23 Aralık 2011 Cuma

İlaç katılım payından vekile zam çıktı

HER ZAMAN Kİ GİBİ...YİNE GECE YARISI ÜLKEM UYKUDAYKEN...BU MECLİS KİMİN MECLİSİ DİYE DÜŞÜNÜYOR İNSAN..YABANCI DOKTOR , HASTANE BİRLİKLERİ YASASI,TAM GÜN...HEP GECE YARISI VEYA  UZUN TATİL ÖNCESİ  ÇIKAN YASALAR VEYA KHK'LER...

Fransız parlamentosunda kabul edilen sözde soykırım inkarını suç sayan yasaya yönelik tepkilerin sürdüğü saatlerde gerçekleşen değişiklikle, bugüne kadar TÜFE oranında artan bakan ve milletvekili emekli maaşları Cumhurbaşkanının aylık ödeneğine endekslendi. Bu oran önce emeklilik yaşı ile prim gün sayısı koşullarının sağlanmaları kaydıyla Cumhurbaşkanı'na ödenmekte olan aylık ödemenin yüzde 40'ı esas alınarak Cumhurbaşkanı'na bağlanacak yaşlılık aylığının yüzde 42'si olarak belirlendi. Bu değişiklik maaşları yaklaşık 5 bin 600 TL'ye yükseltirken gece yarısı ikinci bir önerge daha verildi. Hesaplama yöntemindeki yüzde 42'lik oranın 31 Aralık 2020'ye kadar yüzde 60 olarak uygulanmasını öngören değişiklikle emekli maaşları bir anda 7 bin 750 TL'ye çıktı.

Prim desteği de geldi
Emeklilik hakkını elde edememiş eski vekillere de bu koşulları yerine getirmek kaydıyla yüksek rakamlı milletvekili emekliliği yolunu açan düzenlemeyle, bu vekillere prim desteği de sağlandı. Herhangi bir işte çalışmayanların milletvekili emeklisi olabilmek için ödemeleri gereken primin tamamı, çalışanların da ödedikleri prim ile ödemeleri gereken arasındaki fark bir yasama dönemi olan dört yıl süreyle TBMM bütçesinden karşılanacak.

3 kaleme kadar ilaca 3, ilave her kutuya 1 lira
3 kaleme kadar ilaca 3, ilave her kutuya 1 lira katkı payı geldi. Meclis Genel Kurulu'ndan dün gece geçen yasayla, SGK, aile hekimlerinin yazdıkları da dahil olmak üzere reçetelerden 3 kaleme kadar ilaç için 3 lira ilave her geçen kutu için 1 lira katılım payı almaya yetkili kılındı.

Alıntı: Hürriyet

Mide kanserinde midenin tümü alınıyor

Eskiden daha çok midenin altında yerleşen kanserin, beslenme alışkanlıklarının değişmesine bağlı olarak artık midenin üst bölümünde görüldüğünü belirten Prof. Dr. Ersin, "Eskiden midenin üçte ikisini alıyor, kalan işlevini görüyordu. Artık tamamını alıyor, mideyi kurtaramıyoruz. Midesinin tamamını aldığımız vaka sayısı arttı. Aman yediklerimize dikkat" dedi.

İzmir Kent Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği’nden Prof. Dr. Sinan Ersin, insanların tuvalet alışkınlıklarındaki değişikliklere gösterdiği dikkati, beslenme alışkanlıklarındaki değişime göstermediğini savundu. Prof. Dr. Ersin, "İnsanlar, beslenme alışkanlığındaki değişikliklerin ya farkına geç varıyorlar ya da çok önemsemiyorlar. Oysa bu değişiklikler bir hastalığın habercisi olabilir. Tabii yemek seçenekleri çok olduğu için, belki birinden vazgeçip diğerine geçiyor, değişiklikleri fark edemiyor. Bu gaz yaptı diyor, yiyeceğe atıyor suçu. Oysa o sırada midede olan değişikliklerin başlangıcı olabilir. Katı, zor geçti boğazımdan diyor, yumuşak, sulu gıdaya dönüyor. Kilo kaybı çok ilerleyene kadar çok önem vermiyor buna. Halbuki bir gün tuvalete çıkamasa hemen çözüm arayışına giriyor" diye konuştu.

Prof. Dr. Sinan Ersin, sofra kültürünün özellikle gün içinde aranmadığını, hızlı tüketimin ön plana çıktığını söyledi. Hızlı yemek yenmesinin yanı sıra yiyeceklerin sıcak tüketildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ersin, sıcak ve hızlı yemenin, içmenin en başta reflüyü tetikleyen önemli faktörler olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Sinan Ersin, "Bu son derece zararlı. Yiyeceklerin ısısının düşürülmesi gerekir. Çok sıcak çay içiyoruz. O çay elimize dökülse yakar ama midemize, yemek borumuza döküyoruz. Bu hücreler için zararlı, reflü için riskli. Beslenme alışkanlığımız da doğaldan fast food’a kaydı. Fast food denilen şeyler zaten ya kızartma ya da direkt ateşe maruz kalmış yiyecekler. Bir taraftan yüksek kalorili olmaları nedeniyle kilo almamızı da sağlıyorlar. Aşırı kilo da kanser açısından risk faktörü. Onun dışında hazır gıdalar, raf ömrü uzun olsun diye pek çok koruma faktörü içeren yiyecekler, yine koruma amaçlı yüksek oranda tuz içeren pastırma, sucuk gibi şarküteriler, ev salçası, turşu, tütsülenmiş, tuzlanmış balıklar mide kanseri açısından riskli yiyecekler. Ailesinde ve birinci, ikinci derece akrabalarında mide kanseri olanlarda taze meyve ve sebzeden fakir beslenme de mide kanseri açısından beslenmeye bağlı riskler. Genetik kadar çevresel faktörler de mide kanserinde önemli. Risk grubundakiler endoskopi yaptırmalı" dedi.

KANSER YER DEĞİŞTİRDİ

Prof. Dr. Ersin, dünyada mide kanserinin beslenme alışkanlıklarındaki değişikliklere bağlı olarak mide içindeki yerleşimini değiştirdiğine dikkat çekti. Eskiden kanserin daha çok midenin alt bölümüne yerleştiğini, midenin üst kısmında kanserin çok az görüldüğünü belirten Prof. Dr. Ersin şunları söyledi:

"Eskiden midenin daha çok bir kısmını alarak cerrahi tedavi yaparken, artık pek çok kez tümünü almak durumunda kalıyoruz. Eskiden midenin üçte 2’sini alıyorduk, kalan bölüm mide olarak işlevini sürdürüyordu. Ama kanser yer değiştirdi, artık midenin üstünde yer alıyor ve sadece bir bölümünü almak olmuyor. Artık tamamını alıyor, mideyi kurtaramıyoruz. Beslenme alışkanlıklarının değişmesine bağlı olarak midesinin tamamını aldığımız vaka sayısı arttı. Az gelişmiş ülkelerde hala eskisi gibi kanser midenin alt bölümünde görülüyor, çünkü hazır gıda tüketmiyorlar, daha doğal besleniyorlar."

Alıntı: Hürriyet

17 Aralık 2011 Cumartesi

Reçetelerde 4 kalem sınırlaması geliyor

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) gereksiz ilaç tüketimini azaltmak amacıyla bazı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi tane ile ilaç satışına hazırlanıyor. 2012 içinde başlanması öngörülen sisteme göre, ilaç eczanelere artık ambalajda değil kavanozda gelecek. Hastanın tedavisi için 5 hap gerekiyorsa 5 hap, 10 hap gerekiyorsa 10 hap sayıyla verilecek. Bu uygulama ile SGK gereksiz ilaç tüketimini de azaltma peşinde. Normalde hasta tedavi süresince sadece 30 hap kullanacaksa, bir ilaç kutusunda 20 hap olduğu için iki kutu ilaç parası ödenmek zorunda kalınıyor ve artan 10 hap ya çöpe gidiyor, ya da ecza dolaplarında bekliyor. Yeni sistemde ilaç eczanelere kavanozlarda gelecek. Doktor bir tedavi için sadece on adet hap kullanılmasını istediyse eczacı hastaya hapı sayıyla verecek.

TEKNOLOJİ HAZIR DEĞİL

Bu uygulamayı hemen başlatamadıklarını, çünkü sektörün henüz teknolojik olarak hazır olmadığını belirten SGK yetkilileri, hazırlıkların tamamlanmasının ardından uygulamaya başlanacağını ifade etti.

"SGK BÜTÇESİ İLAÇ NEDENİYLE AŞILMIYOR"

İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası (İEİS) Başkanı Nezih Barut, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) bütçe detaylarını göremediklerini belirterek, “Eczaneye verdiğimiz ilacın değerini biliyoruz. SGK’nın bütçe aşımına ilaç neden olmuş olamaz. Ama fatura bize kesiliyor” dedi. “Türkiye İlaç Endüstrisinin Küreselleşmesi için Devletle Ortak Yol Haritası” raporunun açıklandığı toplantıda Habertürk’e konuşan Barut, 350 ilaçta kalkan iskontolarla ilgili olarak şunları söyledi: “Bu 350 ilacın sahibi şirketler, iskontolu fiyattan satamayacaklarını belirterek Çalışma Bakanlığı’na başvurdu. Depolardaki ilaçlar bittiğinde başka ilaçların da yokluğu çekilebilir.”

REÇETE BAŞINA 4 İLAÇ SINIRI YASAYLA GELİYOR

Danıştay 10. Dairesi’nin Türk Tabipleri Birliği’nin başvurusu üzerine nisan ayında verdiği kararla SGK’nın Sağlık Uygulama Tebliği’nde yer alan “İstisnai durumlar hariç bir reçetede en fazla 4 kalem ilaç yazılır ve her kalem ilaçtan bir kutunun bedeli ödenir” hükmünü iptal etmesinin ardından reçete başına 4 ilaç sınırı bu kez yasayla geliyor. Reçete katılım payı olarak adlandırılan sistemle bir reçeteye yazılan ilaç sayısına göre taksimetre gibi artan 3+1 formülüyle katılım payı alınmasına ilişkin düzenleme kanun tasarısı olarak TBMM’nin gündeminde yer alıyor. Aynı tasarıyla en çok reçete yazan doktorlar arasında yer alan aile hekimlerinin gerçekleştireceği muayenelerde de katılım payı öngörülüyor. Bu tedbirlerin de yetersiz kalacağı öngörüsü üzerine reçete başına 4 ilaç sınırlaması bu kez tebliğ yerine yasa ile yapılacak. Yasalarla ilgili iptal kararı Anayasa Mahkemesi tarafından verildiğinden Danıştay’ın yeniden iptali önlenecek.

