24 Nisan 2012 Salı

Acaba yeterli mi?

SAĞLIK BAKANLIĞI MESLEKTAŞIMIZIN İSMİNİ ÇALIŞTIĞI HASTANEYE VERDİ.PEKİ  YENİ  ÖLÜMLERİ ENGELLYECEK  YASALR  NERDE? HERGÜN  DARP  HABERLERİ  ALMAKTAN BIKTIK....

Bakanlığımız, menfur bir saldırı sonucu hayatını kaybeden Dr. Ersin Arslan’ın adını yaşatmak amacıyla çalışma arkadaşlarının da talebi doğrultusunda Gaziantep Av. Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi’nin ismini “Gaziantep Dr. Ersin Arslan Devlet Hastanesi” olarak değiştirmiştir.
Yine aynı ilimizde hizmet veren 75. Yıl Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesinin ismi de “Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi olarak değiştirilmiştir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

20 Nisan 2012 Cuma

Doktor cinayetinin perde arkası

Cüneyt Özdemir'in hazırladığı 5N 1K'ya konuk olan sosyal güvenlik uzmanı Ali Tezel, doktor Ersin Arslan'ın öldürüldüğü cinayet için tüyler ürperten bir yorum getirdi.


Bir hasta yakını tarafından öldürülen doktor Ersin Arslan'ın intikam amacıyla değil para için öldürüldüğünü savunan Ali Tezel "mesele intikam falan değil mesele ölen hastanın emekli maaşı" dedi.


Cinayetin perde arkasındaki asıl dehşeti gözler önüne seren Ali Tezel, doktorun öldürülmeden 10 gün önce tehtid edilmeye başlandığını ancak emniyetin "yeterli memur yok" diyerek koruma talebini geri çevirdiğini aktardı. Ölen hastanın yakınlarının doktordan "ölümü nüfus müdürlüğüne bildirmemesini" istediğini kaydeden Tezel bunun sebebinin ise ölen hastanın emekli maaşı olduğunu açıkladı. Yani maaşın ödenmeye devam etmesi için ölümün bildirilmemesini isteyen hasta yakını bu talebi kabul görmediği için doktor Ersin Arslan'ı öldürdü.

Cüneyt Özdemir'in canlı yayında şoke olduğu iddia cinayete sosyal bir boyut katmış oldu. Özdemir, inanmakta güçlük çekerken "ben bu cinayeti işleyen kişi manyak mı bu demiştim ama buna manyak demek de yetmez" dedi.

Alıntı : medimagazin.com

Doktora şiddette milletvekili damgası...

Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği'nden Başhekim Vekili Vural Polat imzasıyla yapılan yazılı açıklamada, "Van Milletvekili Özdal Üçer, bugün hastanemizde acil tıp uzmanımız Oğuz Eroğlu’na tekme tokat saldırmış hem doktorumuza hem de başhekim olarak şahsıma ağır hakaretlerde bulunmuş ve hastane koridorlarında yankılanan küfürler savurmuştur." denildi.


Van-Hakkari Bölge Tabip Odasıkonuyla ilgili Van Bölge Hastanesi Acil Servisi önünde 15:30’da basın açıklaması yapacak.

BDP Van Milletvekili Özdal Üçer, kaza yapan eşi ve oğlunun getirildiği Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tartıştığı Dr. Oğuz Eroğlu'na saldırdı. Milletvekili Üçer'i çevredekiler güçlükle engelledi.
Milletvekili Özdal Üçer'in eşi Emine Üçer öğe saatlerinde otomobiliyle Van'ın Gürpınar İlçesi yakınlarında kaza yaptı.

Kazada yaralanıa Emine Üçer ve oğlu 11 yaşındaki Aram Dildar Üçer, ambulansla Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne getirdi.

Van kent merkezinde parti çalışmaları sırasında kazayı öğrenen BDP Milletvekili Özdal Üçer de hemen hastaneye geldi.

Acil Servis'te tedaviye alınan eşi ve oğlunu görünce iddiaya göre; bağırmaya başlayan Üçer, kendisine kim olduğunu soran görevli Dr. Oğuz Eroğlu'na tekme tokat saldırdı.

Servisteki sağlık görevlileri milletvekili Üçer'i güçlükle engelledi.

Üçer, başhekimle de tartışıp hakaret ettiği iddia edildi.

Olayı öğrenen Van Valisi Münir Karaloğlu da, Emniyet Müdürü Mustafa Uçkan'la birlikte hastaneye geldi.

Eşi Emine ve oğlu Aram Dildar'ın hayati tehlikesinin bulunmadığı belirtilirken, Milletvekili Özdal Üçer'in olayla ilgili açıklama yapacağı belirtildi.

Alıntı : medimagazin.com

TTB , Dr.Ersin Arslan için site açtı

Dr.Ersin Arslan’ın öldürülmesini takiben başsağlığı ve dayanışma mesajları ile yapılabileceklere ilişkin çok sayıda öneri Birliğimize ulaşmaktadır.



Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi tarafından bu öneriler toplanmakta olup ailesinin de görüşü alınarak netleştirilecektir.

Özel olarak belirtmek gerekirse Türk Tabipleri Birliği bütün uzmanlık derneklerinin katılımına/yer almasına açık bir şekilde meslektaşımız Dr.Ersin Arslan’ın eşinin gelecek güvencesi de dahil her türlü duyarlı öneriyi değerlendiren (kampanya, adına burs vb.) bir çalışmayı da yürütmektedir.

Konuyla ilgili bilgilendirme önümüzdeki hafta içerisinde yapılacak olup meslektaşımız adına/anısına bir web sayfası açıldığını bir kez daha hatırlatmakta yarar vardır:

http://www.doktorasiddetehayir.net/


Saygılarımızla,

Türk Tabipleri Birliği
Merkez Konseyi

Başbakan'ın yasaklandı dediği kitap..

İsmet İnönü döneminde yasaklanan, “54 Farzlı Büyük ve Tam Namaz Hocası-Türkçe Namaz Sureleri” adlı kitapta, “don ve şalvarı ayaktayken giymek” yoksulluk sebebi, uzun kollu giysi giymek de “imansız ölme” nedeni olarak gösteriliyor.

Milliyet'in haberine göre CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Bu bir hurafe kitabı” dediği Burdurlu Abidin Karaaslan’ın “54 Farzlı Büyük ve Tam Namaz Hocası-Türkçe Namaz Sureleri” kitabında birbirinden ilginç bilgiler dikkati çekiyor. 

Kitapta, “yoksulluk sebepleri” başlığı altında şunları sıralanıyor: “ışığı üfleyerek söndürmek”, “don ve şalvarı ayaktayken giymek”, “yoksul adamdan ekmek satın almak”, “alimlerin önüne geçip yürümek”, “ayakta çiş etmek”, “eşik üstüne oturmak”, “yüzünü eteği ile silmek”, “elini çamurla yıkamak”, “soğan ve sarımsağın kabuğunu yakmak”, “ağaç çöpü ile diş karıştırmak”, “aç iken soğan yemek”, “evde örümcek ağı bırakmak”.
Kitapta “karnı doyduktan sonra yemek” ve “muharebeden kaçmak” da büyük günahlar arasında sayılıyor.
Kitapta, “imansız gitmek (imansız ölmek)” başlığı altında da bazı “sakıncalı” davranışlar şöyle sıralanıyor:
“Erkek için ipekli giymek”, “bıyıklarını kesmemek”, “üstadının sözünü tutmamak”, “elbisenin yenlerini ve eteğini uzun yapmak”, “bir adamı tecrübe etmeden iyi demek”, “ilim ve ameline güvenmek”, “sihirbazlık etmek”.

Alıntı : ntvmsnbc.com

Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır

Her tür popülizmin sonu felakettir. Sağlık sektöründe de iş böyledir. Türkiye’de sağlık sektöründe hizmet yelpazesinin kontrolsüz bir biçimde genişletilmesinin ben bir nevi popülizm olduğu kanaatindeyim. Gaziantep’te Doktor Ersin Aslan’ın hayatını kaybetmesine neden olan saldırı, sağlık sektöründeki popülizmde endazeyi kaçırmış olduğumuzun bir nişanesidir. Gelin bakın neden öyledir?

Aslında sağlık sektöründe, on yıllık popülizm döneminin sonuna doğru gitmekte olduğumuzun ilk somut işareti, geçenlerde özel hastanelerin vatandaşlardan alabildiği ilave ücret oranının yüzde 90’a çıkarılmasına dair karardı. “Almadan vermek Allah’a mahsustur” demeden genişletilen hizmet yelpazesinde bundan böyle hep artan ilave ücreti ve katkı payını göreceğiz. Sağlıkta cepten ödeme dönemine giriyoruz. Ya hizmetler sınırlanacak, ya hizmetin ve kullanılan malzemenin kalitesi azalacak ya da cepten ödemeye alışacağız.

Finansı düşünülmedi 
 
Türkiye’de son on yılda vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminde önemli bir mesafe alındı. Erişimin artması ile birlikte müşteri memnuniyeti de hızla arttı. Ne yazık ki, artan müşteri memnuniyetini sürdürülebilir kılmaya, memnuniyeti hızla arttırmak kadar önem verilmedi. Yaklaşan seçimler nedeniyle vurgu daha çok sağlık sektöründe hizmet yelpazesini genişletmek ve de vatandaşa para ödetmemek üzerineydi. Genişleyen ve hepimizi mutlu eden sağlık hizmetleri yelpazesinin nasıl finanse edileceği üzerinde pek durulmadı. Aynı biçimde, sağlık sektöründe artan özel hizmet sağlayıcıların sayısının kamudaki doktor havuzunun büyüklüğünü nasıl etkileyeceği üzerinde de fazla düşünülmedi.

