26 Ocak 2015 Pazartesi

İzmir 112'de Yaprak Dökümü...

www.personelsaglik.com’un Sağlık Robin Hood’ları diye haber yaptığı Duğral, İzmir İl Sağlık Müdür Yardımcısı oldu. ''112’nin Babası'' olarak nitelendirilen , görevden alınan İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Turhan Sofuoğlu’nun görev ve yetkilerinin Duğral’a verildiğini söylendi.

Balçova Toplum Sağlığı Merkezi Eski Sorumlu Hekimi Dr. Yenal Duğral, evlerde kullanılmayan tıbbı cihaz, tekerlik sandalyeleri alıp ihtiyaç sahibi hastalara verdiği çalışmalarla sesini duyurmuştu.

Bu arada Dr.Yenal Duğral'ın göreve gelmesinden sonra 112 Başhekimliği Yönetim Kadrosu'nda da birçok değişiklik oldu.Toplamda 4 başhekim yardımcısının görev yeri değişti.Değişimlerin devam edeceği konuşulmakta.

Yıllardır başarılı çalışmalara imza atan İzmir 112 'deki bu değişimi , yetkililer tarafından ''yeniden yapılanma'' olarak adlandırıyor.

Dr.Yenal Duğral Kimdir?

1973 Bornova doğumlu pratisyen hekimdir.9 Eylül Üniversitesi 2001 mezunudur.Adını 2007'de başhekimliğine geldiği  Dr. Ali Menekşe Göğüs Hastalıkları Hastanesi'ndeki çalışmalarla duyurdu.Göreve geldikten sonra hastanenin adeta çehresini değiştiren Duğral,buna rağmen mütevaziliğini korumasıyla tanındı.Ardından 2012 de ''Sağlıkta Dönüşüm'' projesi çerçevesinde Giresun'da acil servis hekimliğine geçti ve ardından Giresun İl Sağlık Müdür Yardımcılığı'na getirildi.2014 yılında İzmir Balçova İlçe Sağlık Müdürü oldu.Ocak 2015'te de yeni görevine başlamıştır.

Anne Babaların Ergenlikte Çocuklarına Söylememesi Gereken Cümleler

Ergenlik dönemi; çocukluk ve erişkinlik arasında yer alan biyolojik, psikolojik ile fiziksel değişimlerin yaşandığı hızlı bir büyüme ve gelişme dönemi. Genel olarak 12-19 yaş arasını kapsayan bu dönemde çocuk, yetişkin olmaya adım atıyor, ardı ardına pek çok davranış ve rol deniyor, duygu ile düşüncelerde karmaşıklık yaşıyor.

Bilimsel çalışmalar göre; başta depresyon olmak üzere birçok ruh hastalığı ergenlik döneminde daha sık görülüyor. Bu dönemde ergenin maruz kaldığı reddedici, tutarsız, denetimsiz anne baba tutumları, psikiyatrik hastalıklar için önemli bir risk faktörünü oluşturuyor. Bu nedenle ergenle doğru iletişim kurmak büyük önem taşıyor.

Anne babaların kullandıkları bazı cümlelerin  ‘yarar’ yerine ‘zarar’ getirerek, iletişimin kesilmesine, yanı sıra ergende çeşitli ruhsal hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabildiğini belirten Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Dr. Özlem Şileli’ye göre bu noktada özellikle 6 cümle çok önemli. Dr. Şileli, anne babaların ergenle konuşurken asla sarf etmemeleri gereken o cümleleri sıraladı:

ÇOCUĞUNUZA BU CÜMLELERİ ASLA SÖYLEMEYİN
 
1 -) Sen zaten hiçbir şeyi beceremezsin!
Ergen kimlik arayışı içindeyken zaman zaman yetersizlik duyguları yaşayabiliyor. Bunu özgüven eksikliği olarak yorumlamamak gerekiyor. İçinde bulunduğu dönem itibariyle zaten oldukça kırılgan olan ergene karşı anne babanın söyleyeceği aşağılayıcı, küçümseyici her ifade hem ergenin öfkesini artıracak, hem de kendisini yetersiz hissetmesine neden olacaktır.

2-)Neden?
"Neden?" sorusuyla başlayan cümleler, suçlayıcı sözlerdir. Sıkıntısını dile getiren bir ergene anne baba tarafından örneğin, "Sen neden o saatte ordaydın?" şeklinde yöneltilen bir soru, ergende suçlandığı, ağır düzeyde eleştirildiği, anlaşılmadığı hissi yaratabiliyor ve daha çok içine kapanmasına yol açabiliyor. Bu nedenle ebeveynlerin "neden?" sorusu yerine "ne? " sorusunu (ne oldu?, ne düşünüyorsun? vb.) sormaya özen göstermeleri çok önemli.

3-) Sen daha ne yaşadın ki… Ben senin yaşındayken...
Böyle bir iletişim şekli ergene kendisini yetersiz ve çaresiz hissettiriyor. Kendisini güçsüz hissetmesine neden olan bu ifadelere maruz kalan ergen de anne babasına karşı öfkeli yanıtlar veriyor. Devam eden bu iletişim tarzı ise ebeveyn çocuk ilişkisinin çatışmalı hale gelmesine yol açabiliyor.

4-) Bu konuda böyle... davranmalısın!
Anne babanın öğüt verir tarzda konuşması, özerkliğini kazanmaya çalışan ergenin öfkelenmesine ve daha savunmacı davranmasına neden oluyor. Ebeveynlerin yol gösterici davranabilmeleri için ergenin mevcut sorun hakkında duygu ve düşüncelerini ifade etmesini sağlamaları, onun ihtiyaçlarını göz önüne alarak birlikte çözüm yolları üretmeleri daha etkin bir iletişim tarzını oluşturuyor.

5) Biz senin her istediğini yaparız... Arkadaş gibiyiz...
Çalışmalara göre; hem aşırı izin verici hem de aşırı kontrolcü/kısıtlayıcı anne baba tutumları; ergenin uyum sorunları, hatta depresyon başta olmak üzere birtakım ruhsal hastalıklar yaşamasında önemli rol oynuyor. Aşırı demokrat tutumlar genç tarafından disiplinsizlik olarak algılanabiliyor. Denetilmeyen, üzerinde yaptırım uygulanmayan ergen kendini boşlukta hissederek zarar verici eylemler deneyebiliyor.

