25 Eylül 2010 Cumartesi

ÖSYM Sınavlarında Şüphe Varmış: Günaydın!

Son günlerde gündemde olan bir konu var; ÖSYM’nin yeniden yapılandırılması. Malum, bugüne gelinen süreç KPSS’de 350 kişinin tam puan alması ve yapılan incelemede sınavda kopya çekildiği şüphesinin ortaya çıkması ile başladı. Bildiğim kadarıyla olay savcılık incelemesinde ve duruma göre ÖSYM’nin yaptığı diğer sınavlar da mercek altına alınacak. 

Ben 10 yıla varan öğretim üyeliği ve akademisyenlik gözlemlerime dayanarak böyle bir inceleme/soruşturma için geç bile kalındığı düşüncesindeyim. Yıllardır sınavlar yapılır ve bizler bu süre içinde onlarca ‘sürprize’ tanıklık etmişizdir. Örneğin, KPDS ve ÜDS sınavları. Malumunuz bu sınavlar her akademisyen için, önünde duran ve mutlaka aşması gereken engellerdir. Yurt dışında doktora yapmış ve çocukluğundan beri İngilizce öğrenme mücadelesi vermiş biri olarak bulunduğum fakültede pek çok arkadaşıma bu anlamda rehberlik/eğiticilik yapageldim. Dolayısı ile en azından fakültemdeki her öğretim elemanının yabancı dil seviyesi konusunda bir fikir sahibiyimdir. Geçen 10 yılda, nisbeten küçük bir çevreye sahip olan ve herkesin herkesi tanıdığı fakültemizde bazıları aylarca, hatta yıllarca İngilizce çalıştıkları ve belli bir düzeye geldikleri halde bu merkezi sınavları geçemezken, bazıları hiç çalışmadıkları ve dil seviyeleri oldukça düşük olduğu halde yetmişli, seksenli puanlarla bu sınavları geçtiler.

Gözlemlerim bundan da ibaret değil. Geçtiğimiz 10 yılda öyle öğrenciler fakültemize ve Doğu-Güneydoğu illerindeki tıp fakültelerine geldi ki, bu gençler değil lise düzeyinde genel fen-matematik-sosyal bilgiler kültürüne sahip olmak, ortaokul seviyesinde bile değillerdi. Bu durum hep dikkatimizi çekmiş, ‘söylentilerin’ haklılığına inanır olmuştuk. Bu öğrencilerin nasıl sınıf geçip okul bitirdiğini merak ediyorsanız, şu kadarını söyleyeyim, liseyi nasıl bitirmişlerse ve sınavı nasıl ‘kazanmışlarsa’ aynı şekilde. 

Öğretim üyeliğim süresince 8 dönem mezun verdik. Eğitimin her seviyesindeki hoca bilir; ögrenciler okuldayken kendilerini az çok belli eder. Öğrencinin gireceği sınavlarda başarılı olup olamayacağını az-çok tahmin edebilirsiniz. Şüphesiz arada sürpriz çocuklar çıkar ve sizi yanıltır. Ancak son 5-6 yıldır fakültemize gelen asistanlara bakıyorum, “bunlar nasıl tıp fakültesini bitirmiş?” diyeceğiniz gençler karşınıza TUS’u kazanıp gelmiş. “Okul başarısı ile TUS başarısı aynı şey değil.” dediğinizi duyar gibiyim. Ama kast ettiğim o değil. Bunların bazıları bizim mezunlarımız. Bizim şehrin/bölgenin çocukları. Biliyoruz ki mezun olduktan sonra da ders çalışmadılar. Ya özelde çalıştılar ya da sağlık ocağında vakit geçirdiler. İşin dikkat çekici tarafı, TUS ile gelen bu gençler ÖYS ile tıp fakültelerine gelip bizleri şaşırtan gençlerle aynı ‘profile’ sahip. 

Bilmem bu kısa yazı ile anlatmak istediğim anlaşılabildi mi? En iyi burayı bildiğim için bizim Şehri/Üniversiteyi/Fakülteyi örnek verdim ama bu durum çok yaygın olarak bölgemizdeki hatta bölge dışındaki pek çok şehirde/üniversitede/fakültede var. Yani bizler ÖSYM’nin yaptığı sınavlarda, özellikle de ilgi alanımız gereği ÜDS, KPDS, ÖYS ve TUS’da bir ‘bit yeniği’ olduğunu biliyorduk. KPSS skandalını duyunca hiç şaşırmadık. KPSS insanlara ekmek kapısı açtığı için fazlaca ses getirdi ama esas uzun vadeli ve ‘derin’ plan yukarıda sözünü ettiğimiz 4 sınavda işletilmeye devam ediyor. Bu yüzden YÖK’ün ÖSYM ile ilgili kararını gecikmiş de olsa yerinde buluyorum.  

Biz insanların ‘profillerinden’ ziyade, bulundukları yere haksız olarak gelmelerine karşıyız. Yoksa her profildeki insan bu ülkede her yere gelmeye adaydır. Yeter ki ülkenin kanunlarına ve kurallarına uysunlar, yasa dışı yollara tevessül etmesinler, başkalarının hakkını gasp etmesinler ve yemek yedikleri kabı pisletmesinler.

Prof. Dr. Şahin AKSOY, Harran Ünv. Tıp Fak. Deontoloji ve Tıp Tarihi A.D.Bşk. ve Şanlıurfa Tabip Odası Başkanı
Alıntı:medimagazin .com

Günde 6 gramdan fazla tuz zararlı

Karşıyaka Belediyesi bünyesindeki, 65 yaş üzeri vatandaşların faydalandığı Bilge Çınarlar Kulübü, “Yaşlıda Hipertansiyon Tedavisi” konulu bir panel düzenledi.

Günde 6 gramdan fazla tuz zararlı
Ege Üniversitesi Geriatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fehmi Akçiçek’in konuşmacı olarak katıldığı etkinlik,  Belediye toplantı salonunda gerçekleşti. Panele çok sayıda orta yaş üzeri vatandaş ilgi gösterirken, panelden konuyla ilgili  çarpıcı sonuçlar çıktı.
 
Konuşmasında Prof. Dr. Fehmi Akçiçek “Her 3 kişiden birinde kan basıncı yüksekliği bulunmaktadır. Her yaş grubunda da bu durum söz konusudur ancak 60 yaş sonrasında artış göstermektedir” dedi. Yüksek tansiyonu açıklayacak bir neden olup olmadığını her zaman sorguladıklarını ifade eden Prof. Dr. Akçiçek “ Bazen hiç nedensiz de hipertansiyon olabilmektedir. Sebebini bilmemekle birlikte nelerin yol açabileceğini öğrenebilirsiniz. Bunun başında  aşırı tuz  tüketimi geliyor. Vücudun ihtiyaç duyduğu günlük tuz ihtiyacı 6 gramdır ancak Ege Bölgesi’nde bu oran 21 gram, İç Anadolu ve Akdeniz Bölgelerinde 26 gram, Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde de 25 grama ulaşmaktadır. Oysa unutmayın 6 gramdan fazla tuz alımı zararlıdır. Vücudun su dengesi, tuz yani sodyum üzerinden ölçülüyor. Mesela 6 gram tuz kullandığınızda içilen 1 litre suyun 800 mililitresini atarsınız. 21 gram tuz tükettiğinizde sadece 500 mililitre suyu vücudunuzdan atarsınız. Aşırı tuz alımında ayak ve göz kapaklarınız şişer. Kalp, göz ve beyin yüksek tansiyondan en çok zarar gören organların başında geliyor.  Kan basıncını yükselten diğer neden  ise şişmanlıktır. Yağ  dokusu arttıkça su miktarı da artıyor. Tuza, şeker ve sigarayı da eklersek bunları hayatınızdan çıkarmanız şart. Hipertansiyonu kontrol için hekimlerinizin önerdiği ilaçları alabilirsiniz. İlaç kullanmanıza rağmen göğüs ağrısı çekiyorsanız, tansiyonunuz hâlâ yüksek ise ve algı problemi yaşıyorsanız mutlaka doktorunuza vakit kaybetmeden gidin dedi.
 
Konuşmacı yüksek tansiyonun 65 yaşından sonra şekil değiştirdiğini anımsatarak “Bu yaştan sonra damar yapıları farklılaşıyor. Büyük tansiyonu düşürmek gerekiyor. Sadece az tuz tüketerek hiç ilaç kullanmadan yüzde 75 oranında yüksek tansiyonu düşürebiliriz” diyerek sözlerini tamamladı. Prof. Dr. Fehmi Akçiçek daha sonra katılımcıların sorularına yanıt verdi. Program sonrasında Sosyal Yardım İşleri Müdürü Ayfer Çalışkan Prof Dr Akçiçek’e katkılarından dolayı çiçek ve  plaket verdi.
 
Alıntı. egedesonsoz.com

Genel Sağlık Sigortası uygulaması başlıyor

59 milyon kişi Genel Sağlık Sigortası kapsamına giriyor. Başvurular 1 Ekim'de başlıyor. 31 Ekim tarihine kadar başvurmayan 3 milyon kişiye 760 lira para cezası kesilecek.

59 milyon kişi Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamına giriyor. Başvurular 1 Ekim'de başlıyor. GSS'ye SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı kapsamındakilerin dışında, sosyal güvencesi olmayan ve Yeşil Kart uygulamasından yararlanamayan yaklaşık 3 milyon kişi de dahil olacak. Ancak zaman sınırlı. Çünkü bu 3 milyon kişiden 31 Ekim 2010 tarihine kadar başvurmayanlara 760 lira para cezası kesilecek.
Hiçbir sosyal güvencesi olmayan vatandaşlar belirlenen tarihlerde başvurdukları takdirde GSS kapsamına girseler de sağlık hizmetlerinden faydalanabilmek için sigorta primlerini kendileri ödeyecek.
Hürriyet'in haberine göre, sisteme dahil olmayanlar ise 760.5 lira para cezasına çarptırılmanın yanı sıra yapılacak olan gelir tesptinde aylık gelirleri de 1521 liranın üzerinde sayılarak olmayan maaşlarından sigorta primi için her ay 182.5 lira para kesilecek. 

UYGULAMA NASIL İŞLEYECEK?
Yeni uygulama ile birlikte Türkiye’de 59 milyon kişinin (SGK’ya tabi çalışanlar, emekliler veya bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilerin toplamı) GSS kapsamında olacak.SGK tarafından yapılacak tespit sonucunda; aile içinde kişi başına düşen aylık gelir, brüt asgari ücretin 3'te 1'inden (253.50 TL) az olanların primlerini devlet ödeyecek.
Kişi başına düşen aylık geliri; brüt asgari ücretin 3'te 1'i (253.50 TL) ile brüt asgari ücret (760.50 TL) arasında olduğu belirlenen kişiler için aylık 30.42 TL GSS primi ödenecek. Kişi başına düşen geliri; brüt asgari ücret (760.50) ile brüt asgari ücretin 2 katı (1521 TL) arasında olduğu belirlenen kişiler için aylık 91.26 TL GSS primi ödenecek. Kişi başına düşen geliri; brüt asgari ücretin 2 katından fazla (1521 TL'den fazla) olduğu belirlenenler için aylık 182.52 TL GSS primi ödenecek.
Örneğin; sosyal güvencesi olmayan 4 kişilik bir ailenin eline 1000 lira geçiyor, yani kişi başına 250 lira düşüyor. Brüt asgari ücret 729 lira. Bunu üçe böldüğünüzde 243 lira çıkıyor. Kişi başına 243 liradan fazla geliri olan bu ailemiz, ayda 30 lira prim ödeyerek sağlık yardımlarından faydalanacak. Ama 5 kişilik bir ailenin eline toplam 1000 lira geçiyorsa, bu herkese 200 lira düştüğü anlamına gelir. O zaman ailenin primini devlet karşılayacak. Şayet 4 kişilik bir ailenin 2 bin 500 lira geliri varsa ortalama 625 lira düştüğünden, bu aile ayda 88 lira prim ödeyecek.” 

HER AİLEDEN EŞLERDEN BİRİSİNİN DAHİL OLMASI YETERLİSisteme dahil olmak için eşlerden birisinin Genel Sağlık Sigortalı'sı olmasının yeterli olduğunu ifade eden Posta Gazetesi yazarı Ekrem Sarısu, "Eşlerin bakmakla yükümlü olduğu kişiler sağlık hizmetlerinde ücret ödemeden faydalanabilecek. Ailelerde çocuklar için ise bir ayrıntı söz konusu. Ailedeki tüm çocuklar 18 yaşına kadar, lise öğrenimine devam eden çocuklar 20 yaşına kadar, üniversite öğrenimine devam eden çocuklar ise 25 yaşına kadar ailesinden dolayı genel sağlık sigortalısı sayılacak. Bu yaşları aşan çocuklar ise kendi GSS kaydını yaptımak zorundalar" dedi. 

İŞSİZLERİN GELİRİ YAPTIKLARI HARCAMALARA GÖRE
Sosyal Güvenlik Kurumu, yapacağı gelir tespitinden sonra her ailenin gelir düzeyini belirleyecek. İşsiz olduğu için belgelenebilir bir geliri olmadığından bu ailelerin gelir tespiti yapılan harcamalar üzerinden yapılacak. Örneğin kira ödemesi, faturalar gibi harcamalar üzerinden bir gelir hesaplanmaya çalışacak ve bu gelir üzerinde hangi dilime giriyorsa ona göre bir sigorta primi belirlenecek. Gelir tespiti yapılırken belgelenmemiş kira veya tarla gelirleri, banka hesapları gibi kazançlar göz önünde bulunurulacak.