Alıntı: Gazete Habertürk/Ahmet KIVANÇ

Kamu hastanelerinde özel hastaneler gibi ücret ödeniyor

AKP iktidarı ile birlikte hayata geçirilen Sağlıkta Dönüşüm Programı kamusal sağlık hizmeti anlayışını ortadan kaldırdı. Kamu hastanelerinde, hastalardan “muayene ücreti, ilaç ve reçete katılım payları” altında alınan ücretler, neredeyse orta sınıf bir özel hastaneden alınan ücretle eşdeğer hale geldi. Tabip odaları ve hekimler, kamudan alınan ve sembolik olduğu iddia edilen kesintilerin özel hastanelerden alınanlara yaklaştığını belirterek “Kamu hastaneleri diye bir kavram kalmadı. Kamusal sağlık anlayışında bu kadar katkı-katılım payı olmamalıdır. Sosyal devlet anlayışı nerede?” diye sordular.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu, “Kamu hastanelerinden 8 TL, özel hastanelerden ise 15 TL muayene ücreti alınıyor. Özel ayrıca bunun dışında yüzde 30 ile 70 oranında değişen fark ücreti alıyor. Bunun üzerine her iki kurumdan da ilaç, reçete payları adı altında yurttaştan para alınıyor. Hükümetin temel politikası kamu-özel bütün kurumların birbiri ile rekabet halinde çalışan sağlık ortamını yaratmaktır. AKP ile birlikte kamu hastaneleri diye bir kavram kalmadı” dedi. Bilaloğlu, yurttaşların kamu hastanesine gittiğinde, vergisini vermesine ve primini ödemesine karşın ayrıca cebinden de bir ücret çıkmasını eleştirerek şunları kaydetti:

“Kamu hastanelerinden alınan ücretler, bazı özel hastanelerden alınan ücretlere yaklaşıyor. Reçete başına 3 TL gibi uygulamalarla ödemeler artacak. Türkiye’de insanlar sağlık hizmeti alırken tüketici konumuna geldiler. Nasıl ki bir mağazaya gittiğinizde, örneğin ‘Bedava. Şimdi al 5 ay sonra öde’ deniliyor ve o anda herhangi endişe duyulmuyorsa, sağlıkta da ‘ücretsiz gel muayeneni ol’ algısı oluşuyor. Hasta, muayene oluyor ve 3 ay sonra emekli maaşında kesintiyi görüyor.”


Özel hastanelerle yarışıyor

İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ali Çerkezoğlu ise kamusal sağlık anlayışının devletin sorumluluğundaki sağlık anlayışı olduğunu, bu kadar yüksek miktarda katkı-katılım payının olmaması gerektiğini vurgulayarak “Çok sembolik olması gereken, öyle olduğu iddia edilen şey şu an da fiilen neredeyse özel hastanelerin aldığı paralara eşdeğer hale gelmiş durumda. Aynı aileden 3 kişi hastalansa ve kamu hastanesine gitse 100 TL’ye yakın ödeme yapmak zorunda kalabiliyor. Bu nasıl bir sosyal güvenlik anlayışı” diye sordu.

İstanbul Eczacı Odası Başkanı Semih Güngör de kamu hastanelerinden alınan katkı-katılım payı ücretlerinin özellikle emeklileri olumsuz etkilediğini belirterek “Emekliler maaşlarını alana dek kesintiyi bilmiyor. Ne zaman ki maaşını alıyor o zaman kesintinin ne kadar olduğunu görüyor. Hastalara, ne kadar kesinti yapıldığını gösteren reçetenin çıktısını veriyoruz. İnsanlar reçetelerinden kesintilerini takip edebilir” dedi.

Alıntı: Cumhuriyet

15 Aralık 2011 Perşembe

Araştırma görevlileri için komisyon önerisi

CHP , araştırma görevlilerinin sorunlarının araştırılması için komisyon kurulmasını önerdi.CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve arkadaşlarının önerisinde , üniversitelerde çalışan öğretim elemanı sayısının %45'inin araştırma görevlilerinden oluştuğu belirtildi.

Araştırma görevlilerinin maddi sıkıntı içinde oldukları , YÖK'ün karar ve yönetim mekanizmasında yer almadıkları söylendi.Gerekçelerde şunlara değinildi:

''Araştırma görevlilerinin görev tanımında da belirsizlik bulunmaktadır.YÖK Kanunu'nun 33. maddesine göre 'araştırma görevlileri , yükseköğretim kurumlarınca yapılan araştırma , inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili organlarca verilen diğer görevleri yapan öğretim yardımcılarıdır' denilmektedir.Ancak tanım belirsizliği nedeniyle ,asıl işi araştırma olan bu öğretim elemanları; ders anlatma, sınav sorusu hazırlama ,sınav kağıtları okuma gibi görevlerle adeta 'okutman , uzman veya öğretim görevlisi' olarak kullanılmaktadır.''


Alıntı : AA -Yusuf ÇELEBİ






Acıbadem satıldı

Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Ali Aydınlar ile Abraaj Capital’in yüzde 46’şar payla eşit ortaklığa sahip olduğu Acıbadem’de çoğunluk Malezyalı kamu yatırım fonu Khazanah’ın sağlık sektöründe faaliyet gösteren birimi Integrated Healthcare Holdings (IHH) şirketine geçti.

Acıbadem’in çoğunluk hissedarı Acıbadem Sağlık Yatırımları Holding’in (ASYH) yüzde 75 hissesinin IHH ve Khazanah’a satılması ve devredilmesi için Rekabet Kurumu’na başvuru yapıldı. Mehmet Ali Aydınlar, Hatice Seher Aydınlar ve Almond Holding tarafından ASYH’nin yüzde 75 hissesinden, IHH’ye yüzde 60 ve Khazanah’a yüzde 15 hisse satılacak. İşlemin tamamlanmasıyla birlikte ASYH’nin yüzde 25’i Aydınlar Ailesi’ne ait olacak.

Bölgesinin lideri

Acıbadem’de Mehmet Ali Aydınlar’ın yüzde 39,87, Hatice Seher Aydınlar’ın yüzde 6,11, Abraaj Capital’in ise yüzde 45,99 payı bulunuyor. İşlemin tamamlanması durumunda Abraaj’ın Acıbadem’de payı kalmayacak. Aydınlar Ailesi’nin payı ise yüzde 46’dan 25’e inecek. İşlemin boyutunun 650 milyon dolar civarında olması bekleniyor. Ana hissedarları Khazanah ve Mitsui&Co olan IHH, Asya-Pasifik bölgesinde en geniş sağlık sektörü malvarlığına sahip bulunuyor. IHH, Parkway Pantai Limited (PPL) ve IMU Health SDN BHD’nin yüzde 100’ünü kontrol ediyor. IHH ve Khazanah birlikte Hindistan’daki Apollo Hospitals Enterprise Limited’in de yüzde 11,5’ine sahip. PPL, Asya’da Singapur, Malezya, Hindistan ve Brunei bölgelerinde 3000’den fazla yataklı 16 hastaneden oluşan, Güneydoğu Asya’nın en geniş özel hastane ağına sahip bulunuyor.

Şirketin sağlık ağında yaklaşık 13.700 çalışanı ve 4.900 uzman doktor ve sağlık uzmanı mevcut. IMU, Malezya’nın önde gelen özel sağlık üniversitesi olan, ve Avustralya, İngiltere, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ve Yeni Zelanda’daki 33 üniversite ile ortaklığı bulunan Kuala Lumpur’daki International Medical University’nin sahibi ve işletmecisi. Bombay Borsası’na kayıtlı Apollo 54 adet hastanenin işletmecisi olarak 8.500’den fazla yatak kapasitesi var.

Alıntı    : Radikal

Türban tutanağına soruşturma

İzmir’de Dokuz Eylül ve Ege üniversitelerinde 60’ı aşkın öğretim üyesi hakkında, derslere türbanla giren öğrencilerle ilgili tutanak tuttukları için YÖK tarafından soruşturma açıldığı öğrenildi.

Eğitim-İş Sendikası İzmir Şube Başkanı Prof. Dr. Ömer Lütfi Değirmenci, YÖK’ün mahkeme kararlarına karşın türban konusu “oldu bittiye” getirdiğini belirterek “Soruşturmayı ‘öğrenim hakkının engellenmesinden’ açıyorlar. Öğrencinin psikolojisinin tutanak tutulmasından dolayı bozulduğu öne sürülüyor. Öğrenci gidip YÖK’e şikâyet ediyor. Sonrasında da soruşturma açılıyor. Bunu duyan öğretim üyeleri de tutanak tutmak istemiyorlar. Bu baskılarla fiili durum yaratarak türbanın serbest olmasını sağladılar” dedi.

Türban ilköğretime indi

Değirmenci, türbanın yasalara karşın üniversitelerde serbest bırakılmasının ardından uygulamanın ilköğretim ve ortaöğretime de indiğini kaydederek, “Bu işin sonu tehlikeli boyutlara gidiyor. Türban ilköğretime kadar indi. Geçen hafta Buca’da genel merkez yöneticilerimizle yaptığımız gezide ilköğretim okulunda türbanlı öğrenciler gördük. Bayındır, Konak, Menemen’de de aynı durum konusunda şubelerimiz bize bilgi verdi” diye konuştu.

İzmir Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Erdener Özer de AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın türbanla ilgili verdiği kararlarına karşın YÖK’ün tutumu nedeniyle öğrencilerle karşı karşıya kaldıklarını söyledi. 

Alıntı: EMRE DÖKER/Cumhuriyet

14 Aralık 2011 Çarşamba

Ses neden kısılır?

Ses kısıklığına neden olabilecek birçok faktör bulunuyor. Ses kısıklığı, çoğunlukla altta yatan faktörün tedavi edilmesiyle ortadan kalkıyor ve ses tellerinin ayrıca tedavisi gerekmiyor.
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz, ses kısıklığına en sık yol açan beş nedeni şöyle anlatıyor:

SESİN YANLIŞ KULLANIMI

“Kişinin sesini her zamankinden farklı tonda kullanması olarak tanımlanan bu faktör; sesin uzun süre gürültülü ortamda kullanılması ve aşırı bağırarak konuşulması gibi durumları kapsıyor. Örneğin; maça giden bir kişi tezahürat yaparken çok bağırdığı için ses telinde kanama, polip ya da kist oluşuyor, bunlar da ses kısıklığına yol açıyor. Aynı maçta bazı kişilerin sesi kısılırken diğerlerinin sesinin sağlıklı kalması ise kişilerde sigara kullanımı, alerji ve reflü gibi hazırlayıcı faktörlerin olup olmamasına bağlı oluyor. Ayrıca kişilerin yaşı, mesleği ve sosyal hayatı ile kişiliği de bu rahatsızlığın ortaya çıkmasını etkiliyor. Sesini sürekli olarak yanlış kullanan kişide ise ses tellerinde kalınlaşmalar başlıyor, nodül oluşabiliyor. Ses tellerindeki bu kronik zarar, sesin doğru kullanılmaya başlanmasıyla iyileşebiliyor. Bazı vakalarda ise cerrahi müdahale gerekebiliyor.

SİGARA İÇİMİ

Sigaranın içeriğindeki maddeler, ses telleri üzerindeki epitele (örtüye) zarar veriyor ve altındaki tabakada da ödeme neden oluyor. Özellikle kadınlarda buna bağlı olarak ses kalınlaşması meydana geliyor. Sigara içimi epitelin zaman içinde yaralanmış bir doku haline gelmesine de neden oluyor ve hücreler değişmeye başlıyor. Kansere giden ilk adımlar bu evrede görülmeye başlıyor. Bu açıdan hiç sigara içmeyen kişiler her zaman daha avantajlı olmakla birlikte, az sigara içmek de riski azaltıyor. Sigara içen kişilerin ses kısıklığının iki haftadan uzun sürmesi durumunda mutlaka bir kulak burun boğaz uzmanı tarafından muayene edilmeleri öneriliyor. Çünkü bu rahatsızlık sadece polip veya nodül oluşumları ya da kanser vakalarında iki haftadan uzun sürüyor. Muayene sonucunda her zaman kanser teşhisi konulmasa da, tespit edilecek nodül veya polipin ilaç ya da cerrahi ile tedavi edilmesi hastanın yaşam kalitesi açısından önem taşıyor.