6) Bıktım senin hatalarından... Çocuk gibi davranıyorsun... Ne halin varsa gör...
Ebeveynler bu ve benzeri ifadeler kullandıklarında; öfkelerini, ergenin davranışına değil bireysel olarak ergene yöneltmiş oluyorlar. Anne babaların ergene karşı kullandıkları bu tarz söylemler, onun kendisini reddedilmiş hissetmesine yol açıyor. Bu tarz iletişim biçimi süreklilik gösterdiği takdirde, reddedilme duygusuyla baş edemeyen ergende, bir takım duygusal ve davranım sorunları ortaya çıkabiliyor.

Alıntı:egedesonsöz.com

27 Ekim 2014 Pazartesi

Onkolog Yrd.Doç.Dr. Dizdar: Piliç sektöründeki değişim tıptan ileride..

Antalya'nın Finike İlçesi'nde Eğitim- Sen tarafından 'Beslenme ve Hastalık İlişkisi' konulu panel düzenlendi. Finike Canan Yavuz Gürkan Kız Teknik ve Meslek Lisesi'nde düzenlenen panele, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Yavuz Dizdar konuşmacı olarak katıldı. Çok sayıda vatandaşın izlediği panelde 20 yıl öncesine göre plastiğin daha çok kullanıldığı bir dünyanın ortaya çıktığını belirten Yrd. Doç. Dr. Yavuz Dizdar, "Daha betonlaşmış şehirler, daha kimyasal bir dünya, daha hijyenik bir dünya, daha çok genetiğiyle oynanmış besin kaynakları, daha çok endüstriyel gıda ve daha çok elektromanyetik ortamlar var. Bu faktörler insanın yaşam dengesini bozabiliyor" dedi.

'PİLİÇ SEKTÖRÜNDEKİ DEĞİŞİM TIPTAN BİLE İLERDE'

Daha çok ve hızlı üretmeyle dayanıklılık koşullarını geliştirme adına gıda ürünlerinin yapısının değiştirildiğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Dizdar, şöyle dedi:

"Örneğin, normal koşullarda ekşiyerek bozulması gereken yoğurdumuz, artık ekşimiyor, epey zaman beklemesine rağmen bozulmuyor. Piliç sektöründeki teknolojik değişimler inanılmaz hızda ilerliyor. Geldiğimiz noktada, piliç sektöründeki değişimlerin tıp sektöründen bile ilerde olduğunu görüyoruz. Hareket kabiliyeti kısıtlanmış bir piliç, değişik yöntemlerle 45 günde tüketime hazır hale gelebiliyor. Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) beslenme üzerinde önemli bir yeri var artık. Değişik etkenlere bağlı olarak bilim ilerliyor ama kanser vakaları da artış gösteriyor. Kanser türlerine bağlı olarak kalp yetmezliği, diyabet, obezite gibi bağlı sağlık sorunları da çoğalıyor."

'ANNE SÜTÜNDE İLAÇ KALINTISI'

2003 yılında Kahramanmaraş'ta yapılan bilimsel çalışmalarda anne sütü örneklerinin 3'te 1'lik kısmında ilaç kalıntısı, 2005 yılında ise Uluabat Gölü'nde yapılan çalışmalarda tarım ilaçları vasıtasıyla kirlenme tespit edildiğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Dizdar, "Antalya bölgesinde görev yapan uzman doktor arkadaşlarımızdan, özellikle Kumluca ve çevresinde rastlanılan bazı kanser türlerinin kayda değer oranda yükseldiğini duyuyoruz" diye konuştu.

'TIBBIN TANIMSIZLIK DÖNEMİ'

İnsan vücudunun sağlıklı bir yaşam sürebilmesinin aldığı gıdalara bağlı olduğunu aktaran Yrd. Doç. Dr. Dizdar, şöyle devam etti:

"Vücudumuzun eksik beslenmesi durumunda ne gibi hastalıklar çıkacağını bilemeyiz. Çünkü tıp beslenmenin hep doğal olduğunun kabullenilmesiyle işe başlar. Beslenme uzun süre eksik kaldığında, vücudun bileşimi de değişir, bu durumda hastalık da değişir. Sözün özü, bugünün kanser sanılan hastalıklarının büyük bölümü aslında gerçekten hastalık bile olmayabilir. İşte buna 'tıbbın tanımsızlık dönemi' adını veriyoruz. Sağlıklılık durumu geleneksel beslenme kıstas alınarak tanımlanmıştır, uzun raf ömürlü endüstriyel market gıdalarında durum değişir, hastalık da değişir."

Alıntı:medimagazin.com

6 Eylül 2014 Cumartesi

Gaziantepli bir hekimden Suriyelilere bakış:Gizlenen Gerçekler...


Adımı belirtmeden sizin aracılığınızla bir şeyler bahsetmek istedim size. Bunu diğer arkadaşlar da biliyordur belki…

Gaziantep’te yoğun bir Suriyeli toplamı var. Tüm Antepliler yaka silkmiş vaziyette. Belediye başkanı Suriyelileri çadır kampına gönderecekti, fakat izin verilmemiş. Şehirde kargaşa mevcut, trafik güvenlik hepsi karmaşık.

Hastanelerde Türk vatandaşından çok Suriyeli var, servislerin yarısı yoğun bakımların yarısı onlarla dolu. Bir de devlet Suriyelilerin her türlü ameliyat, ilaç, yatış masraflarını “sözde” kendi ödüyor! Fakat tüm maliyetleri hastanelerin cebinden yani bizim döner sermayemizden, kısacası bizim cebimizden çıkıyor.

Organ nakli bile yapılıyordu, fakat adamlar Suriye’den sırf bedava nakil için bize gelmeye başlayınca devlet bunu sözde ödememeye başladı. Adamlar acil müdahaleleri geçtik artık estetik, boy kısalığı ve keyfi nedenlerle bize başvurmaya başladı.

Tamam vicdan merhamet diyoruz fakat adamlar hiç durmuyor. Kadın doğumcu bir arkadaşım geçen hafta bir gün 70 hasta bakmış, 60′ı Suriyeli. Adamlar iç savaşta cayır cayır doğum yapıyor ve hiçbir ücret ödemeden tüm sağlık giderleri bizim cebimizden karşılanıyor.

