretmenlerce açık açık verildiği ortaya çıkan Açık Öğretim Lisesi Sınavı’yla ilgili Milli Eğitim Bakanlığı’nca yürütülen soruşturma tamamlandı.

İstanbul, Ankara, Mardin, Ağrı, Batman, Şırnak, Bartın, Şanlıurfa, Siirt, Diyarbakır, Bitlis başta olmak üzere 42 ilde, 669 sınıf ve cezaevi salonunda kopya çekildiği saptandı. 

1 YIL MEN CEZASI 

İlk belirlemelere göre; kopya skandalına adı karışan öğrenci sayısı 10 bin 704 kişiyi, öğretmen sayısı ise 4 ayrı oturumda salon başkanlarıyla birlikte 1338’i buluyor.
Türkiye’de ilk kez toplu kopya verdiği gerekçesiyle 1338 öğretmen ile toplu kopya çektiği saptanan ve sayıları ilk belirlemelere göre; 10 bin 704’e ulaşan öğrenciler, 1 yıl süreyle merkezi sistemle yapılan sınavlara alınmama cezasına çarptırıldı.

"TEHDİT ETTİLER"

Öğretmenlerin ise, sınav günü polisin öğrencilerden cep telefonlarını toplamadığını ve doğru cevapları söylemeleri konusunda bölgenin önde gelenlerince tehdit edildiklerini belirterek, can güvenliklerinin bulunmadığı savunması yaptığı öğrenildi.

MEB Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü merkezi sistemle 15-16 Ocak 2011 tarihlerinde “Açık Öğretim Lisesi ve Mesleki Açık Öğretim Lisesi” sınavlarını yurt genelinde 4 ayrı oturumda gerçekleştirdi. 225 bin öğretmenin sınav gözetmeni olarak görev yaptığı sınava 2 milyon 243 bin öğrenci katıldı. Sınavdan yaklaşık 2 ay sonra Güneydoğu’da bir okulda yapılan ve öğrencilere öğretmenler tarafından açıkça kopya verildiğini gösteren gizli kamera görüntüsü ortaya çıktı.

"YAZABİLDİNİZ Mİ? MÜFETTİŞLER DUYMASIN" 

Habertürk'ün haberine göre; Açık Öğretim Lisesi ve Mesleki Açık Öğretim Lisesi’ndeki görüntüler incelendiğinde öğretmenin cevap anahtarını tek tek okuyup "Cevap anahtarını okuyorum. (...) Yazabildiniz mi? Yazamayan, anlamayan var mı? Çabuk yazın, diğer sınıftaki arkadaşlarınıza da gideceğim. Okulda müfettişler var, duymasın" diye konuştuğu görüldü. 

Sınav merkezine nasıl girebildiği bilinmeyen bir cep telefonuyla gizli kayıt yapılan görüntü ortaya çıkınca, Milli Eğitim Bakanlığı soruşturma başlattı. Merkezi sistemle yapılan “Açık Öğretim Lisesi ve Mesleki Açık Öğretim Lisesi” sınavında, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde olayın yaşandığı okulda girip kopya çeken öğrenciler ve kopya çekilmesine yardım edip göz yumduğu iddia edilen 1338 öğretmen yakın takibe alındı.
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun talimatıyla soruşturmayı derinleştiren Bakanlık müfettişleri, skandalın boyutlarının sanıldığından daha büyük olduğunu ortaya çıkardı.

Alıntı : ntvmsnbc.com

16 Mayıs 2011 Pazartesi

TUS yapıldı...

2011- Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS) İlkbahar Dönemi:
Sınavın Uygulanması
TUS Yabancı Dil Sınavı ilk kez bu yıl, “TUS Yabancı Dil Sınavında Yenilikler” başlığı altında yayımlanan 7 Şubat 2011 tarihli duyuru ile ilan edildiği üzere içeriği de değiştirilerek Pazar günü sabah oturumunda gerçekleştirilmiştir. 
2011-TUS Yabancı Dil Sınavına toplam 4792 aday başvurmuş, sınav 13 binada gerçekleştirilmiştir. Bilim Sınavına ise toplam 12855 aday başvurmuş, sınav 27 binada gerçekleştirilmiştir.
Adayların ve sınav görevlilerinin sınav binasına kimlik kontrolleri yapılarak alınışları, ilk kez elektronik olarak adayların Sınava Giriş Belgeleri ile sınav görevlilerinin Görevli Belgeleri üzerindeki barkod okunarak yapılmıştır.
Sınavlar, çok sayıda salonda kamera ile kayıt altına alınmıştır.
Sınavların ana soru kitapçıkları ile cevap anahtarlarına aşağıdaki bağlantılardan erişilebilir. 
Sınavların sorunsuz gerçekleştirilmesine katkı sağlayan ÖSYM çalışanlarına, sınav görevlilerimize, emniyet güçlerimize ve sınavlara katılan adaylara teşekkür ederiz.
Adaylara ve kamuoyuna duyurulur.

Alıntı: ösym

5 Mayıs 2011 Perşembe

Aynı firmanın ilacını yazan doktora takip...

