|
Sosyal
Güvenlik Kurumu (SGK), yaşanan teknik sıkıntılar sebebiyle 15 Ocak 2013’e
ertelenen “e-reçete” uygulamasına istisnalar getirdi.
SGK,
eczanelerin kurum, işyeri hekimlikleri ya da 112 acil sağlık hizmeti ve
üniversitelerin mediko gibi birimlerinde düzenlenen manuel reçeteleri kabul
edeceğini bildirdi.
SGK
Başkanlığı’nın duyurusuna göre, e-reçete uygulaması, sistemde yaşanan teknik
sıkıntılardan dolayı 15 Ocak 2013’e ertelendi. Bu tarihten itibaren yazılmış
olan manuel reçetelerin eczaneler tarafından karşılanmayacağı belirtildi.
Yeni uygulamaya göre, hekim tarafından hastaya yazılan e-reçetelerin manuel
çıktılarının hastaya verilmesi gerekiyor. Ancak düzenlenen manuel çıktılar
hastada kalıyor. Yeni sisteme rağmen eczaneler tarafından kabul edilecek
manuel reçete uygulamasında bazı istisnalar da söz konusu oldu. İstisnalar
şöyle:
*
Kamu idareleri bünyesindeki kurum hekimliklerinde, işyeri hekimliklerinde,
verem savaş dispanserlerinde, ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması
merkezlerinde, sağlık merkezi ve toplum sağlığı merkezlerinde, 112 acil
sağlık hizmeti birimlerinde, üniversitelerin mediko-sosyal birimlerinde, Türk
Silahlı Kuvvetleri’nin 1., 2., ve 3. basamak sağlık hizmet sunucularında
düzenlenen reçeteler.
*
Majistral ilaç içeren reçeteler.
*
Kişiye özel yurt dışından getirtilen ilaçları içeren reçeteler.
*
Yabancı ülkelerle yapılan “Sosyal Güvenlik Sözleşmeleri” kapsamında Kurum
tarafından sağlık hizmeti verilen kişilere düzenlenen reçeteler.
*
Medula hastane sisteminden provizyon alınamamasına rağmen sağlık hizmeti
sunulması durumunda düzenlenen reçeteler.
*
Acil hal kapsamında düzenlenen reçeteler.
*
Aile hekimlerinin “gezici sağlık hizmeti” kapsamında düzenledikleri
reçeteler.
*
Evde bakım hizmeti kapsamında düzenlenen reçeteler.
*
Medula sisteminin ve sağlık hizmet sunucusuna ait sistemin çalışmaması
nedeniyle e-reçetenin düzenlenememesi halinde manuel olarak düzenlenen, üzerinde
e-reçete olarak düzenlenememesine ilişkin “Sistemlerin çalışmaması nedeniyle
e-reçete düzenlenememiştir ibaresi kaşe ya da el yazısı şeklinde bulunan ve
bu ibarenin reçeteyi düzenleyen hekim tarafından onaylandığı reçeteler.
Alıntı: Milliyet
|
15 Ocak 2013 Salı
Hangi durumlarda elden reçete yazılabilir?
Etiketler:
e reçete,
sağlık bakanlığı,
sağlıkta dönüşüm,
sgk
14 Ocak 2013 Pazartesi
İzmir'de, 112 kadrolarının görev yerleri değişiyor
21 ARALIK'TA Kıyamet Sağlıkta koptu...Türkiye çapında 7000 kişinin görev yeri değişirken İzmir'de de 112 doktorlarının yeri değişti.Üstelik bu tayinlerin sisteme 2012 ekim ayında girilmiş ve aktivasyon tarihi olarak 2012 aralık ayı kodlanmıştı.Bu atamalarda ne hizmet puanı, ne gönüllülük ne de PDÇ baz alındı.Doktorlar ve kurumlar , kimse böyle bir tayin için girişimde bulunmamıştı.Tüm doktorların tayini ;açığı olan devlet hastanelerine yapılmıştı.Bu tayinlerin Kamu Hastane Birlikler'nin açıklarını gidermek için yapıldığı görüşünü destekliyor.Ancak İzmir İl Sağlık Müdürülüğü tayinlerin iptaline uğraşıyor ve kimse görevinden ayrılmadı.Sırada 112'deki Yardımcı Sağlık Personeli var.Şubat ayı içinde ; 112 de görevli ATT,hemşire,sağlık memuru, ebeler için böyle atamaların yapılacağı konuşuluyor...
Tabip Odası'nın bu atamalar için bildirisi....
“SAĞLIK BAKANLIĞI,
İZMİR DE, YENİ BİR HATALI UYGULAMANIN EŞİĞİNDE !”
“112 ACİL AMBULANS HİZMETLERİNDE GÖREVLİ 40 HEKİM BU GÖREVLERİNDEN UZAKLAŞTIRILMAK İSTENİYOR !”
“SAĞLIK BAKANLIĞI’NI
ANKARA DA ALINAN BU KARARDAN VAZGEÇMEYE DAVET EDİYORUZ !”
İzmir
de, 112 Acil Ambulans hizmetleri, en üst yöneticisinden, ambulansta
görev yapan hekim ve sağlık çalışanlarına kadar, bütün çalışanlarının
özverili çalışmasıyla, Türkiye’de bu hizmeti, bu güne kadar en iyi
şekilde veren bir kurumdur.
Ancak,
Ankara’da, Sağlık Bakanlığı’nda alınan bir kararla, 112 Acil Ambulans
hizmetlerinde çalışan 40 hekim bu görevlerinden ayrılmak zorunda
bırakılmaktadır.
İzmir’in
yerel şartlarını, hizmetin özelliklerini ve düzeyini hiç
değerlendirmeden alınan bu karar, İzmir’in, bütün Türkiye’ye örnek
olan,112 Acil Ambulans hizmetlerini çökertebilecektir.
İzmir’de
112 Acil hizmetlerinde 100 ambulans görev yapmaktadır. Bu ambulansların
yaklaşık 20 tanesinde hekim bulunmaktadır. Hekim bulunan bu ambulanslar
şehir merkezinde görev yapmakta, genellikle kritik hastaların
müdahalesi de yapılarak sağlık kurumlarına ulaştırılmasını sağlamakta,
yaşamsal bir görev yapmaktadırlar.
Bu
ambulanslarda görev yapmakta olan deneyimli 40 hekimin bu görevlerinden
alınması, hekim bulunan ve şehir merkezinde çalışmakta olan bu
ambulanslardan en az 7-8’inin hekimsiz çalışmaya başlamasına neden
olacaktır. Bu durum hastalar açısından yaşamsal sorunlara yol açabilecek
durumların yaşanmasına yol açabilecektir. Böylece Türkiye’nin en iyi
112 Acil Ambulans hizmetinin verilmekte olduğu İzmirliler adeta
cezalandırılmış olacaktır.
İlimizdeki
hastalarımız açısından böyle yaşamsal bir risk ortaya çıkacağı gibi,
bugüne kadar bu hizmeti özveriyle vermekte olan bu deneyimli hekimler de
mağdur edilecektir. Bu kararın o kadar alelacele alındığı bellidir ki,
görevlerinden alınacakları söylenen hekimlerin yasal durumlarına
uyulmadığı da anlaşılmaktadır. Deneyim, kıdem, hizmet puanı, ailevi
durum vb hiçbir yasal zorunluluğun göz önüne alınmadığı anlaşılmaktadır.
Bugüne
kadar özveriyle çalışıp, İzmir’in 112 Acil Ambulans hizmetlerini
Türkiye’nin en nitelikli hizmeti haline getiren bu meslektaşlarımızın bu
özverili çalışmalarının karşılığı böyle hoyrat bir yaklaşım olmasa
gerekirdi düşüncesindeyiz.
Sağlık
Bakanlığı’nın bu kararı, İzmir’in yerel koşullarını yeterince
değerlendirmeden aldığına inanıyoruz. Bu karar öncelikle İzmirli
yurttaşlarımızı mağdur edecektir. Ayrıca bu hizmeti vermekte olan
hekimleri hem mağdur edecek, hem de küstürecektir.
112
Acil Ambulans hizmetlerinde çalışan bütün hekim meslektaşlarımız son
derece tedirgin bir bekleyiş içine sokulmuşlardır. Bu koşullarda hiç
kimseden nitelikli bir hizmet vermesi beklenemez.
Sağlık Bakanlığını bu kararından vazgeçmeye çağırıyoruz !
İzmir’de
bir çok hastanede, başta acil servisler olmak üzere bir çok birimde
pratisyen hekim açığı olduğunu ve bunun acil servis çalışanlarının
yükünü aşırı derecede arttırdığını biliyoruz. Bu durumun gerek
çalışanlar ve gerekse halk sağlığı açısından tehlikeli bir duruma yol
açtığı ortadadır.
Bu
birimlerdeki açığın kapatılması için en doğru çözüm 112 Acil Ambulans
hizmetlerinden hekim aktarılması değil, İzmir’in tayinlere açılmasıdır.
Bir yeri düzeltirken diğer yeri felç etmek akılcı bir yaklaşım değildir.
Yerel
yönetici ve çalışanların önerileri de göz önüne alınarak, İzmir’in
koşullarını gözeten, hizmeti çökertmeyecek, hekimleri de mağdur
etmeyecek bir yaklaşımın uygulanabileceğine inanıyoruz.
İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu adına,
Başkan Dr. Suat KAPTANER
Genel Sağlık İs Sendikası Yönetim Kurulu adına,
Başkan Dr. Ali GÜL
Alıntı:izmirtabip.org.tr
Etiketler:
112,
aralık 2012 atamaları,
İzmir Tabip Odası,
kamu hastane birlikleri
Buca Seyfi Demirsoy Devlet Hastanesi'nde Kur'an Kursu...
Kamuoyuna
yansıyan bilgilere göre Buca Seyfi Demirsoy Hastanesi’nde bazı
çalışanların talebi üzerine bir “sosyal etkinlik” olarak Kuran kursu
açılmıştır.
Bunun
üzerine hastane yöneticisi sayın Op.Dr.Ali Kasap ile görüşülmüş ve bu
uygulamanın bir kamu kurumunda gerçekleştirilmesinin uygun olmayacağı
görüşü paylaşılarak, vazgeçilmesi talep edilmiştir. Ancak şu ana kadar
durumda bir değişiklik olmadığı gibi uygulamayı savunan demeçler
verilmiştir.
Ülkemizde
eğitim başta olmak üzere kamusal alanın dinselleştirilmesi çabaları
olduğu su götürmez bir gerçektir. Yaşanan durum, “sırada kamu
hastaneleri mi var?” sorusunu akla getirmektedir.
Öncelikle
şunu belirtmekte büyük yarar vardır; Türkiye Cumhuriyeti birçok
niteliklerinin yanında “ laik” bir devlettir. Ve bu ilkenin en çok
geçerli olduğu ortam ise devletin en önemli yüzü olan “ kamudur”.
Hastanelerimiz ise 24 saat “ kamu hizmeti veren kurumlardır”.
Kuran
kursu bir sosyal faaliyet derecesine indirgenemez. Bu, en başta, kutsal
din duyguları ve inançlarla ilgili olarak birçok tartışmanın kapısını
açar. İnançlar kişilere özgüdür ve onların özel alanına aittir. Kuran
öğrenmek, tahta boyamak, ebru yapmak, halk oyunları oynamak ya da saz
çalmak gibi bir etkinlik değildir, aralarına eşit işareti konulamaz.
Doğaldır
ki her insanın inanç özgürlüğü vardır. İstediği takdirde dinini
öğrenmek hakkıdır. Bu, temel bir insan hakkı olup, Anayasa’mızca da
koruma altına alınmıştır.
İsteyen herkes buna uygun ortamı bulacak olanaklara bol miktarda sahiptir. Her işin kendine uygun ortamı ve yeri vardır.
Ancak
bunun yeri bir kamu kuruluşu olamaz ve olmamalıdır. Eğer bu uygulama
böyle giderse inanmayanlar ya da şu ya da buna inananlar; şu ya da bu
ideolojiye inananlar aynı hakkı talep edebilirler. Doğal olarak bunun da
bir hak olarak kabulü gerekir. Böylesine uygulamalar kabul edilirse
ortaya çıkacak akıl almaz tabloyu herkesin değerlendirmesine sunmak
isteriz.
Bu
durum aynı zamanda çalışanlar arasında ciddi bölünmelere yol açacaktır.
Kursa gidenler, kursa gitmeyenler; başını örtenler, başını örtmeyenler
gibi birçok ayrılıklar gelişecektir. Hastane yöneticileri ise inanç ve
ideolojilerine göre bazı çalışanları kollayıp koruyacak, diğerlerine ise
en azından mesafeli duracaklardır. Hatta bizzat bazı yöneticiler bu
türden eğilimleri ve uygulamaları teşvik edeceklerdir.
Nitekim
hastane yöneticisi Op.Dr. Ali Kasap’ın Hürriyet gazetesinde yayınlanan
ve “kursa gidenler için “Bunlar ince ruhlu, kibar, hastalara iyi
davranan insanlar. Bunları şikayet edenlerse fevkalade kavgacı, hırçın
insanlar” şeklindeki demeci tehlikenin boyutunu göstermesi açısından son
derecede uyarıcıdır.
Bu açık ve çok tehlikeli bir ayrımcılıktır !