FARENGOLARENGEAL REFLÜ

Reflü hastalığı, asitli mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi olarak tanımlanıyor. Asitli içeriğin ağza kadar çıktığı durumlarda ise ses telleri fizyolojik olarak zarar görüyor. Bu hastalarda ses yorulmaları, ses kısıklığı, çatallaşmalar, sürekli sesi temizleme isteği ve kronik öksürük meydana gelebiliyor. Söz konusu fizyolojik etki sürekli olduğu zaman ses kısıklığı kalıcı hale geliyor ve tedavisi ancak cerrahi olarak gerçekleştirilebiliyor. Ayrıca araştırmalar, bu bölgede sigaradan sonra kansere en çok reflünün neden olduğunu ortaya koyuyor. Eğer ses kısıklığının tek nedeni reflü ise antireflü tedavisi ile sorun ortadan kaldırılabiliyor. Ancak tedavi sırasında diğer faktörlerin de değerlendirilmesi ve ortadan kaldırılması tedavinin başarısı açısından önem taşıyor.

ENFEKSİYONLAR

Virüslerden kaynaklanan üst solunum yolu enfeksiyonlarının neden olabildiği ses kısıklıkları dinlenme, bol sıvı tüketme ve buhar tedavisi gibi yöntemlerle iyileştirilebiliyor. Bakteriyel enfeksiyonlarda ise genizde geriye doğru sürekli yeşil akıntı olması ses tellerine zarar veriyor. Hasta bu etkiye bağlı olarak ses kısıklığı yaşıyor, sesini kullanırken daha çabuk yoruluyor. Bu durum en çok kronikleşmiş sinüs enfeksiyonlarında görülüyor. Enfeksiyonun tedavisiyle birlikte ses kısıklığı da ortadan kalkıyor. Sadece ses telini tutan HPV ve tüberküloz gibi enfeksiyonlar da ses kısıklığına neden oluyor. Bunlar içinde en sık görülen HPV (Human Papilloma Virüs), ses tellerinde papillomatozis hastalığına neden oluyor. Bu hastalıkta ses kısıklığının yanı sıra kanserleşme ihtimali de bulunuyor. Sürekli tedavi gerektiren bu hastalıkta kanserleşmeyi önlemek ve hastaya iyi bir ses kalitesi sağlamak için birden çok lazer cerrahisi uygulamak gerekiyor. Günübirlik olarak uygulanan bu cerrahide başarılı sonuçlar alınıyor.

ALERJİ

Alerjik kişilerin burun etlerinde hafif şişlik ve tıkanıklık, ses tellerinde de hafif ödem olabiliyor. Alerjenlerin etkisinde değilken çok rahat olan bu kişiler, alerjenle karşı karşıya oldukları durumda sık hapşırma, burun ve damak kaşıntıları, geriye doğru geniz akıntısı ve burun tıkanıklığı şikayetlerinin yanı sıra çabuk yorulan ve monoton bir sese sahip oluyorlar. Bu kişilerin burunlarından iyi nefes alabildikleri dönemlerde, sesle ilgili problemlerinde de büyük oranda azalma görülüyor. Alerji tedavisinin yanı sıra iyi nefes almayı sağlamak için radyofrekans ile burun etleri küçültülüyor ve hastanın şikayetleri azalıyor.

SES TELLERİNİN GÖREVLERİ

Gırtlağın içinde, tiroit (kalkansı) kıkırdağının arkasında, sağda ve solda iki tane bulunan ve ‘ses telleri’ olarak adlandırılan bu organlar aslında tellerden değil, ince dokulardan oluşuyor. Uyaran sinirler yoluyla hareket eden ses telleri, sesin oluşumu için kapanıyor, nefes almak için de açılıyor. Ses telleri kapandığı zaman aşağıdan gelen hava iki ses telinin arasından bir titreşim oluşturarak geçip gidiyor. Bu titreşim, ham bir ses olarak çıkıyor ve önce boğaza, oradan da ağız boşluğuna gidiyor. Dil kökü, bademcikler, burundaki etler ve kemik-kıkırdak yapıları sese rezonansını ve karakterini veriyor. Ses telleri kapanarak, katı ve sıvı gıda maddelerinin nefes borusuna geçmesini de engelliyor. Birer adale gibi olan ses tellerinin güçlenmesi, güzelleşmesi için ses terapistlerinden destek alınıyor.

Alıntı : ntvmsnbc.com

6 Aralık 2011 Salı

Ebola için aşı bulundu

Bilim insanları, fareleri ölümcül Ebola virüsüne karşı koruyan bir aşı buldu.
"Proceedings of National Academy of Sciences" dergisinde yayımlanan araştırmayı yürüten bilim insanları, buldukları Ebola aşısının ilk tez uzun süre canlı kalabildiğini ve bu nedenle başarıyla depolanabildiğini açıkladı.

Daha önce yapılan araştırmalarda vücuda sağlam, ancak zayıflatılmış virüs enjekte ediliyor ve virüs, uzun süre depolandığında zarar gördüğü için aşının etkisi ortadan kalkıyordu.

Uzmanlar, bu kez sentetik viral protein içeren yeni bir aşı geliştirdi. Aşının, ölümcül Ebola virüsü enjekte edilen farelerin yüzde 80'ini koruduğu gözlendi.
İlk kez 1976 yılında Kongo'daki Ebola Nehri kıyısında çıkan bir salgın sırasında tespit edilen Ebola virüsü, bulaştığı kişilerin yüzde 90'ının ölümüne neden oluyor.
ÇOKLU ORGAN YETMEZLİĞİ İLE ÖLDÜRÜYOR

Vücut sıvıları yoluyla bulaşan Ebola, bulantı, kusma, iç kanama ve çoklu organ yetmezliği gibi semptomların ardından hastanın ölümüne yol açıyor.
Virüsün biyolojik saldırıda kullanılma olasılığı birçok ülkede korku yaratıyor.

Alıntı : ntvmsnbc.com

Kolesterol ilaçlarını sadece uzman hekimler yazabilecek

Kolesterol için kullanılan statinlerin hekimleri ikiye bölmesi dikkatleri ödeme kurumu olan SGK’ya çevirdi. Geçen yıl 394 milyon 500 bin lira kolesterol ilacı ödemesi yapan kurum, bu yıl hastaların kullandığı 12 milyon kutu ilaç için eczanelere 520 milyon lira reçete parası ödedi. Kolesterol düşürücü statinlerle ilgili iki farklı durum yaşandığını dikkate alan SGK, hastaları mağdur etmeme yönünde karar aldı. Kolesterol ilaçları başta olmak üzere hipertansiyon, antibiyotik ve mide ilaçlarında suistimalleri ve gereksiz reçete yazımlarını önlemek için bir dizi önlem planlanıyor. Bu ilaçların kontrol altına alınması amacıyla raporların yazımında yeni şartlar getirilmesi gündemde. İlaçların sadece uzman doktorlar tarafından yazımı da en önemli takip sistemi olarak belirlendi. Buna göre kolesterol raporu bulunan hastalara pratisyen hekimlerin dahi yazabildiği ilaçlar sadece kalp damar cerrahisi ve yan dal uzmanı hekimlerce reçetelenebilecek.

TEK FİYAT UYGULAMASI

        Diğer bir önlem olarak statin, antibiyotik, mide ilaçları ve hipertansiyon grubundaki ilaçlara havuz sistemi uygulaması getirilmesi düşünülüyor. Doktorların tavsiyesi üzerine pahalı ve ucuz ilaçların ortalamasını alacak kurum, tek fiyat belirleyecek. Hastaların aldığı ilaçlar bu fiyat üzerinden ödenecek. SGK, bu fiyatın üzerindeki ilaçların farkını ödemeyecek. Söz konusu düzenlemenin gereksiz ilaç yazımını önlemesini amaçlayan SGK yetkilileri, hastayı mağdur etmemek için bilimsel incelemelerini sürdürüyor. Kurum, son kararını hekimlerle birlikte verecek.

Alıntı : medimagazin.com

3 Aralık 2011 Cumartesi

Anne sütü nasıl artar?

Çift taraflı hastane tipi pompa karşımda duruyor. Birazdan kapı çalacak, gelecekler, alıp götürecekler. Hala sütüm var, gitmesine izin vermek zor geliyor. Pompayla aramdaki bir aşk-nefret ilişkisi, bir tür Stockholm sendromu...

Elim, birlikte başında saatler geçirdiğimiz Facebook'a gidiyor, parmaklarımdan bir veda mektubu dökülüyor.

"Sevgili Medela lactina electric plus...
Bir sene geçti… Seninle aramdaki aşk-nefret ilişkisine, artık burada bir nokta koymam gerekiyor. Seni geldiğin yere yollayacağım, hatta bazen duvara fırlatacağım günlerin hayalleriyle yaşadım. Ama şimdi gideceğin gün geldiğinde, gözümden yaşlar dökülüyor. Sen olmasan Lado'yu ben nasıl sütümle beslerdim. Çok sağol. Lado'ya artık sütümü veremeyeceğim fikri, kalbimi liğme liğme ediyor. Ama korkarım artık seninle günlük olağan buluşmalarımıza da tahammülüm kalmadı. Başka analara, bebelere de derman olasın. Sağlıcakla."

Türkiye'de süt veren anneler sahipsiz, danışacak kimse yok, destek olacak kimse yok. Çocuk doktorunuzun eli hemen mamaya gidiyor ve ne emzirme konusunda ne de emziren annenin psikolojisi konusunda pek de bir şey bilmiyorlar. Geriye eş dost kalıyor. Onlar da genelde mama firmalarının mümessili gibi davranıyor:

"Ay bilmem kimin çocuğu, sırf mamayla büyüdü şimdi sınıf birincisi.''
"Neden bu kadar kasıyorsun, bazı kadınların sütü olmuyor." 

Geriye tutunacak iki dal kalıyor; her annenin dostu internet ve bir şeye taktımı tam takan kişiliğiniz.
Yanlış anlamayın; internette bile Türkçe doğru düzgün kaynak yok. 'Gene ne varsa gavurda var.' diyerek; emzirme kaynakları taranıyor, uzmanlara mailler atılıyor. Sonunda artmaz denen süt, beş hafta içinde artıyor. Lado memeye ve anne sütüne kavuşuyor. 

SÜT ÜRETİMİYLE İLGİLİ BİR İKİ NOT

Süt üretimi ilk haftalarda hormonal, sonra mekanik bir hal alıyor:
Memelerin bir zekası var. Meme boşaldıkça, doluyor. Yani siz memeyi sık sık boşaltarak ona ''süt lazım, yetmiyor'' diyorsunuz. O da kolları sıvayıp, daha çok üretmeye başlıyor. Eğer dolu kalırsa, "demek bu kadar lazım değil" diyerek üretimi yavaşlatıyor. Anlayacağınız, bir arz talep meselesi...

Bütün süt arttırma teknikleri, yukarıdaki "memeyi boşaltma" prensibine dayanır:Süt yaptığı ya da kestiği kanıtlanmış herhangi bir besin yoktur.

Beslenmeyle ilgili dikkat edilmesi gereken tek şey; çok sıvı tüketmek ve normalde almanız gereken kaloriden bir miktar daha fazla kalori almaktır. Zira, kaloriyi ya da suyu kısarsanız; bu mekanizma önce annenin ihtiyaçlarını, sonra süt üretimini düşünür. Süt üretimine yetecek su ve kalori kalmaz. 