Hükümet,vatandaşa verilen sağlık hizmetinin kalitesini artırmak, usulsüz faturaların önüne geçebilmek için devrim niteliğinde adım atıyor. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), hastaneleri 25 kategoriye ayırırken, kurumla çalışan 120 bin doktorun da aylık karnesini çıkarmak için özel bir sistem kurdu. Her bir doktorun, aylık kaç hasta muayene ettiği ve yatış verdiği, ameliyat sayısı, hangi ilaç firmasını tercih ettiği, yazdığı reçete, eczanelerin dağılımı gibi ayrıntıların yer aldığı aylık karnesi çıkarılacak. Bu karne her ay ilgili doktora da mail atılacak. Sürekli aynı firmanın ilacını yazan, ya da yazdığı reçete sürekli aynı eczane tarafından ödenen doktorlardan bu durumu izah etmeleri istenecek. Hastane ve doktor şüpheli ameliyatlar, fahiş ilaç faturaları konusunda açıklama yapamazsa, kimlik numarasından bizzat hastaya ulaşılacak. Bu çalışmanın ardından kendi kategorisindeki hastaneye göre faturası kabarık çıkan hastane sorguya alınacak. Harcamalarındaki artışın nedeni sorulacak. SGK Genel Sağlık Sigortası Genel Müdürü Hasan Çağıl, "Hastaların doğru tedavi edilip edilmediği, hastalığın başlangıcından seyrine, kullandığı ilaçlardan düzenli kullanıp kullanmadığına kadar bütün gelişmeler sistem üzerinden izlenecek" dedi. Sahte reçete, gereksiz tetkik ve muayene gibi suistimallerin devlete faturasının yıllık 3 milyar civarında olduğu tahmin ediliyor.

Alıntı : medimagazin.com

3 Mayıs 2011 Salı

İzmir Başkanına sahip çıkıyor


İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yapılan operasyona yönelik tepkiler her geçen gün artıyor. Haftanın ilk gününe operasyon şokuyla uyanan İzmirliler ve Belediye çalışanları, bugün de gösteri yaptı. Basın açıklaması olarak planlanan toplantı Konak Meydanı7nda adeta mitinge dönüştü. Büyükşehir Belediye binasının Saat Kulesi’ne bakan tarafında toplanan binlerce kişiye seslen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, “Eğer bu belediyede bir şey varsa, bir yolsuzluk varsa bir hukuksuzluk varsa onun hesabını ben vereceğim” dedi.

Yağmur altında konuştu


Belediye binası önünde, “En büyük başkan bizim başkan”, “İzmir seninle gurur duyuyor” sloganları atan İzmirlilerin alkışlarıyla karşılanan Aziz Kocaoğlu, belediye bünyesinde taşeronlaşmayı sıfıra indirdiklerini, sadece anayolları değil köy yollarını, tarım yollarını, tarla yollarını ve bahçe yollarını asfaltladıklarını, köylünün, çiftçinin emekçinin yanında oldukları için problemli gözüktüklerini anlattı.


Kocaoğlu, “Eğer siz Bayındırlı çiçek üreticisi ile 5 yıldır anlaşmalı üretim yapıyorsanız, eğer Tire Süt Kooperatifinden aldığınız Küçük Menderes’in hayvancısını desteklediğiniz 160 bin dar gelirli vatandaşın çocuklarına her gün iki litre süt dağıtıyorsanız, eğer siz Bademli'de, Ödemiş'te fidan üreticisi ile anlaşmalı üretim yapıyorsanız, hep mazlumdan yana, hep halkın yararını ama belli zümrelerin çıkarcılarını haksız kazanç sağlamak isteyenlerin yanında değilseniz siz problemsiniz. Eğer siz İzmirli hemşerilerimizin verdiği güvene layık olacağım diye gece gündüz 10 sene içinde İzmir'in tüm altyapı problemlerini bitireceğim derseniz siz problemsiniz” şeklinde imalı konuştu.
Konuşması sırasında sık sık sloganlar ve alkışlar nedeniyle durmak zorunda kalan Kocaoğlu, şöyle devam etti: “Aliağa Menderes hattını belediye kaynakları ile 550 milyon lira harcayarak bitirirseniz siz problemsiniz. Eğer siz Kadifekale kent dönüşümünü 2 bin 500 konutu Uzundere konutlarına taşıyıp, tüm maliyetlerini karşılarsanız siz problemsiniz. Metroya en az 400 500 milyon lira harcayarak kendi gücünüzle yaparsanız siz problemsiniz. Siz belediyecilik tarihinin en büyük kamulaştırmasını 550 milyon liralık kamulaştırmayı proje yapacağım alt geçit yol yapacağım diye kamulaştırırsanız siz problemsiniz.”


Belediyeden 24 görevlinin dünkü operasyonda gözaltına alındığını anımsatan Kocaoğlu, “Gözaltına alınan 24 arkadaşımızdan 10'u serbest bırakılmıştır. Diğer arkadaşlarımızın da bir an önce ifadesi alınarak serbest bırakılmasını arzu ediyoruz, talep ediyoruz. Bu arkadaşlardan birçoğunu tanımıyorum yahut ismini bilmiyorum ama tanıdıklarım, bildiklerim genel sekreterimiz, şirket koordinatörümüz genel sekreter yardımcımız, daire başkanlarımız, bunlar pırıl pırıl insanlardır. Bunların bu kente hizmetten başka hiçbir düşüncesi hiçbir hedefi hiçbir amacı yoktur. Aynı mantık içinde beni nasıl biliyorsanız bende o arkadaşları böyle biliyorum” diye konuştu.