Sağlık
çalışanlarının içinde bulunduğu mutsuz ortam ortadadır. Sağlık
Bakanlığı’nın uyguladığı politikalar tüm sağlık çalışanlarında aşırı bir
gerilim yaratmıştır. Aşırı işyükü, düşük ücretler, gelecek kaygısı,
işgüvencesinin ortadan kaldırılma çabaları, resen tayinler, artık bir
eziyete dönmüş olan geçici görevlendirilmeler, yönetici baskıları,
taraftar sendikaya geç baskıları ve tehditler, sıradanlaşan şiddet vb.
meslekten soğumaya, kamudan kaçışa yol açmaktadır. Bunun yanısıra
liyakat, birikim, bilgi ve becerinin yerini alan hükümetten yana olma,
yandaşlık hali ciddi olarak
tepkilere yol açmaktadır.
Sağlık
çalışanlarının bu tepkilerini yapay ayrımlar yaratarak soğutmak ve
başka alanlara yönlendirmek de bir yönetici niteliği olsa gerektir.
Meslekler arası, aynı meslek içi, kurumlar arasında yaratılan bölünmeler
ve rekabet asıl sorunları örtmenin perdesi olmaktadır.
Her
görüş ya da inançtan tüm sağlık çalışanlarının sorunları ortaktır. Hep
birlikte sağlık hizmeti üretiyoruz. Yapay ayrımlar yaratarak bizleri
bölme ve dikkatimizi temel konulardan uzaklaştırmaya neden olacak
uygulamalara karşı uyanık olmalıyız ve olacağız.
Uygun
ve insanca çalışma koşulları, iş ve can güvencesi, emeğimize uygun
ücret mücadelesinde birleşeceğiz ve haklarımızı alacağız.
Sağlık
Bakanlığı’nı, Kamu Hastane Birliği Genel Sekreterini ve hastane
yöneticisini uyarıyoruz ve bu uygulamanın biran önce sonlandırılmasını
talep ediyoruz.
İZMİR TABİP ODASI
HERKES İÇİN ACİL SAĞLIK DERNEĞİGENEL SAĞLIK İŞ SENDİKASI İZMİR ŞUBESİ
Alıntı:izmirtabip.org.tr
Alıntı:izmirtabip.org.tr
20 Kasım 2012 Salı
Çocuğunuzun EQsunu yükseltin geleceğini kurun...
Uzmanlar, akademik başarısı yüksek, çevresinde sevilen, dikkatli, çözüm odaklı
nesiller yetiştirmenin temelinde duygusal zekadaki gelişimin büyük önem
taşıdığına dikkat çekiyor. Çocuklarının duygularını görmezden gelen ve onları
fazlasıyla serbest bırakan ya da sürekli davranışlarını eleştiren, cezalandıran
anne babaların çocuklarının geleceğiyle oynadığını vurgulayan uzmanlar, “Bu tip
davranışlar, çocuğun gelecekteki yaşam kalitesini arttırmada büyük rol oynayan
duygusal zekasının düşük kalmasına yol açar” uyarısını
yapıyor.
Duygusal zekada ailenin rolü
Duygusal zekanın geliştirilmesi ve ebeveynlere düşen görevler hakkında bir değerlendirme yapan Ayna Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nden Psikolog Dr. Ayşegül Önk Eray, bilişsel zeka (IQ) ile duygusal zekanın (EQ) birbirlerini tamamladığını, ancak duygusal zeka becerilerinin, yüzde 50’si doğuştan gelmekle birlikte, sonradan edinilebilir olduğunu vurguluyor. Duygusal zeka bilişsel zekaya göre daha az kalıtım yüklü olduğu için eksiklikleri telafi edilebiliyor. Bu yüzden çocukların duygusal zekalarının geliştirilmesinde anne babalara ve eğitimcilere büyük görev düşüyor. Aile, ilk duygusal derslerin verildiği okul. Duygusal zekası yüksek olan anne babaların bu dersler konusunda daha becerikli oldukları biliniyor. Duygusal zeka ilerleyen yıllarda gelişmeye devam etse de, öğelerini oluşturmak için ilk fırsat, ilk çocukluk yıllarında ortaya çıkıyor.
Psikolog Dr. Ayşegül Önk Eray, duygusal zekayı ilk basamaktan yukarı doğru şöyle tanımlıyor: “Kendini tanıma, kendi duygu ve düşüncelerinin farkında olma, neyi niçin ve nasıl yaptığını bilme, duyguları yönetebilme, duyguların esiri olmadan duyguların gücünü kullanabilme, onları yapıcı bir şekilde ortaya çıkarabilme, kendini motive edebilme, harekete geçirebilme, başkalarının duygularını anlayabilme, empatinin gücünü kullanabilme, sosyal ilişkileri sağlıklı yürütebilme.”
Öncelikle anne babalar, çocuklarının hayatta başarılı olmasına yardım edebilmek için davranışlarının “çocukta güven, merak, öğrenme zevki ve bir sınır kavramı oluşmasında” etkili olduğunun bilincine varmalılar. Zira sonradan edinilecek duygusal beceriler ilk yıllarda oluşturulan temelin üzerine inşa ediliyor. Anne babaların bu konuda bilinçli ve becerikli eğitimciler olabilmeleri için önce kendi duygusal zekalarını yükseltme yollarını araştırmaları gerekiyor.
Çocuğun duygusal zekasını geliştirmenin yolları
1. Çocuğunuzu duygularını keşfetmesi ve ifade etmesi konusunda teşvik edin, ona örnek olun.
2. Net kurallar ve sınırlar oluşturun ve bunlara bağlı kalın. Uymadığında önce onu uyarın, bu onun kendi özdenetimini kazanmasına yardımcı olur. (TV ve bilgisayar başında geçireceği süreyi sınırlı tutmak gibi.)
3. Çocuğa empati yapmayı öğrenmesi için sosyal sorumluluk projeleri konusunda bilgi verin, çalışmalara birlikte katılın. Böylece ona duyarlı olmayı öğretebilir, onu yardımseverliğe teşvik edebilirsiniz.
4. Dürüstlüğün önemini vurgulayan sohbetler yapıp bu konuda örnek hikayeler anlatın.
5. Ailede ortak sorunlar yaşandığında çözüm üretme konusunda çocuğun da fikrini sorun. Kendi düşüncelerini ifade etmesine izin verin. Sorun çözme becerilerini geliştirmenin en iyi yolu haftalık aile toplantıları ayarlamaktır.
6. Kendi problemlerini çözmesi konusunda ona yardımcı olun, alternatif çözümler üretmesi için destekleyin; sorunları kesinlikle onun yerine çözmeye kalkışmayın.
7. Okul içi ve dışı sosyal faaliyetlere katılmaya yüreklendirin. Çocuğunuzun arkadaş edinmesi için yaşına uygun fırsatlar yaratmak önemlidir.
8. Çocuğun hata yapmasına izin verin, böylece sonuçlarına katlanmayı öğrenebilir. Hata yaptığında özür dilemeyi öğretin. Siz de hatalarınızı itiraf edin ve yeri geldiğinde özür dilemekten kaçınmayın.
9. Çocuğunuzla birlikte geçirdiğiniz zamanı karşılıklı memnun olunan bir sürece dönüştürün. Fiziksel teması ihmal etmeyin. Herkesin kucaklanmaya ihtiyacı vardır. Kabul, sevecenlik ve şefkat duygularını çocuk yaşarak ve hissederek öğrenir.
10. Çocuğunuzu kendisine uygun hobiler bulmaya teşvik edin. Devam etmesi konusunda destekleyin, sebat etmeyi öğrenmesini sağlayın. Fakat kurstan kursa koştuğu, hafta sonu faaliyetlerine boğulan bir programdan kaçının.
11. Çocuğa iş birliğine dayalı oyunlar öğretmek, başarının grup sürecinin bir parçası olduğunu anlamasını sağlar. Rekabete dayalı bir dünya ile başa çıkmasını kolaylaştırır.
12. Olumsuz duygularını nasıl kontrol edebileceğini öğretin. Öfke, kızgınlık gibi duygular normal duygulardır, sadece nasıl ifade edildikleri önemlidir.
13. Çocukla ilişkide iyimser olmak önemlidir. Çocuk anne babasını gözlemleyerek kendi davranış tarzını oluşturur. Kötümserlik eğilimi önceki nesillere göre artış göstermekte. Kötümserliği öğretmenin, çocuğu depresyona yatkın hale getirmek gibi büyük bir riski vardır.
Alıntı: bebek.com
Duygusal zekada ailenin rolü
Duygusal zekanın geliştirilmesi ve ebeveynlere düşen görevler hakkında bir değerlendirme yapan Ayna Eğitim ve Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nden Psikolog Dr. Ayşegül Önk Eray, bilişsel zeka (IQ) ile duygusal zekanın (EQ) birbirlerini tamamladığını, ancak duygusal zeka becerilerinin, yüzde 50’si doğuştan gelmekle birlikte, sonradan edinilebilir olduğunu vurguluyor. Duygusal zeka bilişsel zekaya göre daha az kalıtım yüklü olduğu için eksiklikleri telafi edilebiliyor. Bu yüzden çocukların duygusal zekalarının geliştirilmesinde anne babalara ve eğitimcilere büyük görev düşüyor. Aile, ilk duygusal derslerin verildiği okul. Duygusal zekası yüksek olan anne babaların bu dersler konusunda daha becerikli oldukları biliniyor. Duygusal zeka ilerleyen yıllarda gelişmeye devam etse de, öğelerini oluşturmak için ilk fırsat, ilk çocukluk yıllarında ortaya çıkıyor.
Psikolog Dr. Ayşegül Önk Eray, duygusal zekayı ilk basamaktan yukarı doğru şöyle tanımlıyor: “Kendini tanıma, kendi duygu ve düşüncelerinin farkında olma, neyi niçin ve nasıl yaptığını bilme, duyguları yönetebilme, duyguların esiri olmadan duyguların gücünü kullanabilme, onları yapıcı bir şekilde ortaya çıkarabilme, kendini motive edebilme, harekete geçirebilme, başkalarının duygularını anlayabilme, empatinin gücünü kullanabilme, sosyal ilişkileri sağlıklı yürütebilme.”
Öncelikle anne babalar, çocuklarının hayatta başarılı olmasına yardım edebilmek için davranışlarının “çocukta güven, merak, öğrenme zevki ve bir sınır kavramı oluşmasında” etkili olduğunun bilincine varmalılar. Zira sonradan edinilecek duygusal beceriler ilk yıllarda oluşturulan temelin üzerine inşa ediliyor. Anne babaların bu konuda bilinçli ve becerikli eğitimciler olabilmeleri için önce kendi duygusal zekalarını yükseltme yollarını araştırmaları gerekiyor.
Çocuğun duygusal zekasını geliştirmenin yolları
1. Çocuğunuzu duygularını keşfetmesi ve ifade etmesi konusunda teşvik edin, ona örnek olun.
2. Net kurallar ve sınırlar oluşturun ve bunlara bağlı kalın. Uymadığında önce onu uyarın, bu onun kendi özdenetimini kazanmasına yardımcı olur. (TV ve bilgisayar başında geçireceği süreyi sınırlı tutmak gibi.)
3. Çocuğa empati yapmayı öğrenmesi için sosyal sorumluluk projeleri konusunda bilgi verin, çalışmalara birlikte katılın. Böylece ona duyarlı olmayı öğretebilir, onu yardımseverliğe teşvik edebilirsiniz.
4. Dürüstlüğün önemini vurgulayan sohbetler yapıp bu konuda örnek hikayeler anlatın.
5. Ailede ortak sorunlar yaşandığında çözüm üretme konusunda çocuğun da fikrini sorun. Kendi düşüncelerini ifade etmesine izin verin. Sorun çözme becerilerini geliştirmenin en iyi yolu haftalık aile toplantıları ayarlamaktır.
6. Kendi problemlerini çözmesi konusunda ona yardımcı olun, alternatif çözümler üretmesi için destekleyin; sorunları kesinlikle onun yerine çözmeye kalkışmayın.
7. Okul içi ve dışı sosyal faaliyetlere katılmaya yüreklendirin. Çocuğunuzun arkadaş edinmesi için yaşına uygun fırsatlar yaratmak önemlidir.
8. Çocuğun hata yapmasına izin verin, böylece sonuçlarına katlanmayı öğrenebilir. Hata yaptığında özür dilemeyi öğretin. Siz de hatalarınızı itiraf edin ve yeri geldiğinde özür dilemekten kaçınmayın.
9. Çocuğunuzla birlikte geçirdiğiniz zamanı karşılıklı memnun olunan bir sürece dönüştürün. Fiziksel teması ihmal etmeyin. Herkesin kucaklanmaya ihtiyacı vardır. Kabul, sevecenlik ve şefkat duygularını çocuk yaşarak ve hissederek öğrenir.
10. Çocuğunuzu kendisine uygun hobiler bulmaya teşvik edin. Devam etmesi konusunda destekleyin, sebat etmeyi öğrenmesini sağlayın. Fakat kurstan kursa koştuğu, hafta sonu faaliyetlerine boğulan bir programdan kaçının.
11. Çocuğa iş birliğine dayalı oyunlar öğretmek, başarının grup sürecinin bir parçası olduğunu anlamasını sağlar. Rekabete dayalı bir dünya ile başa çıkmasını kolaylaştırır.
12. Olumsuz duygularını nasıl kontrol edebileceğini öğretin. Öfke, kızgınlık gibi duygular normal duygulardır, sadece nasıl ifade edildikleri önemlidir.
13. Çocukla ilişkide iyimser olmak önemlidir. Çocuk anne babasını gözlemleyerek kendi davranış tarzını oluşturur. Kötümserlik eğilimi önceki nesillere göre artış göstermekte. Kötümserliği öğretmenin, çocuğu depresyona yatkın hale getirmek gibi büyük bir riski vardır.
