30 Nisan 2012 Pazartesi

TRT’nin Kuklagiller’i hekime yönelik şiddetle dalga geçti


TRT Haber’de yayınlanan “Kuklagiller” adlı bir programda hekime yönelik şiddeti ‘hicveden’ video, tepkilere neden oldu.
25 Nisan Çarşamba günü “Doktor Döven Hasta Yakını” başlığıyla yayınlanan videoda, bir hastanede doktor döven hasta yakınıyla yapılan röportajda tuhaf diyaloglar yaşandı. “Doktorlarımız hasta yakınlarıyla yaşanan tatsız olaylar nedeniyle maalesef sıkıntılı günler geçiriyor. Bazı doktorlarımız hasta yakınları tarafından dövülüp darp edilip bıçaklanabiliyor. ‘Aman doktor canım gülüm doktor derdime bir çare’ diye derman aradığımız doktorlarımız olaylar karşısında şaşkın biz de şaşkınız” anonsundan sonra arka planda “Yetişin, adam dövüyorlar” diye bağıran bir doktor görülüyor. Ardından hasta yakınıyla muhabir arasında geçen diyalog şöyle:

- Sayın hasta yakını dövdüğünüz doktorun durumu nasıl?
Biraz önce doktoru başarılı bir operasyonla çok pis dövdük. Kulak burun boğaz dağıttık. Valla benim elim acıdı dövmekten. Bir ben tokatladım, bir dayı oğlu.
- Peki doktor yeniden mesleğe dönebilecek mi acaba?
Valla dönmesin diye elimizden geleni yaptık. Eğer ayağa kalkarsa bir daha dövmek gerekebilir.
- Şimdi durumu nasıl?
Maşallah turp gibi iyi değil çok şükür. çıkarılmış soğan gibi. Ayılmasını bekliyoruz. Ayılınca gene girişeceğiz.
- Nereden geliyor bu doktor dövme alışkanlığı beyefendi?
Baba mesleği bizimkisi. Ben doğunca babam tipime bakmış, ‘Bu ne çirkin’ demiş. Sonra doktora vermiş sopayı.
- Böyle doktor dövmek hiç hoş şeyler değil. Siz neden dövüyorsunuz?
Reçete yazmış. Hiçbir şey anlaşılmıyor. Verdik sopayı.

‘Sıradanlaştırılıyor’

Konuyla ilgili olarak Milliyet’e konuşan İstanbul Tabipler Odası Genel Sekreteri Dr. Ali Çerkezoğlu, “Hekime yönelik şiddet ciddi bir toplumsal sorun haline gelmiştir. Şaka kaldırmaz çünkü neredeyse hemen her gün yaşanıyor. Ölümlü örnekler görülüyor. TRT gibi kamusal niteliği olan bir TV kanalında hekime yönelik şiddetin sıradanlaştırılmasının, kısmen eleştirse de genelinde şakaya alınabilecek bir tema olarak yansıtılmasının riskleri var. TRT yetkililerini kınıyoruz” dedi.
www.doktorlarhaber.com adlı internet sitesinde ise videoya tepki yağdı. Bir yorumda, “Sözde ironi adı altında halkı biz hekimlere karşı televizyon üzerinde örgütlemeye devam ediyorlar. Bize yapılan bu saygısızlığa karşı sessiz kalmayalım lütfen” ifadesi yer aldı.

Alıntı: milliyet.com.tr

Doktora namahrem dayağı

Erzurum’un Horasan ilçesinde, Devlet Hastanesi Acil Servis sorumlusu Dr. Cemil Kürkçü, kadın hastaya iğne yapması için erkek sağlıkçıyı görevlendirdiği gerekçesiyle hasta yakınları tarafından tekme tokat dövüldü

Doktorun ve oradaki bir hemşirenin dövülmesi güvenlik kamerasına saniye saniye yansıdı. Acil serviste ilk müdahale yapılan Dr. Cemil Kürkçü’ye, 7 gün ’iş göremez’ raporu verildi. Şikayet üzerine gözaltına alınan Cevdet, Serkan ve Erdal K. kardeşler ‘memura görevi başında saldırı’ suçundan gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen 3 kişi, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Şiddet mağduru Dr. Kürkçü ise memleketi Yozgat’a giderken meslektaşlarına bir daha Horasan’a dönmek istemediğini söyledi.

Alıntı: milliyet.com.tr

Dr. Ersin anısına bir yorum...

Dr.Ersin Arslan anısına ;

Görev başında şehit olan ölen meslektaşımızın arkasından "Antepdeki doktora iyi yapmışlar" sözü mesleki onurumu çok zedeledi.

Şanlıurfa Birecik ilçesinde acil serviste çalışan bütün pratisyen hekim arkadaşlar Aile Hekimliğine geçince Acil Servise uzmanlar olarak biz bakmak zorunda kaldık.Başhekim kendisine bile nöbet yazdıktan sonra uzmanlar olarak acil serviste pratisyen hekim nöbeti tutmamıza rağmen Biyokimya uzmanı, Mikrobiyoloji uzmanı,Patoloji uzmanı ve Radyologların nöbet tutmama adeletsizliğine açıkcası ses çıkarmadık.Herkes özveri içinde çalışırken en son görevli olduğum 24 saatlik nöbetimde duyduklarımın hala öfkesi ve üzüntüsünün etkisi altındayım.

Gerçekten durumu acil olan hastalar ile %85-90 oranında çoğunluğu teşkil eden kendisinin durumunu acil sanan hastalar arasında mücadele ederken bir de hasta yakınları ile mücadele etmek hepsinden zor ve ağır geliyor açıkcası.Son nöbetimde konversiyon ile gelen hasta detaylı olarak muayene edilip değerlendirildikten sonra, hastanın tedavisinin (I.M 2 cc SF) yapılmasına rağmen hasta yakınlarının "Hastamız orda ölüyor siz hiçbirşey yapmıyorsunuz" ifadeleri, hastanın durumunun izah edilerek kendilerine endişe edilecek bir durum söz konusu olmadığı söylendiği halde çok sık karşılaştığımız bir durumdur.Aynı hasta yakınları hastalarına "Kalk gidelim burda bişey yok" dedikten sonra hastanın birden ayaklanıp yürümesi hastanın teşhis ve tedavisinin ne denli etkili olduğunun da ispatıdır.

