25 Eylül 2010 Cumartesi

ÖSYM Sınavlarında Şüphe Varmış: Günaydın!

Son günlerde gündemde olan bir konu var; ÖSYM’nin yeniden yapılandırılması. Malum, bugüne gelinen süreç KPSS’de 350 kişinin tam puan alması ve yapılan incelemede sınavda kopya çekildiği şüphesinin ortaya çıkması ile başladı. Bildiğim kadarıyla olay savcılık incelemesinde ve duruma göre ÖSYM’nin yaptığı diğer sınavlar da mercek altına alınacak. 

Ben 10 yıla varan öğretim üyeliği ve akademisyenlik gözlemlerime dayanarak böyle bir inceleme/soruşturma için geç bile kalındığı düşüncesindeyim. Yıllardır sınavlar yapılır ve bizler bu süre içinde onlarca ‘sürprize’ tanıklık etmişizdir. Örneğin, KPDS ve ÜDS sınavları. Malumunuz bu sınavlar her akademisyen için, önünde duran ve mutlaka aşması gereken engellerdir. Yurt dışında doktora yapmış ve çocukluğundan beri İngilizce öğrenme mücadelesi vermiş biri olarak bulunduğum fakültede pek çok arkadaşıma bu anlamda rehberlik/eğiticilik yapageldim. Dolayısı ile en azından fakültemdeki her öğretim elemanının yabancı dil seviyesi konusunda bir fikir sahibiyimdir. Geçen 10 yılda, nisbeten küçük bir çevreye sahip olan ve herkesin herkesi tanıdığı fakültemizde bazıları aylarca, hatta yıllarca İngilizce çalıştıkları ve belli bir düzeye geldikleri halde bu merkezi sınavları geçemezken, bazıları hiç çalışmadıkları ve dil seviyeleri oldukça düşük olduğu halde yetmişli, seksenli puanlarla bu sınavları geçtiler.

Gözlemlerim bundan da ibaret değil. Geçtiğimiz 10 yılda öyle öğrenciler fakültemize ve Doğu-Güneydoğu illerindeki tıp fakültelerine geldi ki, bu gençler değil lise düzeyinde genel fen-matematik-sosyal bilgiler kültürüne sahip olmak, ortaokul seviyesinde bile değillerdi. Bu durum hep dikkatimizi çekmiş, ‘söylentilerin’ haklılığına inanır olmuştuk. Bu öğrencilerin nasıl sınıf geçip okul bitirdiğini merak ediyorsanız, şu kadarını söyleyeyim, liseyi nasıl bitirmişlerse ve sınavı nasıl ‘kazanmışlarsa’ aynı şekilde. 

Öğretim üyeliğim süresince 8 dönem mezun verdik. Eğitimin her seviyesindeki hoca bilir; ögrenciler okuldayken kendilerini az çok belli eder. Öğrencinin gireceği sınavlarda başarılı olup olamayacağını az-çok tahmin edebilirsiniz. Şüphesiz arada sürpriz çocuklar çıkar ve sizi yanıltır. Ancak son 5-6 yıldır fakültemize gelen asistanlara bakıyorum, “bunlar nasıl tıp fakültesini bitirmiş?” diyeceğiniz gençler karşınıza TUS’u kazanıp gelmiş. “Okul başarısı ile TUS başarısı aynı şey değil.” dediğinizi duyar gibiyim. Ama kast ettiğim o değil. Bunların bazıları bizim mezunlarımız. Bizim şehrin/bölgenin çocukları. Biliyoruz ki mezun olduktan sonra da ders çalışmadılar. Ya özelde çalıştılar ya da sağlık ocağında vakit geçirdiler. İşin dikkat çekici tarafı, TUS ile gelen bu gençler ÖYS ile tıp fakültelerine gelip bizleri şaşırtan gençlerle aynı ‘profile’ sahip. 

Bilmem bu kısa yazı ile anlatmak istediğim anlaşılabildi mi? En iyi burayı bildiğim için bizim Şehri/Üniversiteyi/Fakülteyi örnek verdim ama bu durum çok yaygın olarak bölgemizdeki hatta bölge dışındaki pek çok şehirde/üniversitede/fakültede var. Yani bizler ÖSYM’nin yaptığı sınavlarda, özellikle de ilgi alanımız gereği ÜDS, KPDS, ÖYS ve TUS’da bir ‘bit yeniği’ olduğunu biliyorduk. KPSS skandalını duyunca hiç şaşırmadık. KPSS insanlara ekmek kapısı açtığı için fazlaca ses getirdi ama esas uzun vadeli ve ‘derin’ plan yukarıda sözünü ettiğimiz 4 sınavda işletilmeye devam ediyor. Bu yüzden YÖK’ün ÖSYM ile ilgili kararını gecikmiş de olsa yerinde buluyorum.  

Biz insanların ‘profillerinden’ ziyade, bulundukları yere haksız olarak gelmelerine karşıyız. Yoksa her profildeki insan bu ülkede her yere gelmeye adaydır. Yeter ki ülkenin kanunlarına ve kurallarına uysunlar, yasa dışı yollara tevessül etmesinler, başkalarının hakkını gasp etmesinler ve yemek yedikleri kabı pisletmesinler.

Prof. Dr. Şahin AKSOY, Harran Ünv. Tıp Fak. Deontoloji ve Tıp Tarihi A.D.Bşk. ve Şanlıurfa Tabip Odası Başkanı
Alıntı:medimagazin .com

Günde 6 gramdan fazla tuz zararlı

Karşıyaka Belediyesi bünyesindeki, 65 yaş üzeri vatandaşların faydalandığı Bilge Çınarlar Kulübü, “Yaşlıda Hipertansiyon Tedavisi” konulu bir panel düzenledi.