Pompadan çıkan süt ile çocuğun emerek aldığı süt miktarı arasında fark var:Pompalar bebeklerin emişini taklit ediyor, ama dedim ya, memeler zeki, yemiyor. Bebek, o memeden pompayla sağdığınızdan daha fazla süt çıkarıyor.

Memelerin sadece zekası değil hisleri de var. Emzirdiğinizde yaşadığınız çocuğunuzla o yakınlık hissi, süt üretimini coşturuyor: Siz bir istiyorsunuz, meme iki veriyor. Sizin gibi memeler de pompaya karşı aynı hisleri beslemiyor. 

Süt üretimi üçüncü ayda regüle oluyor: Yani ilk üç ay kontrolsüzce süt üreten meme, bebek üç aylık olunca 'yetecek kadar' süt üretmeye başlıyor. Fazla üretiyorsa, bu üretimi kısıyor.
Etrafımızdaki annelerin çoğu, üçüncü ayda mamaya başlıyor. Süt üretiminin azaldığını görünce, çocuğa yetmediğini düşünüyor. İlk aylardaki gibi memeler balon gibi şişmediği için, sütü bitti sanıyor. Memede yetecek kadar süt olması için, balon gibi şişmesi gerekmiyor. 

Regl olunca, süt üretimi hormonal olarak azalıyor:Ama regl dönemi bitince, eski halini alıyor.    
      
Yetecek kadar süt olması için memeden süt sızması gerekmiyor:Süt sızması, süt miktarından çok meme ucunun yapısıyla ilgili. 

Bebeklerde akşam huysuzluğu denen bir özellik var:Bazı bebeklere, akşam olunca afakanlar basıyor. Yine akşam olduğu için memeleriniz sabahki kadar süt dolu olmuyor. Bunlara etraftan gelen, bu çocuk aç yorumları eklenince, mamaya genelde akşam saatlerinde başlanıyor. Emzirme uzmanları uyarıyor; akşam huysuzluğu açlık değildir. 

Süt memelerden bir kaç farklı akışta gelebiliyor:Bu durum, özellikle pompayla sağarken anneleri yanıltabiliyor. Süt önce geliyor, sonra akış duruyor, bir kaç dakika sonra tekrar bir akış oluyor. Yani süt artık gelmiyor olsa bile, en az beş dakika daha sağmaya devam etmek gerekiyor. 

Memeden ilk gelen sütün su oranı, daha sonra gelen sütün yağ oranı yüksek oluyor:Sık sık az az emerse, bebek kilo almada bu nedenle sorun yaşayabiliyor, anneler sütü az zannediyor. Bir memeyi sonuna kadar emzirmek ya da sağmak gerekiyor.   

SÜT ARTTIRMA TEKNİKLERİ  

En iyi süt arttırma tekniği emzirmektir:
Sütünüz azsa; çocuğunuzu sık sık ve uzun uzun emzirin. Emzirmek için, memenizi dolu hissetmeyi beklemeyin. Hatta memenizin dolu olduğunu hissediyorsanız, emzirmekte/sağmakta geç kalmışsınız demektir. Ortalama iki günle bir hafta arasında sütünüz artacaktır.

Bebeği emzirdikten hemen sonra, 10 dakika kadar memelerinizi sağmak da "süt yetmiyor" mesajını vermek için iyi bir taktiktir:'Hemen sonra', kısmı bu uygulamada önemlidir. Geciktirirseniz, bebeğin acıkma ritmiyle memenin süt üretme ritmi arasındaki uyumu bozabilirsiniz. Böyle bir durumda, bebeğiniz acıktığında, kısa bir süre önce sağdığınız için henüz yeterince süt üretilmemiş olabilir.

Emzirme tatiline çıkın!  İngilizce, 'nursing vacation' denen bu taktik çok etkili. Emzirme tatiline şöyle çıkıyorsunuz; yanınıza bebeğin bakımına yardımcı olacak birini çağırıyorsunuz. Hep beraber eve kapanıyorsunuz. Uyumadığınız ya da bebeğe bakmadığını her fırsatta, ya bebeği emziriyor ya da memelerinizi sağıyorsunuz. İki üç gün boyunca, memelerinizi sağmak ve bebeği emzirmek dışında hiç bir şey yapmıyorsunuz. İki üç günün sonunda, memeleriniz acil süt çağrınızı alıyor.  

Bebek memeyi çeşitli nedenlerle reddedebilir:Yine de gece uyku sersemiyken, ya da sabah memeniz daha doluyken memeyi teklif etmeye devam edin. İstemese de en azından memenize yakın tutun. Memeleriniz açıkken kucağınıza alın. 

Sütünü arttırmak isteyen kadının en yakın arkadaşı pompadır:Pompanızın güçlü olması, pompa ucunun memenizin ucuna uygun büyüklükte olması ve pompanızın çift taraflı olması çok önemlidir.
Pompanızın gücü hem çıkacak süt miktarında  hem de memelere verilecek "sütü arttır" mesajında belirleyicidir.

Piyasada standart pompa uçları satılır. Halbuki her kadının meme ucunun büyüklüğü farklıdır: Hatta sağdıkça, meme ucunuzun büyüklü zamanla da değişir. Eğer meme ucunuza uygun olmayan bir pompa ucu kullanırsanız, süt miktarınız olumsuz etkilenir. Farklı boyutlarda pompa uçları mevcuttur. Eğer sağarken acı duyuyorsanız, memenizin ucu rahatça gidip gelemiyorsa, memenizin uç kısmından daha büyük bir kısmı pompanın içinde gidip geliyorsa, pompa ucunun boyutu yanlıştır. 

Pompanın çift taraflı olması, bana göre elzemdir:Zira sütünüzü arttırmaya çalıştığınız günlerde, hayatınız süt sağarak geçer. Neredeyse bebeğe bakacak vaktiniz kalmaz. Tek taraflı pompa demek, sağarak geçireceğiniz süresinin iki kat artması demektir ve sürdürülebilir bir durum değildir. Zamanla bezmenize ve sağma işini ihmal etmenize neden olur.

Popayı nasıl kullanacağınıza gelince... Eğer sadece sağarak süt veriyorsanız, normal şartlarda, pompayla bebeğin acıkma ritmi arasında bir uyum tutturmanız gerekiyor. Yani bebeğiniz genelde üç saatte bir acıkıyorsa ve günde yedi öğün kadar süt tüketiyorsa; üç saatte bir ve günde yedi kere süt sağmanız önemli. 

Power pump zamanı! Eğer sütünüz azsa, artıncaya kadar bebeğin acıkma ritminden çok daha fazla sağma işlemi yapmanız gerekir. Buna da power pump yani 'güç pompası' deniyor.
Power pump, zahmetli bir iş; belki gün içinde normal sağma ritminizi koruyup, vakit bulduğunuzda günde bir ya da iki kere power pump yapabilirsiniz. Power pump taktiği; belirli bir süre memeyi sağıp, belirli bir süre bekleyip, sonra tekrar sağma mantığına dayanıyor. Süreler değişebilir ama, örnek vermek gerekirse, şöyle bir uygulama; ilk sağmada on beş dakika sağ, daha sonra on dakika bekle beş dakika sağ, on dakika bekle, beş dakika sağ diye devam ediyor. Ne zamana kadar mı? Canınıza yetinceye kadar.   

Özellikle emzirme tatili ve power pump uygulamalarında memelerinizi yolda bırakmamaya dikkat edin:Süt üretmeleri için memelerinizin sağlıklı olması önemli. Onlara iyi bakın, havadar tutun ve acı/yara gibi bir durum olursa bu uygulamalara hemen ara verin.   

Tanrının annelere bir şakası olsa gerek... En çok anne sütü yapan şey, bir annenin arayıp da bulamadığı tek şey olan; uykudur:Sabah saatleri sütünüzün en çok olduğu saatlerdir, bunun nedeni bir kaç saat de olsa uyumuş ve dinlenmiş olmanızdır. Mümkün olan her fırsatta, uyuyamasanız bile dinlenin. 

Bazı memelerden ilk gelen süt çok tazyikli geliyor:Bu durum da bebeği rahatsız edebiliyor, memeyi reddetmeye başlayabiliyor. Durumun bu olduğunu tespit ederseniz, elinizle bir havluyla memedeki ilk sütü hafifçe sağın. Daha sonra bebeği memeye koyun  

Ve gelelim ilaç meselesine... Piyasada satılan bir mide ilacının etken maddesi, prolaktin hormonunu tetikliyor ve süt üretimini arttırıyor:Ben bir hafta kadar kullandım, tecrübeyle sabit. Kanada'da bu konuda yapılan araştırmalar da ilacın etken maddesinin anne sütünü arttırdığını ortaya koyuyor.  

ABD'de ve Kanada'da aynı etken maddeye sahip mide ilaçları, kadınlar tarafından bu amaçla kullanılıyor. Lakin FDA, (Amerika'da ilaçlardan sorumlu kuruluş) bu uygulamayı onaylamıyor. Neden derseniz, ilaç eser miktarda olsa da anne sütüne geçiyor ve bebekler üstündeki etkilerine yönelik bir araştırma yok. Gelin görün ki; aynı ilacın pediatrik boyu, reflüsü olan bebeklerde kullanılıyor ve  böyle bir durumda anne sütüne geçen miktardan çok daha yüksek miktarda ilaç bebeğin sistemine giriyor.

FDA'nın muhalefetine rağmen Amerikalı birçok doktor, yine de bu ilacın kısa bir süre kullanımını annelere öneriyor. Bitkisel ya da değil, ilaç kullanmadan önce muhakkak doktorunuza danışın, onun onayı yoksa kullanmayın. 

Bu ilacı kullanırsanız, sütünüz istediğiniz miktara geldikten sonra ilacı çok yavaş bırakmanız ve o dönemde daha çok sağıp emzirmeniz  gerekiyor. Günde 4 tablet kullanıyorsanız, çeyrek tablet azaltarak, azaltmalar arasında bekleyerek, bekli bir ayda bırakmanızda fayda var. Aniden bırakırsanız, sütünüz tekrar azalabilir.

Not: Dünyadaki en önemli ve kapsamlı emzirme ve anne sütü kitabı olan "Emzirme Sanatı/La Leche League" Türkçe olarak yayınlandı. Daha atılacak çok adım var, ama güzel bir başlangıç. 

Alıntı: Esra SERT /ntvmsnbc.com

Çocukta psikolojik gelişime güzel bir yorum

Şımarık çocuğa şımarık, öküz kocaya öküz diyemediğimiz bir çağda yaşıyoruz. Her şeyin artık afili, siyaseten doğru birer ismi ve son derece meşru nedenleri var. Üstelik bu yakıştırmaları görmezden gelmemiz de mümkün değil. Zira bu isimleri takanların, bizzat kendilerinin öyle isimleri var ki insan saygıyla önlerinde eğiliyor; pedagog, psikolog, psikiyatr, evlilik danışmanı, eğitim koçu, oyun terapisti... Herkeste bunlardan en az bir ya da iki tane var. Sonra yavaş yavaş günlük hayatın dili, bu afili, eh biraz dolambaçlı dile doğru kayıveriyor.