En üzücü olanı ise hasta yakınlarının giderken"Antepdeki doktora iyi yapmışlar hepiniz aynı şeyi hakediyorsunuz" demeleri beni beynimden vurulmuşa döndürdü.Birden gazetelerde Dr.Ersin beyin karnındaki 4 aylık bebeğiyle ağlayan eşinin resmi gözümün önüne geldi.O an aklımdan geçenleri ve yapmak istediklerimi benzer durumları yaşayan tüm hekim arkadaşlar çok iyi bilir.

Ey kamuoyu(nu) ; siz hiç yakınını yanlış yere tutukladı diye tutuklu yakını tarafından darp edilen ve öldürülen polis veya yakınına fazla ceza verdi diye mahkum yakını tarafından darp edilen ve öldürülen savcı ve hakim duydunuz mu!

Benzer şekilde kamu görevlisi olmamıza rağmen ve 7/24 kamu hizmeti vermemize rağmen aradaki fark ne acaba ; bizlerin hizmet verdiği kamu farklı mı yoksa hizmet mi farklı.Fark kamu görevlisine duyulan saygı aslında.Polise, savcıya ve hakime laf söylemekten çekinenler hekimlere söylediklerini aynı zamanda uygulamaktadır.Yaptıklarının yanlarına kar kaldığını gördükçe de bu böyle olmaya devam edecektir.Dr.Ersin Arlan'ın başına gelenler bir savcının,polisin veya hakimin başına gelseydi kamuoyunun tepkisi nasıl olurdu acaba...

Dr.Ersin Arslan'ın isminin hasteneye verilmesi yanında resmen "Şehit" olarak anılmasını ve ailesinin de şehit yakını olarak aynı imkanlardan faydalanmasını talep ediyorum.Bu konu ile ilgili gerekli resmi başvuru için Gaziantep Tabipler Odasını göreve çağırıyorum.
Saygılarımla...

Dr.A.K.

Alıntı: medimagazin.com

25 Nisan 2012 Çarşamba

İzmir'e güzel haber...

İzmir'de, kendisini şikayet eden sağlık görevlilerinin bulunduğu 112 istasyonunu, bir gün sonra da devlet hastanesinin acil servisini basarak döner bıçağıyla dehşet saçmasına rağmen karakoldan serbest bırakılan E.K., yaniden aranmaya başladı. İl Sağlık Müdürlüğü'nün E.K.'nin psikolojik rahatsızlığının bulunup bulunmadığının araştırılması için polise başvurduğu öğrenildi.

Karabağlar ilçesinde 20 gün önce meydana gelen olayda, bir grup arkadaşı ile sokakta içki içtiği ve çevreye rahatsızlık verdiği gerekçesiyle 25 yaşındaki E.K. 112 ambulans istasyonu görevlilerince polise şikayet edildi. Durumu kabul edemeyen E.K., geçen cumartesi günü, Peker Mahallesi 4951 Sokak 31 numarada bulunan 112 ambulans istasyonunu, elinde döner bıçağıyla bastı. O sırada orada bulunan Yeşilyurt, Torbalı ve Ödemiş 112 Ambulans İstasyonu görevlilerinin de aralarında yer aldığı 15 kişiye saldıran E.K., sağlık görevlileri Bekir Gürel (39), Gürkan Denizçelik (24) ve Emin Ölmez'i (21) tartakladı. Sağlıkçıların şikayeti üzerine yakalanan E.K., ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Bu olaydan bir gün sonra ise, 3725 sokak üzerindeki kahvede fenalaşan bir kişinin bulunduğu ihbarıyla adrese giden sağlık görevlileri, karşılarında E.K.'yi bulunca kaçarak karokala sığındı. Polisin yeniden aramaya başladığı E.K.'nin bu kez İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisinde görevli sağlık görevlilerine saldırdı. İkinci kez gözaltına alınan E.K., yine karakolda ifadesi alındıktan sonra savcının talimatıyla serbest bırakıldı.

ARANMAYA BAŞLANDI

Doktorların kontrolleri sırasında şizofreni rahatsızlığının belirtilerini gösteren E.K. için İl Sağlık Müdürlüğü'nün başvurusu üzerine polis bir kez daha arama çalışması başlattı. E.K.'nin yakalanması durumunda, sağlık kontrolünden geçirileceği şizofreni gibi psikolojik bir rahatsızlığının bulunması durumunda ise hastanede tedavi altına alınacağı bildirildi.

Alıntı : DHA

24 Nisan 2012 Salı

HEKİME ŞİDDETİN SON ON GÜNLÜK BİLANÇOSU : 10 SALDIRI



Gaziantep’te meslektaşımız Dr. Ersin Aslan’ın bir hasta yakını tarafından 17 Nisan 2012’de bıçaklanarak hayatını kaybetmesi, hekime şiddetin en acı örneklerinden birisiydi. Ancak, bu olay, son on günde meydana gelen şiddet olaylarından sadece biriydi. Bu olaydan hemen önce ve sonrasında arka arkaya yaşadığımız olaylar, hekime yönelik şiddetin tırmanışındaki çarpıcı artışı gösteriyor. Bu olayları bilginize sunuyoruz:

İstanbul’da Haseki Hastanesi’nde güvenlik güçlerinin gözetimi altında olan bir tutuklu, kendisini muayene eden hekime kesici bir aletle saldırıda bulunmuş ve 12 Nisan 2012’de gerçekleşen bu olay ile ilgili tepkimizi dile getiren bir basın açıklamasında bulunmuştuk. Bilindiği gibi bu olayın ardından 17 Nisan’da Gaziantep’teki saldırı ve meslektaşımızın hayatını kaybettiği şiddet olayı meydana geldi.

Gaziantep’teki ölüm olayının acısı henüz tazeyken İzmir’de Baki Uzun Hastanesi’nde 17 Nisan 2012 gecesi yine bir hekime şiddet olayı meydana geldi. Acil serviste 46 yaşındaki yakınlarını kalp krizi nedeniyle kaybeden kalabalık bir grup, acil hekimi başta olmak üzere üç hastane çalışanını darp ettiler. Üstelik saldırıya uğrayan hekim, hastasını kalp masajı ile iki kez hayata döndürmüş, üçüncüyü başaramamıştı. Çünkü bu yaştaki kalp krizleri oldukça ölümcül bir gidişe sahipti. İzmir Tabip Odası’nın yetkilileri hastaneye ulaştıklarında hasta yakınları bir kez daha saldırı girişiminde bulundular; hastane çalışanları ve darp edilen hekim, ameliyathaneye sığınmak zorunda kaldılar.