Günde 6 gramdan fazla tuz zararlı
Ege Üniversitesi Geriatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fehmi Akçiçek’in konuşmacı olarak katıldığı etkinlik,  Belediye toplantı salonunda gerçekleşti. Panele çok sayıda orta yaş üzeri vatandaş ilgi gösterirken, panelden konuyla ilgili  çarpıcı sonuçlar çıktı.
 
Konuşmasında Prof. Dr. Fehmi Akçiçek “Her 3 kişiden birinde kan basıncı yüksekliği bulunmaktadır. Her yaş grubunda da bu durum söz konusudur ancak 60 yaş sonrasında artış göstermektedir” dedi. Yüksek tansiyonu açıklayacak bir neden olup olmadığını her zaman sorguladıklarını ifade eden Prof. Dr. Akçiçek “ Bazen hiç nedensiz de hipertansiyon olabilmektedir. Sebebini bilmemekle birlikte nelerin yol açabileceğini öğrenebilirsiniz. Bunun başında  aşırı tuz  tüketimi geliyor. Vücudun ihtiyaç duyduğu günlük tuz ihtiyacı 6 gramdır ancak Ege Bölgesi’nde bu oran 21 gram, İç Anadolu ve Akdeniz Bölgelerinde 26 gram, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde de 25 grama ulaşmaktadır. Oysa unutmayın 6 gramdan fazla tuz alımı zararlıdır. Vücudun su dengesi, tuz yani sodyum üzerinden ölçülüyor. Mesela 6 gram tuz kullandığınızda içilen 1 litre suyun 800 mililitresini atarsınız. 21 gram tuz tükettiğinizde sadece 500 mililitre suyu vücudunuzdan atarsınız. Aşırı tuz alımında ayak ve göz kapaklarınız şişer. Kalp, göz ve beyin yüksek tansiyondan en çok zarar gören organların başında geliyor.  Kan basıncını yükselten diğer neden  ise şişmanlıktır. Yağ  dokusu arttıkça su miktarı da artıyor. Tuza, şeker ve sigarayı da eklersek bunları hayatınızdan çıkarmanız şart. Hipertansiyonu kontrol için hekimlerinizin önerdiği ilaçları alabilirsiniz. İlaç kullanmanıza rağmen göğüs ağrısı çekiyorsanız, tansiyonunuz hâlâ yüksek ise ve algı problemi yaşıyorsanız mutlaka doktorunuza vakit kaybetmeden gidin dedi.
 
Konuşmacı yüksek tansiyonun 65 yaşından sonra şekil değiştirdiğini anımsatarak “Bu yaştan sonra damar yapıları farklılaşıyor. Büyük tansiyonu düşürmek gerekiyor. Sadece az tuz tüketerek hiç ilaç kullanmadan yüzde 75 oranında yüksek tansiyonu düşürebiliriz” diyerek sözlerini tamamladı. Prof. Dr. Fehmi Akçiçek daha sonra katılımcıların sorularına yanıt verdi. Program sonrasında Sosyal Yardım İşleri Müdürü Ayfer Çalışkan Prof Dr Akçiçek’e katkılarından dolayı çiçek ve  plaket verdi.
 
Alıntı. egedesonsoz.com

Genel Sağlık Sigortası uygulaması başlıyor

59 milyon kişi Genel Sağlık Sigortası kapsamına giriyor. Başvurular 1 Ekim'de başlıyor. 31 Ekim tarihine kadar başvurmayan 3 milyon kişiye 760 lira para cezası kesilecek.

59 milyon kişi Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamına giriyor. Başvurular 1 Ekim'de başlıyor. GSS'ye SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı kapsamındakilerin dışında, sosyal güvencesi olmayan ve Yeşil Kart uygulamasından yararlanamayan yaklaşık 3 milyon kişi de dahil olacak. Ancak zaman sınırlı. Çünkü bu 3 milyon kişiden 31 Ekim 2010 tarihine kadar başvurmayanlara 760 lira para cezası kesilecek.
Hiçbir sosyal güvencesi olmayan vatandaşlar belirlenen tarihlerde başvurdukları takdirde GSS kapsamına girseler de sağlık hizmetlerinden faydalanabilmek için sigorta primlerini kendileri ödeyecek.
Hürriyet'in haberine göre, sisteme dahil olmayanlar ise 760.5 lira para cezasına çarptırılmanın yanı sıra yapılacak olan gelir tesptinde aylık gelirleri de 1521 liranın üzerinde sayılarak olmayan maaşlarından sigorta primi için her ay 182.5 lira para kesilecek. 

UYGULAMA NASIL İŞLEYECEK?
Yeni uygulama ile birlikte Türkiye’de 59 milyon kişinin (SGK’ya tabi çalışanlar, emekliler veya bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilerin toplamı) GSS kapsamında olacak.SGK tarafından yapılacak tespit sonucunda; aile içinde kişi başına düşen aylık gelir, brüt asgari ücretin 3'te 1'inden (253.50 TL) az olanların primlerini devlet ödeyecek.
Kişi başına düşen aylık geliri; brüt asgari ücretin 3'te 1'i (253.50 TL) ile brüt asgari ücret (760.50 TL) arasında olduğu belirlenen kişiler için aylık 30.42 TL GSS primi ödenecek. Kişi başına düşen geliri; brüt asgari ücret (760.50) ile brüt asgari ücretin 2 katı (1521 TL) arasında olduğu belirlenen kişiler için aylık 91.26 TL GSS primi ödenecek. Kişi başına düşen geliri; brüt asgari ücretin 2 katından fazla (1521 TL'den fazla) olduğu belirlenenler için aylık 182.52 TL GSS primi ödenecek.
Örneğin; sosyal güvencesi olmayan 4 kişilik bir ailenin eline 1000 lira geçiyor, yani kişi başına 250 lira düşüyor. Brüt asgari ücret 729 lira. Bunu üçe böldüğünüzde 243 lira çıkıyor. Kişi başına 243 liradan fazla geliri olan bu ailemiz, ayda 30 lira prim ödeyerek sağlık yardımlarından faydalanacak. Ama 5 kişilik bir ailenin eline toplam 1000 lira geçiyorsa, bu herkese 200 lira düştüğü anlamına gelir. O zaman ailenin primini devlet karşılayacak. Şayet 4 kişilik bir ailenin 2 bin 500 lira geliri varsa ortalama 625 lira düştüğünden, bu aile ayda 88 lira prim ödeyecek.” 