Kısacası buraları görmeniz lazım. Suriye’nin tüm iç savaş yükünü Suriye’ye komşu şehirlerimiz ve dolaylı yoldan Türkiye çekiyor. Hani hiçbir şeyin değişmeyeceğini biliyorum ama belki paylaşırsanız belki bir iki kişi okur da belki bilgi sahibi olur.

Kendinize iyi bakın

Kaynak: asistan hekim .org

22 Temmuz 2014 Salı

Tatile çıkarken nelere dikkat etmeli?


Memorial Antalya Hastanesi Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Şirin Elmi, yaz tatilinde enfeksiyon risklerinden korunma yolları ile ilgili şu önerilerde bulundu:

Yüzeyinde köpük olan denize girmeyin:


İyi temizlenmeyen ve sirkülasyonu fazla olmayan durgun havuzlarda birçok hastalık tehlikesi vardır. Genital mantar enfeksiyonları, ishal, idrar yolu enfeksiyonu, hepatit A, göz, kulak ve cilt enfeksiyonları havuz suyunun neden olduğu hastalıklardır. Deniz suyu tuzlu olduğu için hastalık yapıcı mikroorganizmaların yaşaması daha zordur. Ancak durgun, kirli ve yüzeyi köpüklü denizler de aynı havuzlar gibi enfeksiyon riski taşır.

Sudan çıktığınızda mayonuzu değiştirin:


Genital mantarların en önemli nedeni nem ve ıslaklıktır. İyi temizlenmeyen ortak kullanım alanlarında bu hastalıklar çok daha kolay bulaşır. Islak mayo ile beklememek, havuzdan çıktıktan sonra duş alıp iyi kurulanmak ve mayoyu değiştirmek olası enfeksiyon riskini azaltacaktır.

Havuz kalabalıksa kenarda oturmayı tercih edin:

Hepatit A, birçok ishal ve bağırsak paraziti etkeni ağız yolu ile bulaşır. Kirlenmiş havuz ve deniz suyunun yutulması ile mikroplar sindirim sistemine ulaşmakta ve hastalıklar oluşmaktadır. Özellikle kapasitesini aşan havuzlarda ve çocuk havuzlarında bu risk çok fazladır. Tatilden önceki birkaç gün içinde ishal olanların ve özellikle de çocukların bu tür havuzlara girmemesi gerekir.

Plajlardaki mikroplara dikkat:

Plajlar da deniz ve özellikle de havuz gibi ortak kullanım alanı olduklarından temiz ortamlar değildir. Kuma serilen havlu ile kurulanmak enfeksiyon etkenleri ile temas riskini artırır. Bu nedenle kurulanmak için kullanılan havlu ile şezlong üzerine ya da kuma serilen havlunun ayrı olmasına dikkat edilmelidir.

Minder ya da havlu bulunmayan şezlongda güneşlenmeyin:


Tatilde enfeksiyon kapmamak için havuz çevresi, duşlar, soyunma kabinleri ve şezlongların temizliğine dikkat edilmelidir. Günde en az bir kez bu alanların temizliği yapılmalıdır. Şezlonglar da ortak kullanım alanında olduğu için direkt temastan kaçınılmalıdır. Mutlaka üzerine örtü veya havlu serilmeli, şezlong için kullanılan havlularla yüz ve vücut kurulanmamalıdır.

Otellerde temizlik ve hijyeni önemseyin:

Tam pansiyon ya da her şey dahil otellerde açık büfelerde sunulan yiyeceklere dikkat edilmelidir. Uzun süre açıkta kalan özellikle sütlü, kremalı, mayonezli, etli yiyeceklerde sıcağın etkisiyle çoğalan bakteriler gıda zehirlenmesi ve ishale sebep olabilir. Su tüketimine de özen gösterilmelidir. Kapalı kapaklı su şişeleri kullanılmalıdır. İçeceklere konulan buzların da temiz sulardan hazırlandığından emin olunmalıdır. Havuzlarda bulaşabilecek hastalıkların yanı sıra; sauna, hamam gibi ortamların da temizliği ve bakımı uygun koşullarda yapılmadığında; mantar gibi enfeksiyonlara zemin hazırlar. Bunun için havlu ve terlik gibi kişisel malzeme kullanımına dikkat etmek gerekir. Grip tehlikesi yazın da devam etmektedir. Farklı iklim, kalabalık, plajlar, klimaların da etkisi ile özellikle çocuklar, yaşlılar ve gebeler daha fazla risk altındadır. Buna sebep olan virüsler kışın görülen grip virüslerinden farklı değildir. Bu durumda bol sıvı tüketimi ve yatak istirahatı çok önemlidir.

Alıntı:egedesonsöz.com

8 Temmuz 2014 Salı

2014 Üniversite sınavında 1. çıkaran lise de imam hatip oluyor...


Bu yılki üniversite sınavında Türkiye 1.'si çıkartan Afyon Anadolu Öğretmen Lisesi'nin Kız İmam Hatip'e çevrilmesine tepki yağıyor.

Afyon Anadolu Öğretmen Lisesi, üniversite giriş sınıvlarında gösterdiği başarılardan dolayı medyanın gündemine gelen liselerden. Bu yıl ki üniversite giriş sınavlarında Türkiye birincilerinden biri de Afyon Anadolu Öğretmen Lisesi'nde çıktı.

Lise'deki öğrenciler sınavlardan başarılı sonuçlar alıp, Türkiye'deki sayılı üniversitelere girmesine rağmen, imam hatibe dönüştürülmekten kurtulamadı.

Afyon Anadolu Öğretmen Lisesi'nin ismi önce Prof. Kamil Miras Anadolu Lisesi olarak değiştirildi. Sonra ise Afyonkarahisar Kız İmam Hatip Lisesi oldu. Lisenin imam hatibe çevrilmesine okul yönetimi, öğrenciler, veliler ve lisenin mezunlarından tepki yaydı.

Okulun mezunları ve öğrencileri tarafından yapılan açıklamada, öğretmen liselerinin kaldırılmasından duyulan rahatsızlığa dikkat çekilerek, lisenin Prof. Kamil Miras Anadolu Lisesi ismiyle devam edilmesi istendi.