Ahmet, hiperaktif (bildiğin yaramaz), kuralları çiğneme eğiliminde (tepenize çıkarmışsınız), sizin otoritenizi deniyor (laf geçiremiyorsunuz), sınır koymayla ilgili sorun yaşıyorsunuz (şımartmışsınız), çocuğunuzla kaliteli zaman geçirin (Facebook'tan kafayı kaldırıp çocuğa bakın), karınız travmatize olmuş (kadını delirtmişsiniz), karınız mükemmeliyetçi (direnmeyin karınızın dediği olacak), kocanızın bu ilişkiden çıkma eğilimi var (adam kaçacak), kocanızın aşırı korumacı bir annesi var (o kayınvalide ile yanmışsınız), kocanızla ilgili sorunlar evlilik öncesine kadar uzanıyor (bile bile evlenmişsin)…

Gelin görün ki bir evlilik terapisti; ''kocanızda empati eksikliği var. Sorunlarınız yeni başlamamış, evlilik öncesine kadar uzanıyor'' deyince oluyor da siz; ''bak kızım bu adam öküz. Sen de bile bile bununla evlendin'' deyince olmuyor.

Hakkını vermek lazım, gerçeğin akademik süzgeçten geçmiş hali, sizi saç saça baş başa bitecek en azından günde bir iki diyalogdan kurtarıyor. 

Sonunda kendinizi,  bu siyaseten doğru, dolambaçlı yolun tatlı melteminde tavsiyeler verirken buluyorsunuz.
Biri dert yanınca başlıyorsunuz yorum yapmaya:
İletişim kanallarını kapatmamak lazım (ikinci Digitürk'ü almayacaktınız), hayal gücü geniş bir çocuk, doğru yönlendirilmesi lazım (tedbiriniz alın yoksa sizin çocuktan bir nane olmaz), tabi sizin evde iki güçlü karakter var (al birinizi, vur ötekine), tercihleri konusunda çok ısrarcı bir çocuk (ben böyle bir inat görmedim).

Hal böyle olunca, her geçen gün anne diyalogları daha sofistike hale geliyor. Çocuk gelişimi denen şey, kendi analarımız arasında; ''bizim çocuk düz duvara tırmanıyor, et tutmuyor'' düzeyinde tartışılırken, bu günün anneleri arasındaki diyalogları anlamak tercüme kılavuzu gerektiriyor.

Acemi anne kendini; ''Lado'nun dikkati kısa değil, ama seçici'' derken buluyor (canı istemezse, olay mahallinden topukluyor).

Çocukların, kaba motor gelişimine baktırmak gerekiyor; bazı oyuncaklar, küçük kasların gelişimi için iyi oluyor; parkta kovasını vermeyen çocuğun ben duygusu geliştiği için üstüne gitmemek gerekiyor; çocuk henüz oral dönemden çıkmamış oluyor; soyut algısı olmadığı için zaman kavramını somut örnekler kullanarak anlatmak gerekiyor. Kardeşi olan çocuklar, daha stimüle bir ortamda büyüyor.

İnsan ''soyut algı'' ve ''stimüle'' kelimelerini bir kere bile ağzına almamış analarımızın, nasıl olup da bizi büyütebildiğine şaşıp kalıyor. Sanki tüm bu jargonu hayatımızdan söküp atsan,  geriye kimsenin etrafındakilerin halini anlayamayacağı bir sessizlik kalıyor.

Derken bir gün, acemin annenin yanına parkta yaşlıca bir kadın ile torunu geliyor. Anneanne,  etraftaki annelere iki üç çocuk yapın diye tavsiye veriyor; ''birbirleriyle oynasalar da kardalar, dövüşseler de kardalar. Tek çocuk hep zararda'' diyor.  Parktan gitmek istemeyen torununa; ''hadi'', diyor ''şımarıklık yok''. ''Yine gelirsin, deden getirir. Yatacaksın, kalkacaksın, yatacaksın kalkacaksın deden gelecek ''.

Acemi anne, ''Bırakayım kaba motor gelişimini, dikkat süresini; doğurayım sıra sıra, evde boğuşa dövüşe stimüle olur dururlar. Yatarlar kalkarlar, yatarlar kalkarlar okul yaşı gelir. Sonra sen sağ ben selamet'' diyerek; bir stimüle olsun diye oyun grubuna başlayan Lado'ya, bir anneanneye bakıp düşünceye dalıyor.

''Tercihleri konusunda ısrarcı Lado'' kum havuzundan bağırıyor: ''anne yellllllllllllll''. 

Alıntı : Esra SERT /ntvmsnbc.com

Başbakan Tam Gün'ü deldi

Önce..  Başbakanımıza geçmiş olsun, Allah uzun ömür versin..
Sonra..
Sağlık Bakanı, lütfen istifa eder misiniz?
Niye mi?
Kendi koyduğunuz kuralı, (dayattığınız kuralı desek daha doğru olur da) kendiniz çiğnediğiniz için..
Deldiğiniz için..
Hiçe saydığınız için!
*
Üniversitelerde performansa girmeyen hocaların, hastaları muayene etmesini, ameliyat yapmasını yasaklamadınız mı?
Yasakladınız..
Bunu yasa ile yapmaya çalıştınız, Anayasa Mahkemesi’nden döndü.. Mahkeme iptal etti..
Sen misin eden..
Adalet Bakanlığı’nı ilgilendiren kanun hükmündeki kararnamenin içine iki satır konuldu, el mi yaman bey mi yaman vaziyeti oldu.. Milli iradeyim; kardeşim istediğimi yaparım anlayışı yani!
İtiraz eden Hoca’lara kapı gösterildi..
Muayenehanesi olanlara..
Özel hastanede çalışan Hoca’lar üniversitede ders verir ama hastalara el süremez dendi..
Ne yapalım, emir demiri keserdi..
Kesti de..
Acil hastalara, kanser hastalarına bile el sürülmedi..
Yasaktı!
Hoca’lar ya emekliye ayrıldı ya da iki yıllığına izne çıktı..
En değerli Hoca’ların çoğu gitti..
Tıp Fakültesi’nde okuyan öğrenciler Hoca’sız kaldı..
*
Bu durum Cumhurbaşkanı’na da anlatıldı..
Başbakan’a da..
Eylem de yapıldı, dinleyen, ilgilenen olmadı..
*
Prof. Dr. Dursun Buğra da Sağlık Bakanı’nın üniversiteden uzaklaştırmak istediği Hoca’lardan biriydi..
İstanbul Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim dalı öğretim üyesiydi..
Dalında en iyilerden..
Ünlülerinden..
Kararnameden sonra diğer Hoca’lar gibi o da emekliliğini istedi.. Üniversiteden ayrıldı, Amerikan Hastanesi’ne gitti..
Özel’e.. Devletten kovulduğu için!..
*
Aradan çok zaman geçmedi..
Başbakan’ın ameliyat olması gerekti.. Marmara Üniversitesi’nin hastanesine yattı..
Koşa koşa gittiler, üniversiteden ayrılmaya zorladıkları Prof. Dr. Dursun Buğra’nın kapısını çaldılar..
En iyilerinden biri de oydu..
Laparoskopi denilen kapalı yöntemle ameliyatı o yaptı..
Marmara Üniversitesi’nin hastanesinde..
*
Gelelim sorulara..
Hani..
Özel hastanede çalışan..
Muayenehanesi olan, üniversite hastanelerinde hastalara el bile süremezdi..
Yüzlerce Hoca bu sebeple izne çıkmadı mı, emekli olmadı mı?
Prof. Dr. Buğra bu yüzden üniversiteden ayrılmadı mı?
Ne oldu?
Üniversite hastanesine çağrılarak, ameliyat yaptırılarak kararname delindi mi?
Delindi!
*
Efendim o Başbakan!..
Tamam da Başbakan’ınki de can vatandaşınki de can.. Vatandaşa yasak, Başbakan’a serbest olur mu?
Hepimizin canı can..
Yarın öbür gün Cerrahpaşa’ya yatan bir hasta, özel  hastanede çalışan bir profesöre ameliyat olmak isterse   ne olacak?
Bırakın özel hastaneyi aynı üniversitede ders veren bir Hoca’ya muayene olmak isterse!..
Yasak mı denilecek?
*
İşin gerçeği ortaya çıktı..
Demek ki kararname yanlışmış!..
Demek ki kararname ünlü Hoca’ları üniversiteyi terk etmeye zorlamış..
Demek ki Buğra gibi Hoca’lara artık parası olan ulaşacak..
Kıt kanaat geçinen vatandaş değil..
*
Sağlık Bakanı’nın getirdiği düzen bu..
Kendi koyduğu kuralı kendi deldiyse istifa etsin demekte haksız mıyım?

Alıntı : Mehmet TEZKAN - MİLLİYET

Yabancı doktorlar gelmeye başladı

ÜSTELİK BAKANLIĞIN SAYFASINDA SAĞ ÜST KÖŞEDE HALA ATATÜRK RESMİ VE ''BENİ TÜRK HEKİMLERİNE EMANET EDİNİZ'' YAZARKEN....

Dün Hürriyet Gazetesi Sağlık İlanlarında yayınlanan ilan belki de bir dönemin başlangıcıydı.
Evet bu ilan ''yabancı doktor aranıyor '' ilanıydı
Bir söz var :''Yaşa yaşa gör temaşa''
Bu güzel ülkemiz daha neler görecek.
Biz bu ilanı aradık
Sorduk Rus vya Azeri fark eder mi diye
Santraldeki görevli Başhekimin çıktığını ve tekrar aramamız gerktiğini söyledi
Özel hastaneler için ''ucuz''işgücü dönemi başlamış oldu
Daha ne yorum yapalım
İşte bahsettiğimiz ilan :

ÖZEL AKDENİZ HASTANESİ

MANAVGAT'ta çalışacak; sağlık bakanlığı tarafından belirlenen şartlara haiz ve çalışma izni olan Yabancı uyruklu doktor aranmaktadır. info@akdenizhospital.com 0.242.746 00 13

Alıntı:doktoraktuel.com


03.12.2011 TARİHLİ ZAMAN GAZETESİ'NDEN ALINTI :

Tarihinin en büyük krizini yaşayan Yunanistan'daki doktor ve hemşireler de Türkiye'de çalışmak için sıraya girdi. AKkariyer Genel Müdürü Aslı Akkor, kendilerine şu ana kadar 2 bin 500 yabancıdan başvuru geldiğini, bunun 500'ünün Yunanistan ile Balkan ülkelerinden olduğunu söyledi. Akkor, "Hemşire ve doktorları Türkiye'ye getirmek için oranın resmî makamları ile görüşmeler yapıyoruz." dedi. Akkor, Yunanlılardan sonra başvurularda İran, Azerbaycan ve Orta Asya ülkelerinin ön sırada yer aldığı bilgisini verdi.

Önümüzdeki hafta Yunanistan'a gideceklerini belirten Akkor, "Burada doktor ve hemşire dernekleri ve istihdam şirketleri ile görüşeceğiz. Yunanistan'dan özellikle çok sayıda hemşire Türkiye'de çalışmak istiyor." dedi. Akkor, bu kişilerin mutlaka doğru kanallarla Türkiye'ye getirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bazı kötü niyetli kişilerin Türkiye'ye turist vizesiyle gelen kişilere çalışma izni alıp, çalıştırabileceğini hatırlattı. Ayrıca kendi ülkesinde hasta ya da çocuk bakıcısı olan kişilerin 'hemşire' olarak, veteriner ve sağlık personelinin de 'hekim' diye Türkiye'ye gelme tehlikesi oluşabileceğini söyledi.

Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Genel Sekreteri Cevat Şengül, yabancı hekim ve hemşirelerle ilgili mevzuat hazırlığının devam ettiğini ve ithal sağlık personelinin 2012 itibarıyla Türkiye'de çalışmaya başlayacağını söyledi. Şengül, hastanelere bu dönemde 'şu kadar hemşire şu kadar doktor getiririm' diye maillerin geldiğini hatırlatarak, hastanelerin dikkatli olmalarını istedi.