Bir başka olayda,  19 Nisan 2012’de İstanbul Tıp Fakültesi’nde Göğüs Cerrahisi Kliniği’nde görevli Prof. Dr. Alper Toker,  hasta yakınlarınca darp edildi. Yine aynı gün Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir milletvekili, hastanenin acil servisinde görevli Dr. Oğuz Eroğlu’na ‘’eşini ayakta beklettiği ve kendisini tanımadığı’’ gerekçesiyle tekme tokat saldırdı ve ağır hakaretlerde bulundu.
İstanbul Beyoğlu ve Küçükçekmece’de 20 Nisan 2012 gecesi iki ayrı 112 acil sağlık ekibine hasta yakınlarınca taşlı sopalı saldırılar gerçekleştirildi. Aynı gece meydana gelen bu iki olayda üç sağlık görevlisi yaralandı, bir ambulansın camları kırıldı. Saldırının gerekçeleri, 112 acil ekiplerinin olay yerine geç ulaşmasıydı; oysa olayın ihbarından yedi dakika sonra sağlık ekipleri olay yerine varmışlardı. Sağlık görevlileri, üzerlerine doğru koşan saldırganların kendilerine adres tarif edeceklerini sanmışlardı.

Yine İzmir’de 21 Nisan 2012 Cumartesi’yi pazara bağlayan gece 01.45 sularında Basmane Şifa Hastanesi’nde başka bir darp olayı yaşandı. Bu kez gerekçe, Sağlık Bakanlığı’nca yürürlüğe konulan Yeşil Alan uygulamasıydı. Hastanın durumunun acil olmaması nedeniyle her türlü bakım ve tedavinin yapıldığı ancak ücretinin hasta tarafından ödendiği bu olayda, ‘’Yeşil Alan’’ uygulaması nedeniyle sinirlenen hasta yakınları hekime bıçak çekerek yumrukla saldırıda bulundular. Bu olayda hekim şans eseri önemli bir fiziksel yara almadı.

Bir olay daha İzmir’de 22 Nisan 2012 Pazar gecesi saat 22.00 sularında İzmir Can Tıp Merkezi’nde meydana geldi. Bir kadın hekim hasta ve hasta yakınlarının sözel saldırısına uğradı. Hekim, kendini poliklinik odasına kilitleyerek fiziksel saldırı riskini azalttı. Bu sırada saldırgan hasta yakınları, dışarıda ‘’Size az bile yapıyorlar; sizi öldürmek de dövmek de bir hak’’ diye bağırıyorlardı.

Son olay 23 Nisan 2012 Pazartesi günü İzmir’de Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yaşandı. 112 Acil Serviste görevli hekim ve sağlık çalışanlarına sürekli sorun çıkaran madde bağımlısı şahıs, acil serviste bir hekime sözlü, bir hemşireye de fiziksel saldırıda bulundu.

İzmir’de meydana gelen olaylarda, İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ceyhun Balcı ve Avukatı Mithat Kara, olayın meydana geldiği sağlık kurumlarına en kısa sürede ulaşarak veya meslektaşlarımızla iletişim kurarak sürecin yakın takipçisi olmuşlardır.

Hekim olarak yaşadığımız şiddet olaylarının ortak noktası, Sağlık Bakanlığı’nın sağlık alanındaki düzenlemelerinin ‘’Paran Kadar Sağlık’’ uygulaması ile sonuçlanmasıdır. Bugüne kadar Sağlık Bakanlığı’nın açıklamalarıyla ‘’istedikleri zaman istedikleri doktora muayene olabilecekleri ve ücretsiz tedavi edilebilecekleri’’  beklentisi içine sokulan vatandaşlar, bu beklentilerinin karşılanmamasından ve sağlık alanındaki her türlü olumsuzluktan hekimleri sorumlu tutmaktadırlar.

Paran Kadar Sağlık, hem vatandaşı hem de hekimi tüketen bir olguya dönüşmüş durumdadır. Dileyen hasta, dilediği kuruma başvurabilmektedir ancak bunu ancak para ödeyerek yapabilmektedir.
Sonuçta ‘’Paran Kadar Sağlık’’, hekime yönelik sözel ve fiziksel şiddet üreten bir canavara dönüşmüş durumdadır. Bu olgu kabul edilmediği sürece bu hastalık tedavi edilemeyecektir.


“PARAN KADAR SAĞLIK” ÖLÜM GETİRİR!
HEM HASTAYA, HEM HEKİME...

İZMİR TABİP ODASI

Yeni şiddet adresi İzmir!...


İŞTE  YENİ  SALDIRI...BU  NE KADAR  DAHA  SÜRECEK? KAÇ  KİŞİ  DAHA  ÖLECEK?

Doktorlara yönelik şiddet tartışılırken iki saldırı haberi de İzmir’den geldi. Hasta yakınları tarafından darp edilen ve bıçak çekilen iki doktor ölümden döndü.

Gaziantep’te Dr. Ersin Arslan’ın bir hasta yakını tarafından öldürülmesi, gözleri hastanelerde yaşanan şiddet olaylarına çevirirken, şiddetin büyüklüğünde bir azalma olmadı. İzmir’deki Özel Baki Uzun Hastanesi’ne kalp krizi şikayetiyle getirilen bir hasta yoğun bakım ünitesinde tedaviye alındı. İki kez kalbi duran 48 yaşındaki hasta, Dr. İlkem Arkun tarafından hayata döndürüldü ancak 3. kez durduğunda yapılanmüdahaleye rağmen hayatını kaybetti.Ölüm haberinin, hastanın yakınlarına bildirilmesiyle olaylar başladı.

BOĞAZINI SIKTILAR

Acı haberi kabullenemeyen iki hasta yakını doktoru suçladı. Yoğun bakım ünitesini basan iki saldırgan, Dr. İlkem Arkun’un önce boynunu sıktılar daha sonra saçından sürükleyip, tokat atmaya başladı. Saldırganlar daha sonra yakınlarına haber verdi. Kısa sürede hastaneye akın eden hastanın yakınları, hastaneyi bir anda savaş alanına çevirdi. Saldırganların bir bölümü alt katta önlerine gelen her şeyi kırıp dökerken, bir kısmı da hasta odalarının bulunduğu üst kata çıktı.

