26 Nisan 2011 Salı

Doktor hakkını arayacak

Kocaköy’de aile hekimi olarak görev yapan Dr. 27 yaşındaki Bahar Tekin, Pazar günü sağlık ocağında acil doktoru olarak görev yaptığı sırada, yatalak bir hastanın evine gitmediği gerekçesiyle ilçe kaymakamı Muhammed Gürbüz tarafından tartaklandığını öne sürdü. Bugün kaymakam hakkında yasal soruşturma başlatılması için Diyarbakır adliyesine gelen Dr. Tekin, yaşadıklarını şöyle anlattı:

"1.5 yıllık doktorum. Kocaköy İlçesi’nde 1 ay önce aile hekimi olarak göreve başladım. Dün pazar günü sağlık ocağında acilde görevliyken, yatalak bir hasta yakını ocağa gelerek evine gitmemi istedi. Ben de acilde görevli olduğumu, hasta muayenelerinin devam ettiğini söyledim. Ancak buna rağmen hasta yakını, Kaymakamla görüştüğünü ve hastasına bakmak üzere evine gitmem konusunda ısrarcı oldu. Ancak görev yerimi terk edemeyeceğimi, terk etmem halinde suç işleyeceğimi söyledikten sonra adam ocaktan ayrıldı. Bir süre sonra hasta muayenesi bittikten sonra yine de ambulansa talimat verdim, hastaya bakmak üzere evine gitmeye karar verdim. Dışarı çıktığımda ’Kaymakam geliyor’ dediler. Kaymakam, gelir gelmez bana vurmaya başladı ve ’Sen bittin, seni açığa aldım’ diyerek dövmeye devam etti. Hem hakaret etti, hem de darp etti."

Diyarbakır Adliyesi’ne gelerek yaşadığı durumu Cumhuriyet Savcısı’na anlattığını dile getiren Dr. Tekin sözlerini şöyle sürdürdü: "İlçenin mülki idare amiri olduğu için prosedürün uygulanması gerekiyormuş. Şimdi avukatımla konuşacağım. Kaymakam, beni döverken ayaklarımla onun darbelerini engellemeye çalıştığım için, hakkımda kendisini darp ettiğim gerekçesiyle dava açmış. Güya ben bir kadın olarak, iri cüseli erkek bir kaymakamı darp etmişim. Kim inanır buna Allah aşkına. Şimdi avukatımla görüşeceğim ve davamdan asla vazgeçmeyeceğim. Bir kadın olarak, erkek bir amirden hem hakeret yedim, hem dayak yedim. Kadına yönelik şiddetin tartışıldığı bir dönemde yaşadıklarım yüzünden psikolojim bozuldu."

Dr. Tekin daha sonra avukatı aracılığıyla suç duyurusunda bulundu.

KAYMAKAM: ASIL DARP EDİLEN BENİM

Kaymakam Muhammed Gürbüz ise, olayların çarptırıldığını ve asıl kendisinin doktor tarafından darp edildiğini iddia etti. Dr. Bahar Tekin’e fiziki temasta asla bulunmadığını savunan Gürbüz, şöyle dedi:
"Dün saat 13.30’da Hükümet Konağı’na gittim, brifing hazırlayacaktım. Bunun için yazı işleri müdürü Naci Akdamar’ı telefonla arayarak bana yardımcı olmasını istedim. Naci bey, babasının ölmek üzere olduğunu ve üzerinde Kuran’ı Kerim okunduğunu bana ifade ederek, ’Gelmezsem olur mu’ dedi. Ben de bir insan olarak elbette ki kabul ettim. Ve Sağlık Grup Başkanı Mehmet Ataş’ı arayarak, bir doktor ve ambulans göndermesini istedim. Bunu da yazı işleri müdürü Naci beye bildirdim. Doktor gidince Naci beyin gelmesini istemiştim. Tekrar aradım Naci beyi, ancak o bana henüz doktor ve ambulansın gelmediğini söyledi. Tekrar Sağlık Grup Başkanı Ataş’ı aradım. Ancak Ataş, ilçede tek doktorun şu an nöbetçi olduğunu, ilçede başka doktor olmadığını söyledi. Ataş, görevli doktora gitmesini söylemesine rağmen, yok ’ambulans yokmuş da şoför yokmuş da’ bu yüzden gitmediğini aktardı bana. Bunun üzerine ben de sinirlendim. Çünkü ölüm düşeğinde bir insan var. Korumalarımla sağlık ocağına gittim. Doktor hanım merdivenlerde oturuyordu, ambulans da oradaydı, şoförü de. Üzerine yürüdüm ama o beni görünce ayağı kalkıp yere düştü. Yerdeyken bana tekmeyle vurdu. Asıl darp edilen benim. Savcılık evrakları henüz tamamlanmadı. Alınacak ifadeler var. Personele fiziki temasta bulunmadım."

Bu arada Diyarbakır Tabipler Odası yaptığı yazılı açıklamada, Dr. Bahar Tekin’in dayak yemesi ve Şırnak’ın İdil İlçesi’nde bir hekimin tutuklanması ile ilgili yarın geniş kapsamlı bir basın açıklaması yapacaklarını duyurdu.

Alıntı :radikal

19 Nisan 2011 Salı

İzmir'de G(ö)REV başarılı....


Hastaların hastanelere gitmeyerek eylemin 'başarılı' geçmesini sağladığı grev renkli görüntülere sahne olurken, yürüyüş ve açıklamalar yağmur altında yapıldı. Yağmur, 'Birleşe birleşe kazanacağız' sloganın 'Islana ıslana kazanacağız' şeklinde atılmasına yol açarken, 'Hasta başına one minute' yazılı pankart dikkat çekti.


Geçtiğimiz günlerde Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEÜTF) asistanlarının yaptığı grev, 'taleplerin kabülü' ile sona erdirilmesinin ardından Türk Tabipleri Birliği'nin çağrısıyla, sendikaların da destek verdiği 'Beyaz Grev'e İzmir'de bu kez tüm eğitim hastanelerinin asistanlarının geniş katılımı damga vurdu. Grev başarıyla gerçekleştirildi. Binlerce sağlık çalışanı iş bırakıp, hastane bahçelerinde taleplerini dile getirdi. Atatürk Eğitim Hastanesi'nde serbest kürsü kurulup hastalar da görüşlerini dile getirirken, şenlik havası yaşandı. Şarkılar türküler eşliğinde dans edip halay çeken sağlık çalışanları sağlık politikalarını sloganlarla, pankartlarla eleştirip, taleplerini dillendirdi. İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Op. Dr. Ercüment Tarcan, genç sağlıkçıları kutlarken, 'Anlayana grevdeyiz, anlamayıp bakana görevdeyiz' sözleri büyük alkış aldı. Mikrobiyoloji Kliniği asistanları hakkında eyleme katıldıkları için tutanak tutulduğu iddiası eylemcilerin tepkisine yol açtı, sloganların yerini 'yuhalamalar' aldı.


Hastanelerde yapılan basın açıklamalarının ardından en az iki bin sağlık çalışanı, beyaz önlükleri ya da grev önlükleri üzerlerinde olduğu halde, yağmur altında Cumhuriyet Meydanı'nda bir araya geldi. Yağmur yağarken, 'birleşe birleşe kazanacağız' sloganını değiştirip 'Islana ıslana kazanacağız' diyen sağlık çalışanları birkaç yüz metre uzaklıktaki Sağlık müdürlüğü önüne yürüdü. Sağlık Bakanlığı'nın temsilcisi İl Sağlık Müdürlüğü bahçesinde onlarca polisin hazır beklediği eylemci sağlık çalışanları taşıdıkları 'Hasta başına one minute', 'Puanları süper maryo toplasın, biz hekimlik yapalım', 'Kapımız 100 hasta, moralimiz yasta', 'Hekimlerin düşmanı Sağlık Bakanı' yazılı pankartlarla, 'Performansın kölesi olmayacağız' 'Sağlık haktır satılamaz?, 'Çok ses tek yürek, bu bilek bükülmeyecek' şeklindeki sloganlarla çok şey anlattılar.


Grev, 'Herkese sağlık, güvenli gelecek; sağlıkta özelleştirmeye karşı iş güvencesi, gelir güvencesi, can güvencesi, mesleki bağımsızlık, her türlü katkı- katılım paylarının kaldırılması' ana talepleriyle gerçekleştirilirken, İl Sağlık Müdürlüğü önünde İzmir tabip odası Başkanı Prof. Dr. Erdener Özer ve SES İzmir Şube Başkanı Dr. Veli Atanur birer konuşma yaptı. Sağlık çalışanları için taleplerinin yanısıra hastalar adına 'Nitelikli, ücretsiz sağlık hizmeti' istediklerini anlatan Özer, 'Bilinsin ki; Bu ülkenin küresel değil, ulusal bir sağlık politikası olana kadar, Sağlıkta Dönüşüm Programı kalkana kadar, tek yürek olarak g(ö)reve devam edeceğiz' dedi.  Konuşmaların ardından sağlık çalışanları greve devam etmek için görev yaptıkları hastanelere döndü. Sağlık çalışanları yarın da iş bırakacak.
Alıntı:egedesonsöz.com

G(ö)rev notları....

Bartın Devlet Hastanesi’nde izinli olanların dışında diğer doktorlar poliklinik hizmeti verirken, eylem yapılacağı duyumları üzerine hastaların hastaneye gelmedikleri görüldü.

Diğer günlere oranla hasta sayısının düşük ve hastane koridorlarının boş olduğu belirtildi. Bartın Devlet Hastanesi Başhekim Vekili Ergin Can, hastanelerinde eyleme katılımın olmadığını söyledi. 

