13 Şubat 2014 Perşembe

112 Özelleşmesi Hakkında Bakanlıktan Açıklama


Sağlık Bakanlığı, ’112 acil sağlık hizmet birimlerine ait ambulanslar ve çalışan personelin özelleştirildiği’ öne sürülerek yayınlanan haberlerin gerçekten uzak olduğunu açıkladı.(ne zaman böyle açıklama olsa, bir süre sonra  haber gerçek oluyor)

Bakanlıktan kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacıyla gerçekleştirilen açıklamada, “Söz konusu haberlerde dile getirilen Kocaeli, Bursa ve Ankara illerinde gerçekleştirilen uygulama; hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinin daha etkin bir şekilde verilebilmesine yönelik olarak il sağlık müdürlüklerimizin o yıl için ortaya çıkan ihtiyaç ve taleplerini gidermek amacıyla yalnızca ambulans ya da şoförü ile beraber ambulans kiralaması biçimindedir. Bu kiralama hizmeti için, ihtiyaç ve talep bildiren illere bir sene için müsaade edilmektedir. Bu çerçevede 2013 yılı içinde ülke genelinde toplam 68 şoförlü ambulans hizmet alımına müsaade edilmiştir.” sözlerine yer verildi.

112 ambulansları veya personellerinin taşeron şirketlere verilmesinin söz konusu olmadığına dikkat çekilen açıklamada, “Bu çerçevede görevini yerine getiren ambulanslar da 112 hizmeti vermekte, hizmetten faydalanan vatandaş açısından hiçbir fark olmamakta ve herhangi bir ücret istenmemektedir. Bu ambulansların 24 saat hizmet sunmasında amaç, hizmetin kesintisiz bir şekilde devam etmesidir. 2006 yılında ilan edilen Ambulanslar ve Acil Sağlık Araçları ile Ambulans Hizmetleri Yönetmeliği ‘nin söz konusu maddesi ‘Ambulans servisleri, özel sağlık kuruluşları ile ambulans hizmet alımı için sözleşme imzalanabilir. Ambulans servislerinin hangi bölgelerde ve hangi miktarda kuruluşla sözleşme imzalayabileceği müdürlük tarafından ilgili şubelerden meydana getirilecek bir heyet tarafından tespit edilir.’ biçimindedir. Aynı yönetmelikte ambulans servisi ruhsatlandırma işleminin yalnızca özel ambulanslar için gerçekleştirildiği ifade edilmektedir. Bundan dolayı burada hizmet alımında amaç özel sağlık kuruluşlarının özel ambulans servislerinden ambulans hizmeti temin edilebilmesidir.” cümleleri sarf edildi.

 Alıntı:mynet.com

25 Aralık 2013 Çarşamba

İzmir Vatandaşlarda ''Suriyeli'' Oldu!..


Ülkelerindeki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriyeliler’in sağlık harcamalarından para alınmaması üzerine, İzmirli bazı vatandaşların hastanelere giderek kendilerini Suriyeli olarak tanıttığı ortaya çıktı. Haber Türk Egeli’den Mert Neşet Uslu’nun haberine göre hastaneye gittiğinde ilaç ve muayene parası ödemek istemeyen uyanık vatandaşların, ‘’ Biz Suriyeliyiz, bize bakın ‘’ dediği ifade edildi. Suriyelilerin sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanırken, vatandaşlardan para alınmasının haksızlık olduğunu belirten Türk Sağlık Sen 1 No’lu Şube Başkanı Ahmet Doğruyol, ‘’ Suriyeliler’in para vermediğini duyan vatandaşlarda hastanelerde kendilerini Suriyeli olarak tanıtmaya başladı. Sağlıkçılar bu nedenle zor durumda kaldı’’ dedi.

700 BİN MÜLTECİ

Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye gelen mülteci sayısı 700 bine yaklaşırken, hükümet sığınmacıların sağlık hizmetlerine para ödememesi için harekete geçti. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Başkanlığı’ndan gönderilen yazıda, Suriyeliler’in sağlık harcamalarının Valiliklere faturalandırması istendi. Yapılan bu düzenleme ile Suriyeli vatandaşlar hastanelerden ücret ödemeden yararlanmaya başlarken, İzmirli bazı uyanıklara da gün doğdu. İzmir’de, Suriyeli vatandaşların hastane harcamalarına para ödemediğini öğrenen vatandaşlar, hastanelere giderek kendilerini Suriyeli olarak tanıtmaya başladı. Her gün hastanelere gelen onlarca vatandaşın, ‘’ Biz Suriye’deki savaştan kaçıp geldik. Bize bakın ‘’ dediği öğrenildi. Çoğu vatandaşın hastane personeline kimlik bilgilerini vermek istemediği ve ücretsiz olarak bakılmak için ısrar ettiği öğrenildi.

AYIRT ETMEK ZOR

Suriyeli vatandaşların para ödemediğini duyan kişilerin de kendilerini Suriyeli olarak tanıttığını vurgulayan Türk Sağlık Sen 1 No’lu Şube Başkanı Ahmet Doğruyol, ‘’Sağlık çalışanı arkadaşlarımız, bazı vatandaşların hastaneye gelerek kendilerini Suriyeli olarak tanıttıklarını ve para ödemek istemediğini belirtti. Bir tarafta Suriyelilerden para alınmazken, kendi vatandaşlarımızdan ise alınıyor. Böyle şey olmaz. Yapılan büyük haksızlıktır. Sıkıntıların üstüne bir de bu eklendi. Çalışanlar Suriyelileri ayırt etmeye mi çalışacak? Bu duruma son verilmeli’’ diye konuştu.

VALİLİKLER ÖDEYECEK

Başbakanlık Afet ve Acil Durum Başkanlığı’ndan Valiliklere gönderilen yazıda, şu ifadelere yer verildi: ‘’Geçici koruma altına alından Suriyeli misafirlerin tedavi giderleri Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında faturalandırılacak. Tedavi giderleri sağlık kuruluşlarının bulunduğu ilin valiliklerine faturalandırılacak. İlaç, protez, diş, gözlük, işitme cihazı gibi malzemeler, SUT’ta belirtilen usul ve esaslara göre temin edilecek’’

BÖYLE BİR ŞİKAYET YOK

İzmir Sağlık Müdürü Bediha Türkyılmaz, bazı kişilerin "Suriyeliyim" diyerek hastanelerde ücretsiz muayene olduğu iddiasıyla ilgili kendilerine bu yönde ulaşmış bir şikayetin bulunmadığını bildirdi. Türkyılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kendilerini Suriyeli olarak tanıtan kişilerin ücretsiz sağlık sisteminden yararlandığına yönelik haberin gazetede yer aldığını, bunun üzerine kentteki büyük hastanelerle görüştüklerini bildirdi. İncelemelerinde böyle bir olaya rastlamadıklarını dile getiren Türkyılmaz, "Bize ulaşan herhangi bir şikayet yok. Olsa gereken yapılır" dedi.