Popülizm işte böyle bir şeydir. Arkasını fazla düşünmeden, bugün elinizde olanı cömertçe millete dağıtırsınız. Sonra bir bakarsınız, dağıtacak bir şey kalmamış. Bütün politikacılar meseleye aynı fıkradaki gibi bakarlar: Hani padişah vezirinden sıkılmış da adamı çağırtıp demiş ki, “benim bu eşeğe okuma yazma öğreteceksin.” Vezir de politikacıymış ama popülizmi bilirmiş. “Başüstüne, hünkarım” demiş. “Ama öyle hemen olmaz, şu kadar para, bu kadar saray, bir de bir yıl süre isterim.” “Olur” demiş padişah, vezirin kellesini alacağından emin bir biçimde. “Aman” demiş etrafta konuşmayı duyanlar, padişah yürüyüp gittikten sonra vezire dönüp, “sen manyak mısın? İsterse on yıl geçsin, eşek, nasıl okuma yazma öğrenir”. “Durun bakalım” demiş vezir gülerek, “bir yıl sonra kim öle kim kala. Eşek ölebilir, padişah ölebilir, ben ölebilirim” İşte popülist politikacı için, hayat böyledir.

Devletçilik hortladı
 
Şimdi biz sağlıkta hizmet yelpazesini hızla genişlettik. Bütçe kısıtı başımıza iş açtıkça ne yaptık? Önce ilaç şirketlerinden fiyat indirimi istedik. Bir kere. İki kere. Üç kere. Hep aynı şeyi yaptık. Fiyat indirttik. Sonra sağlık kurumlarına döndük. Bir kere. İki kere. Üç kere. Hep aynı şeyi yaptık. Fiyat indirttik. Sonra kamunun elindeki doktor havuzu kurumaya başlayınca. Tam gün dedik. Sağlık bakanımız “paragöz doktorlar” dedi. Sağlık sektöründe sözleşme hürriyetini askıya aldık. Sektörde 1930’ların devletçiliğini hortlattık. Baştan hesabını doğru yapmayan popülist sonra ne olur? Aynen böyle devletçi olur. Hürriyetleri kısıtlar. Bizimki de aynen öyle yaptı. Ama bakın sağlıkta deniz bitti. Deniz iki türlü bitti. Birincisi, devletin sağlık harcamalarının milli gelir içindeki ağırlığını artırmadan, genişletilen hizmet yelpazesinin yükünü taşıyabilmesi mümkün değildir.

Çözüm aranmalıdır. Türkiye’nin bundan böyle tamamlayıcı özel sağlık sigortasını zorunlu hale getirmesi bana
 kalırsa bir zorunluluktur.

İkincisi, mevcut sistemde kalite erozyonu giderek daha fazla gözle görünür hale gelmektedir. Bunun nedeni İdarenin popülizmidir. İdare’nin sağlık çalışanlarını hastaların önüne atan sorumsuz tavrı Dr. Ersin Aslan’ın hayatına mal olmuştur. Sağlık bakanlığı ise sütten çıkmış ak kaşıktır.

Popülizmin sonu hep felakettir. Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır.

Alıntı : Radikal / Güven SAK

Dr. Ersin öldürüldüğü hasta için neler yapmış?

KALBİNDEN BIÇAKLANAN DOKTOR ASLINDA NELER YAPMIŞ?

Dr. Ersin Arslan’ın öldürüldüğü sırada yanında olan Göğüs Cerrahi Servisi hemşiresi Sevtap Göğebakan, Arslan'ın hasta ile özel olarak ilgilendiğini, "evde bakımı zor olur" diyerek, fedakarlıklarla iki kişilik odayı boşalttırdığını söyledi.

MERHAMETTEN MARAZ DOĞMUŞ

Hemşire Göğebakan olayı şöyle anlattı:
"Bu hasta bizde 1.5 ay yattı. 85 yaşında ve akciğerleri bize geldiğinde bitmişti. Biz doktor beye, ’Doktor bey siz bu hastaya ne yapabilirsiniz, bu tür hastalar sıkıntı olur’ dedik. Ama, doktor bey, 'Evde hırpalanıyorlar, hastaya bakmıyorlar yatıralım hemşire hanım' dedi. Biz de yatırdık. Doktor beyin merhametinden dolayı evde kalması gereken bir hastayı servise yatırdık. Doktor bey yakınlarına hastayı ameliyat edebileceğini ancak ameliyatın çok riskli olduğunu anlattı. Yakınları da, 'Doktor bey önce Allah’a sonra size güveniyoruz' dediler."