Hastalar, rehin alınma korkusuyla kendilerini odalarına kilitledi. Doktorlar canlarını kurtarmak için kendilerini sokağa atınca, yoğun bakımda tedavi gören hastalar yaklaşık 1 saat boyunca doktorsuz kaldı, hastanede büyük maddi hasar oluştu.

ÇEVİK KUVVET KURTARDI

Hastanenin güvenlik görevlileri yetersiz kalınca durumpolise bildirildi. Olay yerine gelen Çevik Kuvvet polisinin güçlükle sakinleştirdiği saldırganlar götürüldükleri polismerkezinden serbest bırakıldı. Olay gecesi dehşeti yaşayan, aldığı darbeler nedeniyle 10 gün iş göremez raporu alan 6 yıllık hekim Dr. İlkem Arkun, “Bir an da kalabalıklaştılar. Korkunç bir öfkeleri vardı. 2 kişi özellikle başı çekiyordu.

Hastaneye saldırmaya gelen 5-10 kişinin, ölüm olayından haberdar olduğunu bile düşünmüyorum. Boynumu sıktılar, tokat attılar, sırtıma vurdular, savurdular. Bu işi kan davasına çevirdiler, tehdit edildim. Şu an raporluyum ama görevimin başına tekrar nasıl döneceğimi bilmiyorum. Her an hastaneye acaba tekrar gelirler mi? korkusu yaşıyorum, polisten koruma istedim” diye konuştu. Sağlık çalışanı 4 arkadaşıyla birlikte suç duyurusunda bulunan Dr. İlkem Arkun ve arkadaşları hastaneye istifa dilekçelerini sunsalar da kabul edilmedi.

CEZALAR ARTIRILSIN

Hastanenin başhekimi Dr. Orhan Aras, yaşadıkları olayın ilk olmadığını son da olmayacağını söyleyerek, “Nasıl ki bir polise yada askere saldırmanın cezası normal bir darp olayından farklıysa aynı durumun bizim için de geçerli olmasını istiyoruz. Can kurtarırken saldırıya uğruyoruz” dedi.

DOKTORA  BIÇAK  ÇEKTİLER

Kolunda ve parmağında ağrı şikâyetiyle hastanenin acil servisine getirilen hastanın yakınları, nöbetçi doktoru önce yumrukladı, ardındanda bıçak çekti.

ÖLDÜRÜRÜM DİYE TEHDİT ETTİ

Olay dün İzmir’de, Özel Şifa Üniversitesi Hastanesi’nde yaşandı. Saat 01.40 sıralarında, sağ kol ve el parmaklarında ağrı şikâyetiyle hastanenin acil servisine getirilen hastaya bakan hemşire, “yeşil” yani “risksiz” kodu verdi. İddiaya göre, hastalarının acil olarak değerlendirilmemesine sinirlenen hasta yakını Salih S’nin yanına giden nöbetçi Doktor Özgür Tekin, hastayı bu kez kendisi kontrol etti. Hastanın kol ve parmağındaki ağrının gerçekten de yeşil kodu gerektirdiğini gören Dr. Özgür Tekin, “Tespit doğru, hastanın kayıt işlemlerini tamamlayın” dediğinde, hastanın oğlu, “Annem bypass ameliyatı oldu, ben belgeleri almaya gidiyorum, bu arada anneme bir şey olursa seni öldürürüm” diye bağırdı. Bu arada diğer hasta yakınları, personelin de araya girmesiyle dışarı çıkarıldı.

HASTANEDE OLAY ÇIKARDILAR

Hastane önünde küfür ve tehditlere devam eden hasta yakınlarının bağırmalarını odasından duyan Dr. Özgür Tekin, bir süre sonra kapının önüne çıktı. Yaşanan tartışma sırasında hasta yakınlarının üzerine saldırdığını söyleyen Dr. Tekin, “Bir kişi cebinden açılabilir bıçak çıkardı. Bıçağı bana doğru salladı. Bıçak isabet etmedi” şeklinde konuştu. Dr. Özgür Tekin savcılığa suç duyurunsunda bulundu. Dr. Tekin, “Şu an itibariyle nöbete gitmeye dahi cesaret edemiyorum” diye konuştu.

Alıntı: CEM KARTAL-ŞEYDA BURCU İKİZ / BUGÜN GAZETESİ

20 Nisan 2012 Cuma

Doktor cinayetinin perde arkası

Cüneyt Özdemir'in hazırladığı 5N 1K'ya konuk olan sosyal güvenlik uzmanı Ali Tezel, doktor Ersin Arslan'ın öldürüldüğü cinayet için tüyler ürperten bir yorum getirdi.


Bir hasta yakını tarafından öldürülen doktor Ersin Arslan'ın intikam amacıyla değil para için öldürüldüğünü savunan Ali Tezel "mesele intikam falan değil mesele ölen hastanın emekli maaşı" dedi.


Cinayetin perde arkasındaki asıl dehşeti gözler önüne seren Ali Tezel, doktorun öldürülmeden 10 gün önce tehtid edilmeye başlandığını ancak emniyetin "yeterli memur yok" diyerek koruma talebini geri çevirdiğini aktardı. Ölen hastanın yakınlarının doktordan "ölümü nüfus müdürlüğüne bildirmemesini" istediğini kaydeden Tezel bunun sebebinin ise ölen hastanın emekli maaşı olduğunu açıkladı. Yani maaşın ödenmeye devam etmesi için ölümün bildirilmemesini isteyen hasta yakını bu talebi kabul görmediği için doktor Ersin Arslan'ı öldürdü.

Cüneyt Özdemir'in canlı yayında şoke olduğu iddia cinayete sosyal bir boyut katmış oldu. Özdemir, inanmakta güçlük çekerken "ben bu cinayeti işleyen kişi manyak mı bu demiştim ama buna manyak demek de yetmez" dedi.

Alıntı : medimagazin.com

Doktora şiddette milletvekili damgası...


Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği'nden Başhekim Vekili Vural Polat imzasıyla yapılan yazılı açıklamada, "Van Milletvekili Özdal Üçer, bugün hastanemizde acil tıp uzmanımız Oğuz Eroğlu’na tekme tokat saldırmış hem doktorumuza hem de başhekim olarak şahsıma ağır hakaretlerde bulunmuş ve hastane koridorlarında yankılanan küfürler savurmuştur." denildi.


