YILLAR ÖNCE İŞÇİLERİN KENDİ PARALARIYLA KURULAN SSK, BİR GECEDE ÖZELLEŞMİŞ VE ÇALIŞANLARI DA ,BİR GÜN SONRA ELLERİNDE PROTOKOL DEFTERLERİYLE DEVLET HASTANELERİNE GİTMİŞTİ.RESMEN BİR GASP YAPILMIŞTI.BU YAŞANANLARDA AYNI O DÖNEMLERİ HATIRLATIYOR.BAĞIŞLARLA KURULAN VE ÖZELLİKLE ANADOLU'DA ÖNEMLİ HİZMETLER VEREN KIZILAY'A BAĞLI TIP MERKEZLERİ ;TAM GÜN İLE SAĞLIK BAKANLIĞI BÜNYESİNE GEÇTİ..DAHA İYİ HİZMET VEREBİLMEK İÇİN(!!).HİZMETİ HEP BERABER GÖRÜYORUZ.BURSA'DA SETBAŞI'NDA YILLARCA HİZMET VEREN MERKEZ DE BU SÜREÇTEN NASİBİNİ ALDI..SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM SÜRÜYOR.
BURSA (İHA) - Bursa Kızılay Tıp Merkezi, Ankara'daki genel merkez tarafından Sağlık Bakanlığı'na devredilmek üzere kapatıldı. Kapısına kilit vurulan merkez çalışanları ücretsiz izne çıkarıldı.
Hastaların kapıdan döndüğü merkezde halen Kızılay Genel Merkezi müfettişlerinin teftişi sürerken, çalışan personel ise ücretsiz izne çıkarıldı. Sağlık Bakanlığı'na 26 Mart 2010 tarihinde tam devri gerçekleşecek olan Kızılay Tıp Merkezi'nde İl Sağlık Müdürlüğü ile Bursa Devlet Hastanesi yetkililerinin incelemesi de devam ediyor. Kızılay Tıp Merkezi'nin Bursa Devlet Hastanesi'nin poliklinikleri olarak faaliyet göstermesi bekleniyor.
Sağlık Bakanlığı ile Kızılay Genel Merkezi arasında yapılan protokol gereği, "tıp merkezi misyonunu sürdürmek" üzere Sağlık Bakanlığı'na devredilen Kızılay Tıp Merkezi'nde çalışan 6 hekim devlet memuru statüsüne geçerken, hemşire, idari personel ve diğer yardımcı personel ise 4 B hükümlerine göre yine kamu sağlık kuruluşlarında sözleşmeli personel olarak istihdam edilecek. Tıp merkezinde çalışan emekli hekimler ise anlaşma kapsamı dışında kaldı.Kızılay sağlık çalışanlarının kıdem tazminatlarının ise Kızılay tarafından 5 yıllık bir süre içinde Sağlık Bakanlığı'na ödeneceği açıklandı. Bu ödemenin, kira ve demirbaş bedelleri karşılığı mahsuben gerçekleşeceği öngörülüyor.
Kızılay sağlık alanından çekiliyor
Kızılay Genel Merkezi'nin yönetim değişikliğinden itibaren tıp merkezlerinin kapatılması gündemdeydi. Hükümetin sağlık sistemindeki liberal politikalarına paralel olarak harekete geçen Kızılay Genel Merkezi, birkaç hastane dışındaki tüm tıp merkezlerini kapattı ve böylece sağlık alanından da çekilmiş oldu.
Öte yandan uygulama kapsamında 3 Mart'ta bazı tıp merkezleri tamamen kapatılırken, bazıları ise Sağlık Bakanlığı'na devredildi. Bursa'da faaliyet gösteren Kızılay Tıp Merkezi'nin bundan sonra yine amacı doğrultusunda faaliyet göstermesi, başta hizmet binası olmak üzere ve iç donanımı, makine ve teçhizat bağışını yapan hayırseverleri de kırmamış olacak.
Anadolu'daki Kızılay şubeleri bünyelerinde faaliyet gösteren tıp merkezlerinin kapatılmasına yönelik tepkiler; Sivas, Gebze, Kocaeli gibi çeşitli il ve ilçelerin yerel basınlarında yer aldı. Kızılay Tıp Merkezleri'nin kapatılmasına yönelik tepkilere gerekçe olarak hastaların mağdur olmasının yanı sıra afete müdahalede sağlık ekiplerinin de gerektiği ve mevcut uygulama ile bunun ortadan kaldırılmış olması gösteriliyor.
Savaş alanında yaralanan ya da hastalanan askerlere hiçbir ayrım gözetmeksizin yardımcı olmak amacıyla kurulan Türk Kızılayı, yeni bir dönemece giriyor. Bundan böyle depremde, selde ve diğer afetlerde Kızılay ile birlikte sembolleşen hemşire, hastabakıcı gibi görüntülere rastlanmayacak.
medimagazin.com'dan alıntıdır
19 Mart 2010 Cuma
Nevralji daha çok kadınların canını yakıyor
İSTANBUL - Amerikan Hastanesi Nöroloji Bölümü Dr. Bülent Kahyaoğlu, nevraljilerde zaman zaman hassasiyetin çok arttığını, en ufak bir temasın bile çok şiddetli acı duyulmasına neden olabileceğini söyledi ve "Hatta öksürmek veya yemek yemek gibi hareketler bile spazm krizlerini teşvik edebilir” dedi.
Nevraljinin sinir yollarının biri boyunca duyulan şiddetli ağrı spazmlarından oluştuğunu söyleyen Dr. Bülent Kahyaoğlu, hastalık hakkında şu bilgileri verdi:"Sinir sisteminin herhangi bir yerindeki (beyin, omurilik, çevresel sinirler) bir hastalığa bağlıdır. Bu tür bozuklukların başlattığı ağrı tablosunun genel ismi nevraljidir. Ancak bir çok vakanın nedeni bilinmemektedir. Genellikle de 50-70 yaşlarında ortaya çıkar. Hastalığın temel nedenlerinin yanı sıra nöropatik ağrılı hastalarda uyku bozukluğu, sıkıntı, enerji azlığı, dikkat azalması, depresyon, iştahsızlık sıktır.
EN ÖNEMLİ BELİRTİ, YANMA VE KARINCALANMA
Belirtiler genellikle yanma, karıncalanma, temas ya da ısıya duyarlılık ve elektirik çarpması tarzındaki ağrılardır. Saniyeler ya da dakikalar süren, kesik krizler halinde gelen ağrılar günler hatta haftalar boyunca devam edebilir. Nevraljiler çok sık rastlanan bir durumdur. En önemli örnekleri olan şeker hastalığı ve kronik bel ağrısıdır.
AĞRI YOLLARINDA AŞIRI DUYARLILAŞMA
Nevraljinin temelinde, çevresel ağrı yollarının aşırı duyarlılaşması ve beyindeki ağrı merkezlerinde duyarlılaşma ile denetim mekanizmalarının kaybı yatar. Nevralji ya da nöropatik ağrı, sinir sisteminin herhangi bir yerinde oluşan hasar nedeniyle olabilir. Sinir yaralanmaları, beyin omurilik travmaları, beyin damar hastalıkları, MS, zona, diyabet ve tümörler en belli başlı nedenlerdir. Özellikle uyku bozuklukları, sıkıntı ve depresyon ağrıyı belirgin şekilde artırır.
TEDAVİDE KULLANILAN YÖNTEMLER
Sinir ağrısı çok hızlı şimsek gibi hissedilir. Tedavide genel ağrı kesiciler pek fazla işe yaramaz, özel ağrı kesiciler kullanılır. Tedavi haftalar bazen aylar boyunca devam eder. İlaç tedavisi ile önemli oranda iyileşme olur, tedaviye dirençli olgularda ise algoloji uzmanlarınca girişimsel uygulamalar yapılır."
ntvmsnbc.com'dan alıntıdır
Nevraljinin sinir yollarının biri boyunca duyulan şiddetli ağrı spazmlarından oluştuğunu söyleyen Dr. Bülent Kahyaoğlu, hastalık hakkında şu bilgileri verdi:"Sinir sisteminin herhangi bir yerindeki (beyin, omurilik, çevresel sinirler) bir hastalığa bağlıdır. Bu tür bozuklukların başlattığı ağrı tablosunun genel ismi nevraljidir. Ancak bir çok vakanın nedeni bilinmemektedir. Genellikle de 50-70 yaşlarında ortaya çıkar. Hastalığın temel nedenlerinin yanı sıra nöropatik ağrılı hastalarda uyku bozukluğu, sıkıntı, enerji azlığı, dikkat azalması, depresyon, iştahsızlık sıktır.
EN ÖNEMLİ BELİRTİ, YANMA VE KARINCALANMA
Belirtiler genellikle yanma, karıncalanma, temas ya da ısıya duyarlılık ve elektirik çarpması tarzındaki ağrılardır. Saniyeler ya da dakikalar süren, kesik krizler halinde gelen ağrılar günler hatta haftalar boyunca devam edebilir. Nevraljiler çok sık rastlanan bir durumdur. En önemli örnekleri olan şeker hastalığı ve kronik bel ağrısıdır.
AĞRI YOLLARINDA AŞIRI DUYARLILAŞMA
Nevraljinin temelinde, çevresel ağrı yollarının aşırı duyarlılaşması ve beyindeki ağrı merkezlerinde duyarlılaşma ile denetim mekanizmalarının kaybı yatar. Nevralji ya da nöropatik ağrı, sinir sisteminin herhangi bir yerinde oluşan hasar nedeniyle olabilir. Sinir yaralanmaları, beyin omurilik travmaları, beyin damar hastalıkları, MS, zona, diyabet ve tümörler en belli başlı nedenlerdir. Özellikle uyku bozuklukları, sıkıntı ve depresyon ağrıyı belirgin şekilde artırır.
TEDAVİDE KULLANILAN YÖNTEMLER
Sinir ağrısı çok hızlı şimsek gibi hissedilir. Tedavide genel ağrı kesiciler pek fazla işe yaramaz, özel ağrı kesiciler kullanılır. Tedavi haftalar bazen aylar boyunca devam eder. İlaç tedavisi ile önemli oranda iyileşme olur, tedaviye dirençli olgularda ise algoloji uzmanlarınca girişimsel uygulamalar yapılır."
ntvmsnbc.com'dan alıntıdır
McDonalds'ın hamburgerleri
ntvmsnbc'dan alıntıdır
19 Mart. 2010 Cuma
WASHINGTON - Amerikalı beslenme uzmanı Joann Bruso, McDonalds'taki ürünlerde bulunan koruyucu maddelerin çocukların sağlıklı beslenmesi üstündeki etkilerini incelemek için enteresan bir deneye imza attı.
ABD, Colorado'da yaşayan Joann Bruso, McDonalds'ın hamburger ve patates kızartmasından oluşan Happy Meal menüsünü, ne kadar sağlıklı olduklarını görmek için, bir sene boyunca mutfağının bir rafında sakladı.
SİNEK VE BÖCEKLER BİLE KONMADI
Menüyü üstünü kapamadan sakladığını belirten Bruso, "Bu dönem içerisinde tabii ki birçok kez camları açık bıraktım. Ama sinekler ve böcekler bu menünün üzerine konmadı. Bu size neyi gösteriyor? Sinek ve böcekler bile bu yiyecek ile uğraşmıyor" dedi.
Sekiz torunu da olan 62 yaşındaki Bruso, sağlıklı beslenme konusunda ebeveynlere tavsiyeler verdiği blog'unda her gün hamburger ve patates kızartmalarının değişimini yazdı.
Ancak beklenenin aksine hamburger ve patates kızartması bir sene içerisinde çok az bir değişim gösterdi.
Joann Bruso:YEMEK DEDİĞİN BOZULMALIDIR
Amerikalı beslenme uzmanı deneyinin, bu gıdaların içinde yer alan koruyucu maddelerin ne kadar güçlü olduğunu ve bunun çocukların sağlığı üzerinde yol açabileceği olumsuz etkileri gösterdiğini söylüyor.
Bruso, "Yemek dediğin bozulmalıdır. Hatta beklettiğin zaman kokmalıdır. Eğer bunlar olmuyorsa, o gıda bozulmuyotsa, bu o gıdanın çocuklar için ne kadar sağlıksız olduğunu gösterir.
ABD'li beslenme uzmanı evinin bulunduğu bölgenin kuru, nemsiz bir iklime sahip olduğunu ve bunun da gıdaların bozulmamasında etkili olabileceğini söylüyor.
19 Mart. 2010 Cuma
WASHINGTON - Amerikalı beslenme uzmanı Joann Bruso, McDonalds'taki ürünlerde bulunan koruyucu maddelerin çocukların sağlıklı beslenmesi üstündeki etkilerini incelemek için enteresan bir deneye imza attı.
ABD, Colorado'da yaşayan Joann Bruso, McDonalds'ın hamburger ve patates kızartmasından oluşan Happy Meal menüsünü, ne kadar sağlıklı olduklarını görmek için, bir sene boyunca mutfağının bir rafında sakladı.
SİNEK VE BÖCEKLER BİLE KONMADI
Menüyü üstünü kapamadan sakladığını belirten Bruso, "Bu dönem içerisinde tabii ki birçok kez camları açık bıraktım. Ama sinekler ve böcekler bu menünün üzerine konmadı. Bu size neyi gösteriyor? Sinek ve böcekler bile bu yiyecek ile uğraşmıyor" dedi.
Sekiz torunu da olan 62 yaşındaki Bruso, sağlıklı beslenme konusunda ebeveynlere tavsiyeler verdiği blog'unda her gün hamburger ve patates kızartmalarının değişimini yazdı.
Ancak beklenenin aksine hamburger ve patates kızartması bir sene içerisinde çok az bir değişim gösterdi.
Joann Bruso:YEMEK DEDİĞİN BOZULMALIDIR
Amerikalı beslenme uzmanı deneyinin, bu gıdaların içinde yer alan koruyucu maddelerin ne kadar güçlü olduğunu ve bunun çocukların sağlığı üzerinde yol açabileceği olumsuz etkileri gösterdiğini söylüyor.
Bruso, "Yemek dediğin bozulmalıdır. Hatta beklettiğin zaman kokmalıdır. Eğer bunlar olmuyorsa, o gıda bozulmuyotsa, bu o gıdanın çocuklar için ne kadar sağlıksız olduğunu gösterir.
ABD'li beslenme uzmanı evinin bulunduğu bölgenin kuru, nemsiz bir iklime sahip olduğunu ve bunun da gıdaların bozulmamasında etkili olabileceğini söylüyor.
16 Mart 2010 Salı
Doktorlar ‘Tam Gün’e Karşı , Ama Neden?
Tam Gün Yasa Tasarısı ne getiriyor?
Hekimlerin çalışma koşullarına ve düzenini yeniden ele alan tasarının en önemli iki maddesi, üniversitede yarı zamanlı çalışanların serbest meslek icrasının yasaklanması ve muayenehane sahibinin başka bir sağlık kuruluşunda çalışmasının engellenmesi. Kamu ve üniversite hastanelerindeki hekimlerin muayenehane açması ya da özel sektörde çalışması engelleniyor. Bunun dışında çalışma saatlerinde de değişiklik söz konusu. Yasa, hekimleri çalıştıkları yere göre üçe ayırıyor. Bunlar, kamu kurumları, SGK’yla anlaşmalı özel kurumlar ve anlaşmalı olmayan özel kuruluşlar. Günlük çalışma süresi 8 saat olarak planlanıyor. Ancak gelirini artırmak isteyen hekimlere mesai dışı çalışarak daha fazla kazanabilme seçeneği sunuluyor. Mevcut maaşlarda iyileştirme olmayacak ancak hekimlerin performans adı verilen döner sermayeden bir ek ödemeyle gelirlerini artırma şansı var. Kamu sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabip, diş tabibi ve uzman olanlar, tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlarla kurumlarınca kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırmak zorunda kalacaklar.
Yasaya neden karşı çıkılıyor?
-Tasarı insanca yaşanacak bir özlük hakkı içermiyor.