Alıntı:egedesonsöz.com

8 Aralık 2013 Pazar

HPV Aşısı SGK tarafından ödenebilir

Genç kız, aşı bedelini almak için SGK’ya başvurdu, Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) listesinde yeralmadığı için ödenemeyeceği yanıtı aldı.

SGK’ye dava açtı

C.D., avukatı Mahmut Dikmen aracılığıyla Ankara 13. İş Mahkemesi’nde dava açtı, dilekçede, “Müvekkilim öğrenci. Sağlık yardımından da faydalanmaktadır. Meme kanserinden sonra, kadınların en çok ölüm yaşadığı rahim kanseridir. Bunun devlet tarafından karşılanması gerekir. Kurumun koruyucu aşı bedelini yasal faizi ile ödenmesi gerekir” denildi. SGK avukatı ise, “Sağlık Bakanlığı’nca tüm sağlık kurum ve kuruluşları tarafından yürütülmesi gereken bağışıklama programları hazırlanmakta ve yürütülmektedir. 2013 için belirlenen takvimde dava konusu HPV aşısı yer almamaktadır. Dava haksız yere açıldığından, reddine karar verilsin” diye itiraz etti.

Yüzde 100 koruma sağlar

Mahkemenin başvurduğu bilirkişinin raporunda ise şu görüş savunuldu: “Aşı rahim kanserinden korunmak amacıyla yaptırılmakta. Davacı aşı için 805.40 TL ödemiştir. Sigorta katkı payı yüzde 20’si 161.080 TL, kurumca karşılanması gereken bedel 644.32 TL’dir. Rahim ağzı kanseri tüm dünyada kadın ölümlerinin sebebi olan kanser türleri içinde en yüksek ölüm sebebi oranına sahip (meme kanserinden sonra) hastalıktır. Aşının henüz cinsel yönden aktif olmamış ve virüsle karşılaşmamış kişilere yapılması halinde yüzde yüz koruma sağladığı ve aşının altı ay içerisinde üç doz yapılması gerekmektedir.”

SAĞLIĞIN ÖNEMİNE VURGU

Raporun gelmesinin ardından yapılan son duruşmada hakim Suat Subaşı, SGK’nın parayı ödemesine karar verdi. Kararda şu ifadeler yeraldı:  “Ana ilke, Anayasa’da ifadesini bulan sosyal devlet ilkesi olup devlet vatandaşlarının sosyal ihtiyaçlarını gidermek zorundadır. Anayasa’nın amir hükmü gereği toplum sağlığını koruyucu tedbirlerin en geniş manada uygulanması gerekir. Burada sınırlandırıcı hükümler getirmek Anayasa’ya aykırı olduğu gibi toplum salığına da tehdit edici sonuçlar doğurur. Rapora göre davaya konu aşının uygulanması bu hastalığın neredeyse yüzde yüz önlenmesine neden olmaktadır. Bu itibarla kurumun bu aşının bedelini ödemesi sonradan bu hastalığa yakalanarak kanser tedavisi gibi pahalı bir tedavi ve masraflarla karşılaşmaya tercih edilmelidir. Toplum sağlığı ve insan hayatı her türlü olumsuz değerlendirmenin üzerinde tutulmalıdır. 644.32 lira aşı bedelinin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davacıya verilmesi, mahkeme masrafları ve avukatlık ücreti 512.80 liranın da kurum tarafından karşılanmasına karar verilmiştir.”

Avukat Dikmen, mahkemenin verdiği kararın örnek olduğunu, bu tür mağdur olanların dava açıp paralarını alabileceklerini söyledi.

Alıntı:hürriyet

''Açılın ben doktorum'' tarih oluyor

Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Bayazıt İlhan, “Mesela yolda bayılan bir hasta var. Doktor önce ambulansı çağıracak, sonra ambulans gelene kadar sınırlı bir şekilde müdahale edebilecek. Ambulans çağırmadan müdahale de yasak. Ambulans geldi ambulans da teknisyen var, ama siz doktorsunuz. Yine müdahale edemezsiniz. Ayrıca  hastanın durumunun acil olmadığı belirtilerek de, doktor müdahalesi yasaya aykırı olarak yorumlanabilir” dedi. Uçaklarda acil durumlarda doktor bulmanın da imkansız hale geleceğini söyleyen İlhan, “Dünya Tabipleri Birliği’nin Genel Sekreteri de, bana bunu hatırlattı. Bu düzenlemeden sonra uçakta ‘doktorum’ dememek, sessiz kalmak daha mı iyi olur acaba diye görüş belirtti” bilgisini verdi.

HAPİS VE PARA CEZASI

Tam günü düzenleyen yasa tasarısında yer alan madde, olağanüstü durumlarda doktor müdahalesini düzenliyor.  Düzenlemeye göre, ‘olağanüstü durumlarda mesleğini icraya yetkili kişilerce acil sağlık hizmeti ulaşana kadar verilecek olan sağlık hizmeti hariç, ruhsatsız olarak sağlık hizmeti sunan veya yetkisiz kişilerce sağlık hizmeti verdirenler, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacak.’ Söz konusu maddenin başta Gezi Parkı olmak üzere eylemlerde hastaları tedavi eden doktorlara yönelik bir madde olarak algılandığını belirten TTB Genel Sekreteri Bayazıt İlhan, bu maddenin günlük yaşama da çok ciddi yansımaları olacağını söyledi. Düzenleme yasalaşırsa, herhangi bir ortamda veya yolda sağlık durumu kötüleşen bir hastaya müdahale etmenin zorlaşacağını belirten İlhan,  “Çünkü bu düzenleme, doktorlara büyük sorumluluk yüklüyor” dedi.