Alıntı: bebek.com
Etiketler:
çocuk gelişimi,
çocukta zeka gelişimi,
EQ
Hamilelikte bulantıları kusmaları gidermenin 15 yolu
Uzman Diyetisyen Işın Sayın:
‘’Gebelerde 6. haftadan itibaren bebeğin büyüme hormonu dediğimiz Beta HcG hormonu seviyesi kanda yükselirken, beraberinde bazı şikayetler gelişmeye başlar. Bunlar, sabah şiddetli biçimde başlayan ve gün içinde de tekrarlayan bulantılar; iştahsızlık, kusma, midede yanma, reflü şeklindedir. Bu esnada hızlı kilo kaybına bağlı halsizlik yorgunluk, mineral, vitamin yetersizlikleri gelişebilir. Bu durum genelde 12. Haftaya kadar devam eder. 12. Haftaya kadar kilo veriyor olmak bebeğin gelişimine zarar vermez. Genellikle 12. Haftadan sonra bulantılar sona erip bebeğin sinirsel, zihinsel gelişiminin başladığı dönemde annenin beslenmesinin, iştah ve kilo artışının ideal seviyelere gelmesi beklenir.’’ diyor. İşte ilk üç ay bulantı bebeğe zarar vermese de anneyi rahatsız eden bu bulantıyı önlemenin, anne adayını rahatlatmanın çareleri:
1. Anne adayları yediklerinizi çok iyi çiğneyin. Asla hiçbir gıdayı püre kıvamına gelmeden yutmayın.
2. Başucunuzda sarı, az tuzlu veya tercihen tuzsuz leblebiyi eksik etmeyin.
3. Elinizin altında içinde katkı maddesi olmayan, tercihen çavdarlı kıtırlar, çubuklar bulundurun.
4. Ara öğünlerde ağıza birer birer atılan ve yavaş yavaş çiğnene fındık uygun olabilir.
5. Ara öğünlerde içecek olarak az tuzlu ayran için.
6. Ara öğünlerde tercihiniz çok sıcak veya çok soğuk olmayan şekersiz süt olabilir.
7. Şekerli içeceklerden uzak durun, bunlar bulantıyı arttırabilir.
8. Eğer yalnızca bulantınız var, midede yanma, reflü şikayetleriniz yoksa gün içinde içme suyuna limon dilimi koyup bekletin, birazını içine sıkarak için.
9. Mevsimindeyseniz, yeşil mandalina da bulantı kesme özelliğine sahiptir ve aynı şekilde limon gibi suda kullanılabilir. İçeceklere haşlanmış közlenmiş sebzeyle yapılan besinlere eklenebilir.
10. Öğünlerde bir oturuşta tek çeşit besin tüketin. Mide kapasitesini zorlamayın.
11. Çiğ salata tüketilmeyin, eğer yiyecekseniz, çok iyi çiğneyin.
12. Bulgur da mide asidini emici özelliktedir. Çok iyi çiğnenmesi şartıyla mide de bulantı ve reflüyü engellemeye yardımcıdır.
13. Acı olan olmayan baharatlar, susam, keten tohumu, kepekli gıdaların kepekleri gibi minik taneli mide çeperine yapışabilecek gıdalardan uzak durun.
14. Çorba, ayran, su gibi sıvıları ara öğünde alın ve mide kapasitesini zorlamayın.
15. Yüksek belli, dar kıyafetler mideye bası oluşturarak bulantı ve reflüyü tetikleyebilir. Daha bol, düşük belli giysileri tercih edin.
Alıntı : bebek.com
‘’Gebelerde 6. haftadan itibaren bebeğin büyüme hormonu dediğimiz Beta HcG hormonu seviyesi kanda yükselirken, beraberinde bazı şikayetler gelişmeye başlar. Bunlar, sabah şiddetli biçimde başlayan ve gün içinde de tekrarlayan bulantılar; iştahsızlık, kusma, midede yanma, reflü şeklindedir. Bu esnada hızlı kilo kaybına bağlı halsizlik yorgunluk, mineral, vitamin yetersizlikleri gelişebilir. Bu durum genelde 12. Haftaya kadar devam eder. 12. Haftaya kadar kilo veriyor olmak bebeğin gelişimine zarar vermez. Genellikle 12. Haftadan sonra bulantılar sona erip bebeğin sinirsel, zihinsel gelişiminin başladığı dönemde annenin beslenmesinin, iştah ve kilo artışının ideal seviyelere gelmesi beklenir.’’ diyor. İşte ilk üç ay bulantı bebeğe zarar vermese de anneyi rahatsız eden bu bulantıyı önlemenin, anne adayını rahatlatmanın çareleri:
1. Anne adayları yediklerinizi çok iyi çiğneyin. Asla hiçbir gıdayı püre kıvamına gelmeden yutmayın.
2. Başucunuzda sarı, az tuzlu veya tercihen tuzsuz leblebiyi eksik etmeyin.
3. Elinizin altında içinde katkı maddesi olmayan, tercihen çavdarlı kıtırlar, çubuklar bulundurun.
4. Ara öğünlerde ağıza birer birer atılan ve yavaş yavaş çiğnene fındık uygun olabilir.
5. Ara öğünlerde içecek olarak az tuzlu ayran için.
6. Ara öğünlerde tercihiniz çok sıcak veya çok soğuk olmayan şekersiz süt olabilir.
7. Şekerli içeceklerden uzak durun, bunlar bulantıyı arttırabilir.
8. Eğer yalnızca bulantınız var, midede yanma, reflü şikayetleriniz yoksa gün içinde içme suyuna limon dilimi koyup bekletin, birazını içine sıkarak için.
9. Mevsimindeyseniz, yeşil mandalina da bulantı kesme özelliğine sahiptir ve aynı şekilde limon gibi suda kullanılabilir. İçeceklere haşlanmış közlenmiş sebzeyle yapılan besinlere eklenebilir.
10. Öğünlerde bir oturuşta tek çeşit besin tüketin. Mide kapasitesini zorlamayın.
11. Çiğ salata tüketilmeyin, eğer yiyecekseniz, çok iyi çiğneyin.
12. Bulgur da mide asidini emici özelliktedir. Çok iyi çiğnenmesi şartıyla mide de bulantı ve reflüyü engellemeye yardımcıdır.
13. Acı olan olmayan baharatlar, susam, keten tohumu, kepekli gıdaların kepekleri gibi minik taneli mide çeperine yapışabilecek gıdalardan uzak durun.
14. Çorba, ayran, su gibi sıvıları ara öğünde alın ve mide kapasitesini zorlamayın.
15. Yüksek belli, dar kıyafetler mideye bası oluşturarak bulantı ve reflüyü tetikleyebilir. Daha bol, düşük belli giysileri tercih edin.
Alıntı : bebek.com
16 Kasım 2012 Cuma
Doktora eziyette yeni dönem
Yozgat’ta göreve başlayan Kamu Hastaneleri Birliği (KHB) Genel
Sekreteri Dr. Tuncay Öztürk, sağlık konusunda sürekli iyiye
koşacaklarını ve bütün halka en iyi hizmeti sunmaya çalışacaklarını
belirterek, “Burada bizim arzumuz sahipsiz olarak adlandırılan yol
yöntem noktasında sıkıntısı olan halkımıza gönül rahatlığıyla işini
yaptırma en iyi hizmeti alma noktasında çaba sarf edeceğiz” dedi.
Yozgat’ta şuanda ilçe devlet hastanelerini ziyaret edip orda görev yapan personelle tanışma toplantısı yaptıklarını ifade eden Öztürk, “Şimdi dahili olarak önce bir sıkıntıları ortaya koymamız gerekiyor. En kısa sürede yapılabilecekleri yapmak istiyoruz. Yozgat’ta problemin büyük çoğunluğunu halledecek bir proje zaten varmış ama hukuk noktasında bir takılma yaşanmış, yani onu tekrar gündeme çekip bir şeyler yapılabilirliği noktasında o hastane projesini tekrar canlandırmamız gerekiyor” diye konuştu.
Yozgat’ta bulunan binaların 1963 yılından kalan eski binaların olduğuna dikkat çeken Öztürk, “Bu binaları kabul edilir bir şekilde ek binalarla geçici destekleyeceğiz. Biz yeni yapılacak hastane veya her hangi bir proje bir yılı geçecek bir sürede tamamlanacaksa biz bunu uzak bir mesafe olarak algılıyoruz. Elimizdekini en iyi şekilde değerlendirme noktasında düşüncelerimiz var. Ama şuanda birliğimiz Yozgat noktasında kurumsal kimliğini oluşturmaya çalışıyoruz. İnşallah bir hafta 10 gün sonra sebep sonuç noktasında düşüncelerle ilçelerimize uğrayacağız. Elimizden gelen her şeyi en iyi şekilde yapacağız. Bütçemizi el verdiği sürece hizmet kalitesinden ödün vermeden daha da ileriye götüreceğiz” şeklinde konuştu.
Donanım noktasında hastanelerimizin bir sıkıntısı bulunmadığını sadece fiziki mekan sıkıntısı bulunduğuna değinen Öztürk, sözlerini şöyle sürüdür. “Uzman hekim noktasında ciddi bir açığımız var. Daha önce kazanılmış hak noktasında mecburi süresini bitiren hekimler tayin isteyip gidiyordu. Şimdi böyle olmayacak, mecburi hizmet süresini dolduran doktor yerine yeni birisi gelinceye kadar başka bir yere gidemeyecek, bekleyecek. Yeni sistemin başka bir amacıda buydu. Bu yetki artık bakanlıkta değil bizdedir. Hekim yönünden düşünürseniz kötü bir durum ama halk açısından düşünürseniz bunu yapılması gerekiyor.”
Alıntı:medimagazin.com
Yozgat’ta şuanda ilçe devlet hastanelerini ziyaret edip orda görev yapan personelle tanışma toplantısı yaptıklarını ifade eden Öztürk, “Şimdi dahili olarak önce bir sıkıntıları ortaya koymamız gerekiyor. En kısa sürede yapılabilecekleri yapmak istiyoruz. Yozgat’ta problemin büyük çoğunluğunu halledecek bir proje zaten varmış ama hukuk noktasında bir takılma yaşanmış, yani onu tekrar gündeme çekip bir şeyler yapılabilirliği noktasında o hastane projesini tekrar canlandırmamız gerekiyor” diye konuştu.
Yozgat’ta bulunan binaların 1963 yılından kalan eski binaların olduğuna dikkat çeken Öztürk, “Bu binaları kabul edilir bir şekilde ek binalarla geçici destekleyeceğiz. Biz yeni yapılacak hastane veya her hangi bir proje bir yılı geçecek bir sürede tamamlanacaksa biz bunu uzak bir mesafe olarak algılıyoruz. Elimizdekini en iyi şekilde değerlendirme noktasında düşüncelerimiz var. Ama şuanda birliğimiz Yozgat noktasında kurumsal kimliğini oluşturmaya çalışıyoruz. İnşallah bir hafta 10 gün sonra sebep sonuç noktasında düşüncelerle ilçelerimize uğrayacağız. Elimizden gelen her şeyi en iyi şekilde yapacağız. Bütçemizi el verdiği sürece hizmet kalitesinden ödün vermeden daha da ileriye götüreceğiz” şeklinde konuştu.
Donanım noktasında hastanelerimizin bir sıkıntısı bulunmadığını sadece fiziki mekan sıkıntısı bulunduğuna değinen Öztürk, sözlerini şöyle sürüdür. “Uzman hekim noktasında ciddi bir açığımız var. Daha önce kazanılmış hak noktasında mecburi süresini bitiren hekimler tayin isteyip gidiyordu. Şimdi böyle olmayacak, mecburi hizmet süresini dolduran doktor yerine yeni birisi gelinceye kadar başka bir yere gidemeyecek, bekleyecek. Yeni sistemin başka bir amacıda buydu. Bu yetki artık bakanlıkta değil bizdedir. Hekim yönünden düşünürseniz kötü bir durum ama halk açısından düşünürseniz bunu yapılması gerekiyor.”
Alıntı:medimagazin.com
6 yıllık doktora bitmiyorsa rektör de üniversite de sorumludur
Yurt genelindeki birçok üniversitede yüzlerce
asistanın işini kaybetmesine yol açacak gelişmenin fitili geçen sene
yürürlüğe giren 6111 No’lu kanunla ateşlendi. Kamuoyunda “Torba Yasa”
olarak bilinen bu yasadan yola çıkan YÖK, araştırma görevlileri için
ömür biçti.
Yıllardır dirsek çürüttükleri üniversiteden bu
şekilde atılmayı kabul etmeyen İTÜ’lü araştırma görevlileri, YÖK ve
Rektörlük imzalı bu ortak karara karşı direniş başlattı.
Endüstri Mühendisliği’nde doktora eğitimini sürdüren Serdar Baysan, 7 senedir araştırma görevlisi olduğunu belirterek, “Zaten normal bir doktora en az 5 yıl sürer. 1.5 yıl yurtdışında görev yaptım ama onu saymıyorlar. Benim 2 yılım kaldı” diye konuştu.
Açılan davada mahkeme heyetinin davayı görüşmeyi reddettiğini belirten Baysan, “Üniversitelere gönderilen yazıda YÖK Yürütme Kurulu’nun değil, YÖK Başkan Yardımcısı’nı imzası var. Mahkeme, ‘Bu yazı bir görüştür, yürütmesini durduramam’ diyor. Yani durdurulacak bir yürütme bile ortada yok” dedi.