Lise mezunları ve öğrencilerinin yaptığı açıklama şöyle:

"1848 yılında kurulan öğretmen okullarından aldığı ruhla ileriye doğru başarılı bir çizgide devam eden Afyon Anadolu Öğretmen Lisesi öğretmen okullarının kapatılmasının ardından Prof. Kamil Miras Anadolu Lisesine dönüştürüldü. Bu dönüşüm çok uzun sürmeden Prof. Kamil Miras Anadolu Lisesi de Afyonkarahisar Kız İmam Hatip Lisesi olarak tekrar dönüştürüldü. Öğretmen liselerinin kaldırılmasından dolayı lisemizin Anadolu türü olarak mevcut okul kadrosunu ve öğrenci profilini koruyarak devam etmesi mümkündü. Ancak lisenin kız imam hatip olarak değiştirilmesi ise okulu tamamen ortadan kaldırmaktadır. Hem öğretmen kadrosu hem de öğrenci profili ki kız olmasından da dolayı zorunlu olarak değişecek ve bu başarının devamı mümkün olmayacaktır.

OKULUN KAPATILMASINI ANLAYAMIYORUZ

Afyon Anadolu Öğretmen Lisesi öğretmen lisesi olarak sadece eğitim fakültelerine öğrenci yerleştirmemiştir. Bu başarılı lisenin öğrencileri öğretmen lisesinin o yüksek eğitimi ile ülkenin en başarılı üniversitelerine yerleşebilmişlerdir. İlk başta sayabileceğimiz Boğaziçi, ODTÜ gibi ce daha niceleriyle başarılı üniversitelerde bu güzide eğitim kurumunun öğrenciler olmuştur ve olmaya da devam etmekteydi. Ancak okulun imam hatip olarak dönüştürülmesi bu başarıya ket vuracağı şüphesizdir. Ayrıca bu yıl Türkiye 1.si çıkartmış bir dereceye sahipken okulun kapatılması kesinlikle anlaşılamamaktadır. İlk olarak mevcut öğrenci profili ortadan kalkacak ve Anadolu lisesi isteyen öğrenciler diğer Anadolu liselerine yönlenecektir. Ancak unutmamalıdır ki başarı sadece öğrenciyle değil okul içinde öğrencisi öğretmeni ve çalışanıyla gerçekleşmektedir. Afyon Anadolu Lisesi bu birlikteliği gerçekleştirebilmiş ender liselerimizden birisidir. İmam hatip olmasıyla öğretmen kadrosu dağılacak ve böylece çok büyük kayıp yaşanacaktır.

BAŞARILI BİR LİSEYE HAKSIZLIK YAPILIYOR


Yüksek başarılı öğrenci profili gidecek öğretmen kadrosu dağılacak ve böylece ilin ve ülkenin eğitimine büyük katkılar sunan bir eğitim yuvası ortadan kalkacaktır. Böylesine başarılı bir eğitim yuvasını ortadan kaldırmak vicdanlara sığmamaktadır! Öğrencilere ülkeye eğitime büyük katkıları olan bir eğitim yuvası bu şekilde ortadan kaldırılamaz. Her zaman için yüksek eğitimli insanlara ihtiyaç varken eğitim açısından yıllardır sunduğu katkılar apaçık ortadayken lisemizin Prof. Kamil Miras Anadolu Lisesi’nden başka bir türde liseye çevrilmesini istemiyoruz! Öğrencisi öğretmeni ve tüm çalışanıyla başarıyı gelenek haline getirmiş bir eğitim yuvasına böyle bir şeyin yapılması haksızlıktır. Bizler sadece bu büyük aile içerisinde en temel haklarımızdan birisi olan eğitim hakkımızı kullanmak ve vatanımız ve milletimiz için eğitimli başarıyla çalışan bireyler olmak istiyoruz. Tüm vatandaşlardan eğitim ve öğretim için geleceğiniz olan biz genç nesillerin sağlam temeller üzerinde ileriye adım atabilmesi için desteğinizi bekliyor sayın yetkililere de okulumuzun Prof. Kamil Miras Anadolu Lisesi olarak kalmasını isteğimizi bir kez daha dile getiriyoruz.

Değerli kamuoyuna saygı ile duyurulur

Afyon Anadolu Öğretmen Lisesi Öğrencileri ve Mezunları"

Alınıt: odatv.com

ŞOK iddia...KPSS soruları bir kitap üzerinden dağıtıldı mı?...


Geçen hafta sonu yapılan KPSS sınavındaki sorular tartışılmaya devam ederken, sınava ilişkin yeni skandallar ortaya çıktı. CHP’li vekil Nur Serter’in yaptığı açıklamaya göre, sınavdan önce bazı illerde dağıtılan KPSS hazırlık kitabındaki soruların birebir aynısı sınavda soruldu.


Serter açıklamasının devamında, genel kültür testinin yüzde 20’si Atatürk ilke ve inkılaplarından sorulması gerekirken, Başbakan Erdoğan’ın söylemleri ve AKP’ye ilişkin sorular yöneltildi. AKP’nin, 2023 hedefi, Başbakan Erdoğan’ın 17 Haziran’daki konuşmasında tavsiye ettiği Falih Rıfkı Atay’ın “Zeytin Dağı” eseri de KPSS'de sorulan sorular arasında.

Sınavın iptal edilmesi gerektiğini söyleyen Serter, “İsmail Değirmenci tarafından yazılan "2014 KPSS- Tarihin Pusulası" adlı kitaptan birebir alındığı,sınava giren birçok aday tarafından tespit edilmiştir. Bazı illerde sınavdan önce İsmail Değirmenci tarafından yazılan "2014 KPSS- Tarihin Pusulası"adlı kitabın hiç olmadığı kadar çok satıldığı belirlenmiştir.”

İşte Nur Serter’in açıklaması:

"Bilindiği üzere geçtiğimiz hafta sonu Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) yapılmıştır. ÖSYM 2014 KPSS Lisans Başvuru Kılavuzunda belirtiği konu ağırlıklarına uymamıştır. Sınavın Genel Kültür testinde %20 Atatürk İlke ve İnkılapları sorulması gerekirken bu kural çiğnenerek AKP iktidarının söylemleri öğrencilere soru olarak yöneltilmiştir.