Şengül, yeni düzenlemenin Tür-kiye'de okuyan ve uzmanlık eğitimi gören 3 bin hekime de resmî çalışma izni anlamı taşıdığını belirtti. Doktorların yanı sıra dışarıdan gelecek hemşirelerle özel sağlık sektörünün personel açığının bir nebze de olsa rahatlayacağını kaydetti. "Bu kişiler bizimle sözleşme imzalayacak. Kadro işgal etmeyecek. İsteğimiz, bu doktorların yaptığı hizmetin de sigortanın ödeme kapsamında olmasıdır." dedi. Düzenlemeyle Türkiye'de 5-6 bin yabancı hekimin çalışması düşünülüyor. Hemşirelerde ise sınır yok. Orta ve uzun vadede 200 bin hekim ve hemşireye ihtiyaç var. Çıkan yasanın altyapısını düzenlemek için Sağlık, Çalışma ve İçişleri bakanlıkları ile YÖK bir çalışma yürütüyor.

7 Kasım 2011 Pazartesi

Akdağ:Yabancı doktor özel hastanelerde çalışacak


 
Akdağ, Erzurum Bölge Eğitim Hastanesini ziyaret ederek, sağlık personelinin ve depremde yaralananların bayramını kutladı.

Daha sonra, Ak Parti İl Başkanlığında yapılan bayramlaşma törenine katılan Akdağ, buradadan sonra geçtiği Özel Şifa Hastanesi'nde sağlık personeli, hastane çalışanları ve hastalarla bayramlaştı.
Akdağ, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, yurt dışından Türkiye'ye gelecek doktor ve hemşirelerin özel hastanelerde istihdam edileceğini söyledi.

Yurt dışından Türkiye'ye gelen hasta sayısının arttığına dikkati çeken Akdağ, “Yurt dışından Türkiye'ye gelen hasta sayısı 100 binlerle ifade ediliyor. Türkiye'de sağlık hizmetleri ekonomik ve kaliteli olduğu için tercih ediliyor. Bu durumda doktor ve hemşire açığını gidermek için yurt dışından gelen hekimlerden yararlanacağız. Yurt dışından gelecek olan sağlık personeli devlet hastanelerinde çalışamayacakları için özel hastanelerde istihdam edilecektir” ifadelerini kullandı.

Yeni teşkilat yasasının hayata geçeceğini belirten Akdağ, “Bu konuda yoğun bir çalışma var. Tam gün yasası çıktığında 'Üniversite hastanelerinde araştırma sayısı' düşecek gibi bir iddia var. Bu yanlış bir değerlendirme. Öğretim üyesinin kısmi muayyene sistemi vatandaşla hocayı karşı karşıya getiriyor. Vatandaşla hocayı herhangi bir şekilde karşı karşıya getiren uygulama ortadan kaldırılacaktır. Tam gün modeli geliştirilerek devam edecektir. Bütün hastaneler en adil şekilde hesap verebilecek, şeffaflık artacaktır” dedi.

Alıntı: hurriyet.com.tr

KHK hakkında bir başka yorum

Sağlık Bakanlığınca uzlaşmaya davet edilen tarafların bunu kabul etmesi halinde, üzerinde anlaştıkları bir hukukçu uzlaştırıcı marifetiyle süreç başlayacak.

Resmi Gazete'nin mükerrer sayısında yayımlanan Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, sağlık alanında birçok yeni düzenleme içeriyor.

Yeni düzenlemeyle getirilen ''uzlaşma prosedürü'', sağlık uygulamalarından dolayı zarar gördüğünü iddia edenlerin tazminat istemlerinin mahkemeye gidilmeden çözümlenmesini öngörüyor.

Sağlık mesleklerinin uygulanmasından dolayı zarara uğradığını iddia edenlerin dava açma süresi içerisindeki maddi ve manevi tazminat başvuruları, Sağlık Bakanlığı tarafından uzlaşma yoluyla çözüme kavuşturulabilecek.

Getirilen yeni uygulamayla tazminat talebinde bulunanla zarar verdiği iddia edilen meslek mensubu ve varsa mesleki mali sorumluluk sigortasını yapan sigorta şirketinin temsilcisi Bakanlık tarafından uzlaşmaya davet edilecek.

Tarafların uzlaşma yolunu kabul etmeleri halinde, üzerinde anlaştıkları bir hukukçu uzlaştırıcı marifetiyle uzlaşma süreci başlatılacak.

Uzlaşma en fazla 3 ayda sonuçlandırılacak. Bu süre bilirkişi görüşleri alınamadığı hallerde tarafların kabulüyle 6 aya kadar uzatılabilecek. Uzlaşma müracaatı, dava açma süresini durduracak.

Uzlaşma sağlanamaması halinde taraflarca tanzim edilecek tutanak veya bakanlık tarafından taraflara tebliğ edilecek belgenin tebliğiyle dava açma süresi yeniden başlayacak.

-Sağlık Meslekleri Kurulu-

Sağlık mesleklerinde eğitim müfredatı, mesleki alan ve dal belirlemesi gibi mesleki düzenlemelerde ve istihdam planlamalarında görüş bildirmek, mesleki yeterlilik değerlendirmesi yapmak, mesleki müeyyide uygulamak, etik ilkeleri belirlemek ve uyumu denetlemek üzere Sağlık Meslekleri Kurulu teşkil edildi.

Kurul, sağlık mesleklerinin etik ilkelerini belirleyecek, sağlık engeli sebebiyle mesleğin icrasının yasaklanması, meslekten geçici veya sürekli men kararı verebilecek.

Mesleki yetersizliğe ilişkin ihbar ve şikayetler Kurulca doğrudan değerlendirmeye alınmayacak.

Bu ihbar ve şikayetler öncelikle denetim görevlileri veya il ve ilçe sağlık müdürlüklerince incelenecek.

İnceleme neticesinde, mesleki yeterlilik değerlendirmesi yapılması veya müeyyide uygulanması gerektiği tespit edilirse kanaat raporunu içeren inceleme dosyası Kurula gönderilecek.

Şikayet edilen fiille ilgili adli kovuşturma yapılmışsa verilen kararlar da Kurula intikal ettirilecek.

İdari inceleme veya varsa adli kovuşturma kapsamında elde edilen bilgi ve belgeler değerlendirilerek genel hükümler saklı kalmak üzere kurulca bazı müeyyideler uygulanmasına hükmedilebilecek.

Buna göre, mesleğinde yetersizliği tespit edilenlerle dikkatsiz ve özensiz davranışla ölüme veya vücut fonksiyon kaybına sebep olanların, yetersiz görüldükleri alanda mesleki yeterlilik eğitimine tabi tutulmalarına karar verilebilecek.

Yeterlilik eğitimine tabi tutulanlar, eğitim sonunda kurulun belirleyeceği teorik ve/veya uygulamalı sınava tabi tutulacak.

Bu sınavda başarılı olanlar mesleğini icraya devam edecek, başarısız olanlarsa meslek icrasından men edilecek.

Meslekten men edilenler, durumlarına göre kurulca belirlenen eğitime devam ettirilerek veya eğitime tabi tutulmadan yapılacak müteakip sınavlarda başarı gösterdiği takdirde meslek icra etme hakkını yeniden kazanabilecek.
Hasta hakları uygulamalarına veya etik ilkelere aykırı davranışı sebebiyle ikiden fazla yazılı ikaz edilen veya ilgili mevzuata göre disiplin cezası uygulanan sağlık meslek mensubu, eğitim programına tabi tutulacak.

Meslek icrası esnasında neticesini öngörerek veya görevinin gereklerine aykırı hareket ederek veyahut görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek bir kişinin ağır derecede olmayan özürlülüğüne sebebiyet verenler, 3 aydan 1 yıla kadar meslekten geçici men edilebilecek.

Mesleğini yaparken neticesini öngörerek veya görevinin gereklerine aykırı hareket ederek veyahut görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek bir kişinin ağır özürlülüğüne veya ölümüne sebebiyet verenler, 1 yıldan 3 yıla kadar meslekten geçici olarak men edilebilecek. Bu fiillerin 5 yıl içinde tekrarı halinde meslekten sürekli men kararı verilecek.

Mesleğini icra etmesine mani ve iyileşmesi mümkün olmayan akli, ruhi ve bedeni hastalığı ortaya konulan sağlık meslek mensupları, kurul kararıyla mesleğini icradan yasaklanabilecek.

Meslekten sürekli men edilen devlet memurları, istekleri halinde, mesleğiyle ilişkisi bulunmayan durumlarına uygun başka bir kadroya atanabilecek. Aksi halde görevleri sona erecek.

Meslekten sürekli men edilmesine karar verilen sözleşmeli personelin sözleşmeleri de sona ermiş olacak.

-Sağlık Serbest Bölgeleri-

Ülkenin sağlık alanında bölgesel bir cazibe merkezi haline getirilmesi, yabancı sermaye ve yüksek tıbbi teknoloji girişinin hızlandırılması amacıyla Sağlık Serbest Bölgeleri kurulabilecek.

3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu hükümleri çerçevesinde, sağlık serbest bölgelerinin kurulması ve yönetilmesine ilişkin usul ve esaslar Bakanlar Kurulunca belirlenecek.

Serbest bölgelerde faaliyet gösteren sağlık kurum ve kuruluşlarının aylık gayrisafi hasılatının binde beşini geçmemek üzere Bakanlar Kurulunca belirlenecek oran üzerinden hesaplanacak tutar, 3218 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde ilgili serbest bölge idaresi tarafından işletmecilerinden tahsil edilerek, izleyen ayın yirmisine kadar Ekonomi Bakanlığı merkez muhasebe birimi hesaplarına aktarılacak ve genel bütçeye gelir kaydedilecek.

-Yurt dışı sağlık hizmet birimleri-

Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşları, insani ve teknik yardım amacıyla yurt dışında geçici sağlık hizmet birimleri kurup işletebilecek.

Bu amaçla ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları, finans ve yardım kuruluşlarıyla iş birliği ve ortak çalışma yapabilecek, insan ve mali kaynaklarıyla destek sağlayabilecek.

Bu amaçla görevlendirilen personelin yurt dışındaki görevleri devlet hizmeti yükümlülüğünden sayılacak.

Hizmet alımı veya kamu özel ortaklığı modeliyle özel sektör tarafından işletilen sağlık hizmet birimlerinde ve bölümlerinde çalıştırılacak bakanlık personeli, 5 yılı geçmemek üzere çalıştıkları sürede aylıksız izinli sayılacak.

-Gönüllü sağlık hizmeti ve sağlık gözlemciliği-

Sağlık hizmeti sunmaya yetkili gerçek ve tüzel kişilerce sosyal dayanışma ve yardımlaşma amacıyla gönüllü ve ücretsiz sağlık hizmeti verilebilecek.

Bu hizmeti yürüteceklere bakanlıkça izin verilecek. İzin talebinde bulunanlara gerekli değerlendirmeler yapıldıktan sonra sağlık gönüllüsü yetki belgesi düzenlenecek.

Sağlık gönüllüsü gerçek kişiler, hastanelerdeki hizmetlerini hastane yetkilisinin belirlediği şartlarda verebilecek. Bu hizmet, hastanelerin doğrudan sağlık hizmeti olmayan hasta karşılama ve bilgilendirme, refakat, kişisel bakım ve sosyal ihtiyaçların karşılanması gibi destek hizmeti şeklinde de verilebilecek. Bu işleri yapacak sağlık gönüllüsü için sağlık meslek mensubu olma mecburiyeti aranmayacak.