Fen Bilimleri Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan Sema Alaçam da, sorunun sadece İTÜ’yle sınırlı olmadığını söyledi.
“Akademik çalışmalar süreyle sınırlandırılamaz” diyen Sema Alaçam, sözlerini şöyle sürdürdü:
Rektörlüğün kararından önce araştırma görevlisi kadrosuna geçen Endüstri Mühendisliği Bölümü'nde görevli Murat Engin Ünal, birçok arkadaşının üniversiteden atılması nedeniyle kendi durumuna sevinemiyor.
‘İKİ SENE MALZEME BEKLEYENLER VAR’
Ünal, şu ifadeleri kullandı: “Araştırma görevlisine ‘Doktoranı şu kadar sürede bitireceksin’ denilemez. Bir teçhizatın gelmesini iki sene bekleyen doktora öğrencileri var. Öğrenciler ucu açık tezlerin altına girebilir. Kafasında zor sorular vardır, bunların üzerine gidebilir. 6 sene sınırlaması kesinlikle doğru değil. Bu durum akademisyenleri daha basit, daha kolay tezler yapmaya yöneltecek. Bilim dünyasında böyle bir rekabet asla kabul edilemez.”
Endüstri Mühendisliği’nde doktora yapan Zafer Eren, öncelikli olarak işten çıkarılacak araştırma görevlileri arasında yer almıyor. Her ne kadar “şimdilik” topun ağzında olmasa da Eren de tıpkı diğer meslektaşları gibi huzursuz.
DOĞAN: ESNEK ÇALIŞMA SİSTEMİNİ DAYATIYORLAR
İnşaat Fakültesi’nden Anıl Doğan ise “esnek çalışma sistemi” adı verilen sistemin asistanlar üzerinde denenmeye çalışıldığını ifade etti.
İŞ BIRAKMA EYLEMİ YOLDA
Endüstri Mühendisliği bölümünde doktorasını sürdüren Didem Çınar da üniversitenin araştırma görevlilerinden kurtulmak istediğini savundu.
YÖK’ten
üniversitelere gönderilen yazı “3 yılda yüksek lisansı, 6 yılda
doktorayı bitiremeyenlerin okulla ilişkisi kesilsin” diyordu.
Tüm
üniversite camiasını sarsan bu kararda, söz konusu sürenin geçmişi de
kapsaması, askerlik, doğum izni ve yurtdışı görevi gibi sürelerin göz
ardı edilmesi, akademisyenler için sancılı bir sürecin başlayacağını
işaret ediyordu.
Çok
gecikmeden yıllarca üniversiteye hizmet vermiş birçok araştırma
görevlisi kapı önüne konulmaya başladı. Ayrıca 30’lu yaşlarında
işsizlikle tanışan akademisyenlerin, başka üniversitelerde kadro
almalarının önü de kapatıldı.
Araştırma
görevlilerinin bir anda “doktoralı işsiz” haline dönüştüğü okullardan
biri de köklü bir geçmişe sahip İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) oldu.
Şu ana kadar bu
üniversitede 40’a yakın doktora öğrencisinin üniversiteden atıldığı öne
sürüldü. Bu sayının yılsonuna kadar 200’e çıkmasının beklendiği
bildirildi.
Ayazağa
Yerleşkesi’nde bulunan Rektörlük binası karşısında çadır kuran
araştırma görevlileri, “Asistan kıyımına son” diyerek art arda protesto
gösterileri düzenledi.
İmza toplayan, oturma eylemi yapan akademisyenler, yaklaşık iki hafta önce Makine Fakültesi’nde sabahladı.
Üniversite yerleşkesinde geniş katılımlı bir yürüyüş yapmaya hazırlanan araştırma görevlileri, ntvmsnbc’ye konuştu.
BAYSAN: HEM DOKTORASIZ HEM İŞSİZ OLMAYACAĞIZ
Endüstri Mühendisliği’nde doktora eğitimini sürdüren Serdar Baysan, 7 senedir araştırma görevlisi olduğunu belirterek, “Zaten normal bir doktora en az 5 yıl sürer. 1.5 yıl yurtdışında görev yaptım ama onu saymıyorlar. Benim 2 yılım kaldı” diye konuştu.
Serdar
Baysan, üniversite yönetiminin herhangi bir kanun olmadan sadece YÖK’ün
görüş yazısıyla araştırma görevlilerini işten çıkarmasına tepki
gösterdi.
Açılan davada mahkeme heyetinin davayı görüşmeyi reddettiğini belirten Baysan, “Üniversitelere gönderilen yazıda YÖK Yürütme Kurulu’nun değil, YÖK Başkan Yardımcısı’nı imzası var. Mahkeme, ‘Bu yazı bir görüştür, yürütmesini durduramam’ diyor. Yani durdurulacak bir yürütme bile ortada yok” dedi.
Uygulamayla
tüm araştırma görevlilerinin huzursuz olduğunu belirten Baysan, mevcut
belirsizliğin bir an önce giderilmesini istedi.
Eylemlere
devam edeceklerini ifade eden Baysan, şöyle konuştu: “2009’da yapılan
gösterilerde arkadaşlarımız “doktoralı işsiz olmayacağız” diyorlardı.
Şimdi ise “doktorasız ve işsiz olmayacağız’ diyoruz. Yerleşkede
yapacağımız eylemin kalabalık olmasını bekliyoruz. Sesimizi duyurmak
istiyoruz.”
| Erkan OĞUR ve İsmail Hakkı DEMİRCİOĞLU'da eyleme destek verdiler |
ALAÇAM: BAŞARININ MÜKAFATI KOVULMAK
Fen Bilimleri Enstitüsü’nde araştırma görevlisi olan Sema Alaçam da, sorunun sadece İTÜ’yle sınırlı olmadığını söyledi.
Alaçam,
“Diğer üniversitelerde de mağduriyet yaşayan pek çok arkadaşımız var.
Yıldız Teknik’te, Mersin Üniversitesi’nde de işten çıkarılanlar var.
Boğaziçi Üniversitesi’nde de sıkıntılar başladı. Hiçbir gerekçe bu işten
çıkarmaları meşru kılmıyor” diye konuştu.
Başarılı
birçok araştırma görevlisinin işini kaybettiğine dikkat çeken Alaçam,
“Çalışanın cezalandırıldığı bir sistemle karşı karşıyayız. Araştırma
görevlisi arkadaşlarımız makaleler hazırlamış, yurtdışında görev almış,
haftada 20 saat derse girmişler. Ama başarıyı işten atılmayla
mükafatlandırıyorlar. ‘6 yılda neden bitirmediniz?’ söylemi, nitelik
kaygısı gözetmeyen içi boş bir söylemdir” dedi.
‘6 YILIN SORUMLUSU SADECE BİZ DEĞİLİZ'
“Akademik çalışmalar süreyle sınırlandırılamaz” diyen Sema Alaçam, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir
doktoranın 6 yılda bitirilmemesinin sorumlusu sadece doktora adayı
değildir. Aynı zamanda birlikte çalıştığı iş arkadaşları, hocaları ve
amirleri, kendilerinden beklenen işler ve verilen görevlerdir;
üniversitesidir. Araştırma görevlilerine hesap sormadan önce
üniversitenin bunu kendisine sorması lazım. Bu sürenin kısalmasını
elbette biz de isteriz. Altyapı uygun olursa neden olmasın. Bu uygulama,
geleceğe dönük olabilir ama geçmişi kapsamasını kesinlikle kabul
etmiyoruz. Haksızlığa uğrayan arkadaşlarımızın mağduriyeti giderilene
kadar eylemlerimize devam edeceğiz. Hakların kaybedilmesine göz
yumamayız.”
ÜNAL: BİLİMDE SÜRE DAYATMASI OLMAZ
Rektörlüğün kararından önce araştırma görevlisi kadrosuna geçen Endüstri Mühendisliği Bölümü'nde görevli Murat Engin Ünal, birçok arkadaşının üniversiteden atılması nedeniyle kendi durumuna sevinemiyor.
Söz
konusu kararla araştırma görevlilerinin hayatının altüst edildiğini
vurgulayan Ünal, “Bence sorun, insanların planlarının hiçe sayılmasıdır.
‘Üniversiteler rekabetçi olsun, hesap verilebilir olsun’ falan deniyor.
Bunlar kulağa güzel geliyor ama işten atılma korkusu akademisyenlerin
psikolojisini bozuyor” dedi.
‘İKİ SENE MALZEME BEKLEYENLER VAR’
Ünal, şu ifadeleri kullandı: “Araştırma görevlisine ‘Doktoranı şu kadar sürede bitireceksin’ denilemez. Bir teçhizatın gelmesini iki sene bekleyen doktora öğrencileri var. Öğrenciler ucu açık tezlerin altına girebilir. Kafasında zor sorular vardır, bunların üzerine gidebilir. 6 sene sınırlaması kesinlikle doğru değil. Bu durum akademisyenleri daha basit, daha kolay tezler yapmaya yöneltecek. Bilim dünyasında böyle bir rekabet asla kabul edilemez.”
Geçmişte
bu sürenin 10 yıla kadar çıktığını hatırlatan Ünal, “En azından eski
sisteme geri dönülmesini istiyoruz. Arkadaşlarımız işine geri alınsın,
bu uygulama kaldırılsın” dedi.
EREN: AKADEMİK HAYATTAN BİZİ ATAMAZSINIZ
Endüstri Mühendisliği’nde doktora yapan Zafer Eren, öncelikli olarak işten çıkarılacak araştırma görevlileri arasında yer almıyor. Her ne kadar “şimdilik” topun ağzında olmasa da Eren de tıpkı diğer meslektaşları gibi huzursuz.
Eren,
geleceğe yönelik kaygılarını “Tezimi verdiğimde beni de atabilirler.
İTÜ, Boğaziçi Üniversitesi ve ODTÜ modelini örnek almaya çalışıyor.
Kendi üniversitesinde doktora yapan öğrencileri tutmak istemiyorlar”
sözleriyle anlattı.
Eren,
şöyle konuştu: “Bu düzenlemeyi pat diye yürürlüğe alamazsınız. Bu
süreçte kendime daha önce sormadığım soruları sormaya başladım. Yüksek
lisansa başlarken 50/d’nin ne olduğunu bile bilmiyordum. Kadroyu,
sözleşmeyi falan hiç düşünmedim. Sadece akademisyen olmak istedim. Bir
makine mühendisini işten atabilirsiniz ama makine mühendisliğinden
atamazsınız. Bu, beni akademik hayatın dışına itmek, ‘Sen akademisyen
olamazsın’ demektir.”
DOĞAN: ESNEK ÇALIŞMA SİSTEMİNİ DAYATIYORLAR
İnşaat Fakültesi’nden Anıl Doğan ise “esnek çalışma sistemi” adı verilen sistemin asistanlar üzerinde denenmeye çalışıldığını ifade etti.
Doğan, şunları dile getirdi:
“Bu
yaşadığımız süreç, Bologna sürecinden bağımsız değil. Avrupa’da eğitimi
paralı hale getirilmesine çalışıyorlar. Türkiye’de de çalışma
esnekleşiyor, performansa dayalı değerlendirmeler yapılıyor. İTÜ pilot
üniversite olarak seçildi. Çünkü İTÜ, bir mühendislik okuludur.
Sanayiyle birebir iletişim halindedir.
Devlet
karşılamadığı için ürünleri sanayiye satması gerekiyor. Bu durum, aslan
payını alan üniversite ve hocaların hoşuna gidiyor. En büyük kârı özel
şirketler yapıyor, en büyük zararı ise halk görüyor. Halk onlardan
alınan vergilerle yapılan ürünleri alabilmek için bu şirketlere para
ödemesi gerekiyor. Sermaye, hocaların daha fazla kendisine hizmet
etmesini istiyor. Bu durumda Marksist bir hocanın artık üniversitelerde
barınması mümkün olmayacak. Çünkü proje alamayacak, bu nedenle de
performansı düşük olacak.
Esnek
çalışma dayatmasını asistanlardan başlattılar. Üniversitenin varlığını
özel sektörden alacağı ortak projelerle sürdürmesi isteniyor. Özel
sektör olmasa üniversite iş yapamaz görünecektir. Mesela Temel Bilimler
bölümünü kapatıyorlar. ‘Mezunlar iş bulamıyor, bu yüzden de kontenjanlar
açık kalıyor’ deniyor. Türkiye’nin Temel Bilimler'le üretilen bilimi
emperyalist ülkelerden satın alması isteniyor.”
İŞ BIRAKMA EYLEMİ YOLDA
Endüstri Mühendisliği bölümünde doktorasını sürdüren Didem Çınar da üniversitenin araştırma görevlilerinden kurtulmak istediğini savundu.
Çınar,
“Araştırma görevlilerini 33/a’ya geçirmek istemiyorlar. Bizlerden
kurtulmak istiyorlar. Araştırma görevliliği için bölümde alınan karar,
fakülte ve üniversite tarafından dikkate alınmıyor. Herhangi bir neden
belirtmiyorlar” dedi.
Sorunun
çözümü için kapısını çaldıkları Rektör Mehmet Karaca’nın kendileriyle
görüşmediğini kaydeden Didem Çınar, “Rektör Yardımcısı’yla görüşüyoruz
ama o da maalesef etkin olamıyor. Bir komisyon kuruldu, yapılan
toplantıya temsilcimiz de katıldı. Ancak sonuçtan memnun değiliz” diye
konuştu.
Geri adım atmamakta kararlı olduklarını vurgulayan Çınar, “Bundan sonra yapacağımız eylem, iş bırakma eylemi olacak” dedi.