HER AİLEDEN EŞLERDEN BİRİSİNİN DAHİL OLMASI YETERLİSisteme dahil olmak için eşlerden birisinin Genel Sağlık Sigortalı'sı olmasının yeterli olduğunu ifade eden Posta Gazetesi yazarı Ekrem Sarısu, "Eşlerin bakmakla yükümlü olduğu kişiler sağlık hizmetlerinde ücret ödemeden faydalanabilecek. Ailelerde çocuklar için ise bir ayrıntı söz konusu. Ailedeki tüm çocuklar 18 yaşına kadar, lise öğrenimine devam eden çocuklar 20 yaşına kadar, üniversite öğrenimine devam eden çocuklar ise 25 yaşına kadar ailesinden dolayı genel sağlık sigortalısı sayılacak. Bu yaşları aşan çocuklar ise kendi GSS kaydını yaptımak zorundalar" dedi. 

İŞSİZLERİN GELİRİ YAPTIKLARI HARCAMALARA GÖRE
Sosyal Güvenlik Kurumu, yapacağı gelir tespitinden sonra her ailenin gelir düzeyini belirleyecek. İşsiz olduğu için belgelenebilir bir geliri olmadığından bu ailelerin gelir tespiti yapılan harcamalar üzerinden yapılacak. Örneğin kira ödemesi, faturalar gibi harcamalar üzerinden bir gelir hesaplanmaya çalışacak ve bu gelir üzerinde hangi dilime giriyorsa ona göre bir sigorta primi belirlenecek. Gelir tespiti yapılırken belgelenmemiş kira veya tarla gelirleri, banka hesapları gibi kazançlar göz önünde bulunurulacak.

Alıntı:ntvmsnbc.com

YÖK Başkanı: 'Sınavları kurumların yapması' önerisi doğru değil

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, sınavları kurumların kendilerinin yapmalarına ilişkin önerilere sıcak bakmadığını, çünkü kurumların kendilerinin sınav yapmalarının kamuoyunda çok rağbet görmeyeceğini söyledi. 

Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluş yıl dönümü resepsiyonuna katılan Özcan, sorular üzerine, sınavların ÖSYM tarafından değil, kurumların kendisi tarafından yapılmasına ilişkin önerileri değerlendirdi. 

Özcan, bu önerilere sıcak bakmadığı mesajı vererek, kurumların kendilerinin sınav yapmalarının kamuoyunda çok rağbet görmeyeceğini bildirdi. YÖK Başkanı Özcan, bu sınav sisteminin şimdilik devam ettirilebileceğini, daha sonra buna benzer bir sistem kurduktan sonra, öğrencilerle çok ilgisi olmayan ve akademik olmayan sınavları, kurulacak yeni merkezin yapmasının doğru olabileceğini ifade etti.

Sınavların kurumların kendileri tarafından yapılmasına ilişkin bir teklif almadıklarını da söyleyen Özcan, taslaklarını TBMM'nin açılması ile sunmaları gerektiğini söyledi. 

ÖSYM Başkanlığına yeni atanan Prof. Dr. Ali Demir'in organizasyon yeteneği yüksek ve disiplinli birisi olduğunu belirten Özcan, ''Zaten böyle bir arkadaş arıyorduk'' dedi. Özcan, ÖSYM'nin yeni sistemine ilişkin çalışmalarının, birkaç ay içinde dışarıdan gelecek malzemelerle birlikte, 5-6 ayda tamamlanabileceğini de belirtti. 

 

Alıntı : medimagazin.com

24 Eylül 2010 Cuma

Cemaat ÖSYM'de....




Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevinden istifa eden Tuğamiral Türker Ertürk, üniversiteye giriş sınavından sonra doldurulan tercih kılavuzunda, Deniz Harp Okulu’nu işaretleyen öğrencilerin ailelerine, “Çocuğunuzu ahlaksız bir okula gönderiyorsunuz” şeklinde mektuplar gönderildiğini söyledi. Ertürk, Deniz Harp Okulu’nu tercih eden öğrencilerin ÖSYM içindeki yapı tarafından tespit edildiğini, bunu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na rapor ettiğini kaydetti.

Deniz Harp Okulu Komutanlığı’na yönelik karalama kampanyası ile ilgili olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na 2010 yılının Şubat, Mart ve Mayıs aylarında üç ayrı rapor gönderdiğini kaydeden Ertürk, “İhbar mektuplarının okuldaki ahlaksızlığı rapor etme kaygısı ile gönderilmediğini, bunun dinsel motifli/irticai yaklaşım içinde bulunan ve güçlü mali kaynağı olan bir örgüt/yapılanma işi olduğunu” kayda düşürdüğünü söyledi.