- Tasarı günlük 8 saatlik mesainin üzerine aylık 130 saat nöbet, 120 saat icap nöbeti tutturup parasını ödeyeceğini, aylık 160 saatlik normal çalışma süresinin üzerine 250 saat de fazla çalıştıktan sonra daha da fazla çalıştırabileceğini ancak bunun parasını ödemeyeceğini söylemektedir.
- Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri herhangi bir meslek mensubunun fazla çalışmasının yılda 270 saati aşamayacağını söylüyor. Tasarı bir yıllık toplam fazla çalışma süresini sadece bir ayda yaptırmayı öngörebiliyor.
- Mesleki değerler, performans ödeme sistemi koşullarında “ne kadar tetkik/ ameliyat o kadar kazanç” anlayışıyla iyice tükenecektir.
- Bu durum tıp eğitiminin bütün aşamalarını (sürekli mesleki gelişim etkinlikleri vb.) olumsuz etkileyecektir.
- Kamu/özel bütün hekimlerin, ücretinin düşürülmesi demektir.
- Uzun süre çalışmayı ve niteliksiz hizmeti doğurur. Hastaların sağlık hakkını tehdit eder.
milliyet
Hekimlerin çalışma koşullarına ve düzenini yeniden ele alan tasarının en önemli iki maddesi, üniversitede yarı zamanlı çalışanların serbest meslek icrasının yasaklanması ve muayenehane sahibinin başka bir sağlık kuruluşunda çalışmasının engellenmesi. Kamu ve üniversite hastanelerindeki hekimlerin muayenehane açması ya da özel sektörde çalışması engelleniyor. Bunun dışında çalışma saatlerinde de değişiklik söz konusu. Yasa, hekimleri çalıştıkları yere göre üçe ayırıyor. Bunlar, kamu kurumları, SGK’yla anlaşmalı özel kurumlar ve anlaşmalı olmayan özel kuruluşlar. Günlük çalışma süresi 8 saat olarak planlanıyor. Ancak gelirini artırmak isteyen hekimlere mesai dışı çalışarak daha fazla kazanabilme seçeneği sunuluyor. Mevcut maaşlarda iyileştirme olmayacak ancak hekimlerin performans adı verilen döner sermayeden bir ek ödemeyle gelirlerini artırma şansı var. Kamu sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabip, diş tabibi ve uzman olanlar, tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlarla kurumlarınca kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırmak zorunda kalacaklar.
Yasaya neden karşı çıkılıyor?
-Tasarı insanca yaşanacak bir özlük hakkı içermiyor.
- Tasarı günlük 8 saatlik mesainin üzerine aylık 130 saat nöbet, 120 saat icap nöbeti tutturup parasını ödeyeceğini, aylık 160 saatlik normal çalışma süresinin üzerine 250 saat de fazla çalıştıktan sonra daha da fazla çalıştırabileceğini ancak bunun parasını ödemeyeceğini söylemektedir.
- Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) sözleşmeleri herhangi bir meslek mensubunun fazla çalışmasının yılda 270 saati aşamayacağını söylüyor. Tasarı bir yıllık toplam fazla çalışma süresini sadece bir ayda yaptırmayı öngörebiliyor.
- Mesleki değerler, performans ödeme sistemi koşullarında “ne kadar tetkik/ ameliyat o kadar kazanç” anlayışıyla iyice tükenecektir.
- Bu durum tıp eğitiminin bütün aşamalarını (sürekli mesleki gelişim etkinlikleri vb.) olumsuz etkileyecektir.
- Kamu/özel bütün hekimlerin, ücretinin düşürülmesi demektir.
- Uzun süre çalışmayı ve niteliksiz hizmeti doğurur. Hastaların sağlık hakkını tehdit eder.
milliyet
Sezaryen Sadece Türkiye’de Değil Tüm Dünyada Artıyor
doktoruz.com'dan alınmıştır.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın sezaryen oranlarının çok fazla olduğunu ve bununla ilgili hekimlere yönelik çeşitli yaptırımlar uygulanacağını belirtmesi üzerine Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, “Yalnızca hekimi suçlu olarak görüp onu cezalandırarak, sağlık göstergelerinin bir anda iyileşeceğini sanmak doğru bir yaklaşım değildir” dedi.
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın artan sezaryen oranları ile ilgili olarak "Hangi önlemler alacağımızı ilgili dernek ve meslektaşlar çok iyi biliyorlar” yaklaşımının yanlış olduğuna dikkat çekti.
İtil, “Sezaryen oranları, yalnızca Türkiye’de değil tüm dünyada artış göstermektedir. Avrupa’da %20-25 sezaryen oranları görülürken, ABD’de de sezaryen oranı %25 civarındadır. Örneğin İtalya’da %36 sezaryen oranları mevcuttur” diyerek konunun sadece Türkiye ile ilgili olmadığını da vurguladı.
İtil, sezaryen oranlarının tüm dünyada artmasının nedenlerini de şöyle açıkladı:
“Bunun en önemli nedenleri
- Türkiye’de bir çok yerde “ağrısız doğumun” yaptırılmaması ve doğumun özendirici olmaması
- Artan malpraktis cezaları ve hekimin malpraktis korkusu
- Türkiye’den daha az doğurganlık oranına sahip ülkelerde tüm doğumlar ebeler tarafından takip edilmekte ve sonlandırılmaktadır.halbuki ülkemizde,gecede 20-25 doğum olan doğumevlerinde tek sorumlu nöbetçi uzman olup tüm doğumlara hakim olması mümkün değildir.
- Ebe eğitimi ve yetkinliği yetersiz olup, bir çok ebe eleman eksikliği nedeniyle hemşire olarak görev yapmaktadır.
- Bilinmeyen nedenler ya da anne isteği ile yaptırılan sezaryenler, tüm endikasyonlar içerisinde % 4 civarında olup büyük bir yer kaplamaktadır.
- En önemli sezaryen nedenleri gebelik zehirlenmeleri ve kanamalardır. Ülkemizde antenatal bakımın henüz Avrupa seviyesinde olmadığı da düşünüldüğünde, acil sezaryen oranlarının da yükseleceği aşikardır.”
Dernek Başkanı İtil Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın "Hangi önlemler alacağımızı ilgili dernek ve meslektaşlar çok iyi biliyorlar” yaklaşımının yanlış olduğunu şöyle açıkladı:
“Bakanlığın 2008 yılı uygulamalarında,sezaryen oranı %20nin üzerinde olan kurumların performans puanları düşürülüyor ve burada görev yapan hekimler de çalıştığı yerden Ankara’ya görevlendirilerek cezalandırılıyordu. Biz Sayın Bakanla yaptığımız görüşmede bunun onur kırıcı bir şey olduğunu ve bu uygulamanın kaldırılmasını istemiştik. Kendisi bu uygulamanın doğru olmadığını söyledi ve yürürlükten kaldırmıştı. Meslek örgütü olarak artan sezaryen oranlarının nedenleri ve düşürülmesi ile ilgili Bakanlıkla ortak toplantılar düzenledik...
Sayın Bakanın son konuşmasında sözünü ettiği, “Hangi önlemler alacağımızı ilgili dernek ve meslektaşlar çok iyi biliyorlar” sözü herhalde bu uygulamalarla ilişkilidir. Her halde Sayın Bakan, kendisini de üzdüğünü belirttiği bu uygulamaya geri dönmeyecektir.
Yalnızca hekimi suçlu olarak görüp onu cezalandırarak, sağlık göstergelerinin bir anda iyileşeceğini sanmak doğru bir yaklaşım değildir. Hekimi cezalandırmak yerine, diğer branşlara göre mağdur edilmiş olan kadın doğum hekimlerinin, performans ve ücretlendirmelerinde iyileştirmeler yapmak daha doğru bir yoldur. Ocak 2009 yılında kendisine bununla ilgili verdiğimiz dosyayla ilişkin hiçbir iyileştirme yapılmamıştır.
Türkiye’de sezaryen oranları 2001 yılında % 21iken 2009 yılında %47 oranlarına gelmiştir. O zaman da aynı uzmanlar görev yapıyordu.
Sağlıkta Dönüşümle birçok hakkı elinden alınmış ve hala alınmaya çalışılan hekimlerin daha da üzerine gitmek, sağlık göstergelerini iyileştirmeyecektir.”
08.01.2010
Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın sezaryen oranlarının çok fazla olduğunu ve bununla ilgili hekimlere yönelik çeşitli yaptırımlar uygulanacağını belirtmesi üzerine Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, “Yalnızca hekimi suçlu olarak görüp onu cezalandırarak, sağlık göstergelerinin bir anda iyileşeceğini sanmak doğru bir yaklaşım değildir” dedi.
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. İsmail Mete İtil, Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın artan sezaryen oranları ile ilgili olarak "Hangi önlemler alacağımızı ilgili dernek ve meslektaşlar çok iyi biliyorlar” yaklaşımının yanlış olduğuna dikkat çekti.
İtil, “Sezaryen oranları, yalnızca Türkiye’de değil tüm dünyada artış göstermektedir. Avrupa’da %20-25 sezaryen oranları görülürken, ABD’de de sezaryen oranı %25 civarındadır. Örneğin İtalya’da %36 sezaryen oranları mevcuttur” diyerek konunun sadece Türkiye ile ilgili olmadığını da vurguladı.
İtil, sezaryen oranlarının tüm dünyada artmasının nedenlerini de şöyle açıkladı:
“Bunun en önemli nedenleri
- Türkiye’de bir çok yerde “ağrısız doğumun” yaptırılmaması ve doğumun özendirici olmaması
- Artan malpraktis cezaları ve hekimin malpraktis korkusu
- Türkiye’den daha az doğurganlık oranına sahip ülkelerde tüm doğumlar ebeler tarafından takip edilmekte ve sonlandırılmaktadır.halbuki ülkemizde,gecede 20-25 doğum olan doğumevlerinde tek sorumlu nöbetçi uzman olup tüm doğumlara hakim olması mümkün değildir.
- Ebe eğitimi ve yetkinliği yetersiz olup, bir çok ebe eleman eksikliği nedeniyle hemşire olarak görev yapmaktadır.
- Bilinmeyen nedenler ya da anne isteği ile yaptırılan sezaryenler, tüm endikasyonlar içerisinde % 4 civarında olup büyük bir yer kaplamaktadır.
- En önemli sezaryen nedenleri gebelik zehirlenmeleri ve kanamalardır. Ülkemizde antenatal bakımın henüz Avrupa seviyesinde olmadığı da düşünüldüğünde, acil sezaryen oranlarının da yükseleceği aşikardır.”
Dernek Başkanı İtil Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın "Hangi önlemler alacağımızı ilgili dernek ve meslektaşlar çok iyi biliyorlar” yaklaşımının yanlış olduğunu şöyle açıkladı:
“Bakanlığın 2008 yılı uygulamalarında,sezaryen oranı %20nin üzerinde olan kurumların performans puanları düşürülüyor ve burada görev yapan hekimler de çalıştığı yerden Ankara’ya görevlendirilerek cezalandırılıyordu. Biz Sayın Bakanla yaptığımız görüşmede bunun onur kırıcı bir şey olduğunu ve bu uygulamanın kaldırılmasını istemiştik. Kendisi bu uygulamanın doğru olmadığını söyledi ve yürürlükten kaldırmıştı. Meslek örgütü olarak artan sezaryen oranlarının nedenleri ve düşürülmesi ile ilgili Bakanlıkla ortak toplantılar düzenledik...
Sayın Bakanın son konuşmasında sözünü ettiği, “Hangi önlemler alacağımızı ilgili dernek ve meslektaşlar çok iyi biliyorlar” sözü herhalde bu uygulamalarla ilişkilidir. Her halde Sayın Bakan, kendisini de üzdüğünü belirttiği bu uygulamaya geri dönmeyecektir.
Yalnızca hekimi suçlu olarak görüp onu cezalandırarak, sağlık göstergelerinin bir anda iyileşeceğini sanmak doğru bir yaklaşım değildir. Hekimi cezalandırmak yerine, diğer branşlara göre mağdur edilmiş olan kadın doğum hekimlerinin, performans ve ücretlendirmelerinde iyileştirmeler yapmak daha doğru bir yoldur. Ocak 2009 yılında kendisine bununla ilgili verdiğimiz dosyayla ilişkin hiçbir iyileştirme yapılmamıştır.
Türkiye’de sezaryen oranları 2001 yılında % 21iken 2009 yılında %47 oranlarına gelmiştir. O zaman da aynı uzmanlar görev yapıyordu.
Sağlıkta Dönüşümle birçok hakkı elinden alınmış ve hala alınmaya çalışılan hekimlerin daha da üzerine gitmek, sağlık göstergelerini iyileştirmeyecektir.”
08.01.2010
Sağlık reformu üç yılda komaya soktu
AİLE HEKİMLİĞ İLE DEVLETİN TASARRUF ETTİĞİNİ SÖYLEYENLERİN OKUMASI DİLEĞİYLE....
İSTANBUL - 'Kara deliği kapatacağız' iddiasıyla Şubat 2005'te başlayan sağlık reformuyla halkın sağlık gideri yüzde 92 arttı. TÜİK'in verilerine göre cepten sağlık harcaması 5.7'den 11 milyar liraya çıktı.
2005 yılında uygulamaya giren sağlık reformu, ailelerin sağlık harcamalarının katlanmasına yol açtı. Toplam sağlık harcamaları içinde ailelerin üstüne düşen pay arttı. TÜİK'in verilerine göre reformun ilk 3 yılında halkın sağlık harcaması yüzde 92.3 arttı. Halkın faturasındaki artış oranı devletin 1.5, özel sektörün ise 2 katı.
Şubat 2005'te çıkartılan yasayla uygulamaya giren “sağlık reformu”, vatandaşın sağlık harcamalarının devletten de, özel sektörden de daha fazla artmasına yol açtı. SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na devredilmesiyle başlayan ve genel sağlık sigortası sistemi ile sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştıracağı öne sürülen yeni sistem, vatandaşın sağlık faturasını üç yıl içinde yüzde 92.3 artırdı. Oysa aynı dönemde TÜİK'in 2007 yılını kapsayan en son verilerine göre cari sağlık harcamaları 2004-2007 arasında kamuda yüzde 55.9, özel sektörde yüzde 46.8 arttı. Böylece vatandaşın sağlık harcamalarındaki artış oranı, özel sektörün iki katını, devletin ise 1.5 katını buldu.
Reel artış yüzde 85'i buldu
Vatandaşın sağlık harcamalarındaki artışta nüfus ve enflasyonun etkisi, toplam artış oranı ile kıyaslanamayacak kadar düşük bir düzeyde. 2004-2007 arasında nüfus yüzde 3.72, sağlık ürün ve hizmetlerindeki enflasyon ise yıllık ortalamalara göre yüzde 4.02 ile sınırlı kaldı.
Sağlıktaki üç yıllık enflasyon hesaba katıldığında vatandaşın harcamasındaki reel artış, yüzde 84.9'u buluyor. Nüfus artışı hesaba katıldığında vatandaşın kişi başına sağlık harcaması yüzde 85.4 arttı. Hem enflasyon, hem de nüfus artışı birlikte dikkate alındığında vatandaşın kişi başına sağlık harcamalarındaki reel artış yüzde 78.2'yi buluyor.
Asgari ücretteki artışın 2.5 katı
Ailelerin kişi başına sağlık harcamasındaki artış oranı, asgari ücretteki artış oranının 2.5 katını buldu. Maaşını ay sonunda alan bir asgari ücretlinin 2004 yılı içinde eline ayda ortalama 302.97 TL geçerken, bu miktar 2007'de 407.86 TL oldu. Asgari ücretteki yüzde 34.62'lik artışa karşın ailelerin kişi başına sağlık harcaması yüzde 85.38'e ulaştı.
3 yıllık sürede 4 kişilik bir ailenin toplam sağlık harcaması 291 TL artarak 341 liradan 632 liraya ulaştı. Reform öncesinde 4 kişilik bir ailenin aylık ortalama sağlık harcaması 28.4 lira iken, 2007'de 52.7 liraya yükseldi. Üç yılda ortalama asgari ücrette gerçekleşen 104.89 liralık artışın 24.27 lirasını tek başına sağlıktaki artış götürdü. 4 kişilik bir aile 2004'te asgari ücretin yüzde 9.38'ini sağlığa harcıyordu. 2007'de bu oran üçte bir artarak yüzde 12.92'ye çıktı.