YİNE SİTEDEN YAZIYA BİRKAÇ YORUM:

Okuyucu1:
Haberi okuyunca o kadar güldüm ki! Sanırım halkımız hala doktorların ne hale düştüğünün farkında değil? Benim çalıştığım hastanede dahiliye nöbetçisi arkadaşlar acile konsültasyon giderken ara dayağı yememek için sivil kıyafetle gidiyor. Hasta yakını gibi hasta sedyesine yaklaşıp tahlillerine bakıyor ve konsültasyon notunu yazıp çaktırmadan kaçıyor (abartmıyorum). Ben şahsen poliklinik odasından çıkarken önlüğümü çıkarıyorum, koridorda tamamen sivil dolaşıyorum. Bir de hacı sakalı bıraktım, kimse doktor olduğumu tahmin etmiyor. Tüm bu tedbirlere rağmen yüreğimiz ağzımızda çalışıyoruz. Şu ortamda kronik hastalara steroid ve immunsupresif yazanlar benim gözümde kahraman. Ameliyat yApanlar mücahid, Kemoterapi yapanlara ise söyleyecek övgü kelimesi bulamıyorum. Sevgili yetkililer , bu problemi çözmek için daha kaç doktor düvülecek, yaralanacak veya öldürülecek?

Okuyucu2:
 Ben doktorum diyecek saygınlıkda bir meslekmi bıraktınız.Ben zaten yıllardır mesleğimi söylemiyorum.bir kamu kurumunda Memurum diyorum.Öyle açılın falan diyecek hevesim,heyecanım da kalmadı.....

Alıntı:medimagazin.com

Hekimler Çocuklarının Hekim Olmasını İstemiyor

Samsun Tabip Odası tarafından Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi'nde düzenlenen, "4. Genişletilmiş Hekim Çalıştayı"na; OMÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, İl Sağlık Müdürü Dr. Yusuf Köksal, Samsun Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Uzm. Dr. Hasan Rıza Aydın, Halk Sağlığı Müdürü Uzm. Dr. Ertan Uzun, OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Bekir Selçuk, OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Haydar Şahinoğlu, Samsun Tabip Odası Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mithat Günaydın ve öğretim üyeleri katıldı.

Türkiye'nin çeşitli illerinden 21 tabip odası temsilcisinin katıldığı çalıştayın açılış konuşmasını yapan Samsun Tabip Odası Başkanı Mithat Günaydın, sağlıkta dönüşüm projesinin bir tarafı memnun ederken diğer tarafı mağdur ettiğini savundu. Sağlıkta dönüşümün hekimleri derinden etkilediğini kaydeden Murat Günaydın şöyle konuştu: “Sağlıkta dönüşüm adı altında yapılanlar, uygulayanları ve hastaları memnun etti. Ancak bu dönüşümün başarısında en büyük katkısı olan hekimler, sağlıkta dönüşümün mağduru oldu. Bu dönüşüm, hekimlerin hayatlarını alt üst etti ve bu uygulamalar sanki hekimler sistemin içinde değilmiş gibi planlandı. Sonuç itibariyle mesleğine küsmüş, defansif tıp uygulayan, mutsuz, çocuğunu hekim yapmak istemeyen hekimlerin oranı yüzde 90'lara ulaştı. Sağlıkta dönüşümün hekim ayağı eksik kaldı. Bu çalıştayda çıkan sonuçlara, ilgililerin kulak vermesini istiyoruz. Amacımız üzümü yemek, bağcıyı dövmek değil. Sağlıkta dönüşümde hekimler geri bırakıldı. Sağlık Bakanlığı sağduyulu hekimlerin söylemlerine kulak versin."

Son yıllarda hekimlerin çalışma şartlarının iyileştirilmesinde önemli mesafeler kaydedilmesine rağmen bir yanda da ağır iş yükü altında çalıştıklarını hatırlatan OMÜ Rektör Vekili Hakan Leblebicioğlu ise " Yapılan yeni uygulamalar özellikle performans, tam gün gibi ve sıklıkla değişen uygulamalarla hekimlerimiz, hatta idarecilerimiz de bu sistem içerisinde her zaman yeni bir duruma adapte olmak zorunda kalıyor. Bu açıdan baktığımızda en önemli sorun olarak da performans uygulamasında değişen durumlar ve performans uygulamasını kendi içindeki sorunlar nedeniyle çalışma barışını bozma potansiyeli taşıyor. Hekimler arasında, bir arada ekip çalışması yapması gerekirken, hekimler birbiriyle yarış eden, puan kazanmaya çalışan kişiler durumuna düştü. Öncelikle bu sorunlara çözüm bulunması gerekiyor." dedi.

Açılış konuşmaları sonrası tam gün yasası, üniversitelerdeki sorunların çözüm önerileri, aile hekimlerinin sorunları, kamu hastaneleri birliklerindeki sorunlar ve hekime şiddet konularının ele alındığı oturumlar düzenlendi.

Alıntı.medimagazin.com

Depo Penisilin Üretimine Başlanıyor

Üretici firmanın hammadde tedarikinde sıkıntı olduğu gerekçesiyle üretimi durdurması ve stoklardaki ilaçların tükenmesiyle vatandaş ilacı bulmak için çalmadık kapı bırakmadı. Sağlık Bakanlığı ilacı üretmek için ikinci bir firmaya ruhsat izni verirken, depolarda ‘yok’ denilen 30 bin kutu ilaca İlaç Takip Sistemi üzerinde müdahale etti. İlaçları bloke eden Bakanlık, kamu hastaneleri aracılığı ile dağıtımını yapacak. Yeni ruhsat izin alan Bilim İlaç da önümüzdeki günlerde üretime başlayacak.

Fiyatı ucuz olmasına rağmen hayati bir ilaç olan deposilin özellikle çocuklar için gerekli. Çocuğu için bu ilacı arayan Ş.K., “İlacı bulmamız gerekiyor. Çocuğumun romatizmal ateş atağı geçirmemesi için 3 haftada bir bunu yaptırması gerekiyor. Koruyucu tedavi için kullandığımız bu ilacı bulamıyoruz. Bu çocuklar  ömür boyu kardiyoloji hekimlerince izleniyor ve “depo penisilin” tedavisine titizlikle uyulmalı. Mecburuz.” ifadesini kullanıyor.  K.S. de Türkiye genelinde ilacı aramadığı yerin kalmadığını belirtiyor. Romatizma rahatsızlığı olan eşinin kan değerlerinin yükseldiğini anlatan K.S. düşürülmesi için bu ilacı mutlaka bulması gerektiğini ifade ediyor. 