ÖZEL ODA AYARLAYIP YATIRDIK

Abdullah G.’nin ameliyattan sonra 15 gün serviste kaldığını belirten hemşire Sevtap Göğebakan, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Hatta biz o amca rahat etsin diye iki kişilik odayı boşalttık ve ona ayarladık. Doktor bey de sabırlı bir şekilde tedavisiyle ilgilendi. Durumu düzelince evine gönderdik. 3 gün sonra yakınları sürünür şekilde ’Bakamadık’ deyip hastayı tekrar getirdiler. Tekrar yatırdık. 2 gün sonra durumu ağırlaşınca yoğun bakıma indirdik ve orada ölmüş. Cinayet sırasında da doktor bey ameliyattan çıkmıştı. O hasta yakını muayene olacağını söyledi. Doktor bey lavabodan çıkınca yanına gidip bıçaklamış. Biranda doktor beyi yerde görünce tansiyonunun düştüğünü falan sanıp koştum. O sırada çocuk da lavabodan çıkıp elindeki bıçağı doktor beyin yanına atınca vurduğunu anladım. Sedye ile yolu kapatıp çocuğun kaçışının engellenmesini söyledim. Sonra da polis gelip almış zaten. O kadar can kurtaran doktorumuzu biz kurtaramadık. Ona sahip çıkamadık."

6 ÇOCUKLU AİLENİN OKUYAN TEK ÇOCUĞU

Dün Gaziantep'te binlerce kişi tarafından toprağa verilen, görev şehidi Dr. Ersin Arslan'ın cenazesi sırasında Arslan'ın yakınları ve eşi Türk bayrağına sarılı tabuta sarılarak gözyaşı döktü. Ayakta durmakta güçlük çektiği görülen baba Ramazan ve anne Hatice Arslan'ı, yakınları teselli etmeye çalıştı.

AİLENİN GURUR KAYNAĞI 

Babasının marangozluk yaptığı öğrenilen Arslan'ın, 5 kardeşinin bulunduğu ve ailesinin üniversite okuyan tek çocuğu olduğu ifade edildi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 2006 yılında mezun olduktan sonra, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma Hastanesi'nde ihtisas eğitimine başlayan Dr. Arslan'ın, bu eğitimi sırasında meslektaşı da olan eşi Sibel'le tanışıp, 2009 yılının dünya evine girdiği ve 3 ay sonra baba olmayı beklediği öğrenildi.

Alıntı : Hürriyet

17 Nisan 2012 Salı

Gaziantep'te bıçaklanan doktor hayatını kaybetti

BUNU YAPANA OLDUĞU KADAR  , BUNA ÇANAK  TUTANA , MESLEĞİ SIRADANLAŞTIRANLARA  HESAP  SORULMALI...
GENÇ UZMAN  ARKADAŞIMIZ  BİR  HİÇ  UĞRUNA ÖLDÜ...
HEPİMİZİN BAŞI SAĞOLSUN...

Gaziantep’te ameliyatına girdiği 85 yaşındaki kanser hastasının hayatını kaybetmesi üzerine 17 yaşındaki torunu tarafından kalbinden bıçaklanan uzman Dr. Ersin Arslan, yaşam mücadelesini kaybetti.

Öğlen saatlerinde Avukat Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi'ne gelen ve geçtiğimiz hafta dedesini kaybeden M.G. (17), ameliyata giren Uzman Dr. Ersin Arslan'ı Göğüs Kalp Damar Cerrahisi servisinde bulunan odasında kalbinden bıçakladı. Mesai arkadaşlarının kurtarmak için büyük çaba sarf ettiği ve kan bağışlamak için adeta sıraya girdiği Arslan, akşam saatlerinde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetti.

Öte yandan, olayın ardından saklandığı tuvalette güvenlik görevlileri tarafından yakalanarak polise teslim edilen M.G.’nin de Çocuk Şube Müdürlüğü’ndeki sorgusunun sürdüğü, işlemlerinin ardından adliyeye sevk edileceği bildirildi.

Alıntı: medimagazin.com

12 Nisan 2012 Perşembe

Amniyosentez nedir ve ne zaman yapılmalıdır?

Son zamanlarda amniyosentez sonrası anne kaybı nedeniyle medyada çıkan haberler üzerine bir açıklama yapan Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği, yöntemin istenmeyen sonuçlar doğurmaması için dikkat edilmesi gereken noktalara dikkat çekti.

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Cansun Demir, girişimsel bir yöntem olan amniyosentezin konunun uzmanlarınca yapılmasının önemine işaret etti. 

Amniotik sıvısından örnek alınarak gerçekleştirilen amniyosentezin bir tanı testi olduğunu belirten Prof. Demir, yöntemin özelliklerini anlattı: “Gebelik sırasında yapılan tarama testlerinde (ikili test, üçlü test, dörtlü test veya ultrasonografi ile) görülen kromozom anomalisi riski, ailede Akdeniz anemisi gibi kalıtsal hastalık olması durumlarında veya ileri anne yaşı nedeniyle yapılan bir testtir.” 