Eşcinsellikle suçlanan çocuklara ait bilgilerin, suçlamalarla ilgisi olmayan okuldaki diğer 150 öğrencinin velisine de gönderildiğini ifade eden Ertürk, şöyle devam etti:

“Deniz Harp Okulu’na karşı sürdürülen karalama kampanyası, laik Cumhuriyeti, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’e ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yürütülmekte olan operasyonun bir parçasıdır. Asimetrik psikolojik harekât, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nı artan şiddetle mercek altına getirmeye, tartışmaya, karalamaya, Türk ulusunun gönlünden düşürmeye, burada görev yapan personeli bezdirmeye, pes ettirmeye ve arzu ettikleri kafa yapısına dönüştürmeye yönelik gayretlerin bir parçasıdır. Bu psikolojik savaşın dış desteği olan bir örgüt işi olduğu şüphesizdir.”

Kendisine, “İmzasız ihbar mektupları ile okulun aday öğrencilerinin ailelerine psikolojik baskı yapılacağı” tehdidinde bulunulduğunu kaydeden Ertürk, bu olayın ardından potansiyel öğrenci adaylarının adreslerine, “Çocuğunuzu ahlaksız bir okula gönderiyorsunuz” şeklinde mektuplar gönderildiğini söyledi.

Kontenjanlar etkilendi

Ertürk, bu olayın üniversite seçme sınavına giren öğrencilerin, tercihleri arasına Deniz Harp Okulu’nu yazmasının ardından yaşandığını vurguladı. Ertürk, operasyonun ÖSYM içinden yapıldığını kaydetti.

Okula devam eden öğrencilerin ailelerine de, Deniz Harp Okulu başlıklı karalama ve iftira içeren bilgi notları gönderildiğini; konunun incelenmesi üzerine Deniz Kuvvetleri’nin kapalı devre bilgi sisteminden yararlanıldığının ortaya çıktığını anlatan Ertürk, “Yapılan incelemede, öğrenci ailelerine gönderilen mektup adreslerinin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı sisteminden alındığı, sistemde güncellemesi yapılmamış adreslere gönderilen mektupların geri döndüğü tespit edildi” dedi.

Ertürk, dinsel motifli çevrelerce yürütülen kampanyalar nedeniyle okulun öğrenci kontenjanında önemli oranda boşluk doğduğunu belirtti.


 Alıntı: Cumhuriyet

23 Eylül 2010 Perşembe

Yeni ÖSYM Başkanı'na dair....





‘Lugatinde bahane yok’
YÖK tarafından ÖSYM Başkanlığı’na atanan İTÜ öğretim üyesi Prof. Ali Demir, titiz, dakik, gece-gündüz çalışan, savunduğu fikirden kolay vazgeçmeyen biri olarak tanınıyor. Ölçme değerlendirme alanında çalışması olmayan Prof. Demir’i, öğrencileri ise şöyle tanımlıyor: “Aşırı idealist. Lugatinde bahane yoktur.”

ÖSYM Başkanlığı’na vekaleten atanan Prof. Dr. Ali Demir (51), görev yaptığı İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) titiz ve alanında yetkin biri olarak tanınıyor. Önceki gün Ankara’ya giden ve dün sabah da İTÜ Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin’le görüşen Demir, başkanlığının duyurulmasının ardından üniversiteden hızla uzaklaşarak, kimseyle görüşmek istemedi. Yüksek lisansını ve doktorasını yurtdışında yapan yeni ÖSYM Başkanı’nı öğretim üyesi arkadaşları dakik, gece gündüz çalışan, kendi doğruları ile hareket eden ve savunduğu fikirden kolay kolay vazgeçmeyen biri olarak tarif ediyor.

Doktorası İngiltere’den

İTÜ Makine Mühendisliği Bölümü mezunu Demir, Tasarım Mühendisliği’nde yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra doktorasını İngiltere’deki Loughborough Teknoloji Üniversitesi’nde yaptı. İTÜ’de Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü’nün yanı sıra Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapıyor. 1959’da Konya’da doğdu ve iki çocuk babası. İngilizce ve Almanca biliyor. Büyük kızı Yeditepe Diş Hekimliği Fakültesi’nde öğrenci. Diğeri ise bu yıl üniversite sınavlarına girdi ve ablasıyla aynı okulu kazandı. Demir’in eşi de diş hekimi.

Tekstil danışmanı

Tekstil alanında birçok projede danışmanlık yapan, TÜBİTAK’ta birçok proje yürüten Demir’in yeni göreviyle ilgili olarak, ölçme ve değerlendirme alanında çalışmaları bulunmuyor. Demir, sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta, öğrencilerinin oluşturduğu, “Prof. Dr. Ali Demir’in Öğrencileri” adlı grupta “Ali Demir gördüğüm en zor insanlardan biri, lügatinde ‘bahane’ adında herhangi bir kelime mevcut değildir, aşırı idealist, herşeye rağmen bir İTÜ aşığı olarak tanımlayabileceğim biri” sözleriyle anlatılıyor.
Türbana özgürlük için imza verdi
ÖSYM Başkanlığı’na vekaleten atanan Prof. Demir’in üniversitelerde türbana özgürlük bildirisinde imzası bulunuyor. Prof. Demir, Yarımağan’ın istifayı düşündüğünü açıklamasının ardından başkan arayışına giren YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın aklına gelen ilk kişi oldu. Özcan, arkadaşı Demir’i önceki gün Ankara’ya davet etti ve ÖSYM’nin başına getireceğini söyledi. Özcan, Demir’e görevini tebliğ ettikten sonra, ÖSYM’de tespit edilen güvenlik açıklarıyla ilgili bilgi içeren dosya verdi ve ertelenen sınavların hazırlıklarına hemen başlanmasını istedi.
Açığa alma istifa getirdi
ÖSYM eski Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan’ın istifasının nedenleri de netleşmeye başladı. YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan son görüşmelerinde, Prof. Yarımağan’a, ÖSYM’nin üst yönetiminden bazı kişileri açığa almayı düşündüğünü söyledi. Yıllardır birlikte çalıştığı arkadaşlarının açığa alınmasına olumlu yaklaşmayan Yarımağan, “O zaman ben istifa edeyim. Açığa alma işlemini ondan sonra yapın” diyerek, yıl sonunda istifa etme kararını erkene aldı.