Geri adım atmamakta kararlı olduklarını vurgulayan Çınar, “Bundan sonra yapacağımız eylem, iş bırakma eylemi olacak” dedi.
Alıntı: ntvmsnbc.com
15 Kasım 2012 Perşembe
Doktor efendi dönemi bitti
Dr. Cengiz Çetin yirmi üç yaşındaydı.
Sualtı Hekimliği’nde asistanlığa başladığının yirminci günü, vurgun yiyen iki dalgıcın tedavisi için basınç odasına girdi.
İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki İkinci Harb-i Umumî’den kalma alet patladı…
27 Temmuz 1998 günü hayatını kaybetti.
Dr. Göksel Kalaycı altmış altı yaşındaydı.
Önce genel cerrahi sonra göğüs cerrahisi ihtisası yapmış, profesör olmuştu.
Ameliyat ettiği hastası “Ben ölürsem sen de öleceksin” diye tehdit etti.
Hastanın yakını tarafından, yıllarını verdiği İstanbul Tıp Fakültesi’nin bahçesinde vuruldu…
11 Kasım 2005 günü hayatını kaybetti.
Dr. Ali Menekşe elli bir yaşındaydı.
Giresun Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nde göğüs hastalıkları uzmanıydı.
Bir çocuğunu doğumda, on altı yaşındaki kızını da Ankara yolunda geçirdiği trafik kazasında kaybetmişti.
15 Ocak 2008’de, elli birinci doğum gününde, hastası tarafından vuruldu…
4 Şubat 2008 günü hayatını kaybetti.
Dr. Tolga Erdem yirmi yedi yaşındaydı.
Ege Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Şırnak Devlet Hastanesi’nde göreve başlamıştı.
Başladığının birinci ayında iki acil hastayı ambulansla Diyarbakır’a götürdü…
Dönerken Mardin’in Midyat ilçesi yakınlarında ambulans virajda kayıp devrildi…
9 Şubat 2009 günü hayatını kaybetti.
Dr. Ersin Aslan otuz yaşındaydı.
(1982 yılının 14 Mart günü, Tıp Bayramı’nda doğmuştu.)
Gaziantep Devlet Hastanesi’nde göğüs cerrahisi uzmanı olarak çalışıyordu.
Ameliyatını bitirip servise çıktı…
Daha önce ameliyat ettiği hastanın on yedi yaşındaki torunu tarafından bıçaklandı…
17 Nisan 2012 günü hayatını kaybetti.
Dr. Mustafa Bilgiç yirmi altı yaşındaydı.
Samsun’da On Dokuz Mayıs Üniversitesi’nde acil tıp asistanıydı.
Karısı da aynı tıp fakültesinde çocuk ihtisası yapıyordu.
Tedavi ettiği Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastasının iğnesi eline battı…
21 Eylül 2012 günü hayatını kaybetti.
Kenan Evren askeri cuntanın başıydı…
“Mecburi hizmete gelen doktorları ağaca bağlayın, kaçmasınlar.” dedi.
İmren Aykut Çalışma Bakanı’ydı…
“Ne verirseniz verin bu doktorların gözü doymaz.” dedi.
Tansu Çiller Dışişleri Bakanı’ydı…
Hariciye Vekaleti’yle hariciye koğuşunu karıştırdı, hastanelere “Balyoz Harekâtı” düzenledi. (Balyoz Davası hakimlerinin gözünden kaçtı, ceza almadı.)
Yıldırım Aktuna Sağlık Bakanı’ydı…
Hafta sonu makamında bulamadığı başhekimin kapısını kırdırttı.
Osman Durmuş Sağlık Bakanı’ydı…
Fuzuli yere yakıyor diye başhekimin ellerini kalorifer peteğinde kızarttı.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ “Doktorların eli hastaların cebinde.” dedi.
Yetmedi…
Üstüne bi de “Paracı doktorlar gürültü yapıyor.” ilave etti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Ben doktora iğne yaptırmam, doktorlar adamı felç ederler alimallah.” dedi.
Yetmedi…
Üstüne bi de “Doktor efendi dönemi bitti.” ilave etti…
Noktayı koydu.
Doktor efendi dönemi bitti!..
Toprakları bol olsun!
Alıntı: Birgün.net
Sualtı Hekimliği’nde asistanlığa başladığının yirminci günü, vurgun yiyen iki dalgıcın tedavisi için basınç odasına girdi.
İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki İkinci Harb-i Umumî’den kalma alet patladı…
27 Temmuz 1998 günü hayatını kaybetti.
Dr. Göksel Kalaycı altmış altı yaşındaydı.
Önce genel cerrahi sonra göğüs cerrahisi ihtisası yapmış, profesör olmuştu.
Ameliyat ettiği hastası “Ben ölürsem sen de öleceksin” diye tehdit etti.
Hastanın yakını tarafından, yıllarını verdiği İstanbul Tıp Fakültesi’nin bahçesinde vuruldu…
11 Kasım 2005 günü hayatını kaybetti.
Dr. Ali Menekşe elli bir yaşındaydı.
Giresun Göğüs Hastalıkları Hastanesi’nde göğüs hastalıkları uzmanıydı.
Bir çocuğunu doğumda, on altı yaşındaki kızını da Ankara yolunda geçirdiği trafik kazasında kaybetmişti.
15 Ocak 2008’de, elli birinci doğum gününde, hastası tarafından vuruldu…
4 Şubat 2008 günü hayatını kaybetti.
Dr. Tolga Erdem yirmi yedi yaşındaydı.
Ege Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Şırnak Devlet Hastanesi’nde göreve başlamıştı.
Başladığının birinci ayında iki acil hastayı ambulansla Diyarbakır’a götürdü…
Dönerken Mardin’in Midyat ilçesi yakınlarında ambulans virajda kayıp devrildi…
9 Şubat 2009 günü hayatını kaybetti.
Dr. Ersin Aslan otuz yaşındaydı.
(1982 yılının 14 Mart günü, Tıp Bayramı’nda doğmuştu.)
Gaziantep Devlet Hastanesi’nde göğüs cerrahisi uzmanı olarak çalışıyordu.
Ameliyatını bitirip servise çıktı…
Daha önce ameliyat ettiği hastanın on yedi yaşındaki torunu tarafından bıçaklandı…
17 Nisan 2012 günü hayatını kaybetti.
Dr. Mustafa Bilgiç yirmi altı yaşındaydı.
Samsun’da On Dokuz Mayıs Üniversitesi’nde acil tıp asistanıydı.
Karısı da aynı tıp fakültesinde çocuk ihtisası yapıyordu.
Tedavi ettiği Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastasının iğnesi eline battı…
21 Eylül 2012 günü hayatını kaybetti.
Kenan Evren askeri cuntanın başıydı…
“Mecburi hizmete gelen doktorları ağaca bağlayın, kaçmasınlar.” dedi.
İmren Aykut Çalışma Bakanı’ydı…
“Ne verirseniz verin bu doktorların gözü doymaz.” dedi.
Tansu Çiller Dışişleri Bakanı’ydı…
Hariciye Vekaleti’yle hariciye koğuşunu karıştırdı, hastanelere “Balyoz Harekâtı” düzenledi. (Balyoz Davası hakimlerinin gözünden kaçtı, ceza almadı.)
Yıldırım Aktuna Sağlık Bakanı’ydı…
Hafta sonu makamında bulamadığı başhekimin kapısını kırdırttı.
Osman Durmuş Sağlık Bakanı’ydı…
Fuzuli yere yakıyor diye başhekimin ellerini kalorifer peteğinde kızarttı.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ “Doktorların eli hastaların cebinde.” dedi.
Yetmedi…
Üstüne bi de “Paracı doktorlar gürültü yapıyor.” ilave etti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “Ben doktora iğne yaptırmam, doktorlar adamı felç ederler alimallah.” dedi.
Yetmedi…
Üstüne bi de “Doktor efendi dönemi bitti.” ilave etti…
Noktayı koydu.
Doktor efendi dönemi bitti!..
Toprakları bol olsun!
Alıntı: Birgün.net
Etiketler:
sağlık personeline saldırı,
sağlıkta dönüşüm
4 Kasım 2012 Pazar
İşte genel sekreterlerin tam listesi
İdari yapıdaki köklü değişiklikle yöneticilerin görevleri yeniden
tanımlandı, kamu hastane birlikleri faaliyete geçerek 87 genel sekreter
atandı. Başhekimler artık sadece tıbbi hizmetlerden sorumlu olacak.
Sağlık bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanı Hasan Çağıl, bugün başlayan yeni dönemi anlattı.
Bugün itibariyle Türkiye genelinde 87 kamu hastane birliğinin faaliyete geçtiğini bildiren Çağıl, “Kamu hastane birlikleri, kamu hizmeti sunan hastanelerin, her ilde bir tane kurulan birlik bölgesi içerisinde tek bir yönetim altında toplanmasıdır” dedi.
İstanbul, Ankara ve İzmir'de birden fazla birlik bulunduğunu ifade eden Çağıl, bu nedenle 87 birlik genel sekreterinin görev yapacağını bildirdi.
SÖZLEŞMELİ YÖNETİCİ DÖNEMİ
Yeni sistemle gelen en önemli değişiklikle hastaneler ve bunların bağlı olduğu birliklerdeki yöneticilerin tümünün sözleşmeli hale geldiğini anlatan Çağıl, sözleşme süresince bu yöneticilerin belirli kriterler baz alınarak karneyle takip edileceğini bildirdi.
Karnesi iyi olanların görevine devam edebileceğini, yeterli başarı gösteremeyenlerin ise ya kazancının düşeceğini ya da “sınıfta kalacağını” bildiren Çağıl, bunların sözleşmesinin sona ereceğini kaydetti.
Sistemden amacın, hastanelerde vatandaşa daha iyi hizmet sunmak olduğunu dile getiren Çağıl, “Bir yöneticinin karnesinde hangi notlar olacak?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Sağlık hizmetlerini, hastaneleri her yönüyle takip ediyoruz. Hazırladığımız çok değişik karne notlarını oluşturacak parametreler var. Mesela en önemlileri çalışanlarla hastaların memnuniyeti. Bu en önemli parametrelerden birisi. Yine hastalarımızın sağlık hizmetine ulaşmasındaki süreler. Gecikme var mı, zamanında ulaştırabiliyor muyuz veya ihtiyaç olan malzemeyi temin edebilme kabiliyeti. Bunu doğru bir şekilde takip etme. Bunun gibi yüze yakın parametre karne notunu oluşturacak. Hizmet kalitesi, tıbbi hizmetin kalitesi, aynı hastanın tekrar hastaneye gelme oranı gibi birçok parametre var. Bunlar yöneticilerimizin karne notlarını oluşturacak.”
BAZI DURUMLARDA İKİNCİ ŞANS VERİLMEYECEK
Yılda iki kez genel değerlendirme yapılacağını, bunun haricinde her ay gözlemciler vasıtasıyla notlar verileceğini ifade eden Çağıl, obezite mücadelesi yapan ya da 112 acil gibi bakanlığın diğer birimlerinin vereceği notların da göz önüne alınacağını söyledi.
Bazı önemli parametrelerin yerine getirilmemesi halinde ise yöneticilere ikinci bir şans tanınmayacağını vurgulayan Çağıl, “Ciddi sağlık problemlerine sebep olabilecek, vatandaşımızın sağlık hizmeti alımını aksatabilecek ciddi noktalarda affetme, ikinci şans verme, ikinci altı ayı bekleme imkanımız yok. O noktalarda kötü not alındığında hemen ilişiği kesilecek” diye konuştu.
BAŞHEKİM YERİNE HEKİMBAŞI
Bir soru üzerine, hastanelerdeki başhekimlerin görev tanımlarının da değiştiğini bildiren Çağıl, başhekimlerin geçmişte hastanelerin tüm yönetiminden sorumlu olduğunu anımsattı.
Ancak ülkede eğitimi verilmesine rağmen sağlık idareciliğinin gelişemediğine dikkati çeken Çağıl, şu bilgileri aktardı:
“Bundan sonrası için başhekim dediğimiz kişileri gerçek anlamda hekimlik hizmetlerinin, tıbbi hizmetlerin sorumlusu haline getiriyoruz. Onlar için hekimbaşı ya da tıbbi hizmetler direktörü diyebiliriz. Sadece tıbbi hizmetlerden, tıbbi hizmeti veren kişilerin, nöbetlerin, çalışma yerlerinin planlanması. Yani bugünkü başhekimlik, sağlık hizmetine artık ağırlık olarak yönelmiş bulunuyor. Verdiğimiz sağlık hizmetinin kaliteli olup olmadığı, doğru hizmeti verip vermediğimiz hususları tamamen bugünkü başhekimlerin sorumluluğunda olacak.”
"ÖZELLEŞTİRMEYE Mİ GİDİYOR?"
“Kamu hastane birliklerinin kurulmasıyla, bir süre sonra kamu hastanelerinin özelleştirilmesinin gündeme geleceği” tartışmalarının anımsatılması üzerine Çağıl, “Ülkedeki sağlık sistemi, hizmet sunumunda oluşmuş fiyatlar, özel hastanelerin bile 'lütfen bizi kamu satın alsın' dediği bir dönemde, kamu hastanelerinin özelleştirilmesi hiç bir zaman gerçekleşmez ki bu sistem bunu da öngörmüyor” dedi.
