29 Ağustos 2011 Pazartesi

TTB'den Tamgün değerlendirmesi

1- Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler:

657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 28. maddesine bir ek yapılarak kamu sağlık kuruluşlarında çalışan hekimlerin mesai dışında muayenehane açarak ya da herhangi bir kuruluşta çalışarak meslek icra etmeleri yasaklanmıştır. Yasak geçiş dönemi hükmü olmadığından 26 Ağustos 2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Esasen Anayasanın 2. maddesi uyarınca Sağlık Bakanlığı’nın bir genel yazı ile bu konuda gerekli geçiş süresini hekimlere tanıması zorunludur. Yasağa ilişkin KHK hükmü Anayasa Mahkemesinin “tam gün” yasasında verdiği iptal kararına ve bu kararda yer verdiği Anayasanın 17 ve 56. maddelerine aykırıdır. Bu yasağın bir sonucu olarak üniversite dışındaki kamu kuruluşlarında çalışan hekimlerin muayenehaneleri il sağlık müdürlükleri tarafından kapatılabilecektir. Yapılan bildirime karşın hekimlerin çalışmalarına devam etmeleri halinde 657 sayılı Kanunun 125. maddesi uyarınca kademe ilerlemesinin durdurulması cezası verilebilir.

KHK’nin bu hükümlerine karşı doğrudan TTB’nin ya da hekimlerin iptal davası açma hakları yoktur. Bu hükümlere karşı Cumhuriyet Halk Partisi 26 Ağustosu takip eden 60 gün içinde Anayasa Mahkemesinde iptal davası açabilir. Memur hekimler muayenehanelerinin kapatılması ya da ceza verilmesi işlemlerine maruz kalmaları halinde bu işlemlere karşı idari yargıda iptal davası açabilir. Bu davada yasağa ilişkin kanun hükmünün anayasaya aykırılığını ileri sürüp, itirazın görüşülmek üzere Anayasa Mahkemesine gönderilmesini isteyebilirler. Bu konuda sürdürülen hazırlıklar kısa sürede üyelerimizle paylaşılacaktır.

2- Kurum hekimleri ve mahalli idarelerde çalışan hekimler:

Kurum tabiplikleri ile mahalli idarelerde çalışan hekimler de üst maddede belirtilen hükümler nedeniyle muayenehane açamayacak ya da özel sağlık kuruluşlarında mesai sonrası çalışamayacaktır. Ancak 1219 Sayılı Yasanın 12. Maddesindeki özel düzenleme nedeniyle işyeri hekimliği yapmaya devam edebileceklerdir.

3-Tıp Fakültesi öğretim elemanları ve öğretim üyeleri:

2547 sayılı Yükseköğretim Yasasının 36. maddesine eklenen bir fıkra ile Öğretim elemanlarının 657 sayılı Yasanın 28. maddesinde belirtilen yasaklara tabi olduğu belirtilmiştir. 2547 sayılı Yasada öğretim elamanı tanımı sorunlu olmakla birlikte yardımcı doçent, doçent ve profesör dışında kalan tıp fakültesinde çalışan hekimler ve tıp uzmanlarının bu kapsamda sayıldığı anlaşılmaktadır. Üniversitelerin mediko sosyal merkezlerinde çalışan hekimler bu kapsama girmemekle birlikte öğretim üyesi de olmadıklarından durumlarına ilişkin sorunlar devam etmektedir.

KHK’ye göre öğretim üyeleri ise yalnızca eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunmak, döner sermaye faaliyetleri kapsamında gelir elde edilen faaliyetlerde bulunmamak yani hastalara tanı ve tedavi hizmeti vermemek ve hiçbir biçimde ek ödeme almamak kaydı ile mesai sonrası sağlık kuruluşlarında ya da muayenehanelerinde çalışabilecektir. İsterlerse 26 Ağustos 2011 tarihinden itibaren iki yıla kadar ücretsiz izin verilebilecektir. Ancak mesai sonrası çalışan öğretim üyelerinin; rektör, dekan, enstitü, yüksekokul ve konservatuar müdürü, bölüm başkanı, anabilim ve bilim dalı başkanı, başhekim ve bunların yardımcısı olmaları yasaklanmıştır.

Öğretim üyelerine yönelik düzenlemeyi Anayasa Mahkemesinin 5947 sayılı Yasa ile getirilen çalışma yasağını iptal ettiği kararına uygun olduğu ileri sürülecektir. Oysa bütünüyle Yüksek Mahkeme kararına aykırıdır. Kararın arkasından dolanılarak Anayasaya aykırı düzenleme yeniden hayata geçirilmiştir.

2547 sayılı Kanun uyarınca Tıp Fakültesi Hastaneleri ‘Uygulama ve Araştırma Merkezi’ statüsündedir. Merkezler Kanunda “Yükseköğretim kurumlarında eğitim öğretimin desteklenmesi amacıyla çeşitli alanların uygulama ihtiyacı ve bazı meslek dallarının hazırlık ve destek faaliyetleri için eğitim-öğretim, uygulama ve araştırmaların sürdürüldüğü yükseköğretim kurumu” olarak tanımlanmıştır. Öğretim üyelerinin tıp fakültesi hastanelerinde sağlık hizmeti vermeleri uygulamalı eğitim öğretim faaliyetidir.

Tıp fakültesi öğretim üyelerinin yapacakları eğitim faaliyetlerinin pek çoğu teorik ders anlatma değil, tıp, tıpta uzmanlık ve yan dal uzmanlık eğitimi gören asistanların uygulamalı olarak yetiştirilmesidir. Tıpta uzmanlık eğitimine ilişkin mevzuatta da tıpta uzmanlık ve yan dal uzmanlık eğitiminin eğitim sorumluları tarafından verileceği, eğitim sorumlularının profesör, doçent ve en az üç yıllık uzman olan yardımcı doçentler olduğu, uzmanlık öğrencisinin, eğitim sorumlusunun gözetim ve denetiminde araştırma ve eğitim çalışmalarında ve sağlık hizmeti sunumunda görev alacağı belirtilmektedir.