Bakanlık, sağlık kurum ve kuruluşlarında hizmetin geliştirilmesi amacıyla hizmetten faydalananların gönüllülük esasına göre yapacakları gözlemlerini değerlendirmek üzere gerekli düzenlemeler yapacak.

-Yayın zorunluluğu-

Sağlık Bakanlığı, halk sağlığının korunması ve geliştirilmesi, hastalık risklerinin azaltılması ve önlenmesiyle teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerinin daha verimli kullanılabilmesi için uyarıcı, bilgilendirici ve eğitici mahiyette programlar hazırlayacak.

Bu programlar Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu ile ulusal, bölgesel ve yerel yayın yapan özel televizyon kuruluşları ve radyolara gönderilecek. Her bir yayın kuruluşu tarafından söz konusu programlar ayda doksan dakikadan az olmamak üzere 08.00-22.00 saatleri arasında yayınlanacak.

Bu yayınların asgari otuz dakikası 17.00-22.00 saatleri arasında yapılacak. Belirlenen saatler dışında yapılan yayınlar, aylık doksan dakikalık süreye dahil edilmeyecek. Bu yayınların ve sürelerinin denetimi Radyo ve Televizyon Üst Kurulunca yapılacak.

''Sağlıkta şiddete sıfır tolerans'' kampanyası başlatan Sağlık Bakanlığı, şiddete uğrayan sağlık çalışanlarına isterlerse hukuki yardım yapacak.

Sağlık Bakanlığı ayrıca, kamu ve özel bütün sağlık kuruluşlarındaki sağlık personeline görev yaptığı kuruluşun bulunduğu yerde ikamet etme mecburiyeti getirebilecek.

-Kamu Hastane birlikleri-

Bir yıl içinde Sağlık Bakanı'nın onayıyla Kamu Hastane Birlikleri oluşturulacak.
Birlik teşkiline ilişkin onayın alındığı tarihte ilgili birlik kapsamındaki sağlık kurumlarında bulunan baştabip, baştabip yardımcısı, hastane müdürü, hastane müdür yardımcısı ve başhemşire kadrolarında bulunanların bu görevleri sona erecek.
Görevleri sona eren personelden hastane müdür ve müdür yardımcıları kurumun taşra teşkilatı kadrolarına halen bulundukları kadro dereceleriyle hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılacak.

Bunlar durumlarına göre bakanlıkta ve bağlı kuruluşlarında uygun görülen işlerde çalıştırılabilecek.
Klinik şefi ve şef yardımcılarının görevleri de bugün itibariyle sona erdi. Bu kişiler eğitim görevlisi kadrolarına kazanılmış hak aylık dereceleriyle atanmış sayıldı.

Sağlık Bakanlığında 657 sayılı Kanunun 86'ncı maddesine göre vekil ebe ve hemşire olarak en az bir yıldan beri çalışan ve genel şartları taşıyanlar, otuz gün içinde yazılı olarak başvurdukları takdirde, 657 sayılı Kanunun 4'üncü maddesinin (B) fıkrası kapsamında vizelenecek ebe ve hemşire unvanlı sözleşmeli personel pozisyonlarına geçirilecek.

-Yeni dönemin getirdikleri-

Sağlık Bakanlığından alınan bilgiye göre, yeni düzenlemeyle bakanlığın görev ve sorumlulukları politika oluşturma, temel kuralları belirleme ve üst denetim, düzenleme ve denetleme ve hizmet sunumu olarak üç ana fonksiyona ayrıldı.

Bu fonksiyonlardan politika oluşturma, temel kuralları belirleme ve üst denetim görevleri bakanlığa verildi.

Bakanlığın planlama, politika geliştirme, kural belirleme gibi temel görevlerini yerine getirmek üzere ise Sağlık Politikaları Kurulu oluşturuldu.

Koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde kullanılan ilaçlar, özel ürünler, ulusal ve uluslararası kontrole tabi maddeler, ilaç üretiminde kullanılan etken ve yardımcı maddeler, kozmetikler ve tıbbi cihazlarla ilgili düzenleme ve denetleme görevlerini yürütmekle görevli Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu kuruldu.

Bu kurum, bakanlığın bağlı kuruluşu şeklinde teşkilatlandırıldı.

Sağlık hizmetlerinin sunumu da yine bağlı kuruluş olarak yapılandırılan üç farklı icracı kuruma verildi.
Bunlardan halk sağlığını koruma, hastalık risklerini azaltma ve önleme, sağlığın geliştirilmesini ve yaşam kalitesinin artırılması hizmetlerini ''Türkiye Halk Sağlığı Kurumu'', ülke genelinde teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini ise ''Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu'' yürütecek.

Uluslararası anlaşmalar ve taahhütlerle ilgili de Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü yetkilendirildi.

Resmi Gazete'de yayımlanan kanun hükmünde kararnameyle ayrıca yöneticilik görevine atanmada genel şartlarla birlikte özel eğitim şartları, kurumsal performans ve yönetici performansı, yönetici atamalarında ve görevden almalarda performans ölçütü, hiyerarşik kademelerin azaltılması, idari, tıbbi ve teknik işlerin uzman personel eliyle yürütülmesi gibi konularda da düzenleme yapıldı.

Bakanlık ve bağlı kuruluşların merkezlerinde dikey yapılanmadan yatay yapılanmaya geçilerek karar alma ve uygulamada daha sorumlu, yetkin ve hızlı bir yönetim kademesi oluşturuldu.

Düzenlemeyle çalışmanın teşvik edildiği ve çalışanın ödüllendirildiği bir sisteme de geçildi. Bu sistemle unvana göre sabit ücret ödemeyle birlikte performansa dayalı ek ödeme sistemi getirildi.

Hayata geçirilecek uygulamalarla bakanlığın stratejik planlama ve politika geliştirme kapasite ve kabiliyetinin artırılması, hizmetlerin daha etkili, verimli ve kaliteli sunulması, insan gücü ve maddi kaynakların daha etkili kullanılabilmesi, kamu ve özel sağlık hizmetlerinin daha etkili ve verimli şekilde planlanması, düzenlenmesi ve denetlenmesi, personel odaklı denetim anlayışı yerine sistem ve faaliyet odaklı denetim sisteminin oluşturulması, bürokrasinin azalmasına bağlı olarak sorunların daha hızlı ve etkin şekilde çözülebilmesi, kurumsal uzmanlaşmanın sağlanması, sübjektif müdahalelerin önlenmesi, sağlık yöneticiliğinde profesyonelliğe geçilmesi suretiyle yönetimde ve hizmette verimlilik artışının sağlanması hedefleniyor.

Alıntı: medimagazin.com.tr

Türk doktorlar ''yabancı doktor'' hakkında ne düşünüyor?

BEN KENDİ TECRÜBEMİ ANLATMAK İSTERİM...
ESKİ SOVYET CUMHURİYETLERİNDEN GELEN  ÇOCUK  UZMANI DOKTOR , BİR BEBEĞİN ATEŞİNİ DÜŞÜRMEK  İÇİN HASTAYA ŞU TADEVİYİ  VERDİ :
1 ADET APRANAX (EVET YANLIŞ OKUMADINIZ) KIRILIR , YARISI ALINARAK 1 ÇAY BARDAĞI SUDA ERİTİLİP  BEBEĞE İÇİRİLİR..
BEBEK DAHA SONRA AKUT BÖBREK YETMEZLİĞİ NEDENİYLE HASTANEDE YATTI..

Türkiye'de doktor ve hemşire olabilmek için "Türk" olma şartının kaldırılması, yeni bir tartışmanın da fitilini ateşledi. Yeni sistemi "Kaos yaratır" diye eleştiren de var, "Hastaneler nefes alacak" diye savunan da... Yabancı doktorların Türkiye'de görev yapabilmeleri için Türkçe bilmeleri ve diplomalarının Sağlık Bakanlığı ve tıp fakültelerinin jürisi tarafından onaylanması şart koşuluyor. Diplomaların onaylanması içinse yabancı doktor adaylarının öğrenimlerinin Türkiye'deki tıp fakültesi ders programı ve öğretim süresiyle aynı olması şartı aranıyor. Diğer yandan Türkiye'de her 100 bin kişiye 86 uzman hekim düşerken, Avrupa'da bu rakam 272. Bu uygulama ile Sağlık Bakanlığı doktor açığının giderilmesini am açlıyor. Yeni kanuni düzenlemeyle "Türk kadınından başka kimse hemşirelik yapamaz" ifadesi de değiştirildi. Böylece yabancı hemşireler de Türkiye'de görev yapabilecek. Çoğu dünyanın önemli merkezlerinde yabancı doktor olarak çalışan Türkiye'nin ünlü doktorları ve hastane sahipleri, yeni düzenleme hakkındaki görüşlerini anlattı.

TÜRK DOKTORLAR YORUMLADI:

Biz zorlu sınavlardan geçtik


Prof. Dr. Münci Kalayoğlu: "Beni Türk doktorlarına emanet edin" devri artık bitiyor. Ben de ABD'de yabancı doktor oldum ama çok zorlu sınavlardan ve dil testlerinden geçtik. ABD'de 3 bine yakın Türk doktor görev yapıyor ve hepsi bu sınavları verebilmiş insanlar. Bize de bu şartlarda gelsinler. Ancak Türkiye'ye Kenya'dan ya da Afganistan'dan doktor ya da sağlık personeli gelirse korkarım.

Hastanın dilinden anlamalı

Prof. Dr. Erkan Topuz: Hastanın dilinden anlamayan doktor olmaz. Yabancı doktor tercüman mı kullanacak? Toplama doktorlar, başka yerlerde işsiz gezenler Türkiye'ye çağrılırsa olmaz. Kaliteli doktor seçilecekse ancak o zaman işe yarar.

Kaosa yol açar

Prof. Dr. Bingür Sönmez: Bu durum kaos yaratacak. Burada doktorluk yapabilmek için benim İngiltere'de geçtiğim sınavlardan geçeceklerse buyursun gelsinler kapımız açık. Ancak adını duymadığımız fakültelerden mezun hekimlere kapı açılacaksa o zaman sorun çıkar. Geri kalmış ülkelerin işsiz doktorlarına kapı olmamamız lazım.

Bilim sınır tanımaz

Eray Kapıcıoğlu (Dünya Göz Hastaneleri Sahibi): Avrupa'dan ve Amerika'dan 20-25 hekim getirmek isterim ama Türkiye'deki üniversiteler onlara denklik vermez. Bu sistemi oturtmak kolay olmasa da benim hoşuma gitti. Bilim sınır tanımaz. Kapılarımızı kaliteye açmamız lazım.

Sektöre rahat nefes aldırır

Gürkan Ergenekon (Medline Sağlık Grubu Genel Müdürü): Sektöre nefes aldıracak bir uygulama. Sağlıkta din, dil, ırk ayrımı yapılamaz. Bu nedenle yabancı doktor ve hemşirelere de kapımız açık olmalı. Bizim başarılı hekimlerimiz yurt dışında doktorluk yapabiliyorsa yabancı doktor ve hemşireler neden Türkiye'de çalışamasın? Doktor ve hemşire bulmakta çok zorlanıyoruz. Kapımız yabancılara da açık.
Alıntı : Esra TÜZÜN / SABAH

Fazla ilaç yazan hekime negatif performans geliyor

ÖNCE HEKİMİN HANGİ  İLAÇLARI YAZACAĞINA KARIŞTILAR.ŞİMDİ DE  KAÇ  TANE  YAZACAĞINA  KARIŞIYORLAR...