İlacın en son ekim ayında dağıtımı gerçekleştirilmişti fakat ağustostan beri piyasada bulunmasında sıkıntı yaşanıyor. Firmanın üretimi durdurması üzerine Sağlık Bakanlığı, yurtdışından ilacı getirmeyi planlamış ve ilaç 31 Ekim’de yurtdışı ilaç listesine eklenmişti. Ancak yurtdışı fiyatın yüksekliği, maliyetler ve depolama sıkıntısı buna engel oldu. Bakanlık ek olarak üretim için bir başka firmaya ruhsat verdi.  Bilim İlaç’tan sonra ilk firma İbrahim Etem Ulagay’ın da üretimi başlayacağını açıklaması dikkat çekti. 

Alıntı:medimagazin.com

27 Kasım 2013 Çarşamba

Türkiye'de polio alarmı..(2)


17 Ekim 2013 tarihinde Suriye'de 22 akut flask paralizi (ani felç) tanımlandığı "Laboratuvar olarak vakaların doğrulanmasından sonra Suriye'de bulunan sağlık otoriteleri, salgına karşı korunmak üzere 24 Ekim tarihinde 1 milyon 600 bin çocuğu polio, kızamık, kabakulak ve kızamıkçığa karşı aşılama kararı almıştır. Yapılan incelemeler sonunda bu hastaların 10'unda poliovirus tip 1 (çocuk felci virüsü tip1) ortaya çıkmış. Çocuk felci tanısı konulan olguların çoğu, 2 yaş altında çocuklar olup, çocuk felci aşıları bulunmuyordu. Suriye'de devam etmekte olan savaşın sağlık sisteminde de erozyonlara neden olduğu ve toplumun önemli bir kesimine savaş nedeniyle sağlık hizmetinin ulaştırılamadığı da önemli bir gerçektir. Bu nedenle Suriye'de 2010 yılında yüzde 91 olan aşılanma oranının 2012'de yüzde 68'e düştüğü de tahminler arasında bulunmaktadır. Suriye'deki çocuk felci salgını ve olası diğer enfeksiyon hastalıkları diğer Ortadoğu ülkeleri için bir tehdit oluşturmaktadır. Çok sayıda Suriye vatandaşının komşu ülkelere sığınması, mültecilerin temel sağlık durumlarının bilinmiyor olması mültecileri kabul eden ülkelerde de önemli sağlık sorunları açısından risk oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, çocuk felcine karşı önlem olarak başta Lübnan, Ürdün, Türkiye, Mısır, Irak ve Filistin olmak üzere Kasım ayı itibariyle en az 6-8 ay sürmesi gereken geniş aşılama kampanyası önermektedir.

Sağlık Bakanlığımız bu öneriyi gözönüne alarak Suriye'den gelen mülteci çocukları ile sınır illerimizdeki 0-59 arası yaş bütün çocuklara Şırnak, Şanlıurfa, Mardin, Kilis, Gaziantep ve Hatay illerimiz ile Adana ilimizde 2 tur halinde OPA uygulanmasını kararlaştırmıştır.

Uzmanlar, mültecilerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde yeni doğan bebeklerin bulunduğu ailelere de aşı yapılması gerektiğini belirtmişlerdir. Öncelikli olmak üzere başta çocuk felci aşısının 5 yaş altındaki çocuklara ek doz olarak yapılması, bunun yanı sıra yeni doğan ve henüz aşıları yapılmamış bebekleri koruyabilmek için bu bebeklerin olduğu evlerde yaşayan erişkinlerin de aşılanması gerekmektedir. Henüz aşılanmamış bebeklerin korunması ancak ebeveyn aşılaması ile mümkün olabilecektir.

Erişkinler :
18 yaş ve daha büyük birçok erişkin, çocukken aşılandıkları için çocuk felci aşısına ihtiyaç hissetmezler. Fakat bazı erişkinler yüksek risk altındadır ve bunlar için çocuk felci aşılaması düşünülmelidir:
(1) çocuk felcinin sık görüldüğü yerlere seyahat edenler,
(2) çocuk felci virüsüyle temas edebilecek laboratuar çalışanları ve
(3) çocuk felci olabilecek hastaları tedavi edecek sağlık çalışanları.
Bu üç grupta olupta çocuk felcine karşı hiç aşılanmamış olanlara 3 doz IPV yapılmalıdırlar :
İlk iki doz 1-2 ay arayla, Üçüncü doz ikinciden 6-12 ay sonra.
Bu üç gruptaki erişkinlerden geçmişte çocuk felci aşısının 1 veya 2 dozunu almış olanlar geriye kalan 1 veya 2 dozu da almalıdırlar.

Şu an piyasada özellikle büyüklere yapabileceğimiz tekli IPV polio aşısı yoktur. Adacel Polio adında kas içi yapılan dörtlü bir aşı bulunmaktadır. Bebek ve çocuklara kullandığımız OPV aşısının erişkin dozları hakkında bilimsel yayınlarda bilgiye rastlanılmamakla beraber iki damla olarak verilmesi yeterli görülmektedir. İnaktive çocuk felci aşısı öldürülmüş çocuk felci virüslerini içerdiği için felce yol açmaz. Kas içi yapılır. IPV aşısı çok güvenilir bir aşıdır; şu ana kadar hiç ciddi yan etki bildirilmemiştir. OPV canlı zayıflatılmış çocuk felci virüslerini içermektedir. Özellikle ilk dozlarda olmak üzere 720.000 dozda 1 çocukta aşıya bağlı felce neden olabilmektedir. OPV aşısı toplumsal bağışıklığın sağlanmasında önemli bir rol oynadığı için kullanılması gerekmektedir. Aşıya bağlı riski önlemek için özellikle ilk iki dozda IPV daha sonraki dozlarda OPV kullanılması önerilmektedir.

ADACEL POLIO, en az 3 yaşındaki çocuklar, ergenler veya yetişkinler içindir. 3 yaşın altındaki çocuklar için uygun değildir. Bu aşı üç yaşından itibaren çocuklarda, ergenlerde ve yetişkinlerde difteri, tetanoz, boğmaca (pertusis) ve çocuk felcine (polio) karşı korunmayı desteklemek üzere kullanılmaktadır. İlk aşılama için kullanılmaz. Tüm yaş gruplarına 0,5 mL'lik tek bir doz kas içi uygulanır. ADACEL POLIO almadan önce sizin veya çocuğunuzun difteri, tetanoz ve çocuk felci aşılarının ilk aşılamalarını tam olarak almış olması gerekmektedir.