Amniyosentez işleminin poliklinik şartlarında, ultrasonografi eşliğinde yapılması gerektiğini vurgulayan Demir, “Anne karnı steril olarak hazırlandıktan sonra ince bir iğne ile girilerek fetusun içinde yaşadığı amniotik sıvıdan örnek alınır. İnvaziv yani girişimsel bir işlemdir. Alınan amniotik sıvı gebelik haftasına göre değişmekle birlikte 10-20 ml arasındadır. Alınan sıvının çoğu bebeğin idrarından olmaktadır ve anne yeterince su içiyorsa 24 saat içerisinde amniotik sıvı eski haline gelmektedir” dedi. 

Alınan sıvı genetik laboratuarına gönderilerek burada ya uzun süreli amniotik hücre kültürü veya kısa süreli (FISH veya PCR) testleri yapılıyor. Uzun süreli sonuçlarda hemen tüm kromozom anormallikleri belli olurken, kısa süreli testlerde belirgin anormallikler saptanabiliyor. 

PERİNATOLOJİ VEYA JİNEKOLOJİ UZMANLARI YAPMALI
Amniyosentez gebeliğin 15. ile 20. haftaları arasında yapılan bir test. 14 haftadan önce testin yapılması önerilmiyor. Prof. Demir, bu dönemde genetik test gerekirse CVS’nin (Koryonik villüs örneklemesi) önerildiğini söyledi. Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde örneğin; bebeğin akciğerinin gelişip gelişmediğini anlamak için de amniyosentezin yapılabileceğini söyleyen Prof. Demir, testin riskleri hakkında şu bilgiyi verdi:
“Amniyosentez invaziv bir işlemdir bu yüzden en büyük risk gebelik kaybıdır. Gebelik kaybı riski 1/200 ile 1/400 işlem arasında değişmektedir. Deneyimli ellerde risk azalmaktadır. Bunun dışında suların gelmesi, iğne yerinde kızarıklık ve kramplar diğer risklerdir. Amniyosentez sonrasında anne kaybı riski çok nadirdir.”
“Riskleri en aza indirmek için amniyosentezi kimler yapmalı” sorusuna Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Cansun Demir’in yanıtı ise, “Perinatoloji uzmanları, eğer yoksa amniyosentez konusunda deneyimli kadın hastalıkları ve doğum uzmanları yapmalıdır” şeklinde oldu. 

Alıntı : ntvmsnbc.com

11 Nisan 2012 Çarşamba

Çocuklar spor yaparken ne yapılmalı?

Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Resmiye Beşikçi, çocuğun spora başlamadan önce kalbinin spora hazır olup olmadığının mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

Sporun, çocukluk yaşlarından başlayarak bir yaşam tarzı haline getirilmesi tüm vücut fonksiyonları açısından faydalı. Özellikle büyük şehirlerde çocuklar oyun alanlarından yoksun büyüyen, zamanlarını televizyon ya da bilgisayar başında geçiren çocuklar, hantal ve sağlıksız bireyler olarak yetişiyorlar. Bunun farkında olan ve bilinçlenen aileler, çocuklarına spor yapma fırsatı yaratma çabasındalar. 

Atma, koşma, atlama gibi temel becerilerin öğrenildiği yaşlardan sonra genellikle 6-7 yaş civarında çocukların spora başlayabileceklerini belirten Dr. Resmiye Beşikçi, sporun çocuğun gelişimine etkilerini şöyle anlatıyor:
“Erken yaşlarda sporla tanışmak çocuklara; spora başladıkları ilk yıllarda fiziksel aktivitenin yanı sıra oyun ve eğlence ortamı sunar, daha sonraki yaşlarda da onlara sağlıklı bir kas ve iskelet sistemi, düzgün bir postür kazandırır, sağlıklı büyümeye yardım eder. Daha da önemlisi kalp ve damar sağlığına ömür boyu sürecek olumlu katkılar sağlar. Düzenli spor yapmanın yaşam tarzı haline gelmesinin ilk adımları erken yaşlarda atılır. Özellikle takım sporlarında yer almak çocuklarda işbirliği, sorumluluk ve disiplin gibi kavramların gelişimine de yardım eder. “ 

SPOR EN ÇOK KALBİ ETKİLİYOR 

Egzersiz yapmak, tüm vücut fonksiyonlarında değişiklikler yaratmakla birlikte en çok kalbi etkiliyor. Çünkü spor sırasında vücudun oksijen ihtiyacı artıyor. Bu da kalbin daha hızlı çalışması ve daha çok kanı pompalamasını sağlıyor. Bu nedenle dinlenme halindeyken hiç bir şikâyete yol açmayan bazı kalp hastalıkları ağır efor gerektiren sporları yaparken yorgunluk, çarpıntı, nefes darlığı, göğüste ağrı, bayılma şeklinde belirtilerle ortaya çıkabiliyor. Zaman zaman bu belirtilerin en korkulanı olan ani ölüm bile görülebiliyor.
Profesyonel ya da amatör bazı sporcuların medyaya yansıyan ani ölüm haberleri bu konuyu zaman zaman gündeme getiriyor. Yapılan araştırmalarda, sporculardaki ani ölümlerin yüzde 95’inin kardiyovasküler nedenlerden olduğu biliniyor. 