Tüm polikliniklerin hizmet verdiğini anlatan Can, ''Ancak enteresan bir durum var. Doktorlarımız görevlerinin başında, ama hasta sayımız yok denilecek kadar az. Vatandaşların, basından doktorların eylem yapacağı yönündeki haberleri nedeniyle hastaneye gelmediğini düşünüyoruz. Her zaman çok yoğun olan hastane koridorları bugün bomboş. Bizler, görevimizin başındayız ama öyle zannediyorum ki hastalarımız doktorlara destek için muayene olmaya gelmiyor'' dedi. 

ÜCRETSİZ VE NİTELİKLİ SAĞLIK HİZMETİ

Karabük'te sağlık çalışanları, Tam Gün Yasası'nı, performansa dayalı ücret uygulamasını protesto etmek ve özlük haklarının korunması amacıyla iş bırakma eylemi başlattı. Şirinevler Devlet Hastanesi önünde toplanan yaklaşık 100 kişilik grup, alkışlı protesto da bulundu.

Grup adına açıklama yapan Doktor Rıdvan Üney, vatandaşların katkı ve katılım payı ödemeden erişebilecekleri ''Eşit, Ücretsiz, Nitelikli Sağlık Hizmeti'' sunmak istediklerini anlatan Üney, şöyle dedi:
''Biz sağlık çalışanları olarak halkın sağlık hakkını ve taleplerimizi daha güçlü haykırmak, ısrarlı takipçisi olmak için bir araya geldik. Biz, artık iş ve gelir güvenceli çalışalım istiyoruz. İlgili bakanlık ve Sosyal Güvenlik Kurumunun günübirlik uygulamaları ve istekleri nedeniyle hastalarla karşı karşıya kalmayalım. Sağlıklı sistem için önce bu hizmeti sunan çalışanların bedensel ve ruhsal sağlığını koruyalım.''

İŞ GÜVENCESİ, SAĞLIKLI VE GÜVENLİ ÇALIŞMA ORTAMI

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Tıp Fakültesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin Polikliniklerinin önünde, Aydın Tabip Odası ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri (SES) Aydın Şubesi tarafından eylem düzenlendi. ADÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyeleri ve eski ADÜ Rektörü Prof. Dr. Şükrü Boylu'nun da destek verdiği eylemde, slogan atılmazken, alkış tutuldu. Aydın Tabip Odası Başkanı Dr. Eralp Atay, burada yaptığı basın açıklamasında, sağlık hizmetinin bir ekip işi olduğunu belirterek, her bir sağlık çalışanının, nitelikli sağlık hizmeti üretimi için çok değerli olduğunu belirtti. Sağlık içindeki her alanın kendisine özgü farklı sorunları ve sıkıntıları olmakla birlikte, ortak sorunlarının da olduğunu vurgulayan Atay, şöyle konuştu: 

''Bugün görevdeyiz. Çünkü çok insani ve ahlaki gerekçelerimiz var. Dahası taleplerimiz bütünüyle karşılanabilir ve gerçekçi taleplerdir. Mesleğimizi etik ilkelerin gösterdiği çerçevede, kanıta dayalı bilimin bilgisi ve tecrübesi ışığında, sadece ve sadece insanların yararını gözeterek, özgürce uygulamak istediğimiz için görevdeyiz. Katkı payı adı altında hastaların ceplerinde para çıkmamasını istediğimiz için görevdeyiz. Bu ülkede başta sağlık çalışanları olmak üzere tüm çalışanlara iş, güvenceli gelir, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamları istediğimiz için görevdeyiz. ''

POLİTİK MANİPÜLASYONLARA ALET ETMEYİN

Adana'da sağlık çalışanları, Tam Gün Yasası'nı, performansa dayalı ücret uygulamasını protesto etmek ve özlük haklarının korunması amacıyla iş bırakma eylemi başlattı. Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi polikliniklerinde toplanan grup, basın açıklamasının ardından araçlarla Dr. Aşkım Tüfekçi Devlet Hastanesi önüne geldi. Burada da bir süre bekleyen grup, havanın yağışlı olmasına rağmen ellerinde pankart ve dövizlerle sloganlar atarak Uğur Mumcu Meydanı'na kadar yürüdü.

Adana-Osmaniye Tabip Odası Başkanı Doç. Dr. Cem Kaan Parsak, burada grup adına yaptığı açıklamada, sağlık çalışanları olarak artık huzur istediklerini söyledi. Anlık politik manipülasyonlara alet edilmeksizin geleceklerini programlayabilmek istediklerini ifade eden Parsak, şunları kaydetti:

''Giderek kötüleşen çalışma koşulları, güvencesiz çalışma biçimlerine zorlanmamız, yapılan yasa ve yönetmeliklerdeki belirsizlik ve hukuksal karşılıklar, durumu daha da karıştıracak olan yasa tasarıları bizleri 19-20 Nisan tarihlerinde sesimizi duyurabilmek için grev yapmaya itti. Meslektaşımız olan üst düzey siyasetçiler söylemlerinde halk ile hekimleri ayrı iki taraf ilan ederek 'ben halkımın yanındayım' mesajı vermektedir. Ancak unutulan nokta şunlardır: Biz sağlık personeli her zaman halkın yanında, onlarla iç içe olduk. Bunu yaparken oy değil, ettiğimiz yemin vardı ilham noktamızda. Türkiye'de yaşayan herkesle ortak, insanca yaşamak istiyoruz. Popülist politikalarla parasal ilişkiler kurulmuş bir sağlık sistemi değil, topluma adanmış mesleklerin onurlu üyeleri olarak mesleğimizi gelecek kaygısı olmadan yapmak istiyoruz.''

ÇALIŞMA BARIŞI BOZULDU

Uşak Tabip Odası Başkanı Dr. Tarkan Amuk ''Hekimlerin çalışma hakkı ve özgürlüğünü ihlal eden düzenlemeler kaldırılmalı'' dedi.

Amuk ve beraberindeki bir grup hekim, Uşak Devlet Hastanesi Bahçesi'nde ''Tam Gün Yasası ve Performansa Dayalı Ücret Uygulamasını'' protesto etmek amacıyla basın açıklaması yaptı. Hekimlerin çalışma haklarının her geçen gün kötüleştiğini, ''Tam Gün Yasası''ile yapılan düzenlemelerin hekimlerin sağlıkta çalışma barışını bozduğunu belirten Amuk, Türk Tabipler Birliği'nin hekimler adına hükümetten talep etiği 15 başlığın bir an önce yerine getirilmesi gerektiğini söyledi. Hekimlerin taleplerinin yerine getirilmemesinin sağlık alanında yeni sorunlara neden olacağını savunan Amuk, şunları kaydetti:

''Taleplerimizin hükümet tarafından yerine getirilmesi için hekimlerimiz 2 gün süreyle iş bırakıyor. Doktorlar 19 ve 20 Nisan'da çalışmayacak. Hekimlerin çalışma hakkı ve özgürlüğünü ihlal eden düzenlemeler kaldırılmalı. Tam gün çalışma konusunda Türk Tabipler Birliği'nin önerdiği düzenleme yapılana dek, 5947 sayılı Tam Günü Yasasıyla ilgili Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda hareket edilmeli. Hekimlere insanca yaşayabilecekleri bir çalışma ortamı sunulmalı. Ayrıca sağlığı ticarileştiren, sağlık hizmetlerini metalaştıran ve sağlık hizmetinin önündeki engel olan bütün katkı ve katılım payları gibi ilave ücretler kaldırılmalı.''

'SÖZLEŞMELİ KÖLE OLMAK İSTEMİYORUZ'

Denizli'de Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastanesi Acil Servis önünde toplanan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Denizli üyelerinin iş bırakma eylemine, Tabip Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisleri Odası ve Türk-İş üyeleri, PAÜ Tıp Fakültesi'nden bazı öğrenciler ile bazı hasta ve hasta yakınları destek verdi.

PAÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servis dışındaki birimler ile Tıp Fakültesi öğrencilerinin katıldığı eylemde, sağlık çalışanları uzun süre halay çekti. Hastaların hastane pencerelerinden izlediği eylemde açılan dövizlerle çalışma şartları protesto edildi.

Denizli Sağlık Emekçileri Sendikası (SES) Örgütlenme Sekreteri Dr. Sefa Gez, yaptığı basın açıklamasında, mesleki bağımsızlık istediklerini belirterek, şunları kaydetti:

''Tanı ve tedavimizi kısıtlayan sosyal güvence kurumunu istemiyoruz. Yanlış teşhis koymamak için uzun saatler boyu çalışmamak istiyoruz. Haftada 56 saatten fazla çalışmak istemiyoruz. Performans sisteminin kaldırılmasını istiyoruz. Hastane anonim şirketine gelen hastayı muayene ve tedavi eden sözleşmeli köle olmak istemiyoruz.''

 ANKARA'DA DURUM

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Konferans Merkezi önünde bir araya gelen sağlık çalışanları, ellerinde ''Yerli, yabancı yok, biz de hekimiz'', ''Performans hasta eder'', ''Uykusuz doktor ölüm demektir'', ''Puanları Mario toplasın'', ''Çok ses, tek yürek, bu bilek bükülmeyecek'' yazılı dövizler taşıdı ve ''Dikkat sağlık tehlikede'', ''Bu iş yerinde grev var '' yazılı pankart açtılar. 
 
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi önünde, hastanede görev yapan asistanlar, öğretim üyeleri ve diğer sağlık çalışanlarıyla tıp fakültesi öğrencilerinin yanı sıra Ankara Tabip Odası yöneticileri, SES üyeleri ve Başkent Hastanesi, Ankara Hastanesi, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Hastanesi olmak üzere bazı hastanelerden de katılımcıların olduğu bildirildi. 

