SADECE TRABZON'DA DEĞİL , TÜM TÜRKİYE'DE BU SALDIRILAR VAR.
'YATA YATA PARA KAZANIYORLAR',
'ÇOK PARA ALIYORLAR,BİRDE KONUŞUYORLAR',
'HİÇBİR ŞEY BİLMİYORLAR',
'BEN DOKTORA İĞNE BİLE YAPTIRMAM'......
DAHA GEÇENLERDE BİR OLAY YAŞANDI.HASTA YAKINI DAHA ÖNCE DOKTOR DÖVEN VE HÜKÜM GİYEN BİR KİŞİ.YİNE YAKININI ,GECE 03.00'DE ACİL SERVİSE GETİRİYOR.GEREKLİ İŞLEMLER YAPILIRKEN KİŞİ TEŞEKKÜR EDEREK DIŞARI ÇIKIYOR.ANCAK GÜVENLİK GÜÇLERİNE 'BUNLAR BİR İŞE YARAMAZ' DEME CESARETİNİ BULUYOR.HASTA YAKININ TEK SORUNU İSE AKŞAM YEDİĞİ KARA LAHANAYA BAĞLI GAZ.....ŞİMDİ NE TARAFINDAN TUTMAK LAZIM BİLMİYORUM.
TRABZON (İHA) -
Trabzon Tabibler Odası Başkanı Dr. Aydın Aydın, sağlıkta dönüşüm çalışmalarında hekimlerle halkın taleplerinin örtüştüğünü ancak bu süreçte halkın hekimlere karşı kışkırtıldığı politikaların yaşandığı söyledi.
14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle bir açıklama yapan Dr. Aydın Aydın, 31 Ocak tarihi itibariyle yasalaşan tam gün yasa tasarısıyla hekimlerin bir çok kazanımından bahsedildiğini ancak durumun hiç de öyle olmadığını belirtti. Bu yasa ile hekimlerin çalışma alanları kısıtlanırken çalışma şartlarının da o derece ucu açık bırakılarak ağırlaştırıldığını iddia eden Aydın “Özlük haklarında artı iyileştirmeler yapılmadığı halde yapılmış gibi ifade edilerek kamuoyu rakamlara boğuldu. Bu yasa hekimler arasında hukuki açıdan dengesiz birçok olumsuzluğu içermektedir. Hekimler ve sağlık çalışanları güvensiz bir ortama itilmiştir. Hastalar açısından bakıldığında ise gittikçe sağlık için ödeyeceği rakamların artacağı bir süreçle birlikte hekimini seçemeyeceği, hasta hekim ilişkisinden ziyade müşteri kurumu ilişkisinin yaşanacağı bir sürece girilmektedir” dedi.
TBMM’de görüşülmekte olan Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı’nı da değerlendiren Aydın “Bu çalışma yerel yönetimlerin güçlendirilmesi isteğinin ilk olarak sağlık alanında başlatılmasıdır. Bu çalışmaları sadece hekimler değil, herkesin titizlikle incelemesi gerekir. Yasa ile illerde oluşturulacak birliklerle tüm sağlık çalışanları, sağlık kuruluşları, sağlık alanları bu kuruluşun emrine verilecektir. Kuruluş sağlık tesisinin satışını dahi yapabilecek yetkilerle donatılmıştır. Sağlıkta halkın parası, hekimin ve sağlık çalışanlarının emeği yeni bir rantiye grubuna verilmek istenmektedir. Hastaneler işletme, hastalar müşteri ve çalışanlar köle. Bu yasanın kabul edilmesini sadece hekimler değil herkesin tepki göstermesi gerekir” diye konuştu.
Dr. Aydın Aydın, son yıllarda artan tıp fakülteleri sayısı ile Türkiye’nin dünyada 6. sıraya yükseldiğini ancak bunun birçok sakıncaları bulunduğunu ifade ederek “Küçük bir ilde alt yapısı hazırlanmadan öğretim üyesi ile kadrosu şişirilerek bir tıp fakültesi kurulmamalı. Birçok birimi eksik hatta acil servisi olmayan tıp fakülteleri bulunmakta ve buralarda hekimler ihtisas almaktadır. Doğru dürüst hasta görmeden yetiştirilen hekimlerin ve bunların oluşturacağı durumun vebali kimdedir?” şeklinde konuştu.
TRABZON’DA DOKTORLARA YÖNELİK ŞİDDET ARTIYOR
Trabzon’da doktorlara yönelik şiddet olaylarının son yıllarda arttığına da dikkat çeken Aydın Aydın “Bu konuda bakanlığı ve ilgilileri yanımızda göremiyoruz. Hatta yetkililerin halkı hekimlere karşı kışkırtıcı tavrı şiddet olaylarını arttırmaktadır” ifadelerini kullandı.