Sistemin, tamamen işini beceremeyen yöneticilerin, kamunun sağladığı olanaklar içinde oturduğu koltuktan kalkmaması hadisesini ortadan kaldırdığını vurgulayan Çağıl, bunun sağlık hizmetinin gelişmesini bugüne kadar engelleyen en önemli problemlerden biri olduğuna dikkati çekti.
VATANDAŞ MEMNUNİYETİ ARTACAK
Vatandaş memnuniyetini artırmanın başlıca hedefleri olduğunu ifade eden Çağıl, hizmetin iyi sunumuyla memnuniyetin daha da artacağını söyledi.
Hasta memnuniyetini çok yakından takip edeceklerini bildiren Çağıl, bunun anketler ya da bakanlığın SABİM gibi iletişim hatları yoluyla yapılacağını bildirdi.
OTELCİLİK HİZMETİ İÇİN AYRI YÖNETİCİ
Bakanlık hastanelerinde aynı zamanda otelcilik hizmeti verildiğini, bu konuda ciddi mesafe katettiklerini ifade eden Çağıl, “Bundan sonrasını çok daha profesyonellerin yönetimine devretmeyi düşünüyoruz. O sebeple birlik yapısında, kamu hastaneleri içerisinde özellikle belirli bir büyüklüğün üstündeki hastanelerde sağlık otelciliğini çok daha geliştirebilmeye yönelik ilave müdür dediğimiz otelcilik hizmetleri müdürlükleri oluşturduk. Bunlara yönelik altyapıyı da oluşturmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
Bu hizmetin profesyonellerce yapılmasının yerinde olacağını vurgulayan Çağıl, uygulamanın ilk etapta 300 yatağın üzerindeki hastanelerde başlayacağını, sonrasında daha küçük hastaneler için de yaygınlaştırılabileceğini belirtti.
Bütün bunların hastalara daha iyi bir hizmet sunulması amacıyla uygulamaya geçirildiğini vurgulayan Çağıl, yeni yöneticilerin ciddi bir çalışmayla seçildiğini söyledi.
Çağıl, “Eskiden her hastane kendi adına her işi yapan birer yapıydı ama şimdi birlik yapısı oluşturduğumuz için 10 hastanede ayrı ayrı yapıyı farklı ekiplerle oluşturmak yerine birçok hizmeti tek bir yerde birlik noktasında oluşturduk. Hastanelere de çok küçük işler kaldı” dedi.
Çalışanlar için farklı bir sistem öngörülmediğini, insan kaynaklarının verimli kullanılması için bu sisteme geçildiğini belirten Çağıl, çalışanların düzenini bozmak ya da yerlerini değiştirmek niyetleri olmadığını vurguladı.
BİRLİK SEKRETERLERİ
Bugün itibariyle göreve başlayacak birlik genel sekreterleri şunlar:
Adana: Kemal Kiraz
Adıyaman: Hüseyin Şen
Afyonkarahisar: Ayhan Erenoğlu
Ağrı: Burak Karabulut
Aksaray: Ertuğrul Ünkoç
Amasya: Mehmet Rüştü Ertosun
Ankara 1: Şerif Serdar Mercan
Ankara 2: Doğan Akdoğan
Antalya: Erdoğan Taş
Ardahan: Gökhan Demiral
Artvin: Ekrem Akbaş
Aydın: Mehmet Özkan
Balıkesir: Hasan Yılmaz
Bartın: Osman Açıkgöz
Batman: Faruk Günak
Bayburt: Hulki Aşır
Bilecik: Mustafa Yılmaz
Bingöl: Muhammet Akif Güler
Bitlis: Şevki Erkal
Bolu: Murat Özmen
Burdur: Sedat Kavas
Bursa: Yavuz Baştuğ
Çanakkale: Kenan Eliuz
Çankırı: Mehmet Tahiroğlu
Çorum: Turgay Happani
Denizli: Kasım Çetin
Diyarbakır: Muhammet Güzel Kurtoğlu
Düzce: Lütfi Çırakoğlu
Edirne: İlhan Açıkgöz
Elazığ: Tarkan Özdemir
Erzincan: İsmayil Yılmaz
Erzurum: Fazlı Erdoğan
Eskişehir: Hüseyin Seyhan Fidan
Gaziantep: Kadir Çağlar Çatak
Giresun: Beytullah Şahin
Gümüşhane: Aziz Ahmet Surel
Hakkari: Vakkas Özmercan
Hatay: Ömer Akın
Iğdır: Bülent Kaya
Isparta: Osman Aydın
İstanbul Ana Güney: Tuncay Palteki
İstanbul Ana Kuzey: Şuayip Birinci
İstanbul Bakırköy: İhsan Bakır
İstanbul Beyoğlu: Güven Bektemur
İstanbul Fatih: Hamza Müslümanoğlu
İzmir Güney: Behzat Özkan
İzmir Kuzey: Osman Nuri Dilek
Kahramanmaraş: Kamil Türkmen
Karabük: Seyfettin Kalay
Karaman: Nuriye Ulu
Kars: Hasan Arslan
Kastamonu: Mustafa Uyanık
Kayseri: Ahmet Gödekmerdan
Kırıkkale: Dilek Öztaş
Kırklareli: Muhammed Mustafa Saymaz
Kırşehir: Mehmet Öncel
Kilis: Sedat Çakıcı
Kocaeli: Hasan Aydınlık
Konya: Mehmet Bekerecioğlu
Kütahya: Mithat Ekici
Malatya: Şükrü Özdemir
Manisa: Murat Türkyılmaz
Mardin: Muhammet Şemseddin Döğücü
Mersin: Mehmet Yavuz Gözükara
Muğla: Gürbüz Akçay
Muş: Hacı Yusuf Güneş
Nevşehir: Atila Oğuz Boyalı
Niğde: Emirhan Yardan
Ordu: Hasan Öztürk
Osmaniye: Cem Uraldı
Rize: Şafak Sünbül
Sakarya: Ünal Küçükyılmaz
Samsun: Hasan Rıza Aydın
Siirt: Muhammet Doğan
Sinop: Haluk Ünver
Sivas: İbrahim Ethem Özsoy
Şanlıurfa: Turhan Sulhan
Şırnak: Hakan Tokur
Tekirdağ: Yakup Çağ
Tokat: Arslan Erkan
Trabzon: Mustafa Kasapoğlu
Tunceli: Yusuf Güney
Uşak: Yalçın Atlı
Van: Vural Polat
Yalova: Ahmet Altıner
Yozgat: Tuncay Öztürk
Zonguldak: Korkut Eren
Sağlık bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanı Hasan Çağıl, bugün başlayan yeni dönemi anlattı.
Bugün itibariyle Türkiye genelinde 87 kamu hastane birliğinin faaliyete geçtiğini bildiren Çağıl, “Kamu hastane birlikleri, kamu hizmeti sunan hastanelerin, her ilde bir tane kurulan birlik bölgesi içerisinde tek bir yönetim altında toplanmasıdır” dedi.
İstanbul, Ankara ve İzmir'de birden fazla birlik bulunduğunu ifade eden Çağıl, bu nedenle 87 birlik genel sekreterinin görev yapacağını bildirdi.
SÖZLEŞMELİ YÖNETİCİ DÖNEMİ
Yeni sistemle gelen en önemli değişiklikle hastaneler ve bunların bağlı olduğu birliklerdeki yöneticilerin tümünün sözleşmeli hale geldiğini anlatan Çağıl, sözleşme süresince bu yöneticilerin belirli kriterler baz alınarak karneyle takip edileceğini bildirdi.
Karnesi iyi olanların görevine devam edebileceğini, yeterli başarı gösteremeyenlerin ise ya kazancının düşeceğini ya da “sınıfta kalacağını” bildiren Çağıl, bunların sözleşmesinin sona ereceğini kaydetti.
Sistemden amacın, hastanelerde vatandaşa daha iyi hizmet sunmak olduğunu dile getiren Çağıl, “Bir yöneticinin karnesinde hangi notlar olacak?” sorusuna şu yanıtı verdi:
“Sağlık hizmetlerini, hastaneleri her yönüyle takip ediyoruz. Hazırladığımız çok değişik karne notlarını oluşturacak parametreler var. Mesela en önemlileri çalışanlarla hastaların memnuniyeti. Bu en önemli parametrelerden birisi. Yine hastalarımızın sağlık hizmetine ulaşmasındaki süreler. Gecikme var mı, zamanında ulaştırabiliyor muyuz veya ihtiyaç olan malzemeyi temin edebilme kabiliyeti. Bunu doğru bir şekilde takip etme. Bunun gibi yüze yakın parametre karne notunu oluşturacak. Hizmet kalitesi, tıbbi hizmetin kalitesi, aynı hastanın tekrar hastaneye gelme oranı gibi birçok parametre var. Bunlar yöneticilerimizin karne notlarını oluşturacak.”
BAZI DURUMLARDA İKİNCİ ŞANS VERİLMEYECEK
Yılda iki kez genel değerlendirme yapılacağını, bunun haricinde her ay gözlemciler vasıtasıyla notlar verileceğini ifade eden Çağıl, obezite mücadelesi yapan ya da 112 acil gibi bakanlığın diğer birimlerinin vereceği notların da göz önüne alınacağını söyledi.
Bazı önemli parametrelerin yerine getirilmemesi halinde ise yöneticilere ikinci bir şans tanınmayacağını vurgulayan Çağıl, “Ciddi sağlık problemlerine sebep olabilecek, vatandaşımızın sağlık hizmeti alımını aksatabilecek ciddi noktalarda affetme, ikinci şans verme, ikinci altı ayı bekleme imkanımız yok. O noktalarda kötü not alındığında hemen ilişiği kesilecek” diye konuştu.
BAŞHEKİM YERİNE HEKİMBAŞI
Bir soru üzerine, hastanelerdeki başhekimlerin görev tanımlarının da değiştiğini bildiren Çağıl, başhekimlerin geçmişte hastanelerin tüm yönetiminden sorumlu olduğunu anımsattı.
Ancak ülkede eğitimi verilmesine rağmen sağlık idareciliğinin gelişemediğine dikkati çeken Çağıl, şu bilgileri aktardı:
“Bundan sonrası için başhekim dediğimiz kişileri gerçek anlamda hekimlik hizmetlerinin, tıbbi hizmetlerin sorumlusu haline getiriyoruz. Onlar için hekimbaşı ya da tıbbi hizmetler direktörü diyebiliriz. Sadece tıbbi hizmetlerden, tıbbi hizmeti veren kişilerin, nöbetlerin, çalışma yerlerinin planlanması. Yani bugünkü başhekimlik, sağlık hizmetine artık ağırlık olarak yönelmiş bulunuyor. Verdiğimiz sağlık hizmetinin kaliteli olup olmadığı, doğru hizmeti verip vermediğimiz hususları tamamen bugünkü başhekimlerin sorumluluğunda olacak.”
"ÖZELLEŞTİRMEYE Mİ GİDİYOR?"
“Kamu hastane birliklerinin kurulmasıyla, bir süre sonra kamu hastanelerinin özelleştirilmesinin gündeme geleceği” tartışmalarının anımsatılması üzerine Çağıl, “Ülkedeki sağlık sistemi, hizmet sunumunda oluşmuş fiyatlar, özel hastanelerin bile 'lütfen bizi kamu satın alsın' dediği bir dönemde, kamu hastanelerinin özelleştirilmesi hiç bir zaman gerçekleşmez ki bu sistem bunu da öngörmüyor” dedi.
Sistemin, tamamen işini beceremeyen yöneticilerin, kamunun sağladığı olanaklar içinde oturduğu koltuktan kalkmaması hadisesini ortadan kaldırdığını vurgulayan Çağıl, bunun sağlık hizmetinin gelişmesini bugüne kadar engelleyen en önemli problemlerden biri olduğuna dikkati çekti.
VATANDAŞ MEMNUNİYETİ ARTACAK
Vatandaş memnuniyetini artırmanın başlıca hedefleri olduğunu ifade eden Çağıl, hizmetin iyi sunumuyla memnuniyetin daha da artacağını söyledi.
Hasta memnuniyetini çok yakından takip edeceklerini bildiren Çağıl, bunun anketler ya da bakanlığın SABİM gibi iletişim hatları yoluyla yapılacağını bildirdi.
OTELCİLİK HİZMETİ İÇİN AYRI YÖNETİCİ
Bakanlık hastanelerinde aynı zamanda otelcilik hizmeti verildiğini, bu konuda ciddi mesafe katettiklerini ifade eden Çağıl, “Bundan sonrasını çok daha profesyonellerin yönetimine devretmeyi düşünüyoruz. O sebeple birlik yapısında, kamu hastaneleri içerisinde özellikle belirli bir büyüklüğün üstündeki hastanelerde sağlık otelciliğini çok daha geliştirebilmeye yönelik ilave müdür dediğimiz otelcilik hizmetleri müdürlükleri oluşturduk. Bunlara yönelik altyapıyı da oluşturmaya çalışıyoruz” diye konuştu.
Bu hizmetin profesyonellerce yapılmasının yerinde olacağını vurgulayan Çağıl, uygulamanın ilk etapta 300 yatağın üzerindeki hastanelerde başlayacağını, sonrasında daha küçük hastaneler için de yaygınlaştırılabileceğini belirtti.
Bütün bunların hastalara daha iyi bir hizmet sunulması amacıyla uygulamaya geçirildiğini vurgulayan Çağıl, yeni yöneticilerin ciddi bir çalışmayla seçildiğini söyledi.