“Hesabı ben veririm”


Daha önce genel seçimlerde İzmir'de Büyükşehir Belediyesini kullanılmaması yönünde açıklama yaptığını anımsatan Kocaoğlu, şunları söyledi: “Bu genel seçimdir, partiler genel politikalarla seçime yürüsünler İzmir Büyükşehir Belediyesini genel seçime alet etmeyin diye uyarıda bulundum. Malum olmuş ki üç gün sonra geldiler. Değerli arkadaşlar eğer adi suç, zimmete para geçirmektir. Ama bu belediyenin bir milyon 120 bin oyla İzmirli hemşerilerimizin yüzde 56,7 oyu ile seçilmiş belediye başkanınızım. Eğer bu belediyede bir şey varsa bir yolsuzluk varsa bir hukuksuzluk varsa onun hesabını ben vereceğim. Benim arkadaşlarımı, mesai arkadaşlarımı bıraksınlar bu belediyenin hesabını bana sorsunlar.”

“Hukuk mücadelesi vereceğiz”


Zamanın İzmirlilere layık olma zamanı olduğunu söyleyen Kocaoğlu, “İzmirli hemşerilerimizin bize güvenini boşa harcamama zamanıdır, çalışma zamanıdır layık olma zamanıdır şimdi. Sizden bir isteğim var herkes işinin başına görevinin başına daha büyük bir istekle daha büyük bir azimle daha büyük bir coşku ile öyle bir çalışacağız ki İzmirli hemşehrilerimize hep birlikte layık olacağız. Bundan sonra sükunetle ama an be an saniye saniye takip ederek arkadaşlarımızın biran önce özgürlüğe kavuşması için hukuk mücadelesi vereceğiz. Adalet mücadelesi vereceğiz insan hakları mücadelesi vereceğiz demokrasi mücadelesi vereceğiz ve İzmir'den dünya aleme demokrasinin ne olduğunu hep beraber öğreteceğiz İzmirlilerle birlikte öğreteceğiz” şeklinde konuştu.

 
Sendikalardan Kocaoğlu’na destek


Belediye İş, Genel İş, Sosyal iş ve Tüm-Bel-Sen temsilcilerinin ortak açıklamasında ise, “Büyükşehir Belediyesi 19 Ocak’tan itibaren aralıksız Sayıştay denetçileri ve mülkiye müfettişlerinin denetimlerine tabi olmuş, herhangi bir usulsüzlüğün tespit edilmediği bir gerçektir. Operasyonun zamanlamasının hukuki değil, siyasi olduğu kanaatini doğurmaktadır. 2009 yerel seçimlerinde AKP, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı ve o zamanki milletvekilinin bile, ‘Ben Aziz Başkan’a cüzdanımı emanet edebilirim’ açıklamasına tüm İzmir kamuoyuna şahit olmuştur. El konulan bilgisayarlar ve belgeler nedeniyle hizmetler aksatılmak istenmektedir ve iş verimini düşürmektedir. Ardı ardına yaşanan skandalları örtbas etmeye çalışan AKP hükümeti, Başbakan ve Cumhurbaşkanı, demokrasinin beşiği İzmir’deki Belediye Başkanı Kocaoğlu ve ekibine de sahip çıkarak kefil olacak mıdır. Bu zihniyet İBB bünyesinde çalışan yaklaşık 20 bin çalışanı zan altına koymuştur. Bu gerekçelerle soruşturmanın bir an önce sonuçlandırılması ve kamuoyuyla paylaşılması gerekmektedir. Emek cephesi olarak belediyenin gerçek sahipleri olan bizler ve İzmir halkı adına, bu işin sonuna kadar takipçisi olacağımızı burada hep birlikte haykırıyoruz” ifadeleri kullanıldı.


Genç’in yerine Raif Canbek bakacak


Başkan Aziz Kocaoğlu miting sonrası belediyedeki üst düzey bürokratlarla bir toplantı yaptı. Toplantıda Kocağlu’nun moralinizi bozmayın çalışmalarınıza devam edin yönünde bir konuşma yaparak, çalışanlarını motive ettiği öğrenildi. Belediye Meclis Salonunda gerçekleştirilen toplantıda Kocaoğlu, Genel Sekreter Pervin Şenel Genç’in yerine Raif Canbek’i n vekalet edeceğini belirtti. Ayrıca bu gün serbest bırakılan Belediye çalışanlarının görevleri başına döndükleri öğrenildi.
Alıntı : egedesonsöz.com - Soner ÇAĞLAR

26 Nisan 2011 Salı

Doktor hakkını arayacak

Kocaköy’de aile hekimi olarak görev yapan Dr. 27 yaşındaki Bahar Tekin, Pazar günü sağlık ocağında acil doktoru olarak görev yaptığı sırada, yatalak bir hastanın evine gitmediği gerekçesiyle ilçe kaymakamı Muhammed Gürbüz tarafından tartaklandığını öne sürdü. Bugün kaymakam hakkında yasal soruşturma başlatılması için Diyarbakır adliyesine gelen Dr. Tekin, yaşadıklarını şöyle anlattı:

"1.5 yıllık doktorum. Kocaköy İlçesi’nde 1 ay önce aile hekimi olarak göreve başladım. Dün pazar günü sağlık ocağında acilde görevliyken, yatalak bir hasta yakını ocağa gelerek evine gitmemi istedi. Ben de acilde görevli olduğumu, hasta muayenelerinin devam ettiğini söyledim. Ancak buna rağmen hasta yakını, Kaymakamla görüştüğünü ve hastasına bakmak üzere evine gitmem konusunda ısrarcı oldu. Ancak görev yerimi terk edemeyeceğimi, terk etmem halinde suç işleyeceğimi söyledikten sonra adam ocaktan ayrıldı. Bir süre sonra hasta muayenesi bittikten sonra yine de ambulansa talimat verdim, hastaya bakmak üzere evine gitmeye karar verdim. Dışarı çıktığımda ’Kaymakam geliyor’ dediler. Kaymakam, gelir gelmez bana vurmaya başladı ve ’Sen bittin, seni açığa aldım’ diyerek dövmeye devam etti. Hem hakaret etti, hem de darp etti."

Diyarbakır Adliyesi’ne gelerek yaşadığı durumu Cumhuriyet Savcısı’na anlattığını dile getiren Dr. Tekin sözlerini şöyle sürdürdü: "İlçenin mülki idare amiri olduğu için prosedürün uygulanması gerekiyormuş. Şimdi avukatımla konuşacağım. Kaymakam, beni döverken ayaklarımla onun darbelerini engellemeye çalıştığım için, hakkımda kendisini darp ettiğim gerekçesiyle dava açmış. Güya ben bir kadın olarak, iri cüseli erkek bir kaymakamı darp etmişim. Kim inanır buna Allah aşkına. Şimdi avukatımla görüşeceğim ve davamdan asla vazgeçmeyeceğim. Bir kadın olarak, erkek bir amirden hem hakeret yedim, hem dayak yedim. Kadına yönelik şiddetin tartışıldığı bir dönemde yaşadıklarım yüzünden psikolojim bozuldu."

Dr. Tekin daha sonra avukatı aracılığıyla suç duyurusunda bulundu.

KAYMAKAM: ASIL DARP EDİLEN BENİM

Kaymakam Muhammed Gürbüz ise, olayların çarptırıldığını ve asıl kendisinin doktor tarafından darp edildiğini iddia etti. Dr. Bahar Tekin’e fiziki temasta asla bulunmadığını savunan Gürbüz, şöyle dedi:
"Dün saat 13.30’da Hükümet Konağı’na gittim, brifing hazırlayacaktım. Bunun için yazı işleri müdürü Naci Akdamar’ı telefonla arayarak bana yardımcı olmasını istedim. Naci bey, babasının ölmek üzere olduğunu ve üzerinde Kuran’ı Kerim okunduğunu bana ifade ederek, ’Gelmezsem olur mu’ dedi. Ben de bir insan olarak elbette ki kabul ettim. Ve Sağlık Grup Başkanı Mehmet Ataş’ı arayarak, bir doktor ve ambulans göndermesini istedim. Bunu da yazı işleri müdürü Naci beye bildirdim. Doktor gidince Naci beyin gelmesini istemiştim. Tekrar aradım Naci beyi, ancak o bana henüz doktor ve ambulansın gelmediğini söyledi. Tekrar Sağlık Grup Başkanı Ataş’ı aradım. Ancak Ataş, ilçede tek doktorun şu an nöbetçi olduğunu, ilçede başka doktor olmadığını söyledi. Ataş, görevli doktora gitmesini söylemesine rağmen, yok ’ambulans yokmuş da şoför yokmuş da’ bu yüzden gitmediğini aktardı bana. Bunun üzerine ben de sinirlendim. Çünkü ölüm düşeğinde bir insan var. Korumalarımla sağlık ocağına gittim. Doktor hanım merdivenlerde oturuyordu, ambulans da oradaydı, şoförü de. Üzerine yürüdüm ama o beni görünce ayağı kalkıp yere düştü. Yerdeyken bana tekmeyle vurdu. Asıl darp edilen benim. Savcılık evrakları henüz tamamlanmadı. Alınacak ifadeler var. Personele fiziki temasta bulunmadım."

Bu arada Diyarbakır Tabipler Odası yaptığı yazılı açıklamada, Dr. Bahar Tekin’in dayak yemesi ve Şırnak’ın İdil İlçesi’nde bir hekimin tutuklanması ile ilgili yarın geniş kapsamlı bir basın açıklaması yapacaklarını duyurdu.

Alıntı :radikal

19 Nisan 2011 Salı

İzmir'de G(ö)REV başarılı....


Hastaların hastanelere gitmeyerek eylemin 'başarılı' geçmesini sağladığı grev renkli görüntülere sahne olurken, yürüyüş ve açıklamalar yağmur altında yapıldı. Yağmur, 'Birleşe birleşe kazanacağız' sloganın 'Islana ıslana kazanacağız' şeklinde atılmasına yol açarken, 'Hasta başına one minute' yazılı pankart dikkat çekti.