Alıntı:ntvmsnbc.com

YÖK Başkanı: 'Sınavları kurumların yapması' önerisi doğru değil

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, sınavları kurumların kendilerinin yapmalarına ilişkin önerilere sıcak bakmadığını, çünkü kurumların kendilerinin sınav yapmalarının kamuoyunda çok rağbet görmeyeceğini söyledi. 

Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluş yıl dönümü resepsiyonuna katılan Özcan, sorular üzerine, sınavların ÖSYM tarafından değil, kurumların kendisi tarafından yapılmasına ilişkin önerileri değerlendirdi. 

Özcan, bu önerilere sıcak bakmadığı mesajı vererek, kurumların kendilerinin sınav yapmalarının kamuoyunda çok rağbet görmeyeceğini bildirdi. YÖK Başkanı Özcan, bu sınav sisteminin şimdilik devam ettirilebileceğini, daha sonra buna benzer bir sistem kurduktan sonra, öğrencilerle çok ilgisi olmayan ve akademik olmayan sınavları, kurulacak yeni merkezin yapmasının doğru olabileceğini ifade etti.

Sınavların kurumların kendileri tarafından yapılmasına ilişkin bir teklif almadıklarını da söyleyen Özcan, taslaklarını TBMM'nin açılması ile sunmaları gerektiğini söyledi. 

ÖSYM Başkanlığına yeni atanan Prof. Dr. Ali Demir'in organizasyon yeteneği yüksek ve disiplinli birisi olduğunu belirten Özcan, ''Zaten böyle bir arkadaş arıyorduk'' dedi. Özcan, ÖSYM'nin yeni sistemine ilişkin çalışmalarının, birkaç ay içinde dışarıdan gelecek malzemelerle birlikte, 5-6 ayda tamamlanabileceğini de belirtti. 

 

Alıntı : medimagazin.com

24 Eylül 2010 Cuma

Cemaat ÖSYM'de....




Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevinden istifa eden Tuğamiral Türker Ertürk, üniversiteye giriş sınavından sonra doldurulan tercih kılavuzunda, Deniz Harp Okulu’nu işaretleyen öğrencilerin ailelerine, “Çocuğunuzu ahlaksız bir okula gönderiyorsunuz” şeklinde mektuplar gönderildiğini söyledi. Ertürk, Deniz Harp Okulu’nu tercih eden öğrencilerin ÖSYM içindeki yapı tarafından tespit edildiğini, bunu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na rapor ettiğini kaydetti.

Deniz Harp Okulu Komutanlığı’na yönelik karalama kampanyası ile ilgili olarak Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na 2010 yılının Şubat, Mart ve Mayıs aylarında üç ayrı rapor gönderdiğini kaydeden Ertürk, “İhbar mektuplarının okuldaki ahlaksızlığı rapor etme kaygısı ile gönderilmediğini, bunun dinsel motifli/irticai yaklaşım içinde bulunan ve güçlü mali kaynağı olan bir örgüt/yapılanma işi olduğunu” kayda düşürdüğünü söyledi.

Eşcinsellikle suçlanan çocuklara ait bilgilerin, suçlamalarla ilgisi olmayan okuldaki diğer 150 öğrencinin velisine de gönderildiğini ifade eden Ertürk, şöyle devam etti:

“Deniz Harp Okulu’na karşı sürdürülen karalama kampanyası, laik Cumhuriyeti, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’e ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yürütülmekte olan operasyonun bir parçasıdır. Asimetrik psikolojik harekât, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nı artan şiddetle mercek altına getirmeye, tartışmaya, karalamaya, Türk ulusunun gönlünden düşürmeye, burada görev yapan personeli bezdirmeye, pes ettirmeye ve arzu ettikleri kafa yapısına dönüştürmeye yönelik gayretlerin bir parçasıdır. Bu psikolojik savaşın dış desteği olan bir örgüt işi olduğu şüphesizdir.”

Kendisine, “İmzasız ihbar mektupları ile okulun aday öğrencilerinin ailelerine psikolojik baskı yapılacağı” tehdidinde bulunulduğunu kaydeden Ertürk, bu olayın ardından potansiyel öğrenci adaylarının adreslerine, “Çocuğunuzu ahlaksız bir okula gönderiyorsunuz” şeklinde mektuplar gönderildiğini söyledi.

Kontenjanlar etkilendi

Ertürk, bu olayın üniversite seçme sınavına giren öğrencilerin, tercihleri arasına Deniz Harp Okulu’nu yazmasının ardından yaşandığını vurguladı. Ertürk, operasyonun ÖSYM içinden yapıldığını kaydetti.

Okula devam eden öğrencilerin ailelerine de, Deniz Harp Okulu başlıklı karalama ve iftira içeren bilgi notları gönderildiğini; konunun incelenmesi üzerine Deniz Kuvvetleri’nin kapalı devre bilgi sisteminden yararlanıldığının ortaya çıktığını anlatan Ertürk, “Yapılan incelemede, öğrenci ailelerine gönderilen mektup adreslerinin Deniz Kuvvetleri Komutanlığı sisteminden alındığı, sistemde güncellemesi yapılmamış adreslere gönderilen mektupların geri döndüğü tespit edildi” dedi.

Ertürk, dinsel motifli çevrelerce yürütülen kampanyalar nedeniyle okulun öğrenci kontenjanında önemli oranda boşluk doğduğunu belirtti.


 Alıntı: Cumhuriyet

23 Eylül 2010 Perşembe

Yeni ÖSYM Başkanı'na dair....





‘Lugatinde bahane yok’
YÖK tarafından ÖSYM Başkanlığı’na atanan İTÜ öğretim üyesi Prof. Ali Demir, titiz, dakik, gece-gündüz çalışan, savunduğu fikirden kolay vazgeçmeyen biri olarak tanınıyor. Ölçme değerlendirme alanında çalışması olmayan Prof. Demir’i, öğrencileri ise şöyle tanımlıyor: “Aşırı idealist. Lugatinde bahane yoktur.”

ÖSYM Başkanlığı’na vekaleten atanan Prof. Dr. Ali Demir (51), görev yaptığı İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) titiz ve alanında yetkin biri olarak tanınıyor. Önceki gün Ankara’ya giden ve dün sabah da İTÜ Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin’le görüşen Demir, başkanlığının duyurulmasının ardından üniversiteden hızla uzaklaşarak, kimseyle görüşmek istemedi. Yüksek lisansını ve doktorasını yurtdışında yapan yeni ÖSYM Başkanı’nı öğretim üyesi arkadaşları dakik, gece gündüz çalışan, kendi doğruları ile hareket eden ve savunduğu fikirden kolay kolay vazgeçmeyen biri olarak tarif ediyor.

Doktorası İngiltere’den

İTÜ Makine Mühendisliği Bölümü mezunu Demir, Tasarım Mühendisliği’nde yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra doktorasını İngiltere’deki Loughborough Teknoloji Üniversitesi’nde yaptı. İTÜ’de Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü’nün yanı sıra Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı Fakültesi’nde öğretim üyeliği yapıyor. 1959’da Konya’da doğdu ve iki çocuk babası. İngilizce ve Almanca biliyor. Büyük kızı Yeditepe Diş Hekimliği Fakültesi’nde öğrenci. Diğeri ise bu yıl üniversite sınavlarına girdi ve ablasıyla aynı okulu kazandı. Demir’in eşi de diş hekimi.

Tekstil danışmanı

Tekstil alanında birçok projede danışmanlık yapan, TÜBİTAK’ta birçok proje yürüten Demir’in yeni göreviyle ilgili olarak, ölçme ve değerlendirme alanında çalışmaları bulunmuyor. Demir, sosyal paylaşım sitesi Facebook’ta, öğrencilerinin oluşturduğu, “Prof. Dr. Ali Demir’in Öğrencileri” adlı grupta “Ali Demir gördüğüm en zor insanlardan biri, lügatinde ‘bahane’ adında herhangi bir kelime mevcut değildir, aşırı idealist, herşeye rağmen bir İTÜ aşığı olarak tanımlayabileceğim biri” sözleriyle anlatılıyor.
Türbana özgürlük için imza verdi
ÖSYM Başkanlığı’na vekaleten atanan Prof. Demir’in üniversitelerde türbana özgürlük bildirisinde imzası bulunuyor. Prof. Demir, Yarımağan’ın istifayı düşündüğünü açıklamasının ardından başkan arayışına giren YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan’ın aklına gelen ilk kişi oldu. Özcan, arkadaşı Demir’i önceki gün Ankara’ya davet etti ve ÖSYM’nin başına getireceğini söyledi. Özcan, Demir’e görevini tebliğ ettikten sonra, ÖSYM’de tespit edilen güvenlik açıklarıyla ilgili bilgi içeren dosya verdi ve ertelenen sınavların hazırlıklarına hemen başlanmasını istedi.
Açığa alma istifa getirdi
ÖSYM eski Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan’ın istifasının nedenleri de netleşmeye başladı. YÖK Başkanı Prof. Yusuf Ziya Özcan son görüşmelerinde, Prof. Yarımağan’a, ÖSYM’nin üst yönetiminden bazı kişileri açığa almayı düşündüğünü söyledi. Yıllardır birlikte çalıştığı arkadaşlarının açığa alınmasına olumlu yaklaşmayan Yarımağan, “O zaman ben istifa edeyim. Açığa alma işlemini ondan sonra yapın” diyerek, yıl sonunda istifa etme kararını erkene aldı.

Alıntı: hürriyet.com.tr

21 Eylül 2010 Salı

Bekelenen itiraf : Soruları cemaatten aldım

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından yapılan 4 sınavda sınav sorularını sızdırarak para karşılığı satmakla suçlanan "kopya şebekesi" zanlılarının savcılık ifadeleri çarpıcı detaylarla dolu.

Çete lideri olmakla suçlanan Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Okulu'nda öğretim görevlisi olan O.A.U., ifadesinde, geçtiğimiz yıl yapılan Polis Meslek Yüksek Okulu sınavlarını da kendisinin iptal ettirdiğini itiraf etti.
“Reis” lakaplı zanlı, sınav sorularının cemaate yakın kişilerden sızdırıldığını öne sürdü. 

O.A.U., ifadesinde "Polis Meslek Yüksek Okulları öğrenci adaylığının iptalini sağladığım yönündeki suçlama kısmen doğrudur. Ancak soruları çalan ben değilim. Cemaatten aldım. Kadirli'li olan bir hemşerim cemaate mensup bazı kişilerin sınav sorularını tanıdıkları kişilere dağıttıklarını söyledi. Ben de cemaatle içli dışlı olan akrabam Ö.L.E'ye söyledim. Soruları aldı ve bana faksladı" diye konuştu.

Daha önce çok sayıda sınava girerek başarısız olduğunu belirten diğer bir zanlı, "M.D. isimli arkadaşıma rica ettim, internet ortamına sızdırılan soruları alarak bana tüyolar verdi. Telefonla söyledi, bunun suç olabileceğini bilmiyordum" değerlendirmesinde bulundu. 

Diğer tutuklu zanlı S.G. ise ifadesinde "Kopya vermek suretiyle sınav kazandırma gibi bir amacımız ve birliğimiz yoktur. Telefon kayıtlarında internet ortamında sınav sonuçları ile ilgili bilgileri birbirimize verdiğimiz yönünde beyanlar varsa da benim çevrem geniştir. Birçok arkadaşım sınavlara girip çıkar, ben de girerim. Birbirimizin sınav sonuçlarını merak ederiz. Konuşmalar bu konularla ilgilidir" dedi. 

Alıntı:ntvmsnbc.com

19 Eylül 2010 Pazar

KPSS'de yeni korku:YA YARGI DA İPTAL EDERSE.....

İptal kararından sonra gözler, mahkemelerin kararla ilgili yapacağı yorumlara çevrildi

Bugüne kadar KPSS’nin iptaline ilişkin açılan davalara ek olarak, ÖSYM’nin iptal kararının iptali ve yapılacak yeni sınavın iptali istemleriyle yeni davalar açılması bekleniyor. Adayların, bütün soruları doğru yanıtlayan şüphelilerin diğer testlerde de kopya çekmiş olabileceğini belirterek, dava açma hakları da bulunuyor. Bu davalardan herhangi birinden çıkacak olası bir iptal kararı ise durumun içinden çıkılmaz bir hal almasına yol açacak. KPSS’nin bütünüyle iptali halinde, bütün sınavın silbaştan yapılması gerekecek. ÖSYM’nin Eğitim Bilimleri testini iptal kararının iptal edilmesi halinde ise kopya çekenlerin tek tek saptanarak sınavlarının iptal edileceği tarihe kadar atama yapılmayacak. Yapılacak yeni sınavın iptali halinde ise kimi adayların eski, kimi adayların yeni puanının hesaplanması gerekecek. Bütün bu ihtimaller, KPSS mağdurlarına tazminat hakkı da doğuracak. ÖSYM yetkilileri hakkında tazminat davaları açılabilecek.

Alıntı : milliyet

Yine 2009 haberi : Sahibinden satılık Acil Servis!

KORKMAYIN....YARGI BU KARARI İPTAL ETTİ.ANCAK BU OLAY , TABLOYU GÖSTEREN BİR İŞARET FİŞEĞİ...