Alıntı: hürriyet.com.tr

21 Eylül 2010 Salı

Bekelenen itiraf : Soruları cemaatten aldım

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yapılan 4 sınavda sınav sorularını sızdırarak para karşılığı satmakla suçlanan "kopya şebekesi" zanlılarının savcılık ifadeleri çarpıcı detaylarla dolu.

Çete lideri olmakla suçlanan Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Okulu'nda öğretim görevlisi olan O.A.U., ifadesinde, geçtiğimiz yıl yapılan Polis Meslek Yüksek Okulu sınavlarını da kendisinin iptal ettirdiğini itiraf etti.
“Reis” lakaplı zanlı, sınav sorularının cemaate yakın kişilerden sızdırıldığını öne sürdü. 

O.A.U., ifadesinde "Polis Meslek Yüksek Okulları öğrenci adaylığının iptalini sağladığım yönündeki suçlama kısmen doğrudur. Ancak soruları çalan ben değilim. Cemaatten aldım. Kadirli'li olan bir hemşerim cemaate mensup bazı kişilerin sınav sorularını tanıdıkları kişilere dağıttıklarını söyledi. Ben de cemaatle içli dışlı olan akrabam Ö.L.E'ye söyledim. Soruları aldı ve bana faksladı" diye konuştu.

Daha önce çok sayıda sınava girerek başarısız olduğunu belirten diğer bir zanlı, "M.D. isimli arkadaşıma rica ettim, internet ortamına sızdırılan soruları alarak bana tüyolar verdi. Telefonla söyledi, bunun suç olabileceğini bilmiyordum" değerlendirmesinde bulundu. 

Diğer tutuklu zanlı S.G. ise ifadesinde "Kopya vermek suretiyle sınav kazandırma gibi bir amacımız ve birliğimiz yoktur. Telefon kayıtlarında internet ortamında sınav sonuçları ile ilgili bilgileri birbirimize verdiğimiz yönünde beyanlar varsa da benim çevrem geniştir. Birçok arkadaşım sınavlara girip çıkar, ben de girerim. Birbirimizin sınav sonuçlarını merak ederiz. Konuşmalar bu konularla ilgilidir" dedi. 

Alıntı:ntvmsnbc.com

19 Eylül 2010 Pazar

KPSS'de yeni korku:YA YARGI DA İPTAL EDERSE.....

İptal kararından sonra gözler, mahkemelerin kararla ilgili yapacağı yorumlara çevrildi

Bugüne kadar KPSS’nin iptaline ilişkin açılan davalara ek olarak, ÖSYM’nin iptal kararının iptali ve yapılacak yeni sınavın iptali istemleriyle yeni davalar açılması bekleniyor. Adayların, bütün soruları doğru yanıtlayan şüphelilerin diğer testlerde de kopya çekmiş olabileceğini belirterek, dava açma hakları da bulunuyor. Bu davalardan herhangi birinden çıkacak olası bir iptal kararı ise durumun içinden çıkılmaz bir hal almasına yol açacak. KPSS’nin bütünüyle iptali halinde, bütün sınavın silbaştan yapılması gerekecek. ÖSYM’nin Eğitim Bilimleri testini iptal kararının iptal edilmesi halinde ise kopya çekenlerin tek tek saptanarak sınavlarının iptal edileceği tarihe kadar atama yapılmayacak. Yapılacak yeni sınavın iptali halinde ise kimi adayların eski, kimi adayların yeni puanının hesaplanması gerekecek. Bütün bu ihtimaller, KPSS mağdurlarına tazminat hakkı da doğuracak. ÖSYM yetkilileri hakkında tazminat davaları açılabilecek.

Alıntı : milliyet

Yine 2009 haberi : Sahibinden satılık Acil Servis!

KORKMAYIN....YARGI BU KARARI İPTAL ETTİ.ANCAK BU OLAY , TABLOYU GÖSTEREN BİR İŞARET FİŞEĞİ...

Bursa'da ilginç ihale: İl Sağlık Müdürlüğü 3 adet 112 acil istasyonunu doktor, yardımcı personel ve ambulans şoförüyle birlikte sattı. İhaleyi kazanan çöp poşeti imalatçısı firma her istasyon için 27 bin TL ödedi. Satışın hukuka aykırı olduğunu öne süren Bursa Tabip Odası, iptal davası açmaya hazırlanıyor

Bursa İl Sağlık Müdürlüğü'nde 22 Nisan günü gerçekleşen ihale şaşkına çevirdi. İl merkezinde konuşlanan 3 adet 112 Acil Yardım İstasyonu doktor, yardımcı sağlık personeli ve ambulans şoförüyle birlikte hizmet satın alımı için ihale düzenlendi. İhaleye 6 firma katıldı. Kazanan ise 'çöp poşeti' imalatıyla uğraşan 'EST Turizm Poşet Ambalaj' adlı şirket oldu. Şirket, Acil Yardım İstasyonları'nın her birine 2 yıl için 27 bin TL ödeyecek.

Teknik şartnamede, ambulansların, personelle birlikte hastane öncesi acil yardım hizmetlerinde (hastaya gidilmesi, müdahale edilmesi, stabilizasyonunun sağlanması ve gerektiğinde bir kuruma nakledilmesi) kullanılmak üzere hizmet alımı yoluyla temin edileceği belirtildi.