Savaşta ölen ve yaralanan insanlara , salgın hastalıkların yarattığı ölüm ve sakatlık durumlarına mı üzüleceksin, savaştan hiçbir çıkarı olmayan ülkemin insanlarının , bebe ve çocuklarının girdiği riski mi düşüneceksin ? Biz yıllarca ülkemizde polio ve kızamık eradikasyonu çalışmalarını başarı ile yaptık. 21 Haziran 2002 tarihinde Kopenhag'da düzenlenen Avrupa Bölgesi Polio Sertifikasyon Komisyonu toplantısında ülkemizin de içinde bulunduğu DSÖ Avrupa Bölgesi'nin poliomyelitten arındırıldığı belgelendirilmişti. Şimdi vahşi mi, yahşi mi olacağı bilinmeyen virüslerin yaratabileceği salgınlar karşısında tekrar tetikte olacak, eradikasyonunu sağladığımız bir hastalığın kızamık gibi vaka artışını engellemek için kampanyalar yapmak zorunda kalacağız. Bu kadar emek ve masrafın karşılığını kim ,nasıl ödeyecek ?

Suriyedeki savaşa destek verenler, kışkırtanlar, yardım edenler için belki bu dünyada bir ceza bulunamayacak ve verilemeyecektir ama bunun sorumluları ergeç bir yerlerde hesabını vereceklerdir.

Dr. Recep KOÇ
İSTAHED Hukuk komisyonu

Alıntı:İSTAHED

Menemen Devlet Hastanesi'nde acil servis hekimine saldırı


Edinilen bilgilere göre, bir hafta önce acil servise gelen ve ortopedi servisine yatmak isteyen Y.K'nın (18) bu talebi nöbetçi doktor Ali Rıza Deniz tarafından gerekli görülmediği için reddedildi.

Doktor Deniz ile hastanenin güvenlik görevlilerine küfür ettiği ve tehditler savurduğu öne sürülen Y.K, polis tarafından gözaltına alındıktan sonra savcılık tarafından serbest bırakıldı.
Bir hafta sonra nöbeti bitiminde doktorun otomobiline doğru koşarak elindeki bıçağı fırlattığı iddia edilen Y.K, aynı günün akşamı bir daha hastaneye geldiğinde gözaltına alındı. Y.K. sevk edildiği mahkemece tutuklandı.

Doktor Ali Rıza Deniz, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, pazar günü sabah saatlerinde Menemen Devlet Hastanesi acil servisine gelen Y.K’nın burada güvenlik görevlilerine ve kendisine yeniden küfür ederek tehditler savurduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Bir hafta önceden gelen husumetle pazar sabahı ben nöbetçiyken acil servise yeniden geldi. Güvenlik görevlileri ve bana küfür edip tehditler savurdu. Sonra güvenlik güçleri gelmeden kaçtı. Nöbetimin bitiminde hastane güvenliği nezaretinde aracıma bindim ve evime gitmek için yola çıktım. Hastaneden 100 metre ileride kaymakamlık lojmanının önünden geçerken yola çıkarak üzerime koştuğunu gördüm. Hızlanarak solundan geçerken elindeki bıçağı bana fırlattı. Şans eseri bıçak arka cama isabet etti. Camı kırarak arka koltuğa düştü. Polise haber verdim. Şahıs polis gelene kadar kaçtı. Akşam saatlerinde bir daha hastaneye gelmiş ve ‘Doktoru bıçaklamaya, deşmeye geldim’ diye bağırmış. Hastane polisi hemen gözaltına almış.”

"HER AY BİN SAĞLIK ÇALIŞANI ŞİDDETE MARUZ KALIYOR”


İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Mete Güzelant, AA muhabirine yaptığı açıklamada, resmi verilere göre ayda bin sağlık çalışanının şiddete maruz kaldığına işaret ederek "Bunun bir parçası olarak Ali Rıza Deniz arkadaşımız da böyle bir saldırıya uğradı. Bir hekimin bir hastaya 'Polikliniğe git' demesinin karşılığı bu değil. Küfür, hakaret, bıçak çekme ve öldürmeye teşebbüs olmamalı. Hastane acillerinde acil olmayanların çoğunlukta olduğu bir yapı var. İşini erken halletmek isteyen veya 5 lira katkı payı vermek istemeyen acilden giriyor. Buradaki karmaşada gerçek aciller gözden kaçıyor. Bu tip şiddet olaylarında artışların yaşanma sebeplerinden biri de bu. Böyle şiddet olaylarının faillerine verilebilecek en büyük cezanın verilmesi ve bu tip olayların önüne geçilmesini istiyoruz” diye konuştu.

Alıntı:AA

Pratisyen hekimler , aile hekimi olduktan sonra halk tarafından muhatap alındı

Dr. Şevki Gülay, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun pratisyen hekimlerin kale alınmazken, aile hekimliği sayesinde halkla birebir muhatap haline geldiğini söylediğini iddia ederek tepki gösterdi.

Türkiye’de hekimliğin tarihi sürecinde hep pratisyen hekimlerin olduğunu ve olmaya da devam ettiğini belirten Gülay, “Geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanımızın bir sözü medyada yer buldu. Bakanımızın ‘yaklaşık 22 bin aile hekiminin daha önce pratisyen doktorken halk tarafından muhatap alınmadığını, aile hekimi olduktan sonra muhatap alınır hale geldiğini’ söylediği yazıldı. Tüm pratisyen hekimler bu ifadeyi okuduktan sonra inanmak istemedi. Bunu ‘Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanı söylemiş olamaz’ diye düşündük. Bakanımız değil de bir başkası söylemiş olsa bakanımızın karşı çıkıp düzeltmesi gereken bir ifadeyi ne yazık ki bakanımız bizzat kendisi söylemişti. Türkiye’de hekimliğin tarihi sürecinde hep pratisyen hekimler olmuştur ve olmaya devam edecektir. Geçmişten günümüze pratisyen hekimler Türk sağlık sistemi içerisinde çok önemli ve ağır görevleri başarıyla yerine getirmişlerdir. Bu görevleri yerine getirirken de asla halkımız tarafından ‘muhatap alınmama’ gibi bir durumla karşılaşmamışlardır. Tam tersine pratisyen hekimler sağlık sisteminin halka en yakın noktasında olmuşlar ve halkla en çok muhatap olunan bir konumda yer almışlardır” dedi.