Bursa'da ilginç ihale: İl Sağlık Müdürlüğü 3 adet 112 acil istasyonunu doktor, yardımcı personel ve ambulans şoförüyle birlikte sattı. İhaleyi kazanan çöp poşeti imalatçısı firma her istasyon için 27 bin TL ödedi. Satışın hukuka aykırı olduğunu öne süren Bursa Tabip Odası, iptal davası açmaya hazırlanıyor

Bursa İl Sağlık Müdürlüğü'nde 22 Nisan günü gerçekleşen ihale şaşkına çevirdi. İl merkezinde konuşlanan 3 adet 112 Acil Yardım İstasyonu doktor, yardımcı sağlık personeli ve ambulans şoförüyle birlikte hizmet satın alımı için ihale düzenlendi. İhaleye 6 firma katıldı. Kazanan ise 'çöp poşeti' imalatıyla uğraşan 'EST Turizm Poşet Ambalaj' adlı şirket oldu. Şirket, Acil Yardım İstasyonları'nın her birine 2 yıl için 27 bin TL ödeyecek.

Teknik şartnamede, ambulansların, personelle birlikte hastane öncesi acil yardım hizmetlerinde (hastaya gidilmesi, müdahale edilmesi, stabilizasyonunun sağlanması ve gerektiğinde bir kuruma nakledilmesi) kullanılmak üzere hizmet alımı yoluyla temin edileceği belirtildi.

PERSONEL MAAŞI SIKINTILI
İdari şartnamede ise, her ambulansta en az 5 doktor, 5 yardımcı sağlık personeli ve 5 ambulans şoförünün çalıştırılacağı ifade ediliyor. İhaleyi alan firma sağlık personelinin maaşlarını da ödeyecek

Görevlilere yapılacak ödemelere ilişkin ifadelerde ise sıkıntı olduğu görüldü. İfade şöyle: 'Doktorlara net asgari ücretin yüzde 300 fazlası, yardımcı sağlık personeline de yüzde 100 fazlası verilecek. Doktorlar ve yardımcı sağlık personeli sigortalı değil part-time çalışacak. Dolayısıyla emekli kesenekleri yaklaşık maliyete dahil edilmemiştir. Şoföre brüt asgari ücretin yüzde 50 fazlası ödenecek.'

MALZEME DEVLETTEN

Firma tarafından harcanan tıbbi sarf malzemeleri ise Bursa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından karşılanacak. Ambulanslarda ve istasyonlarda kullanılacak telsiz, haberleşme cihazlarının bakımı da müdürlüğe ait olacak..

TABİP ODASI DAVA YOLUNDA

BURSA Tabip Odası Başkanı Dr. Bülent Aslanhan ise, ihalenin yapılacağını öğrendikten sonra İl Sağlık Müdürlüğü'nü uyardıklarını söyledi.

İhalenin yalnızca ambulans kiralanmasıyla sınırlı olmadığını, hekim ve diğer sağlık personeli tarafından verilen sağlık hizmetlerinin de satın alınmasının söz konusu olduğunu belirten Aslanhan, özellikle bu yanıyla hukuka aykırılıklar içeren ihalenin iptali için dava açacaklarını söyledi.

İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, talebin Sağlık Bakanlığı'ndan geldiğini, yakında tüm Türkiye'ye yayılacak olan uygulama için Bursa'nın pilot il seçildiği ve ihalenin bu amaçla gerçekleştirildiği yanıtını verdi.

2009 da olan ama pek bilinmeyen olay: Denizli'de aile hekimine hapis cezası

Denizli de aile hekimi hasta yakınının şikayeti, 4. sulh ceza mahkemesinin kararı ile 5 ay hapis cezası aldı.

İdrar sondası değişimi için eve davet edilip, benim görevim değil diyerek gitmeyen aile hekimi; aile hekimliği yasa ve yönetmeliklerinde evde bakım hizmeti maddelerine aykırı hareket ederek görevi ihmal ettiği gerekçesi ile sulh ceza mahkemesi tarafından 5 ay hapis cezası ile cezalandırıldı.

Karşıyaka Devlet Hastanesi'nde bir ilk : Fazla maaş ödedik, iade edin!

Karşıyaka Devlet Hastanesi'nin, çalışanlarına 8 ay fazla maaş ödediğini Sayıştay belirledi. Yetkililer, 245 bin lirayı bulan bakiyenin hastaneye iade edilmesini istedi

Ankara'dan gelen Sayıştay Başkanlığı'na bağlı denetçiler, Karşıyaka Devlet Hastanesi'nde çalışanlardan eksik gelir vergisi kesintisi yapılarak 'kamu zararı' oluştuğunu tespit etti. İncelemede hastane saymanlığındaki bir görevlinin yaptığı hata üzerine, hastanede çalışan 400'e yakın sağlık çalışanından 2009 yılında 8 ay eksik gelir vergisi tahsilatı yapıldığı anlaşıldı. Sayıştay'ın raporunun ardından hastane başhekimliği resmi yazı gönderdiği 400'e yakın çalışanından ödenmeyen toplam 245 bin TL tutarındaki vergiyi geri istedi.

NÖBET VE VERGİ


Hastane Başhekimi Dr. Rahim Özdemir imzalı yazıda, "Fazla ödemenin hastane banka hesabına veya Hastane Saymanlığı'na yatırılmasını rica ederiz" denildi. Şimdi hastanede görevli sağlık memuru, hemşire ve teknisyenler 300-1000, doktorlar ise 2-3 bin TL arasında para ödeyecek. Dr. Özdemir, çalışanların paraları ödememeleri halinde fazla ödenen vergi tutarını faiziyle birlikte ödemekten kurtulacaklarını açıkladı. Özdemir, çalışanların üzerlerine düşen parayı bir an önce vermeleri gerektiğini belirterek, "Alınacak bu para, önümüzdeki ay Maliye'nin hesabına yatırılacak. Hastanenin sıkıntı yaşamaması için çalışanların bir an önce bu vergi borçlarını ödemesi gerekiyor" dedi.

İzmir'in Karşıyaka Devlet Hastanesi'nde eşine az rastlanır bir olay yaşandı. Sayıştay Başkanlığı denetçileri hastane yaptıkları denetimde, hastanede görevli toplam 400 sağlık çalışanına fazla ödeme yapıldığını tespit etti.

YAZI GÖNDERİLDİ


Hastanenin saymanlık bilgilerini inceleyen denetçiler, hastanede 2009 yılı Nisan-Aralık aylarında çalışanlardan gelir vergisinin eksik kesildiğini, nöbet ücretlerinin de fazla yatırıldığını belirledi.

Hastane yönetimine savunma yapmaları için sunulan Sayıştay raporunda eksik vergi nedeniyle 245 bin, nöbet ücretleri nedeniyle ise 129 bin TL kamu zararı oluştuğu ifade edildi. Hastane Başhekimi Dr. Rahim Özdemir, Sayıştay raporlarının kendisine ulaşmasının ardından hastanedeki sendika temsilcileri ile toplantı yaptı. Eksik vergiden doğan 245 bin TL'lik kamu zaranın çalışanlar tarafından ödenmesi gerektiği hususunda sendika yöneticileri ile uzlaşma sağlayan Dr. Özdemir, nöbet ücretlerinden doğan zarar konusunda Sayıştay'a itirazda bulunma kararı aldı. Hastane Başhekimliği, Sayıştay raporunda ayrıntılı olarak 'borçları' çıkartılan 400'e yakın hastane çalışanına resmi yazı gönderip, fazla ödenen paraları geri istedi.

Dr. Özdemir tarafından gönderilen yazıda, "Hastanemiz 2009 mali yılı gelir gider hesaplarının Sayıştay görevlilerince denetlenmesi sonucunda aşağıda ve ekde yer alan harcama ve ödeme kalemlerinde tarafınıza.....TL fazla ödeme gerçekleştirildiği, bu fazla ödeme tutarının yasal faizi ile birlikte hastenemiz saymanlığı veya hastanemizin Ziraat Bankası Şemikler Şubesi'ndeki ..... nolu hesabına yatırılarak gereğini rica ederim" ifadelerine yer verdi.

Hastane çalışanları, "Maaşlarımızı her ayın 15. gününde alıyoruz. Hastane yetkilileri, 'Sizin verginizi eksik keşmisiz' demedi. Eksik kesintiden biz sorumlu değiliz. Zararı, buna yol açan personel ya da kurum karşılasın" dedi.

"Parayı yatırmaları onlar için iyi olur"


Devletin Kamu Alacakları Yönetmeliği'ne göre fazla ödenen paraları parayı ödeyen sorumlu kişi veya parayı alan kişilerden tahsil edildiğini belirten Dr. Özdemir, "Sayıştay raporunun ardından hastanedeki sendika temsilcileri ile görüştüm. Devlet oluşan kamu zararını bir şekilde tahsil edecektir. Çalışanlar korumak için elimizden geleni yapıyoruz. Paranın şimdi çalışanlar tarafından ödenmesi gerekiyor. Dosya Sayıştay'da görüşülüp aynı karara varılırsa bu kez ödenecek miktar artacaktır. Bu yüzden çalışanların fazla ödenen paraları hastane veznesine veya banka hesabına yatırmalarını istedik" diye konuştu. Eksik vergi kesintisi yapılmasında hastanenin hatasının bulunduğunu ifade eden Dr. Özdemir, nöbet ücretleri konusunda raporda belirtilen 'kamu zararına' itiraz edeceklerini bildirdi.

Sayıştay: Başhekim en doğrusunu yapmış

Denetimi gerçekleştiren Sayıştay denetçileri, Yeni Asır'a yaptıkları açıklamada şunları söyledi:

"Hazırladığımız raporu hastane başhekimliğine sunduk. Başhekimlik bize savunma gönderecek. Daha sonra Ankara'da Sayıştay Daireleri konuyu görüşecek. Eğer 'kamu zararı vardır' kararı çıkarsa para çalışanlardan faiziyle alınacaktır. Bu süreç bir yıl sürebilir. Hastane yönetiminin hatalarını kabul edip, parayı çalışanlardan tahsil etmesi halinde biz dosyayı kapatırız. Hastane başhekiminin böyle bir yetkisi var. Böylece çalışanlar, daha fazla para ödemek zorunda kalmayacak" diye konuştu.

"Danıştay'ın içtihadına göre para alınamaz"

Türk Sağlık Sen 1 Nolu Şube Başkanı Ahmet Doğruyol ise, gelişmeye tepki gösterdi. Hastane yönetiminin çalışanlarından ancak son 60 gün ödenen fazla parayı tahsil edebileceğini belirten Doğruyol, "Çalışanlar kendilerinden istenen parayı ödemesinler. Sendikamıza başvurdukları takdirde bu konuda dava açabiliriz" diye konuştu. Avukat Mesut Kılıç ise, "Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararı uyarınca kamu görevlilerine sehven ödenen paralar ancak ödeme tarihinden itibaren 60 gün içerisinde geri istenebilmektedir. Danıştay'ın bu açık içtihadına rağmen kurumlar, bu paraları personelden almaya çalışmaktadır" diye konuştu.

KPSS'de kısmi iptal kararı: Yeni sınav 40 gün içinde

KPSS soruşturması sürerken 'Eğitim Bilimleri Testi'nin iptaline karar verildi. Yeni sınav 40 gün içinde yapılacak.

YÖK Yürütme Kurulu üyesi Çavuşoğlu: Ortada cenaze vardı sahiplendik, faili beklemeden iptale karar verdik.

YÖK Başkanı Özcan: 1 ay içinde tamamlarız


Radikal’in gündeme getirmesiyle tartışmaya açılan ve 36 gündür üzerinde konuşulan KPSS iddialarında, iptal kararı çıktı. ÖSYM Yürütme Kurulu, KPSS sorularının sınav öncesinde sızdırıldığından emin olduklarını, Savcılığın soruşturmasının ise uzayacağının ortaya çıktığını belirterek, KPSS Eğitim Bilimleri testini iptal etti. YÖK Yürütme Kurulu üyesi Abdullah Çavuşoğlu, “Ortada cenaze vardı, faili belli değildi, biz cenazeyi sahiplendik, failini beklemeden iptale karar verdik” dedi.

10 Temmuz tarihinde yapılan KPSS sınavına 280 bine yakın öğretmen adayı katılmıştı. Sınavda 320 kişinin soruların tamamını yaparak tam puan alması, soruların sızdığı iddialarını beraberinde getirmişti. Bunun üzerine ÖSYM, YÖK Denetleme Kurulu, Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu ve Savcılık olaya el koymuştu. Soruların sınav öncesinde sızdırıldığına yönelik iddialar hakkında yürütülen soruşturmalar nedeniyle ÖSYM’nin kozmik odalarında sınavların bulunduğu odalarda aramalar yapılmış, bu nedenle ÖSYM bu yıl içinde yapacağı 12 sınavın tarihini de ertelemek zorunda kalmıştı.

Türkiye’nin gündemini bir ayı aşkın bir süredir işgal eden ve bir türlü açıklığa kavuşturulamayan KPSS iddialarına yönelik Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması sürerken, ÖSYM Yürütme Kurulu dün sürpriz bir şekilde Eğitim Bilimleri testini iptal etme kararı aldı. Radikal’in görüştüğü ÖSYM Yürütme Kurulu üyesi Abdullah Çavuşoğlu, “Savcılık soruşturmasının uzayacağı ortaya çıktı. ÖSYM Yürütme Kurulu olarak kararı biz verdik. Artık emin olduğumuz için savcılığı beklememeye karar verdik. Ortada cenaze vardı faili bulamıyorduk. Artık cenazeyle yetinmek zorunda kaldık. Hiçbir kuşkumuz yok, kesinlikle sızma. Ancak sızdıranı bulamıyoruz” dedi. Çavuşoğlu, YÖK Yürütme Kurulu’nun kararıyla ortaya çıkan tablo ve adayların aklındaki muhtemel sorular hakkında şunları söyledi:

Yeni sınav ne zaman?