Ailelerin hastane ve doktor harcaması katlandı
2004-2007 arasında vatandaşın sağlık harcamaları içinde en yüksek oranlı artış yüzde 152.5 ile hastane harcamalarında meydana geldi. Doktor ve ayakta bakım harcamaları yüzde 101.2, ilaç ve tıbbi bakım harcamaları ise yüzde 72.8 arttı. 4 kişilik bir ailenin doktor harcaması 3 yılda 114 TL artarak 235 liraya, ilaç harcaması 88 TL artarak 220 liraya, hastane harcaması da 52 TL artarak 89 liraya çıktı.
HABERTÜRK
İSTANBUL - 'Kara deliği kapatacağız' iddiasıyla Şubat 2005'te başlayan sağlık reformuyla halkın sağlık gideri yüzde 92 arttı. TÜİK'in verilerine göre cepten sağlık harcaması 5.7'den 11 milyar liraya çıktı.
2005 yılında uygulamaya giren sağlık reformu, ailelerin sağlık harcamalarının katlanmasına yol açtı. Toplam sağlık harcamaları içinde ailelerin üstüne düşen pay arttı. TÜİK'in verilerine göre reformun ilk 3 yılında halkın sağlık harcaması yüzde 92.3 arttı. Halkın faturasındaki artış oranı devletin 1.5, özel sektörün ise 2 katı.
Şubat 2005'te çıkartılan yasayla uygulamaya giren “sağlık reformu”, vatandaşın sağlık harcamalarının devletten de, özel sektörden de daha fazla artmasına yol açtı. SSK hastanelerinin Sağlık Bakanlığı'na devredilmesiyle başlayan ve genel sağlık sigortası sistemi ile sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştıracağı öne sürülen yeni sistem, vatandaşın sağlık faturasını üç yıl içinde yüzde 92.3 artırdı. Oysa aynı dönemde TÜİK'in 2007 yılını kapsayan en son verilerine göre cari sağlık harcamaları 2004-2007 arasında kamuda yüzde 55.9, özel sektörde yüzde 46.8 arttı. Böylece vatandaşın sağlık harcamalarındaki artış oranı, özel sektörün iki katını, devletin ise 1.5 katını buldu.
Reel artış yüzde 85'i buldu
Vatandaşın sağlık harcamalarındaki artışta nüfus ve enflasyonun etkisi, toplam artış oranı ile kıyaslanamayacak kadar düşük bir düzeyde. 2004-2007 arasında nüfus yüzde 3.72, sağlık ürün ve hizmetlerindeki enflasyon ise yıllık ortalamalara göre yüzde 4.02 ile sınırlı kaldı.
Sağlıktaki üç yıllık enflasyon hesaba katıldığında vatandaşın harcamasındaki reel artış, yüzde 84.9'u buluyor. Nüfus artışı hesaba katıldığında vatandaşın kişi başına sağlık harcaması yüzde 85.4 arttı. Hem enflasyon, hem de nüfus artışı birlikte dikkate alındığında vatandaşın kişi başına sağlık harcamalarındaki reel artış yüzde 78.2'yi buluyor.
Asgari ücretteki artışın 2.5 katı
Ailelerin kişi başına sağlık harcamasındaki artış oranı, asgari ücretteki artış oranının 2.5 katını buldu. Maaşını ay sonunda alan bir asgari ücretlinin 2004 yılı içinde eline ayda ortalama 302.97 TL geçerken, bu miktar 2007'de 407.86 TL oldu. Asgari ücretteki yüzde 34.62'lik artışa karşın ailelerin kişi başına sağlık harcaması yüzde 85.38'e ulaştı.
3 yıllık sürede 4 kişilik bir ailenin toplam sağlık harcaması 291 TL artarak 341 liradan 632 liraya ulaştı. Reform öncesinde 4 kişilik bir ailenin aylık ortalama sağlık harcaması 28.4 lira iken, 2007'de 52.7 liraya yükseldi. Üç yılda ortalama asgari ücrette gerçekleşen 104.89 liralık artışın 24.27 lirasını tek başına sağlıktaki artış götürdü. 4 kişilik bir aile 2004'te asgari ücretin yüzde 9.38'ini sağlığa harcıyordu. 2007'de bu oran üçte bir artarak yüzde 12.92'ye çıktı.
Ailelerin hastane ve doktor harcaması katlandı
2004-2007 arasında vatandaşın sağlık harcamaları içinde en yüksek oranlı artış yüzde 152.5 ile hastane harcamalarında meydana geldi. Doktor ve ayakta bakım harcamaları yüzde 101.2, ilaç ve tıbbi bakım harcamaları ise yüzde 72.8 arttı. 4 kişilik bir ailenin doktor harcaması 3 yılda 114 TL artarak 235 liraya, ilaç harcaması 88 TL artarak 220 liraya, hastane harcaması da 52 TL artarak 89 liraya çıktı.
HABERTÜRK
15 Mart 2010 Pazartesi
CIA bir köyü deney için kullanmış
GAZETEPORT'TAN ALINTIDIR..
Fransa'nın güneyindeki bir köyde yaşayanlar 60 yıl önce bir gün aniden halüsinasyonlar görmeye başladılar. Bazılarının sonu akıl hastanesinde bitti, bazıları ise yaşamını yitirdi. Olayın arkasında CIA çıktı.
13 Mart 2010 Cumartesi
Fransa'nın güneyindeki bir köyde yaşayanlar 60 yıl önce bir gün aniden halüsinasyonlar görmeye başladılar. Bazılarının sonu akıl hastanesinde bitti, bazıları ise yaşamını yitirdi. Olayın arkasında CIA çıktı.
Amerikalı bir gazeteci tarafından yeni yapılan bir araştırma sonucunda 60 yıl önce Fransa'da bir köyün sakinlerinin CIA'nın deneyi sonucunda çıldırdığı öne sürüldü.
Araştırmaya göre, CIA, köylülerin ekmeğine halüsinasyon ve histeriye yol açan LSD kattı.
16 Ağustos 1951'de yaşanan ve 'lanetli ekmek' (Le Pain Maudit) olarak tarihe geçen olayda beş kişi öldü ve yüzlerce kişi korkunç halüsinasyonlar görerek çıldırdı.
Ancak gazeteci H.P. Albarelli, yaptığı araştırma sonucunda elde ettiği belgelere dayanarak, CIA'nın LSD'nin etkilerini test için bu olaya yol açtığını söyledi. Gazeteciye göre CIA'nın suistimallerine dair 1975 tarihli bir Beyaz Saray raporunda bu olaya atıfta bulunuluyor.
Gazeteci, olayın CIA’in “zihin kontrolü” kapsamında yaptığı bir deney olduğu iddiasını ortaya attı. Buna göre, CIA, köyün ekmeklerine bilerek “LSD” adı verilen sentetik uyuşturucu katmış ve neler olacağını görmek istemişti. Albarelli’ye göre bu deney ABD ordusunun Özel Operasyonlar Birimi tarafından yapıldı.
Fransa'nın güneyindeki Pont-Saint-Esprit'te meydana gelen olayda köylülerden biri yılanların onu yediğini düşündüğünü söyledi. Halk polise, sürekli ejderha gördüklerini, kendilerine saldırdığını söylüyordu. Bir çocuk bıçakla büyük annesine saldırdı. Bir diğeri, “Ben uçağım” diyerek kendini ikinci kattan aşağı attı. Doktora koşan biri ise, “Kalbim çıktı, ne olur yerine takın” diye yalvardı. Sokaklar çıldıran insanlarla doluydu. 5 kişi öldü, 300 kişi yaralandı. 50 kişi aylarca tımarhaneye kapatıldı. Uzmanlar, bu olayın, ekmeğin içinde uyuşturucu etkisi yapan bir yaban mantarının neden olduğunu söyledi.
Olayın mağduru köylüler şimdi daha fazla cevap istiyor. 71 yaşındaki Charles Granjoh, "Neredeyse ölüyordum ve bunun nedenini bilmek istiyorum" diyor.
Fransa'nın güneyindeki bir köyde yaşayanlar 60 yıl önce bir gün aniden halüsinasyonlar görmeye başladılar. Bazılarının sonu akıl hastanesinde bitti, bazıları ise yaşamını yitirdi. Olayın arkasında CIA çıktı.
13 Mart 2010 Cumartesi
Fransa'nın güneyindeki bir köyde yaşayanlar 60 yıl önce bir gün aniden halüsinasyonlar görmeye başladılar. Bazılarının sonu akıl hastanesinde bitti, bazıları ise yaşamını yitirdi. Olayın arkasında CIA çıktı.
Amerikalı bir gazeteci tarafından yeni yapılan bir araştırma sonucunda 60 yıl önce Fransa'da bir köyün sakinlerinin CIA'nın deneyi sonucunda çıldırdığı öne sürüldü.
Araştırmaya göre, CIA, köylülerin ekmeğine halüsinasyon ve histeriye yol açan LSD kattı.
16 Ağustos 1951'de yaşanan ve 'lanetli ekmek' (Le Pain Maudit) olarak tarihe geçen olayda beş kişi öldü ve yüzlerce kişi korkunç halüsinasyonlar görerek çıldırdı.
Ancak gazeteci H.P. Albarelli, yaptığı araştırma sonucunda elde ettiği belgelere dayanarak, CIA'nın LSD'nin etkilerini test için bu olaya yol açtığını söyledi. Gazeteciye göre CIA'nın suistimallerine dair 1975 tarihli bir Beyaz Saray raporunda bu olaya atıfta bulunuluyor.
Gazeteci, olayın CIA’in “zihin kontrolü” kapsamında yaptığı bir deney olduğu iddiasını ortaya attı. Buna göre, CIA, köyün ekmeklerine bilerek “LSD” adı verilen sentetik uyuşturucu katmış ve neler olacağını görmek istemişti. Albarelli’ye göre bu deney ABD ordusunun Özel Operasyonlar Birimi tarafından yapıldı.
Fransa'nın güneyindeki Pont-Saint-Esprit'te meydana gelen olayda köylülerden biri yılanların onu yediğini düşündüğünü söyledi. Halk polise, sürekli ejderha gördüklerini, kendilerine saldırdığını söylüyordu. Bir çocuk bıçakla büyük annesine saldırdı. Bir diğeri, “Ben uçağım” diyerek kendini ikinci kattan aşağı attı. Doktora koşan biri ise, “Kalbim çıktı, ne olur yerine takın” diye yalvardı. Sokaklar çıldıran insanlarla doluydu. 5 kişi öldü, 300 kişi yaralandı. 50 kişi aylarca tımarhaneye kapatıldı. Uzmanlar, bu olayın, ekmeğin içinde uyuşturucu etkisi yapan bir yaban mantarının neden olduğunu söyledi.
Olayın mağduru köylüler şimdi daha fazla cevap istiyor. 71 yaşındaki Charles Granjoh, "Neredeyse ölüyordum ve bunun nedenini bilmek istiyorum" diyor.
Yoruma gerek yok.Dün 14 Mart'tı..
14 Mart 2010 Tıp Bayramını kutluyoruz. 183 yıl önce, 14 Mart 1827’de, Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi’nin kurucusu olduğu Tıphane ve Cerrahhane-i Amire, İstanbul Şehzadebaşı’ndaki Tulumbacı Konağında modern tıp eğitimine başlıyor. Tıp Bayramı olarak bilinen ve kutlanan tarih budur.
Ancak daha sonraki tarihsel süreçte ve özellikle günümüzde yaşananlar, 14 Mart’ın, çok anlamlı bir yönüyle daha bizim için büyük bir miras olduğunu göstermektedir. 22 Aralık 1908’de, Abdülhamit zulmüne karşı, Haydarpaşa’daki Tıbbiye binasının meşhur saat kulesine “Esir Olmaz Bu Tıbbiye” yazan pankartı asan Tıbbiyeliler, hürriyet ve eşitlik kavramlarına olan inançlarını dile getirmekteydiler.
Bu geleneği devam ettiren Tıbbiye, İstanbul’un işgalinden sonra, bu işgale karşı, 14 Mart 1919’da büyük mitingler düzenlemişlerdir. 14 Mart, o zamandan beri Tıp Bayramı olarak kutlanmaktadır. İşte bugün biz, gericiliğe karşı özgürlük, emperyalist baskı ve işgale karşı bağımsızlık ve direnişin simgesi olan 14 Mart Tıp Bayramımızı kutluyoruz. Bu nedenle, tıbbiyeli olmak, tıbbiyeli ruhu, bilinci ve terbiyesi taşımak; ilerici, çağdaş, yurtsever ve devrimci olmaktır.
Ekonomik ve siyasi yönden ülkemizi bağımlı hale getiren, sağlık alanında IMF ve Dünya Bankası reçetelerine göre sağlık politikaları uygulayan siyasi iktidarların, özellikle Cumhuriyet Devrimlerinin değerleriyle de sorunu olan son dönem siyasi iktidarının, tıbbiyelileri adeta hasım gibi gören tutumunun ardında, sağlık alanındaki yaklaşım farklılıkları dışında, böyle bir tarihsel arka plan da vardır.
Günümüzde siyasi iktidar ve onun Sağlık Bakanlığı, Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Devletin en birinci görevi halkın sağlığını korumak ve geliştirmektir” şeklinde ifade ettiği Cumhuriyetin temel sağlık felsefesini tamamen dönüştürerek, sağlığı bireysel bir sorumluluk olarak gören ve paranın ölçüsüyle satın alınabilecek bir hizmet haline getirmektedir.
Birinci basamak sağlık hizmetlerinde “Aile Hekimliği Pilot Projesi”, yeni yasalaşan “Tam Gün Yasası”, TBMM’de görüşülen “Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı” bu dönüşümün araçlarıdır.
Büyük bir reklam ve propaganda kampanyasıyla gündeme getirilen “Tam Gün Yasası” bütün söylemlerin aksine hekimlerin ücretlerinde hiçbir artış yapmamıştır.
Hekimlerin zaten almakta oldukları performans ödemelerinin 550 TL’sini pratisyen hekimlerin, 1008-TL’sini uzman hekimlerin maaşlarına aktarmıştır.
Pratisyen hekimlerin emekli maaşlarına 19 TL, uzman hekimlerin emekli maaşlarına 36 TL zam yapmıştır.
Ortalama 1400-TL emekli maaşı almakta olan hekimlerin emeklilik ücretlerinde hiçbir artış yapılmamıştır. Hekimlerin emekli maaşlarına yapıldığı söylenen %80’lik artış, göreve başlayıp 30 yıl sonra emekli olabilecek hekimler için geçerlidir.
Burada çalışanların haklarında iyileştirme değil, iletişim ve reklam başarısı vardır.
Eğitim-araştırma etkinliklerini bir yana bırakıp sadece muayene ve tedavi yapması istenen, normal mesai sonrası 5-6 saat daha çalışması istenen öğretim üyelerine verileceği söylenen hayali ödemeler, sadece toplumda hekimlere karşı olumsuz önyargıların güçlenmesine yol açmaktadır. Hekimlere saldırı ve şiddet uygulamalarının olağanüstü arttığı bir dönemi yaşıyor oluşumuz tesadüf değildir.
Bütün bu gelişmelerin arkasından hekimleri gece gündüz, tatil, bayram demeden gece 24’lere kadar çalıştırmayı öneren fazla mesai, acil poliklinik genelgeleri ardı ardına gelmiştir.
Aile hekimliği sözleşmesini imzalamayan pratisyen hekim meslektaşlarımız ise geçici görevlendirmelerle canından ve mesleğinden bezdirilmiştir. Kurum ve işyeri hekimleri sahipsiz bırakılmışlardır.
Sağlıkta dönüşüm programından hastalarımıza düşen pay ise, muayene ücreti, katkı payı, katılım payı, ilaçta kısıtlama, tetkiklerde kısıtlama, paran varsa 1. sınıf hastaneye, paran yoksa acil servise başvuru gibi bilimin, aklın, vicdanın kabul edemeyeceği bir noktaya varmıştır. Kardiyoloji hastalarının EKO tetkikinin ödenmeyeceği, diyabet hastalarının ilaçlarından bazılarının sadece Endokrin uzmanları (Türkiye’ de sayıları 200 tanedir) tarafından yazılabileceği şeklindeki hazırlıklar, sağlık hizmetine hangi gözle bakıldığını göstermektedir.