Çağıl, “Eskiden her hastane kendi adına her işi yapan birer yapıydı ama şimdi birlik yapısı oluşturduğumuz için 10 hastanede ayrı ayrı yapıyı farklı ekiplerle oluşturmak yerine birçok hizmeti tek bir yerde birlik noktasında oluşturduk. Hastanelere de çok küçük işler kaldı” dedi.
Çalışanlar için farklı bir sistem öngörülmediğini, insan kaynaklarının verimli kullanılması için bu sisteme geçildiğini belirten Çağıl, çalışanların düzenini bozmak ya da yerlerini değiştirmek niyetleri olmadığını vurguladı.
BİRLİK SEKRETERLERİ
Bugün itibariyle göreve başlayacak birlik genel sekreterleri şunlar:
Adana: Kemal Kiraz
Adıyaman: Hüseyin Şen
Afyonkarahisar: Ayhan Erenoğlu
Ağrı: Burak Karabulut
Aksaray: Ertuğrul Ünkoç
Amasya: Mehmet Rüştü Ertosun
Ankara 1: Şerif Serdar Mercan
Ankara 2: Doğan Akdoğan
Antalya: Erdoğan Taş
Ardahan: Gökhan Demiral
Artvin: Ekrem Akbaş
Aydın: Mehmet Özkan
Balıkesir: Hasan Yılmaz
Bartın: Osman Açıkgöz
Batman: Faruk Günak
Bayburt: Hulki Aşır
Bilecik: Mustafa Yılmaz
Bingöl: Muhammet Akif Güler
Bitlis: Şevki Erkal
Bolu: Murat Özmen
Burdur: Sedat Kavas
Bursa: Yavuz Baştuğ
Çanakkale: Kenan Eliuz
Çankırı: Mehmet Tahiroğlu
Çorum: Turgay Happani
Denizli: Kasım Çetin
Diyarbakır: Muhammet Güzel Kurtoğlu
Düzce: Lütfi Çırakoğlu
Edirne: İlhan Açıkgöz
Elazığ: Tarkan Özdemir
Erzincan: İsmayil Yılmaz
Erzurum: Fazlı Erdoğan
Eskişehir: Hüseyin Seyhan Fidan
Gaziantep: Kadir Çağlar Çatak
Giresun: Beytullah Şahin
Gümüşhane: Aziz Ahmet Surel
Hakkari: Vakkas Özmercan
Hatay: Ömer Akın
Iğdır: Bülent Kaya
Isparta: Osman Aydın
İstanbul Ana Güney: Tuncay Palteki
İstanbul Ana Kuzey: Şuayip Birinci
İstanbul Bakırköy: İhsan Bakır
İstanbul Beyoğlu: Güven Bektemur
İstanbul Fatih: Hamza Müslümanoğlu
İzmir Güney: Behzat Özkan
İzmir Kuzey: Osman Nuri Dilek
Kahramanmaraş: Kamil Türkmen
Karabük: Seyfettin Kalay
Karaman: Nuriye Ulu
Kars: Hasan Arslan
Kastamonu: Mustafa Uyanık
Kayseri: Ahmet Gödekmerdan
Kırıkkale: Dilek Öztaş
Kırklareli: Muhammed Mustafa Saymaz
Kırşehir: Mehmet Öncel
Kilis: Sedat Çakıcı
Kocaeli: Hasan Aydınlık
Konya: Mehmet Bekerecioğlu
Kütahya: Mithat Ekici
Malatya: Şükrü Özdemir
Manisa: Murat Türkyılmaz
Mardin: Muhammet Şemseddin Döğücü
Mersin: Mehmet Yavuz Gözükara
Muğla: Gürbüz Akçay
Muş: Hacı Yusuf Güneş
Nevşehir: Atila Oğuz Boyalı
Niğde: Emirhan Yardan
Ordu: Hasan Öztürk
Osmaniye: Cem Uraldı
Rize: Şafak Sünbül
Sakarya: Ünal Küçükyılmaz
Samsun: Hasan Rıza Aydın
Siirt: Muhammet Doğan
Sinop: Haluk Ünver
Sivas: İbrahim Ethem Özsoy
Şanlıurfa: Turhan Sulhan
Şırnak: Hakan Tokur
Tekirdağ: Yakup Çağ
Tokat: Arslan Erkan
Trabzon: Mustafa Kasapoğlu
Tunceli: Yusuf Güney
Uşak: Yalçın Atlı
Van: Vural Polat
Yalova: Ahmet Altıner
Yozgat: Tuncay Öztürk
Zonguldak: Korkut Eren
Saydan: Paran kadar sağlık dönemi devam ediyor
Sosyal Güvenlik Kurumu'nun Sağlıkta dönüşüm adı altında yaptığı sürekli değişen uygulamalar, vatandaşı da eczacıyı da bezdirdi.
Konuya ilişkin bir açıklama yapan Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) Genel Başkanı Ecz. Nurten Saydan: ''SGK, bu ülkenin sağlık otoritesi değil, finans kurumudur. Sağlıkta dönüşüm adı altında yaptığı sürekli değişimler vatandaşın ve eczacının başını döndürdü. Yapılan son değişimlerle her kutu ilaca ayrı para ödeme dönemini başlatırken, bir yandan da muayene ücretlerinin geçen yıla göre yüzde 70 artması vatandaşı da eczacıyı da mağdur etti'' dedi.
Saydan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
''Önce SSK, Bağkur ve Emekli sandığı bir araya getirilmeye çalışıldı, ama hala getirilmediğini kurum da bizler de çok iyi biliyoruz. Hala 3 kurum için ayrı ayrı işlem yapılmaktadır. Çalışan devlet memurları, yeşil kartlı vatandaşlar SGK bünyesine dahil edilmiş ama kurum hala eskisi gibi işlemektedir. Neredeyse 75 milyonu kapsadığını iddia eden kurumun ilaç harcaması elbette artacaktır. Artmaması matematiksel olarak mümkün değildir.
Vatandaşlarımız her ay SGK ya oldukça yüksek miktarda prim yatırmaktadır. Ve haklı olarak ilaç ve sağlık hizmeti beklemektedir. Üstelik muayene ücreti, yazılan her kutu ilaç için ilave katkı payı, ayrıca aldığı ilaçlar için katılım payı (emeklilerde %10, çalışanlarda %20) ve en ucuz ilaca göre SGK tarafından yapılan düzenleme ile eşdeğer ilaç farkı ödemektedir. Bütün bu ücretler maalesef eczanelerimizden tahsil edilmektedir. SGK tarafından eczanelerimiz MUAYENE ÜCRETİ TAHSİL VEZNESİ gibi kullanılmaktadır.
Kurum yetkililerince vatandaşlara net olarak anlatılmayan bu durumdan bütün eczacılarımız şikayetçidir. Vatandaş haklı olarak, 'bu para nerden çıktı?' 'SGK'ya neden prim ödüyorum?' 'Ben sana mı muayene oldum?' 'Hastanede para ödemiştim veya ben hastaneye gitmedim ki, ne zaman gitmişim?' gibi sorular soruyor.
Biz bu ülkenin eczane eczacıları bu sorulara cevap vermekten yıldık. Bize kalmayan, bizim olmayan bir ücretin derdini anlatmaya mecbur değiliz. Sürekli olarak gün içinde ve gece nöbetlerde mesaimizin %80'nini bunların nedenlerini anlatmakla tüketiyoruz. Bu durum meslektaşlarımızın ilaç ve danışmanlık hizmetine zarar verdiği gibi bizlerinde sağlığını bozmakta ve mesleğimizin yıpranmasına neden olmaktadır.
Sosyal Güvenlik Kurumu; ya bizim zorunlu tahsilatçılık yapmamıza neden olan bu uygulamayı eczanelerimizin üstünden alsın, yahut çıkıp vatandaşların ne için ne kadar ödediklerini kamuoyuna açıklasın."
HER KUTU İLACA AYRICA PARA ÖDENİYOR
Vatandaşın, 8 Mart 2012'de yapılan yeni değişiklikle her kutu ilaca ayrıca para ödediğini hatırlatan Ecz. Nurten Saydan, açıklamasını şöyle sürdürdü:
"Aile Hekimliğinde, sağlık ocağında yani 1. basamak sağlık hizmeti veren yerlerde muayene olup 1 kutu bile ilaç yazdırıp, eczanelerimizden almaya kalkarsanız 3 lira muayene ücreti ödersiniz. 3 kutudan fazla aldığınız her kutu ilaç için 1 lira daha fazla ödeme yaparsınız. İlacın fiyatı 50 kuruş bile olsa 1 lira ödersiniz. 4 kutuya dört,5 kutu ilaca beş lira ödeyeceğiniz bu durumda ayrıca her kutu ilacın (%10-20) katılım payını ve ucuz ilaca göre farkını ödersiniz..
Devlet ve üniversite hastanelerine gittiğiniz zaman reçete yazdırsanız veya yazdırmasanız da Sosyal Güvenlik Kurumu 5 lira muayene ücreti alır. Eğer reçeteniz varsa 1 kutu ilaç için bile 5+3=8 lira para ödersiniz. Eğer yazdırdığınız ilaç kutu sayısı 3 taneyi geçerse yine her kutu ilaç için ilacın fiyatı ne olursa olsun 1 lira daha ödersiniz. Özel hastanelerde de durum değişmemektedir. Muayene parası 12 liradır. Reçete yazılırsa 3 kutu ilaca kadar 12+3=15 lira ödenecek olup, yine fazla yazılacak her kutu ilaç için 1 lira daha ödeme yaparsınız.
YÜZDE 70 ARTAN MUAYENE ÜCRETLERİNE VATANDAŞ İSYAN EDİYOR !
Vatandaşlarımız reçetesindeki 3 liralık ilaç için 3 lira para ödüyor. Ayrıca hastanelerden ancak fatura edilince sisteme düşen birikmiş muayene ücretleri ise hastaların ödeme gücünü zorlamaktadır. Çoğu vatandaşımız ilaçlarını almaktan vazgeçiyor. Bunun sonucu olarak sadece “muayene olarak” iyileşemediği için kısa bir süre sonra tekrar doktora gitmek zorunda kalıyor.
Kendisini sağlık otoritesi sanan kuruma buradan sormak istiyoruz: Genç nüfusumuz var, ama neden senede ortalama 9 defa doktora gidiyoruz?
Bunun sebebi geçen seneye oranla %70 artmış olan muayene ücretleri (yeni ismi ile reçete parası) olmasın?
SGK Bu ülkenin sağlık otoritesi olmadığını, finans kurumu olduğunu fark etmediği ve tedavi sürecine sadece günü kurtaran ekonomik kıstaslarla müdahil olduğu sürece, sağlık harcamalarının azalması mümkün değildir. Dünyada bir çok ülke bu yöntemi denemiş ve harcamaların orta ve uzun vadede arttığını görerek vazgeçmiştir. Siyasi iradenin bunun farkına varmasının, Sağlık Bakanlığı’nın da görev alanına sahip çıkmasının, vatandaşımızın ve gelecek kuşakların sağılığı için elzem olduğunu kamuoyunun bilgisine ve dikkatine bir kez daha sunuyoruz.''
Alıntı: medimagazin.com
Etiketler:
ilaç katılım payı,
sağlık bakanlığı,
sağlıkta dönüşüm
26 Ekim 2012 Cuma
Meyve sularına dikkat
Ondokuz
Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim
Üyesi Prof. Dr. Hasan Kocaokutgen, karaduttan yeşil muza, elma, armut,
şeftaliden kiraza, ananastan böğürtlene kadar onlarca çeşit aroma
bulunduğunu, aromaların ise kimyasal ürünler olduklarını vurguladı.
''Çocuklarımıza meyve suyu içirirken sağlıkları için
doğal olanları tercih etmeliyiz'' diyen Kocaokutgen, alınan ürünün
mutlaka 'içindekiler' kısmına bakılması gerektiği uyarısında bulunarak,
şunları söyledi:
''Meyve suyu alacaksak 'içindekiler' kısmına mutlaka
bakmamız lazım. Meyve suyu konsantresi ya da meyve suyu, meyve suyu
püresi diyorsa içinde doğal meyveler olduğunu gösterir. Ama içindekiler
kısmına baktığınız zaman aroma diyorsa, doğala özdeş aroma diyorsa doğal
olmayan kimyasal bir üründen söz ediliyor demektir. Sağlığımız
açısından, çocuklarımızın sağlığı açısından mümkün olduça doğal olmayan
gıdalardan uzak durmaya çalışmak gerekir."
Alıntı : ntvmsnbc.com
İzmir'de sağlığın patronları belli oldu
Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nin kurucu Dekanı ve Sakarya Eğitim
ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Osman Nuri Dilek, İzmir Kuzey
Kamu Hastane Birliği Genel Sekreterliği'ne atandı. İzmir Atatürk Eğitim
ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Behzat Özkan ise Güney Kamu
Hastane Birliği Genel Sekreterliği'ne getirildi. Atanması ile ilgili
sözleşmeyi imzaladığını belirten Prof. Dr. Behzat Özkan, "Güney
bölgesindeki 12 hastane bize bağlı olacak. Sağlık Bakanlığı'ndan 'işe
başlama' yazısını bekliyorum. Amacımız gece gündüz çalışıp,
vatandaşımıza daha kaliteli sağlık hizmetini sunmak" dedi.
ÖZKAN, AYDIN'A GİTTİ
Öte yandan 6 yıldır İzmir İl Sağlık Müdürü olan Op. Dr. Mehmet Özkan'ın ise Aydın'da kurulacak Kamu Hastane Birliği'ne Genel Sekreter olarak görevlendirildiği öğrenildi. Dr. Özkan'ın yardımcısı Dr. Murat Işıl ile birlikte Aydın'a gideceği, yeni görevine için Kurban Bayramı'ndan sonra başlayacağı kaydedildi.