Yeni sınav en geç 40 gün içerisinde yapılacak.

Yeni Sınav’da yeni sorular mı olacak?

Evet, soruların tamamı yeniden hazırlanacak.

Yeni Soruları kim hazırlayacak?

Eğitim Bilimleri testi için yeni komisyon kurulması planlanıyor.

Şüpheliler de sınava girebilecek mi?

Sınav sorularını önceden aldığından şüphe edilen yüksek puanlı adaylar da sınava girer, onunla ilgili birşey yapamazsınız. Çünkü sadece şüpheliler. Biz hepimiz okula gittik, öğretmen bizi kopyadan yakaladı diyelim, bir sonraki sınava giremiyor muyduk? Giriyorduk elbette. Bir çok kişiyi savcılık serbest bırakmak zorunda kaldı, bu insanlara yönelik bir müeyyide yok.

Sonuçlar ne zaman açıklanır?

Sınav sonuçları 2 ay içerisinde tamamlanabilir. Sınav yapıldıktan sonra okunması çabuk olur. Sonuçlar atamalar için iki aya hazır olabilir.

Yeni sınava kimler girebilecek?

İptal edilen Eğitim Bilimleri testi olduğundan öncelikle KPSS Eğitim Bilimleri testi yapılacak. Bu nedenle 10 Temmuz tarihinde sınava girenlerden yeniden başvuru alınmayacak ve Eğitim Bilimleri adaylarının tekrar sınava girmesi sağlanacak.
Sınavın yeniden yapılacak olması gözlerin iptal edilen sınavda soruların tamamını yapan ve tam puan alan adaylara çevrilmesine neden oldu. Radikal’in yaklaşık 20’sinin aynı evde yaşayan çiftler olduğunu tespit ettiği adayların aynı performansı göstermemesi, savcılık soruşturması açısından da belirleyici olacak. Yetkililer, sözkonusu adaylar için yoğun güvenlik önlemleri alınacağını bildirdiler.

ÖZCAN: 1 AY İÇERİSİNDE TAMAMLARIZ

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) ile ilgili iddialara ilişkin "ÖSYM’ye yeni bir şekil vermeyi düşünüyoruz. O süreç içerisinde nerelerden sızma olduğu ve açılan deliklerin kapanabilmesi için elimizden geleni yapacağız" dedi.

Özcan, beraberinde YÖK Denetleme Kurulu Üyesi Muhittin Şimşek ile birlikte Gaziantep’in Nizip ilçesinde bulunan Zeugma Antik Kenti’ni ziyaret etti.
Daha sonra Nizip ilçesinde bulunan Osmanlı Parkı’na gelen Özcan, burada gazetecilerin KPSS soruşturmasıyla ilgili sorularını yanıtladı.

Özcan, KPSS’de hiç bir değişiklik olmayacağını, KPSS’nin sadece eğitim bilimleri sınavının iptal edildiğini söyledi.

Sadece 279 bin öğretmenin yeniden bu teste alınacağını, diğer branşlarda atamaların yapılabileceğini ifade eden Özcan, şöyle konuştu:
"Yeni sınav tarihi zannediyorum bir ay içerisinde her şeyi tamamlayıp, Milli Eğitim Bakanlığına atamalar için gerekli olan puanları yollayabilecek durumda oluruz.
ÖSYM’ye yeni bir şekil vermeyi düşünüyoruz. O süreç içerisinde şimdiye kadar tespit edilen bütün açıklıkları, nerelerden sızma olduğu ve açılan deliklerin kapanması için elimizden geleni yapacağız." (aa)

Alıntı:
BETÜL KOTAN /RADİKAL

18 Eylül 2010 Cumartesi

KPSS Eğitim Bilimleri Testi iptal edildi

10-11 Temmuz 2010 tarihlerinde yapılan Kamu Personel Seçme Sınavının (KPSS-Lisans) Eğitim Bilimleri Testi, sınav sürecinde bazı usulsüzlüklerin meydana geldiği kanaatine varıldığından, telafisi mümkün olmayan zararların ortaya çıkmasını engellemek için iptal edilmiştir. Bu sınav ve daha önce ertelendiği açıklanan diğer sınavların yeni tarihleri yakında açıklanacaktır.

Kamuoyuna ve ilgililere duyurulur.

ÖSYM BAŞKANLIĞI

Kopya çetesinin inanılmaz yöntemleri

ÖSYM’nin yaptığı dört sınavda soruları çalarak sattığı belirlenen çete üyelerinin güvenlik duvarlarını aşmak için mini bluetooth kulaklık, kalem kamera ve diğer teknolojik aletleri kullandığı öğrenildi.

Kopya çetesi, kalem kamera, saat ve kolye şeklinde cep telefonları kullanmış.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca ortaya çıkarılan kopya çetesinin, ÖSYM' nin güvenlik duvarını aşmak için akılalmaz yöntemler geliştirdiği ortaya çıktı.

Çetenin, bina sınav sorumluları ve sınav gözetmenleri ile işbirliği yaparak test sorularını dışarı çıkardığı, kısa süre içinde de çözümleri 3-5 bin lira karşılığında cep telefonları aracılığıyla servis ettiği belirlendi.

ÖSYM tarafından yapılan 4 sınavın sorularını çalarak sattığı tespit edilen çete üyeleri işe yedek soru kitapçığını ele geçirmekle başlıyordu.
Haberin devamı ↓reklam

Çete elemanları anlaştıkları sınav sorumlusunun yardımıyla, sınavın yapıldığı binaya aday sayısı kadar getirilen yedek kitapçıklardan birini dışarı çıkartıyordu.

İkinci aşamada sıra dışarıda bekleyen konusunda uzman akademisyene geliyordu. Uzman çete üyesinin süratle çözdüğü soruların cevapları, teknik cihazlarla sınav salonlarındaki adaylara ulaştırılıyordu

İşte bu noktada devreye teknoloji giriyor. Çeteyle 3-5 bin lira karşılığı anlaşan adaylara cevaplar kol saati ya da kolye görünümündeki cep telefonlarıyla gönderiliyor. Bazılarına ise yanıtlar dışarıdan farkedilmeyen mini bluetooth kulaklıkla sesli olarak aktarılmış.

Çete ile anlaşmalı bazı sınav gözetmenlerinin yasak olmasına rağmen salona cep telefonu soktuğu da tespit edildi. Bu yöntemde ise cep telefonu ile görüntülenen sorular, resimli mesaj olarak dışardaki çete üyelerine gönderiliyor.

James Bond filmlerini aratmayan bir başka teknik daha ortaya çıkarıldı. Çete elemanı bazı kişiler sınav sırasında kalem kameralarla soruları kaydediyor, yarım saatte salonu terkediyordu. Ve cevaplar diğer yöntemlerdeki gibi dolaşıma çıkıyordu.

Alıntı:ntvmsnbc.com

17 Eylül 2010 Cuma

BÖYLE GİDERSE TÜM SINAVLAR HAYAL:KPSS'de kitapçıklara kim çizik attı?

YÖK Denetleme Kurulu, KPSS Eğitim Bilimleri Testi'nde tam puan alan 75 kişinin kitapçığında soruların çözümüne ilişkin tek bir çizik olmadığını belirlemişti. İkinci incelemede ise koruma altındaki kitapçıklarda karalamalar belirlendi ancak kalemler farklı.

Öğrenci Seçme Yerleştirme Merkezi'nde (ÖSYM) KPSS skandalına ilişkin ortaya çıkan yeni delil, olayın yeni bir boyut kazanmasına neden oldu.

YÖK Denetleme Kurulu, Eğitim Bilimleri Testinden tam puan alan 75 kişinin kitapçığında soruların çözümüne ilişkin tek bir çizik olmadığını belirlemişti.

Kurul, koruma altındaki bu kitapçıkları yeniden incelediğinde bu kez kitapçıklarda karalamalar bulunduğunu tespit etti.
Haberin devamı ↓reklam

Hürriyet gazetesinin haberine göre, YÖK yetkilileri, Denetleme Kurulu'nun kitapçıklar üzerinde yaptıkları ilk incelemenin ardından elde edilen bulguları rapora kaydetmek için ikinci bir inceleme yaptıklarını ve bu kapsamda da soru kitapçıkları ile cevap kağıtlarının karşılaştırıldığını belirtti.

Sonuç için inceleme yapan Denetleme Kurulu, son kez kontrol için baktığında, ilk kontrolde üzerinde tek bir çizik dahi olmayan kitapçıklarda bu sefer çözümlere ilişkin karalamalar olduğunu fark etti. Fakat kitapçıklar ile kişilerin optik cevap anahtarları karşılaştırıldığında kullanılan kalemlerin farklı olduğu görüldü.

Bunun üzerine Denetleme Kurulu üyelerinde ÖSYM içinden bazı kişi veya kişilerin kitapçıklar üzerinde oynadığı şüphesi ağırlık kazandı. Bu bilgiler savcılık ile de paylaşıldı. Karalamaların hangi elden çıktığının tespiti, ÖSYM'deki köstebeğe ulaşmada en önemli adım olacak.

ÖSYM yetkilileri, KPSS dahil bütün sınavların ardından soru kitapçıklarının ÖSYM'de toplandığını, özel kasalarda saklandığını ve bu kitapçıklara sadece üst düzey yetkililerin ulaşabildiğini söyledi.

Yetkililer, KPSS'de bu tür büyük olaylar yaşandığında kitapçıkların kasalardan çıkarılıp incelendiğini, onun dışında sınav sonuçları açıklandıktan yaklaşık 3 ay sonra kitapçıkların imha edildiğini ifade ettiler.

Alıntı:ntvmsnbc.com

15 Eylül 2010 Çarşamba

Super Mario Bros 25 yaşında

Japonya'da doğan 'İtalyan marangoz' Mario, geçen 25 yıl içinde popüler kültürün ikonları arasına yerleşti.

Dijital oyun tarihinin en popüler karakterlerinden Super Mario Bros 25 yılı geride bıraktı.

Daha önce Donkey Donk ve Mario Bros adlı oyunlarda görünen ‘İtalyan marangoz Mario’ karakterinin ikon statüsüne yükselmesi ve popüler kültürün en ünlü ‘kurgu’ karakterlerinden biri haline gelmesi, bundan tam 25 yıl önce ilk sürümü Japonya’da yayınlanan Super Mario Bros oyunuyla oldu.

İlk kez 1981 yılında Donkey Donk adlı oyunda görünen, tasarımcı Şigeru Miyamoto'nun eseri Mario'nun o zamanki adı Jumpman idi. Oyunu ABD'de piyasaya sürmeye hazırlanan Nintendo, ülkedeki yönetimin tavsiyesi doğrultusunda karakterin adını Mario olarak değiştirdi.

Japonya'da Famicom, dünyada ise Nintendo üst markasıyla yayımlanan oyun, kısa sürede büyük satış rakamlarına ulaştı ve tüm zamanların en çok satan oyunlarının başında yer aldı. Nintendo oyun konsolarıyla birlikte verilen oyunun tüm dünyada 25 yıl içinde ulaştığı satış adedi 40 milyonu geçti.

Alıntı:ntvmsnbc.com

Kilo almanın yolları

“Ne kadar fazla yersem yiyeyim kilo alamıyorum.”, “Fazla kalorili besleniyorum, her gün mutlaka tatlı yiyorum, yine de kilo alamıyorum.” “Kendimi sürekli yorgun ve güçsüz hissediyorum, uykum geliyor, iştahsızım, yemek yemek içimden gelmiyor.”

Bunlar, zayıflık sorunu olan birçok kişinin dilinden düşmeyen şikâyetler. Peki kilo kontrolünü sağlamak ve sağlıklı kalmak için neler yapılması gerekiyor?

Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, kilo almak isteyenlere sağlıklı kilo kontrolü ile ilgili önerilerde bulundu, zayıflıkla ilgili şu bilgileri verdi:

ZAYIFLIK NEDİR, NEDEN KAYNAKLANIR?

"Diyetle günlük alınan toplam enerjinin harcanan enerjiden daha az olması veya alınan besinlerin vücut tarafından kullanılmaması durumunda zayıf olma durumu ortaya çıkmaktadır. Bunun dışında zayıf olma nedenleri arasında;

Sindirim sistemi bozuklukları, hipertiroidi gibi metabolizmayı hızlı çalıştıran hormonal hastalıklar, bağırsak parazitleri ve emilim bozuklukları, kilo alma korkusu, psikolojik bozukluklar ve buna bağlı iştah kesilmesi, yeme bozukluğu ( anoreksiya nevroza, blumia vb.), kullanılan ilaçlar ve bunların etkisi, fazla fiziksel aktivite, zayıflatan hastalıklar (kanser, tüberküloz, kronik diyare…), düzensiz yemek yiyen ve uzun açlık gibi nedenler vardır.

KİMLER ZAYIF OLARAK NİTELENDİRİLİR?

Beden kitle indeksi Dünya Sağlık Örgütü'nün boy uzunluğunu ve vücut ağırlığını baz alarak şişmanlığı ölçmede kullanılan bir parametredir. Vücut ağırlığının boyun karesine bölünerek hesaplanan bu ölçüm ile var olan kilonun hangi aralıkta olduğu kolayca anlaşılır.
BKİ: Ağırlık/ boyun karesidir.