2014 KPSS’ de sorulan bazı soru örnekleri;

*AKP’nin dilinden düşürmediği 2023 vizyonu söylemi “2023 TURİZM VİZYONU” olarak soru köküne yerleştirilmiştir.

*Diğer bir soruda ise Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan demir yolları ile son yıllarda yapılan çalışmalar karşılaştırılarak ATATÜRK VE CUMHURİYETİN İLK ON YILI KÜÇÜMSENMEYE ÇALIŞILMIŞTIR.

*Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 17 Haziran’da yaptığı grup konuşmasında tavsiye ettiği Falih Rıfkı ATAY’ın “ZEYTİN DAĞI” adlı eseri soru olarak öğrencilerin önüne gelmiştir.

Bunun yanı sıra KPSS Tarih sorularının bazılarının,İsmail Değirmenci tarafından yazılan "2014 KPSS- Tarihin Pusulası" adlı kitaptan birebir alındığı,sınava giren birçok aday tarafından tespit edilmiştir. Bazı illerde sınavdan önce İsmail Değirmenci tarafından yazılan "2014 KPSS- Tarihin Pusulası"adlı kitabın hiç olmadığı kadar çok satıldığı belirlenmiştir.

ÖSYM Başkanlığı KPSS’de AKP iktidarının sözcüsü rolünü üstlenmiş ve Başbakanın söylemlerini soruların içeriğine taşımıştır. Sanki Devletin kurumlarına değil AKP genel merkezine personel alınacakmış gibi hareket etmiştir. ÖSYM Başkanı Başbakana yaranmak için KPSS’yi bile siyasallaştırmıştır.

ATATÜRK ve İlkeleriniyok saymak Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılan hizmetleri küçümsemek ÖSYM başkanlığının haddi değildir.

2014 KPSS sınav kılavuzunda belirtilen soru ağırlıklarının yüzdelik dilimine uyulmaması nedeniyle iptal edilmelidir.

AKP’nin ve Başbakanın söylemlerinin sorulara yansımasına, Atatürk’ün yok sayılmasına neden olan, ÖSYM Başkanı Ali DEMİR işgal ettiği koltuğu derhal terk etmelidir.8/07/2014


Prof.Dr.F.Nur SERTER

İstanbul Milletvekili

Milli Eğitim, Kültür, Gençlikve Spor Komisyonu Üyesi

Alıntı:odatv.com

25 Mart 2014 Salı

İzmir'e: Aferin be sümüklü çocuk...

İzmir, 350 milyon dolarlık kamu yatırımı alıyor. 18 milyar dolar vergi ödüyor. Yani 50 veriyor. 1 alıyor.

İzmir özel bir kent. Türkiye’ye hükmeden AK Parti’nin de özel davrandığı... Diyanet İşleri Başkanı İzmir’i irfansızlıkla suçlamıştı. Hüseyin Çelik İzmir için, “Yüzü gözü kir pasak içerisindedir, burnu akmış çocuk gibidir ... İzmit’ten, şey, İzmir’den çoğunlukla kakofoni çıkar” demişti. Çocuk, yüzü gözü pasak içinde de olsa güzeldir, eğilip sevilesidir, o başka...

Hafta sonu İzmir’deydim. Türkiye’nin en çalışkan milletvekillerinden Alaattin Yüksel’le sohbet ettik. İzmir üzerine bir bilim insanı ciddiyetiyle çalışan Yüksel, Danıştay ve TÜİK raporlarından AK Parti’nin son 10 yıl içerisinde İzmir’e karşı nasıl negatif ayrımcılık yaptığını hesaplamış. Sonuçlar dudak uçuklatır.

Hemen anlaşılıyor. Kentte AK Parti’ye karşı oluşan öfke aslen kültürel bir şey değil, altında reel, yapısal bir neden var.
İzmir’den alıyor, vermiyor

4 milyon nüfusuyla İzmir, ülkenin 3. büyük kenti. Kişi başı yılda ortalama 4000 TL vergi veriyoruz. İzmirli 9000 TL veriyor. Verilen vergi miktarı açısından dördüncü. Kişi başına düşen kamu yatırımlarında, yani hükümetin İzmir’e gönderdiği kaynaklar açısından ise İzmir 37.

Türkiye’de kentlere ortalama kişi başına 215 TL yatırım yapılırken İzmir’e yalnızca 179 TL yatırım yapılıyor. 2004’ten beri AK Parti iktidarı İzmir’e yapılan yatırımları kısıyor. 2004, 2013 arası kamu yatırımlarından İzmir’in aldığı pay %5.76’dan, %3.1’e düşüyor. Yani yarıya iniyor. Bu arada İzmir’in ödediği vergi %32 artıyor! Dahası var. İzmir 2013 itibariyle 350 milyon dolarlık kamu yatırımı alıyor. Ne kadar vergi ödüyor? 18 milyar dolar! Yani 50 veriyor. 1 alıyor.

Belediye devlet olmuş

İzmir bu kötü tabloya rağmen gelişmeye ve güzelleşmeye devam ediyor. Nasıl oluyor? Son 5 yılda İzmir’e toplam 2.9 milyar TL kamu yatırımı yapılıyor. Ama CHP’li Aziz Kocaoğlu idaresindeki büyükşehir belediyesi 4.5 milyar TL yatırım yapıyor! Bu arada son 10 yılda devlet 5.3 milyar TL veriyor ama özelleştirme gelirlerinden sırf İzmir’den 6.6 milyar TL para alıyor.

Zaman içinde belediye yatırımları devleti solluyor ve son yıl belediye İzmir’e devletten 500 milyon TL fazla yatırım yapıyor. Bu arada İzmir belediye ve iştiraklerinin devlete borcu sıfır. AK Partili Ankara Belediyesi, EGO ve ASKİ’nin toplam borcu ise 1.6 milyar TL.