Geçtiğimiz günlerde Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEÜTF) asistanlarının yaptığı grev, 'taleplerin kabülü' ile sona erdirilmesinin ardından Türk Tabipleri Birliği'nin çağrısıyla, sendikaların da destek verdiği 'Beyaz Grev'e İzmir'de bu kez tüm eğitim hastanelerinin asistanlarının geniş katılımı damga vurdu. Grev başarıyla gerçekleştirildi. Binlerce sağlık çalışanı iş bırakıp, hastane bahçelerinde taleplerini dile getirdi. Atatürk Eğitim Hastanesi'nde serbest kürsü kurulup hastalar da görüşlerini dile getirirken, şenlik havası yaşandı. Şarkılar türküler eşliğinde dans edip halay çeken sağlık çalışanları sağlık politikalarını sloganlarla, pankartlarla eleştirip, taleplerini dillendirdi. İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Op. Dr. Ercüment Tarcan, genç sağlıkçıları kutlarken, 'Anlayana grevdeyiz, anlamayıp bakana görevdeyiz' sözleri büyük alkış aldı. Mikrobiyoloji Kliniği asistanları hakkında eyleme katıldıkları için tutanak tutulduğu iddiası eylemcilerin tepkisine yol açtı, sloganların yerini 'yuhalamalar' aldı.


Hastanelerde yapılan basın açıklamalarının ardından en az iki bin sağlık çalışanı, beyaz önlükleri ya da grev önlükleri üzerlerinde olduğu halde, yağmur altında Cumhuriyet Meydanı'nda bir araya geldi. Yağmur yağarken, 'birleşe birleşe kazanacağız' sloganını değiştirip 'Islana ıslana kazanacağız' diyen sağlık çalışanları birkaç yüz metre uzaklıktaki Sağlık müdürlüğü önüne yürüdü. Sağlık Bakanlığı'nın temsilcisi İl Sağlık Müdürlüğü bahçesinde onlarca polisin hazır beklediği eylemci sağlık çalışanları taşıdıkları 'Hasta başına one minute', 'Puanları süper maryo toplasın, biz hekimlik yapalım', 'Kapımız 100 hasta, moralimiz yasta', 'Hekimlerin düşmanı Sağlık Bakanı' yazılı pankartlarla, 'Performansın kölesi olmayacağız' 'Sağlık haktır satılamaz?, 'Çok ses tek yürek, bu bilek bükülmeyecek' şeklindeki sloganlarla çok şey anlattılar.


Grev, 'Herkese sağlık, güvenli gelecek; sağlıkta özelleştirmeye karşı iş güvencesi, gelir güvencesi, can güvencesi, mesleki bağımsızlık, her türlü katkı- katılım paylarının kaldırılması' ana talepleriyle gerçekleştirilirken, İl Sağlık Müdürlüğü önünde İzmir tabip odası Başkanı Prof. Dr. Erdener Özer ve SES İzmir Şube Başkanı Dr. Veli Atanur birer konuşma yaptı. Sağlık çalışanları için taleplerinin yanısıra hastalar adına 'Nitelikli, ücretsiz sağlık hizmeti' istediklerini anlatan Özer, 'Bilinsin ki; Bu ülkenin küresel değil, ulusal bir sağlık politikası olana kadar, Sağlıkta Dönüşüm Programı kalkana kadar, tek yürek olarak g(ö)reve devam edeceğiz' dedi.  Konuşmaların ardından sağlık çalışanları greve devam etmek için görev yaptıkları hastanelere döndü. Sağlık çalışanları yarın da iş bırakacak.
Alıntı:egedesonsöz.com

G(ö)rev notları....

Bartın Devlet Hastanesi’nde izinli olanların dışında diğer doktorlar poliklinik hizmeti verirken, eylem yapılacağı duyumları üzerine hastaların hastaneye gelmedikleri görüldü.

Diğer günlere oranla hasta sayısının düşük ve hastane koridorlarının boş olduğu belirtildi. Bartın Devlet Hastanesi Başhekim Vekili Ergin Can, hastanelerinde eyleme katılımın olmadığını söyledi. 

Tüm polikliniklerin hizmet verdiğini anlatan Can, ''Ancak enteresan bir durum var. Doktorlarımız görevlerinin başında, ama hasta sayımız yok denilecek kadar az. Vatandaşların, basından doktorların eylem yapacağı yönündeki haberleri nedeniyle hastaneye gelmediğini düşünüyoruz. Her zaman çok yoğun olan hastane koridorları bugün bomboş. Bizler, görevimizin başındayız ama öyle zannediyorum ki hastalarımız doktorlara destek için muayene olmaya gelmiyor'' dedi. 

ÜCRETSİZ VE NİTELİKLİ SAĞLIK HİZMETİ

Karabük'te sağlık çalışanları, Tam Gün Yasası'nı, performansa dayalı ücret uygulamasını protesto etmek ve özlük haklarının korunması amacıyla iş bırakma eylemi başlattı. Şirinevler Devlet Hastanesi önünde toplanan yaklaşık 100 kişilik grup, alkışlı protesto da bulundu.

Grup adına açıklama yapan Doktor Rıdvan Üney, vatandaşların katkı ve katılım payı ödemeden erişebilecekleri ''Eşit, Ücretsiz, Nitelikli Sağlık Hizmeti'' sunmak istediklerini anlatan Üney, şöyle dedi:
''Biz sağlık çalışanları olarak halkın sağlık hakkını ve taleplerimizi daha güçlü haykırmak, ısrarlı takipçisi olmak için bir araya geldik. Biz, artık iş ve gelir güvenceli çalışalım istiyoruz. İlgili bakanlık ve Sosyal Güvenlik Kurumunun günübirlik uygulamaları ve istekleri nedeniyle hastalarla karşı karşıya kalmayalım. Sağlıklı sistem için önce bu hizmeti sunan çalışanların bedensel ve ruhsal sağlığını koruyalım.''