BEDEN KİTLE İNDEKSİ (BKİ) KİLO ÖLÇÜTÜ

18.5 den küçük zayıf
18.5- 24.9 normal
24.9- 29.9 hafif şişman (Owerweight)
29.9- 34.9 obezite 1.tip
34.9- 39.9 ileri obezite 2.tip
39.9- 49.9 morbid obezite (hastalık riski artmış)
49.9 ve üzeri süper obezitete

Yaş aralıklarına göre farklı değerlendirilir; çünkü yeni doğmuş bebeklerin ve büyüme çağındaki çocukların BKI'ne göre değil, persentil eğrilerine göre kilo durumları takip edilir.

ZAYIF OLMAK ZARARLI MI?

Zayıf olmak her zaman sağlıksız olmak anlamına gelmez. Bu kişiye göre ve bunun derecesine göre değişir. Burada kişinin yaşı da önemli bir faktördür. Dolayısı ile burada kişiyi görmek, vücut analiz cihazı sonuçlarını değerlendirmek ve kişinin yaşını da göz önüne almak gerekir. Yeme bozukluğunun var olup olmadığını iyi değerlendirmek şarttır. Çünkü eğer yeme bozukluğu var ise (anoreksiya, bulimia, tıkanırcasına yemek yeme durumu vb.) bu konuda psikiyatrist desteği almak gerekmektedir.

Zayıf olmak çocuklukta büyüme gelişmenin az olmasına, emzikli kadınlarda süt veriminin yetersiz kalmasına, vücudun dış etkenlere karşı savunma mekanizmasının azalmasına, konsantrasyonun düşmesine ve hatta yaşam süresinin kısalmasına da neden olabilmektedir.

SAĞLIKLI KİLO ALMAK İÇİN...

Kilo almak kilo vermekten çok daha zor bir durumdur. Öncelikle bu süreç ve sabır ister. Kilo almak isteyen kişilerin kilo almak istemesi yeterli değildir, ayrıca buna inanmaları da gerekir. Gerekli tahliller yaptırılıp altta yatan geçerli bir hastalık durumu yok ise diyetisyen kontrolünde sık takip ve iletişim ile ayda ortalama 2 kilo olacak şekilde hedef koyulabilir.

Amaç vücutta gerekli dokuları oluşturmaktır. Kilo yağ ve yağsız dokuyu (kas dokusu, vücut suyu ve kemik dokusu) arttıracak şekilde alınır. Amaç daha çok kas dokuyu arttıracak şekilde olmalıdır.

KİLO ALIRKEN DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR

Günün en önemli öğünü olan kahvaltı muhakkak yapılmalıdır ve erken saatte yapılması kilo alımında çok önemlidir.
Kilo almak isteyenler kesinlikle öğün atlamamalıdır. Düzenli beslenme ve kaliteli beslenme olmazsa kilo alımı gerçekleşmez.

Kas dokusunun artırılması için protein ve karbonhidrat alımına dikkat etmek gerekir. Her öğünde muhakkak hem karbonhidratlı bir gıda hem yağlı hem de proteinli bir besin koymak gerekmektedir.

Kahvaltıda peynir, yumurta, süt gibi protein içeriğine sahip bir besin ve ekmek tüketilmesi doğru bir tercih olabilir.
Ara öğünlerde kalori değeri ve protein değeri yüksek gıdalar tercih edilmelidir. Özellikle fındık, badem, ceviz gibi kuruyemişler, tost, süt, kek, taze ve kuru meyveler, ayran gibi gıdalar alınmalıdır.

Ana yemeklerde mideyi çabuk şişirecek sıvılara dikkat edilmelidir. Yemekle beraber içecek alınmamalıdır. Ayran, meyve suyu, asitli içecekler, şalgam suyu veya çorba gibi besinler yemekte hızlı doyuma sebep olur. Bu gıdaların alımı kısıtlanmalıdır. Su tüketimi bile yemekten 45 dakika sonraya bırakılmalıdır.

FAZLA TATLI İŞTAHI KAPATIR

Baharatlar ve bazı soslar salçalı yemekler iştah açar. Yemekleri pişirirken hipertansiyonu olmayan kişiler rahatlıkla kullanabilirler.

Yemeklerde bazı öğünlerde salata yerine taneli meyve kompostoları tüketilebilir.

Tatlılar iştahı azaltmayacak ve miktarı abartmayacak şekilde tüketilmelidir. Çok fazla tatlı tüketimi ana yemeklerin alımının azalmasına ve iştahın kapanmasına sebeptir. Belki yemek sonrası tercih edilebilir veya yatarken son ara öğünde alınabilir.

Yemekleri keyifli şekilde tüketmelisiniz. Örneğin sevdiklerinizle beraber yerken iştahınız artabilir.
Çok yoğun egzersiz yapılmamalıdır. Bunun yerine yemekten 1 saat öncesi yapılacak 30 dakika hafif tempolu yürüyüş iştahı açar ve kalori alımınızı artırır.

Yemekler pişirilirken besin değeri arttırılmalıdır. Örneğin makarnalar peynirli, kıymalı olabilir. Kek ve pastalar fındık cevizli yapılabilir. Çorbalara kıyma, buğday, pirinç, patates, şehriye koyulabilir.

Yemeklerin yanında tüketilmesi gereken salatalara, zeytin, ceviz, mısır, zeytinyağı, ton balığı, peynir eklenebilir."

Alıntı:ntvmsnbc.com

14 Eylül 2010 Salı

İzmir'de hastanelerde gece mesaisi başladı

İzmir'deki sağlık kurumlarında 17.00-20.00 saatleri arasında da hasta muayene edilmeye devam edecek. Ayrıca kan alma, ultrason, EKG, röntgen gibi hizmetler de verilecek.

İzmir'deki devlet hastanelerinde 'akşam mesaisi' dönemi başlıyor. Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi uygulamaya bugün geçerken, Atatürk Eğitim ve Araştırma ile Tepecik Eğitim Araştırma hastanelerinde Ramazan Bayramı'ndan sonra akşam hizmet verilmeye başlanacak.

Karşıyaka Devlet Hastanesi sadece 'genel cerrahi' branşında Eylül ayı içinde akşam mesaisi uygulamasına geçecek. Bornova Trafik ve Buca Devlet hastanelerinde ise 'doktorlardan talep gelmediği' gerekçesiyle yeni uygulamaya şimdilik geçilemeyecek.

Uygulamaya başlayan hastanelerde saat 17.00'den sonra uzman doktorlar polikliniklerde hasta muayene edecek. Kan alma, utrason, EKG, röntgen, EEG gibi tetkiklerin yapılacağı akşam mesaisinde ameliyatlar da gerçekleştirilecek. Yeni uygulama ile gündüz çeşitli nedenlerle doktora gidemeyen vatandaşlar, akşam hastaneye başvurup muayene olabilecek. Acil servisler gündüz yaşanan yoğunluk nedeniyle kilitlenmeyecek.

ACİLLER SIKIŞIK

Bu yılın başında acil servislerdeki yığılmaları önlemek amacıyla verilen gece poliklinik hizmeti uygulamasını başlatan Sağlık Bakanlığı, bu kez poliklinik ve ameliyathanelerdeki yoğunluk ve sıraları azaltmak amacıyla bir çalışmaya imza attı. Bakanlık tarafından 30 Temmuz 2010 tarihinde 'Döner Sermaye Ek Ödeme' konulu yönetmelik ile akşam çalışacak personele döner sermayeden fazla mesai ödenmesinin önü açıldı. Buna göre, akşam mesai yapan çalışanlar normal mesai saati içinde aldığı döner sermaye gelirinin yüzde 30'u kadar ek geliri hak edecek.

İzmir'de fazla mesai uygulamasına ilk olarak İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde başlanacak. İzmir Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Yüksel Yılmaz, "Bizim hastanemiz bu uygulamaya gönüllü oldu. 1 Eylül 2010 tarihinden itibaren 11 branşta akşam poliklinik hizmetimiz başlayacak. Bu uygulamanın gündüz polikliniklerinden hiçbir farkı olmayacak. Uzman doktorlarımız ve sağlık personelimiz tam teşekkülü olarak uygulamaya hazır. Hasta yoğunluğuna göre bu saati gerekirse 22.00'ye kadar uzatabiliriz" dedi.

Yeşilyurt'taki İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma ile İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma hastaneleri akşam mesaisi uygulamasına Ramazan Bayramı'ndan sonra başlayacak. İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Galip Akhan, yoğunluk nedeniyle gündüz işlemleri bitmeyen hastalara saat 17.00'den sonra hizmet vereceklerini açıkladı. İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Fatma Nur Aktaş da, akşam saatlerinde poliklinik dışında EKO, holter, anjiyo gibi hizmetleri de vereceklerini dile getirdi.

Karşıyaka Devlet Hastanesi Başhekim Vekili Dr. Saim Gubari ise Eylül ayı içinde akşam mesaisi uygulamasına geçeceklerini belirterek, "Hastanemizde görevli genel cerrahi uzmanları akşam çalışmak istiyor. Saat 17.00 22.00 arasında ameliyat yapılacak" açıklamasında bulundu. Tepecik'teki Dr. Suat Seren Göğüs Hastıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Ali Kadri Çırak da, yeni uygulamaya hasta yoğunluğu yaşadıkları kış aylarında geçmeyi planladıklarını ifade etti.

Ege'de uygulamaya personel engeli

Devlet hastanelerinde 'gece mesaisi' uygulaması ile ilgili Ege Bölgesi'nin genelinde çalışmalar sürdürülmesine karşın henüz bir gelişme yok. Devrim niteliğindeki uygulama ile ilgili çalışmalarını sürdüren il sağlık müdürlükleri, kendi illerinde personel yetersizliğinden şikayet ediyor. Uşak ve Aydın'da ön çalışmalar devam ederken, uygulamanın Ekim ayı gibi başlaması bekleniyor.

Balıkesir'de uygulamanın hayata geçirilemediğini anlatan İl Sağlık Müdürü Mehmet Çalışkan, uygulamaya Eylül ayı sonunda geçebileceklerini açıkladı. Manisa İl Sağlık Müdürü Ziya Tay ise, "Tam gün yasası kapsamın da fazla mesai yapmak isteyen doktorlar gece de çalışabilir" diye konuştu.

Tay, şunları söyledi: "Şu anda ilimizde yaz sezonu ve Ramazan ayı dolayısı ile doktorlardan hastanelere talep yok. Bu nedenle uygulamaya geçemedik. Zaten personel sıkıntısı da var. Ancak Eylül ayı sonlarında talep olursa uygulamaya başlarız. Manisa'da henüz hiçbir hastanede gece uygulaması yok."

Alıntı:egedesonsöz.com-yeni asır

LÜTFEN BİRAZ CİDDİYET...Prof. Özcan: ÖSYM Başkanı kalıyor

"KPSS ile ilgili söyleyeceğim bir şey yok. Ben de sizin kadar meraklıyım ve gerçekten bilmek için yani böyle çok ölüyorum" diyen YÖK Başkanı Özcan, ÖSYM'nin yeni bir şeklinin olacağını açıkladı.

Türkiye günlerdir KPSS ve diğer sınavlardaki kopya iddialarıyla çalkalanırken bugün önemli bir buluşma gerçekleşti. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ile YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan bir araya geldi.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Çubukçu ile bir araya gelmeden önce gazetecilere açıklamalar yaptı. Özcan, KPSS ile ilgili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı görüşmeye ilişkin, ''Başbakanımıza dün rapor hakkında bilgi verdim'' dedi.

KPSS'deki kopya iddialarının savcılık tarafından soruşturulduğunu belirten Özcan, ''Benim burada bir şey söylemem çok ayıp olur. Zaten çok da bilmiyorum. Denetleme Kurulumuz ikinci raporunu bitirdi. Onu da inceliyoruz, ondan da savcılığı haberdar ettik. Çünkü savcılık da araştırmalarına o bizim raporun çerçevesinde yürütüyor. Bazen iki grup, savcılıkla denetleme kurulu paslaşıyorlar. Soruşturma hakkında bir şey söylemem maalesef mümkün değil'' diye konuştu.
Haberin devamı ↓reklam

Özcan, Başbakan Erdoğan ile görüşmesinin detayları hakkında ise şunları söyledi:

''Başbakanımıza dün bilgi verdim. Ne olduğunu, nasıl gittiğini... Rapor hakkında bilgi verdim. Bir de genel olarak YÖK ile ilgili her bir ayda yaptığımız konuşmayı yaptık. Bilgilendirmeydi. KPSS'nin iptal edilmesine ilişkin bir şey söylemedi. Çünkü o da biliyor ki savcılık hala bunu inceliyor.''

''BEN DE SİZİN KADAR MERAKLIYIM''

Özcan, YÖK'ün araştırma bulguları için de bir açıklamada bulunmadı. ''Ben onu da size söyleyemem. O da gizli bir rapor. Maalesef KPSS ile ilgili size söyleyeceğim bir şey yok. Şu an inanın ben de sizin kadar meraklıyım ve gerçekten bilmek için yani böyle çok ölüyorum, bir an önce çıksa da şunu sonuçlandırsak diye'' diyen Özcan, pek çok insanın zarar gördüğünü belirterek şöyle konuştu:

"Neredeyse 60 bin memur adayı bu işin sonucunu bekliyor. Biz bu soruşturmayı sonuçlandıralım da onların da ataması olsun diye...Öğretmenlerle ilgili mesele oldukça ciddi. 30 bin öğretmen atanacak. Bazı illerimizde ilkokullarda neredeyse hiç öğretmenimiz kalmadı. Bir an önce bu işi temizleyip oralara öğretmen atamak zorundayız. Milli Eğitim Bakanımız da onun için çalışıyor.''