Oysa laboratuar işlemleri, poliklinik hizmetleri, her türlü girişimsel işlemler döner sermaye geliri elde edilen işlemlerdir. Bu hizmetlerin bütünü ile üçüncü basamak sağlık hizmeti verilmektedir. KHK ile getirilen düzenlemeye göre mesai sonrası çalışan öğretim üyelerinin ileri sağlık hizmeti sunarak eğitim öğretim faaliyetlerini sürdürmesi yasaklanmak istenmektedir. Bu durum Anayasa Mahkemesinin 5947 sayılı yasaya ilişkin kararını gerekçesinde “Üniversitelerde ders verme öğretim elemanı olarak çalışmanın doğal bir sonucudur. Yükseköğretim kurumlarında 2547 sayılı Yasa’da belirtilen amaç ve ilkelere uygun biçimde önlisans, lisans ve lisansüstü düzeylerde eğitim - öğretim veuygulamalı çalışmalar yapmak ve yaptırmak, proje hazırlıklarını ve seminerleri yönetmek öğretim elemanlarının öncelikli görevleri arasındadır.” tespiti yapılmıştır. Devamında ise “..getirilen bu sınırlamalar, üniversitelerdeki bilim özgürlüğü ve bilimsel özerkliğin gereği olan her türlü bilimsel faaliyeti engelleyici nitelikte olamaz. İptali istenen düzenleme ile üniversitelerin bilim verilerini yaymak, ulusal alanda gelişime ve kalkınmaya destek olmak, ülkeye ve insanlığa hizmet etmek gibi görevlerini yerine getirmesinin engellendiği…Bu durumun Anayasa’nın 130. maddesi ile bağdaşmadığı” sonucuna varılmıştır. KHK ile öğretim üyelerin tıp fakültesinde Anayasanın 130. maddesinden kaynaklanan işlevlerinin ortadan kaldırılmaya çalışılması Anayasaya aykırı bir girişimdir.

Tıp Fakültelerinde mesai sonrası çalışan öğretim üyesi hekimler, Anayasanın 130. maddesi uyarınca öğretim üyesi işlevini yerine getirmeye, uygulamalı olarak ileri sağlık hizmeti vererek tıp, tıpta uzmanlık ve yan dal uzmanlık eğitimi vermeye devam etme hakkına sahiptir. Ancak KHK ile getirilen yasak sonucunu temel işlevlerini yerine getirdikleri için muayenehanelerinin kapatılması, özel sağlık kuruluşlarında çalışma ruhsatlarının iptal edilmesi gibi yaptırımlarla yüzyüze gelebilirler. Bu işlemlere karşı dayanak KHK hükmünün anayasaya aykırılığını ileri sürerek idari yargıda yürütmenin durdurulması istemi ile iptal davası açabilirler. Bu konudaki TTB çalışmaları üyelerimizle paylaşılacaktır.

4- GATA VE TSK’nde çalışan hekimler ve öğretim üyeleri:

KHK ile 2955 sayılı Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kanunun 32. maddesine eklenen fıkra ile GATA öğretim üyelerinin de diğer öğretim üyeleri gibi hasta muayenesi ve tedavisi yapmamak ve ilgili yasalar uyarınca ödenen tazminat ve ek ödemelerden yararlanmamak kaydı ve Genelkurmay Başkanlığının izni ile mesai sonrası meslek icra edebilecekleri düzenlenmiştir. Ancak GATA öğretim üyelerinin askeri öğrenciler, yükümlü erbaş ve erler ile kimi özel gruplar kapsamında değerlendirilen hastalara yönelik sağlık hizmeti verebilecekleri düzenlenmiştir.

1632 Sayılı Askeri Ceza Kanunun Ek 3. maddesinde yer alan Askeri doktorların çalışma saatleri dışında hekimlik yapabileceklerine ilişkin hüküm kaldırılmıştır. 926 Sayılı TSK Personel Kanuna çalışma yasağına ilişkin Ek 27. Madde eklenmiştir. Bunların sonucunda GATA dışında çalışan TSK personeli hekimler mesai sonrası mesleklerini serbest olarak icra etmeleri yasaklanmıştır. Bu hekimler yönünden de bireysel işlemlere karşı anayasaya aykırılık itirazı ile idari yargıda iptal davası açılması olanaklıdır.

5- Özel Sağlık Kuruluşlarında, vakıf üniversitelerinde ve muayenehanelerinde çalışan hekimler:

650 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede bu grupta yer alan hekimlerin çalışma koşullarında değişiklik yapan hükümler yoktur. Sağlık Bakanlığının muayenehanesi olan hekimlerin özel sağlık kuruluşlarında çalışamayacağı veya SGK’lı hasta bakamayacağı veya kadrolu olarak bir özel sağlık kuruluşunda çalışmadan kısmi zamanlı bir özel sağlık kuruluşunda çalışamayacağına ilişkin hukuka aykırı uygulamalarına ilişkin Danıştay ve idare mahkemeleri tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararları bulunmaktadır.Bu kararlara TTB web sayfasından hukuk haberleri bölümünden ulaşmak mümkündür.

Alıntı : ttb.org

28 Ağustos 2011 Pazar

Akdağ: Kimse milletin iradesinin üzerinde değil

Hekimlerin muayenehaneyi ya da devlet hastanesini seçmesine dayanan Tam Gün Yasası yargı engeliyle karşılaşınca, düzenlemeyi kanun hükmünde kararname (KHK) ile geçiren hükümet, KHK’yı “millet iradesi” ile savundu. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, KHK’nın yeniden yargıya taşınması olasılığı için “Hiç kimse milletin iradesinin üzerinde değil” dedi. Türk Tabipleri Birliği (TTB) ise yeni yasama yılına giren TBMM iradesinin KHK ile by-pass edildiğini bildirdi. TTB Başkanı Eriş Bilaloğlu, KHK için, “Yargı ne kadar kaldıysa mücadele edeceğiz” dedi.

‘TTB’nin yetkisi yok’

Yargı tarafından iptal edilen Tam Gün Yasası’nın KHK içinde çıkarılmasıyla ilgili Erzurum’da A.A.’ya açıklama yapan Akdağ, düzenlemenin bir kez daha yargıya götürüleceği tartışmalarının anımsatılması üzerine hiç kimsenin milletin iradesinin üzerinde olmadığını söyledi. Akdağ, şöyle konuştu:
“TTB’nin iptal davası açmak gibi bir yetkisi yok. Onlar CHP ile işbirliği yaparak bu işi yapıyor. Biz, millet muayenehanelere mahkum olmasın, rahatça hizmet alsın diye bunu yapıyoruz. Daha önce de böyle yapmıştık. İstiyoruz ki devletin üniversitesine, devletin hastanesine vatandaş geldiği zaman başka bir adres arama ihtiyacı duymasın.”