''TÜM BUNLARA İTİRAZ EDİYORUZ''

Ankara Tabip Odası Başkanı Bayazıt İlhan, yaptığı konuşmada ''Sağlık Bakanlığının halkın yüzde 70'inin verilen sağlık hizmetinden memnun olduğu'' yönünde açıklama yaptığını belirterek, ''Ankara Tabip Odası'nın araştırmasına göre ise hekimlerin yüzde 73'ü vatandaşa nitelikli sağlık hizmeti veremediğini düşünüyor'' dedi.
Bu iki oranın birbiriyle çelişkili olduğunu belirten İlhan, katılımcılara ''Performans sistemini kabul edecek miyiz, daha çok hasta bakarak mı para kazanmaya çalışacağız, daha çok ameliyat yaparak mı para kazancağız' diye sordu. Katılımcıların ''Hayır'' cevabı üzerine İlhan, emekliliğe yansıyacak bir ücret almak istediklerini, özlük haklarının korunmasını, şiddetten arınmış ortamlarda çalışmayı arzu ettiklerini belirtti. İlhan, ''hekimlerin yüzde 80'inin geleceğinden umutsuz olduğunu'' ifade ederek şunları kaydetti: 

''Hemşirelerin ve taşeron şirketlerde çalışanların durumunu sizler takip edin, sağlıkta kötü şeyler oluyor. Türkiye'de 78 tane tıp fakültesi olmuş, bunların birçoğunda kütüphane, temel bilimler, patoloi, fizyoloji ve anatomi laboratuarı yok. Böyle tıp fakültesi olur mu? Buradan nitelikli hekim yetişir mi? Bu tıp fakülteler bir an önce kapatılmalı ya da öğrenci almayı bırakmalıdır. 2023 programında Türkiye'de hekim sayısı iki katına çıkarılmak isteniyor ama niteliğinden bahsedilmiyor. Birbiri ardına açılan eğitim hastanelerinde hiç ameliyat yapmadan cerrah yetişiyor. Eğitim araştırma hastaneleri 'jet profesörlerin' cirit attığı yerler haline geldi. İnsanlar bir günde profesör oluyor. Böyle profesörlük olur mu? Buna itiraz ediyoruz. Geçen hafta da Ankara İl Sağlık Müdürü yine aynı yöntemle yardımcı doçent oldu. Şimdi de 'jet yardımcı doçentlik' çıktı. Tüm bunlara itiraz ediyoruz ve kabul etmiyoruz.'' 

Üniversite hastanesinde görev yapan öğretim görevlileri de eyleme destek konuşması yaptılar. Asistan hekimler adına konuşan Melike Koşarsoy, ''Sağlıkta Dönüşüm Programı'' adı altında gerçekleştirilen uygulamaların, halk sağlığını ''tehdit ettiğini'' öne sürerek, performansa dayalı ücretlendirmeyle ''hastaya nasıl bakılacağından ziyade kaç hastaya bakıldığının'' dikkate alındığını savundu. 

SES: HASTALARA MÜŞTERİ GÖZÜYLE BAKILIYOR

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri (SES) Hacettepe iş yeri temsilciliği adına açıklama yapan Tülay Erdoğan da ''Sağlık, insan hakkı olmaktan çıkarılmış, üzerinden kar edilecek bir meta haline getirilmiş. Bu programla katkı katılım payları, ilave ödeme, ek ödeme gibi ücretlendirmelerle iktidarın eli, halkın cebinden çıkmamaktadır'' iddiasında bulundu. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile çalışma barışının bozulduğunu öne süren Erdoğan şöyle devam etti: 

''Çalışanlar birbirine rakip haline getirilmiş, hastalara müşteri gözüyle bakılmaya başlanmıştır. Tüm dünyada vazgeçilen performans uygulamasının, kamu sağlık kurumlarında uygulanmasında ısrar edilmektedir. Sağlık çalışanlarının sağlığı, çalışma koşulları ve ücreti esnekleştirilmekte ve kuralsızlaştırılmaktadır.''
Bu arada eylem yapılan alanın karşısındaki duvara asılan ''19-20 Nisan'da grevdeyiz'' yazılı pankartın çıkarılmaya çalışılmasına katılımcılar tepki gösterdi ve pankartı elleriyle tutarak, indirilmesine izin vermedi.
Hacettepe Hastanesi'nde bir araya gelen sağlık çalışanları, diğer hastanelerdeki çalışanlarla buluşmak üzere Numune Hastanesi'ne doğru yürüyüşe geçti. 

Öte yandan Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde eyleme katılımın yoğun, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde ise az olduğu öğrenildi.

Alıntı: ntvmsnbc.com

18 Nisan 2011 Pazartesi

Yarın G(ö)REV var...

TÜRK Tabipleri Birliği ve Ankara Tabip Odası’nın birlikte düzenlediği basın toplantısında 19-20 Nisan günlerinde sağlık çalışanlarının greve gideceği belirtildi. Aile hekimliği uygulamasının başladığı günden bu yana, sağlık ocağı çalışanlarının huzursuz olduğu belirtilen açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:

“4 Ocak’ta Ankara’da yakılan ateş tüm Türkiye’ye, tüm sağlık çalışanlarına yayıldı. 4 Ocak’tan beri sağlık çalışanları toplantılarda, sokaklarda, mitingte, grevde. Sağlık çalışanlarının yarınını göremediği bir dönemden geçiyoruz.
Türkiye’de işlerin en iyi gittiği alan olduğu sağlık alanı kırmızı alarm veriyor. Bakanlık bu beyaz çığlığı görmezden gelmeye, bastırmaya ve topluma duyurmamaya çalışıyor. Ama buna olanak yok. Sağlıkçılar yedi gün 24 saat bu halkla beraberler. Yıllardır susturulan sağlıkçılar bugün hep birlikte ayağa kalktılar.

Öte yandan Bakanlık da boş durmuyor. Baskıyı artırıyorlar korku duvarını yükseltmeye çalışıyorlar. Hastanelerde şeflere, başhekimlere yazılar gidiyor. Ama biz sağlık çalışanları yüreğimizi ortaya koyduk. Baskının, zorbalığın karşısına yüreklerimizi koyuyoruz. 19-20 Nisan’da her nerde sağlık çalışanı varsa... Orada greve gidiyoruz.

Yanlıştan dön çağrısı

Bizler, tıp fakültelerinin ve üniversitelerin bağımsızlığını geliştirmeye, tıp eğitiminin niteliğini yükseltmeye, fakültelerimizi her türlü yıkıcı saldırıdan korumaya kararlıyız.

İşte bu nedenlerle Hükümet’i, YÖK’ü, Sağlık Bakanlığı’nı bir kez daha uyarıyor ve yapılan yanlışlardan bir an evvel dönmeye çağırıyoruz. Biz kimsenin “maraba”sı değiliz. Biz kimsenin “köle”si değiliz. “Kapıkulu” hiç değiliz. Hakkımız olanı istemeyi de biliriz, nasıl isteyeceğimizi de. 19-20 Nisan’da kamuda, özelde, muayenehanede, üniversitede, işyerinde her nerede hekim varsa, sağlık çalışanı varsa orada, grevdeyiz.”

ATO’dan çarpıcı anket

ANKARA Tabip Odası, başkentte 14 sağlık kuruluşunda, aile hekimleri, özel hastaneler, eğitim araştırma hastaneleri ve tıp fakültelerinde çalışan hekimlere yönelik bir anket düzenledi. 288 hekimin katıldığı ankette çarpıcı sonuçlar ortaya kondu. Hekimlerin yüzde 83’ü aldığı ücretten memnun olmadığını belirtirken, yüzde 62’si de çalışma saatlerinden şikayetçi oldu. Ankete katılanların yüzde 88’i “Geleceğe umutla bakamıyorum” derken, yüzde 83’ü ise halkın yeterli ve nitelikli sağlık hizmeti alamadığını düşünüyor.

Alıntı: hürriyet

Akdağ'a göre Tamgün sorunu birkaç aya çözülecek

Sağlık Bakanı Recep Akdağ gündemi ısıtan tartışmalı konulara imzasını attı. Tam Gün Yasa Tasarısı iptal edilirken dikkatleri üzerine çekti, "obez değil şişko" diyerek önemli bir polemik konusu başlattı. Kendisi ile geçtiğimiz hafta İstanbul'da buluştuk. Tam da seçim listelerinin açıklanacağı saatlerdi ama onda en ufak bir heyecan yoktu. En hararetli konuları en sakin ses tonu ile yanıtladı: Bir ara İstanbul'da yaşayan annesini aradı elini öpmek istediğini söyledi. Akşam yemeği için "kalorisiz olsun anne" dedi. iPhone'unu tüm tartışmalara karşın kulaklıksız kullanması dikkatimi çekti. Sonra sorularımı yanıtladı:

 Tam Gün Yasa Tasarısı'nın iptaline şaşırdınız mı, bu kararı bekliyor muydunuz? 

 
Şaşırmadım. Kamuda çalışan doktorların özel hastanede çalışma iznini iptal etti. Bir tek muayenehaneler kaldı. Bunun da birkaç ay içinde çözümleneceğini düşünüyorum. Üniversite hastanelerinin içine taşınmış muayenehaneler, özel muayenehaneler, özel ameliyatlar bitti. Üniversite hastanesine gittiğiniz zaman orada kadrolu çalışan bir öğretim üyesinin sağlık hizmetinden yararlanmak için artık para ödemiyorsunuz. Millet bir daha geriye dönüş yapmaz. İhtiyacı olan bir vatandaşın, bir garibanın, karnındaki çocuk için her ay 300-500 lira muayenehaneye para vermesini vicdanınız kaldırır mı? Kamuda çalışan ve hasta muayene eden 41 bin uzmandan bin 800'ünün muayenehanesi var. Ama bunlar etkin insanlar olduğu için kıyameti koparıyorlar.