Özcan, sınavın tümünün mü yoksa sadece eğitim bilimleri testinin mi iptal edileceği konusunun soruşturma sonrasında netliğe kavuşacağını belirtti.

TELEKULAK İDDİALARI İÇİN NE DEDİ?

Özcan, ayrıca ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan'ın telekulak iddialarına ise "Öyle bir şeyin olacağına da çok ihtimal vermiyorum. Niye daha önce olmadı da şimdi oldu'' diye yanıt verdi.

YİNE KAMERALARIN KARŞISINA GEÇTİ

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu ile görüştükten sonra da kameraların karşısına geçti. Özcan, gazetecilerin sorusu üzerine, ''Yakında ÖSYM'nin yeni bir
şekli olacak'' dedi.

Bir başka soru üzerine Özcan, KPSS'ye ilişkin soruşturmanın biran önce bitmesini istediklerini ifade etti.

KRİTİK SORUYA YANIT

Bir gazetecinin ''Bugün Paris'e yapmayı planladığınız seyahati neden iptal ettiniz?'' sorusuna, ''İşte bunlar için iptal ettik. Böyle bir durumda gidemedik'' yanıtını verdi.

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan'ın KPSS ile ilgili soruları hazırlayan sınav komisyonunun değişip değişmeyeceğine YÖK'ün karar vereceği yönündeki açıklamasının hatırlatılması üzerine Özcan, ''O konuda bir şey söylemeyeceğim. Ama yakında ÖSYM'nin yeni bir şekli olacak. Bunu söyleyebilirim'' diye konuştu.

Bir gazetecinin ''Meclis açılınca mı?'' sorusuna Özcan, ''Herhalde o zaman olur'' karşılığını verdi.

Özcan, ''Milli Eğitim Bakanı ile bu konuyu mu görüştünüz?'' sorusu üzerine, ''Olabilir'' dedi.

''ÖSYM Başkanı'nın görevden alınması söz konusu mu?'' sorusunu ise Özcan, ''Hayır'' diye yanıtladı.

Alıntı:ntvmsnbc.com

KPSS kararı savcılık soruşturmasından sonra

YÖK başkanı Yusuf Ziya Özcan kopya iddialarının ardından 10-11 Temmuz tarihlerinde yapılan KPSS'nin iptal edilip edilmeyeceğine ilişkin karar için savcılık soruşturmasını bekleyeceklerini söyledi.

Referandum öncesinde "Burada birçok kişinin maduriyeti söz konusu" diyen Başbakan Erdoğan bugün konuyu görüşmek üzere YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'la biraraya geldi. Görüşme yaklaşık 15 dakika sürdü.

Görüşmenin ardından habercilerin "KPSS iptal edilecek mi?" sorusunu yanıtlayan Özcan "Savcılık soruşturmasını bitirmedi. Onlar bitirmeden bizim bir karar almamız sözkonusu olmaz" dedi.

Özcan, ÖSYM'nin yeniden yapılandırılmasına ilişkin çalışma hakkında da Başbakan'a bilgi verdiğini kaydetti.

ÖSYM ve YÖK başkanları bayram öncesi yaptıkları açıklamalarda "Savcılık soruların sızdığını ispatlarsa eğitim bilimleri sınavı iptal edilir" açıklamasını yapmışlardı.

Kaynak:ntvmsnbc.com

11 Eylül 2010 Cumartesi

KPSS'de telekulak şüphesi

Kopya iddialarıyla ilgili soruşturmada her gün farklı bir iddia gündeme geliyor.

ÖSYM'deki Yüksek Güvenlikli Test Geliştirme ve Araştırma Merkezi'nden sorular nasıl ve kim tarafından sızdırıldı? Bu sorunun yanıtını arayan polis ilginç bir detaya ulaştı.

Her sınav öncesi sorularda hata olup olmadığının son kontrolü okuma yöntemiyle yapılıyor. Yani her soru bir uzman tarafından yüksek sesle okunuyor, diğer uzmanlar da soru ve cevapları dinleyerek anlatım bozukluğu ya da hatalı seçenek olup olmadığını kontrol ediyor.
Haberin devamı ↓reklam

120 SORUDAN 117'Sİ KONTROL EDİLDİ

Bu yıl da Eğitim Bilimleri Sınavı'ndaki 120 sorudan 117'si bu yöntemle kontrol edildi. Ancak sözle ifadesi mümkün olmayan 19, 20 ve 41'inci sorular sadece kitapçık üzerinden doğrulandı. Bu üç sorunun cevaplarının sızmadığı tespit edildi.

DİNLEME ŞÜPHESİ

ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan, bu okumalar sırasında dinleme olabileceği şüphesini dile getirdi.

Savcılık şimdi soruların dinleme yoluyla sızdığı iddiasına ilişkin inceleme yapıyor. Emniyet yetkilileri soruların hazırlandığı odanın konumu itibariyle teknik cihazlarla dışardan ya da basit bir dinleme cihazıyla içerden kayıt alınmasının mümkün olduğu görüşünü dile getiriyor.

İddianın ardından ortaya çıkan en çarpıcı bilgi ise MİT tarafından ÖSYM'ye telekulak brifingi verilmiş olması.

2010 yılı başında MİT görevlilerinin Test Geliştirme ve Araştırma Merkezi'ne gelerek çalışanları dinlemeler konusunda uyarıp önlemleri anlattıkları ortaya çıktı.

Alıntı:ntvmsnbc.com

ALES'te de sorular çalınmış:Skandalın altında mafya mı var, cemaat mi?

2010 KPSS sorularının çalındığı ve kopya çekildiği iddialarıyla başlatılan soruşturmada hergün yeni bir skandal patlak veriyor.

KPSS ve Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) sorularının çalındığının saptanmasının ardından geçmiş yıllarda Yüksek Lisans (ALES - Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı) Sınav Soruları’nın da çalındığı ortaya çıktı.

Milliyet gazetesindeki habere göre 2010 KPSS’nın kilit isimlerinden Ispartalı Baki Saçı’nın ifadesinde KPSS sorularını “sana bir hediyem var” diyerek e-mail’ine gönderdiğini söylediği Berat Koşucu’nun, geçmiş yıllarda bir akrabasına da yine e-mail yoluyla Yüksek Lisans Sınav Soruları’nın geldiğini itiraf etti.

Savcılığın, gözaltına alınıp serbest bırakılan Saçı’nın ifadesinde ortaya çıkan bu gelişmeler üzerine soruşturmayı genişleterek, geçmiş yıllarda gerçekleştirilen ALES sınavlarını da soruşturmaya dahil ettiği öğrenildi.

Sınav sorularının çalınması ve kopya çekilmesinde Gülen Cemaatine bağlı kişilerin de bulunduğuna dair iddialarda bulunan Saçı verdiği ifadede şunlardan bahsetti;

“Yalvaç’ta lise son sınıfa giderken 2004 yılı içinde Gölcük Dershanesi’ne üniversiteye hazırlık için gittim. Dershanenin yöneticileri cemaatçi olup, Fethullah Gülen cemaatine bağlıydılar. Zamanla beni de bu cemaate yakınlaştırdılar. Ben bu şekilde cemaati tanıdım. Ancak, cemaat yönelik herhangi bir olaya karışmadım, herhangi bir etkinlikte bulunmadım.

'CEMAAT EVİNDE KALDIM'

Aynı yıl üniversiteyi kazanınca dershanenin müdür ve öğretmenleri Bursa’da ‘yerimiz, yurdumuz, evimiz var, senin bu evde kalmanı sağlarız. Ayrıca sana burs da veririz. Sana çeşitli imkânlar sunarız’ demeleri üzerine tavsiyelerine uyup ailemin ekonomik durumunun da iyi olmaması nedeniyle Bursa’da 4 yıl boyunca Fethullah Gülen cemaatine ait evlerde benim gibi öğrencilerle bir arada kaldık.”

Saçı, ifadesine şöyle devam etti: “4 yıl boyunca toplam 4-5 değişik evde değişik şahıslarla kaldım. Bu evlerde abilerimiz vardı. Bu abiler evi yönetiyordu, evin temizliğinden yemeğine kadar onlar yapıyordu. Bazen toplu namazlar kılıyorduk. Bana herhangi bir baskı yapılmadı. Dinsel, siyasal anlamda bir eğitim de almadım. Bursa’da kalmış olduğum süre içinde cemaatin üyesiydim. Ancak okul bittikten sonra ilişkimi kestim.

Arkadaşım Koşucu’nun bildiğim kadarıyla aynı cemaatle bağlantısı vardır ama ne derecede olduğunu bilemiyorum. Mustafa Süleyman İnanıcı’nın ise herhangi bir cemaatle bağlantısı yoktur. Soruların Koşucu’ya ne şekilde geldiğini bilemiyorum. Bu sorular belki cemaat bağlantılı da olabilir. Cemaatten birileri Koşucu’ya göndermiş olabilir. Ancak tam emin değilim.”

İlkokulu Sücüllü İlköğretim okulu, ortaokulu Yalvaç Anadolu İmam Hatip, liseyi Yalvaç Atatürk’te bitirdim. 2004’te Bursa Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünü kazandım. Mezun olduktan sonra 2008, 2009 ve 2010 yıllarında KPSS sınavlarına girdim. 2009’da aldığım puanla sözleşmeli öğretmen olarak atamam yapıldı. Kadrolu atanmam için 2010 KPSS’ye girdim. Yaşanan bu olaylar sonrası iptal edilen sınav da bu sınavdır.

‘SANA BİR SÜRPRİZİM VAR’

5 Temmuz 2010’da Sücüllü’deyken Ankara’da oturan arkadaşım Berat Koşucu aradı. ‘Sana bir sürprizim var. Senin işine çok yarayacak. Ankara’dan otobüs ile Yalvaç’a göndereceğim. Bu hediyemi al’ dedi. İlkönce kabul etmedim. Koşucu da o aşamada göndereceği hediyenin içeriğini söylemedi.

Ancak, sürekli ‘sana sürprizim var, senin işine çok yarayacak’ diyordu. Bu ısrarları üzerine teklifini kabul ettim ve kendisine Yalvaç’ta oturan ve ortak arkadaşımız olan Mustafa Süleyman İnanıcı’ya gönderebileceğini söyledim. Yalvaç Terminali’ne gitme durumum o gün için yoktu.

İnanıcı’yı telefonla arayarak, Koşucu’nun otobüs ile terminale paket göndereceğini, bu paketi almasını söyledim. Aradan bir gün geçti ancak paket gelmedi. Koşucu, ayın 7’sinde tekrar telefon açarak, paketi otobüs ile gönderemediğini, e-mail adresimi vermem halinde bu adrese gönderebileceğini söyledi. Zaten Koşucu e-mail adresimi de biliyordu.

Tahminime göre aynı gün e-mail adresime mail göndermiş. Telefonla da arayarak söyledi. Ben de İnanıcı’yı arayarak e-mail adresimi ve şifremi vererek açıp bakmasını ve daha sonra silmesini söyledim.

MAİLİ AL VE SİL

Daha önceden Koşucu bana, ‘gönderdiğim e-mail’i al ve sil’ demişti. Ayrıca geçmiş yıllarda Koşucu’nun bir akrabasına e-mail yoluyla bir yerlerden Yüksek Lisans Sınav Soruları’nın geldiğini bildiğim için bu durumdan da şüphe duyup belki başım belaya girer diye bu düşünceyle de İnanıcı’ya ‘baktıktan sonra sil’ dedim.

Bu görüşmeden bir gün sonra Yalvaç’a geldim ve Gökkuşağı internet kafeye giderek e-mail adresime girdim ve baktığımda Koşucu’dan herhangi bir mail gelmemişti. Sınav soruları gibi bir şey de yoktu.

O gün İnanıcı ilçe dışında olduğundan kendisiyle görüşemedim. 9 Temmuz’da kuyumcu dükkânına yanına gittim. Buradaki bilgisayarında bir kısım sorular gördüm. Bunlar benim e-mail adresimde değildi. İnanıcı’nın bilgisayarında kayıtlıydı. Gelişigüzel baktım. Soruları dahi okumadım.

Ancak, KPSS sınavına yönelik birçok sorular vardı. İnanıcı bana soruları Koşucu’nun gönderdiğini söyledi. O gün ikimiz de Koşucu ile görüşmedik. Aynı gün benim Bursa Mustafa Kemal Paşa ilçesine atamamın yapıldığını öğrendim.

İnanıcı’nın soruları başkalarına gönderip göndermediğini bilemiyorum. Ertesi gün de KPSS sınavına girdim. Daha sonra konuyu basından öğrendim. Ben sınavdan 81.704 puan aldım. Eğer sorular bana gelseydi daha yüksek puan alırdım.

Koşucu ve İnanıcı’yla liseyi beraber okuduk. Koşucu, Turgut Özal Düşünce ve Hamle Derneği’nde çalışmaktadır. İnanıcı da Koşucu da birbirlerini tanırlar.”

Alıntı:ntvmsnbc.com

Reflü hastalarına bayram uyarıları

Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Bülent Yaşar, ramazan ayınde oruç tutan ve dinlenmiş bir sindirim sistemine sahip olan kişilere, bayramda aşırı tatlı ve hızlı gıda tüketimine bağlı oluşabilecek mide rahatsızlıklarından korunmak için önerilerde bulundu.