‘Vatandaş için yapıyoruz’

Vatandaşın doğrudan gittiği yerden hizmetini alması için kanun yaptıklarını ifade eden Akdağ, “Doğrudan oradan hizmetini alsın. Ben vatandaş olarak bir de muayenehaneye mi taşınacağım, özel hastaneye mi taşınacağım? Ne mecburiyetim var. Biz kanunu bunun için yapıyoruz. Vatandaşlarımız bilsin” dedi. Daha önce de TTB ile CHP’nin, Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı bir kanunu Anayasa Mahkemesi’ne götürdüğünü belirten Akdağ, “O zaman da bir takım sıkıntılar çıkmıştı. Şimdi de Tabipler Birliği ile CHP halka karşı işbirliği yapacaksa kendisi bilir” diye konuştu.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ BAŞKANI:

Yargı ne kadar kaldıysa mücadele edeceğiz...


Türk Tabipleri Birliği Başkanı Eriş Bilaloğlu ise Milliyet’e yaptığı açıklamada, Akdağ’ın, “TTB’nin iptal davası açma yetkisi yok” açıklamaları için, “Türkiye’nin yaşadığı süreç içinde ne yasal, ne hukuki söylemek zor” dedi. Sağlık gibi kritik bir alanda TBMM iradesi yerine KHK ile düzenleme yapılmasını eliştiren Bilaloğlu, “Yeni seçilmiş bir parlamento var. Meclis’in by-pass edildiği bir süreç var. Süreç halkın, Meclis’in haberi olmaksızın yürütülüyor” ifadesini kullandı.
“Rejimin demokratik işlediğine yönelik bir işaret verilmeli” diyen Bilaloğlu, hekimlerin kendilerini ilgilendiren konulara müdahil olacağını, KHK’nın da bu anlamda uzmanlarca incelendiğini söyledi. Yargı alanında gereken adımların atılacağını ifade eden Bilaloğlu, “Yargı ne kadar kaldıysa mücadele edeceğiz” dedi.

Alıntı: milliyet.com.tr

27 Ağustos 2011 Cumartesi

Tam gün gizlice geldi

Binlerce doktoru ilgilendiren tam gün uygulaması resmi gazetede yayımlandı.

Ancak uygulamaya ilişkin düzenlemeler Adalet Bakanlığı'nın teşkilat ve görevleri hakkındaki kanun hükmündeki kararnamenin içine gizlendi. Meslek dernekleri bile resmi gazetedeki düzenlemeyi dün akşam saatlerinde fark edebildi.
Kararnameye göre, üniversite öğretim üyesi, muayenehane açması durumunda kendi üniversitesinde sadece eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunabilecek, hasta bakamayacak ve ameliyat yapamayacak.

Kendi üniversitesi dışında özel bir hastane ya da kendi muayenehanesinde çalışan öğretim üyesine döner sermaye payı verilmeyecek.

Önceden sadece devlet hastaneleri başhekimlerine getirilen bir yasak, üniversitelere de yaygınlaştırıldı. Buna göre başhekimin yanında, rektör, dekan, enstitü, bölüm, anabilim ve bilim dalı başkanları da muayenehane açamayacak. Söz konusu yasaklar bu kararname ile GATA'daki doktorlar için de geçerli kılınıyor.

'YA HASTANE, YA MUAYENEHANE' ZORUNLULUĞU

Kararname ile önceki yargı kararlarının ortadan kaldırıldığını savunan Türk Tabipleri Birliği ise iptal davası açmaya hazırlanıyor.

Tam Gün Yasası, devlet ve üniversite hastanelerinde çalışan doktorlara "ya hastane ya muayenehane" seçme zorunluluğu getiriyordu.

Ancak CHP'nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi yasanın bazı maddelerini iptal edince üniversitede çalışan doktorlara 8 saatlik mesainin ardından muayenehane ya da özel hastanelerde çalışma yolu tekrar açılmıştı.

Alıntı : ntvmsnbc.com

25 Ağustos 2011 Perşembe

SGK ,dediğini yaptı : Doktorlar izleniyorsunuz!!

Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, sağlık hizmeti sunucularında çalışmakta olan hekimlerin tedavilerine ilişkin olarak "hekim hizmet döküm belgesi" hazırladığını duyurdu.

 Sağlık Aktüel'in haberine göre, Sosyal
Güvenlik Kurumu tarafından hazırlanan "hekim hizmet dökümü.html">hizmet dökümü" sağlık hizmeti sunucularında çalışmakta olan hekimlerin 2009 yılı Eylül ayından itibaren yaptıkları tedavilerine ilişkin bilgileri içeriyor.
Hekim hizmet döküm belgesinde, hekimin çalışmakta olduğu sağlık hizmet sunucusu, hekimin ayaktan, yatarak veya günübirlik olarak yaptığı tedavi sayısı ve tutarı, hastane içindeki ve ildeki aynı branş içindeki tutar oranı, hekimin yaptığı tedaviye ait düzenlediği reçete sayısı, reçetede yazılan ilaç sayısı, tutarı ve bulunduğu ildeki pay oranı bilgisi bulunuyor.


 Ayrıca hekim hizmet döküm belgesinde hekim tarafından tedavi sonrası düzenlenen reçetelerin eczanelere göre dağılımı, eczane içindeki toplam reçete adet ve tutara oran bilgileri de yer alacak.

Hekimler bu bilgilere www.turkiye.gov.tr adresinden e-Devlet Kapısı uygulamasından kendilerine ait T.C. Kimlik numarası ve e-Devlet şifreleri ile ulaşabilecekler.
Alıntı:Bültensağlık.com

Bu da oldu...

İstanbul'da bir vatandaş ''ailesinin doktoruna'' , yine aileden sayılan kedisi için serum takmasını istedi.İşte Sağlıkta Dönüşüm....


SANIRIM SÖYLENECEK ŞEYLERİ SİZ SÖYLÜYORSUNUZDUR!!

İzmir'de kızmamıkçık skandalında Bakanlık kaybetti

İzmir'de 'Kızamıkçık aşı kampanyası' kapsamında aşı olup, aşıdan sonra kürtaj olmak zorunda kalan bir anne adayının Sağlık Bakanlığı aleyhine açtığı tazminat davası sonuçlandı. Mahkeme, 'Hizmet kusuru' bulduğu Bakanlığı anne ve baba adayına toplam 15 bin lira manevi tazminat ödemeye mahkum etti.

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şube Başkanı Dr. Veli Atanur, bakanlığın kürtaj nedeniyle alınan bebekler yüzünden anne ve babalardan özür dilemesini istedi.