Dünya yıldızı

Peki İzmir AK Parti’nin açıkça kenti cezalandırmasına rağmen nasıl oluyor da bu kadar başarılı yatırımlar yapıyor, hatta devleti solluyor? Sağ görüşlü Brookings’in dünyanın en hızlı büyüyen 200 metropol kenti arasında 4. olarak ilan ettiği İzmir dünyada borcunu en hızlı ve ekonomik ödeyen belediyelerden biri. Fitch İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin uzun vadeli kredi notunu 9 basamak arttırarak AA+ yapıyor. Dünya Bankası bunun üzerine yaklaşık 4 ay önce teminatsız ve garantisiz olarak 45 milyon Euro kredi veriyor İzmir’e.
Bu yatırımlar meyvesini veriyor. İzmir zenginleşiyor, gelişiyor ve kişi başı gelirde İstanbul’u geride bırakarak yıllık 17.292 TL’ye ulaşıyor. Nasıl? İyi yöneticilik yapıyorlar, hiçbir İzmirli bürokratın ya da CHP’li siyasetçinin evinden para sayma makinesi çıkmıyor, ayakkabı kutuları boş... Çalmıyorlar, çalışıyorlar, İzmir’e harcıyorlar.

Bu durumda Tayyip Erdoğan’ın CHP’ye oy verdiği için yatırımlar konusunda cezalandırdığı, devlete 50 verip 1 aldığı halde, gelişme şampiyonu olan İzmir’e ne demek gerekiyor?
Aferin be sümüklü çocuk!

Alıntı:Koray ÇALIŞKAN/RADİKAL

13 Şubat 2014 Perşembe

112 Özelleşmesi Hakkında Bakanlıktan Açıklama


Sağlık Bakanlığı, ’112 acil sağlık hizmet birimlerine ait ambulanslar ve çalışan personelin özelleştirildiği’ öne sürülerek yayınlanan haberlerin gerçekten uzak olduğunu açıkladı.(ne zaman böyle açıklama olsa, bir süre sonra  haber gerçek oluyor)

Bakanlıktan kamuoyunu doğru bilgilendirmek amacıyla gerçekleştirilen açıklamada, “Söz konusu haberlerde dile getirilen Kocaeli, Bursa ve Ankara illerinde gerçekleştirilen uygulama; hastane öncesi acil sağlık hizmetlerinin daha etkin bir şekilde verilebilmesine yönelik olarak il sağlık müdürlüklerimizin o yıl için ortaya çıkan ihtiyaç ve taleplerini gidermek amacıyla yalnızca ambulans ya da şoförü ile beraber ambulans kiralaması biçimindedir. Bu kiralama hizmeti için, ihtiyaç ve talep bildiren illere bir sene için müsaade edilmektedir. Bu çerçevede 2013 yılı içinde ülke genelinde toplam 68 şoförlü ambulans hizmet alımına müsaade edilmiştir.” sözlerine yer verildi.

112 ambulansları veya personellerinin taşeron şirketlere verilmesinin söz konusu olmadığına dikkat çekilen açıklamada, “Bu çerçevede görevini yerine getiren ambulanslar da 112 hizmeti vermekte, hizmetten faydalanan vatandaş açısından hiçbir fark olmamakta ve herhangi bir ücret istenmemektedir. Bu ambulansların 24 saat hizmet sunmasında amaç, hizmetin kesintisiz bir şekilde devam etmesidir. 2006 yılında ilan edilen Ambulanslar ve Acil Sağlık Araçları ile Ambulans Hizmetleri Yönetmeliği ‘nin söz konusu maddesi ‘Ambulans servisleri, özel sağlık kuruluşları ile ambulans hizmet alımı için sözleşme imzalanabilir. Ambulans servislerinin hangi bölgelerde ve hangi miktarda kuruluşla sözleşme imzalayabileceği müdürlük tarafından ilgili şubelerden meydana getirilecek bir heyet tarafından tespit edilir.’ biçimindedir. Aynı yönetmelikte ambulans servisi ruhsatlandırma işleminin yalnızca özel ambulanslar için gerçekleştirildiği ifade edilmektedir. Bundan dolayı burada hizmet alımında amaç özel sağlık kuruluşlarının özel ambulans servislerinden ambulans hizmeti temin edilebilmesidir.” cümleleri sarf edildi.

 Alıntı:mynet.com

25 Aralık 2013 Çarşamba

İzmir Vatandaşlarda ''Suriyeli'' Oldu!..


Ülkelerindeki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan Suriyeliler’in sağlık harcamalarından para alınmaması üzerine, İzmirli bazı vatandaşların hastanelere giderek kendilerini Suriyeli olarak tanıttığı ortaya çıktı. Haber Türk Egeli’den Mert Neşet Uslu’nun haberine göre hastaneye gittiğinde ilaç ve muayene parası ödemek istemeyen uyanık vatandaşların, ‘’ Biz Suriyeliyiz, bize bakın ‘’ dediği ifade edildi. Suriyelilerin sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanırken, vatandaşlardan para alınmasının haksızlık olduğunu belirten Türk Sağlık Sen 1 No’lu Şube Başkanı Ahmet Doğruyol, ‘’ Suriyeliler’in para vermediğini duyan vatandaşlarda hastanelerde kendilerini Suriyeli olarak tanıtmaya başladı. Sağlıkçılar bu nedenle zor durumda kaldı’’ dedi.

700 BİN MÜLTECİ

Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye gelen mülteci sayısı 700 bine yaklaşırken, hükümet sığınmacıların sağlık hizmetlerine para ödememesi için harekete geçti. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Başkanlığı’ndan gönderilen yazıda, Suriyeliler’in sağlık harcamalarının Valiliklere faturalandırması istendi. Yapılan bu düzenleme ile Suriyeli vatandaşlar hastanelerden ücret ödemeden yararlanmaya başlarken, İzmirli bazı uyanıklara da gün doğdu. İzmir’de, Suriyeli vatandaşların hastane harcamalarına para ödemediğini öğrenen vatandaşlar, hastanelere giderek kendilerini Suriyeli olarak tanıtmaya başladı. Her gün hastanelere gelen onlarca vatandaşın, ‘’ Biz Suriye’deki savaştan kaçıp geldik. Bize bakın ‘’ dediği öğrenildi. Çoğu vatandaşın hastane personeline kimlik bilgilerini vermek istemediği ve ücretsiz olarak bakılmak için ısrar ettiği öğrenildi.