"Ramazan ayında oruç tutan pek çok kişi, sanki bir ayın intikamını alırcasına hızlı ve aşırı gıda tüketecek ve dinlendirilmiş bir sindirim sisteminin, birden ağır ve hızlı beslenmeye geçmesi ise midede ciddi sıkıntılara yol açacaktır" diyen Dr. Yaşar, özellikle reflü hastalığı olanların daha fazla dikkat etmeleri gerektiğini belirtti ve şunları kaydetti:

"Bu kişiler bayramda baklava, börek, makarna, pastırma ve sucuk gibi hazmı zor gıdalardan kesinlikle kaçınmalı, kola, taze sıkılmış portakal suyu, domates suyu tüketmemeli, bunların yerine kompostoyu tercih etmeliler. Ayrıca aynı anda fazla miktarda alınan su, mide hacmini ve mide basıncını artırarak var olan reflüyü ağırlaştırır. Bu nedenle özellikle çok tatlı gıdalar tükettikten sonra aynı anda fazla miktarda su almaktan kaçınılmalıdır. Ramazan sonrası yeme alışkanlığındaki bu hızlı değişimler, reflü hastalarının yanında, midelerinde hiç bir sıkıntı olmayan kişilerin de mide yanması, mide krampları, aşırı şişkinlik ve gaz gibi pek çok sorunla karşılaşmalarına ve bayramı hasta geçirmelerine sebep olabilir.”

TATLIYI FAZLA KAÇIRMAYIN, SPORA ARA VERMEYİN

Sağlıklı bir bayram geçirebilmek için tavsiyelerde bulunan Uzm. Dr. Bülent Yaşar, ramazanda oruç tutan hastaların, bayramda yemeklerini yavaş yavaş, küçük lokmalar şeklinde, öğünlerini daha sık ancak daha küçük porsiyonlar halinde yemelerini, bol sıvı tüketmelerini, yağlı, hamurlu gıdaları ve tatlıları aynı anda tüketmemelerini, hamur işi yerine sütlü ve hafif tatlıları tercih etmelerini, ayrıca tatlıyı yemekten birkaç saat sonra tüketmelerini ve spora ara vermemelerini önerdi.

Alıntı:ntvmsnbc.com

Oy kullanırken dikkat....

Yarın ülkenin geleceğini değiştirecek bir refarandum var.Halkın tercihlerine göre Türkiye'yi karanlık ya da aydınlık bekliyor.Bu süreçte oy kullanırken dikkat edilmesi gerekenler:

-Oy pusulası beyaz ve kahverengi iki bölümden oluşuyor. Beyaz bölümde Evet, kahverengi bölümde ise Hayır ifadesi yer alıyor.

-Oy kullanabilmek için; üzerinde "TC Kimlik Numarası" yazılı olan nüfus kağıdı, evlilik cüzdanı, pasaport, resmi kurumlarca verilen soğuk damgalı resmi kimlik kartı ya da "TC kimlik numarası taşıyan mühürlü ve imzalı nüfus kayıt örneği"nin aslı ve beraberinde TC kimlik numarası olmayan resmi kimlik göstermek zorunlu.

-Referandumda önceki seçimlerde kullanılan ve üzerine Evet yazılı mühürler yerine Tercih yazılı mühürler kullanılacak.

-Referandumda parmak boyası kullanılmayacak.

-Oy kullanacak kimse, sandık başkanlarından oy pusulası, zarf ve tercih mühürünü alarak kabine girecek, oyunu kullandıktan sonra oy sandığına atacak.

-Dikkat: oy kullanıldıktan sonra pusulanın dışa doğru katlanarak zarfa konması gerekir. Yoksa mürekkep her iki tarafa da geçecek.İçeri doğru katlanan pusulaların oyları sayılmayacak.

-Oy verme işlemi doğu illerinde 07:00 - 16:00 saatleri arasında, batı illerinde ise 08:00 - 17:00 saatleri arasında yapılacak.

-Referandumda mazaretsiz oy kullanmamanın cezası 22 Türk Lirası.


LÜTFEN OYUNUZU KULLANIN, ÜLKENİN GELECEĞİNDE SÖZ SAHİBİ OLUN..GEÇ OLMADAN..

Rezalet sürüyor:Şimdide 2009 sınavları incelenecek..

KPSS skandalı diğer sınavlara da sıçradı. Son 5 yılı kapsayacak soruşturmada kopyayla üniversiteye yerleşip mezun olanların diplomaları iptal edilecek,memurları ise meslekten men edilecek

KPSS skandalı diğer sınavlara da sıçradı. Son 5 yılı kapsayacak soruşturmada kopyayla üniversiteye yerleşip mezun olanların diplomaları iptal edilecek, devlet memurları ise meslekten men edilecek

Türkiye genelinde 10-11 Temmuz 2010’da gerçekleştirilen Kamu Personeli Seçme Sınavı’nda (KPSS) çıkan kopya skandalının ardından ÖSS de dahil olmak üzere Yükseköğretime Geçiş Sınavı(YGS), Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı (TUS), Kamu Personeli Yabancı Dil Sınavı (KPDS) gibi sınavlara dair kopya ihbarları ardı ardına gelince soruşturma genişledi. Savcılık, Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ve Devlet Denetleme Kurulu tarafından çok yönlü yürütülen soruşturma son beş yılı kapsayacak.

YÖK BAŞKANINDAN TALİMAT
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, YÖK Denetleme Kurulu’na iddia edildiği gibi kopya olaylarının diğer sınavları ilgilendirip ilgilendirmediğinin araştırılması talimatı verdi. Son beş yılın sınavlarında kopya soruşturması neticesinde, soruları yasadışı yollardan satan şebekeyle ilgili kişilerin tespiti yapılıyor. YÖK, ÖSYM’den önceki yıllarda soru sızması tespiti halinde, bu kişilerin sınavlarının iptal edileceğini belirtti.

HAKİMLER GÖREVDEN ALINACAK
Kopya skandalına karışmış adayların, halen üniversitedeki kayıtlarının silineceği ifade edildi. Haksız yoldan ÖSS’yi kazanan ve üniversitede bir bölümü bitirenler olması durumunda ise, üniversite diplomaları da YÖK kararı ile iptal edilecek. Ayrıca kopya tespiti halinde Adalet Bakanlığı Adli Yargı Hakim ve Savcı Adaylığı Yarışma Sınavı ile mesleğe giren hakim ve savcılardan, İçişleri Bakanlığı Kaymakam Adaylığı Giriş Sınavı ile alınan kaymakamlardan, Tıpta Yan Dal Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı ile alınan doktorlardan bazılarının da mesleki yaşamı sona erecek.

Bile bile lades
ÖSYM’nin 2009 faaliyet raporunda polis sınavındaki ve KPSS’deki soruların bazı dershaneler tarafından çalındığına ilişkin bilgiler olduğu ortaya çıktı ÖSYM’nin hazırladığı ve aylar önce yayınlanan 2009 yılı faaliyet raporunda, sınav soruları ile ilgili ilginç iddialar yer alıyor. Raporda, Polis Meslek Yüksekokulları Sınavı’nda soruların adaylar tarafından ele geçirildiği için iptal edildiği vurgulanırken, KPSS sorularının da Polis Meslek Yüksek Okulu sınavındaki sorular ile aynı olduğu kaydedildi. Üstelik soruların bazı dershanelere de verildiği raporda yer aldı.

SINAVDAKİ 103 SORUDAN 88’İ AYNI
2009 yılı faaliyet raporunda, 13 Eylül 2009’da 09.30-11.30 saatleri arasında yapılan Polis Akademisi Polis Meslek Okulu sınavı sırasında, soruların ele geçirildiği ihbarının geldiği vurgulandı. Kopya iddiaları raporda şöyle anlatıldı: “Sınav sorularının ele geçirildiği ve KPSS Deneme Sınavı adı altında bazı dershaneler tarafından bazı öğrencilere iletildiği’ iddia edilen bir haber iletildi. İncelemelerde KPSS Deneme Sınavında yer alan 103 sorudan 88’inin sınavda sorulan sorularla büyük benzerlik gösterdiği saptanmıştır.”

37 SINAV ŞAİBELİ
Faaliyet raporunda, ÖSYM’nin 2009 yılı içinde toplam 37 sınav gerçekleştirdiği de vurgulandı. Bu sınavların başında ise, ÖSS, YDS, KPDS, ALES, KPSS, TUS sınavları geliyor. Son iddialarla birlikte söz konusu sınavların tamamına şüpheyle bakılmaya başlandı. Devlet Denetleme Kurulu’nun da, tüm sınavları mercek altına aldığı ve sistemi sorguladığı öğrenildi.

Alıntı:milliyet.com.tr

Aile hekimliği günyüzüne çıkıyor:Aile hekimliği boş kalınca mecburi oldu

Kadrolar boş kalınca aile hekimliği ‘mecburi’ hizmet haline geldi. Büyükşehirlerde boş kalan bölgelerin mecburi hizmet görevi olan hekimlerce doldurulacağı açıklandı.

Zorunlu aile hekimliği Özellikle büyük kentlerde aile hekimliği kadroları boş kalınca, bu bölgelere mecburi hizmeti henüz yapmamış hekimler gönderilecek.

Buradaki masraflar devlet tarafından ödenecek Türkiye’de 55 şehre ulaşmasına rağmen hâlâ ‘pilot’ uygulama olan aile hekimliğinde özellikle büyük kentlerde bölgelerin önemli kısmı boş kaldı. Türk Tabipleri Birliği İkinci Başkanı Prof. Özdemir Aktan, boş bölgelerin mecburi hizmet görevi olan hekimlerce doldurulacağını söyledi.

Aile hekimlerine muayenehane açabilmeleri için 900 lira ödendiğini dile getiren Aktan, “Bu parayla hem yer tutacaksınız hem de yanınızda çalışan personelin maaşını ödeyecekseniz. Bu mümkün değil. 1 Ekim’de uygulama başlayacak ama sağlık ocağı açısından en zayıf il olan İstanbul’da 3 bin bölgenin 900′e yakınında aile hekimi yok.

Buralara mecburi hizmeti olan hekimleri yönlendirecekler; tüm masraflar da devlet bütçesinden sağlanacak” dedi. Aile hekimliğinin ilk başladığı illerden olan Düzce’de üniversite ve özel hastanelerin ayaklanmasıyla birinci basamaktan yapılması gereken sevk zinciri uygulamasından vazgeçildiğini anlatan Özdemir, şöyle devam etti: “Aile hekimliğinde hastaların yüzde 80′inin tedavisi yapılabiliyor. Ama hasta olmadığı için poliklinikten kazanan diğer hastanelerin durumu zorlaşıyor.

Sistem doğru ama yanlış kuruldu
Sevk zinciri olursa küçük özel hastaneler batar.” Özdemir Aktan, SGK’nın parası olmadığı için aile hekimliği uygulamasının ‘pilot’luktan kurtulamadığını söyledi.

Alıntı:Habertürk

Prof.Büke'den açıklama:Batı Nil Ateşi için ilaç yok...

Ege Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağrı Büke, Batı Nil Ateşi hastalığını tedavi etmeye yönelik şu anda elde mevcut bir ilacın olmadığını söyledi.

Prof. Dr. Büke, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sinek ve sivrisineklerin ısırmasıyla bulaşan hastalığının ilk kez 1937 yılında saptandığını, 2000'li yıllardan sonra bu hastalığın daha yaygın olarak görüldüğünü ifade etti.

Batı Nil Ateşi hastalığı belirtilerinin herkeste ortaya çıkmadığına işaret eden Prof. Dr. Çağrı Büke, şöyle konuştu:

''Hastalığa yakalandıktan sonra hastalık belirtilerinin ortaya çıktığı kişi oranı yüzde 20. Yüzde 80'inde hastalık belirtileri ortaya çıkmıyor. Hastalık belirtileri ortaya çıkan kişilerde 3-5 gün sonra kas ve eklem ağrısı, ateş yüksekliği, deride yaygın döküntüler baş gösteriyor. Bu hastalıkta daha çok korktuğumuz, beyin zarı iltihabı ya da beyin iltihabına yol açan formları. Bunların da hastalık belirtisi ortaya çıkan kişiler içerisinde görülme sıklığı çok fazla değil. Genel ortalama yüzde 1 oranında bildiriliyor. ABD'deki rakamlar biraz daha farklı. Bu hastalığın belirtilerinin görüldüğü kişilerin yüzde 40'ında menenjit, beyin zarı iltihabı, beyin iltihabı şeklinde seyreden formları görülüyor. Bunlar da çok ciddi sonuçları olan hastalıklar. Dünyadaki rakamlara baktığımız zaman bu hastalığa bağlı olarak ölüm oranının yüzde 4 olduğunu görüyoruz. Beyin zarı iltihabı veya beyin iltihabı gelişen kişilerde yüzde 14'lere çıkabiliyor'' dedi.

Alıntı:ntvmsnbc.com

Hastalığın belirtileri itibarıyla 'iyi seyirli' bir hastalık olduğunun söylenebileceğini dile getiren Prof. Dr. Büke, ''Hastalığı kesinlikle tedavi etmeye yönelik şu anda elde mevcut bir ilaç yok. Tüm dünya için bu böyle'' dedi.