Dr. Atanur, yönetim kurulu üyeleri Dr. Ergun Demir ve Gülfidan Yıldırım ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, yargıya taşınan kızamıkçık aşısı kampanyasındaki süreci hatırlattı. Dr. Atanur, Temmuz-Ağustos 2009'da 33 ilde kampanya başlatılıp, 18-35 yaş kadınlara aile hekimliklerinde kızamıkçık aşısı yapıldığını vurguladı. Kampanyanın planlaması, yürütülmesi ve sonraki izleme dönemlerinde vahim hatalar yapıldığını, o dönemde Bakanlığı çok uyarmalarına karşın hatalı uygulamanın sürdürüldüğünü belirten Dr. Atanur, şu hatırlatmayı yaptı:

İzmir'de 58 kadın kürtaj oldu

"Gebe kadınlara doğumsal Kızamıkçık Sendromu riski nedeniyle kızamıkçık aşısı yapılmaması ve kızamıkçık aşı uygulaması sonrasında 4 haftalık dönemde gebe kalınmaması gerekirken, yüzlerce gebe kadına kızamıkçık aşısı yapıldı. Gebe kadınlara ve ailelere yeterli danışmanlık hizmet verilmemesi sonucunda gebeler panik içinde kürtaj olarak gebeliklerini sonlandırdı. O dönem toplum sağlığının nasıl hiçe sayıldığını gündeme getirdik, Bakanlığı uyardık. Ama Bakanlık, uygulama hatası sonucu aşı yapılan gebeleri Prenatal (doğum öncesi) tanı merkezi olan referans merkezlerinde izlemek ve danışmanlık hizmeti vermek yerine, konunun medyada yer alması üzerine yaptığı açıklamayla, basını tehdit etmiş, sendikamızı kamuoyunu yanıltmakla suçlamıştı. Hatta Bakanlık İzmir'de aşı yapılan gebe sayısını bile 135 olarak açıklayıp, gerçekleri gizlemişti. CHP Adana Milletvekili Nevin Gaye Erbatur'un yazılı soru önergesi üzerine verilen yanıtta; 33 ilde aşı sırasında gebe olan, ya da aşı olduktan sonra 4 hafta içinde gebe kalan 1554 kişi olduğu, bunların 255'inin İzmir'de olduğu açıklanmıştı. Bunlardan numune alınarak tetkik yapıldığı belirtilirken, İzmir'de 58 kadının bu nedenle küretaj olduğu kaydedilmişti. Bu gebelerden biri yargıya başvurdu ve kazandı."

Acı ve elem çektirildi
Öte yandan, adı açıklanmayan hamilenin kendisi için 100 bin, eşi için 50 bin lira manevi tazminat talebiyle İzmir 4'üncü İdare Mahkemesi'nde açtıkları dava sonuçlandı. Mahkeme heyeti; aşı uygulaması sırasında idarece hasta bilgilendirme ve onama formu oluşturulmadığı, hastaya bu yönde bilgi ve eğitim verildiği hususunun kanıtlanamadığının görüldüğünü bildirdi. Davacı kadının kızamıkçık aşısı uygulanması sonrasında gebe olduğunun anlaşılması üzerine, gebeliğin sonlandırılması zorunda kalınmasında davalı idarenin 'hizmet kusur' bulunduğu ve davacıların bu olay sonucunda bebeklerini kaybetmesi nedeniyle ağır elem ve acı duydukları sonucuna varıldığı belirtilen kararda Bakanlık, anne adayına 10 bin, baba adayına 5 bin lira olmak üzere toplam 15 bin lira manevi tazminat ödemeye mahkum edildi. Dr. Atanur, Bakanlığın vatandaşlara ve bebeklerini kaybeden çiftlere özür borcu olduğunu belirti, sözlerini şöyle tamamladı:

Bakanlığın özür borcu var

"Kızamıkçık aşı uygulamasında vahim hatalar işlenmiştir. Sağlık Bakanlığı'nın ağır ihmali vardır. Bakanlık, bu hatalar zinciri ve olayı örtme gayretleri nedeniyle vatandaşlardan, kürtaj edilerek tahliye edilen bebekler nedeniyle anne ve babalardan özür dilemelidir. SES olarak koruyucu sağlık hizmeti olarak bağışıklama hizmetlerini önemsiyor ve destekliyoruz. Bağışıklama hizmetlerinin Sağlık Ocakları ekibince yürütüldüğü dönemde topluma dayalı uygulamalarla çocuk felci ve kızamık hastalıklarına karşı kazanılan başarıların sürdürülmesi, diğer hastalıklara karşı da yurttaşlarımıza aşı ile önlenebilir hastalık riskinden arınmış ya da olabildiğince azaltılmış ortamda yaşama haklarının teslimi hususunda Sağlık Bakanlığını bilim ve deneyime hürmet etmeye davet ediyoruz."



Alıntı: cnnturk.com

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Aile hekiminin doktor maaşları hakkındaki yorumu...

 MALESEF Kİ DOĞRU VE BU GÜNLER İYİ GÜNLER...KEŞKE HEP BİRLİKTE AİLE HEKİMLİĞİ SİSTEMİNE KARŞI DURUŞ SERGİLENSEYDİ..HERKES BÖYLE AYRIŞMAMIŞ OLACAKTI..MESLEĞİMİZİN ONURUDA AYAKLAR ALTINDA OLAMYACAKTI..


İstanbul'da ki Aile Hekimleri geçiken maaş konusunda haklılar. Naçizane tavsiyem (İstanbul' u bilmiyorum tabii), TSM, 112 veya acil düşünebilirler. Çünkü TSM, 112 ve Acil artık Aile Hekimliğinden daha aşağı ücret almıyor. İstanbul'u bilmiyorum ama diğer illerin ortalaması şöyle: TSM sorumlu hekimi: 4500-4600 TL, TSM sorumlu olmayan hekimi: 3800-4000 TL, 112 Hekimi: 4400-4800 TL, Acil hekimi: 4000-4900 TL.(Maaş-mutemet kaynaklı rakamlar). Üstelik Döner sermayeden hazineye kesilen %15 lik pay , ağustosta %1 e düşürülüyor. Bu rakamlara o yüzden 15 ağustostan itibaren %14 hazineden kazanılan pay ile %4 lük maaş zammınıda ekleyin. En azından her ayın 15 inde maaşın yattığını bileceksiniz. Artık bundan sonra böyle, yani değişmeyecek, TSM hekimi ile Aile hekiminin aylık net geliri birbirine çok yakın olacak. Sağlık Bakanlığından genel müdür yardımcısı sayın Halil Ekinci son toplantısında TSM hekimleri ile ASM hekimlerini bir kuşun kanatları gibi olduğunu her ikisinide bir değerlendirdiklerini açıklamıştı. İleride TSM lerde her ASM için bir hekim temsilci olacak şekilde norm kadro olacak. Bu dolunca TSM ye hekim alınmayacak. O yüzden TSM ye geçmeyi düşünenler acele etmeliler. TSM, 112 ve acil dolunca , dönecek yer olmayacağı için aile hekimliğinde çakılı kalırsınız. Böyle bir durum karşısında da , elbette aile hekimliği ücretleri biraz daha düşebilir. Size verilen ücretten cari gideri çıkın, elinizde kalan net paraya bakın. İşlerinizin yoğunluğunu da kefeye koyun, tartın..