Sağlık alanında yaşanan bu süreç, toplumun hukuk, siyaset, ekonomi gibi bütün alanlarında Cumhuriyetin bütün değerlerini yıkıma uğratan bir süreçle birlikte yürümektedir.
Tıbbiye geçmişte olduğu gibi bugün de bu sürece karşı, bilimin, aklın, demokratik değerlerin ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin yol göstericiliğinde mücadele etmeye devam edecektir.
İZMİR TABİP ODASI
Ancak daha sonraki tarihsel süreçte ve özellikle günümüzde yaşananlar, 14 Mart’ın, çok anlamlı bir yönüyle daha bizim için büyük bir miras olduğunu göstermektedir. 22 Aralık 1908’de, Abdülhamit zulmüne karşı, Haydarpaşa’daki Tıbbiye binasının meşhur saat kulesine “Esir Olmaz Bu Tıbbiye” yazan pankartı asan Tıbbiyeliler, hürriyet ve eşitlik kavramlarına olan inançlarını dile getirmekteydiler.
Bu geleneği devam ettiren Tıbbiye, İstanbul’un işgalinden sonra, bu işgale karşı, 14 Mart 1919’da büyük mitingler düzenlemişlerdir. 14 Mart, o zamandan beri Tıp Bayramı olarak kutlanmaktadır. İşte bugün biz, gericiliğe karşı özgürlük, emperyalist baskı ve işgale karşı bağımsızlık ve direnişin simgesi olan 14 Mart Tıp Bayramımızı kutluyoruz. Bu nedenle, tıbbiyeli olmak, tıbbiyeli ruhu, bilinci ve terbiyesi taşımak; ilerici, çağdaş, yurtsever ve devrimci olmaktır.
Ekonomik ve siyasi yönden ülkemizi bağımlı hale getiren, sağlık alanında IMF ve Dünya Bankası reçetelerine göre sağlık politikaları uygulayan siyasi iktidarların, özellikle Cumhuriyet Devrimlerinin değerleriyle de sorunu olan son dönem siyasi iktidarının, tıbbiyelileri adeta hasım gibi gören tutumunun ardında, sağlık alanındaki yaklaşım farklılıkları dışında, böyle bir tarihsel arka plan da vardır.
Günümüzde siyasi iktidar ve onun Sağlık Bakanlığı, Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Devletin en birinci görevi halkın sağlığını korumak ve geliştirmektir” şeklinde ifade ettiği Cumhuriyetin temel sağlık felsefesini tamamen dönüştürerek, sağlığı bireysel bir sorumluluk olarak gören ve paranın ölçüsüyle satın alınabilecek bir hizmet haline getirmektedir.
Birinci basamak sağlık hizmetlerinde “Aile Hekimliği Pilot Projesi”, yeni yasalaşan “Tam Gün Yasası”, TBMM’de görüşülen “Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı” bu dönüşümün araçlarıdır.
Büyük bir reklam ve propaganda kampanyasıyla gündeme getirilen “Tam Gün Yasası” bütün söylemlerin aksine hekimlerin ücretlerinde hiçbir artış yapmamıştır.
Hekimlerin zaten almakta oldukları performans ödemelerinin 550 TL’sini pratisyen hekimlerin, 1008-TL’sini uzman hekimlerin maaşlarına aktarmıştır.
Pratisyen hekimlerin emekli maaşlarına 19 TL, uzman hekimlerin emekli maaşlarına 36 TL zam yapmıştır.
Ortalama 1400-TL emekli maaşı almakta olan hekimlerin emeklilik ücretlerinde hiçbir artış yapılmamıştır. Hekimlerin emekli maaşlarına yapıldığı söylenen %80’lik artış, göreve başlayıp 30 yıl sonra emekli olabilecek hekimler için geçerlidir.
Burada çalışanların haklarında iyileştirme değil, iletişim ve reklam başarısı vardır.
Eğitim-araştırma etkinliklerini bir yana bırakıp sadece muayene ve tedavi yapması istenen, normal mesai sonrası 5-6 saat daha çalışması istenen öğretim üyelerine verileceği söylenen hayali ödemeler, sadece toplumda hekimlere karşı olumsuz önyargıların güçlenmesine yol açmaktadır. Hekimlere saldırı ve şiddet uygulamalarının olağanüstü arttığı bir dönemi yaşıyor oluşumuz tesadüf değildir.
Bütün bu gelişmelerin arkasından hekimleri gece gündüz, tatil, bayram demeden gece 24’lere kadar çalıştırmayı öneren fazla mesai, acil poliklinik genelgeleri ardı ardına gelmiştir.
Aile hekimliği sözleşmesini imzalamayan pratisyen hekim meslektaşlarımız ise geçici görevlendirmelerle canından ve mesleğinden bezdirilmiştir. Kurum ve işyeri hekimleri sahipsiz bırakılmışlardır.
Sağlıkta dönüşüm programından hastalarımıza düşen pay ise, muayene ücreti, katkı payı, katılım payı, ilaçta kısıtlama, tetkiklerde kısıtlama, paran varsa 1. sınıf hastaneye, paran yoksa acil servise başvuru gibi bilimin, aklın, vicdanın kabul edemeyeceği bir noktaya varmıştır. Kardiyoloji hastalarının EKO tetkikinin ödenmeyeceği, diyabet hastalarının ilaçlarından bazılarının sadece Endokrin uzmanları (Türkiye’ de sayıları 200 tanedir) tarafından yazılabileceği şeklindeki hazırlıklar, sağlık hizmetine hangi gözle bakıldığını göstermektedir.
Sağlık alanında yaşanan bu süreç, toplumun hukuk, siyaset, ekonomi gibi bütün alanlarında Cumhuriyetin bütün değerlerini yıkıma uğratan bir süreçle birlikte yürümektedir.
Tıbbiye geçmişte olduğu gibi bugün de bu sürece karşı, bilimin, aklın, demokratik değerlerin ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ilke ve devrimlerinin yol göstericiliğinde mücadele etmeye devam edecektir.
İZMİR TABİP ODASI
Halk sağlıkçılara karşı kışkırtılıyor
SADECE TRABZON'DA DEĞİL , TÜM TÜRKİYE'DE BU SALDIRILAR VAR.
'YATA YATA PARA KAZANIYORLAR',
'ÇOK PARA ALIYORLAR,BİRDE KONUŞUYORLAR',
'HİÇBİR ŞEY BİLMİYORLAR',
'BEN DOKTORA İĞNE BİLE YAPTIRMAM'......
DAHA GEÇENLERDE BİR OLAY YAŞANDI.HASTA YAKINI DAHA ÖNCE DOKTOR DÖVEN VE HÜKÜM GİYEN BİR KİŞİ.YİNE YAKININI ,GECE 03.00'DE ACİL SERVİSE GETİRİYOR.GEREKLİ İŞLEMLER YAPILIRKEN KİŞİ TEŞEKKÜR EDEREK DIŞARI ÇIKIYOR.ANCAK GÜVENLİK GÜÇLERİNE 'BUNLAR BİR İŞE YARAMAZ' DEME CESARETİNİ BULUYOR.HASTA YAKININ TEK SORUNU İSE AKŞAM YEDİĞİ KARA LAHANAYA BAĞLI GAZ.....ŞİMDİ NE TARAFINDAN TUTMAK LAZIM BİLMİYORUM.
TRABZON (İHA) -
Trabzon Tabibler Odası Başkanı Dr. Aydın Aydın, sağlıkta dönüşüm çalışmalarında hekimlerle halkın taleplerinin örtüştüğünü ancak bu süreçte halkın hekimlere karşı kışkırtıldığı politikaların yaşandığı söyledi.
14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle bir açıklama yapan Dr. Aydın Aydın, 31 Ocak tarihi itibariyle yasalaşan tam gün yasa tasarısıyla hekimlerin bir çok kazanımından bahsedildiğini ancak durumun hiç de öyle olmadığını belirtti. Bu yasa ile hekimlerin çalışma alanları kısıtlanırken çalışma şartlarının da o derece ucu açık bırakılarak ağırlaştırıldığını iddia eden Aydın “Özlük haklarında artı iyileştirmeler yapılmadığı halde yapılmış gibi ifade edilerek kamuoyu rakamlara boğuldu. Bu yasa hekimler arasında hukuki açıdan dengesiz birçok olumsuzluğu içermektedir. Hekimler ve sağlık çalışanları güvensiz bir ortama itilmiştir. Hastalar açısından bakıldığında ise gittikçe sağlık için ödeyeceği rakamların artacağı bir süreçle birlikte hekimini seçemeyeceği, hasta hekim ilişkisinden ziyade müşteri kurumu ilişkisinin yaşanacağı bir sürece girilmektedir” dedi.
TBMM’de görüşülmekte olan Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı’nı da değerlendiren Aydın “Bu çalışma yerel yönetimlerin güçlendirilmesi isteğinin ilk olarak sağlık alanında başlatılmasıdır. Bu çalışmaları sadece hekimler değil, herkesin titizlikle incelemesi gerekir. Yasa ile illerde oluşturulacak birliklerle tüm sağlık çalışanları, sağlık kuruluşları, sağlık alanları bu kuruluşun emrine verilecektir. Kuruluş sağlık tesisinin satışını dahi yapabilecek yetkilerle donatılmıştır. Sağlıkta halkın parası, hekimin ve sağlık çalışanlarının emeği yeni bir rantiye grubuna verilmek istenmektedir. Hastaneler işletme, hastalar müşteri ve çalışanlar köle. Bu yasanın kabul edilmesini sadece hekimler değil herkesin tepki göstermesi gerekir” diye konuştu.
Dr. Aydın Aydın, son yıllarda artan tıp fakülteleri sayısı ile Türkiye’nin dünyada 6. sıraya yükseldiğini ancak bunun birçok sakıncaları bulunduğunu ifade ederek “Küçük bir ilde alt yapısı hazırlanmadan öğretim üyesi ile kadrosu şişirilerek bir tıp fakültesi kurulmamalı. Birçok birimi eksik hatta acil servisi olmayan tıp fakülteleri bulunmakta ve buralarda hekimler ihtisas almaktadır. Doğru dürüst hasta görmeden yetiştirilen hekimlerin ve bunların oluşturacağı durumun vebali kimdedir?” şeklinde konuştu.
TRABZON’DA DOKTORLARA YÖNELİK ŞİDDET ARTIYOR
Trabzon’da doktorlara yönelik şiddet olaylarının son yıllarda arttığına da dikkat çeken Aydın Aydın “Bu konuda bakanlığı ve ilgilileri yanımızda göremiyoruz. Hatta yetkililerin halkı hekimlere karşı kışkırtıcı tavrı şiddet olaylarını arttırmaktadır” ifadelerini kullandı.
Aydın, Trabzon’da klinik ve hekim rotasyonunun da baş döndürücü boyutlara ulaştığını, yeni hastanelere taşınma sürecinde yerleşik hastanelerin gecekondu hastaneler haline geldiğini belirtti. Bu durumun birçok olumsuzluğu beraberinde getirdiğini kaydeden Aydın “Genel hastanelerde bazı branşların kaldırılması son derece yanlıştır. Birçok olumsuz tabloya neden olmaktadır. Bu tabloda hekimlerin rotasyonu oldukça dramatiktir. Hekim sabah kalktığında ‘acaba bugün hangi hastaneye gideceğim ?’ sorusunu kendine sorar hale gelmiştir. Yeni hastanelere taşınma sürece halkı ve hekimleri mağdur etmemelidir” dedi.
'YATA YATA PARA KAZANIYORLAR',
'ÇOK PARA ALIYORLAR,BİRDE KONUŞUYORLAR',
'HİÇBİR ŞEY BİLMİYORLAR',
'BEN DOKTORA İĞNE BİLE YAPTIRMAM'......
DAHA GEÇENLERDE BİR OLAY YAŞANDI.HASTA YAKINI DAHA ÖNCE DOKTOR DÖVEN VE HÜKÜM GİYEN BİR KİŞİ.YİNE YAKININI ,GECE 03.00'DE ACİL SERVİSE GETİRİYOR.GEREKLİ İŞLEMLER YAPILIRKEN KİŞİ TEŞEKKÜR EDEREK DIŞARI ÇIKIYOR.ANCAK GÜVENLİK GÜÇLERİNE 'BUNLAR BİR İŞE YARAMAZ' DEME CESARETİNİ BULUYOR.HASTA YAKININ TEK SORUNU İSE AKŞAM YEDİĞİ KARA LAHANAYA BAĞLI GAZ.....ŞİMDİ NE TARAFINDAN TUTMAK LAZIM BİLMİYORUM.
TRABZON (İHA) -
Trabzon Tabibler Odası Başkanı Dr. Aydın Aydın, sağlıkta dönüşüm çalışmalarında hekimlerle halkın taleplerinin örtüştüğünü ancak bu süreçte halkın hekimlere karşı kışkırtıldığı politikaların yaşandığı söyledi.
14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle bir açıklama yapan Dr. Aydın Aydın, 31 Ocak tarihi itibariyle yasalaşan tam gün yasa tasarısıyla hekimlerin bir çok kazanımından bahsedildiğini ancak durumun hiç de öyle olmadığını belirtti. Bu yasa ile hekimlerin çalışma alanları kısıtlanırken çalışma şartlarının da o derece ucu açık bırakılarak ağırlaştırıldığını iddia eden Aydın “Özlük haklarında artı iyileştirmeler yapılmadığı halde yapılmış gibi ifade edilerek kamuoyu rakamlara boğuldu. Bu yasa hekimler arasında hukuki açıdan dengesiz birçok olumsuzluğu içermektedir. Hekimler ve sağlık çalışanları güvensiz bir ortama itilmiştir. Hastalar açısından bakıldığında ise gittikçe sağlık için ödeyeceği rakamların artacağı bir süreçle birlikte hekimini seçemeyeceği, hasta hekim ilişkisinden ziyade müşteri kurumu ilişkisinin yaşanacağı bir sürece girilmektedir” dedi.
TBMM’de görüşülmekte olan Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı’nı da değerlendiren Aydın “Bu çalışma yerel yönetimlerin güçlendirilmesi isteğinin ilk olarak sağlık alanında başlatılmasıdır. Bu çalışmaları sadece hekimler değil, herkesin titizlikle incelemesi gerekir. Yasa ile illerde oluşturulacak birliklerle tüm sağlık çalışanları, sağlık kuruluşları, sağlık alanları bu kuruluşun emrine verilecektir. Kuruluş sağlık tesisinin satışını dahi yapabilecek yetkilerle donatılmıştır. Sağlıkta halkın parası, hekimin ve sağlık çalışanlarının emeği yeni bir rantiye grubuna verilmek istenmektedir. Hastaneler işletme, hastalar müşteri ve çalışanlar köle. Bu yasanın kabul edilmesini sadece hekimler değil herkesin tepki göstermesi gerekir” diye konuştu.
Dr. Aydın Aydın, son yıllarda artan tıp fakülteleri sayısı ile Türkiye’nin dünyada 6. sıraya yükseldiğini ancak bunun birçok sakıncaları bulunduğunu ifade ederek “Küçük bir ilde alt yapısı hazırlanmadan öğretim üyesi ile kadrosu şişirilerek bir tıp fakültesi kurulmamalı. Birçok birimi eksik hatta acil servisi olmayan tıp fakülteleri bulunmakta ve buralarda hekimler ihtisas almaktadır. Doğru dürüst hasta görmeden yetiştirilen hekimlerin ve bunların oluşturacağı durumun vebali kimdedir?” şeklinde konuştu.
TRABZON’DA DOKTORLARA YÖNELİK ŞİDDET ARTIYOR
Trabzon’da doktorlara yönelik şiddet olaylarının son yıllarda arttığına da dikkat çeken Aydın Aydın “Bu konuda bakanlığı ve ilgilileri yanımızda göremiyoruz. Hatta yetkililerin halkı hekimlere karşı kışkırtıcı tavrı şiddet olaylarını arttırmaktadır” ifadelerini kullandı.