 Sizin muayenehaneniz varmış bugün 'keşke açmasaydım' diyebiliyor musunuz?
Burada yanlış anlaşılmasın ben muayenehane hekimlerini suçlu ilan etmiyorum. Kamuda çalışmayı tercih etmeyenler tabii ki muayenehanelerini açabilirler. O dönemde benim kendime ait şartlarım da vardı. 28 Şubat dönemiydi ve fişlenmiş doktorlarından, öğretim üyelerinden biriydim. Geleceğimin ne olduğunu bile bilemiyordum. Şükürler olsun bunlar bitti. Hekimlerin artık belli bir kazançları var, üstüne performans kazançları var.

PROFESÖR 12 BİN LİRA KAZANIYOR 

 
 Sizin getirdiğiniz sistemle bir profesör ne kadar kazanacak? 

 
Kayseri, Erciyes, Gaziantep, Çukurova gibi köklü üniversite hastanelerinde bu performans sistemi tıkır tıkır işliyor. Kimsenin de bir şikayeti yok. Hasta muayene etmeyen bir profesör 4 bin TL kazanıyor. Ancak çalışırsa ve hastalarına destek verirse o zaman ortalama kazancı 12 bin TL'ye çıkıyor. Aralarında 17 bin TL kazanan da var.

 Tekrar doktorluğa dönseniz muayenehane açar mısınız? 

 
Muayenehane açarak çalışamam. Devlet hastanesinde ya da özel hastanede çalışırım o anki şartlara bağlı.

HEKİMLİĞİ ÖZLEMEDİM 

 
 Doktorluğu özlüyor musunuz?
Doğrusu hekimliği çok özlemedim. Ben hekimliği hep insana hizmet aracı olarak gördüm. Doktorken birkaç yüz kanserli çocuğa hizmet edebiliyordum şimdi yılda 1 milyon 300 bin çocuğu koruma imkanım var. Bu yaptığım iş toplum hekimliği gibi bir şey...


Alıntı: sabah

Asistan hekimlerin sorunlarına ilk yanıt geldi

Asistan hekimlerin bir süredir dile getirdikleri, fazla nöbet ve aşırı iş yükü gibi sorunları artık yaşamamaları için Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlemeye gidildi.

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, uzmanlık öğrencilerinin (asistanlar) eğitim ve çalışmalarıyla ilgili bir genelge yayımladı.

Akdağ, eğitim ve araştırma hastanelerinde sağlık hizmetlerinin uzmanlık eğitimleri ile birlikte yürütüldüğünü, sağlık hizmetinin vazgeçilmez unsuru olan asistanların tuttukları nöbetlerin, eğitimlerine önemli katkı sağladığını vurguladığı genelgesinde, ''Ancak, zaman zaman asistanlara blok olarak, günaşırı ya da fazla sayıda nöbet tutturulduğu görülmektedir. Bu kabil uygulamalar hasta ve çalışan güvenliği açısından kabul edilemez'' ifadelerini kullandı.

Asistanların eğitimleri için, ilgili eğitim kurumunun bütün kaynaklarının en iyi şekilde kullanılmasının önemine işaret eden Akdağ, sağlık hizmetlerine önemli katkı sağlayan asistanların eğitimlerinin daha etkili ve verimli yürütülebilmesinin sağlanması, hasta ve çalışan güvenliğinin korunması amacıyla şu hususlara uyulmasını istedi:

''-Asistanlara blok şeklinde veya günaşırı nöbet tutturulmayacak, nöbet programları, hasta ve çalışan güvenliğini sağlayacak şekilde düzenlenecek.

-Tutulan nöbet karşılığında izin kullandırılamazsa nöbet ücretleri en geç müteakip ayın 15'ine kadar ödenecek.

-Eğitim ve araştırma hastanelerinin döner sermaye bütçelerine, asistanlarla ilgili olanlar da dahil olmak üzere eğitim ve araştırma-geliştirme giderlerinin karşılanması için yeteri kadar ödenek konarak, her türlü eğitim giderinin 2004/97 ve 2008/16 sıra nolu genelgeler doğrultusunda döner sermaye kaynaklarından ödenmesine devam edilecek.

-Personelin eğitimine ve mesleki gelişimine katkı sağlayacak her türlü eğitim araç-gereçleri (kitap, bilimsel içerikli yayın gibi) döner sermaye kaynaklarından temin edilecek ve personelin mesleki eğitim ve bilimsel etkinliklere katılımları sağlanacak.

-Halihazırda eğitim ve araştırma hastanelerinde ücretsiz olarak sağlanan bilimsel yayınlara elektronik erişim imkanları ile ilgili -varsa- aksaklılar giderilecek ve tüm sağlık çalışanlarıyla birlikte özellikle asistanlara, elektronik ortamda veya basılı bilimsel yayın, kitap ve kongre desteği sağlanacak.

-Bakanlık kurumları, ihtiyaç duyduklarında, araştırma ve geliştirme hizmetlerini, 2010/58 ve 2010/82 sıra numaralı genelgeler çerçevesinde yapılacak protokollerle kamu üniversitelerinden temin etmeye devam edecek ve bu hizmetlerin karşılığını döner sermayeden ödeyecek.

-Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğinin 20'nci maddesi çerçevesinde, eğitim hastanelerinde teşkil edilen Hastane Konseylerinde, asistanların bilimsel faaliyetleri ve hasta teşhis ve tedavisi ile ilgili hususlarda çalışmalar yapmak üzere komiteler oluşturulacak ve bunların aktif olarak çalışmaları sağlanacak.

-Asistanlar, uzmanlık bilgi ve becerisi gerektiren iş ve işlemleri klinik şefi, klinik şef yardımcısı, başasistan veya uzman tabiplerin gözetiminde ve nezaretinde yapmaktadır. Bundan dolayı bu işlemlerin kayıtlarının nezaret eden ilgili uzmanlar adına yapılması gerekir. Ancak uzmanlık bilgi ve becerisi gerektirmeyen ve genel olarak tabiplerin ve bu kapsamda asistanların yaptıkları iş ve işlemlerin başka kişiler adına kayıtlara geçirilmesi haksızlık ve adaletsizliğe yol açacağından kabul edilemez. Bu sebeple, uzmanlık bilgi ve becerisi gerektirmeyen ve asistanların bağımsız olarak yaptıkları iş ve işlemler, ilgili uzman veya eğitim personeli adına kaydedilmeyecek ve bu iş ve işlemlerin puanları klinik hizmet puan ortalaması ve hastane hizmet ortalaması hesabına dahil edilecek.

-Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitim Yönetmeliği'nin 25'inci maddesinin 3'üncü fıkrasının (e) bendindeki 'Uzmanlık öğrencileri verilen eğitimi ve eğitim sorumlularını yıllık olarak nitelik ve nicelik açısından değerlendirir ve uzmanlık eğitimi takip sistemine kaydeder. Bu değerlendirme, eğitimin niteliğini ve eğitim sorumlularının bilgi, beceri ve davranışlarını kapsar. Kurum amirleri, bu değerlendirmelerin akademik kurulda görüşülmesini sağlar' hükmü, 'uzmanlık eğitimi takip sistemi'nin devreye girmesinden itibaren titizlikle uygulanacak.''




Sayı     : B.10.0.SEG.0.65.00.04
Konu   : Uzmanlık öğrencilerinin (Asistanlar) eğitim ve çalışmaları
15.04.2011


DOSYA
GENELGE
2011/…..

          
Bilindiği üzere eğitim ve araştırma hastanelerinde sağlık hizmetleri uzmanlık eğitimleri ile birlikte yürütülmektedir. Sağlık hizmetinin vazgeçilmez unsuru olan uzmanlık öğrencilerinin (asistanların) tuttukları nöbetler, eğitimlerine önemli katkı sağlamaktadır. Ancak, zaman zaman asistanlara blok olarak, günaşırı ya da fazla sayıda nöbet tutturulduğu görülmektedir. Bu kabil uygulamalar hasta ve çalışan güvenliği açısından kabul edilemez. Öte yandan asistanların eğitimleri için, ilgili eğitim kurumunun bütün kaynaklarının en iyi şekilde kullanılması önemlidir. Sağlık hizmetlerine önemli katkı sağlayan asistanların eğitimlerinin daha etkili ve verimli yürütülebilmesinin sağlanması, hasta ve çalışan güvenliğinin korunması amacıyla aşağıdaki hususlara riayet edilmesi gerekmektedir.
1)      Asistanlara blok şeklinde veya günaşırı nöbet tutturulmayacak, nöbet programları, hasta ve çalışan güvenliğini sağlayacak şekilde düzenlenecektir.
2)      Tutulan nöbet karşılığında izin kullandırılamayan hallerde, nöbet ücretleri en geç müteakip ayın 15 ine kadar ödenecektir.
3)      Eğitim ve araştırma hastanelerinin döner sermaye bütçelerine, asistanlarla ilgili olanlar da dahil olmak üzere eğitim ve araştırma-geliştirme giderlerinin karşılanması için yeteri kadar ödenek konarak, her türlü eğitim giderinin 2004/97 ve 2008/16 sıra nolu genelgeler doğrultusunda döner sermaye kaynaklarından ödenmesine devam edilecektir.
4)      Personelin eğitimine ve mesleki gelişimine katkı sağlayacak her türlü eğitim araç-gereçleri (kitap, bilimsel içerikli yayın vb.) döner sermaye kaynaklarından temin edilecek ve personelin mesleki eğitim ve bilimsel etkinliklere katılımları sağlanacaktır. Hâlihazırda eğitim ve araştırma hastanelerimizde ücretsiz olarak sağlanmakta olan bilimsel yayınlara elektronik erişim imkânları ile ilgili -varsa-  aksaklılar giderilecek ve tüm sağlık çalışanlarıyla birlikte özellikle asistanlara, elektronik ortamda veya basılı bilimsel yayın, kitap ve kongre desteği sağlanacaktır.
5)      Bakanlığımız kurumları, ihtiyaç duyduklarında, araştırma ve geliştirme hizmetlerini, 2010/58 ve 2010/82 sıra numaralı genelgeler çerçevesinde yapılacak protokollerle kamu üniversitelerinden temin etmeye devam edecekler ve bu hizmetlerin karşılığını döner sermayeden ödeyeceklerdir.
6)      Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliğinin 20 nci maddesi çerçevesinde, eğitim hastanelerinde teşkil olunan Hastane Konseylerinde, asistanların bilimsel faaliyetleri ve hasta teşhis ve tedavisi ile ilgili hususlarda çalışmalar yapmak üzere komiteler oluşturulacak ve bunların aktif olarak çalışmaları sağlanacaktır.