Geçmişte ve halen acillerin hemen hemen hepsinde görev yapan binlerce pratisyen hekimlere çok yoğun hasta müracaatlarının olduğunu ifade eden Gülay, “Bu hastaların yüzde 80 kadarı poliklinik hastasıdır. Bu insanlar değer vermedikleri, muhatap almadıkları için mi bu kadar acillere başvurmaktadır? Halkımıza yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin hemen tamamı birinci basamak ve pratisyen hekimlerce yürütülmüştür ve yürütülmektedir. İnsanımızın birçoğu ‘doktorum bizi hastanelere gönderme. Sorunumuzu sen çöz’ ifadesini bizlere kullanırken muhatap almadıkları için mi böyle söylemektedirler? Aile hekimliği birinci basamak modelidir. Bizler de bu modeli savunuyor ve daha iyiye gitmesi için çaba sarf ediyoruz. Ancak Türkiye’deki aile hekimlerinin çok az bir kısmı hariç tamamına yakını pratisyen hekimdir. Bizlerin aile hekimliği bir tek kağıda atacağımız imza ile son bulabilir. Bakanımızın ifadesi bize göre, ne kadar acıdır ki şahsi düşüncesidir. Halkımız kesinlikle bu görüşte değildir. Bu ifade Bakanımızın birinci basamağı, pratisyen hekimliğini doğru anlamaktan ne kadar uzak olduğunun göstergesidir. Şimdi halkımıza soruyorum, aile hekiminizi tanıyorsunuz. Hekiminiz aile hekimliğini bırakırsa o kişiyi artık muhatap almaz mısınız? Acil servislere gittiğinizde ‘bana pratisyen hekim bakmasın’ der misiniz? Bakanımızın ifadelerini tekrar değerlendirmeyi öneririm. Hele de Türkiye’nin sağlığının başındaki kişi olarak buna mecburdur” diye konuştu.

Alıntı:medimagazin.com

20 Kasım 2013 Çarşamba

Türkiye'de polio alarmı verildi mi?



İTO yöneticilerinden ve Birgün gazetesi yazarı Dr. Osman Öztürk'ün yazısı:

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu,  6 Kasım’da Sağlık Bakanlığı’na müracaat etmiş.


Özetle…


Ülkemizde son polio vakası 1998’de görülmüştü.


Dünya Sağlık Örgütü, 29 Ekim 2013’te, Suriye’de polio virüsünün varlığını ve buna bağlı vakalar olduğunu açıkladı.


Ülkemiz poliovirüs importasyon riski altındadır.


Şırnak, Şanlıurfa, Mardin, Gaziantep, Kilis, Hatay ve Adana’da tüm nüfusa…
 

Ayrıca…
Suriyelilerin yerleştirildiği Malatya, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Adıyaman’da, kamplardaki Suriyeli çocuklara da…
 

İlaveten…
Kamp dışında yaşayan Suriyelilerin bulunduğu tüm illerdeki Suriyeli çocuklara…
İki tur aşı yapılacaktır.
 

8 Kasım’da da Valiliklere yazı…
Bu on bir ilin haricinde kamp dışında yaşayan Suriyelilerin bulunduğu bilinen tüm illerde 0-59 ay yaş grubu Suriyeli ve diğer yabancı uyruklu (Afgan, Somalili, vb.) çocukların bulunduğu bölgeler tespit edilip, bu yerlerdeki kendi vatandaşlarımız da dahil olacak şekilde, aşı uygulanması.
 

Yani?..
 

Polio alarmı!..

Polio, çocuk felci yani.
 

Mecburi hizmet yıllarımda, Antep’in köylerinde ayaklarını sürüyerek yürüyenlerin çokluğunu görünce anlamıştım ne kadar yaygın olduğunu.
Nasıl olmasın ki?..
Aşıyı dirhemle verirdi Sağlık Müdürlüğü.
Vermeden önce de yazı gönderirdi…
İhtiyacınızı, sadece 0-12 ay arasındaki çocuklara aşı yapılacak şekilde hesaplayıp gönderin…
Bir yaşını geçmiş çocukları kaderlerine terk edin!..
Aynen böyle yazarlardı.
Ben, söyledikleri hesabı yapar, sonra ikiyle çarpar, aşılarımı kavga dövüş alır, bütün köyleri dolaşırdım.
Bizimkiler bitince, aşı aracını bırakmaz, doktoru olmayan komşu sağlık ocağının köylerine de giderdim.

"Gene de korktuğumun başıma gelmesinden kaçamadım.
İki yaşındaydı…
İlkin, iki gün önce getirmişlerdi muayeneye.
Ateş, öksürük, nezle, grip, soğuk algınlığı…
Çocuk felcini de düşünmüş, aşılarını sormuş, kas muayenesini yapmış…
Bulgular normal çıkınca ateş düşürücü, ağrı kesici şuruplar vermiştim.
(Köyün varlıklılarından olan aile, benim toyluğuma güvenmemiş olacak, bir de Antep’te bir çocuk doktoruna götürmüş…
O da aynı teşhisle benzer ilaçları yazmıştı.)
Ve o küçücük beden, şimdi karşımda biçare yatıyor, ateşler içinde yanıyor, kasları artık tutmuyor, nefes alabilmek için çırpınıyor, kıvranıyordu.
Çocuk felci!..
Önce Antep’e, oradan yoğun bakım için Adana’ya...
Birkaç gün sonra da kötü haber.
Ne zaman polio bahsi geçse, acısı aklıma düşer hâlâ."


Çok değil bir süre sonra bizler de bu hikayelier anlatacağız. Nasıl bugün bir ''kızarıklık- döküntü - ateş''görsek aklımıza kızamık geliyorsa yarın öbür gün de benzer şeyler aklımıza gelecek. Geçen haftalarda bir arkadaşımız facebook'da yazmıştı galiba. Garip bir ÜSYE salgını var, ishalli kusmalı diye. ''O ne biçim ÜSYE ''diyenler ''adenovirüstür'' diye düşünenler oldu. Adenovirüslere rotalara alışmıştık, onların klinik tablolarını öğrenmiş müdahale etmeyi biliyorduk. Ama arkadaşlarımız bu başka görünüyor dediğinde aklımıza da bunlar geldi. Ama sonra geçen hafta bir haber düştü. Suriye'de çocuk felci, Dünya Sağlık Örgütü komşu ülkelerde aşılama kampanyası başlatıyor. http://www.trthaber.com/haber/dunya/unicef-tarihteki-en-buyuk-kampanyayi-baslatti-107732.html bakın haber TRT'de.

Cumartesi günü Suriye sınırından yakın zamanda dönmüş halk sağlığı uzmanı bir arkadaşımla sohbet ederken bir ışık yandı:

''Bu garip virüs polio olmasın''.