İlaçta israfın önlenmesinin büyük önem taşıdığına dikkati çeken Acar, gereksiz ve fazla ilaç reçete edilmesinin önüne geçilmesi gerektiğini söyledi. Bu yılın ilk yarısında reçetelerin yüzde 46'sının aile hekimliğinde yazıldığını anlatan Acar, sağlıkta hayata geçirilmesi planlanan uygulamalardan birinin ''negatif performans'' olduğunu bildirdi.

Ekonomik Koordinasyon Kurulunda, Sağlık Bakanlığınca ''negatif performans'' uygulaması için çalışma başlatılması kararı alındığını bildiren Acar, ''Aile hekimleri gereksiz yere ilaç yazıyorsa, gerekliler için bir şey demiyoruz, ama önüne geldiği gibi gereksiz ilaç yazıyorsa bunun önüne geçebilmek bakımından Sağlık Bakanlığımızca negatif performans uygulamasıyla ilgili bir çalışma yapılıyor'' diye konuştu.
Sağlık Muhabirleri Derneği (SMD) Yönetim Kurulu üyeleriyle bir toplantı yapan SGK Başkanı Fatih Acar, ''Hekimler ilacın ne olduğunu bilerek yazmalı, önüne geldiği gibi reçeteye 9-10 ilaç yazmamalı'' dedi.


SMD Başkanı Yusuf Ziya Erarslan, ''Sağlık haberciliği çok önemli, naif ve stratejik bir alan. Sağlık muhabirleri olarak uzun süredir özlemini çektiğimiz örgütlenmeyi tamamladık ve ilk genel kurulumuzu yaptık'' diye konuştu.

Derneğin sadece Ankara'da örgütlü olmadığını, başkent dışından da il temsilcileri bulunduğunu dile getiren Erarslan, ''Sağlık haberciliği dünyada büyük itibar görüyor, ancak Türkiye'de ne yazık ki arka plana itilmiş durumda. Dernek olarak sağlık haberciliğinin hak ettiği yere gelmesi için çalışacağız'' dedi.

SAĞLIK ALANINDA YENİ DÜZENLEMELER

Gelecek yıl sağlık alanıyla ilgili önemli düzenlemelerin hayata geçirileceğini belirten Acar, bu çalışmaların, halkın sağlık hizmetlerine erişiminde süreklilik sağlanması amacıyla yürütüldüğünü kaydetti.

Halkın geçmişe göre sağlık hizmetlerinden çok daha iyi şekilde yararlandığını, ancak bunun sürdürülebilirliğinin büyük önem taşıdığını vurgulayan Acar, ''Hep beraber bu işin sürdürülebilirliğini tartışmamız lazım'' dedi.

2012'nin çok önemli kararların hayata geçirileceği bir yıl olacağını, bu bakımdan bir ''milat'' niteliği taşıdığını anlatan Acar, ilaç fiyatlarıyla ilgili de düzenlemeler yapılacağını söyledi. 2010-2012 yıllarını kapsayan global bütçe için bir anlaşma yapıldığını, buna göre de bir sistem belirlendiğini hatırlatan Acar, 2010 ve 2011'de bu alanda bir aşımın söz konusu olduğunu belirtti.

Acar, ''Bu aşımı telafi edecek sektör temsilcileriyle görüşerek, idari ve yasal düzenlemeleri hayata geçiriyoruz. 2012'den sonra da sektörle görüşmek suretiyle ilaçtaki bu sürdürülebilir bütçenin ortayla çıkması anlamında çalışmalarımız devam edecek'' şeklinde konuştu.

İlaçta israfın önlenmesinin büyük önem taşıdığına dikkati çeken Acar, gereksiz ve fazla ilaç reçete edilmesinin önüne geçilmesi gerektiğini söyledi. Bu yılın ilk yarısında reçetelerin yüzde 46'sının aile hekimliğinde yazıldığını anlatan Acar, sağlıkta hayata geçirilmesi planlanan uygulamalardan birinin ''negatif performans'' olduğunu bildirdi.

Ekonomik Koordinasyon Kurulunda, Sağlık Bakanlığınca ''negatif performans'' uygulaması için çalışma başlatılması kararı alındığını bildiren Acar, ''Aile hekimleri gereksiz yere ilaç yazıyorsa, gerekliler için bir şey demiyoruz, ama önüne geldiği gibi gereksiz ilaç yazıyorsa bunun önüne geçebilmek bakımından Sağlık Bakanlığımızca negatif performans uygulamasıyla ilgili bir çalışma yapılıyor'' diye konuştu.

NEGATİF PERFORMANS HER DOKTOR İÇİN ÖNGÖRÜLÜYOR

Acar, ''Sadece aile hekimleri için mi negatif performans söz konusu olacak'' sorusuna ise şu yanıtı verdi: ''Hayır. Sağlık Bakanlığımız bunu yapıyor. Aile hekimleri yüzde 46 oranında olduğu için bu ağırlıkta olmak üzere, ama her doktor için öngörülüyor. Gereksiz ilaç yazan doktorları kontrol edecek Sağlık Bakanlığı. Gereksiz ilaç yazımının önüne geçilmesi için alınan önlemlerden biri de budur. Bana göre çok önemli bir karardır. Hekimlerin ilacın ne olduğunu bilerek yazmaları lazım. Önüne geldiği gibi reçeteye 9-10 ilaç yazmamalı. İhtiyaç neyse o ilacı yazmalı. Bunu da hep beraber sağlamamız gerekir.''

''Gereksiz ilaç nasıl belirlenecek'' sorusuna ise Acar, ''Onu Sağlık Bakanlığımız yapacak. Formatını belirleyecek. Tanımlamasını yapacak. Hangi durumlarda gerekli ilaç, hangi durumlarda gereksiz ilaçtır. Bu tanımları belirleyecek Sağlık Bakanlığımızdır. Biz burada ödeme kurumuyuz, bunlara girmeyiz'' yanıtını verdi.

KATKI PAYI RAPORLU İLAÇLAR İÇİN UYGULANMAYACAK

Ekonomik Koordinasyon Kurulunda alınan kararlardan birinin de aile hekimliğinde reçete bedeli ve 3 kutu sonrası her ilaç için 1'er TL katkı payı alınması olduğunu bildiren Acar, bunun raporlu ilaçlar için uygulanmayacağını vurguladı.

SGK Başkanı Fatih Acar, ''Örneğin bir reçetede 3 raporlu, bir de raporsuz ilaç varsa, o raporsuz ilaç için 1 TL katkı payı ödenmeyecek. Ama örneğin 3 raporlu 4 de raporsuz ilaç varsa sadece bir kutu için 1 TL'lik katkı payı ödenecek. Ayrıca bir reçetede 3 çeşit ilaç yazılmış, ama bunlardan biri iki kutu yazılmışsa yine bu iki kutudan biri için 1 TL istenecek'' diye konuştu.

‘'Vatandaş bademcik için gittiğinde antibiyotik, ateş düşürücü yazılıyorsa 4. ilacı yazma diyecek herhalde'' denilmesi üzerine Acar, ''Yazma demeyecek, yazıyorsa bunun bedeli olacak. Vatandaş tabii ki bir şey yapamaz, ama doktor daha dikkatli yazacak. Sağlık Bakanlığımız negatif performans çalışmasını bir an önce bitirecek. Negatif performans uygulamasıyla bunu bütünleştirmek lazım'' dedi.

RİSK ODAKLI DENETİM MODELİ

Medula verilerinden hareketle eczanelerle alakalı 17 risk odaklı denetim modeli geliştirdiklerini bildiren Acar, bu modelle ilgili şu açıklamaları yaptı: ''Bir doktor günde ne kadar reçete yazabilir en fazla. Diyelim ki ortalama 50 tane yazabilir. 200 tane yazmışsa bunu kontrol edeceğiz. Neden ortalamanın üzerinde reçete yazdığına bakacağız. Nedir, aynı ilaçlar mı yazılıyor, doktor, hastane, eczane arasında bir ilişki mi var, yok mu? Ya da bir eczanede sürekli pahalı ilaçlar mı yazılıyor, bunlar hep bir yerde mi toplanıyor bir bakacağız. Gerçekten ihtiyaç sahipleri için mi başka nedenlerle mi yazılıyor. İşte risk odaklı denetim modelimizin felsefesi bu. 17 ayrı çalışma. Bu konudaki suistimallerin önlenmesi amacıyla daha ölçülebilir, daha modern, daha istatistiki bilgilere dayalı şekilde önümüzdeki süreçte bu alanda yaşanan suistimalleri ortadan kaldıracak risk odaklı denetim modeline de 2012'de geçmiş olacağız.''

Bu konuda gerekirse Sağlık Bakanlığı ile de koordineli çalışacaklarını belirten Acar, ''Biz doktorlarımızın, eczacılarımızın bu anlamda önümüzdeki süreçte bu hususa özellikle dikkat etmelerini, gayret göstermelerinin daha hassas davranmalarının önemli olduğuna inanıyoruz'' diye konuştu. Acar, bu konuda hiçbir doktoru ya da eczacıyı zan altında bırakmak istemediklerini, ancak bu alanda suistimallerin yaşandığının da bir gerçek olduğunu söyledi.

E-REÇETE VE E-RAPOR

E-reçete uygulamasıyla da reçetelerin artık bilgisayar ortamında düzenlenerek medula sistemiyle eczanelere ulaştırılacağını anlatan Acar, bazı yerlerde devam eden pilot uygulamanın, 2012'de yaygınlaştırılmasının hedeflendiğini ifade etti.

Acar, bunun için 120 bin doktorun sisteme kayıtlı hale getirildiğini, bu kayıt sayesinde hekimlerin uzmanlık branşları dışında hizmet kaydı göndermelerinin engellendiğini, bu uygulamayla da ilaçta denetimin daha iyi sağlanacağını bildirdi.

E-rapor ile de artık kronik hastaların işinin daha kolaylaşacağını, eczanelerde yazılı rapor ibrazına gerek kalmadan ilaçların alınabileceğini anlatan Acar, bir eczaneden sisteme girildiğinde raporun nerede, ne zaman ve kim tarafından düzenlendiğinin görülebildiğini kaydetti. Vatandaşların kimlik numaraları girilerek sağlık hizmetlerinde yapılabilecek usulsüzlüklerin önlenmesi için de ''avuç içi damar izi'' uygulaması getirilmesinin planlandığını belirten Acar, birer özel hastane ve tıp fakültesinde pilot uygulaması süren sistem sayesinde, vatandaşların kimlik doğrulamalarının usulsüzlüğe meydan verilmeden yapılabileceğini bildirdi.

Acar, ''Bu yöntemle kişiler hastaneye gitmediği halde kimlik numaraları kullanılarak gitmiş gibi gösterilemeyecek, böylece kurumumuz zarara uğratılamayacak'' dedi.

SGK Başkanı Acar, 2012'de yürürlüğe girecek uygulamalardan birinin de Yeşil Kartlı'ların kuruma devri olduğunu söyledi. 9 milyon 210 bin Yeşil Kartlı'nın da Genel sağlık Sigortası (GSS) kapsamına alınmasıyla 73 milyon vatandaşın GSS çatısı altında olacağını belirten Acar, bunun Türkiye açısından önemli bir açılım olduğunu sözlerine ekledi.

Alıntı : ntvmsnbc.com