Alıntı :  ailehekimleri.net

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Amy'de 27'ler kulübünde..

Jimi Hendrix, Jim Morrison, Janis Joplin, Kurt Cobain, şimdi de Amy Winehouse... Tüm bu yeteneklerin ortak noktaları, rock müzik alanında devleşmeleri kadar, 27 yaşında hayata gözlerini yummaları. Peki rock yıldızlarının sadece 27 yaşına kadar yaşamalarını nasıl açıklayabiliriz? Rock müziğin ikon yıldızları 27 yaşında, yaşamdan tatmin almayacaklarını ya da yeteneklerinin anlaşılmayacakları izlenimine kapılarak, pes mi ediyor? Yaşamlarının bu döneminde neler belirleyici oluyor? Bu müzik devlerinin biyografilerini incelediğimizde, yaşadıkları arasında paralellik kurmamız mümkün mü? Rock yıldızlarının 27 yaşında ölmesiyle ilgili piskolojik bir teori üretebilir miyiz?

Amy Winehouse’ın yaratıcılığının seviyesinin günümüzün yıldızları Rihanna, Adele ve Lady Gaga’dan farklı bir yönü vardı; Winehouse, diğer pop ve rock yıldızlarına kıyasla daha ‘özgündü’. Ve özgünlüğünün bedelini yaşamıyla ödedi. Sürekli kendi içinde çatışma halindeyken, Twitter’ın ve magazin dergilerinin malzemesi olmak, Winehouse’ın yaratıcılığında bir tıkanma noktasına gelmesine neden oldu. Peki 27 kulübünün diğer rock yıldızlarının tecrübeleri de bu yönde miydi?

Psikopatoloji bilimi tüm zihinsel hastalıkların yıkıcı semptomlardan kaynaklandığını söyler. Freudyen yaklaşıma göre, kontrol edilemeyen, sinirlerin gerilmesine neden olan düşünce ve davranışlar, çalışma ve sosyal ilişkiler kurma kapasitesini etkiler. Bu nedenle bağımlılıklar baş gösterir. Psikolojik ve fiziksel bağlılıklar , kişisel ilişkileri ve kariyer hedeflerinin sekteye uğramasına neden olur.

Hendrix, Howell, Cobain, Joplin ve Winehouse’ın uyuşturucu bağımlılığı sorunu yaşadığını biliyoruz. Doksanlı yıllardaki yıldızların neredeyse tamamı bu problemle mücadele ederken, 2000’li yıllardan sonra yıldızlaşanların ortalama yüzde 30’u uyuşturucu bağımlılığından dolayı rehabilitasyon merkezlerinde tedavi görüyor. Ancak aslı problemler, uyuşturucu kullanmayı bıraktıkları zaman baş gösteriyor. Winehouse, her ne kadar rehabilitasyon merkezinde tedavi görmüş olsa ve ‘temiz’ olduğu söylense de, yoğun bir biçimde alkol kullanıyordu. Aynı zamanda manik- depresif hastalığından dolayı, ilaç tedavisi görüyordu.

Yaşlandıkça konfora alışırız

Psikopatolojide, kişiliğimizin 30 yaşından sonra fazla değişmediğini iddia edilse de kişinin psikolojik gelişiminin, bu dönemden sonra bile geliştiğini biliyoruz. Yaşlandıkça, piskilojik olarak daha dengeli, daha bilinçli, daha uzlaşmacı ve yeni tecrübelere daha kapalı hale geliriz. Bu durumda, yaşlanma yaratıcılık konusunda belirleyici bir kısıtlama getiriyor olabilir. Yaşlandıkça, konfora daha çok bağımlı, daha sıkıcı, daha az yenilikçi ve yaratıcı hale geliyoruz.

Hendrix’ler, Winehouse’lar ya da Morrison’lar, müziklerinde ve özel yaşamlarında hem topluma hem de kendilerine karşı savaş vermek durumunda kalırlar. Asi ve özgür ruhları, yaşadıkları ve kuvvetli ihtimalle içinde bulunmaktan çok da hoşnut olmadıkları dünyayla çatışırken, diğer yandan yaşlanmanın kendi ruhlarında yarattığı konformist etkilerle savaşmak zorunda kalırlar. Şöhrete kavuşunca, kaçmak ya da değiştirmek istedikleri sistemin kölesi haline gelirler. ‘Diğerlerinin’ onları bir marka değeri olarak gördüğünü ve satın aldığını görmek, onları tüketmeye başalr. Tıpkı hayatta olsaydı, Che Guevara’nın uzun yaşaması halinde, zenginlerin üzerinde kendi resmiyle bezeli tişörtleri görüp, ölmek isteyeceği gibi.

Erken yaşta şöhrete kavuşan Amy Winehouse, daha uzun yaşasaydı, bir ikon haline gelecekti. Ancak bu konunun çok da umurunda olacağını düşünmek, pek doğru olmaz. Anarşist bir ruhu olan Amy Winehouse’ın yeteneği ve şöhreti, ruhunun tükenmesine neden oldu. David Guetta ve Black Eye’d Peas gibi ortalama yaratıcılığın hakim olduğu bir müzik endüstrisinde, sektör onun her türlü tuhaf davranışını hem eleştirdi, hem de kabullenerek onu markalaştırma konusunda başarılı oldu. Bu durum tüm 27 yaşında ölen rock yıldızlarının kaderi; çok başarılı olmak, onların sonunu getiriyor.