7)      Asistanlar, uzmanlık bilgi ve becerisi gerektiren iş ve işlemleri klinik şefi, klinik şef yardımcısı, başasistan veya uzman tabiplerin gözetiminde ve nezaretinde yapmaktadırlar; bundan dolayı bu işlemlerin kayıtlarının nezaret eden ilgili uzmanlar adına yapılması gerekmektedir. Ancak uzmanlık bilgi ve becerisi gerektirmeyen ve genel olarak tabiplerin ve bu kapsamda asistanların yaptıkları iş ve işlemlerin başka kişiler adına kayıtlara geçirilmesi haksızlık ve adaletsizliğe yol açacağından kabul edilemez. Bu sebeple, uzmanlık bilgi ve becerisi gerektirmeyen ve asistanların bağımsız olarak yaptıkları iş ve işlemler, ilgili uzman veya eğitim personeli adına kaydedilmeyecek ve bu iş ve işlemlerin puanları klinik hizmet puan ortalaması ve hastane hizmet ortalaması hesabına dâhil edilecektir.
8)      Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitim Yönetmeliği’nin 25 inci maddesinin 3 üncü fıkrasının (e) bendindeki “Uzmanlık öğrencileri verilen eğitimi ve eğitim sorumlularını yıllık olarak nitelik ve nicelik açısından değerlendirir ve uzmanlık eğitimi takip sistemine kaydeder. Bu değerlendirme, eğitimin niteliğini ve eğitim sorumlularının bilgi, beceri ve davranışlarını kapsar. Kurum amirleri, bu değerlendirmelerin akademik kurulda görüşülmesini sağlar.” hükmünün, “uzmanlık eğitimi takip sistemi”nin devreye girmesinden itibaren titizlikle uygulanması temin edilecektir.
Bilgilerini ve konunun hassasiyetle takip edilerek gereğini önemle rica ederim.

Prof. Dr. Recep AKDAĞ
Bakan



Alıntı:medimagazin.com

29 Mart 2011 Salı

Dekolteye tecavüz akademik özgürlük oldu memlekette !!!

 MEMLEKETİM SON HIZDA DEMOKRATİKLEŞİYOR...EN SONUNDA  DEKOLTEYE TECAVÜZ AKADEMİK ÖZGÜRLÜK SAYILDI...BU DURUMLARA HİÇ ŞAŞIRMAMAK GEREKİYOR.NETİCEDE ALMANLARDA 1930'LU  YILLARDA ''SOSYALİZM NASIL GELSİN?'' DİYE KENDİ ARALARINDA TARTIŞIRKEN BARLARDA  ALKOLİKLERE  NUTUK ATAN HİTLER ; SESSİZCE VE DEMOKRASİYİ KULLANARAK İKTİDAR OLDU...ALMANLARA GÖRE SOSYALİZM GELMEK ÜZEREYDİ , ANCAK BARDAN GELEN HİTLER , İKTİDAR OLDU VE DÜNYA SAVAŞINI BAŞLATTI...AYNI ZAMANDA İNSANLIK ADINA EN BÜYÜK  SUÇLARDAN  BİRİ  İŞLENİYORDU...

BİZDEKİ DURUM DA AYNEN BURAYA GİDİYOR.ANCAK SONUÇ NEREYE  GİDECEK  BUNU GÖRECEĞİZ?


Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK), Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Orhan Çeker’in, ’dekolte giyinen kadının tecavüzle karşılaşmasının sürpriz olmayacağı’ yönündeki sözleri hakkında başlattığı inceleme sonuçlandı. YÖK, açıklamayı ’akademik ifade özgürlü’ olarak değerledirip, herhangi bir suç unsuru bulunmadığından Prof. Dr. Çeker hakkında soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar verdi.

Prof. Dr. Orhan Çeker, TBMM’ye sunulan ve kamuoyunda ’Hadım Yasası’ olarak nitelendirilen ’cinsel saldırı suçu ile çocuklara ve reşit olmayana tecavüzden yargılananların hadım edilmesini’ öngören tasarıyı değerlendirirken şunları söylemişti:

"Sorunun odağında kim var? Kadın var. Kardeşim sen dekolte giyinirsen bu tür çirkinliklerle karşılaşman sürpriz olmayacaktır. Tahrik ettikten sonra sonucundan şikayet etmen makul değildir. Bu konuda suçu işleyenleri savunduğum anlaşılmasın. Elbette işlenen suç son derece iğrençtir. Lakin bu suçun işlenmesinde dekolte ve tahrik edici kıyafetler giyinen kadının da etkisi küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Bu konuda tabi ki erkek suçludur ama kadının da suçu gözardı edilirse meseleyi çözümde yanlış adım atmış oluruz. Bu olayda her iki taraf da suçludur. Öncelikle belirtmeliyim ki dinimizde böyle bir ceza yok. Bu siyasi otoritenin kararı ile uygulanan bir ceza yöntemidir."

’AKADEMİK İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ’

YÖK, Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Orhan Çeker’in, büyük tepki çeken bu sözlerinin basında geniş yer almasının ardından inceleme başlatmıştı. İncelemesini tamamlayan YÖK, açıklamayı ’akademik ifade özgürlü’ olarak değerledirip, herhangi bir suç unsuru bulunmadığından, Prof. Dr. Çeker hakkında soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar verdi.

Alıntı: radikal.com.tr

28 Mart 2011 Pazartesi

Yapay radyasyondan nasıl korunulur ?

Dünyadaki radyasyona kaynaklarının yüzde 85'i doğal, yüzde 15'i yapay, havada, suda, toprakta doğal radyoaktif maddeler bulunuyor. Yani insanlar yeryüzünde var oldukları günden bu yana radyasyonla birlikte yaşıyor, doğal ve yapay yollardan radyasyona maruz kalıyor. Radyasyon doğal, yapay veya iyonlaştırıcı radyasyon ve iyonlaştırıcı olmayan radyasyon olmak üzere ikiye ayrılıyor.

Doğal radyasyon kaynaklarının başında toprak ve güneş geliyor. Güneşin yanı sıra uzayın derinliklerinden ve hatta galaksilerden, atmosfer içindeki atomlarla etkileşerek gama radyasyonu olarak dünyaya gelen kozmik ışınlar da doğal radyasyon kaynakları olarak biliniyor. Işık görünen, ısı da hissedilen bir radyasyon kaynağı. 

Dünya da bir miktar radyoaktif. Yani havasında, suyunda, toprağında doğal radyoaktif maddeler bulunuyor. Yeryüzünde granit, kum taşı, kireç taşı gibi bazı kayalar, uranyum, toryum ile potasyum-40 gibi doğal radyoaktif maddeleri yapısında bulunduruyor. Bunlardan elde edilen malzemelerle kullanılarak yapılan binalar da doğal radyasyon kaynağı. 

Radyasyonun tehlikeli olması ışınlama derecelerine, yani maruz kalınan radyasyon miktarına bağlı. Yapay radyasyon kaynaklarından korunmak için pek çok yöntem bulunmakla birlikte, doğal radyasyonun tümünden korunmak mümkün olmuyor. Ancak miktarın azaltılması için bazı önlemler alınması gerekiyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın verilerine göre, doğal radyasyon nedeniyle tüm canlılar yıllık ortalama 2,8 milisivert (mSv) radyasyona maruz kalıyor. Bu miktarın yüzde 85'i doğal kaynaklardan yani topraktan, güneşten ve uzaydan gelen kozmik ışınlardan kaynaklanıyor. Geriye kalan yüzde 14'ü tıbbi ışınlamalar ve yüzde 1'i de insan yapımı (nükleer silah denemeleri nedeniyle atmosfere salınmış radyoaktivite ve nükleer santral) unsurlardan kaynaklanıyor.

HANGİ EV DAHA SAĞLIKLI?

İnsan hayatı boyunca en fazla maruz kaldığı doğal radyasyon radon gazı (Dünyanın oluşumundan itibaren yerkürenin içinde bulunan uranyum, toryum gibi radyoaktif maddeler bozunarak radon gibi maddelere dönüşüyor). Topraktan sızan bu gaz özellikle kapalı alanlarda toplanıyor. Brezilya, Hindistan'ın bazı plajları, İran'ın bazı bölgeleri ile Norveç, İsveç gibi kuzey ülkelerinde doğal radyasyon daha çok bulunuyor. 

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının verilerine göre radonda dünya ortalaması 400 Bekerel/metreküp (Bq/m3), Türkiye ortalaması ise 52 Bq/m3. Yani Türkiye'de korkulacak düzeyde bir radon birikimi söz konusu değil. Buna rağmen kapalı ortamlara çok dikkat etmek gerekiyor. Bu gaz, yer altından binaların duvar ve tesisat boşluklarına sızarak odaların içerisine giriyor. Ortalama olarak da kapalı bir ortamda 24 saate bir en üst seviyeye ulaşıyor. 

Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Radyasyon Sağlığı ve Güvenliği Dairesi uzmanı ‘'Bu gazdan korunmanın tek çaresi en az 24 saatte bir evleri 15 dakika havalandırmaktır. Radon gazı topraktan çıkan ve yerden yükselen bir gaz, bu nedenle giriş veya bodrum katlarında oturan insanlar radona daha çok maruz kalıyor. Havalandırılmamış odada bir de sigara içilirse, radon ve sigara kanseri tetikleyen en önemli unsurlardan biri'' diye konuştu. 

Öte yandan eski evlerde yıpranmış tesisat ve duvar boşluklarından da radonun daha hızlı çıktığı ifade ediliyor. Radon, çimento, kiremit gibi topraktan üretilen yapı malzemelerinde de bulunduğu için ahşap evlerin daha sağlıklı olduğunu da belirtiliyor. 

EN ÇOK HAVUÇ, AYÇİÇEĞİ VE PATATESTE VAR

Topraktaki doğal radyasyon nedeniyle gıdalarda da radyasyon bulunuyor. Gıdalar içinde de ayçiçeği, havuç, patates, kuru yemiş, maden sularında diğer gıdalara göre daha yüksek radyasyon bulunuyor. Düşük düzeyli radyasyondan korkulmaması gerektiğini, hatta bunların vücut için ihtiyaç olarak bile nitelendirilebileceğini kaydeden TAEK uzmanı, ''Toprakta bulunan her şey bizim vücudumuzda da var. Bu zararlı radyasyon değil ama radyoaktivite vardır. Bu şuna benzer vücudunuzun demire de ihtiyacı var, çinkoya da. Bunları almanız gerekiyor'' dedi. 

RÖNTGEN ÇEKİLİNCE RADYOAKTİF OLUNMUYOR

Hastanede çekilen filmlerin de iyonlaştırıcı radyasyon kaynağı olduğuna işaret eden TAEK uzmanı, film çektirince radyoaktif olunmadığını ve film çektiren kişinin de sanıldığı gibi etrafa radyasyon yaymadığını belirtti. TAEK uzmanı, ''Filmler x ışını denilen radyasyonla çekiliyor. Lambadan gelen ışık gibi düğmeye basıldığı zaman ışık geliyor, düğmeye basıldığında da bitiyor. Vücutta birikimi söz konusu olmuyor'' diye konuştu. 

Nükleer tıpta vücuda verilen radyoaktif maddeler nedeniyle hassa belli bir süre dışarıya çıkarılmıyor, hatta bu kişilerin idrarları, dışkıları bir süre korunuyor, zararsız seviyelere çekildikten sonra da atılıyor. 

MİKRODALGA FIRIN, TRAŞ VE FÖN MAKİNELERİNE DİKKAT

İnsan yapısı yapay radyasyon kaynakları, x ışınlarının ve nükleer reaktörlerin keşfinden sonra insanlığın hizmetine yaygın olarak sunuldu. Yapay radyasyonun fabrikalarda, eğitimde, endüstride, tarımda birçok uygulama alanı bulunuyor. Cep telefonları, elektrikli aletler, fön makinesi, traş makinesi, mikrodalgalar iyonlaştırıcı olmayan radyasyon kaynaklarından bazıları. 

İyonlaştırıcı olmayan radyasyonun çok net sonuçları olmasa da bazı bilim adamları psikolojik etkilerinden kansere kadar birçok sağlık sorununa yol açtığını belirtiliyor. Radyasyonun zararları tam olarak tespit edilmediği için bu tür kaynakların minimize edilmesi gerektiğine işaret eden uzmanlar, TAEK olarak bu nedenle hava alanlarına konulmak istenen insan görüntüleyen cihazlara izin vermediklerini belirtti. Uzmanlar, alışveriş merkezleri ve havaalanlarındaki güvenlik kapılarında ise metal dedektör olduğuna ve bunlarda radyasyon bulunmadığına da dikkat çekti.
Yapay radyasyon konusunda araştırma yapan Gazi Üniversitesi Noniyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi'nin elektromanyetik radyasyondan korunmak için önerileri şöyle: 

•Kullanmadığınız elektrikli aletleri ya kapalı tutunuz ya da fişten çıkarınız. Çünkü cihazlar ''stand by'' konumunda kaldığı sürece elektromanyetik kirlilik yaratıyor.

• Düşük radyasyonlu bilgisayar ekranı kullanmaya özen gösteriniz ya da ekran filtresi kullanınız, mümkünse plazma ekran tercih ediniz. 

• Ekonomi (halojen ve flüoresan) lambaları okuma lambası olarak kullanmamaya özen gösteriniz.

• Dinlendirici bir uykuya geçmek için en ideal koşulun yatak odasında TV ve bilgisayar bulundurmamak veya bu cihazların tamamen kapalı konumda olmasını sağlamak olduğunu hatırlayın.

• Elektrikli battaniyeyi yatağa girmeden kapatınız. 

• Elektrikle çalışan radyolu çalar saatleri başınızdan mümkün olduğunca uzakta tutunuz, mümkünse pille çalışanlarını tercih ediniz. 

• Güçlü elektromanyetik alanlar pineal bezden melatonin salgılanmasını etkiler. Saç kurutma makinesinin manyetik alanı yüksektir, bu nedenle sürekli kullanmak yerine aralıklarla kısa süreli kullanınız. 

• Yatak odasında başucunuzdaki duvarla komşunuzda bir elektronik aletin bitişik durmamasını sağlamaya çalışınız. 

• Cep telefonlarını sohbet amaçlı kullanmayınız. Cep telefonunuz kullanmadığınız sürede mümkünse kapalı olsun. 

• Cep telefonu kullanımının beyin aktivitesinde etkili olduğu gösteren çalışmalar var. Çocuklarda sinir sistemi ve başın gelişimine devam ediyor olması dolayısıyla, çocukların ve gençlerin yetişkinlerden daha çok risk altında olduğu bir gerçektir. Bu nedenle 16 yaş altındaki çocukların cep telefonu kullanmamaları, kullanmalarının zorunlu olması durumunda ise günde 10 dakikayı geçmemeleri Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından önerilmektedir. 

• Cep telefonu kullanırken kesinlikle kulaklık kullanınız. Cep telefonunu açıksa kendinizden en uzak mesafeye bırakınız. SAR<1 W/kg olan cep telefonlarını tercih ediniz. 

• Dizüstü bilgisayarlar (LCD ekran) şarjlı kullanıldığında düşük EM alana sahiptir, uzakta şarj ediniz. 

• Fotokopi makinelerinden (yüksek manyetik alan) en az 50 cm uzakta durunuz. 

• Elektrikli tıraş makinesini mümkünse şarjlı kullanmayı tercih ediniz. 

• TV ekranlarından (ön ve arkasından) en az 2 m uzakta bulununuz. 

• Elektrikli daktiloları kullanmadığınızda fişten çıkartınız.

Alıntı: ntvmsnbc.com

21 Mart 2011 Pazartesi

Domuz gribi yeniden Türkiye'de...

Milas'a bağlı Selimiye beldesinde yaşayan İlyas Y, ani başlayan yüksek ateş, burun tıkanıklığı ve akıntısı, eklem ve kas ağrısı, şiddetli yorgunluk, solunum güçlüğü belirtilerinin ardından aniden yaşamını yitirdi.
 
Aynı gün hastanın 22 yaşındaki kızı da benzer belirtilerle apar topar tedaviye alındı.
 
İlyas Y'nin yaşadığı beldede defnedilmesinin ardından, aynı gün akşam saatlerinde Begüm Y. (22) adlı kızı da babasında görülen belirtilerle hastalandı. Ailenin çağırdığı ambulansla 75. Yıl Milas Devlet Hastanesi acil servisine kaldırılan genç kıza ilk müdahale burada yapıldı. Akciğer röntgeni çekilen genç kızın, durumunun ağır olduğu belirlenince hemen harekete geçilerek İzmir 9 Eylül Üniversitesi Hastanesi'ne sevki sağlandı. Tedavi altına alınan Begüm Y.'nin durumunun iyiye gittiği öğrenildi.
 
Hastalığın henüz net teşhis edilememesi nedeniyle Sağlık Bakanlığı'na bilgi veren devlet hastanesi yetkilileri, acil servisi ve bazı servislerin tahliyesini sağladı. Acil bölümüne, önemli durumlar dışında hasta kabul edilmedi. 75. Yıl Milas Devlet Hastanesi Başhekimi Opr. Dr. Ziyanur Başer ve Toplum Sağlığı Merkezi Başkanı Doktor Duygu Sarı da hastaneye gelerek kriz koordinasyonunu sağladı. 
 
Hastaya müdahale eden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doktor Turcen Konya Dönmez; "Bakanlığımız, hastane ve Toplum Sağlığı Merkezi gerekenleri yaptı. Hasta şu anda ambulansla hastaneye sevk ediliyor. Aynı aileden iki kişi de benzer belirtiler taşıyordu. Grip semptomlarından şüpheleniyoruz." diye konuştu.
Toplum Sağlığı Merkezi ve 75. Yıl Milas Devlet Hastanesi doktorlarından oluşan ekibin hasta ailesinde gece saatlerinde yaptığı incelemede de herhangi bir olumsuz duruma rastlanmadığı öğrenildi

14 Mart 2011 Pazartesi

Akdağ'dan dünkü eyleme "Che" cevabı

SAĞLIK BAKANIN KUTLAMA İÇİN TÖRENE KATILDIĞI FAKÜLTEYE DİKKAT ÇEKMEK İSTERİM...