''SİNEK KOVUCULARLA KORUNUN''

Prof. Dr. Büke, hastalığa neden olan virüsün yaz, ilkbahar ve sonbahar aylarında görüldüğünü belirterek, sinek ve sivrisineklerin bulunduğu bölgelerde uzun kollu kıyafet giyilmesini ve sinek kovucu maddelerin kullanılmasını önerdi.

1-2 saatte bir sinek kovucu maddelerin kullanılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Büke, sinek kovucuların göze değmeyecek şekilde yüz kısmına ve ellere sürülmesi tavsiyesinde bulundu.

Hastalığın organ ve kan nakliyle bulaşabileceğine dikkati çeken Prof. Dr. Büke, hastalığa yakalanan hamile ve emziren kadınların da hastalığı çocuklarına bulaştırma ihtimali bulunduğunu ifade etti. Prof. Dr. Büke, hastalığın solunum yoluyla bulaşma olasılığının olmadığını sözlerine ekledi.

Alıntı:medimagazin.com

İngiltere'den bir ders:Hastalık yoktur, hasta vardır....

İngiltere son yılların en büyük trajedisini konuşuyor. 10 doktor gezdi ama hiçbiri onun mide kanseri olduğunu anlamadı. İşte skandal olayın perde arkası ve beklenen acı son...

Mide ağrısı, kanlı istifra ve iştah kaybı nedeniyle hayatı cehenneme dönen 43 yaşındaki Angela Skeffington aylarını doktor muayenesine harcadı. Gittiği her doktor sürekli Skeffington’ın daha hafif besinler yemesi gerektiğini tavsiye etti. Durumunun ciddi olmadığını düşünen 10 doktor kadını ciddi kontrollerden geçirmeyerek Skeffington’ın depresyona girdiğini söyledi. Fakat Skeffington’ın gittiği son doktor üç çocuk annesinin mide kanserine yakalandığını söyledi.

Ölümcül bir hastalığın pençesine düştüğünü anlayınca büyük tepki gösteren Skeffington doktorlara ve sağlık sistemine ateş püskürdü.

Gazetecilere konuşan Skeffington “Bütün belirtileri saydım fakat beni dinlemediler. Bana bir hayvana davrandıklarından daha kötü davrandılar. Erken teşhis koysalardı böyle olmazdı” dedi. Yalnızca birkaç haftalık ömrü kalan Skeffington ocak ayında torun beklediklerini fakat onu asla göremeyecek olmanın üzüntüsü içinde olduğunu söyledi.

Kaynak:vatan

9 Eylül 2010 Perşembe

Eğer herşeyi unutmaktan yakınıyorsanız....

Sakinleşmek, stresten uzak durmak, egzersiz yapmak, yeşil yapraklı ve parlak renkli sebze ve meyve yemek, şarkı ezberlemek hafızayı güçlendiriyor.

Beyin kaslarını harekete geçirerek, daha güçlü hafızaya sahip olabilmenin mümkün olduğunu ortaya koyan araştırmanın sonuçları şöyle:

- Bir şeyi öğrenmek için el hareketleri kullanmak beynin anımsama yapmasında kolaylık sağlıyor.

- Televizyon izlemek, kitap okumak ve müzik dinlemek gibi aktivitelerle beyni meşgul etmeden kesintisiz en azından 6 saat uyuma hafızayı onarıyor.


- Sakinleşmek ve stresten uzak durmak beyne ciddi anlamda yardımcı oluyor.

- Egzersiz, tüm vücuda özellikle beyindeki hafıza bölümlerine ulaşarak kan akımını hızlandırıyor.

- Brüksel lahanası, brokoli, kabak, yapraklı yeşillikler, kiraz, kırmızı elma, patlıcan ve üzüm gibi parlak renkteki sebze ve meyve yemek hafızayı kuvvetlendiriyor.

- Okumak ve okunan kitabı tartışmak hafızayı güçlendiriyor. Beyindeki düşünmeden sorumlu bölgeyi güçlendirmek için okunan şeyin tercüme edilmesi de etkili oluyor.

- Koku, hatırlamaya yardımcı oluyor. En kuvvetli ve ekonomik koku ise biberiye. Konsantrasyon ve dikkat sorunu çeken kişilere biberiye içerikli parfüm öneriliyor.

- Tek bir şeyle ilgilenmek. Örneğin, kitap okurken televizyonun açık olmaması, yemek yaparken telefonla konuşmamak gibi...

- Şarkı ezberlemek.

- Sürekli yeni şeyler öğrenmek.

Alıntı:medimagazin.com

AIDS 'li olduğunu kan bağışı ile öğrendi,sağlıklı çocuk sahibi oldu.

Kan bağışı sonrası yapılan testlerde ''HIV Pozitif'' olduğunu öğrenen K.A, eşiyle birlikte yaşadığı zorlu bir süreçten sonra çocuk sahibi olmanın mutluluğunu yaşıyor.

K.A, AA muhabirine yaptığı açıklamada, HIV pozitif olduğunu öğrendiğinde bir yıllık evli olduğunu ve dünyanın adeta ''başına yıkıldığını'' hissettiğini belirtti.

Bu durumu bir süre kimseyle paylaşmadığını, ancak daha sonra eşinin kendisinden uzaklaştığını sezinlediğini ve HIV pozitif olduğunu ilk olarak açıkladığını dile getiren K.A, ''Tabi ki çok zor anlardı bizim için. İnsan bir anda hayatın sonuna geldiğini hissediyor. Sonra eşime hemen test yaptırdım. Çok şükür o negatifti. Bunun üzerine ona ayrılmayı teklif ettim. Fakat o bana sonuna kadar benimle beraber olacağını söyledi. Korunarak hayatımıza, evliliğimize devam edebileceğimizi öğrendik. Sonraki süreçte hep desteğim oldu'' dedi.

K.A, her çift gibi eşiyle çocuk sahibi olmak istediklerini, bunu doktoruyla paylaştığını, doktorunun ise ''oğlum artık bu çocuk işini unut. Senin çocuğunun olması mümkün değil. Ancak tek bir yol var, o da bir yakınından sperm hücrelerini alarak eşine enjekte edilmesi'' dediğini, bu sözlerin çok ağırına gittiğini vurguladı.

Bu konuşmanın ardından başka bir doktora gittiğini ve doktorun kendisini tedaviye ikna ettiğini, daha sonra Pozitif Yaşam Derneği ile irtibata geçtiğini, herkesin kendisine yardımcı olmak için yarıştığını anlatan K.A, sözlerine şöyle devam etti:

''Avrupa'da birçok ülkede sperm yıkama yöntemiyle HIV pozitif erkeğin çocuk sahibi olabileceğini öğrendim. Konuyu eşime açıkladım, adeta sevinçten uçmaya başladık. Artık bebek mağazalarının önünden geçerken vitrinlerden gözlerimizi kaçırmamaya başladık. O gün içimize sanki bir ilahi ışık doğmuştu ve olacağına inanmıştık. Bu araştırmadan sonra jinekologların kapısını çalmaya başladık. Bir tanesi bizimle görüşmeyi kabul etti. O da yasal engeller olduğunu bunu yapamayacağını söyledi. Bu bizim için son derece hayal kırıklığı oldu.

Yılmadan araştırmaya devam ettim ve başka bir doktor buldum. Bu işin olabileceğini söyledi. Gerekli tetkikler yapıldı. Bir sorun yoktu. Artık dualarımız hiçbir sorun olmaması yönündeydi. Sperm yıkama yöntemiyle spermlerin arındırıldı ve aşılama yöntemiyle eşim hamile kaldı. İşte o an sevinç çığlıklarıyla birbirimize sarılarak ağlamaya başladık. Adeta evimiz bayram yerine dönmüştü. Şu anda 2 yaşında bir oğlumuz var ve artık her şeyimiz o. Allah herkese çocuk sahibi olma duygusunu tattırsın.''

-POZİTİF YAŞAM DERNEĞİ

Pozitif Yaşam Derneği İletişim Sorumlusu Çiğdem Şimşek de, yıllardır etkili yöntemler sayesinde HIV/AIDS ile yaşayan kişilerin sağlıklı bebek sahibi olabildiğini söyledi.

HIV pozitiflere yönelik yurt dışında yıllardır uygulanan yöntemlerin artık Türkiye'de de yapılabildiğini, doğum sırasında ve sonrasında alınan etkili önlemler ile HIV'in bebeğe geçiş riskinin ''yüzde 0,5''in altına kadar düşürülebildiğini ifade eden Şimşek, ''Yıllardır etkili önlemler sayesinde HIV/AIDS ile yaşayan kişiler, sağlıklı bebek sahibi olabiliyor. HIV enfeksiyonu günümüzde kontrol altına alınabiliyor. Doğru zamanda doğru tedavi ile HIV pozitifler uzun yıllar kaliteli bir yaşam sürebiliyor. Güçlü ve etkili tedaviler sayesinde HIV pozitifler, ileri yaşlara kadar yaşamlarını sürdürebiliyor, gereken önlemleri almak koşuluyla evlenebiliyor ve çocuk sahibi olabiliyor'' diye konuştu.

Şimşek, dernek olarak anne ve babası HIV ile yaşayan 13 bebeğin sağlıklı ve HIV negatif (virüsü taşımayan) olarak dünyaya gelmesine tanıklık ettiklerini bildirdi.

Zaman içinde hastanelerde gerekli enfeksiyon önlemleri alınmasına yönelik standartlar sağlandıkça sağlıklı bebeklerin sorunsuz olarak dünyaya gelmeye başladığını dile getiren Şimşek, ''İster bebek sahibi olmayı istesin, ister istemesin, bebek sahibi olma hakkının ve tıbben imkanının olduğunu bilmek, ilk tanı alma sürecinde HIV ile yaşamayı normalleştirmek için çok etkili oluyor. Bebek sahibi olmak isteyen HIV pozitif arkadaşların tedavilerini ona göre düzenlemek, risklerini ve yöntemini konuşmak ve detaylı bilgi almak için doktorları ile görüşmelerini tavsiye ediyoruz'' dedi.


Alıntı:medimagazin.com

KPSS skandalı büyüyor

KPSS’deki kopya iddialarıyla ilgili inceleme başlatan YÖK Denetleme Kurulu, bazı adayların kitapçık üzerine tek çizik atmadan 120 sorunun tamamına doğru yanıt vererek tam puan aldığını belirledi.

Hürriyet gazetesinde yer alan habere göre; Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Denetleme Kurulu, Kamu Personel Seçme Sınavı’ndaki (KPSS) kopya iddialarının ardından, sınavda tam puan alan adayların kitapçıklarını tek tek inceledi.

Kurul üyeleri, bazı adayların matematik sorularının hiç çözülmediğini, diğer sorularda da kağıt üzerinde hiçbir karalama yapılmadığını belirledi. Tam puan alan adayların yanısıra yüksek puan alan, durumları şüpheli olan adayların da soru kitapçıkları incelemeye alındı.

Detaylı bir çalışma yapıldığını belirten YÖK yetkilileri “Kopya elden ele dolaştığı için binlerce kitapçığı incelemeye aldık. Her birini satır satır kontrol edip, birbirleriyle karşılaştırıyoruz. Gördüğümüz manzaralar gerçekten inanılacak gibi değil. Şüpheli tam puan almış ama kitapçığın hiçbir yerinde tek bir çizik, karalama yok” dediler.

Yetkililer, şöyle konuştu:

“Hadi sözel soruları anladık, ama matematik sorularında bile hiçbir oynama yapılmadan soruların hepsi doğru cevaplandırılmış. Bayram süresince durmadan çalışıp, artık kaynağa ulaşmak istiyoruz.

Savcılıkla bütün bilgileri paylaşıyoruz. Savcılıktan gelen yanıtta eğer kopya çekenler belirli bir kişi sayısıyla sınırlıysa sadece onların sınavlarını iptal ederiz. Ama olaya tespit edilemeyecek kadar çok kişinin karıştığı ve sınav öncesi yapılan bir durum olursa sınavın tamamını iptal etmek zorunda kalırız. Amacımız masum insanların hakkını yememek.”

(NTV)

Hacettepe’de skandal

Hacettepe’de skandal
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde işçilerin yaptığı eylem sonucu temizlik yapılmadığı, hastalara yemek verilmediği iddia edildi.

ANKARA - Türkiye'nin en büyük ve en önemli sağlık kurumlarından Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde üç gündür eylem yapılıyor.

Hürriyet gazetesinin haberine göre iki buçuk aydır temizlik, yemek, hasta bakımı, transfer işlemlerinde çalışan işçiler düzenli ödenmeyen maaşlarını almak için eylem yapıyor.

Marmara isimli taşeron firmaya bağlı olarak çalışan işçiler, bugün diyabetli hastalar dışındakilere kahvaltı, yemek servisi yapmıyor.

Acil hastalar dışındakilerin kanlarını taşımıyor, hastalara bakım hizmeti vermiyor. Yemekhane önünde toplanan işçiler maaşlarını alana kadar eylemlerine devam edeceklerini söylüyor.

Hastane yetkililleri ise, Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan zamanında para alınamadığı için mağdur olduklarını, ancak taşeron işçilerin yaşadığı sorunun bundan kaynaklanmadığını belirtiyorlar. Üniversitenin firmaya gerekli ödemeyi yaptığını, ancak şirketin öncelikleri farklı olduğu için işçilere ödeme yapmadığını savunan yetkililer, şirketin yasalardaki açıklıkları kullanarak işçilerin özlük haklarını gasp ettiğini ifade ettiler.

Kaynak:ntvmsnbc.com