PERSONEL MAAŞI SIKINTILI
İdari şartnamede ise, her ambulansta en az 5 doktor, 5 yardımcı sağlık personeli ve 5 ambulans şoförünün çalıştırılacağı ifade ediliyor. İhaleyi alan firma sağlık personelinin maaşlarını da ödeyecek

Görevlilere yapılacak ödemelere ilişkin ifadelerde ise sıkıntı olduğu görüldü. İfade şöyle: 'Doktorlara net asgari ücretin yüzde 300 fazlası, yardımcı sağlık personeline de yüzde 100 fazlası verilecek. Doktorlar ve yardımcı sağlık personeli sigortalı değil part-time çalışacak. Dolayısıyla emekli kesenekleri yaklaşık maliyete dahil edilmemiştir. Şoföre brüt asgari ücretin yüzde 50 fazlası ödenecek.'

MALZEME DEVLETTEN

Firma tarafından harcanan tıbbi sarf malzemeleri ise Bursa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından karşılanacak. Ambulanslarda ve istasyonlarda kullanılacak telsiz, haberleşme cihazlarının bakımı da müdürlüğe ait olacak..

TABİP ODASI DAVA YOLUNDA

BURSA Tabip Odası Başkanı Dr. Bülent Aslanhan ise, ihalenin yapılacağını öğrendikten sonra İl Sağlık Müdürlüğü'nü uyardıklarını söyledi.

İhalenin yalnızca ambulans kiralanmasıyla sınırlı olmadığını, hekim ve diğer sağlık personeli tarafından verilen sağlık hizmetlerinin de satın alınmasının söz konusu olduğunu belirten Aslanhan, özellikle bu yanıyla hukuka aykırılıklar içeren ihalenin iptali için dava açacaklarını söyledi.

İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, talebin Sağlık Bakanlığı'ndan geldiğini, yakında tüm Türkiye'ye yayılacak olan uygulama için Bursa'nın pilot il seçildiği ve ihalenin bu amaçla gerçekleştirildiği yanıtını verdi.

2009 da olan ama pek bilinmeyen olay: Denizli'de aile hekimine hapis cezası

Denizli de aile hekimi hasta yakınının şikayeti, 4. sulh ceza mahkemesinin kararı ile 5 ay hapis cezası aldı.

İdrar sondası değişimi için eve davet edilip, benim görevim değil diyerek gitmeyen aile hekimi; aile hekimliği yasa ve yönetmeliklerinde evde bakım hizmeti maddelerine aykırı hareket ederek görevi ihmal ettiği gerekçesi ile sulh ceza mahkemesi tarafından 5 ay hapis cezası ile cezalandırıldı.

Karşıyaka Devlet Hastanesi'nde bir ilk : Fazla maaş ödedik, iade edin!

Karşıyaka Devlet Hastanesi'nin, çalışanlarına 8 ay fazla maaş ödediğini Sayıştay belirledi. Yetkililer, 245 bin lirayı bulan bakiyenin hastaneye iade edilmesini istedi

Ankara'dan gelen Sayıştay Başkanlığı'na bağlı denetçiler, Karşıyaka Devlet Hastanesi'nde çalışanlardan eksik gelir vergisi kesintisi yapılarak 'kamu zararı' oluştuğunu tespit etti. İncelemede hastane saymanlığındaki bir görevlinin yaptığı hata üzerine, hastanede çalışan 400'e yakın sağlık çalışanından 2009 yılında 8 ay eksik gelir vergisi tahsilatı yapıldığı anlaşıldı. Sayıştay'ın raporunun ardından hastane başhekimliği resmi yazı gönderdiği 400'e yakın çalışanından ödenmeyen toplam 245 bin TL tutarındaki vergiyi geri istedi.

NÖBET VE VERGİ


Hastane Başhekimi Dr. Rahim Özdemir imzalı yazıda, "Fazla ödemenin hastane banka hesabına veya Hastane Saymanlığı'na yatırılmasını rica ederiz" denildi. Şimdi hastanede görevli sağlık memuru, hemşire ve teknisyenler 300-1000, doktorlar ise 2-3 bin TL arasında para ödeyecek. Dr. Özdemir, çalışanların paraları ödememeleri halinde fazla ödenen vergi tutarını faiziyle birlikte ödemekten kurtulacaklarını açıkladı. Özdemir, çalışanların üzerlerine düşen parayı bir an önce vermeleri gerektiğini belirterek, "Alınacak bu para, önümüzdeki ay Maliye'nin hesabına yatırılacak. Hastanenin sıkıntı yaşamaması için çalışanların bir an önce bu vergi borçlarını ödemesi gerekiyor" dedi.

İzmir'in Karşıyaka Devlet Hastanesi'nde eşine az rastlanır bir olay yaşandı. Sayıştay Başkanlığı denetçileri hastane yaptıkları denetimde, hastanede görevli toplam 400 sağlık çalışanına fazla ödeme yapıldığını tespit etti.

YAZI GÖNDERİLDİ


Hastanenin saymanlık bilgilerini inceleyen denetçiler, hastanede 2009 yılı Nisan-Aralık aylarında çalışanlardan gelir vergisinin eksik kesildiğini, nöbet ücretlerinin de fazla yatırıldığını belirledi.