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi’’nde 14 Mart Tıp Bayramı dolayısı ile düzenlenen törene katıldı. Akdağ, girişte gazetecilerin sorularını yanıtladı. "Dün sağlıkçıların geniş katılımlı bir eylemi oldu. Değerlendirmeniz nedir?”soru üzerine Akdağ, “Geniş katılımdan neyi kastettiğinize bağlı. Eylemde sağlıkçıların yanında kimlerin olduğuna bağlı. Mutlaka sağlıkçı arkadaşlarımız da vardı. Türkiye de herhangi bir mesele için gösteri yapmak, eylem yapmak… Bunlar özgürlüklerin sınırı içinde." diye konuştu.

Türkiye’de sağlıkta önemli bir değişim yaşandığını belirten Akdağ, yeni bir sağlık sisteminin hayata geçtiğini kaydetti. Akdağ, "Vatandaşımız bundan çok memnun. Bu arada gayrı memnunlar elbette olabilir. Ama enteresan pankartlarda vardı. D. Che Guevera’nın izindeyiz, diye pankart bile vardı. Dolayısı ile bu meselenin ne kadar sağlıkçı meselesi olduğunu bu kabil pankartlar aslında biraz anlatıyor." dedi.

"SAĞLIKTA GENEL GREV OLMAZ"

Akdağ, gelen taleplerin karşılanıp karşılanmayacağı yönündeki bir soru üzerine, şunları dile getirdi: “Bana bir talep gelmiş değil… Che Guevera’nın izindeyiz, diye gelen bir talep sağlık sistemi ile ilgili olamaz. Çok açık konuşuyorum. Genel grev falan da. Sağlıkta böyle bir şey olmaz. Geçtiğimiz 8,5 yıl içinde belli örgütler bu çağrıları çok yaptılar. Ama sağlıkçılar, hekimler, gönülleri insan sevgisi ile dolu, yeminlerine sadık insanlar hiçbir zaman böyle şeylere itibar etmedi. Bundan sonra da etmeyeceklerdir.”

Alıntı : medimagazin.com

Vali’den doktorlara: Benden 3 bin 500 lira fazla maaş alıyorsunuz, ağlamayın

DÜN YAZDIĞIM YORUMUN ÜSTÜNE ÇOK GÜZEL OLDU...ZİHNİYET AYNI ...DURMAK YOK YOLA DEVAM YANİ.....


14 Mart Tıp Bayramı etkinlikleri çerçevesinden Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi’ndeki düzenlenen programda konuşan Adana Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Nuh Demirpas, tam gün yasası, güvencesiz çalışma ortamı, doktorlara getirilen performans sistemi ve doktorların maruz kaldığı şiddet gibi konularda eleştirilerde bulundu.

Demirpas, “Yine bir 14 Mart geldi. Hekimler ve sağlık çalışanları mutsuz ve umutsuz. Mesleki geleceklerini belirleyemeyen ne olacağı hakkında yorum yapamayan sağlık emekçileri olarak bugünlere nasıl getirildiğimizi biliyoruz.” dedi. İktidarın, sağlıkta dönüşüm programı adı altında piyasalaştırma, ticarileştirme ve özelleştirme projesini dört dörtlük uyguladığını anlatan Demirpas, esas amacın özel sektörün bu alanda büyüyeceği bir ortamın oluşturulması olduğunu anlattı.

Adana Valisi İlhan Atış ise Demirpas’ın konuşmalarına sert çıktı. Sağcısı ve solcusunun da Türkiye’de yıllardır tam gün yasasını savunduğunu vurgulayan Atış, “Tam gün geldi şimdi ‘istemezük’ diyorlar. Sakıncaları olabilir. Doktorlarımız Türkiye’de çalıştığının emeğini alabilen meslek mensuplarından en başta geleni. Ben tam 41 yıldır çalışıyorum. Devletin valisiyim. Hiçbir şikayetim yok. Şimdi bir aile hekimi benden 3 bin 500 lira fazla para alıyor. Benden 10 kat fazla alabilir hayat kurtarıyor. Ama az diyerek ağlamayalım. Maaş yönünden en çok maaşı alan sizlersiniz. Ama ah vah edip, eziliyoruz, perişanız, şiddete uğruyoruz, iş güvemiz yok demeyin. Yapmayın Allah aşkına. Çok daha iyi olmalıyız iyinin sonu yok. Bugün Türkiye’de mezun olduğundan itibaren iş bulacağım mı diye endişeye düşmeyen tek bölüm tıp mezunlarıdır.” dedi.

ÖZEL HASTANELER ÇOĞALSIN

“En sevmediğim şey toptan kabul etmek ve toptan reddetmektir.” diyen Atış, “Hiçbir sistem tümüyle güzel değildir ve tümüyle kötü değildir. Bakarken hem iyi yanlarına hem de kötü yanlarına bakmak lazım. Çevremde doktor ve polisler var, doktorlar tek tek muayenehane açıp da saat 15.00'ten sonra yorgun argın muayenehaneye koşup 19.00'a kadar çalışınca özel ticaret olmuyor da, bu doktorlar bir araya gelip de muhteşem bir hastaneler kurunca özel ticaret mi oluyor. O da ticaret de bu da ticaret değil mi. Ticaret kötü bir şey değil ki. Eğer ticareti halkın sağlığı için kuruyorsanız para da kazanacaksınız. Neresi ayıp. Özel okulların artırılması için uğraşılırken özel hastanelerin çoğalması da güzel bir şey. Balcalı Hastanesi’nde yetişen insanlar bir araya gelip çok iyi hastane kuruyorlar. Yabancı ülkelerden hastalar geliyor artık. Bunun nesi kötü.“ ifadesini kullandı.

4 YILDA 17 DOKTOR ŞİDDETE MARUZ KALDI

“Eğer siz iş güvencemiz yok derseniz, iş güvencedeki kavramda farklılığımız olabilir.” diyen Atış, “Bana göre doktorlar dünyanın en güzel mesleğini yapıyorlar. Muhteşem meslek olunca muhteşem zorlukları da oluyor. Şiddete maruz kalan meslekler açısından nüfus memurları ve maliye memurları doktorlardan daha çok kalıyor. 4 yıl içinde şiddete maruz kalan sağlık mensubu 17. Nüfus memuru sayısı ise 56, maliye memuru 116. Şiddete maruz kalmak toplum problemidir. Çok okumuş olsa bile eşini döven insan varsa doktoruna karşıda şiddete davranan insan vardır. Bunu çözmek de doktorların, psikologların işidir.“ şeklinde konuştu.

“Bir doktor devlet kadrosuna girerse ölünceye kadar orada.” diye konuşan Atış, “İşe gitse de orada gitmese de orada. Çalışsa da çalışmasa da orada. Eskiden sivil toplum örgütlerimiz performans değerlendirmesini savunurlardı. Objektif değerlendirme olsun ki çalışanla çalışmayan ayırt edilsin diye Eğer performans değerlendirmesinde kriterlerde yanlışlık varsa a değerlendirilebilir. Bana göre performans değerlendirmesi doktor görevini gerektiği gibi yapıyor mu yapmıyor mu gibi değerlendirme olmalıdır. Bu vali için de kaymakam için de olmalıdır. Performans değerlendirmesini yine siz yapıyorsunuz.” dedi.

Doktor adaylarına da seslenen Atış şunları söyledi: “Siz bilmezsiniz. 10 yıl önce SSK’da muayene olmak mümkün değildi. Saatlerce sırada bekleyeceksiniz. Başını öne eğmiş doktorunuz size bakmadan muayene ettikten sonra ilaç almak için saatlerce kuyruğa girip alacaksınız. Şimdi ayrım yok isteyen istediği hastaneye gidiyor. Yeşil kartlılar için çok daha kolay. Yeşil kartınızı gösterdiğinizde rektör olmaktan daha güzel. İstediğiniz tedaviyi yaptırırsınız. Halkın memnuniyeti ön plandaysa halk memnun."

İl Sağlık Müdürü Aytekin Kemik ise 8 yıllık süreçte sağlıkta halkın memnuniyetinin yüzde 39’dan yüzde 73’lere geldiğini vurgulayarak, “Bunu yaparken de ABD’nin sağlık hizmetinde kişi başı yılda 7 bin 250 dolarken Türkiye’de bu işi 600 dolarla yapıyor. Bütçemiz kısıtlı. Gelişmiş ülkelerin yaklaşık 3’te biri kadar hekim arkadaşımız var. Gelişmiş ülkelerde 100 bin kişiye 700 hemşire düşerken biz de ebeler de dahil 170 ebe-hemşire düşmektedir. Biz yoruluyoruz ama iş güvencesiyle ilgili düşüncelerine katılmıyorum. 8 yıldır sağlıkta dönüşüm projesi devam etmektedir. İşiyle ilgili bir tane problem yaşayan bir tane sağlık personeli yoktur.” dedi.

Bunun üzerinde salondaki katılımcılardan eski Adana Tabip Odası Başkanı Osman Küçükosmanoğlu ise “Olur mu öyle şey’ Nereden çıkarıyorsunuz. Ben 10 tane yaşadığımı söyleyebilirim.” diye çıkıştı. Bunun üzerine Sağlık Müdürü Kemik, konuşmasına devam etti.

Alıntı: medimagazin.com

Çok Ses Tek Yürek Mitingi çoşkulu geçti

Sağlıkta özelleştirmelere karşı, 16 sağlık örgütünün organizasyonu ile düzenlenen "Çok Ses Tek Yürek" mitingi, onbinlerce sağlık çalışanının katılımıyla, bugün (13 Mart 2011) Ankara'da Sıhhiye Meydanı'nda gerçekleştirildi. Mitinge, çok sayıda sendika, meslek örgütü, siyasi parti temsilcisinin yanı sıra vatandaşlar da destek verdi.