Alıntı: radikal.com.tr

Acil serviste 1 pratisyen 300 hasta bakıyor


İzmir Vali Yardımcısı İbrahim Ballı başkanlığında gerçekleştirilen İl Koordinasyon Kurulu Toplantısı’nda İl Sağlık Müdürü Mehmet Özkan ile Urla Kaymakamı Şehmus Günaydın’ı karşı karşıya getiren Urla Devlet Hastanesi’ndeki yaşanan doktor krizi hakkında açıklama yapan Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) İzmir Şube Başkanı Veli Atanur, acil serviste 3 doktora değil bir doktora 300 hastanın düştüğünü ifade etti. Kaymakam, Günaydın’ın tepkisinin yerinde olduğunu anlatan Atanur, “İl Sağlık Müdürü Mehmet Özkan, doktor olmasına rağmen konuya duyarlılık konusunda kaymakamın gerisinde kaldı. Bunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Urla’da bir doktor, ayda 10 kez 24 saat esasına dayalı olarak nöbete kalıyor. Hastanede acilinde sadece bir pratisyen hekim var. O da günde 300 hastaya bakıyor” dedi. Sağlık Müdürü Özkan’dan konunun bilimsel olarak açıklanmasını talep etti.

VALİLİK İZİN VERMEDİ


Atanur ayrıca Acil Tıp Teknisyenlerinin eğitimsiz bir şekilde ambulans kullanması konusunda da açıklama yaptı. İl Sağlık Müdürü Mehmet Özkan, 112’den sorumlu İl Sağılık Müdür Yardımcısı Turan Sofuoğlu, Kınık Sağlık Grup Başkanı Turgay Keser hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını anlatan Atanur, valiliğin soruşturma izni vermediğini ifade etti. Ambulansların 4 yıllık üniversite mezunu Acil Tıp Teknisyeni tarafından değil 2 yıllık üniversite mezunu Ambulans ve Acil Bakım Teknikeri (Paramedik) tarafından kullanılması gerektiğini anlatan Atanur, “ Acil olarak hastaneye götürülmesi gereken hastalar ve sağlık çalışanları büyük tehlike yaşıyorlar. Ölümle burun buruna gelen çalışanların feryadını kimse duymuyor. Valiliğin sağlık konusunu suistimal edenleri koruduğunu düşünüyoruz. Valilik yöneticilerin yargılanmalarına izin vermediği için konuyu yargıya taşıyacağız” diye konuştu.

DİNLEMEDİLER


Sağlık gibi önemli bir alanda yapılanların gerçekten dehşet verici boyutlara geldiğini anlatan Atanur,, “Üç günde ambulans sürücüsü olunur mu? dedik, bizi dinlemediler. Kanunsuz emir ile Acil Tıp Teknisyenlerini sürücülük yapmaya zorlamanın 112 acil ambulans çalışanlarını, hastayı ve çevreyi tehlikeye attığını söyledik, yine bizi dinlemediler.Sorunu İzmir İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri ile görüşüp, taleplerimizi ileterek sorunu çözmeye çalıştıysak da sonuç alamadık. Tersine başta Acil Tıp Teknisyenleri olmak üzere 112 çalışanlarına mobbing ile karşılaştık. Acil tıp teknisyenleri için belirtilen ise,süreklilik ifade etmeyen,sadece olağanüstü durumlarda (zorunluluk durumunda geçici) yazılı emir ile geçici görevlendirmeyi içermektedir. Ambulans kazaları ehil olmayan Acil Tıp Teknisyenleri elinde yeni hayatlar söndürmesin. Kanunsuz emrin sorumları yargılansın. 112’ye bir gün herkesin ihtiyacı olacak. Artık yeter” ifadelerini kullandı.

NELER YAŞANMIŞTI


İl Koordinasyon Kurulu Toplantısı’nda söz alan Urla Kaymakamı Şehmus Günaydın Turizm bölgelerindeki nüfusun yaz mevsiminde arttığını anlatarak, “Bazı yerlerdeki sağlık personeli geçici görevlendirme ile geri çekiliyor. İlçemizde de ciddi sıkıntı yaşıyoruz. Günde 300 hastanın geldiği poliklinikte sadece doktor sayısı yeterli değil. Yoğunluktan dolayı tam zamanlı çalıştıkları için tıbbi hatalar meydana gelebilir. Bunların yaz mevsimi gelmedin ayarlanması gerekir” diyerek duruma tepki göstermişti. Vali Yardımcısı Ballı’nın uyarısı üzerine İl Sağlık Müdürü Özkan ise, “Problem olmaz. Günde 300 hasta sıkıntı yaratmaz” ifadelerini kullanmıştı. Bunun üzerine tekrar ayağa kalkan Kaymakam Günaydın, “Eğe sayısı dokuz olması gereken doktoru geri çekip 3’e indirseniz. Sorun yaşanır” diye konuşmuştu. İl Sağlık Müdürü Özkan’ın bu kez “Bana gelen bir yazı yok” sözleri üzerine ise Kaymakam Günaydın, “Gerekli yazıyı yazdık fakat bize cevap bile yazmadınız” diyerek durumu düzeltmeye çalışmıştı.
Alıntı: egedesonsöz.com

112 sisteminde köklü değişim

Sağlık Bakanlığı Acil ve Afetlerde Sağlık Hizmetleri Daire Başkanlığı 81 ilin 112 şube müdürü ve 112 den sorumlu il sağlık müdür yardımcısını Ankara’da toplantıya çağırdı.

Günde 2-3 il ile toplantı yapan bakanlık yetkilileri 112 siteminde yapılacak bir dizi değişiklik ve yenilenme hakkında bilgi verdi.

Buna göre;

  • Sadece çok önemli  noktalarda doktorlu ambulans olacak
  • İstasyon sayısı 2 katına çıkacak
  • Tüm ilçelere A2 tipi istasyon açılacak
  • İlçelerdeki A1 tipi istasyonlar A2 olacak
  • Yeni açılacak istasyonlara 4 paramedik 8 ATT ataması yapılacak
  • 2 ATT’den oluşan 112 ekipleri kurulacak ATT ler tek başına vakaya çıkabilecek
  • Yeni açılacak 112 istasyonları için İl Sağlık Müdürlükleri Eylül ayına kadar hazırlıklarını tamamlayacak. Ekim ayında sadece att ve paramediklerin alınacağı KPSS yerleştirmesi yapılacak.
                                                        Alıntı : medihaber

Yıldırım Beyazıt Ü. Tıp Fak. Atamalarına Yargı Freni..

Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’ne yapılan ‘adrese teslim atamalar’a mahkeme freni. ATO’nun ‘Bu kişiler olacak’ diye noterden tespit ettirdiği 31 ismin atanmasına ilişkin işlem durduruldu. Mahkeme ‘Belli kişiler tarif edilmiş’ dedi
 
26 Ocak’ta 33 kadro için ilana çıkan üniversitenin getirdiği kriterler, birçok hekimin başvuru yapamadan elenmesine yol açmış, ‘adrese teslim’ atama tartışması çıkmıştı. Ankara Tabip Odası (ATO) ve Sağlık Emekçileri Sendikası (SES), atama sonuçları açıklanmadan günler önce notere başvurup 32 kişilik bir listeyi onaylatmıştı. Atanan isimler ATO’nun listesine göre bir fire dışında aynı çıkmıştı. ATO bunun üzerine dava açtı.


- YÖK’TEN İZİN YOK

Ankara 5. İdare Mahkemesi ise 31 atamayı ‘birbirinden ilintisiz şartlarla, belli kişiler tarif edilmiştir’ gerekçesiyle hukuka aykırı buldu, durdurdu. Gerekçeli kararda ek koşulların YÖK’ten izinsiz belirlendiğine dikkat çekildi, şu ifadeler yer aldı:

- OBJEKTİF DEĞİL: ‘Ek koşulu taşımayan adayların başvuru yapmayacağı, objektif değerlendirme imkanının ortadan kalkacağı, ilana şartları tutan kişilerin başvurabildiği açıktır.

- KİŞİLER TARİF EDİLMİŞ: Ek koşul belirleyebilmek için özellikle bilimsel kaliteyi artırmak amacının taşınması gerekir, ancak bunu ortaya koyan
somut bir tespit bulunmamaktadır.
Örneğin çocuk cerrahisi anabilim dalı için ilan edilen 1 doçent kadrosuna deney hayvanları laboratuarı araştırma sertifikası şartının getirilme amacı ortaya konulamamıştır. Birbirinden ilintisiz şartların her bir anabilim dalı için ve akademik unvan için farklı şekilde deneyim süreleri öngörülmesinin kişileri tarif eder nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

- HUKUKA UYARLILIK YOK: İlanda yer alana açıklamalarda hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Telafisi güç zararlar doğabileceğinden atamaların yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.’

- ‘KABIZLIK’ UZMANLIĞI ŞARTTI: İlanda ‘göz hastalıkları’ dalında alınacak akademisyenin ‘hastane kalite değerlendirmesinde sertifikalı olması’ istenmişti. Çocuk cerrahisine atanacak kişi için ‘Erasmus konusunda deneyim’ talep edilmişti. Genel cerrahi için atanacak yardımcı doçentin ise ‘kabızlık cerrahisi’ konusunda uzman olması şartı vardı.

Kararın gereğini yapın

Ankara Tabip Odası Başkanı Bayazıt İlhan, kararın ardından şunları söyledi:
Üniversite rektörlüğü tarafından mahkemeye sunulan yazılı savunmada tabip odası tarafından böyle bir davanın açılamayacağı, odanın böylesi bir davada taraf ehliyetine sahip bulunmadığı dile getirilmiş; ancak iptali istenen ilandaki öznel/subjektif koşul ve belirlemelere dair ise ciddi hiçbir karşı savunmanın yapılamadığı görülmüştür. Karar gereği, üniversitenin Tıp Fakültesi’ne yapılan çok sayıda atamanın hukuki geçerliliği bu an için kalmamış bulunmaktadır. Yargı kararının gereğini yapmak üniversitenin yükümlülüğündedir

Alıntı : medihaber

112 ve SABİM

112 Acil Yardım Ambulansları artık 3 gündür süren 38 °C ateşe,kasıkta oluşan pişiğe gidiyor. Hemde 184 SABİM desteği ile…Vatandaş eğer ambulans talebi yerine getirilmez ise, hemen 184 Sabim – Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezi’ni arıyor veya 10 tane E-Posta gönderiyor.
112 Komuta Kontrol Merkezleri , SABİM baskısı ile ekipleri bu tür vakalara çıkartıyor.

SABİM Nasıl Çalışıyor?

SABİM varlığına esas olan amaç ve hedefleri doğrultusunda 7 gün, 24 saatboyunca,tamamı sağlık personelinden oluşan, sağlık sisteminin işleyişine hakim, sağlık mevzuatı konusunda yeterli bilgilerle donatılmış operatörler, sağlık sisteminin işleyişi ile ilgili her türlü soru, sorun, eleştiri, öneri ve talebi cevaplandırmakta ve kayıt altına almaktadır.

Kayıtlar İncelenmelidir

SABİM’e ait kayıtlarının geriye dönük incelenmesi , bu tür olayların gelişmesini engelleyebilir mi?
Bunu zaman gösterecektir.Ama Temel Sağlık Hizmetleri Daire Başkanlığı başta olmak üzere , bu durum yakından incelenmelidir.

112 Acil Yardım Hizmetlerine yapılan ciddi yatırımlar bu şekilde heba edilmemeli , gereken acil vakalara ambulans gönderilmelidir.Çünkü 3 gündür süren 38 °C ateşe giden bir ekip kendi bölgesinde oluşan trafik kazasına gidememekte,ciddi vakalar zamanında müdahale şansı bulamamaktadır. 

WHO ( Dünya Sağlık Örgütü ) tarafından yayınlanan 32 Acil Parametreye başta SABİM ve 112 KKM’leri uymalı , buna uygun algoritmalar geliştirilmelidir.Her telefona açana bir ambulans gönderme lüksünden bu ülke artık kurtulmalıdır.