Aydın, Trabzon’da klinik ve hekim rotasyonunun da baş döndürücü boyutlara ulaştığını, yeni hastanelere taşınma sürecinde yerleşik hastanelerin gecekondu hastaneler haline geldiğini belirtti. Bu durumun birçok olumsuzluğu beraberinde getirdiğini kaydeden Aydın “Genel hastanelerde bazı branşların kaldırılması son derece yanlıştır. Birçok olumsuz tabloya neden olmaktadır. Bu tabloda hekimlerin rotasyonu oldukça dramatiktir. Hekim sabah kalktığında ‘acaba bugün hangi hastaneye gideceğim ?’ sorusunu kendine sorar hale gelmiştir. Yeni hastanelere taşınma sürece halkı ve hekimleri mağdur etmemelidir” dedi.
9 Mart 2010 Salı
Katkı payı artınca hastalar sağlık ocağına gitmeye başladı
ALINTIDIR(medimagazin.com)
KATKI PAYI NE KADAR ALINIYOR?
REÇETE YAZILIRSA
Özel hastane..............................15TL
Üniversite hastanesi.................8TL
Devlet hastanesi........................8TL
Aile hekimliği(sağlık ocağı).......3TL
REÇETE YAZILMAZSA
Özel hastane..............................12TL
Üniversite hastanesi.................5TL
Devlet hastanesi........................5TL
Aile hekimliği(sağlık ocağı).......ALINMIYOR
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, hastanelerde alınan katkı uygulamasıyla hedefin hastadan alınacak para olmadığını, devlet ve üniversite hastanelerinin yükünü hafifletmek istediklerini söyledi.
Bakan Dinçer, "Katkı payı ile bunu dengelemeye başladık. Devlet hastanelerine gidişlerde azalma var. Grip, nezle olan artık sağlık ocağı ya da aile hekimine gidiyor. Bu nedenle maliyet de düştü. Çünkü biz bir hasta için sağlık ocağına 10-11 lira öderken devlet hastanelerine 24-26 lira, özel hastanelere 28-32 lira, eğitim hastanelerine 48-52 lira veriyoruz." dedi.
Bir grup gazeteciye gündemdeki konuları değerlendiren Bakan Dinçer, katkı payı uygulamasının özel hastanelere gidişi azalttığına dikkat çekti. Katkı payı uygulamasıyla yaklaşık 2,7 milyar lira tasarruf beklendiğini aktardı. 1 Ekim 2009 tarihinden itibaren geçerli olan düzenlemeyle katkı payları özel hastanelerde 15, devlette ise 8 lira olarak uygulanıyor. Ancak özel hastaneler 12, kamu sağlık kuruluşları ise 5 lira katkı payı alıyor. Kalan 3'er lirası ilaç alımı sırasında eczanelere ödeniyor. Yeni uygulamayla, ilaç yazdırmayan hastalar ise 3 lira eksik katkı payı veriyor. Yeni düzenlemeyle, daha önce katkı payı alınmayan sağlık ocaklarında da eğer ilaç yazdırılırsa hastadan eczaneler aracılığıyla 3 lira para alınıyor. İlaç yazdırılmaması halinde sağlık ocağı ile aile hekimlerine katkı payı ödenmiyor. Bu yolla gereksiz ilaç yazdırılmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.
Çalışma Bakanlığı, hastaneye çok fazla giden 20 bin hastayı da mercek altına aldı. Kimi hastaların ortalama günde 2 kez olmak üzere yılda 700 defa hastaneye gitmesinden yola çıkan bakanlık, evlere tek tek ziyarette bulundu. 42 müfettiş 62 ilde yüz yüze görüşmelerle hastaneye gidişlerin sebebini araştırdı. Bu araştırmanın sonucuna göre hastaneye en fazla akciğer hastaları gidiyor. Bu hastaları, kanser takip ediyor. Her gün iki kere hastaneye gidenleri ise sürekli ilaç kullananlar oluşturuyor. Özellikle kırmızı reçeteli ilaçları kullanan hastalar bir süre sonra bağımlı hale geliyor. Acılarını dindirmek için bu tür ilaçları kullandıkça bağımlılığı artıyor. Bunlara buerger hastası deniliyor. Denetim sonuçlarına ilişkin bilgi veren Çalışma Bakanı Dinçer, bu durumdaki hastaların ailelerinin de şikâyetçi olduğunu, kendisine mektup yazarak yardım istediklerini belirtiyor. Aşırı hastaneye gidişlerin arkasında suistimal ve yolsuzluk mu yoksa farklı sebepler mi yattığını tespit için Teftiş Kurulu'nu görevlendirdiğini aktaran Ömer Dinçer, şu bilgileri verdi: "Bir yılda 700 kere hastaneye giden var. Bir ayda 32 kere hastaneye giden var. Teftiş Kurulu'nu yanıma çağırdım. 'Bir hafta hiçbir şey yapmayacaksınız, vatandaşların evine gideceksiniz' dedim. 42 müfettiş 62 ilde hastaları ziyaret etti. Toplam 20 bin 801 hasta incelemeye alındı. 296 hasta ziyaret edildi. İncelemede usulsüzlükten başka sorunlar olduğunu gördük."
Yapılan araştırma sonucunda çok sık hastaneye gidenler arasında birinci sırada yüzde 28 ile kronik akciğer hastaları var. Bu grubu yüzde 21,3 ile kanser, yüzde 13 ile psikolojik rahatsızlıklar, yüzde 11 ile tansiyon, yüzde 9'la kalp, yüzde 7,5 ile şeker, yüzde 5 ile de buerger hastaları takip ediyor. İnceledikleri grupları çoğaltacaklarını söyleyen Bakan Dinçer, "Ayda 20 kere hastaneye gideni de incelemeye alacağız. Bu bir toplumsal sorun mu bakacağız. Birden fazla hastalığı olanlar da var. Örneğin DÖ adlı bir hasta 10 ayda 713 kez hastaneye gitmiş. Bir başkası da 8 ayda 468 kere gitmiş." diye konuştu.
KATKI PAYI NE KADAR ALINIYOR?
REÇETE YAZILIRSA
Özel hastane..............................15TL
Üniversite hastanesi.................8TL
Devlet hastanesi........................8TL
Aile hekimliği(sağlık ocağı).......3TL
REÇETE YAZILMAZSA
Özel hastane..............................12TL
Üniversite hastanesi.................5TL
Devlet hastanesi........................5TL
Aile hekimliği(sağlık ocağı).......ALINMIYOR
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, hastanelerde alınan katkı uygulamasıyla hedefin hastadan alınacak para olmadığını, devlet ve üniversite hastanelerinin yükünü hafifletmek istediklerini söyledi.
Bakan Dinçer, "Katkı payı ile bunu dengelemeye başladık. Devlet hastanelerine gidişlerde azalma var. Grip, nezle olan artık sağlık ocağı ya da aile hekimine gidiyor. Bu nedenle maliyet de düştü. Çünkü biz bir hasta için sağlık ocağına 10-11 lira öderken devlet hastanelerine 24-26 lira, özel hastanelere 28-32 lira, eğitim hastanelerine 48-52 lira veriyoruz." dedi.
Bir grup gazeteciye gündemdeki konuları değerlendiren Bakan Dinçer, katkı payı uygulamasının özel hastanelere gidişi azalttığına dikkat çekti. Katkı payı uygulamasıyla yaklaşık 2,7 milyar lira tasarruf beklendiğini aktardı. 1 Ekim 2009 tarihinden itibaren geçerli olan düzenlemeyle katkı payları özel hastanelerde 15, devlette ise 8 lira olarak uygulanıyor. Ancak özel hastaneler 12, kamu sağlık kuruluşları ise 5 lira katkı payı alıyor. Kalan 3'er lirası ilaç alımı sırasında eczanelere ödeniyor. Yeni uygulamayla, ilaç yazdırmayan hastalar ise 3 lira eksik katkı payı veriyor. Yeni düzenlemeyle, daha önce katkı payı alınmayan sağlık ocaklarında da eğer ilaç yazdırılırsa hastadan eczaneler aracılığıyla 3 lira para alınıyor. İlaç yazdırılmaması halinde sağlık ocağı ile aile hekimlerine katkı payı ödenmiyor. Bu yolla gereksiz ilaç yazdırılmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.
Çalışma Bakanlığı, hastaneye çok fazla giden 20 bin hastayı da mercek altına aldı. Kimi hastaların ortalama günde 2 kez olmak üzere yılda 700 defa hastaneye gitmesinden yola çıkan bakanlık, evlere tek tek ziyarette bulundu. 42 müfettiş 62 ilde yüz yüze görüşmelerle hastaneye gidişlerin sebebini araştırdı. Bu araştırmanın sonucuna göre hastaneye en fazla akciğer hastaları gidiyor. Bu hastaları, kanser takip ediyor. Her gün iki kere hastaneye gidenleri ise sürekli ilaç kullananlar oluşturuyor. Özellikle kırmızı reçeteli ilaçları kullanan hastalar bir süre sonra bağımlı hale geliyor. Acılarını dindirmek için bu tür ilaçları kullandıkça bağımlılığı artıyor. Bunlara buerger hastası deniliyor. Denetim sonuçlarına ilişkin bilgi veren Çalışma Bakanı Dinçer, bu durumdaki hastaların ailelerinin de şikâyetçi olduğunu, kendisine mektup yazarak yardım istediklerini belirtiyor. Aşırı hastaneye gidişlerin arkasında suistimal ve yolsuzluk mu yoksa farklı sebepler mi yattığını tespit için Teftiş Kurulu'nu görevlendirdiğini aktaran Ömer Dinçer, şu bilgileri verdi: "Bir yılda 700 kere hastaneye giden var. Bir ayda 32 kere hastaneye giden var. Teftiş Kurulu'nu yanıma çağırdım. 'Bir hafta hiçbir şey yapmayacaksınız, vatandaşların evine gideceksiniz' dedim. 42 müfettiş 62 ilde hastaları ziyaret etti. Toplam 20 bin 801 hasta incelemeye alındı. 296 hasta ziyaret edildi. İncelemede usulsüzlükten başka sorunlar olduğunu gördük."
Yapılan araştırma sonucunda çok sık hastaneye gidenler arasında birinci sırada yüzde 28 ile kronik akciğer hastaları var. Bu grubu yüzde 21,3 ile kanser, yüzde 13 ile psikolojik rahatsızlıklar, yüzde 11 ile tansiyon, yüzde 9'la kalp, yüzde 7,5 ile şeker, yüzde 5 ile de buerger hastaları takip ediyor. İnceledikleri grupları çoğaltacaklarını söyleyen Bakan Dinçer, "Ayda 20 kere hastaneye gideni de incelemeye alacağız. Bu bir toplumsal sorun mu bakacağız. Birden fazla hastalığı olanlar da var. Örneğin DÖ adlı bir hasta 10 ayda 713 kez hastaneye gitmiş. Bir başkası da 8 ayda 468 kere gitmiş." diye konuştu.
10 soruda: Kamu hastaneleri birlikleri yasası neler getiriyor?
Yaklaşık 800 kamu hastanesinin yönetimi kurulacak birliklere devredilecek. Bakanlık hizmetin esnek hale geleceğini belirtirken, TTB yeni sistemin hem çalışan hem de vatandaş için dezavantajlı olduğunu savunuyor.Yaklaşık 800 kamu hastanesinin özerk hale getirilmesini öngören Hastane Birlikleri Kanunu Tasarısı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülüyor.
Tasarı kabul edilirse kamu hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na bağlı birlikler tarafından yönetilecek. Buna göre kamu hastaneleri özel hastaneler gibisınıflara ayrılacak, mali ve idari yönetimi oluşturulan birliklere devredilecek.Hastadan aldıkları fark ücretini belirlemek için sınıflara ayrılan özel hastaneler sınıflamanın hastanelere prestij kaybı getireceği iddiasıyla karşı çıkmış, SGK ise sınıflamayı yeniden düzenleme yoluna gitmişti. Hastanelerin özelleştirilmesinin önünü açacağı iddia edilen yeni tasarı da sağlık sektörünü ikiye böldü.Sağlık Bakanlığı tasarının yerinden yönetimi güçlendireceğini, hizmetin daha esnek bir modelle verilmesini kolaylaştıracağını savunurken Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve sendikalar tasarının hem çalışanlar hem de hastalar için dezavantaj yaratacağı iddiasında.
İşte 10 soruda yeni yasa tasarısı... 10 SORU 10 CEVAP
Yasa tasarısının amacı nedir?
Çeşitli kamu idarelerine bağlı olarak faaliyet gösteren hastanelerin tek çatı altında toplanarak kamu kaynaklarının verimsiz kullanımının engellenmesi, madde ve insan gücünde kamu kaynaklarının tek merkezden planlanlaması amaçlanıyor. Bunun yanı sıra hastanelerin kendi gelirlerini edinme, bunları hizmet gereklerine göre kullanmaları sağlanacak.
Yeni tasarı ne getirecek?
Tasarı yasalaşırsa yaklaşık 800 kamu hastanesi bundan sonra direkt olarak bulundukları illerde kurulacak Kamu Hastaneler Birliği’ne bağlı olarak faaliyet gösterecek. Bir ilde birden fazla birlik de kurulabilecek. Türkiye’de birlik dışında hastane bırakılmayacak.
Birliği kimler yönetecek?
Birliğin organları yönetim kurulu, genel sekreterlik ve hastane yöneticiliklerinden oluşacak. Yönetim kurulunda, ticaret ve sanayi odalarından bir yetkili, il genel meclisince belirlenen hukuk müşaviri, mali müşavir veya serbest muhasebeci de bulunacak.
Birliğin görev ve yetkileri neler olacak?
Birlik bünyesindeki hastanelerin mali ve idari tüm yetkilerini üstelenecek. Acil sağlık hizmetleri, yoğun bakım, diyaliz üniteleri gibi hizmetleri bölge düzeyinde planlama yaptığı gibi, yeni yatırım ihtiyaçlarını belirlemek, onarım, tadilat, bakım konularından da sorumlu olacak. Birliğe personel planlaması, personel hareketlerini yönetmek, taşınmaz satın almak, ihtiyaç duyulmayan taşınmazları yapı ve tesisleriyle birlikte satma yetkisi de verilecek.
Hastaneler nasıl sınıflandırılacak?
Hastaneler hasta ve çalışan memnuniyeti, hizmet altyapısı, kalite ve verimlilik konularında değerlendirilmeye tabi tutularak, özel hastanelerde olduğu gibi aldıkları puanlara göre A, B, C, D, E sınıflarına ayrılacak. Birliğin yönetim kurulları bünyelerindeki hastanelerin sınıflarına göre huzur ücreti alacak. A sınıfı birliklere yüzde 10 fazla ücret ödenirken E sınıfı hastane yüzde 20 az ücret alacak.
Hastane çalışanları nasıl etkilenecek?
Birliğe dönüştürülen sağlık kurumlarında Sağlık Bakanlığı tarafından atanmış baştabip, baştabip yardımcısı, hastane müdürü ve başhemşire gibi unvanlı kadrolarda çalışanların görevleri iptal edilecek. Görevleri sona eren personel en geç 3 ay içerisinde başka kadrolara geçirilecek. Hastanenin yeni kadrosunu birlik belirleyecek. Hastanelere alınacak kişiler yönetim kurulları tarafından belirlenecek ve sözleşmeli çalışacaklar.
Hastalar nasıl etkilenecek?
Halen vatandaşlar sağlık ocaklarında 3 lira, hastanelerde 8 lira katkı payı ödüyor. Tasarıya karşı olanlar hastaların sınıflara ayrılacak hastanelere giderken ödedikleri katkı paylarının artacağını iddia ediyor. Bakanlık ise hastalara daha esnek ve kolay hizmet verileceğini, hastanelerin kalitelerinin artacağını söylüyor.
Birliğin gelir ve giderleri nasıl karşılanacak?
Birliğin gelirleri tedavi, ilaç ve malzeme satışlarıyla SGK’dan alacağı paradan oluşacak. Bunun dışında taşınmazların kiraya verilmesi ve satışından elde edilecek parayla geçinecek. Hastanelere daha önce yapıldığı gibi Sağlık Bakanlığı bütçesinden para aktarılmayacak. Hastane gelirlerinin yüzde 5’i Sağlık Bakanlığı fonuna aktarılacak. Bu para maddi durumu iyi olmayan hastanelere aktarılacak. Giderler ise hastane çalışanları, ödenen aidatlar ve yatırımlardan oluşacak.