Van-Hakkari Bölge Tabip Odasıkonuyla ilgili Van Bölge Hastanesi Acil Servisi önünde 15:30’da basın açıklaması yapacak.

BDP Van Milletvekili Özdal Üçer, kaza yapan eşi ve oğlunun getirildiği Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde tartıştığı Dr. Oğuz Eroğlu'na saldırdı. Milletvekili Üçer'i çevredekiler güçlükle engelledi.
Milletvekili Özdal Üçer'in eşi Emine Üçer öğe saatlerinde otomobiliyle Van'ın Gürpınar İlçesi yakınlarında kaza yaptı.

Kazada yaralanıa Emine Üçer ve oğlu 11 yaşındaki Aram Dildar Üçer, ambulansla Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne getirdi.

Van kent merkezinde parti çalışmaları sırasında kazayı öğrenen BDP Milletvekili Özdal Üçer de hemen hastaneye geldi.

Acil Servis'te tedaviye alınan eşi ve oğlunu görünce iddiaya göre; bağırmaya başlayan Üçer, kendisine kim olduğunu soran görevli Dr. Oğuz Eroğlu'na tekme tokat saldırdı.

Servisteki sağlık görevlileri milletvekili Üçer'i güçlükle engelledi.

Üçer, başhekimle de tartışıp hakaret ettiği iddia edildi.

Olayı öğrenen Van Valisi Münir Karaloğlu da, Emniyet Müdürü Mustafa Uçkan'la birlikte hastaneye geldi.

Eşi Emine ve oğlu Aram Dildar'ın hayati tehlikesinin bulunmadığı belirtilirken, Milletvekili Özdal Üçer'in olayla ilgili açıklama yapacağı belirtildi.

Alıntı : medimagazin.com

Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır

Her tür popülizmin sonu felakettir. Sağlık sektöründe de iş böyledir. Türkiye’de sağlık sektöründe hizmet yelpazesinin kontrolsüz bir biçimde genişletilmesinin ben bir nevi popülizm olduğu kanaatindeyim. Gaziantep’te Doktor Ersin Aslan’ın hayatını kaybetmesine neden olan saldırı, sağlık sektöründeki popülizmde endazeyi kaçırmış olduğumuzun bir nişanesidir. Gelin bakın neden öyledir?

Aslında sağlık sektöründe, on yıllık popülizm döneminin sonuna doğru gitmekte olduğumuzun ilk somut işareti, geçenlerde özel hastanelerin vatandaşlardan alabildiği ilave ücret oranının yüzde 90’a çıkarılmasına dair karardı. “Almadan vermek Allah’a mahsustur” demeden genişletilen hizmet yelpazesinde bundan böyle hep artan ilave ücreti ve katkı payını göreceğiz. Sağlıkta cepten ödeme dönemine giriyoruz. Ya hizmetler sınırlanacak, ya hizmetin ve kullanılan malzemenin kalitesi azalacak ya da cepten ödemeye alışacağız.

Finansı düşünülmedi 
 
Türkiye’de son on yılda vatandaşların sağlık hizmetlerine erişiminde önemli bir mesafe alındı. Erişimin artması ile birlikte müşteri memnuniyeti de hızla arttı. Ne yazık ki, artan müşteri memnuniyetini sürdürülebilir kılmaya, memnuniyeti hızla arttırmak kadar önem verilmedi. Yaklaşan seçimler nedeniyle vurgu daha çok sağlık sektöründe hizmet yelpazesini genişletmek ve de vatandaşa para ödetmemek üzerineydi. Genişleyen ve hepimizi mutlu eden sağlık hizmetleri yelpazesinin nasıl finanse edileceği üzerinde pek durulmadı. Aynı biçimde, sağlık sektöründe artan özel hizmet sağlayıcıların sayısının kamudaki doktor havuzunun büyüklüğünü nasıl etkileyeceği üzerinde de fazla düşünülmedi.

Popülizm işte böyle bir şeydir. Arkasını fazla düşünmeden, bugün elinizde olanı cömertçe millete dağıtırsınız. Sonra bir bakarsınız, dağıtacak bir şey kalmamış. Bütün politikacılar meseleye aynı fıkradaki gibi bakarlar: Hani padişah vezirinden sıkılmış da adamı çağırtıp demiş ki, “benim bu eşeğe okuma yazma öğreteceksin.” Vezir de politikacıymış ama popülizmi bilirmiş. “Başüstüne, hünkarım” demiş. “Ama öyle hemen olmaz, şu kadar para, bu kadar saray, bir de bir yıl süre isterim.” “Olur” demiş padişah, vezirin kellesini alacağından emin bir biçimde. “Aman” demiş etrafta konuşmayı duyanlar, padişah yürüyüp gittikten sonra vezire dönüp, “sen manyak mısın? İsterse on yıl geçsin, eşek, nasıl okuma yazma öğrenir”. “Durun bakalım” demiş vezir gülerek, “bir yıl sonra kim öle kim kala. Eşek ölebilir, padişah ölebilir, ben ölebilirim” İşte popülist politikacı için, hayat böyledir.

Devletçilik hortladı
 
Şimdi biz sağlıkta hizmet yelpazesini hızla genişlettik. Bütçe kısıtı başımıza iş açtıkça ne yaptık? Önce ilaç şirketlerinden fiyat indirimi istedik. Bir kere. İki kere. Üç kere. Hep aynı şeyi yaptık. Fiyat indirttik. Sonra sağlık kurumlarına döndük. Bir kere. İki kere. Üç kere. Hep aynı şeyi yaptık. Fiyat indirttik. Sonra kamunun elindeki doktor havuzu kurumaya başlayınca. Tam gün dedik. Sağlık bakanımız “paragöz doktorlar” dedi. Sağlık sektöründe sözleşme hürriyetini askıya aldık. Sektörde 1930’ların devletçiliğini hortlattık. Baştan hesabını doğru yapmayan popülist sonra ne olur? Aynen böyle devletçi olur. Hürriyetleri kısıtlar. Bizimki de aynen öyle yaptı. Ama bakın sağlıkta deniz bitti. Deniz iki türlü bitti. Birincisi, devletin sağlık harcamalarının milli gelir içindeki ağırlığını artırmadan, genişletilen hizmet yelpazesinin yükünü taşıyabilmesi mümkün değildir.