Hastane yönetimine savunma yapmaları için sunulan Sayıştay raporunda eksik vergi nedeniyle 245 bin, nöbet ücretleri nedeniyle ise 129 bin TL kamu zararı oluştuğu ifade edildi. Hastane Başhekimi Dr. Rahim Özdemir, Sayıştay raporlarının kendisine ulaşmasının ardından hastanedeki sendika temsilcileri ile toplantı yaptı. Eksik vergiden doğan 245 bin TL'lik kamu zaranın çalışanlar tarafından ödenmesi gerektiği hususunda sendika yöneticileri ile uzlaşma sağlayan Dr. Özdemir, nöbet ücretlerinden doğan zarar konusunda Sayıştay'a itirazda bulunma kararı aldı. Hastane Başhekimliği, Sayıştay raporunda ayrıntılı olarak 'borçları' çıkartılan 400'e yakın hastane çalışanına resmi yazı gönderip, fazla ödenen paraları geri istedi.

Dr. Özdemir tarafından gönderilen yazıda, "Hastanemiz 2009 mali yılı gelir gider hesaplarının Sayıştay görevlilerince denetlenmesi sonucunda aşağıda ve ekde yer alan harcama ve ödeme kalemlerinde tarafınıza.....TL fazla ödeme gerçekleştirildiği, bu fazla ödeme tutarının yasal faizi ile birlikte hastenemiz saymanlığı veya hastanemizin Ziraat Bankası Şemikler Şubesi'ndeki ..... nolu hesabına yatırılarak gereğini rica ederim" ifadelerine yer verdi.

Hastane çalışanları, "Maaşlarımızı her ayın 15. gününde alıyoruz. Hastane yetkilileri, 'Sizin verginizi eksik keşmisiz' demedi. Eksik kesintiden biz sorumlu değiliz. Zararı, buna yol açan personel ya da kurum karşılasın" dedi.

"Parayı yatırmaları onlar için iyi olur"


Devletin Kamu Alacakları Yönetmeliği'ne göre fazla ödenen paraları parayı ödeyen sorumlu kişi veya parayı alan kişilerden tahsil edildiğini belirten Dr. Özdemir, "Sayıştay raporunun ardından hastanedeki sendika temsilcileri ile görüştüm. Devlet oluşan kamu zararını bir şekilde tahsil edecektir. Çalışanlar korumak için elimizden geleni yapıyoruz. Paranın şimdi çalışanlar tarafından ödenmesi gerekiyor. Dosya Sayıştay'da görüşülüp aynı karara varılırsa bu kez ödenecek miktar artacaktır. Bu yüzden çalışanların fazla ödenen paraları hastane veznesine veya banka hesabına yatırmalarını istedik" diye konuştu. Eksik vergi kesintisi yapılmasında hastanenin hatasının bulunduğunu ifade eden Dr. Özdemir, nöbet ücretleri konusunda raporda belirtilen 'kamu zararına' itiraz edeceklerini bildirdi.

Sayıştay: Başhekim en doğrusunu yapmış

Denetimi gerçekleştiren Sayıştay denetçileri, Yeni Asır'a yaptıkları açıklamada şunları söyledi:

"Hazırladığımız raporu hastane başhekimliğine sunduk. Başhekimlik bize savunma gönderecek. Daha sonra Ankara'da Sayıştay Daireleri konuyu görüşecek. Eğer 'kamu zararı vardır' kararı çıkarsa para çalışanlardan faiziyle alınacaktır. Bu süreç bir yıl sürebilir. Hastane yönetiminin hatalarını kabul edip, parayı çalışanlardan tahsil etmesi halinde biz dosyayı kapatırız. Hastane başhekiminin böyle bir yetkisi var. Böylece çalışanlar, daha fazla para ödemek zorunda kalmayacak" diye konuştu.

"Danıştay'ın içtihadına göre para alınamaz"

Türk Sağlık Sen 1 Nolu Şube Başkanı Ahmet Doğruyol ise, gelişmeye tepki gösterdi. Hastane yönetiminin çalışanlarından ancak son 60 gün ödenen fazla parayı tahsil edebileceğini belirten Doğruyol, "Çalışanlar kendilerinden istenen parayı ödemesinler. Sendikamıza başvurdukları takdirde bu konuda dava açabiliriz" diye konuştu. Avukat Mesut Kılıç ise, "Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararı uyarınca kamu görevlilerine sehven ödenen paralar ancak ödeme tarihinden itibaren 60 gün içerisinde geri istenebilmektedir. Danıştay'ın bu açık içtihadına rağmen kurumlar, bu paraları personelden almaya çalışmaktadır" diye konuştu.

KPSS'de kısmi iptal kararı: Yeni sınav 40 gün içinde

KPSS soruşturması sürerken 'Eğitim Bilimleri Testi'nin iptaline karar verildi. Yeni sınav 40 gün içinde yapılacak.

YÖK Yürütme Kurulu üyesi Çavuşoğlu: Ortada cenaze vardı sahiplendik, faili beklemeden iptale karar verdik.

YÖK Başkanı Özcan: 1 ay içinde tamamlarız


Radikal’in gündeme getirmesiyle tartışmaya açılan ve 36 gündür üzerinde konuşulan KPSS iddialarında, iptal kararı çıktı. ÖSYM Yürütme Kurulu, KPSS sorularının sınav öncesinde sızdırıldığından emin olduklarını, Savcılığın soruşturmasının ise uzayacağının ortaya çıktığını belirterek, KPSS Eğitim Bilimleri testini iptal etti. YÖK Yürütme Kurulu üyesi Abdullah Çavuşoğlu, “Ortada cenaze vardı, faili belli değildi, biz cenazeyi sahiplendik, failini beklemeden iptale karar verdik” dedi.

10 Temmuz tarihinde yapılan KPSS sınavına 280 bine yakın öğretmen adayı katılmıştı. Sınavda 320 kişinin soruların tamamını yaparak tam puan alması, soruların sızdığı iddialarını beraberinde getirmişti. Bunun üzerine ÖSYM, YÖK Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu ve Savcılık olaya el koymuştu. Soruların sınav öncesinde sızdırıldığına yönelik iddialar hakkında yürütülen soruşturmalar nedeniyle ÖSYM’nin kozmik odalarında sınavların bulunduğu odalarda aramalar yapılmış, bu nedenle ÖSYM bu yıl içinde yapacağı 12 sınavın tarihini de ertelemek zorunda kalmıştı.