Tasarının avantajları ne olacak?
Kamu hastaneleri esnek bir yapıya kavuşacak. Birlik karar alırken Ankara’ya bağlı kalmayacak. Daha esnek ve kolay hizmet verecek. Sağlık Bakanlığı ise idari işlerden kurtulup sadece sağlık düzenlemeleriyle ilgilenecek.
Tasarıya neden karşı çıkılıyor?
Türk Tabipleri Birliği ve sağlık sendikaları yasa tasarının kamu hastanelerini kâr güden kurumlar haline dönüştüreceğini, vatandaşın ödeyeceği paranın artacağını, sözleşmeli olarak işe alınan sağlıkçıların iş güvencesinin olmayacağını, düşük ücretle örgütsüz çalışmaya zorlanacaklarını iddia ediyor.
MİLLİYET
Tasarı kabul edilirse kamu hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na bağlı birlikler tarafından yönetilecek. Buna göre kamu hastaneleri özel hastaneler gibisınıflara ayrılacak, mali ve idari yönetimi oluşturulan birliklere devredilecek.Hastadan aldıkları fark ücretini belirlemek için sınıflara ayrılan özel hastaneler sınıflamanın hastanelere prestij kaybı getireceği iddiasıyla karşı çıkmış, SGK ise sınıflamayı yeniden düzenleme yoluna gitmişti. Hastanelerin özelleştirilmesinin önünü açacağı iddia edilen yeni tasarı da sağlık sektörünü ikiye böldü.Sağlık Bakanlığı tasarının yerinden yönetimi güçlendireceğini, hizmetin daha esnek bir modelle verilmesini kolaylaştıracağını savunurken Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve sendikalar tasarının hem çalışanlar hem de hastalar için dezavantaj yaratacağı iddiasında.
İşte 10 soruda yeni yasa tasarısı... 10 SORU 10 CEVAP
Yasa tasarısının amacı nedir?
Çeşitli kamu idarelerine bağlı olarak faaliyet gösteren hastanelerin tek çatı altında toplanarak kamu kaynaklarının verimsiz kullanımının engellenmesi, madde ve insan gücünde kamu kaynaklarının tek merkezden planlanlaması amaçlanıyor. Bunun yanı sıra hastanelerin kendi gelirlerini edinme, bunları hizmet gereklerine göre kullanmaları sağlanacak.
Yeni tasarı ne getirecek?
Tasarı yasalaşırsa yaklaşık 800 kamu hastanesi bundan sonra direkt olarak bulundukları illerde kurulacak Kamu Hastaneler Birliği’ne bağlı olarak faaliyet gösterecek. Bir ilde birden fazla birlik de kurulabilecek. Türkiye’de birlik dışında hastane bırakılmayacak.
Birliği kimler yönetecek?
Birliğin organları yönetim kurulu, genel sekreterlik ve hastane yöneticiliklerinden oluşacak. Yönetim kurulunda, ticaret ve sanayi odalarından bir yetkili, il genel meclisince belirlenen hukuk müşaviri, mali müşavir veya serbest muhasebeci de bulunacak.
Birliğin görev ve yetkileri neler olacak?
Birlik bünyesindeki hastanelerin mali ve idari tüm yetkilerini üstelenecek. Acil sağlık hizmetleri, yoğun bakım, diyaliz üniteleri gibi hizmetleri bölge düzeyinde planlama yaptığı gibi, yeni yatırım ihtiyaçlarını belirlemek, onarım, tadilat, bakım konularından da sorumlu olacak. Birliğe personel planlaması, personel hareketlerini yönetmek, taşınmaz satın almak, ihtiyaç duyulmayan taşınmazları yapı ve tesisleriyle birlikte satma yetkisi de verilecek.
Hastaneler nasıl sınıflandırılacak?
Hastaneler hasta ve çalışan memnuniyeti, hizmet altyapısı, kalite ve verimlilik konularında değerlendirilmeye tabi tutularak, özel hastanelerde olduğu gibi aldıkları puanlara göre A, B, C, D, E sınıflarına ayrılacak. Birliğin yönetim kurulları bünyelerindeki hastanelerin sınıflarına göre huzur ücreti alacak. A sınıfı birliklere yüzde 10 fazla ücret ödenirken E sınıfı hastane yüzde 20 az ücret alacak.
Hastane çalışanları nasıl etkilenecek?
Birliğe dönüştürülen sağlık kurumlarında Sağlık Bakanlığı tarafından atanmış baştabip, baştabip yardımcısı, hastane müdürü ve başhemşire gibi unvanlı kadrolarda çalışanların görevleri iptal edilecek. Görevleri sona eren personel en geç 3 ay içerisinde başka kadrolara geçirilecek. Hastanenin yeni kadrosunu birlik belirleyecek. Hastanelere alınacak kişiler yönetim kurulları tarafından belirlenecek ve sözleşmeli çalışacaklar.
Hastalar nasıl etkilenecek?
Halen vatandaşlar sağlık ocaklarında 3 lira, hastanelerde 8 lira katkı payı ödüyor. Tasarıya karşı olanlar hastaların sınıflara ayrılacak hastanelere giderken ödedikleri katkı paylarının artacağını iddia ediyor. Bakanlık ise hastalara daha esnek ve kolay hizmet verileceğini, hastanelerin kalitelerinin artacağını söylüyor.
Birliğin gelir ve giderleri nasıl karşılanacak?
Birliğin gelirleri tedavi, ilaç ve malzeme satışlarıyla SGK’dan alacağı paradan oluşacak. Bunun dışında taşınmazların kiraya verilmesi ve satışından elde edilecek parayla geçinecek. Hastanelere daha önce yapıldığı gibi Sağlık Bakanlığı bütçesinden para aktarılmayacak. Hastane gelirlerinin yüzde 5’i Sağlık Bakanlığı fonuna aktarılacak. Bu para maddi durumu iyi olmayan hastanelere aktarılacak. Giderler ise hastane çalışanları, ödenen aidatlar ve yatırımlardan oluşacak.
Tasarının avantajları ne olacak?
Kamu hastaneleri esnek bir yapıya kavuşacak. Birlik karar alırken Ankara’ya bağlı kalmayacak. Daha esnek ve kolay hizmet verecek. Sağlık Bakanlığı ise idari işlerden kurtulup sadece sağlık düzenlemeleriyle ilgilenecek.
Tasarıya neden karşı çıkılıyor?
Türk Tabipleri Birliği ve sağlık sendikaları yasa tasarının kamu hastanelerini kâr güden kurumlar haline dönüştüreceğini, vatandaşın ödeyeceği paranın artacağını, sözleşmeli olarak işe alınan sağlıkçıların iş güvencesinin olmayacağını, düşük ücretle örgütsüz çalışmaya zorlanacaklarını iddia ediyor.
MİLLİYET
Mesai dışı polikliniklerin asıl amacı nedir?
Tam gün ve aile hekimliği uygulamaları ile paralı sağlığa doğru emin adımlarla gidiliyor.Önce ; 'herkes sağlığa ulaşacak' dendi.SSK özelleşti ,sağlık ocaklarının yerine aile hekimliği birimleri(yani ASM) geldi.Bir dönem Bursa'da ;acil servise gelen hastayı (sosyal güvencesi olmadığı halde )tedavi eden doktora disiplin ve para cezası verilmişti(2000 li yıllardı çok uzak değil...).Ancak şimdi 'herkes acile gelsin 'deniyor.Ardından da acile gelen hastalara;aciliyetine göre sınıflama yapılacak ve acil olmayan hastalardan katkı payı alınacak.Son adım ise şu an plan ve bütçe komisyonunda görüşülen 'Kamu Hastane Birlikleri Tasarısı'...Bu tasarıya göre , üniversite ve araştırma hastaneleri dışında tüm hastaneler belli standartlara göre devredilecek.Tabiki büyük ve iktidar yanlısı hastane gruplarına.Tüm illerde bu hastanelerde ,bir telaş ve çalışma ,aldı başını gidiyor.Yapıldığından bu yana tadilat görmeyen hastaneler, adeta uzay üssüne dönüyor.
Artık geriye dönüşü olmayan yoldayız.Aynı ABD sağlık sistemi gibi,ölüm durumları dışında (yani trafik kazası gibi ani durumlar.Kanser olursanız örneğin tedaviye para gerekecek) herşey paralı olacak.Bunları durduracak güçlerse ,doktorlar ve halk..Doktorlar tam gün, aile hekimliği derken ;binbir parça halinde ve birbirlerinin kuyusunu kazıyor.Öyle ki;yıllarca eğitim alıp uzman olmuş doktorlar bile aile hekimliğinin sahte büyüsüne kapılıp aile hekimliğine geçiyor.Halkın hali ise malum.Kendine ne olduğunu bile anlayamaz durumda...
Bunların ayak seslerini anlatan bir kaç yazı.....
KÖŞE YAZISI (medimagazinden alınmıştır) 22-02-2010Sayı : 470
Yrd. Doç. Dr Cem OKTAY
ACİL TIP
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilimdalı Öğretim Üyesi
Mesai Dışı Poliklinik ve Acil Sağlık hizmeti sunumunu iyileştirilmesi için sürekli yeni düzenlemeler yapılıyor. Son bir genelge ise mesai dışı poliklinik uygulaması.
Öncelikli hedef, Bakanlığa bağlı yataklı tedavi kurumlarında sağlık hizmetlerinin ihtiyaç ve talepler doğrultusunda daha etkin, kaliteli, ulaşılabilir ve zamanında verilmesi. Ayrıca gereksiz olduğu düşünülen acil servis başvurularının azaltılması.Genelgedeki uygulamaya ilk bakışta poliklinik hizmetlerinin ulaşılabilir olacağı düşünülebilir. Çünkü hizmet alım saati uzamıştır. Ancak hizmetin daha etkin ve kaliteli olacağının bir ön çalışması ve kanıtı var mıdır? Pilot bir uygulama ve bilimsel veri analizi yapılmış mıdır da, bu uygulama tüm ikinci basamak hastanelerine önerilmektedir? Bir dönem vardiya sistemi uygulanmaya başlamıştı: acaba bu uygulamanın verileri ile hizmet kalitesi artmış ve acil servis hasta başvuru sayıları mı düşmüştü? Mesai bitiminden sonra saat 24:00’e kadar hizmet sunmak etkin, kaliteli ve verimli olsa idi, bankalar bu işi çoktan yapmaz mıydı?Genelgede mesai saati sonrası acil servis başvurularının yoğun olduğundan ve hizmetin verilmesinde aksaklıklara yol açtığından bahsedilmektedir. Doğrudur ve bu bir sorundur. Ancak bu sorunun ortaya çıkması tek yönlü değildir. Sağlık hizmet sunumunun yıllardır süren eksikleri ve hatalı uygulamaları ile oluşmuştur. İnsanlar her zaman kolayına geleni tercih etmektedir. Gündüz işi ile ilgilenmekte, sağlık sorununa çözümü boş zamanlarında, akşam saatlerinde veya tatil günlerinde arama yoluna gitmektedir. Zaman içinde bu davranış alışkanlığa dönüşmüştür. Talep var diye de yanlışı yine yanlış bir yöntem ile çözmeye çalışmak sorunu ortadan kaldıramayacaktır. Vardiya uygulaması ile de ne polikliniklere yoğun hasta başvuruları olmuş ne de acil servislerin hasta sayısı azalmıştır.
Ancak şimdi bir fark var: Tam Gün. Yoksa bu uygulama ile “Ne kadar hasta o kadar performans” denen hekime herkesten çok para kazanma fırsatı mı veriliyor?
Mesai dışı polikliniği kimin yapacağı da ilginç: Öncelikle pratisyen hekimler. İkinci basamak bir sağlık kurumunda pratisyen hekimlerin hangi uzmanlık dalının poliklinik hizmetini vereceği belirtilmemiş. İç hastalıkları mı? Nöroloji mi? Ortopedi mi? Kardiyoloji mi? Kalp-damar cerrahisi mi? Yetkileri var mı? Yeterlilikleri var mı? Kaliteli hizmet sağlanacak mı? Bedel etkin tetkik istemleri yapılmış, etkili tedaviler verilmiş mi olacak? Yoksa hastanede aile hekimliği polikliniği mi yapacaklar? Ya da sadece reçete tekrarları için mi poliklinik yapmaları isteniyor?Genelgenin ardında yatan asıl amacın hastalardan katılım payı almak olduğunu görmemek mümkün değil.
Uygulamanın, birinci basamak hizmeti sunamadığımızı kabul edip, pratisyen hekimleri ikinci basamak sağlık kuruluşları içinde ve kısmen de tetkik olanaklarını kullandırıp, ücretsiz acil servis başvurusu yerine halktan bir şekilde poliklinik ücreti alınmasını sağlayacak bir çözüm arayışı olduğu görünüyor. Polikliniklerden katılım payı alınmaya başlandıktan sonra düşen hasta sayılarını artırabilmenin başka bir yöntemi daha denenecek gibi duruyor.
Gündemdeki bir söylenti de renklenen acil servislerde, durumu acil olmayan hastalardan katılım ücreti alınmasının planlandığı. Nasıl şekilleneceği ise belli değil. Muhtemelen triyajda yeşil olarak belirlenen hastalardan ücret alınabilir. Ya da bu hastalar acil servise yakın pratisyen hekimlerin yaptığı polikliniklere yönlendirilebilir. Acil servise başvurusunu yapan bir hastadan aciliyeti ne olursa olsun katılım payı almak çok tehlikeli bir uygulamadır. Bu hem triyajın hem de acil servis hizmetinin mantığına aykırıdır. Ayrıca kendisinden para talep edileceği endişesi duyan ve yakınmasının önemini fark edemeyen hastaların, acil durumda başvurmaması veya geç kalması ile çok sayıda istenmeyen durum da karşımıza çıkacaktır.
Hizmetin mutfağında olan bir kişi olarak söyleyebilirim ki, çelişkiler içinde birbirini takip eden düzenlemeler ile sağlık hizmeti iyiye gidemiyor. Hele ki deneme-yanılmalarla ve halkın katılım payını daha fazla nasıl alırız diye yürütülen uygulamalar ile hizmetin kalitesi çok daha fazla düşüyor.
-------------------------------------------------------------------
Mesai dışı poliklinik uygulaması, 17.02.2004 tarihli ve 2689 (2004/19) sayılı Bakanlığımız genelgesi ile düzenlenen vardiya uygulamalarından farklı bir uygulamadır" densede sağlıkta yap boz dönemine devam kararı niteliği taşıyan bu genelgeye karşı tüm hekimleri duyarlı olmaya çağırıyoruz.
T.C.SAĞLIK BAKANLIĞI
Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Sayı : B.10.0.THG.0.10.00.02.010.06 /3524 28.01.2010
Konu : Mesai dışı poliklinik uygulaması
GENELGE
2010/ 6
Bakanlığımıza bağlı yataklı tedavi kurumlarında; sağlık hizmetlerinin ihtiyaç ve talepler doğrultusunda daha etkin, kaliteli, ulaşılabilir ve zamanında verilmesi öncelikli hedeflerimizdendir.
Bakanlığımıza bağlı yataklı tedavi kurumları bünyesindeki acil servislere mesai saatleri haricinde ve genel ve resmi tatil günlerinde; acil müdahale gerektirmeyen ve ayaktan tedavisi sağlanabilecek durumdaki hasta başvurusu sayısının oldukça yüksek olduğu bilinmektedir. Bu şekilde acil servislere başvuran hastalar, tıbbi durumları aciliyet gerektirmediği halde geri çevrilmeyerek acil servislere girişleri yapılmak suretiyle muayeneleri sağlanmakta ancak, bu hastalar ertesi gün tekrar muayene, tetkik, tahlilleri yapılmak üzere sevk edildikleri ilgili branş polikliniklerine müracaat etmektedirler. Bu durumdan kaynaklanan hasta müracaatlarına bağlı olarak, gereksiz yere acil servis yoğunluğu yaşanmakta ve bu nedenle tıbbi durumları acil sağlık hizmet sunumunu gerektiren acil servis hastalarına zamanında müdahale yapılmasında ve acil sağlık hizmetlerinin beklentileri karşılayabilecek nitelikte sunumunda, dolayısıyla acil servislerde kuruluş amacına uygun olarak acil sağlık hizmeti verilmesinde bir takım aksaklıklar görülebilmektedir.