Çözüm aranmalıdır. Türkiye’nin bundan böyle tamamlayıcı özel sağlık sigortasını zorunlu hale getirmesi bana
 kalırsa bir zorunluluktur.

İkincisi, mevcut sistemde kalite erozyonu giderek daha fazla gözle görünür hale gelmektedir. Bunun nedeni İdarenin popülizmidir. İdare’nin sağlık çalışanlarını hastaların önüne atan sorumsuz tavrı Dr. Ersin Aslan’ın hayatına mal olmuştur. Sağlık bakanlığı ise sütten çıkmış ak kaşıktır.

Popülizmin sonu hep felakettir. Kıyakçılığın sonu ayakçılıktır.

Alıntı : Radikal / Güven SAK

Dr. Ersin öldürüldüğü hasta için neler yapmış?

KALBİNDEN BIÇAKLANAN DOKTOR ASLINDA NELER YAPMIŞ?

Dr. Ersin Arslan’ın öldürüldüğü sırada yanında olan Göğüs Cerrahi Servisi hemşiresi Sevtap Göğebakan, Arslan'ın hasta ile özel olarak ilgilendiğini, "evde bakımı zor olur" diyerek, fedakarlıklarla iki kişilik odayı boşalttırdığını söyledi.

MERHAMETTEN MARAZ DOĞMUŞ

Hemşire Göğebakan olayı şöyle anlattı:
"Bu hasta bizde 1.5 ay yattı. 85 yaşında ve akciğerleri bize geldiğinde bitmişti. Biz doktor beye, ’Doktor bey siz bu hastaya ne yapabilirsiniz, bu tür hastalar sıkıntı olur’ dedik. Ama, doktor bey, 'Evde hırpalanıyorlar, hastaya bakmıyorlar yatıralım hemşire hanım' dedi. Biz de yatırdık. Doktor beyin merhametinden dolayı evde kalması gereken bir hastayı servise yatırdık. Doktor bey yakınlarına hastayı ameliyat edebileceğini ancak ameliyatın çok riskli olduğunu anlattı. Yakınları da, 'Doktor bey önce Allah’a sonra size güveniyoruz' dediler."

ÖZEL ODA AYARLAYIP YATIRDIK

Abdullah G.’nin ameliyattan sonra 15 gün serviste kaldığını belirten hemşire Sevtap Göğebakan, açıklamasını şöyle sürdürdü:

"Hatta biz o amca rahat etsin diye iki kişilik odayı boşalttık ve ona ayarladık. Doktor bey de sabırlı bir şekilde tedavisiyle ilgilendi. Durumu düzelince evine gönderdik. 3 gün sonra yakınları sürünür şekilde ’Bakamadık’ deyip hastayı tekrar getirdiler. Tekrar yatırdık. 2 gün sonra durumu ağırlaşınca yoğun bakıma indirdik ve orada ölmüş. Cinayet sırasında da doktor bey ameliyattan çıkmıştı. O hasta yakını muayene olacağını söyledi. Doktor bey lavabodan çıkınca yanına gidip bıçaklamış. Biranda doktor beyi yerde görünce tansiyonunun düştüğünü falan sanıp koştum. O sırada çocuk da lavabodan çıkıp elindeki bıçağı doktor beyin yanına atınca vurduğunu anladım. Sedye ile yolu kapatıp çocuğun kaçışının engellenmesini söyledim. Sonra da polis gelip almış zaten. O kadar can kurtaran doktorumuzu biz kurtaramadık. Ona sahip çıkamadık."

6 ÇOCUKLU AİLENİN OKUYAN TEK ÇOCUĞU

Dün Gaziantep'te binlerce kişi tarafından toprağa verilen, görev şehidi Dr. Ersin Arslan'ın cenazesi sırasında Arslan'ın yakınları ve eşi Türk bayrağına sarılı tabuta sarılarak gözyaşı döktü. Ayakta durmakta güçlük çektiği görülen baba Ramazan ve anne Hatice Arslan'ı, yakınları teselli etmeye çalıştı.

AİLENİN GURUR KAYNAĞI 

Babasının marangozluk yaptığı öğrenilen Arslan'ın, 5 kardeşinin bulunduğu ve ailesinin üniversite okuyan tek çocuğu olduğu ifade edildi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden 2006 yılında mezun olduktan sonra, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma Hastanesi'nde ihtisas eğitimine başlayan Dr. Arslan'ın, bu eğitimi sırasında meslektaşı da olan eşi Sibel'le tanışıp, 2009 yılının dünya evine girdiği ve 3 ay sonra baba olmayı beklediği öğrenildi.

Alıntı : Hürriyet

12 Nisan 2012 Perşembe

Amniyosentez nedir ve ne zaman yapılmalıdır?

Son zamanlarda amniyosentez sonrası anne kaybı nedeniyle medyada çıkan haberler üzerine bir açıklama yapan Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği, yöntemin istenmeyen sonuçlar doğurmaması için dikkat edilmesi gereken noktalara dikkat çekti.

Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Cansun Demir, girişimsel bir yöntem olan amniyosentezin konunun uzmanlarınca yapılmasının önemine işaret etti. 

Amniotik sıvısından örnek alınarak gerçekleştirilen amniyosentezin bir tanı testi olduğunu belirten Prof. Demir, yöntemin özelliklerini anlattı: “Gebelik sırasında yapılan tarama testlerinde (ikili test, üçlü test, dörtlü test veya ultrasonografi ile) görülen kromozom anomalisi riski, ailede Akdeniz anemisi gibi kalıtsal hastalık olması durumlarında veya ileri anne yaşı nedeniyle yapılan bir testtir.” 


Amniyosentez işleminin poliklinik şartlarında, ultrasonografi eşliğinde yapılması gerektiğini vurgulayan Demir, “Anne karnı steril olarak hazırlandıktan sonra ince bir iğne ile girilerek fetusun içinde yaşadığı amniotik sıvıdan örnek alınır. İnvaziv yani girişimsel bir işlemdir. Alınan amniotik sıvı gebelik haftasına göre değişmekle birlikte 10-20 ml arasındadır. Alınan sıvının çoğu bebeğin idrarından olmaktadır ve anne yeterince su içiyorsa 24 saat içerisinde amniotik sıvı eski haline gelmektedir” dedi. 