SPOR YAPILDIĞI SÜRECE DÜZENLİ KONTROL ŞART

Bütün bunların sporun aslında belirli kurallar ve sınırlar içerisinde yapılması gerektiğini ortaya koyduğunu vurgulayan Dr. Beşikçi, bu kuralların başında da sağlık kontrollerinin geldiğini belirtiyor. Dr. Resmiye Beşikçi, konuyla ilgili şunları söylüyor: 

“Özellikle ağır efor gerektiren basketbol, voleybol, futbol, yüzme gibi yarışmalı sporlara başlamadan önce çocukların mutlaka kalp kontrolünden geçirilmesi gerekir. Genç sporcularda ani ölüm, özellikle altta yatan ve genelde önceden bilinmeyen doğumsal kalp hastalıklarına bağlıdır. Kalp kasının aşırı kalınlaşması, koroner arter anomalileri, kalp ritim bozukluğuna sebep olan bazı durumlar, doğuştan ya da sonradan olan kalp kapak bozuklukları egzersiz sırasında belirti oluşturabilecek hatta ani ölüme yol açabilecek ilk akla gelen kalp hastalıklarıdır. Çocuğun sadece spora başlarken değil spora devam ettiği sürece de belli aralıklarla kalp kontrolleri mutlaka yaptırılmalıdır.” 

Alıntı : ntvmsnbc.com

Diş röntgeninde kanser ihtimali

Sonuçları Cancer dergisinde yayımlanan, yaklaşık 3000 kişinin katıldığı ve Yale Üniversitesi bilim insanlarının, Elizabeth Claus başkanlığında yürüttüğü araştırmaya göre, her yıl bir veya daha fazla diş röntgeni çektirmek 10 yaş altı çocuklarda ise menenjiom ihtimalini beş kat artırıyor.

Bilimciler, gelişmiş ülkelerde diş röntgenlerinin, sıklıkla çekiliyor olması nedeniyle insanlar için önemli bir radyasyon kaynağı oluşturduğuna dikkati çekti. 

Menenjiomlar çoğu zaman masum tümörler de olsa beynin farklı bölgelerine baskı yaparak, hastanın yaşamını olumsuz etkiliyor, ameliyatla alınmaları gerekebiliyor. 

Ayrıca Tiroidoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Cumali Aktolun, İngiltere`de yapılan bir araştırmanın, diş röntgenlerinin yaydığı radyasyonun tiroid kanserinde rol oynayabileceğini ortaya çıkardığını bildirdi.

Aktolun, diş ve çene hastalıklarının teşhisinde ve uygulanan tedavinin takibi için diş röntgeninin yaygın olarak kullanıldığını belirtti.

Diş röntgeni çekimi için X-ışını radyasyonu yayan makinelerin kullanıldığını ifade eden Aktolun, bu makineden X-ışını çıktığını, diş ve çeneye ulaşırken çevresinde bulunan diğer dokulara da etki ettiğini söyledi. Çeneye en yakın organlardan birinin tiroid olduğunu anlatan Aktolun, bu nedenle diş röntgeni çekiminde tiroid organına, X-ışını adlı radyasyonun ulaştığını ve zarar verdiğini savundu.

Hem yetişkin hem de çocuklarda diş filminin artık sık olarak kullanılan bir tetkik olduğunu belirten Aktolun, "Özellikle çocuklara son yıllarda yapılan ortodontik (diş ve çene düzeltme) tedavisinin takibi için her kontrolde, yani neredeyse her ay diş röntgen filmi çekilmektedir. Diş röntgeni, normal küçük boy diş filmi ve panoramik diş filmi olmak üzere iki türdür. Hastalar, küçük diş filmi çekilirken daha az radyasyona maruz kalmaktadır. Ancak, panoramik diş filmi çekilen hastalar çok daha fazla radyasyona maruz kalır" dedi.

Diş röntgenlerinden kaynaklanan radyasyonun, başta tiroit olmak üzere diğer organlara verdiği kanser yapıcı zarar konusu üzerinde, uzun yıllardır çalışıldığını anlatan Aktolun, "Birçok araştırma ve makale yayınlanıyordu. Ancak, İngiltere Brighton and Sussex Tıp Fakültesinde yapılan ve Acta Oncologica isimli kanser dergisinin Ekim sayısında yayınlanan geniş tabanlı karşılaştırmalı bir araştırma, tiroid uzmanlarında oldukça geniş ilgi uyandırdı" dedi.