İŞ GÜVENCESİ, SAĞLIKLI VE GÜVENLİ ÇALIŞMA ORTAMI

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin Polikliniklerinin önünde, Aydın Tabip Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri (SES) Aydın Şubesi tarafından eylem düzenlendi. ADÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyeleri ve eski ADÜ Rektörü Prof. Dr. Şükrü Boylu'nun da destek verdiği eylemde, slogan atılmazken, alkış tutuldu. Aydın Tabip Odası Başkanı Dr. Eralp Atay, burada yaptığı basın açıklamasında, sağlık hizmetinin bir ekip işi olduğunu belirterek, her bir sağlık çalışanının, nitelikli sağlık hizmeti üretimi için çok değerli olduğunu belirtti. Sağlık içindeki her alanın kendisine özgü farklı sorunları ve sıkıntıları olmakla birlikte, ortak sorunlarının da olduğunu vurgulayan Atay, şöyle konuştu: 

''Bugün görevdeyiz. Çünkü çok insani ve ahlaki gerekçelerimiz var. Dahası taleplerimiz bütünüyle karşılanabilir ve gerçekçi taleplerdir. Mesleğimizi etik ilkelerin gösterdiği çerçevede, kanıta dayalı bilimin bilgisi ve tecrübesi ışığında, sadece ve sadece insanların yararını gözeterek, özgürce uygulamak istediğimiz için görevdeyiz. Katkı payı adı altında hastaların ceplerinde para çıkmamasını istediğimiz için görevdeyiz. Bu ülkede başta sağlık çalışanları olmak üzere tüm çalışanlara iş, güvenceli gelir, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamları istediğimiz için görevdeyiz. ''

POLİTİK MANİPÜLASYONLARA ALET ETMEYİN

Adana'da sağlık çalışanları, Tam Gün Yasası'nı, performansa dayalı ücret uygulamasını protesto etmek ve özlük haklarının korunması amacıyla iş bırakma eylemi başlattı. Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi polikliniklerinde toplanan grup, basın açıklamasının ardından araçlarla Dr. Aşkım Tüfekçi Devlet Hastanesi önüne geldi. Burada da bir süre bekleyen grup, havanın yağışlı olmasına rağmen ellerinde pankart ve dövizlerle sloganlar atarak Uğur Mumcu Meydanı'na kadar yürüdü.

Adana-Osmaniye Tabip Odası Başkanı Doç. Dr. Cem Kaan Parsak, burada grup adına yaptığı açıklamada, sağlık çalışanları olarak artık huzur istediklerini söyledi. Anlık politik manipülasyonlara alet edilmeksizin geleceklerini programlayabilmek istediklerini ifade eden Parsak, şunları kaydetti:

''Giderek kötüleşen çalışma koşulları, güvencesiz çalışma biçimlerine zorlanmamız, yapılan yasa ve yönetmeliklerdeki belirsizlik ve hukuksal karşılıklar, durumu daha da karıştıracak olan yasa tasarıları bizleri 19-20 Nisan tarihlerinde sesimizi duyurabilmek için grev yapmaya itti. Meslektaşımız olan üst düzey siyasetçiler söylemlerinde halk ile hekimleri ayrı iki taraf ilan ederek 'ben halkımın yanındayım' mesajı vermektedir. Ancak unutulan nokta şunlardır: Biz sağlık personeli her zaman halkın yanında, onlarla iç içe olduk. Bunu yaparken oy değil, ettiğimiz yemin vardı ilham noktamızda. Türkiye'de yaşayan herkesle ortak, insanca yaşamak istiyoruz. Popülist politikalarla parasal ilişkiler kurulmuş bir sağlık sistemi değil, topluma adanmış mesleklerin onurlu üyeleri olarak mesleğimizi gelecek kaygısı olmadan yapmak istiyoruz.''

ÇALIŞMA BARIŞI BOZULDU

Uşak Tabip Odası Başkanı Dr. Tarkan Amuk ''Hekimlerin çalışma hakkı ve özgürlüğünü ihlal eden düzenlemeler kaldırılmalı'' dedi.

Amuk ve beraberindeki bir grup hekim, Uşak Devlet Hastanesi Bahçesi'nde ''Tam Gün Yasası ve Performansa Dayalı Ücret Uygulamasını'' protesto etmek amacıyla basın açıklaması yaptı. Hekimlerin çalışma haklarının her geçen gün kötüleştiğini, ''Tam Gün Yasası''ile yapılan düzenlemelerin hekimlerin sağlıkta çalışma barışını bozduğunu belirten Amuk, Türk Tabipler Birliği'nin hekimler adına hükümetten talep etiği 15 başlığın bir an önce yerine getirilmesi gerektiğini söyledi. Hekimlerin taleplerinin yerine getirilmemesinin sağlık alanında yeni sorunlara neden olacağını savunan Amuk, şunları kaydetti:

''Taleplerimizin hükümet tarafından yerine getirilmesi için hekimlerimiz 2 gün süreyle iş bırakıyor. Doktorlar 19 ve 20 Nisan'da çalışmayacak. Hekimlerin çalışma hakkı ve özgürlüğünü ihlal eden düzenlemeler kaldırılmalı. Tam gün çalışma konusunda Türk Tabipler Birliği'nin önerdiği düzenleme yapılana dek, 5947 sayılı Tam Günü Yasasıyla ilgili Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda hareket edilmeli. Hekimlere insanca yaşayabilecekleri bir çalışma ortamı sunulmalı. Ayrıca sağlığı ticarileştiren, sağlık hizmetlerini metalaştıran ve sağlık hizmetinin önündeki engel olan bütün katkı ve katılım payları gibi ilave ücretler kaldırılmalı.''