Olabilir olmayabilir ama aklıma düşen bu sorunun nedeni içine düştüğümüz dünya. Yanı başımızda bir ülke 15.000 hekimi ülkeyi terk etmiş ve bizim ülkemiz o ülkeye ilaç değil başka başka şeyler taşıyor. İleri demokrasi... Doğru ya belki ileri demokrasi taşıyoruzdur, demokrasinin beşiği İngiltere'nin zamanında bizim ülkemize taşımaya çalıştığı gibi ya da yakınlarda Irak'a taşıdığı gibi. Çocuk felcinin aynen bizim ülkemizde olduğu gibi 10 yıldan uzun süredir görülmediği Suriye'de çocuklar kızamıktan sonra çocuk felcinden de ölmeye başladılar. Virüs vize tanımıyor hele ki sınırlarınız Keşmir eyaletine dönmüşse. Bu sene gelen ÜSYE'lerimde kızamık bakıyorum çocuğun çevrede viral hastalık var mı, yakın zamanda hastaneye gitmiş mi filan. Kendimce bir eylem planım var. Kızamığa alıştık şimdi çocuk felcine alışacağım.


Ateş... öksürük... burun akıntısı... ishal, karın ağrısı. Polio olabilir arkadaşlar ya da çocuk felci.Benim gibi 90 sonlarında mezun olmuşlar için 4. sınıf pediatri sözlü sorularında kalmış bu hastalıklar gündelik polikliniğimize girdi. Şimdi bunlar hep politikaya giriyor diye, Suriye'de ve Türkiye'de o çok sevdiğim Beyrut'da çocuklar bebekler ölsün diye mi susacağız. Buna karşı çıkmak politika, bu durumu dillendirmek düşmanları sevindirmek mi olacak. Kahrolsun diye diye ben kahroluyorum.

İşin komiği bizim bakanlığımız yine bildiğini okuyor, DSÖ tüm komşu ülkere derken, sanki 63 Urfa bir ülke, 64 Uşak başka bir ülkeymiş gibi aşılamaya Suriye'ye sınırı olan illerimizde başlatıyor. Bir an sınır iller mantıklı gelyor insana ama misafir hasta sayısı kayıtlı nüfusundan fazla olan bizler için virüsün de insanların da Urfa'dan hiç ayrılmayacağını düşünmek tam bir saçmalık olur.Galiba hemen şimdi hepimizin yapması gereken tüm bebeklerimizi ve 4-6 yaş arası çocuklarımızı acilen oral polio aşısı ile korumak ya da korumaya çalışmak.




Giren çıkanın belli olmadığı, kevgire dönmüş dokuz yüz kilometrelik bir sınır…
Zaten yıllardır ihmal edilmiş, aile hekimliğine geçince hepten parçalanmış koruyucu sağlık hizmetleri…
Bütün başarısı kâğıt üzerinde kalan aşılama çalışmaları…
Ve…
Kökü kazındıktan on beş yıl sonra, çocuk felci kapımızda!..
Belki de çoktan girdi bile içeri...
Şehirlerimizde, köylerimizde, sokaklarımızda, okullarımızda dolaşıyor.
 


Son söz…


AKP’nin sağlık politikalarını her eleştirdiğimizde papağan gibi aynı sesleri çıkaran “Sen öyle diyorsun ama, vatandaş memnun şekerim”cilere…
Siz hiç poliodan ölen çocuk gördünüz mü?..
Ben gördüm.
Çok kötü oluyor.

Ben yukarıdaki hikayeyi anlatmak istemiyorum. Ateş, öksürük, burun akıntısı, karın ağrısı... rota olsun arkadaşım. Kızamık dördüncü sınıf sözlü anılarımdan silindi, çocuk felci orada eski okul anılarında kalsın yeri orası.

Ben bu hikayeye hazır olmak istemiyorum.

Alıntı: doktoraktüel.com- Birgün.net

5 Kasım 2013 Salı

Çocuğa televizyon karşısında yemek yedirmeyin


Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Raşit Vural Yağcı, televizyon karşısında yemek yedirmenin çocuklarda alışkanlık yaptığını belirterek, "Çocuğu sofradan uzaklaştırır. Eğer yeterli öğünü tüketmiyorsa oyalamak amacıyla yanına bir iki tane oyuncak konulabilir" dedi.

Antalya'da düzenlenen 57. Milli Pediatri Kongresi'ne katılan Prof. Dr. Yağcı, iştahsız olduğu söylenerek doktora götürülen çocukların yüzde 40'ında iştahsızlık sorunu çıkmadığını kaydetti.

İştahsızlığın anneler tarafından yanlış algılandığına dikkati çeken Yağcı, ebeveynlerin yediği porsiyon ile çocukların porsiyonunun aynı olamayacağını söyledi. Çocukların iştahsız olduğunu söyleyebilmek için yetersiz beslenmeye bağlı büyüme ve gelişme geriliği olması gerektiğine işaret eden Yağcı, "Anneler özellikle sabah kahvaltılarında kedi porsiyonu kadar çocuğa yemek yediriyor. Çocuk, karnı ağzına kadar dolduğu için ondan sonraki öğünleri aksatıyor. Bu da çocukta iştahsızlık gibi algılanıyor" diye konuştu.

Yağcı, bir öğünde yiyebileceği kadar beslenen çocuğun diğer öğünleri de atlatmayacağını belirtti.

ONA BU ÖZGÜRLÜĞÜ VERİN

Çocukların yürümeye başladıktan sonra dünyayı keşfe çıktığını ve her şeye dokunarak ağzına almak istediğini anlatan Prof. Dr. Yağcı, "Çocuklar yemeklerini genellikle kendi başına yemeye çalışır. Aileler de buna izin vermez. Bu, çok yanlış bir davranış. Yemeğini kendisi yemek istiyorsa ona bu özgürlüğü verin" dedi.

Annelerin, kendileri yemek yerken çocuklarına da yedirmekten hoşlandıklarını ve "Çocuğum hızlı yesin kendi işime bakayım" diye düşündüklerini dile getiren Yağcı, çocukların ise o hızla yemek yiyemeyeceklerini vurguladı. Çocuğun yemek için 10 dakika değil, 30 dakika hakkı olduğuna işaret eden Yağcı, "Yemek bir seremonidir. Çocuk da 1 yaşından itibaren bu seremoniye dahil edilmelidir. Çocukla konuşarak, oyunlar yaparak yemek yedirilerek yemeği keyifli hale getirmek gerekiyor" diye konuştu.