Alıntı: Yeni Asır-Erkan DOĞAN
ÖZKAN, AYDIN'A GİTTİ
Öte yandan 6 yıldır İzmir İl Sağlık Müdürü olan Op. Dr. Mehmet Özkan'ın ise Aydın'da kurulacak Kamu Hastane Birliği'ne Genel Sekreter olarak görevlendirildiği öğrenildi. Dr. Özkan'ın yardımcısı Dr. Murat Işıl ile birlikte Aydın'a gideceği, yeni görevine için Kurban Bayramı'ndan sonra başlayacağı kaydedildi.
Alıntı: Yeni Asır-Erkan DOĞAN
19 Ekim 2012 Cuma
UpToDate diye birşey var...
İYİ KULLANILIRSA BÜYÜK KOLAYLIK...
İngiltere'de önde gelen bilgi sağlayıcılarından biri olan Wolters Kluwer Health, bugün klinik karar destek sistemi UpToDate'in Health Information and Libraries Journal'da (Sağlık Bilgi ve Kütüphaneleri Dergisi) online olarak yayınlanan araştırmalardan birinin konusunu olduğunu duyurdu. Çalışma, kanıta dayalı klinik karar destek sisteminin kullanımının hasta bakımında hasta tedavi sonuçlarını ve hastane performansını nasıl geliştirdiğini gösteren gerçek klinik senaryoları vurguluyor. John Addison, Pennine Acute Hastaneleri NHS Vakfı kütüphane yöneticisi tarafından yönetilen araştırma, İngiltere'nin kuzey batısında bir düzine hastane vakfı genelinde altı haftadan uzun bir süre boyunca yürütülmüş ve UpToDate'in klinik uygulamada kullanımını analiz etmiş.
Yardımcı yazar Addison şöyle açıklıyor: "2010 yılı başlarında yapılan deneme sonucunda UpToDate klinik karar destek sistemini benimseyerek, zaten sistemin Pennine Acute'un dört hastanesinde tercih edildiğini biliyordum. Ancak, ülke çapında dar bütçemizi nerelere harcayacağımızı belirlerken kanıta dayalı seçimler yapmak zorundayız. Bu zor zamanlarda, UpToDate'in tam değerini anlamak için gerçekleşmiş senaryoları incelemenin bizim satın alma kararımızı test etmemizde önemli olduğunu hissettim. "
Anket Sonuçları:
UpToDate abonesi olan sağlık kuruluşlarındaki doktorlara bir online anket formu gönderildi. Katılımcılardan UpToDate'i kullandıkları bir durumu ve eğer varsa bu durum ile ilgili sağladığı faydaları anlatmaları istenmişti.
UpToDate'i kullanmış olan 239 katılımcının % 90'ından fazlası en az bir yararı tespit etti:
% 57'si UpToDate kullanarak tedavideki gecikmeleri azalttıklarını söyledi.
%52'si UpToDate kullanarak gereksiz tanısal testlerden kaçınıldığını belirtti.
% 48'i tanı koymadaki gecikmelerin azaldığını belirtti.
% 39'u tedavi kararlarını değiştirdiğini söyledi.
% 28'i hasta taburcu süresinin kısaldığını belirtti.
Araştırma raporu sonucunda belirtildiği üzere "Hasta tanı ve tedaviye daha hızlı erişim imkanına sahip olur. Klinik tedavi uzmanı, hasta yönetimi hakkında karar alma konusunda uzman bilgisine daha kolay ve hızlı bir şekilde erişim imkanını elde eder. Son olarak, sağlık kuruluşları gereksiz tanısal testler yapma ve uygunsuz reçete yazmadan kaçınarak hasta akışını geliştirebilir ve hastaların taburcu olma sürelerini kısaltabilirler."
UpToDate, Wolters Kluwer Health'in başkanı Denise Basow şunları belirtti: "UpToDate 'te biz doğru olanı yapmak konusunda büyük bir sorumluluk hissediyoruz ve bu araştırmadan edindiğimiz öngörü binlerce müşterinin yıllar boyunca bize anlattıklarını doğruluyor: UpToDate klinisyenleri hasta bakımı noktasında "doğru " tıbbi kararlar almaya yönlendirir ve bundan dolayı hasta bakım ve hastane performansını artırır. "
Bu araştırma, UpToDate'in bakım ve hastane performansını geliştirmeye yönelik değerini vurgulayan 30'dan fazla çalışma ile örtüşmektedir ve vakıf içinde klinik karar destek sistemine yapılan yatırım ile elde edilebilecek gerçek verimliliği ortaya koyar.
UpToDate, Health Service Journal (Sağlık Hizmetleri Dergisi) ile birlikte, bu anketin sonuçlarının ele alınacağı online seminere tıbbi personel davet edilecektir. Canlı izleyiciler için ücretsiz 30 günlük bireysel abonelik sunulacaktır.
Ne zaman: Aralık başında, TBC
Nerede: HSJ TV
UpToDate Hakkında
UpToDate ® kanıta dayalı klinisyenlerin hastalarının tedavisine ilişkin kararlarının doğruluğuna güvendiği doktorlar tarafından hazırlanmış bir klinik karar destek sistemidir. UpToDate 5.100'den fazla dünyaca ünlü doktor yazarlar, editörler ve emsal yorumcuları güvenilir, hasta bakımı ve kalitesini artırmak için kanıtlanmış, kanıta dayalı tavsiyeler ve en son tıbbi bilgileri sentezleyerek titiz bir yazı hazırlama sürecinden geçerler.149 ülkede 600.000 'den fazla klinisyen ve ABD'de akademik tıp merkezlerinin neredeyse % 90'ı UpToDate'e güveniyor, ve 30'dan fazla araştırma UpToDate'in yaygın kullanımını ve hasta kalış süresini kısaltmak ve istenmeyen komplikasyonların ve ölüm oranlarının azalması da dahil olmak üzere gelişmiş hasta bakım ve hastane performansının yükselmesi ile ilişkisini doğruluyor.
UpToDate sağlık sektörü için hastaya özel çözümler ve bilgiler sunan, ticari güncel gelişmeler hakkında haber sağlayan, konusunda dünya lideri Wolters Kluwer Health, firmasının bir parçasıdır. Wolters Kluwer Health 2011 yılında 3.4 milyar € (4700000000 $) geliri ile pazar lideri olan küresel bilgi hizmetleri şirketi Wolters Kluwer 'in bir parçasıdır.
1 Addison J, et al. Doktorlar online olarak her hasta için klinik karar destek sistemlerini nasıl kullanıyor: Bir UpToDate © Health Information & Libraries Journal (Sağlık Bilgi ve Kütüphaneleri Dergisi) vaka çalışması. İlk Online Yayın Tarihi: 15 Ekim 2012. doi: 10.1111/hir.12002
İletişim
Medya İletişim:
MSL
Laura Larsen, +44 (0)20 7878 3189
Halkla İlişkiler İletişim Sorumlusu
laura.larsen@mslgroup.com
veya
Wolters Kluwer Health|UpToDate
Shellie Rapson James, +1 781-392-2493
İletişim Bölümü Direktörü
sjames@uptodate.com
Alıntı:medimagazin.com
İngiltere'de önde gelen bilgi sağlayıcılarından biri olan Wolters Kluwer Health, bugün klinik karar destek sistemi UpToDate'in Health Information and Libraries Journal'da (Sağlık Bilgi ve Kütüphaneleri Dergisi) online olarak yayınlanan araştırmalardan birinin konusunu olduğunu duyurdu. Çalışma, kanıta dayalı klinik karar destek sisteminin kullanımının hasta bakımında hasta tedavi sonuçlarını ve hastane performansını nasıl geliştirdiğini gösteren gerçek klinik senaryoları vurguluyor. John Addison, Pennine Acute Hastaneleri NHS Vakfı kütüphane yöneticisi tarafından yönetilen araştırma, İngiltere'nin kuzey batısında bir düzine hastane vakfı genelinde altı haftadan uzun bir süre boyunca yürütülmüş ve UpToDate'in klinik uygulamada kullanımını analiz etmiş.
Yardımcı yazar Addison şöyle açıklıyor: "2010 yılı başlarında yapılan deneme sonucunda UpToDate klinik karar destek sistemini benimseyerek, zaten sistemin Pennine Acute'un dört hastanesinde tercih edildiğini biliyordum. Ancak, ülke çapında dar bütçemizi nerelere harcayacağımızı belirlerken kanıta dayalı seçimler yapmak zorundayız. Bu zor zamanlarda, UpToDate'in tam değerini anlamak için gerçekleşmiş senaryoları incelemenin bizim satın alma kararımızı test etmemizde önemli olduğunu hissettim. "
Anket Sonuçları:
UpToDate abonesi olan sağlık kuruluşlarındaki doktorlara bir online anket formu gönderildi. Katılımcılardan UpToDate'i kullandıkları bir durumu ve eğer varsa bu durum ile ilgili sağladığı faydaları anlatmaları istenmişti.
UpToDate'i kullanmış olan 239 katılımcının % 90'ından fazlası en az bir yararı tespit etti:
% 57'si UpToDate kullanarak tedavideki gecikmeleri azalttıklarını söyledi.
%52'si UpToDate kullanarak gereksiz tanısal testlerden kaçınıldığını belirtti.
% 48'i tanı koymadaki gecikmelerin azaldığını belirtti.
% 39'u tedavi kararlarını değiştirdiğini söyledi.
% 28'i hasta taburcu süresinin kısaldığını belirtti.
Araştırma raporu sonucunda belirtildiği üzere "Hasta tanı ve tedaviye daha hızlı erişim imkanına sahip olur. Klinik tedavi uzmanı, hasta yönetimi hakkında karar alma konusunda uzman bilgisine daha kolay ve hızlı bir şekilde erişim imkanını elde eder. Son olarak, sağlık kuruluşları gereksiz tanısal testler yapma ve uygunsuz reçete yazmadan kaçınarak hasta akışını geliştirebilir ve hastaların taburcu olma sürelerini kısaltabilirler."
UpToDate, Wolters Kluwer Health'in başkanı Denise Basow şunları belirtti: "UpToDate 'te biz doğru olanı yapmak konusunda büyük bir sorumluluk hissediyoruz ve bu araştırmadan edindiğimiz öngörü binlerce müşterinin yıllar boyunca bize anlattıklarını doğruluyor: UpToDate klinisyenleri hasta bakımı noktasında "doğru " tıbbi kararlar almaya yönlendirir ve bundan dolayı hasta bakım ve hastane performansını artırır. "
Bu araştırma, UpToDate'in bakım ve hastane performansını geliştirmeye yönelik değerini vurgulayan 30'dan fazla çalışma ile örtüşmektedir ve vakıf içinde klinik karar destek sistemine yapılan yatırım ile elde edilebilecek gerçek verimliliği ortaya koyar.
UpToDate, Health Service Journal (Sağlık Hizmetleri Dergisi) ile birlikte, bu anketin sonuçlarının ele alınacağı online seminere tıbbi personel davet edilecektir. Canlı izleyiciler için ücretsiz 30 günlük bireysel abonelik sunulacaktır.
Ne zaman: Aralık başında, TBC
Nerede: HSJ TV
UpToDate Hakkında
UpToDate ® kanıta dayalı klinisyenlerin hastalarının tedavisine ilişkin kararlarının doğruluğuna güvendiği doktorlar tarafından hazırlanmış bir klinik karar destek sistemidir. UpToDate 5.100'den fazla dünyaca ünlü doktor yazarlar, editörler ve emsal yorumcuları güvenilir, hasta bakımı ve kalitesini artırmak için kanıtlanmış, kanıta dayalı tavsiyeler ve en son tıbbi bilgileri sentezleyerek titiz bir yazı hazırlama sürecinden geçerler.149 ülkede 600.000 'den fazla klinisyen ve ABD'de akademik tıp merkezlerinin neredeyse % 90'ı UpToDate'e güveniyor, ve 30'dan fazla araştırma UpToDate'in yaygın kullanımını ve hasta kalış süresini kısaltmak ve istenmeyen komplikasyonların ve ölüm oranlarının azalması da dahil olmak üzere gelişmiş hasta bakım ve hastane performansının yükselmesi ile ilişkisini doğruluyor.
UpToDate sağlık sektörü için hastaya özel çözümler ve bilgiler sunan, ticari güncel gelişmeler hakkında haber sağlayan, konusunda dünya lideri Wolters Kluwer Health, firmasının bir parçasıdır. Wolters Kluwer Health 2011 yılında 3.4 milyar € (4700000000 $) geliri ile pazar lideri olan küresel bilgi hizmetleri şirketi Wolters Kluwer 'in bir parçasıdır.
1 Addison J, et al. Doktorlar online olarak her hasta için klinik karar destek sistemlerini nasıl kullanıyor: Bir UpToDate © Health Information & Libraries Journal (Sağlık Bilgi ve Kütüphaneleri Dergisi) vaka çalışması. İlk Online Yayın Tarihi: 15 Ekim 2012. doi: 10.1111/hir.12002
İletişim
Medya İletişim:
MSL
Laura Larsen, +44 (0)20 7878 3189
Halkla İlişkiler İletişim Sorumlusu
laura.larsen@mslgroup.com
veya
Wolters Kluwer Health|UpToDate
Shellie Rapson James, +1 781-392-2493
İletişim Bölümü Direktörü
sjames@uptodate.com
Alıntı:medimagazin.com
Kaydol:
Yorumlar (Atom)