Bu nedenle; il genelinde Bakanlığımıza ait, birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında görev yapan tabip ve diğer sağlık personeli gibi mevcut sağlık insan gücü kaynağından optimum düzeyde faydalanılarak Bakanlığımız hastanelerinde etkin, zamanında ve hasta beklentisinin azami ölçüde karşılanabildiği bir sağlık hizmeti sunumunun sağlanabilmesi ve acil servislerdeki hasta yoğunluğunun azaltılabilmesi amacıyla aşağıdaki düzenlemelerin yapılması ihtiyacı doğmuştur.
1- Durumları acil sağlık hizmet sunumunu gerektirmeyen ancak çeşitli sebeplerle mesai harici veya genel ve resmi tatil günlerinde hastanelere başvuran hastaların muayene, tetkik, tahlil ve tedavi taleplerinin karşılanabilmesi amacıyla ihtiyaç duyulan il ve ilçelerde mesai dışı poliklinik uygulamasına geçilmesi, mesai saatleri dışında, tabip ve gerektiğinde uzman tabip düzeyinde poliklinik hizmeti vermek üzere hastaneler bünyesindeki, mevcut poliklinik odalarının veya acil servise yakın ve acil servis hizmetlerini aksatmayacak konumda, ilgili kurum baştabipliğince belirlenecek uygun mekanların, mesai dışı poliklinik hizmetleri için görevlendirilen tabiplerin kullanımına tahsis edilmesi,
2- Mesai dışı poliklinik uygulaması için;
a) Hastanede aktif olarak çalışan mevcut pratisyen tabip sayısının yeterli olması halinde öncelikle bu tabiplerden görevlendirme yapılması,
b) Kurumun mevcut tabip sayısının yetersiz kalması durumunda ise hastanenin bulunduğu belediye mücavir alanı içerisindeki mevcut birinci basamak sağlık kuruluşlarından, asli görevlerini aksatmamak kaydıyla, gerekli görevlendirmelerin yapılması,
c) Mesai dışı poliklinik uygulamasının hafta içerisinde hasta müracaatının en yoğun olduğu mesai saati bitiminden saat 24:00’e kadar, hafta sonu ve resmi tatil günlerinde ise 08:00- 24:00 saatleri arasında, hasta yoğunluğu ve tabip mevcudu dikkate alınarak, hastaların bekletilmeksizin muayene ve tedavileri sağlanacak şekilde, yeterli sayıda tabip ve ihtiyaç duyulan diğer sağlık personelinin 8’er veya 16 saatlik çalışma sürelerine isabet edecek biçimde planlama yapılarak görevlendirilmesi,
ç) Kurum dışından yapılacak görevlendirmelerin ilgili hastane baştabibi ile de istişare edilmek suretiyle il sağlık müdürlüğünce aylık çizelgeler halinde belirlenerek Vilayet onayı alınması,gerekmektedir.
3- Mesai dışı poliklinik uygulaması için birinci basamak sağlık kuruluşlarımızdan görevlendirilecek tabiplere ve diğer sağlık personeline Bakanlığımız ek ödeme mevzuatı hükümlerine uygun olarak ve ek ödeme miktarları, tavanı aşmayacak şekilde görevlendirildikleri hastane döner sermayesinden ek ödeme yapılabilecektir.
4- Birden fazla müstakil hastane baştabipliği vasıtası ile sağlık hizmeti sunulan bazı yerleşim yerlerinde, Bakanlığımızca hizmet birleştirmesine gidilerek tek yönetim çatısı altında hizmet sunumu sağlanan il ve ilçelerde;
a)Hizmet birleştirmesinin amaç ve esaslarına uygun olarak, yoğun bakım, yeni doğan, acil, ameliyathane ve benzeri hayati önemi haiz birimlerin hizmetin ve nitelikli sağlık insan gücünün bölünerek kullanımına mahal verilmeyecek şekilde ana hizmet binalarında planlanması ve yapılandırılması,
b) Hizmet birleştirmesi sonrasında; mesafe olarak birbirinden uzakta ve birden fazla hizmet binasında hizmet vermek durumu ortaya çıkan ve birleştirilmeye bağlı olarak bünyesinde birleştirme yapılan hastanenin ek hizmet binası konumuna gelen hastanelerin hizmet binasındaki acil servis birimlerinin acil servis statüsünün kaldırılarak, bu birimlerin mesai dışı poliklinik uygulaması için kullanılmak üzere tahsis edilmesi ve yapılandırılması,
c) Bu uygulamalar neticesinde oluşacak hizmet sunumuna ilişkin yeni durumlar konusunda vatandaşların önceden bilgilendirilmesi ve uygulamanın amaç ve esaslarına uygun olarak gerekli yönlendirilmelerin sağlanması, önem arz etmektedir.
5) Mesai dışı poliklinik uygulaması, 17.02.2004 tarihli ve 2689 (2004/19) sayılı Bakanlığımız genelgesi ile düzenlenen vardiya uygulamalarından farklı bir uygulamadır. Bu nedenle, vardiya uygulaması yapan hastanelerimizde mesai dışı poliklinik uygulamasının vardiya uygulamalarından ayrı olarak planlanarak yürütülmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, Bakanlığımıza ait hastanelerde hafta içi ve hafta sonu çalışma esaslarına ilişkin düzenlemelerde; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Çalışma Saatleri” başlıklı 99 uncu maddesinin, “Günlük Çalışma Saatlerinin Tespiti” başlıklı 100 üncü maddesinin, 13 Ocak 1983 tarih ve 17927 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği’nin Çalışma Düzeni ve Çalışma Saatleri Başlıklı 38. Maddesinin (05-05-2005 tarihli ve 25806 sayılı Resmi Gazete Madde 14) hükümlerinin dayanak alınması gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen mevzuat çerçevesinde; yataklı tedavi kurumlarında mesai başlama ve bitiş saatleri, hizmetin ve mahallin özelliği, sosyo-ekonomik, kültürel etkenler, iklim şartları, kurum personel kadrosu gibi hususlar göz önüne alınarak Valilikçe belirlenebilmekte ve hastane baştabiplerince de lüzum görüldüğü takdirde sağlık hizmetlerinin sürekliliği ve kesintiye uğramaması ve yoğunluğun azaltılması amacıyla vardiya ve nöbet gibi hizmetler için farklı çalışma saatleri uygulamasına gidilmesi mümkün bulunmaktadır.
Bu çerçevede, özellikle polikliniklerde hasta yoğunluğunun yüksek olduğu sabah saatlerinde ve öğle saatlerinde kırsal kesimden gelen hastaların ulaşım sorunları da dikkate alınarak veya diğer bölgesel özellikler de göz önünde bulundurularak hastane baştabipliklerince poliklinik muayenesine başlama saatlerinin saat 08:00’ den önceye çekilmesi ve poliklinik bitiş saatlerinin de buna göre ayarlanması mümkün olabilecektir.
Eğitim ve araştırma hastaneleri dışında kalan Bakanlığımız hastanelerinde, uygulamanın bu Genelgeye ve bu Genelgede yer verilen ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak yürütülmesini,
Ayrıca, Genelgenin yürürlüğe girmesini müteakip yukarıda belirtilen şekilde mesai dışı poliklinik uygulaması başlatan yataklı tedavi kurumlarımızın listesinin, uygulama başlangıç tarihi de belirtilmek suretiyle Bakanlığımıza bildirilmesini önemle rica ederim.
Prof. Dr. Nihat TOSUN
Bakan a.Müsteşar
Artık geriye dönüşü olmayan yoldayız.Aynı ABD sağlık sistemi gibi,ölüm durumları dışında (yani trafik kazası gibi ani durumlar.Kanser olursanız örneğin tedaviye para gerekecek) herşey paralı olacak.Bunları durduracak güçlerse ,doktorlar ve halk..Doktorlar tam gün, aile hekimliği derken ;binbir parça halinde ve birbirlerinin kuyusunu kazıyor.Öyle ki;yıllarca eğitim alıp uzman olmuş doktorlar bile aile hekimliğinin sahte büyüsüne kapılıp aile hekimliğine geçiyor.Halkın hali ise malum.Kendine ne olduğunu bile anlayamaz durumda...
Bunların ayak seslerini anlatan bir kaç yazı.....
KÖŞE YAZISI (medimagazinden alınmıştır) 22-02-2010Sayı : 470
Yrd. Doç. Dr Cem OKTAY
ACİL TIP
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilimdalı Öğretim Üyesi
Mesai Dışı Poliklinik ve Acil Sağlık hizmeti sunumunu iyileştirilmesi için sürekli yeni düzenlemeler yapılıyor. Son bir genelge ise mesai dışı poliklinik uygulaması.
Öncelikli hedef, Bakanlığa bağlı yataklı tedavi kurumlarında sağlık hizmetlerinin ihtiyaç ve talepler doğrultusunda daha etkin, kaliteli, ulaşılabilir ve zamanında verilmesi. Ayrıca gereksiz olduğu düşünülen acil servis başvurularının azaltılması.Genelgedeki uygulamaya ilk bakışta poliklinik hizmetlerinin ulaşılabilir olacağı düşünülebilir. Çünkü hizmet alım saati uzamıştır. Ancak hizmetin daha etkin ve kaliteli olacağının bir ön çalışması ve kanıtı var mıdır? Pilot bir uygulama ve bilimsel veri analizi yapılmış mıdır da, bu uygulama tüm ikinci basamak hastanelerine önerilmektedir? Bir dönem vardiya sistemi uygulanmaya başlamıştı: acaba bu uygulamanın verileri ile hizmet kalitesi artmış ve acil servis hasta başvuru sayıları mı düşmüştü? Mesai bitiminden sonra saat 24:00’e kadar hizmet sunmak etkin, kaliteli ve verimli olsa idi, bankalar bu işi çoktan yapmaz mıydı?Genelgede mesai saati sonrası acil servis başvurularının yoğun olduğundan ve hizmetin verilmesinde aksaklıklara yol açtığından bahsedilmektedir. Doğrudur ve bu bir sorundur. Ancak bu sorunun ortaya çıkması tek yönlü değildir. Sağlık hizmet sunumunun yıllardır süren eksikleri ve hatalı uygulamaları ile oluşmuştur. İnsanlar her zaman kolayına geleni tercih etmektedir. Gündüz işi ile ilgilenmekte, sağlık sorununa çözümü boş zamanlarında, akşam saatlerinde veya tatil günlerinde arama yoluna gitmektedir. Zaman içinde bu davranış alışkanlığa dönüşmüştür. Talep var diye de yanlışı yine yanlış bir yöntem ile çözmeye çalışmak sorunu ortadan kaldıramayacaktır. Vardiya uygulaması ile de ne polikliniklere yoğun hasta başvuruları olmuş ne de acil servislerin hasta sayısı azalmıştır.
Ancak şimdi bir fark var: Tam Gün. Yoksa bu uygulama ile “Ne kadar hasta o kadar performans” denen hekime herkesten çok para kazanma fırsatı mı veriliyor?
Mesai dışı polikliniği kimin yapacağı da ilginç: Öncelikle pratisyen hekimler. İkinci basamak bir sağlık kurumunda pratisyen hekimlerin hangi uzmanlık dalının poliklinik hizmetini vereceği belirtilmemiş. İç hastalıkları mı? Nöroloji mi? Ortopedi mi? Kardiyoloji mi? Kalp-damar cerrahisi mi? Yetkileri var mı? Yeterlilikleri var mı? Kaliteli hizmet sağlanacak mı? Bedel etkin tetkik istemleri yapılmış, etkili tedaviler verilmiş mi olacak? Yoksa hastanede aile hekimliği polikliniği mi yapacaklar? Ya da sadece reçete tekrarları için mi poliklinik yapmaları isteniyor?Genelgenin ardında yatan asıl amacın hastalardan katılım payı almak olduğunu görmemek mümkün değil.
Uygulamanın, birinci basamak hizmeti sunamadığımızı kabul edip, pratisyen hekimleri ikinci basamak sağlık kuruluşları içinde ve kısmen de tetkik olanaklarını kullandırıp, ücretsiz acil servis başvurusu yerine halktan bir şekilde poliklinik ücreti alınmasını sağlayacak bir çözüm arayışı olduğu görünüyor. Polikliniklerden katılım payı alınmaya başlandıktan sonra düşen hasta sayılarını artırabilmenin başka bir yöntemi daha denenecek gibi duruyor.
Gündemdeki bir söylenti de renklenen acil servislerde, durumu acil olmayan hastalardan katılım ücreti alınmasının planlandığı. Nasıl şekilleneceği ise belli değil. Muhtemelen triyajda yeşil olarak belirlenen hastalardan ücret alınabilir. Ya da bu hastalar acil servise yakın pratisyen hekimlerin yaptığı polikliniklere yönlendirilebilir. Acil servise başvurusunu yapan bir hastadan aciliyeti ne olursa olsun katılım payı almak çok tehlikeli bir uygulamadır. Bu hem triyajın hem de acil servis hizmetinin mantığına aykırıdır. Ayrıca kendisinden para talep edileceği endişesi duyan ve yakınmasının önemini fark edemeyen hastaların, acil durumda başvurmaması veya geç kalması ile çok sayıda istenmeyen durum da karşımıza çıkacaktır.
Hizmetin mutfağında olan bir kişi olarak söyleyebilirim ki, çelişkiler içinde birbirini takip eden düzenlemeler ile sağlık hizmeti iyiye gidemiyor. Hele ki deneme-yanılmalarla ve halkın katılım payını daha fazla nasıl alırız diye yürütülen uygulamalar ile hizmetin kalitesi çok daha fazla düşüyor.
-------------------------------------------------------------------
Mesai dışı poliklinik uygulaması, 17.02.2004 tarihli ve 2689 (2004/19) sayılı Bakanlığımız genelgesi ile düzenlenen vardiya uygulamalarından farklı bir uygulamadır" densede sağlıkta yap boz dönemine devam kararı niteliği taşıyan bu genelgeye karşı tüm hekimleri duyarlı olmaya çağırıyoruz.
T.C.SAĞLIK BAKANLIĞI
Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Sayı : B.10.0.THG.0.10.00.02.010.06 /3524 28.01.2010
Konu : Mesai dışı poliklinik uygulaması
GENELGE
2010/ 6
Bakanlığımıza bağlı yataklı tedavi kurumlarında; sağlık hizmetlerinin ihtiyaç ve talepler doğrultusunda daha etkin, kaliteli, ulaşılabilir ve zamanında verilmesi öncelikli hedeflerimizdendir.
Bakanlığımıza bağlı yataklı tedavi kurumları bünyesindeki acil servislere mesai saatleri haricinde ve genel ve resmi tatil günlerinde; acil müdahale gerektirmeyen ve ayaktan tedavisi sağlanabilecek durumdaki hasta başvurusu sayısının oldukça yüksek olduğu bilinmektedir. Bu şekilde acil servislere başvuran hastalar, tıbbi durumları aciliyet gerektirmediği halde geri çevrilmeyerek acil servislere girişleri yapılmak suretiyle muayeneleri sağlanmakta ancak, bu hastalar ertesi gün tekrar muayene, tetkik, tahlilleri yapılmak üzere sevk edildikleri ilgili branş polikliniklerine müracaat etmektedirler. Bu durumdan kaynaklanan hasta müracaatlarına bağlı olarak, gereksiz yere acil servis yoğunluğu yaşanmakta ve bu nedenle tıbbi durumları acil sağlık hizmet sunumunu gerektiren acil servis hastalarına zamanında müdahale yapılmasında ve acil sağlık hizmetlerinin beklentileri karşılayabilecek nitelikte sunumunda, dolayısıyla acil servislerde kuruluş amacına uygun olarak acil sağlık hizmeti verilmesinde bir takım aksaklıklar görülebilmektedir.