Alınan sıvı genetik laboratuarına gönderilerek burada ya uzun süreli amniotik hücre kültürü veya kısa süreli (FISH veya PCR) testleri yapılıyor. Uzun süreli sonuçlarda hemen tüm kromozom anormallikleri belli olurken, kısa süreli testlerde belirgin anormallikler saptanabiliyor. 

PERİNATOLOJİ VEYA JİNEKOLOJİ UZMANLARI YAPMALI
Amniyosentez gebeliğin 15. ile 20. haftaları arasında yapılan bir test. 14 haftadan önce testin yapılması önerilmiyor. Prof. Demir, bu dönemde genetik test gerekirse CVS’nin (Koryonik villüs örneklemesi) önerildiğini söyledi. Gebeliğin ilerleyen dönemlerinde örneğin; bebeğin akciğerinin gelişip gelişmediğini anlamak için de amniyosentezin yapılabileceğini söyleyen Prof. Demir, testin riskleri hakkında şu bilgiyi verdi:
“Amniyosentez invaziv bir işlemdir bu yüzden en büyük risk gebelik kaybıdır. Gebelik kaybı riski 1/200 ile 1/400 işlem arasında değişmektedir. Deneyimli ellerde risk azalmaktadır. Bunun dışında suların gelmesi, iğne yerinde kızarıklık ve kramplar diğer risklerdir. Amniyosentez sonrasında anne kaybı riski çok nadirdir.”
“Riskleri en aza indirmek için amniyosentezi kimler yapmalı” sorusuna Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Cansun Demir’in yanıtı ise, “Perinatoloji uzmanları, eğer yoksa amniyosentez konusunda deneyimli kadın hastalıkları ve doğum uzmanları yapmalıdır” şeklinde oldu. 

Alıntı : ntvmsnbc.com

11 Nisan 2012 Çarşamba

Çocuklar spor yaparken ne yapılmalı?

Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Resmiye Beşikçi, çocuğun spora başlamadan önce kalbinin spora hazır olup olmadığının mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor.

Sporun, çocukluk yaşlarından başlayarak bir yaşam tarzı haline getirilmesi tüm vücut fonksiyonları açısından faydalı. Özellikle büyük şehirlerde çocuklar oyun alanlarından yoksun büyüyen, zamanlarını televizyon ya da bilgisayar başında geçiren çocuklar, hantal ve sağlıksız bireyler olarak yetişiyorlar. Bunun farkında olan ve bilinçlenen aileler, çocuklarına spor yapma fırsatı yaratma çabasındalar. 

Atma, koşma, atlama gibi temel becerilerin öğrenildiği yaşlardan sonra genellikle 6-7 yaş civarında çocukların spora başlayabileceklerini belirten Dr. Resmiye Beşikçi, sporun çocuğun gelişimine etkilerini şöyle anlatıyor:
“Erken yaşlarda sporla tanışmak çocuklara; spora başladıkları ilk yıllarda fiziksel aktivitenin yanı sıra oyun ve eğlence ortamı sunar, daha sonraki yaşlarda da onlara sağlıklı bir kas ve iskelet sistemi, düzgün bir postür kazandırır, sağlıklı büyümeye yardım eder. Daha da önemlisi kalp ve damar sağlığına ömür boyu sürecek olumlu katkılar sağlar. Düzenli spor yapmanın yaşam tarzı haline gelmesinin ilk adımları erken yaşlarda atılır. Özellikle takım sporlarında yer almak çocuklarda işbirliği, sorumluluk ve disiplin gibi kavramların gelişimine de yardım eder. “ 


SPOR EN ÇOK KALBİ ETKİLİYOR 

Egzersiz yapmak, tüm vücut fonksiyonlarında değişiklikler yaratmakla birlikte en çok kalbi etkiliyor. Çünkü spor sırasında vücudun oksijen ihtiyacı artıyor. Bu da kalbin daha hızlı çalışması ve daha çok kanı pompalamasını sağlıyor. Bu nedenle dinlenme halindeyken hiç bir şikâyete yol açmayan bazı kalp hastalıkları ağır efor gerektiren sporları yaparken yorgunluk, çarpıntı, nefes darlığı, göğüste ağrı, bayılma şeklinde belirtilerle ortaya çıkabiliyor. Zaman zaman bu belirtilerin en korkulanı olan ani ölüm bile görülebiliyor.
Profesyonel ya da amatör bazı sporcuların medyaya yansıyan ani ölüm haberleri bu konuyu zaman zaman gündeme getiriyor. Yapılan araştırmalarda, sporculardaki ani ölümlerin yüzde 95’inin kardiyovasküler nedenlerden olduğu biliniyor. 

SPOR YAPILDIĞI SÜRECE DÜZENLİ KONTROL ŞART

Bütün bunların sporun aslında belirli kurallar ve sınırlar içerisinde yapılması gerektiğini ortaya koyduğunu vurgulayan Dr. Beşikçi, bu kuralların başında da sağlık kontrollerinin geldiğini belirtiyor. Dr. Resmiye Beşikçi, konuyla ilgili şunları söylüyor: 

“Özellikle ağır efor gerektiren basketbol, voleybol, futbol, yüzme gibi yarışmalı sporlara başlamadan önce çocukların mutlaka kalp kontrolünden geçirilmesi gerekir. Genç sporcularda ani ölüm, özellikle altta yatan ve genelde önceden bilinmeyen doğumsal kalp hastalıklarına bağlıdır. Kalp kasının aşırı kalınlaşması, koroner arter anomalileri, kalp ritim bozukluğuna sebep olan bazı durumlar, doğuştan ya da sonradan olan kalp kapak bozuklukları egzersiz sırasında belirti oluşturabilecek hatta ani ölüme yol açabilecek ilk akla gelen kalp hastalıklarıdır. Çocuğun sadece spora başlarken değil spora devam ettiği sürece de belli aralıklarla kalp kontrolleri mutlaka yaptırılmalıdır.” 

Alıntı : ntvmsnbc.com

Diş röntgeninde kanser ihtimali

Sonuçları Cancer dergisinde yayımlanan, yaklaşık 3000 kişinin katıldığı ve Yale Üniversitesi bilim insanlarının, Elizabeth Claus başkanlığında yürüttüğü araştırmaya göre, her yıl bir veya daha fazla diş röntgeni çektirmek 10 yaş altı çocuklarda  menenjiom ihtimalini beş kat artırıyor.