'SÖZLEŞMELİ KÖLE OLMAK İSTEMİYORUZ'

Denizli'de Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastanesi Acil Servis önünde toplanan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Denizli üyelerinin iş bırakma eylemine, Tabip Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisleri Odası ve Türk-İş üyeleri, PAÜ Tıp Fakültesi'nden bazı öğrenciler ile bazı hasta ve hasta yakınları destek verdi.

PAÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servis dışındaki birimler ile Tıp Fakültesi öğrencilerinin katıldığı eylemde, sağlık çalışanları uzun süre halay çekti. Hastaların hastane pencerelerinden izlediği eylemde açılan dövizlerle çalışma şartları protesto edildi.

Denizli Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Örgütlenme Sekreteri Dr. Sefa Gez, yaptığı basın açıklamasında, mesleki bağımsızlık istediklerini belirterek, şunları kaydetti:

''Tanı ve tedavimizi kısıtlayan sosyal güvence kurumunu istemiyoruz. Yanlış teşhis koymamak için uzun saatler boyu çalışmamak istiyoruz. Haftada 56 saatten fazla çalışmak istemiyoruz. Performans sisteminin kaldırılmasını istiyoruz. Hastane anonim şirketine gelen hastayı muayene ve tedavi eden sözleşmeli köle olmak istemiyoruz.''

 ANKARA'DA DURUM

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Konferans Merkezi önünde bir araya gelen sağlık çalışanları, ellerinde ''Yerli, yabancı yok, biz de hekimiz'', ''Performans hasta eder'', ''Uykusuz doktor ölüm demektir'', ''Puanları Mario toplasın'', ''Çok ses, tek yürek, bu bilek bükülmeyecek'' yazılı dövizler taşıdı ve ''Dikkat sağlık tehlikede'', ''Bu iş yerinde grev var '' yazılı pankart açtılar. 
 
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde, hastanede görev yapan asistanlar, öğretim üyeleri ve diğer sağlık çalışanlarıyla tıp fakültesi öğrencilerinin yanı sıra Ankara Tabip Odası yöneticileri, SES üyeleri ve Başkent Hastanesi, Ankara Hastanesi, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesi olmak üzere bazı hastanelerden de katılımcıların olduğu bildirildi. 

''TÜM BUNLARA İTİRAZ EDİYORUZ''

Ankara Tabip Odası Başkanı Bayazıt İlhan, yaptığı konuşmada ''Sağlık Bakanlığının halkın yüzde 70'inin verilen sağlık hizmetinden memnun olduğu'' yönünde açıklama yaptığını belirterek, ''Ankara Tabip Odası'nın araştırmasına göre ise hekimlerin yüzde 73'ü vatandaşa nitelikli sağlık hizmeti veremediğini düşünüyor'' dedi.
Bu iki oranın birbiriyle çelişkili olduğunu belirten İlhan, katılımcılara ''Performans sistemini kabul edecek miyiz, daha çok hasta bakarak mı para kazanmaya çalışacağız, daha çok ameliyat yaparak mı para kazancağız' diye sordu. Katılımcıların ''Hayır'' cevabı üzerine İlhan, emekliliğe yansıyacak bir ücret almak istediklerini, özlük haklarının korunmasını, şiddetten arınmış ortamlarda çalışmayı arzu ettiklerini belirtti. İlhan, ''hekimlerin yüzde 80'inin geleceğinden umutsuz olduğunu'' ifade ederek şunları kaydetti: 

''Hemşirelerin ve taşeron şirketlerde çalışanların durumunu sizler takip edin, sağlıkta kötü şeyler oluyor. Türkiye'de 78 tane tıp fakültesi olmuş, bunların birçoğunda kütüphane, temel bilimler, patoloi, fizyoloji ve anatomi laboratuarı yok. Böyle tıp fakültesi olur mu? Buradan nitelikli hekim yetişir mi? Bu tıp fakülteler bir an önce kapatılmalı ya da öğrenci almayı bırakmalıdır. 2023 programında Türkiye'de hekim sayısı iki katına çıkarılmak isteniyor ama niteliğinden bahsedilmiyor. Birbiri ardına açılan eğitim hastanelerinde hiç ameliyat yapmadan cerrah yetişiyor. Eğitim araştırma hastaneleri 'jet profesörlerin' cirit attığı yerler haline geldi. İnsanlar bir günde profesör oluyor. Böyle profesörlük olur mu? Buna itiraz ediyoruz. Geçen hafta da Ankara İl Sağlık Müdürü yine aynı yöntemle yardımcı doçent oldu. Şimdi de 'jet yardımcı doçentlik' çıktı. Tüm bunlara itiraz ediyoruz ve kabul etmiyoruz.'' 