Bu nedenle; il genelinde Bakanlığımıza ait, birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında görev yapan tabip ve diğer sağlık personeli gibi mevcut sağlık insan gücü kaynağından optimum düzeyde faydalanılarak Bakanlığımız hastanelerinde etkin, zamanında ve hasta beklentisinin azami ölçüde karşılanabildiği bir sağlık hizmeti sunumunun sağlanabilmesi ve acil servislerdeki hasta yoğunluğunun azaltılabilmesi amacıyla aşağıdaki düzenlemelerin yapılması ihtiyacı doğmuştur.
1- Durumları acil sağlık hizmet sunumunu gerektirmeyen ancak çeşitli sebeplerle mesai harici veya genel ve resmi tatil günlerinde hastanelere başvuran hastaların muayene, tetkik, tahlil ve tedavi taleplerinin karşılanabilmesi amacıyla ihtiyaç duyulan il ve ilçelerde mesai dışı poliklinik uygulamasına geçilmesi, mesai saatleri dışında, tabip ve gerektiğinde uzman tabip düzeyinde poliklinik hizmeti vermek üzere hastaneler bünyesindeki, mevcut poliklinik odalarının veya acil servise yakın ve acil servis hizmetlerini aksatmayacak konumda, ilgili kurum baştabipliğince belirlenecek uygun mekanların, mesai dışı poliklinik hizmetleri için görevlendirilen tabiplerin kullanımına tahsis edilmesi,
2- Mesai dışı poliklinik uygulaması için;
a) Hastanede aktif olarak çalışan mevcut pratisyen tabip sayısının yeterli olması halinde öncelikle bu tabiplerden görevlendirme yapılması,
b) Kurumun mevcut tabip sayısının yetersiz kalması durumunda ise hastanenin bulunduğu belediye mücavir alanı içerisindeki mevcut birinci basamak sağlık kuruluşlarından, asli görevlerini aksatmamak kaydıyla, gerekli görevlendirmelerin yapılması,
c) Mesai dışı poliklinik uygulamasının hafta içerisinde hasta müracaatının en yoğun olduğu mesai saati bitiminden saat 24:00’e kadar, hafta sonu ve resmi tatil günlerinde ise 08:00- 24:00 saatleri arasında, hasta yoğunluğu ve tabip mevcudu dikkate alınarak, hastaların bekletilmeksizin muayene ve tedavileri sağlanacak şekilde, yeterli sayıda tabip ve ihtiyaç duyulan diğer sağlık personelinin 8’er veya 16 saatlik çalışma sürelerine isabet edecek biçimde planlama yapılarak görevlendirilmesi,
ç) Kurum dışından yapılacak görevlendirmelerin ilgili hastane baştabibi ile de istişare edilmek suretiyle il sağlık müdürlüğünce aylık çizelgeler halinde belirlenerek Vilayet onayı alınması,gerekmektedir.
3- Mesai dışı poliklinik uygulaması için birinci basamak sağlık kuruluşlarımızdan görevlendirilecek tabiplere ve diğer sağlık personeline Bakanlığımız ek ödeme mevzuatı hükümlerine uygun olarak ve ek ödeme miktarları, tavanı aşmayacak şekilde görevlendirildikleri hastane döner sermayesinden ek ödeme yapılabilecektir.
4- Birden fazla müstakil hastane baştabipliği vasıtası ile sağlık hizmeti sunulan bazı yerleşim yerlerinde, Bakanlığımızca hizmet birleştirmesine gidilerek tek yönetim çatısı altında hizmet sunumu sağlanan il ve ilçelerde;
a)Hizmet birleştirmesinin amaç ve esaslarına uygun olarak, yoğun bakım, yeni doğan, acil, ameliyathane ve benzeri hayati önemi haiz birimlerin hizmetin ve nitelikli sağlık insan gücünün bölünerek kullanımına mahal verilmeyecek şekilde ana hizmet binalarında planlanması ve yapılandırılması,
b) Hizmet birleştirmesi sonrasında; mesafe olarak birbirinden uzakta ve birden fazla hizmet binasında hizmet vermek durumu ortaya çıkan ve birleştirilmeye bağlı olarak bünyesinde birleştirme yapılan hastanenin ek hizmet binası konumuna gelen hastanelerin hizmet binasındaki acil servis birimlerinin acil servis statüsünün kaldırılarak, bu birimlerin mesai dışı poliklinik uygulaması için kullanılmak üzere tahsis edilmesi ve yapılandırılması,
c) Bu uygulamalar neticesinde oluşacak hizmet sunumuna ilişkin yeni durumlar konusunda vatandaşların önceden bilgilendirilmesi ve uygulamanın amaç ve esaslarına uygun olarak gerekli yönlendirilmelerin sağlanması, önem arz etmektedir.
5) Mesai dışı poliklinik uygulaması, 17.02.2004 tarihli ve 2689 (2004/19) sayılı Bakanlığımız genelgesi ile düzenlenen vardiya uygulamalarından farklı bir uygulamadır. Bu nedenle, vardiya uygulaması yapan hastanelerimizde mesai dışı poliklinik uygulamasının vardiya uygulamalarından ayrı olarak planlanarak yürütülmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, Bakanlığımıza ait hastanelerde hafta içi ve hafta sonu çalışma esaslarına ilişkin düzenlemelerde; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Çalışma Saatleri” başlıklı 99 uncu maddesinin, “Günlük Çalışma Saatlerinin Tespiti” başlıklı 100 üncü maddesinin, 13 Ocak 1983 tarih ve 17927 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği’nin Çalışma Düzeni ve Çalışma Saatleri Başlıklı 38. Maddesinin (05-05-2005 tarihli ve 25806 sayılı Resmi Gazete Madde 14) hükümlerinin dayanak alınması gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen mevzuat çerçevesinde; yataklı tedavi kurumlarında mesai başlama ve bitiş saatleri, hizmetin ve mahallin özelliği, sosyo-ekonomik, kültürel etkenler, iklim şartları, kurum personel kadrosu gibi hususlar göz önüne alınarak Valilikçe belirlenebilmekte ve hastane baştabiplerince de lüzum görüldüğü takdirde sağlık hizmetlerinin sürekliliği ve kesintiye uğramaması ve yoğunluğun azaltılması amacıyla vardiya ve nöbet gibi hizmetler için farklı çalışma saatleri uygulamasına gidilmesi mümkün bulunmaktadır.
Bu çerçevede, özellikle polikliniklerde hasta yoğunluğunun yüksek olduğu sabah saatlerinde ve öğle saatlerinde kırsal kesimden gelen hastaların ulaşım sorunları da dikkate alınarak veya diğer bölgesel özellikler de göz önünde bulundurularak hastane baştabipliklerince poliklinik muayenesine başlama saatlerinin saat 08:00’ den önceye çekilmesi ve poliklinik bitiş saatlerinin de buna göre ayarlanması mümkün olabilecektir.
Eğitim ve araştırma hastaneleri dışında kalan Bakanlığımız hastanelerinde, uygulamanın bu Genelgeye ve bu Genelgede yer verilen ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak yürütülmesini,
Ayrıca, Genelgenin yürürlüğe girmesini müteakip yukarıda belirtilen şekilde mesai dışı poliklinik uygulaması başlatan yataklı tedavi kurumlarımızın listesinin, uygulama başlangıç tarihi de belirtilmek suretiyle Bakanlığımıza bildirilmesini önemle rica ederim.
Prof. Dr. Nihat TOSUN
Bakan a.Müsteşar
Tamgün ve gelecekte sağlık
ALINTIDIR(medimagazin.com)
Satalım Arkadaşlar
Bundan çok değil, tam bir yıl önce, Medimagazin’de, “Hekimliğin Geleceği” başlığıyla yayınlanmış yazıma bakıyorum. Okuyanlar bilirler, okumayanlara gelin bir kez daha anlatalım, ‘Sağlıkta en çarpıcı gelişme, yerden biter gibi bir çırpıda pek çok özel tıp merkezi ve özel hastanenin açılmasıdır. Hatta giderek özel hastaneler zincirleri bile kurulmaya başlandı... Sonuçta ileride neler olacak? diye sorulduğunda, biraz geçmişe bakmamız gerekecek. Benzeri olaylar bankacılıkta yaşandı. Bankalar kurulduktan sonra, il ve ilçelerde birer ikişer şubeler açtılar. İki binli yıllara gelindiğinde dış sermaye baskısıyla iyice tıkanan bankaların bir kısmına TMSF el koydu. Bankalarımız birer ikişer, ya direkt olarak ya da TMSF ihaleleriyle yabancılara satıldı.
Bunun sağlıkla ne alakası var, diyebilirsiniz. Çok alakası var arkadaşlar. Özel hastaneler zincirlerinin günün birinde başkalarına ve özellikle yabancı şirketlere satılmayacağını kim iddia edebilir- Çimento fabrikalarından başlayıp, TV kanallarından cep telefonuna, Telekom’dan bankalara pek çok şirket yabancılara satılmadı mı? Vakti zamanı geldiğinde, hastaneler ve diğer sağlık kuruluşları da satılacaktır. Belki yerli yatırımcılara, belki yabancılara... Bu işlerde kâr görürlerse alan da bulunur, satan da. Alırlar alırlar, hiç kuşkunuz olmasın. Hele hele, ülkede yıllık harcanan sağlık pastası 30 milyar dolarlar seviyelerine yükselmişse. Satın alanlar, satın aldıkları hastaneleri, kapatırlar mı, cihazlarını alıp başka yerlere götürürler mi, çalışanlarının pek çoğunun işine son mu verirler, orasını bilemeyiz. O günleri yaşayacaklar görürler.
Adına küreselleşme denilen yapılanma buna müsait. Paranız varsa siz de gidip yabancı bir ülkede şirket, hatta hastane bile satın alabilirsiniz. Sen yeter ki paradan haber ver. Hiçbir şeycik olmaz, sağlığımız önce özele, sonra yabancılara emanet ediliverir. Öykümüz de böylece sona erer.
Bir arkadaşım -“peki biz doktorlar ne olacağız?” diye soruyor. Ne mi olacaksınız? Cevap çok basit, “onurlu birer sağlık işçisi.” Bu gidişat hepimize hayırlı olsun. Çok değil, yazının üstünden bir yıl bile geçmedi, özel hastane zincirleri yabancılara satılmaya başlandı. Burada isim vermek pek doğru olmaz. Merak edenler araştırıp öğrenirler. Bir hastane zincirinin yüzde 40’ı Amerikan şirketine satılmış bile, bir başkasının yüzde 17’si Araplara satıldı. Bir başka sağlık grubu, Arap ve İngiliz sermaye kuruluşlarıyla görüşmeler yapıyormuş. Yakında onların da satış haberlerini duyarız. Bir de Bakanlık hastanelerini sattılar mı, sağlığı ne de güzel idare ederler. Demeyin gitsin.
Tam Gün Yasası ile, doktorların çok tabii olan, doğal hakları ellerinden alındı. Hem de kendi meslektaşları tarafından. Yarın Meclise, “muayenehanelerin tümünün kapatılmasıyla ilgili bir kanun teklifi” verilmeyeceğini kim iddia edebilir? Bundan sonraki aşama, SGK sigortacılık hizmetlerinin yabancılara devredilmesi, -aman yanlış yazmayalım-, satılması olacaktır. Emekli Sandığı ve Sosyal Sigortalar Kurumunun tüm hizmetleri yabancılara geçince, -yabancılar işlerini, alacak vereceğini iyi hesap ederler-, artık, sağlık primleri hangi oranlarda artar, ilacın ve diğer sağlık giderlerinin ne kadarını ödersiniz, şimdilerde kuşa çevrilen emeklilik ikramiyesi, kuşun kanadına indirgenir mi, emekli maaşları ne kadar tırpanlanır, yaşadıkça birer ikişer görürsünüz.
İyisi mi, bundan sonra siz şarkılar söyleyin, şiirler okuyun...
Satalım Arkadaşlar
Bundan çok değil, tam bir yıl önce, Medimagazin’de, “Hekimliğin Geleceği” başlığıyla yayınlanmış yazıma bakıyorum. Okuyanlar bilirler, okumayanlara gelin bir kez daha anlatalım, ‘Sağlıkta en çarpıcı gelişme, yerden biter gibi bir çırpıda pek çok özel tıp merkezi ve özel hastanenin açılmasıdır. Hatta giderek özel hastaneler zincirleri bile kurulmaya başlandı... Sonuçta ileride neler olacak? diye sorulduğunda, biraz geçmişe bakmamız gerekecek. Benzeri olaylar bankacılıkta yaşandı. Bankalar kurulduktan sonra, il ve ilçelerde birer ikişer şubeler açtılar. İki binli yıllara gelindiğinde dış sermaye baskısıyla iyice tıkanan bankaların bir kısmına TMSF el koydu. Bankalarımız birer ikişer, ya direkt olarak ya da TMSF ihaleleriyle yabancılara satıldı.
Bunun sağlıkla ne alakası var, diyebilirsiniz. Çok alakası var arkadaşlar. Özel hastaneler zincirlerinin günün birinde başkalarına ve özellikle yabancı şirketlere satılmayacağını kim iddia edebilir- Çimento fabrikalarından başlayıp, TV kanallarından cep telefonuna, Telekom’dan bankalara pek çok şirket yabancılara satılmadı mı? Vakti zamanı geldiğinde, hastaneler ve diğer sağlık kuruluşları da satılacaktır. Belki yerli yatırımcılara, belki yabancılara... Bu işlerde kâr görürlerse alan da bulunur, satan da. Alırlar alırlar, hiç kuşkunuz olmasın. Hele hele, ülkede yıllık harcanan sağlık pastası 30 milyar dolarlar seviyelerine yükselmişse. Satın alanlar, satın aldıkları hastaneleri, kapatırlar mı, cihazlarını alıp başka yerlere götürürler mi, çalışanlarının pek çoğunun işine son mu verirler, orasını bilemeyiz. O günleri yaşayacaklar görürler.
Adına küreselleşme denilen yapılanma buna müsait. Paranız varsa siz de gidip yabancı bir ülkede şirket, hatta hastane bile satın alabilirsiniz. Sen yeter ki paradan haber ver. Hiçbir şeycik olmaz, sağlığımız önce özele, sonra yabancılara emanet ediliverir. Öykümüz de böylece sona erer.
Bir arkadaşım -“peki biz doktorlar ne olacağız?” diye soruyor. Ne mi olacaksınız? Cevap çok basit, “onurlu birer sağlık işçisi.” Bu gidişat hepimize hayırlı olsun. Çok değil, yazının üstünden bir yıl bile geçmedi, özel hastane zincirleri yabancılara satılmaya başlandı. Burada isim vermek pek doğru olmaz. Merak edenler araştırıp öğrenirler. Bir hastane zincirinin yüzde 40’ı Amerikan şirketine satılmış bile, bir başkasının yüzde 17’si Araplara satıldı. Bir başka sağlık grubu, Arap ve İngiliz sermaye kuruluşlarıyla görüşmeler yapıyormuş. Yakında onların da satış haberlerini duyarız. Bir de Bakanlık hastanelerini sattılar mı, sağlığı ne de güzel idare ederler. Demeyin gitsin.
Tam Gün Yasası ile, doktorların çok tabii olan, doğal hakları ellerinden alındı. Hem de kendi meslektaşları tarafından. Yarın Meclise, “muayenehanelerin tümünün kapatılmasıyla ilgili bir kanun teklifi” verilmeyeceğini kim iddia edebilir? Bundan sonraki aşama, SGK sigortacılık hizmetlerinin yabancılara devredilmesi, -aman yanlış yazmayalım-, satılması olacaktır. Emekli Sandığı ve Sosyal Sigortalar Kurumunun tüm hizmetleri yabancılara geçince, -yabancılar işlerini, alacak vereceğini iyi hesap ederler-, artık, sağlık primleri hangi oranlarda artar, ilacın ve diğer sağlık giderlerinin ne kadarını ödersiniz, şimdilerde kuşa çevrilen emeklilik ikramiyesi, kuşun kanadına indirgenir mi, emekli maaşları ne kadar tırpanlanır, yaşadıkça birer ikişer görürsünüz.
İyisi mi, bundan sonra siz şarkılar söyleyin, şiirler okuyun...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)