Türkiye’nin gündemini bir ayı aşkın bir süredir işgal eden ve bir türlü açıklığa kavuşturulamayan KPSS iddialarına yönelik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması sürerken, ÖSYM Yürütme Kurulu dün sürpriz bir şekilde Eğitim Bilimleri testini iptal etme kararı aldı. Radikal’in görüştüğü ÖSYM Yürütme Kurulu üyesi Abdullah Çavuşoğlu, “Savcılık soruşturmasının uzayacağı ortaya çıktı. ÖSYM Yürütme Kurulu olarak kararı biz verdik. Artık emin olduğumuz için savcılığı beklememeye karar verdik. Ortada cenaze vardı faili bulamıyorduk. Artık cenazeyle yetinmek zorunda kaldık. Hiçbir kuşkumuz yok, kesinlikle sızma. Ancak sızdıranı bulamıyoruz” dedi. Çavuşoğlu, YÖK Yürütme Kurulu’nun kararıyla ortaya çıkan tablo ve adayların aklındaki muhtemel sorular hakkında şunları söyledi:

Yeni sınav ne zaman?

Yeni sınav en geç 40 gün içerisinde yapılacak.

Yeni Sınav’da yeni sorular mı olacak?

Evet, soruların tamamı yeniden hazırlanacak.

Yeni Soruları kim hazırlayacak?

Eğitim Bilimleri testi için yeni komisyon kurulması planlanıyor.

Şüpheliler de sınava girebilecek mi?

Sınav sorularını önceden aldığından şüphe edilen yüksek puanlı adaylar da sınava girer, onunla ilgili birşey yapamazsınız. Çünkü sadece şüpheliler. Biz hepimiz okula gittik, öğretmen bizi kopyadan yakaladı diyelim, bir sonraki sınava giremiyor muyduk? Giriyorduk elbette. Bir çok kişiyi savcılık serbest bırakmak zorunda kaldı, bu insanlara yönelik bir müeyyide yok.

Sonuçlar ne zaman açıklanır?

Sınav sonuçları 2 ay içerisinde tamamlanabilir. Sınav yapıldıktan sonra okunması çabuk olur. Sonuçlar atamalar için iki aya hazır olabilir.

Yeni sınava kimler girebilecek?

İptal edilen Eğitim Bilimleri testi olduğundan öncelikle KPSS Eğitim Bilimleri testi yapılacak. Bu nedenle 10 Temmuz tarihinde sınava girenlerden yeniden başvuru alınmayacak ve Eğitim Bilimleri adaylarının tekrar sınava girmesi sağlanacak.
Sınavın yeniden yapılacak olması gözlerin iptal edilen sınavda soruların tamamını yapan ve tam puan alan adaylara çevrilmesine neden oldu. Radikal’in yaklaşık 20’sinin aynı evde yaşayan çiftler olduğunu tespit ettiği adayların aynı performansı göstermemesi, savcılık soruşturması açısından da belirleyici olacak. Yetkililer, sözkonusu adaylar için yoğun güvenlik önlemleri alınacağını bildirdiler.

ÖZCAN: 1 AY İÇERİSİNDE TAMAMLARIZ

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) ile ilgili iddialara ilişkin "ÖSYM’ye yeni bir şekil vermeyi düşünüyoruz. O süreç içerisinde nerelerden sızma olduğu ve açılan deliklerin kapanabilmesi için elimizden geleni yapacağız" dedi.

Özcan, beraberinde YÖK Denetleme Kurulu Üyesi Muhittin Şimşek ile birlikte Gaziantep’in Nizip ilçesinde bulunan Zeugma Antik Kenti’ni ziyaret etti.
Daha sonra Nizip ilçesinde bulunan Osmanlı Parkı’na gelen Özcan, burada gazetecilerin KPSS soruşturmasıyla ilgili sorularını yanıtladı.

Özcan, KPSS’de hiç bir değişiklik olmayacağını, KPSS’nin sadece eğitim bilimleri sınavının iptal edildiğini söyledi.

Sadece 279 bin öğretmenin yeniden bu teste alınacağını, diğer branşlarda atamaların yapılabileceğini ifade eden Özcan, şöyle konuştu:
"Yeni sınav tarihi zannediyorum bir ay içerisinde her şeyi tamamlayıp, Milli Eğitim Bakanlığına atamalar için gerekli olan puanları yollayabilecek durumda oluruz.
ÖSYM’ye yeni bir şekil vermeyi düşünüyoruz. O süreç içerisinde şimdiye kadar tespit edilen bütün açıklıkları, nerelerden sızma olduğu ve açılan deliklerin kapanması için elimizden geleni yapacağız." (aa)

Alıntı:
BETÜL KOTAN /RADİKAL

18 Eylül 2010 Cumartesi

KPSS Eğitim Bilimleri Testi iptal edildi

10-11 Temmuz 2010 tarihlerinde yapılan Kamu Personel Seçme Sınavının (KPSS-Lisans) Eğitim Bilimleri Testi, sınav sürecinde bazı usulsüzlüklerin meydana geldiği kanaatine varıldığından, telafisi mümkün olmayan zararların ortaya çıkmasını engellemek için iptal edilmiştir. Bu sınav ve daha önce ertelendiği açıklanan diğer sınavların yeni tarihleri yakında açıklanacaktır.

Kamuoyuna ve ilgililere duyurulur.

ÖSYM BAŞKANLIĞI