Çocuklara televizyon karşısında ve oyun oynarken yemek yedirmenin de yanlış olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Raşit Vural Yağcı, şunları söyledi: "Televizyon karşısında yemek yedirmek alışkanlık yapar. Çocuğu sofradan uzaklaştırır. Eğer yeterli öğünü tüketmiyorsa oyalamak amacıyla yanına bir iki tane oyuncak konulabilir. Bu nedenlere rağmen çocuk yemiyorsa hastalık olup olmadığına bakılmalı. Kansızlık, demir ve çinko eksikliği de iştahsızlık nedenleri arasında yer alır. Ailelerin kullandığı iştah açıcı şurupların hiçbir etkisi yoktur."

ZEKA GELİŞİMİ İÇİN DENGELİ BESLENMELİ


Yeterli beslenmenin zeka gelişimi için de önemine vurgulayan Yağcı, bebek doğduğunda beynin 330 gram olduğunu, 3 yaş sonunda ise 1 kiloyu bulduğunu ve bu dönemde de doğru beslenilmesi halinde beynin de geliştiğini kaydetti. Annelerin ek besine çok yüklendiğini ve bu nedenle obez çocukların ortaya çıktığını dile getiren Yağcı, "Ek besinde hızlı hareket etmemek gerekiyor. 6 ve 9 ay arasında anne sütüyle bir ana öğün bir ara öğün yeterlidir. 9 ve 12 ay arasında ise 2 ana öğün bir ara öğün yeterlidir. Bizde 7 aylık çocuğa her şey yediriliyor" diye konuştu.

Alını. ntvmsnbc.com

Kahveci , garson , vs. hastane yöneticisi oluyor


Sağlık sisteminde iki yıl önce başlatılan “özerkleştirme” projesi, ilginç atamalara sahne oldu. Proje kapsamında, Türkiye genelindeki hastaneler, CEO yöntemiyle idare edilmeye başlandı. Ancak, bu sistemle birlikte, görevde yükselme kriterleri de esnetildi. Bu esneme sayesinde ise, garson, fırıncı ve beden eğitimi öğretmeni gibi sağlıkla ilgisi olmayan kişiler hastanelerde üst düzey görevlere getirildiler.

SKANDALLARIN BİR KISMI

Bir süre önce, Manisa’da il ve ilçelerindeki bazı hastanelere, garson ve kahvehaneci gibi sağlık alanıyla ilgisi bulunmayan kişilerin yönetici olarak atandıkları gündeme gelmişti. Söz konusu atamaların devam ettiği öğrenildi. Buna göre, Beden Eğitimi ve Sosyoloji mezunu bazı kişilerin de müdür yardımcılıklarına getirildikleri ifade edildi. Gerçekleştirilen ilginç atamaların bir kısmı şöyle:

Açık Öğretim mezunu olan ve babasıyla kahve çalıştıran S.B. Manisa Devlet Hastanesi idari Mali İşler Müdür Yardımcılığına, Açık Öğretim İşletme mezunu olan ve eşiyle fırın çalıştıran H.S. Ruh Sağlık Hastalıkları Hasta Bakım Hizmet Müdür Yardımcılığı’na, Kıbrıs’ta otelde çalışan A. S. P. aynı hastanede İdari Mali İşler Müdür Yardımcılığına, Açık Öğretim İşletme mezunu E.S. Manisa Devlet Hastanesi İdari Mali İşler Müdürlüğüne, Beden Eğitimi mezunu O.Y. Merkez Efendi Hastanesi Hasta Bakım Hizmetleri Müdür Yardımcılığına, Sosyoloji mezunu Y.Y. Kula Devlet Hastanesi Müdür Yardımcılığına, Beden Eğitimi mezunu S.A. Kırkağaç Devlet Hastanesi İdari Mali İşler Müdür Yardımcılığına.

MEB’DE DE YAŞANMIŞTI


SAĞLIK alanında yaşanan bu skandalın bir benzeri, daha önce, Milli Eğitim Bakanlığı’nda yaşanmıştı. Taraf, geçtiğimiz yıl, bazı okullardaki öğrencilerin, İngilizceyi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü mezunlarından, yapı ressamlığını Almanca öğretmeninden, Matematiği ise Su Ürünleri Bölümü mezunlarından öğrendiğini duyurmuştu.

Alıntı: Taraf/Hüseyin ÖZAY

23 Ekim 2013 Çarşamba

Tüm hekimler işyeri hekimliği yapabilecek mi?


Yürürlükte olan "Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam GünÇalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" ile özlük haklarında hiçbir iyileştirme yapılmadığı için döner sermaye ek ödemesi almayan, mahalli idarelerde vekurum tabipliklerinde çalışan hekimlere alternatif gelir kaynağı olarak işyeri hekimliği hakkı tanındı.

Görüşülecek olan 480 Sıra Sayılı Kanun Tasarısında tüm hekimlere işyeri hekimliği yapma hakkı verilmesi planlanıyor. Yani işyeri hekimliği uygulaması, mahalli idarelerde ve kurumhekimliklerinde çalışanlar için bir ayrıcalık olmaktan çıktı. Üstelik Kurum hekimlerinin 57 saat olarak kullanabildikleri işyeri hekimliği süresi, yasa ile tüm hekimler için 30 saat olarak sınırlandırılacağından, işyeri hekimliği bulabilen kurumhekimleri mevcut işlerini kaybedecek, bulamayanlar da bir kez daha mağdur olacaklar.

Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan Meclise verdiği kanun teklifinde sorunun çözümü için 657 sayılı Kanuna aşağıdaki türden bir maddenin eklenmesini önerdi.

657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNU HAKKINDA KANUN DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ

MADDE 1- 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 43- Sözleşmeli statüde olanlar da dahil olmak üzere mahalli idareler ile medikolar ve kurum tabipliklerinde fiilen çalışan ve döner sermaye ek ödeme almayan tabip ve diş tabiplerine, yapmış oldukları hizmetler göz önüne alınarak en yüksek devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil) %700'üne, diğer sağlık personeline %300'üne kadar Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Sağlık Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslara göre ek ödeme yapılır. Bu ödemelerden damga vergisi hariç herhangi bir vergi kesilmez. Bu madde kapsamında ödeme yapılan personele 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesine göre ödeme yapılmaz."

MADDE 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

MADDE 3- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

Alıntı: memurlar.net