Üniversite hastanesinde görev yapan öğretim görevlileri de eyleme destek konuşması yaptılar. Asistan hekimler adına konuşan Melike Koşarsoy, ''Sağlıkta Dönüşüm Programı'' adı altında gerçekleştirilen uygulamaların, halk sağlığını ''tehdit ettiğini'' öne sürerek, performansa dayalı ücretlendirmeyle ''hastaya nasıl bakılacağından ziyade kaç hastaya bakıldığının'' dikkate alındığını savundu. 

SES: HASTALARA MÜŞTERİ GÖZÜYLE BAKILIYOR

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri (SES) Hacettepe iş yeri temsilciliği adına açıklama yapan Tülay Erdoğan da ''Sağlık, insan hakkı olmaktan çıkarılmış, üzerinden kar edilecek bir meta haline getirilmiş. Bu programla katkı katılım payları, ilave ödeme, ek ödeme gibi ücretlendirmelerle iktidarın eli, halkın cebinden çıkmamaktadır'' iddiasında bulundu. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile çalışma barışının bozulduğunu öne süren Erdoğan şöyle devam etti: 

''Çalışanlar birbirine rakip haline getirilmiş, hastalara müşteri gözüyle bakılmaya başlanmıştır. Tüm dünyada vazgeçilen performans uygulamasının, kamu sağlık kurumlarında uygulanmasında ısrar edilmektedir. Sağlık çalışanlarının sağlığı, çalışma koşulları ve ücreti esnekleştirilmekte ve kuralsızlaştırılmaktadır.''
Bu arada eylem yapılan alanın karşısındaki duvara asılan ''19-20 Nisan'da grevdeyiz'' yazılı pankartın çıkarılmaya çalışılmasına katılımcılar tepki gösterdi ve pankartı elleriyle tutarak, indirilmesine izin vermedi.
Hacettepe Hastanesi'nde bir araya gelen sağlık çalışanları, diğer hastanelerdeki çalışanlarla buluşmak üzere Numune Hastanesi'ne doğru yürüyüşe geçti. 

Öte yandan Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde eyleme katılımın yoğun, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde ise az olduğu öğrenildi.

Alıntı: ntvmsnbc.com

18 Nisan 2011 Pazartesi

Yarın G(ö)REV var...

TÜRK Tabipleri Birliği ve Ankara Tabip Odası’nın birlikte düzenlediği basın toplantısında 19-20 Nisan günlerinde sağlık çalışanlarının greve gideceği belirtildi. Aile hekimliği uygulamasının başladığı günden bu yana, sağlık ocağı çalışanlarının huzursuz olduğu belirtilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:

“4 Ocak’ta Ankara’da yakılan ateş tüm Türkiye’ye, tüm sağlık çalışanlarına yayıldı. 4 Ocak’tan beri sağlık çalışanları toplantılarda, sokaklarda, mitingte, grevde. Sağlık çalışanlarının yarınını göremediği bir dönemden geçiyoruz.
Türkiye’de işlerin en iyi gittiği alan olduğu sağlık alanı kırmızı alarm veriyor. Bakanlık bu beyaz çığlığı görmezden gelmeye, bastırmaya ve topluma duyurmamaya çalışıyor. Ama buna olanak yok. Sağlıkçılar yedi gün 24 saat bu halkla beraberler. Yıllardır susturulan sağlıkçılar bugün hep birlikte ayağa kalktılar.

Öte yandan Bakanlık da boş durmuyor. Baskıyı artırıyorlar korku duvarını yükseltmeye çalışıyorlar. Hastanelerde şeflere, başhekimlere yazılar gidiyor. Ama biz sağlık çalışanları yüreğimizi ortaya koyduk. Baskının, zorbalığın karşısına yüreklerimizi koyuyoruz. 19-20 Nisan’da her nerde sağlık çalışanı varsa... Orada greve gidiyoruz.

Yanlıştan dön çağrısı

Bizler, tıp fakültelerinin ve üniversitelerin bağımsızlığını geliştirmeye, tıp eğitiminin niteliğini yükseltmeye, fakültelerimizi her türlü yıkıcı saldırıdan korumaya kararlıyız.

İşte bu nedenlerle Hükümet’i, YÖK’ü, Sağlık Bakanlığı’nı bir kez daha uyarıyor ve yapılan yanlışlardan bir an evvel dönmeye çağırıyoruz. Biz kimsenin “maraba”sı değiliz. Biz kimsenin “köle”si değiliz. “Kapıkulu” hiç değiliz. Hakkımız olanı istemeyi de biliriz, nasıl isteyeceğimizi de. 19-20 Nisan’da kamuda, özelde, muayenehanede, üniversitede, işyerinde her nerede hekim varsa, sağlık çalışanı varsa orada, grevdeyiz.”

ATO’dan çarpıcı anket

ANKARA Tabip Odası, başkentte 14 sağlık kuruluşunda, aile hekimleri, özel hastaneler, eğitim araştırma hastaneleri ve tıp fakültelerinde çalışan hekimlere yönelik bir anket düzenledi. 288 hekimin katıldığı ankette çarpıcı sonuçlar ortaya kondu. Hekimlerin yüzde 83’ü aldığı ücretten memnun olmadığını belirtirken, yüzde 62’si de çalışma saatlerinden şikayetçi oldu. Ankete katılanların yüzde 88’i “Geleceğe umutla bakamıyorum” derken, yüzde 83’ü ise halkın yeterli ve nitelikli sağlık hizmeti alamadığını düşünüyor.

Alıntı: hürriyet