Bilimciler, gelişmiş ülkelerde diş röntgenlerinin, sıklıkla çekiliyor olması nedeniyle insanlar için önemli bir radyasyon kaynağı oluşturduğuna dikkati çekti. 

Menenjiomlar çoğu zaman masum tümörler de olsa beynin farklı bölgelerine baskı yaparak, hastanın yaşamını olumsuz etkiliyor, ameliyatla alınmaları gerekebiliyor. 

Ayrıca Tiroidoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Cumali Aktolun, İngiltere`de yapılan bir araştırmanın, diş röntgenlerinin yaydığı radyasyonun tiroid kanserinde rol oynayabileceğini ortaya çıkardığını bildirdi.

Aktolun, diş ve çene hastalıklarının teşhisinde ve uygulanan tedavinin takibi için diş röntgeninin yaygın olarak kullanıldığını belirtti.

Diş röntgeni çekimi için X-ışını radyasyonu yayan makinelerin kullanıldığını ifade eden Aktolun, bu makineden X-ışını çıktığını, diş ve çeneye ulaşırken çevresinde bulunan diğer dokulara da etki ettiğini söyledi. Çeneye en yakın organlardan birinin tiroid olduğunu anlatan Aktolun, bu nedenle diş röntgeni çekiminde tiroid organına, X-ışını adlı radyasyonun ulaştığını ve zarar verdiğini savundu.

Hem yetişkin hem de çocuklarda diş filminin artık sık olarak kullanılan bir tetkik olduğunu belirten Aktolun, "Özellikle çocuklara son yıllarda yapılan ortodontik (diş ve çene düzeltme) tedavisinin takibi için her kontrolde, yani neredeyse her ay diş röntgen filmi çekilmektedir. Diş röntgeni, normal küçük boy diş filmi ve panoramik diş filmi olmak üzere iki türdür. Hastalar, küçük diş filmi çekilirken daha az radyasyona maruz kalmaktadır. Ancak, panoramik diş filmi çekilen hastalar çok daha fazla radyasyona maruz kalır" dedi.

Diş röntgenlerinden kaynaklanan radyasyonun, başta tiroit olmak üzere diğer organlara verdiği kanser yapıcı zarar konusu üzerinde, uzun yıllardır çalışıldığını anlatan Aktolun, "Birçok araştırma ve makale yayınlanıyordu. Ancak, İngiltere Brighton and Sussex Tıp Fakültesinde yapılan ve Acta Oncologica isimli kanser dergisinin Ekim sayısında yayınlanan geniş tabanlı karşılaştırmalı bir araştırma, tiroid uzmanlarında oldukça geniş ilgi uyandırdı" dedi.

TIP DOKTORLARI ÇOCUKLARA RÖNTGEN ÇEKTİRMEZ

Amerikan Tiroid Birliğinin, bu yeni araştırmanın sonuçlarını ve tam metnini kendi yayınlarında kaynak olarak göstererek konuya olan ilgiyi, taze ve diri tutmaya çalıştığını ifade eden Aktolun, şu bilgileri verdi:

"Bu konuda en önemli husus şudur: Normalde, çok önemli bir gerekçe olmadıkça, tıp doktorları, çocuklara (18 yaş altı) röntgen filmi çektirmez. Bunun nedeni, çocukluk çağında bütün hücrelerin radyasyona çok duyarlı ve hassas olmasıdır. Bu hücreler sık sık ve yüksek miktarda radyasyona maruz kalırsa kanser görülme olasılığı artar. İşte bu nedenle, çok zorunlu kalmadıkça 18 yaş altı çocuklara radyasyon veren filmler çektirilmez, bunun yerine MR veya ultrasonografi tercih edilir.

Hâlbuki diş hekimleri, çocuk hastalara çok sıklıkla diş filmi çektirebilmektedir. Burada diş hekimlerini rahatlatan husus, diş filmlerinde kullanılan radyasyonun miktarının çok düşük olmasıdır. Ancak, düşük de olsa radyasyonun etkileri birikmektedir. Üstelik son yıllarda daha da sık kullanılan panoramik röntgen tetkikinde, çocuklara ciddi miktarda radyasyon verilmektedir. Bu radyasyondan en çok da tiroid etkilenebilmektedir. İngiltere`de yapılan araştırma, diş röntgenlerinin yaydığı radyasyonun tiroid kanserinde rol oynayabileceğini ortaya çıkarmıştır. Toplam 313 tiroid kanseri hastasının geçmişi incelenerek yapılan ve aynı zamanda aynı sayıda aynı yaş ve cinsiyette karşılaştırmalı bir hasta grubu da kullanan bu meta analiz çalışmasında tiroid kanseri riskinin, geçmiş yıllarda diş röntgeni çektirmiş hastalarda ortalama 2 kat arttığı belirlendi."

DİŞ HEKİMLERİ VE TEKNİSYENLERİ DE RİSK ALTINDA

Diş hekimlerinde ve diş teknisyenlerinde tiroid kanserinin daha sık görüldüğünü belirten Aktolun, her diş hekiminin, küçük boy diş röntgeni çekimi yaptığını, bu nedenle bu çekimi yapan diş hekimleri ve diş teknisyenlerinin de radyasyona maruz kaldığını ifade etti.

Aktolun, özellikle küçük boy diş filmi makinelerinin, direkt çeneye dayanıp çekim yapılırken, aslında X-ışını radyasyonu yaydığını, sonuçta hasta, diş hekimi ve diş teknisyeninin tiroidinin, bu radyasyona maruz kaldığını söyledi.

Çocuklar, diş röntgeni çekilirken, tiroidinin röntgen ışınından korunması için boğaz bölgesine mutlaka "Kelebek Kurşun" takılması gerektiğine dikkati çeken Aktolun, "Ayrıca, çocuklarda ve yetişkinlerde, çok sık röntgen çekiminden kaçınılmalıdır. Sadece çok gerekli olduğu durumlarda diş röntgeni çekimi yapılmalıdır. Panoramik röntgen tetkikinden daha da kaçınılmalı, çok sınırlı sayıda çocuk hastada kullanılmalıdır. Diş hekimleri ve diş teknisyenleri de kendilerini koruyacak tedbirleri almalı, tiroidin röntgen ışınından korunması için mutlaka boğaz bölgesine özel `Kelebek Kurşun` takmalıdır" diye konuştu. 

Alıntı : ntvmsnbc.com , AA