AYIRT ETMEK ZOR

Suriyeli vatandaşların para ödemediğini duyan kişilerin de kendilerini Suriyeli olarak tanıttığını vurgulayan Türk Sağlık Sen 1 No’lu Şube Başkanı Ahmet Doğruyol, ‘’Sağlık çalışanı arkadaşlarımız, bazı vatandaşların hastaneye gelerek kendilerini Suriyeli olarak tanıttıklarını ve para ödemek istemediğini belirtti. Bir tarafta Suriyelilerden para alınmazken, kendi vatandaşlarımızdan ise alınıyor. Böyle şey olmaz. Yapılan büyük haksızlıktır. Sıkıntıların üstüne bir de bu eklendi. Çalışanlar Suriyelileri ayırt etmeye mi çalışacak? Bu duruma son verilmeli’’ diye konuştu.

VALİLİKLER ÖDEYECEK

Başbakanlık Afet ve Acil Durum Başkanlığı’ndan Valiliklere gönderilen yazıda, şu ifadelere yer verildi: ‘’Geçici koruma altına alından Suriyeli misafirlerin tedavi giderleri Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamında faturalandırılacak. Tedavi giderleri sağlık kuruluşlarının bulunduğu ilin valiliklerine faturalandırılacak. İlaç, protez, diş, gözlük, işitme cihazı gibi malzemeler, SUT’ta belirtilen usul ve esaslara göre temin edilecek’’

BÖYLE BİR ŞİKAYET YOK

İzmir Sağlık Müdürü Bediha Türkyılmaz, bazı kişilerin "Suriyeliyim" diyerek hastanelerde ücretsiz muayene olduğu iddiasıyla ilgili kendilerine bu yönde ulaşmış bir şikayetin bulunmadığını bildirdi. Türkyılmaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kendilerini Suriyeli olarak tanıtan kişilerin ücretsiz sağlık sisteminden yararlandığına yönelik haberin gazetede yer aldığını, bunun üzerine kentteki büyük hastanelerle görüştüklerini bildirdi. İncelemelerinde böyle bir olaya rastlamadıklarını dile getiren Türkyılmaz, "Bize ulaşan herhangi bir şikayet yok. Olsa gereken yapılır" dedi.

Alıntı:egedesonsöz.com

8 Aralık 2013 Pazar

HPV Aşısı SGK tarafından ödenebilir

Genç kız, aşı bedelini almak için SGK’ya başvurdu, Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) listesinde yeralmadığı için ödenemeyeceği yanıtı aldı.

SGK’ye dava açtı

C.D., avukatı Mahmut Dikmen aracılığıyla Ankara 13. İş Mahkemesi’nde dava açtı, dilekçede, “Müvekkilim öğrenci. Sağlık yardımından da faydalanmaktadır. Meme kanserinden sonra, kadınların en çok ölüm yaşadığı rahim kanseridir. Bunun devlet tarafından karşılanması gerekir. Kurumun koruyucu aşı bedelini yasal faizi ile ödenmesi gerekir” denildi. SGK avukatı ise, “Sağlık Bakanlığı’nca tüm sağlık kurum ve kuruluşları tarafından yürütülmesi gereken bağışıklama programları hazırlanmakta ve yürütülmektedir. 2013 için belirlenen takvimde dava konusu HPV aşısı yer almamaktadır. Dava haksız yere açıldığından, reddine karar verilsin” diye itiraz etti.

Yüzde 100 koruma sağlar

Mahkemenin başvurduğu bilirkişinin raporunda ise şu görüş savunuldu: “Aşı rahim kanserinden korunmak amacıyla yaptırılmakta. Davacı aşı için 805.40 TL ödemiştir. Sigorta katkı payı yüzde 20’si 161.080 TL, kurumca karşılanması gereken bedel 644.32 TL’dir. Rahim ağzı kanseri tüm dünyada kadın ölümlerinin sebebi olan kanser türleri içinde en yüksek ölüm sebebi oranına sahip (meme kanserinden sonra) hastalıktır. Aşının henüz cinsel yönden aktif olmamış ve virüsle karşılaşmamış kişilere yapılması halinde yüzde yüz koruma sağladığı ve aşının altı ay içerisinde üç doz yapılması gerekmektedir.”

SAĞLIĞIN ÖNEMİNE VURGU

Raporun gelmesinin ardından yapılan son duruşmada hakim Suat Subaşı, SGK’nın parayı ödemesine karar verdi. Kararda şu ifadeler yeraldı:  “Ana ilke, Anayasa’da ifadesini bulan sosyal devlet ilkesi olup devlet vatandaşlarının sosyal ihtiyaçlarını gidermek zorundadır. Anayasa’nın amir hükmü gereği toplum sağlığını koruyucu tedbirlerin en geniş manada uygulanması gerekir. Burada sınırlandırıcı hükümler getirmek Anayasa’ya aykırı olduğu gibi toplum salığına da tehdit edici sonuçlar doğurur. Rapora göre davaya konu aşının uygulanması bu hastalığın neredeyse yüzde yüz önlenmesine neden olmaktadır. Bu itibarla kurumun bu aşının bedelini ödemesi sonradan bu hastalığa yakalanarak kanser tedavisi gibi pahalı bir tedavi ve masraflarla karşılaşmaya tercih edilmelidir. Toplum sağlığı ve insan hayatı her türlü olumsuz değerlendirmenin üzerinde tutulmalıdır. 644.32 lira aşı bedelinin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davacıya verilmesi, mahkeme masrafları ve avukatlık ücreti 512.80 liranın da kurum tarafından karşılanmasına karar verilmiştir.”

Avukat Dikmen, mahkemenin verdiği kararın örnek olduğunu, bu tür mağdur olanların dava açıp paralarını alabileceklerini söyledi.

Alıntı:hürriyet

''Açılın ben doktorum'' tarih oluyor

Türk Tabipleri Birliği Genel Sekreteri Bayazıt İlhan, “Mesela yolda bayılan bir hasta var. Doktor önce ambulansı çağıracak, sonra ambulans gelene kadar sınırlı bir şekilde müdahale edebilecek. Ambulans çağırmadan müdahale de yasak. Ambulans geldi ambulans da teknisyen var, ama siz doktorsunuz. Yine müdahale edemezsiniz. Ayrıca  hastanın durumunun acil olmadığı belirtilerek de, doktor müdahalesi yasaya aykırı olarak yorumlanabilir” dedi. Uçaklarda acil durumlarda doktor bulmanın da imkansız hale geleceğini söyleyen İlhan, “Dünya Tabipleri Birliği’nin Genel Sekreteri de, bana bunu hatırlattı. Bu düzenlemeden sonra uçakta ‘doktorum’ dememek, sessiz kalmak daha mı iyi olur acaba diye görüş belirtti” bilgisini verdi.