TIP DOKTORLARI ÇOCUKLARA RÖNTGEN ÇEKTİRMEZ

Amerikan Tiroid Birliğinin, bu yeni araştırmanın sonuçlarını ve tam metnini kendi yayınlarında kaynak olarak göstererek konuya olan ilgiyi, taze ve diri tutmaya çalıştığını ifade eden Aktolun, şu bilgileri verdi:

"Bu konuda en önemli husus şudur: Normalde, çok önemli bir gerekçe olmadıkça, tıp doktorları, çocuklara (18 yaş altı) röntgen filmi çektirmez. Bunun nedeni, çocukluk çağında bütün hücrelerin radyasyona çok duyarlı ve hassas olmasıdır. Bu hücreler sık sık ve yüksek miktarda radyasyona maruz kalırsa kanser görülme olasılığı artar. İşte bu nedenle, çok zorunlu kalmadıkça 18 yaş altı çocuklara radyasyon veren filmler çektirilmez, bunun yerine MR veya ultrasonografi tercih edilir.

Hâlbuki diş hekimleri, çocuk hastalara çok sıklıkla diş filmi çektirebilmektedir. Burada diş hekimlerini rahatlatan husus, diş filmlerinde kullanılan radyasyonun miktarının çok düşük olmasıdır. Ancak, düşük de olsa radyasyonun etkileri birikmektedir. Üstelik son yıllarda daha da sık kullanılan panoramik röntgen tetkikinde, çocuklara ciddi miktarda radyasyon verilmektedir. Bu radyasyondan en çok da tiroid etkilenebilmektedir. İngiltere`de yapılan araştırma, diş röntgenlerinin yaydığı radyasyonun tiroid kanserinde rol oynayabileceğini ortaya çıkarmıştır. Toplam 313 tiroid kanseri hastasının geçmişi incelenerek yapılan ve aynı zamanda aynı sayıda aynı yaş ve cinsiyette karşılaştırmalı bir hasta grubu da kullanan bu meta analiz çalışmasında tiroid kanseri riskinin, geçmiş yıllarda diş röntgeni çektirmiş hastalarda ortalama 2 kat arttığı belirlendi."

DİŞ HEKİMLERİ VE TEKNİSYENLERİ DE RİSK ALTINDA

Diş hekimlerinde ve diş teknisyenlerinde tiroid kanserinin daha sık görüldüğünü belirten Aktolun, her diş hekiminin, küçük boy diş röntgeni çekimi yaptığını, bu nedenle bu çekimi yapan diş hekimleri ve diş teknisyenlerinin de radyasyona maruz kaldığını ifade etti.

Aktolun, özellikle küçük boy diş filmi makinelerinin, direkt çeneye dayanıp çekim yapılırken, aslında X-ışını radyasyonu yaydığını, sonuçta hasta, diş hekimi ve diş teknisyeninin tiroidinin, bu radyasyona maruz kaldığını söyledi.

Çocuklar, diş röntgeni çekilirken, tiroidinin röntgen ışınından korunması için boğaz bölgesine mutlaka "Kelebek Kurşun" takılması gerektiğine dikkati çeken Aktolun, "Ayrıca, çocuklarda ve yetişkinlerde, çok sık röntgen çekiminden kaçınılmalıdır. Sadece çok gerekli olduğu durumlarda diş röntgeni çekimi yapılmalıdır. Panoramik röntgen tetkikinden daha da kaçınılmalı, çok sınırlı sayıda çocuk hastada kullanılmalıdır. Diş hekimleri ve diş teknisyenleri de kendilerini koruyacak tedbirleri almalı, tiroidin röntgen ışınından korunması için mutlaka boğaz bölgesine özel `Kelebek Kurşun` takmalıdır" diye konuştu. 

Alıntı : ntvmsnbc.com , AA

Bebekte ağız bakımı

Bebek 6 aylıkken ilk süt dişleri çıkmaya başlıyor. 20 adet süt dişin tamamının çıkması ise 3 yaşında tamamlanıyor. Süt dişlerinin erken ya da geç çıkmasının endişelenilecek bir durum olmadığını belirten Ortodonti Uzmanı Dr. Kıvanç Cebesoy, literatürde bebek doğduğunda dişlerinin olduğunu bildiren yayınlar olduğunu söylüyor.