Uluslararası 32 Acil Parametre
  1. Şuur Kaybına Neden Olan Her Türlü Durum
2. MI, Aritmi, Hipertansiyon Krizler: Geçirilmekte olan kalp krizi, acil tedavi gerektiren kalp ritmi bozukluğu türleri, kan basıncının beyin kanaması vb. ciddi durumlara yol açabilecek derecede yükselmesi.
3. Zehirlenmeler
4. Ciddi Genel Durum Bozukluğu: Yaşlılık, besin yetersizliği, yetersiz bakım, uzun süren ağır hastalık vb. nedenlerle kişinin sağlığının genel anlamda tehlikeli olabilecek derecede bozulması.
5. Trafik Kazası
6. Ani Felçler
7. Migren ve/veya Kusma, Şuur Kaybıyla Beraber olan Baş ağrıları
8. Astım Krizi, Akut Solunum Problemleri
9. Yüksek Ateş: Zehirlenme, infeksiyon hastalıkları, sıcak çarpması vb. nedenlerle vücut ısısının konvizyona (havale) ya da kalp ritim bozukluklarına yol açabilecek derecede (Ortalama 39,5 °C ve üzeridir) yükselmesi.
10. Ciddi Alerji, Anaflaktik Tablolar: Kalp ritminde bozulma, solunum yollarında tıkanmaya yol açabilecek ciddiyette alerji ya da tansiyon düşmesi durumları.
11. Akut Batın: Mide, bağırsak gibi içi boş organların delinmesi, tıkanması ya da düğümlenmesi, iltihaplanması, vb. gibi acil müdahale gerektiren durumlar.
12. Yüksekten Düşme
13. Ciddi İş Kazaları, Uzuv Kopması
14. Menenjit, Ensefalit, Beyin Absesi: Sinir sistemi fonksiyonları dolayısıyla da yaşamsal fonksiyonları etkileyebilecek, beyin ve beyni çevreleyen zarla ilgili iltihabi, infektif hastalıklar.
15. Elektrik Çarpması
16. Ciddi Göz Yaralanmaları
17. Kurşunlanma, bıçaklanma, kavga, terör, sabotaj, vb
18. Renal Kolik: Böbrek taşlarının yol açtığı, ilerlemesi durumunda idrar yolu ya da böbrek hasarına yol açabilecek şiddetli ağrı oluşturan durum.
19. Akut Psikotik Tablolar: Aşırı saldırganlığa yol açan nörolojik ya da psikolojik rahatsızlıklar.
20. Suda Boğulma
21. İntihar Girişimi
22. Donma, Soğuk Çarpması
23. Isı Çarpması
24. Ciddi Yanıklar
25. Yeni Doğan Komaları
26. Başlamış Doğum Faaliyeti (Su Kesesinin Boşalması)
27. Diabetik ve Üremik Kanama: Diabet (şeker hastalığı) ve böbrek yetersizliğinin neden olduğu bilinç bulanıklığından başlayıp tam bilinç kaybına (koma) kadar girebilecek durumlar.
28. Genel Durum Bozukluğunun Eşlik Ettiği Dializ Hastalığı
29. Akut Masif Kanamalar: Genellikle travma sonucu ortaya çıkan, hayatı tehdit edecek boyutlarda iç veya dış kanamalar.
30. Omurga ve Alt Extremite Kırıkları: Büyük dış veya iç kanamaya yol açan bacak kırıkları ve her türlü omurga kırıkları.
31. Tecavüz
32. Dekompresyon (Dalgıç) Hastalığı: Halk arasında vurgun yemek olarak tabir edilen durum.
Karşılaştığınız problemleri WHO (Dünya Sağlık Örgütü) Türkiye ofisine bildirebilirsiniz.

E-Posta:whotur@euro.who.int Adres:WHO Country Office UN House – Birlik Mahallesi, 2 Cadde No.11
Cankaya, Ankara
Avrupa Birliği için İletişim Bilgileri
 
Alıntı : medihaber

14 Temmuz 2011 Perşembe

Gerekirse yeni kanun yaparız


Akdağ, Danıştay'ın, tıp fakültelerinde öğretim üyesi olarak çalışan doktorların mesai dışında herhangi bir iş yapmalarını engelleyen Sağlık Bakanlığı yönetmeliklerinin ilgili hükümlerinin yürütmesini durduran kararını değerlendirdi.

Bu hususta vatandaşın kafasının karışmamasını isteyen Akdağ, hükümet olarak vatandaşın yanında olduklarını ve olmaya devam edeceklerini söyledi. ''Tam Gün''den hükümetin ve Sağlık Bakanlığı'nın beklentisini anlatan Akdağ, şunları belirtti:

''Kamunun bir hastanesinde ya da sağlık kurumunda çalışan değerli bir hekimin, ayrıca dışarıda, özel bir hastanede çalışmasını doğru bulmuyoruz. Kamuya ait bir kuruluş, ister toplum sağlığı merkezi, ister devlet hastanesi, ister ağız diş sağlığı merkezi, isterse üniversite hastanesi olsun, fark etmez. Bütün bu kuruluşlar milletin vergileriyle ve ödediği primlerle ayakta duran kuruluşlardır. Benim milletimin hiçbir ferdinin bu kuruluşlardan hizmet alırken dışarıda bir yere gidip para ödemesini ya da bu kuruluşların içinde hocaya özel para ödemesini öncelikle siyasetimiz açısından kabul edemeyiz. Bunun için kanun yaptık, CHP Anayasa Mahkemesi'ne gitti, ondan sonra işin içine tabip örgütü Danıştay'ı karıştırdı, vesaire. Ama Danıştay Dava Dairelerinin verdiği son bir karar var.


Bu kararın en son aşamasına doğru gittiğini biz biliyoruz. Ben inanıyorum ki önümüzdeki 2 ay içerisinde hukuk nihai olarak kararını verecek, Danıştay Dava Dairelerinin kararlarıyla durum vatandaşımızın lehine sonuçlanacaktır. Vicdan kabul ediyor mu, devlet veya üniversite hastanesine giden bir vatandaşın dışarıda muayenehaneye ya da özel bir merkeze gitmeye mecbur kalmasını? Neyin peşindeyiz ben anlamıyorum. Evet, hekimler muayenehane çalıştırsınlar, özel hastanede çalışsınlar, biz buna karşı çıkmıyoruz ki. Ama ben soruyorum; Herhangi bir özel hastanede çalışan bir doktorun, başka bir özel hastanede çalışmasına, oraya hasta götürmesine özel hastane izin veriyor mu? Niçin devlet buna izin verecekmiş? Biz milletimizin bu çilesini sonlandırmaya kararlıyız, açık söyleyeyim.''

"HÜKÜMET OLARAK KARARLIYIZ"

Basına da bu konuda görev düştüğünü, neyin vatandaşın hayrına olduğunun neyin olmadığının iyi takip edilmesi gerektiğini ifade eden Sağlık Bakanı Akdağ, bir anket yapılsa, vatandaşın yüzde 95'inin devlet veya üniversite hastanesine hizmet almak için başvurduğunda, ayrıca özel bir hastaneye ya da merkeze gitmek istemediğinin ortaya çıkacağını belirtti.

Alıntı : ntvmsnbc.com