HAPİS VE PARA CEZASI

Tam günü düzenleyen yasa tasarısında yer alan madde, olağanüstü durumlarda doktor müdahalesini düzenliyor.  Düzenlemeye göre, ‘olağanüstü durumlarda mesleğini icraya yetkili kişilerce acil sağlık hizmeti ulaşana kadar verilecek olan sağlık hizmeti hariç, ruhsatsız olarak sağlık hizmeti sunan veya yetkisiz kişilerce sağlık hizmeti verdirenler, bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacak.’ Söz konusu maddenin başta Gezi Parkı olmak üzere eylemlerde hastaları tedavi eden doktorlara yönelik bir madde olarak algılandığını belirten TTB Genel Sekreteri Bayazıt İlhan, bu maddenin günlük yaşama da çok ciddi yansımaları olacağını söyledi. Düzenleme yasalaşırsa, herhangi bir ortamda veya yolda sağlık durumu kötüleşen bir hastaya müdahale etmenin zorlaşacağını belirten İlhan,  “Çünkü bu düzenleme, doktorlara büyük sorumluluk yüklüyor” dedi.

YİNE SİTEDEN YAZIYA BİRKAÇ YORUM:

Okuyucu1:
Haberi okuyunca o kadar güldüm ki! Sanırım halkımız hala doktorların ne hale düştüğünün farkında değil? Benim çalıştığım hastanede dahiliye nöbetçisi arkadaşlar acile konsültasyon giderken ara dayağı yememek için sivil kıyafetle gidiyor. Hasta yakını gibi hasta sedyesine yaklaşıp tahlillerine bakıyor ve konsültasyon notunu yazıp çaktırmadan kaçıyor (abartmıyorum). Ben şahsen poliklinik odasından çıkarken önlüğümü çıkarıyorum, koridorda tamamen sivil dolaşıyorum. Bir de hacı sakalı bıraktım, kimse doktor olduğumu tahmin etmiyor. Tüm bu tedbirlere rağmen yüreğimiz ağzımızda çalışıyoruz. Şu ortamda kronik hastalara steroid ve immunsupresif yazanlar benim gözümde kahraman. Ameliyat yApanlar mücahid, Kemoterapi yapanlara ise söyleyecek övgü kelimesi bulamıyorum. Sevgili yetkililer , bu problemi çözmek için daha kaç doktor düvülecek, yaralanacak veya öldürülecek?

Okuyucu2:
 Ben doktorum diyecek saygınlıkda bir meslekmi bıraktınız.Ben zaten yıllardır mesleğimi söylemiyorum.bir kamu kurumunda Memurum diyorum.Öyle açılın falan diyecek hevesim,heyecanım da kalmadı.....

Alıntı:medimagazin.com

Hekimler Çocuklarının Hekim Olmasını İstemiyor

Samsun Tabip Odası tarafından Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi'nde düzenlenen, "4. Genişletilmiş Hekim Çalıştayı"na; OMÜ Rektör Vekili Prof. Dr. Hakan Leblebicioğlu, İl Sağlık Müdürü Dr. Yusuf Köksal, Samsun Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Uzm. Dr. Hasan Rıza Aydın, Halk Sağlığı Müdürü Uzm. Dr. Ertan Uzun, OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Bekir Selçuk, OMÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Haydar Şahinoğlu, Samsun Tabip Odası Başkanı Yrd. Doç. Dr. Mithat Günaydın ve öğretim üyeleri katıldı.

Türkiye'nin çeşitli illerinden 21 tabip odası temsilcisinin katıldığı çalıştayın açılış konuşmasını yapan Samsun Tabip Odası Başkanı Mithat Günaydın, sağlıkta dönüşüm projesinin bir tarafı memnun ederken diğer tarafı mağdur ettiğini savundu. Sağlıkta dönüşümün hekimleri derinden etkilediğini kaydeden Murat Günaydın şöyle konuştu: “Sağlıkta dönüşüm adı altında yapılanlar, uygulayanları ve hastaları memnun etti. Ancak bu dönüşümün başarısında en büyük katkısı olan hekimler, sağlıkta dönüşümün mağduru oldu. Bu dönüşüm, hekimlerin hayatlarını alt üst etti ve bu uygulamalar sanki hekimler sistemin içinde değilmiş gibi planlandı. Sonuç itibariyle mesleğine küsmüş, defansif tıp uygulayan, mutsuz, çocuğunu hekim yapmak istemeyen hekimlerin oranı yüzde 90'lara ulaştı. Sağlıkta dönüşümün hekim ayağı eksik kaldı. Bu çalıştayda çıkan sonuçlara, ilgililerin kulak vermesini istiyoruz. Amacımız üzümü yemek, bağcıyı dövmek değil. Sağlıkta dönüşümde hekimler geri bırakıldı. Sağlık Bakanlığı sağduyulu hekimlerin söylemlerine kulak versin."

Son yıllarda hekimlerin çalışma şartlarının iyileştirilmesinde önemli mesafeler kaydedilmesine rağmen bir yanda da ağır iş yükü altında çalıştıklarını hatırlatan OMÜ Rektör Vekili Hakan Leblebicioğlu ise " Yapılan yeni uygulamalar özellikle performans, tam gün gibi ve sıklıkla değişen uygulamalarla hekimlerimiz, hatta idarecilerimiz de bu sistem içerisinde her zaman yeni bir duruma adapte olmak zorunda kalıyor. Bu açıdan baktığımızda en önemli sorun olarak da performans uygulamasında değişen durumlar ve performans uygulamasını kendi içindeki sorunlar nedeniyle çalışma barışını bozma potansiyeli taşıyor. Hekimler arasında, bir arada ekip çalışması yapması gerekirken, hekimler birbiriyle yarış eden, puan kazanmaya çalışan kişiler durumuna düştü. Öncelikle bu sorunlara çözüm bulunması gerekiyor." dedi.

Açılış konuşmaları sonrası tam gün yasası, üniversitelerdeki sorunların çözüm önerileri, aile hekimlerinin sorunları, kamu hastaneleri birliklerindeki sorunlar ve hekime şiddet konularının ele alındığı oturumlar düzenlendi.

Alıntı.medimagazin.com