Erken çıkan dişlerde ağız bakımının daha zor olacağını vurgulayan ve dişlerin iki yaşına kadar su ile temizlenmesi gerektiğini belirten Cebesoy şunları aktarıyor: “İlk 6–8 aylık dönemde bebeğinizin beslenmesini takiben steril bir gazlı bezi, kaynamış ve soğutulmuş bir suyla nemlendirerek; dişleri, damakları ve dudakları hafifçe temizleyin. 8 ay ile 2 yaş arası, dişlenmenin hızlı devam ettiği dönemdir. Anneler, işaret parmaklarına yerleştirdikleri silikon parmak fırçalar ile dişlerin üzerindeki artıkları kolaylıkla temizleyebilir. Sürmekte olan diş bölgesindeki diş etine masaj yaparak bu bölgenin rahatlatılması da sağlanabilir. 2 yaşına kadar sadece suyla temizlik önerilmektedir. 3 yaşından sonra ise fırçalama, florür oranı çok düşük çocuk diş macunları ve normal diş fırçası ile ebeveyn kontrolünde, çocuk tarafından yapılabilir. Sadece bu yaşlarda oluşturabileceğiniz diş fırçalama alışkanlığı, ileriki yaşlarda çocuğun vazgeçemeyeceği ve sürekli eksikliğini hissedeceği bir eyleme dönüşecektir.” 

BEBEĞİNİZİN DİŞLERİ ÇÜRÜMESİN

Cebesoy’a göre, çocuğun diş hekimiyle tanışması 3 yaşından sonra planlanmalı. Cebesoy, özellikle uykuya dalma problemi olan bebeklere, ballı ya da şekerli süt verildiğini, uyku sırasında tükürük salgısındaki azalmanın da etkisiyle çürük yapıcı bakterilerin hızla çoğaldığını belirtiyor.

Cebesoy, “Bu gibi davranışlar, 6 ay gibi kısa sürede bebeğin bütün dişlerinin yok olmasına ve biberon çürüğüne yol açabilir. Özellikle lolipop gibi ağızda zor eriyen ya da karamelize olmuş, dişlerin üzerine yapışabilen şekerlerden uzak durulmalı. Çocuk mutlaka şeker yiyecekse, ağızda daha çabuk eriyen şekerler tercih edilmeli. Şeker tüketiminden sonra da asit oranının düşürülebilmesi için dişlerin temizlenmesi gerekir” diyor. 

“Ş,S, T” HARFLERİNİ SÖYLEYEMİYORSA DİKKAT

Özellikle 4 yaşından sonra devam eden bebeklik yutkunmaları, süt dişleri üzerinde yıkıcı etki meydana getirip, çenelerin ön bölgede birbirinden ayrılmasına neden olabiliyor. Ortodonti Uzmanı Dr. Kıvanç Cebesoy, “Bu durumun devam ettiği 6–7 yaş çocuklarda şahlanmış gibi duran ön kesici dişler, asimetrik bir çene görüntüsüne neden olurken, çocuğun ısırmasına izin vermeyecektir. Ayrıca, konuşma sırasında ş, s, t gibi bazı harflerin telaffuzunda güçlük yaratacaktır. Anneler genellikle çocuklarının çekirdek gibi kabuklu yemişleri yiyemediklerinde durumu fark ederler. Bu dönemde yapılacak dil egzersizleri ile problem 1 ay gibi kısa sürede çözülür" diye konuşuyor.

Alıntı : ntvmsnbc.com

8 Nisan 2012 Pazar

Sağlık Bakanlığı Taşra Teşkilatı İle ilgili son gelişmeler

2 Nisan 2012 itibariyle tüm Türkiye'de yeni sisteme geçildi.İl müdürlükleri ; il sağlık müdürlüğü , il halk sağlığı müdürlüğü ve kamu hastane birlikleri olarak 3'e ayrıldı.Bu mevkilere atamalar başladı.Atananlar gelinceye kadar görevleri il sağlık müdürleri tarafından vekaleten yürütülüyor.Bu arada kurumlar da personel paylaşımlarını yaptı ve bakanlık buna göre gerekli değişimleri gerçekleştirdi.

İlçelerde ise ilçe sağlık müdürlükleri kuruldu.Ancak bunların personel sayısında beklenildiği gibi artış yok.Eskiden il müdürlüklerinde olan görevler birleştirilerek sorumlulara dağıtılcak.Nüfusa göre ortalama 2-3 doktor , 2-3 hemşire , tıbbi sekreter ve toplum sağlığı eknisyeninden oluşan kadrolar planlanıyor.İlçe sağlık müdürlüğü görevleride vekaleten TSM Sorumlu Hekimi tarafından yürütülüyor.

Son aşamada boş kalan kadrolar için il içi atamaların açılması planlanıyor.Ayrıca geçici görev ile çalışanların 2012 sonuna kadar görevlerine devam etmesi söz konusu.Artık geçici görevleri birimler değil , personel şube yapacak.İhtiyacı olan birimler sadece kişiyi ve ihtiyaç süresini bildirecek.Geri kalan ayrıntılar ve süre ,personel şubesi tarafından yapılcak.Bu görevlendirme geçici görev veya kadronun nakli ile görvelendirme şeklinde olabilecek.

Döner sermaye konusuna gelince.Bu ayrılmadan en çok TSM etkilenecek.Çünkü 112 gelirinden de pay alan TSM , artık bu payını kaybedecek ve döner seramayede düşüş yaşayacak.112 ve hastanelerde ise, eski alınan miktarlar devam edecek.