Mitinge katılmak üzere Türkiye'nin çeşitli yerlerinden gelen sağlık çalışanları, sabah saatlerinden itibaren Ankara Garı'nda toplanmaya başladı. "Sağlıkta özelleştirmeye karşı çok ses tek yürek", "Kadrolu iş, güvenli gelecek", "Sağlık haktır, satılamaz", "Taşerona başkaldırıyoruz", "Sağlıkta ticaret ölüm demektir", "Sağlık haktır" ve  "Sağlıkta dönüşüm yalanına hayır" yazılı pankartlar ve dövizler taşıyan topluluk, "AKP sağlığa zararlıdır", "Sağlık haktır satılamaz", "Gün gelecek, devran dönecek, AKP hakla hesap verecek" sloganları, şarkılar ve türküler eşliğinde Sıhhiye'ye doğru yürüyüşe geçti. Yoğun kalabalık nedeniyle, kortejin Sıhhiye Meydanı'na yerleşmesi zaman aldı. Miting alanı neredeyse tamamen dolduğunda, halen Gar'dan hareket etmeyen gruplar bulunuyordu.

Sağlık çalışanlarının, hekimlerden oluşan ritm grubunun ve sloganların eşliğinde alana yerleşmesinden sonra, devlet tiyatrosu sanatçısı Şebnem Gürsoy ve Dr. Köksal Aydın, "Sağlıkta Yalanlar ve Gerçekler" başlıklı sunumu yaptılar. Sunumun ardından, mitingi düzenleyen ve destekleyen örgütlerin yöneticileri, miting alanını selamladılar ve konuşmalara geçildi.

Onbinler "grev" diye haykırdı

TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu, konuşmasına Cahit Sıtkı Tarancı'nın "Memleket İsterim" şiiri ile başladı. "Evet, biz sağlıkçıyız ama sağlığımız iyi değil" diye konuşan Bilaloğlu, sağlık alanının sorunlarını sıklıkla çalışan olarak ama hasta ya da hasta yakını olarak da yaşadıklarını söyledi. Sağlıkta Dönüşüm Programı'nı; halkın yaşadığı, daha kötüsü yaşayacakları sorunları bildiklerini belirten Bilaloğlu, vatandaşlara hitaben "Bize güvenin. İsteklerimiz ortak, aynı yerdeyiz. Birbirimize ihtiyacımız var. Herkese sağlık güvenli gelecek istiyoruz" diye konuştu. 

Bilaloğlu, AKP'nin, Sağlık Bakanlığı'nın sağlıkçıların bu haykırışını dikkate almamaya devam edeceğini, bu haykırışları anlamayacağını belirterek, "Ama moral bozmak yok" dedi. İsteklerinin son derece net olduğunu belirten Bilaloğlu, sağlık çalışanları olarak iş güvencesi, gelir güvencesi, can güvencesi ve mesleki bağımsızlık istediklerini; vatandaşlar açısından da katkı-katılım paylarının kaldırılmasını talep ettiklerini hatırlattı. 
Bilaloğlu, AKP bu haklı talepleri anlamadığında, görmezden geldiğinde yapılacak şeyin tek ve çok açık olduğunu vurguladı. Bilaloğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu işin tedavisi var mı? Kesin mi? Ama uygulayana, yani sizlere ve bir özelliğinize ihtiyaç gösteriyor. Israrlı, kararlı olmak, birbirinize güvenmek, sımsıkı sarılmak.
Kararlı mısınız tedavi etmeye? Şimdi tedavinin adını herkes önce tek tek içinden söylesin, sonra fısıldasın, giderek artsın, yükselsin!"

Topluluğun, Bilaloğlu'nun sözlerini "grev" haykırışlarıyla karşılaması üzerine, Bilaloğlu, "Bu gönülden isteği gönülden cevaplıyor ve emir kabul ediyorum" diye konuştu. Bilaloğlu konuşmasını, "Ne para ne pul, onurumuz ve çocuklarımız, sağlık hakkı/haklarımız, çocuklarımızın geleceği için buradayız" diyerek tamamladı.

Özelleştirmeye hayır

SES Genel Başkanı Bedriye Yorgun, sağlıkta özelleştirmeye izin vermeyeceklerini kaydetti. Yorgun, ''Özelleştirmeye, sağlık hakkının gasbına, sağlık kuruluşlarının işgaline, performans sistemine ve döner sermaye çarkına karşı isyandayız. Eşit, parasız ve ulaşılabilir sağlık hizmeti için direniş ruhunu sonuna kadar sürdüreceğiz'' diye konuştu.

Dev-Sağlık İş Sendikası Başkanı Dr. Arzu Çerkezoğlu, "insan ihaleyle çalıştırılmaz, sağlıkta taşeron olmaz" diyerek yıllardır mücadele ettiklerini belirtti. Taşeronlaştırmanın işsizlik, güvencesizlik, kölece çalışma ve yaşam koşullarının adı olduğunu belirten Çerkezoğlu, sağlığın piyasalaştırılmasına yönelik mücadelelerinin süreceğini vurguladı. Çerkezoğlu, "Sağlığın piyasalaştırılmasına, sağlık çalışanlarının güvencesizleştirilmesine karşı mücadele etmek, emeğimize, geleceğimize, onurumuza ve çocuklarımızın geleceğine sahip çıkmaktır" diye konuştu.

Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği (TRMT-DER) Derneği Başkanı Nezaket Özgür de radyoloji çalışanlarının haklarının tek tek elinden alındığını ve sağlıksız ortamlarda çalıştırıldıklarını ifade etti. Özgür, "Tıbbi radyasyon kaynaklarıyla çalışanlar olarak, bizi bu koşullara zorlayanları, güvencesiz çalışmayı, sağlıkta ucuz emek sömürüsünü, tam gün yasasını dayatanları kınıyoruz" dedi.

Konuşmaların ardından, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi asistan hekimlerinden oluşan Hacettepe Band grubu bir konser verdi. Konserin ardından sağlık çalışanları ellerindeki beyaz balonları hep birlikte gökyüzüne bıraktılar. Miting, son olarak Ezginin Günlüğü grubunun verdiği konserin ardından sona erdi.

Alıntı: ttb.org.tr

13 Mart 2011 Pazar

Çok Ses Tek Yürek Mitingi Ankara'da yapılıyor

TTB'nin organize ettiği mitingi Ankara'da yapılıyor.

Bugün gelinen son noktada ; uygulanan sağlık politikaları ve sağlık çalışanlarının özlük haklarının gerilemesi protesto edilecek.12 Eylül 1980'de Kenan EVREN ile başlayan gerileme artık en dip seviyede.Kenan Evren ; 'doktorlar askerlerden niye fazla maaş alıyor?' diyerek işe başlamıştı.Özal dönemi ile başlayan liberal politikalar sonucu 2000'li yıllarda sosyal güvenlik kurumları batma noktasına geldi.İşverenler primleri ödemedi , masraflar denetlenmedi ,hatta Emekli Sandığı ;yaptığı karlarla devletin bütçe açığını kapadı.Sonunda SSK 1 günde devlete geçti.İşçilerin primleri ile yapılanan kurum, 1 gecede adeta gasp edildi ve devlete geçti.Sosyal güvenlik kurumlarının tüm mal varlıkları  yok pahasına satıldı ve hepsi SGK çatısı altında birleştirildi.Ardından 'yeşil kart popülizmi' başladı.Bu dönemlerde sağlık çalışanlarının özlük hakları adeta eridi.90'lı yıllarda Dünya Bankası'na verilen sözlerle garanti altına alınan aile hekimliği ,2005'te pilot olarak uygulanmaya başladı.Artık ilaç şirketlerinin istekleri uygulanıyor ve Dünya Bankası hibelerinin meyveleri alınıyordu.Halk sağlığı ; artık sadece üniversitede anabilim dalı adı olarak gündemdeydi.

Sağlık özelleşirken aile hekimliği ile tasarruf edileceği yalanı ortaya atıldı.Böylece devletin sağlık harcamaları azalacaktı.Ancak sonra rakamlar dedi ki; ''harcamalarda azalma yok katlarca artış var''.Sevk zinciri olmayan bir sistem nasıl tasarruf edebilir ki?

Bir süre sonra SGK'da  batırılacak , devlet hastaneleri özelleşecek ,hasta poliçeleri(yani bir çeşit kasko) devri başlayacak.Yani devlet kişiden para alacak ama tüm hastalıklarını tedavi etmeyecek.Eğer tüm hastalıkların tedavisi isteniyorsa el cebe daha fazla girecek...Böylece SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM tamamlanacak ve PARAN KADAR SAĞLIK HİZMETİ dönemi başlayacak.Yani şu anda ABD ve İngiltere'nin geri dönmeye çalıştığı ama maddi nedenlerle dönemediği sisteme biz son hız gidiyoruz.

Gelinen noktada sağlık çalışanları ötekileştirilmiştir.Halk tarafından saygı görmeyen , PARA BABASI olarak bilinen ya da YATA YATA PARA KAZANAN  bir kitle oldu sağlık çalışanları.Sağlık örgütlerinin dedikleri hiç dikk alınmadı.Hatta bu örgütler MARJİNAL olarak nitelendi.Bunda ;son 30 yıllık iktidarların hepsinin katkısı vardır.

İşte tüm bunlar ışığında TÜM SAĞLIK ÇALIŞANLARININ 14 MART'ı kutlu olabilir mi?Umarım olur...



Yukarıda video; 13 Mart Çok SES Tek YÜREK Mitingi için Türk Tabipleri Birliği tarafından hazırlanmıştır..