Aydın, Trabzon’da klinik ve hekim rotasyonunun da baş döndürücü boyutlara ulaştığını, yeni hastanelere taşınma sürecinde yerleşik hastanelerin gecekondu hastaneler haline geldiğini belirtti. Bu durumun birçok olumsuzluğu beraberinde getirdiğini kaydeden Aydın “Genel hastanelerde bazı branşların kaldırılması son derece yanlıştır. Birçok olumsuz tabloya neden olmaktadır. Bu tabloda hekimlerin rotasyonu oldukça dramatiktir. Hekim sabah kalktığında ‘acaba bugün hangi hastaneye gideceğim ?’ sorusunu kendine sorar hale gelmiştir. Yeni hastanelere taşınma sürece halkı ve hekimleri mağdur etmemelidir” dedi.
15 Mart 2010 Pazartesi
9 Mart 2010 Salı
Katkı payı artınca hastalar sağlık ocağına gitmeye başladı
ALINTIDIR(medimagazin.com)
KATKI PAYI NE KADAR ALINIYOR?
REÇETE YAZILIRSA
Özel hastane..............................15TL
Üniversite hastanesi.................8TL
Devlet hastanesi........................8TL
Aile hekimliği(sağlık ocağı).......3TL
REÇETE YAZILMAZSA
Özel hastane..............................12TL
Üniversite hastanesi.................5TL
Devlet hastanesi........................5TL
Aile hekimliği(sağlık ocağı).......ALINMIYOR
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, hastanelerde alınan katkı uygulamasıyla hedefin hastadan alınacak para olmadığını, devlet ve üniversite hastanelerinin yükünü hafifletmek istediklerini söyledi.
Bakan Dinçer, "Katkı payı ile bunu dengelemeye başladık. Devlet hastanelerine gidişlerde azalma var. Grip, nezle olan artık sağlık ocağı ya da aile hekimine gidiyor. Bu nedenle maliyet de düştü. Çünkü biz bir hasta için sağlık ocağına 10-11 lira öderken devlet hastanelerine 24-26 lira, özel hastanelere 28-32 lira, eğitim hastanelerine 48-52 lira veriyoruz." dedi.
Bir grup gazeteciye gündemdeki konuları değerlendiren Bakan Dinçer, katkı payı uygulamasının özel hastanelere gidişi azalttığına dikkat çekti. Katkı payı uygulamasıyla yaklaşık 2,7 milyar lira tasarruf beklendiğini aktardı. 1 Ekim 2009 tarihinden itibaren geçerli olan düzenlemeyle katkı payları özel hastanelerde 15, devlette ise 8 lira olarak uygulanıyor. Ancak özel hastaneler 12, kamu sağlık kuruluşları ise 5 lira katkı payı alıyor. Kalan 3'er lirası ilaç alımı sırasında eczanelere ödeniyor. Yeni uygulamayla, ilaç yazdırmayan hastalar ise 3 lira eksik katkı payı veriyor. Yeni düzenlemeyle, daha önce katkı payı alınmayan sağlık ocaklarında da eğer ilaç yazdırılırsa hastadan eczaneler aracılığıyla 3 lira para alınıyor. İlaç yazdırılmaması halinde sağlık ocağı ile aile hekimlerine katkı payı ödenmiyor. Bu yolla gereksiz ilaç yazdırılmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.
Çalışma Bakanlığı, hastaneye çok fazla giden 20 bin hastayı da mercek altına aldı. Kimi hastaların ortalama günde 2 kez olmak üzere yılda 700 defa hastaneye gitmesinden yola çıkan bakanlık, evlere tek tek ziyarette bulundu. 42 müfettiş 62 ilde yüz yüze görüşmelerle hastaneye gidişlerin sebebini araştırdı. Bu araştırmanın sonucuna göre hastaneye en fazla akciğer hastaları gidiyor. Bu hastaları, kanser takip ediyor. Her gün iki kere hastaneye gidenleri ise sürekli ilaç kullananlar oluşturuyor. Özellikle kırmızı reçeteli ilaçları kullanan hastalar bir süre sonra bağımlı hale geliyor. Acılarını dindirmek için bu tür ilaçları kullandıkça bağımlılığı artıyor. Bunlara buerger hastası deniliyor. Denetim sonuçlarına ilişkin bilgi veren Çalışma Bakanı Dinçer, bu durumdaki hastaların ailelerinin de şikâyetçi olduğunu, kendisine mektup yazarak yardım istediklerini belirtiyor. Aşırı hastaneye gidişlerin arkasında suistimal ve yolsuzluk mu yoksa farklı sebepler mi yattığını tespit için Teftiş Kurulu'nu görevlendirdiğini aktaran Ömer Dinçer, şu bilgileri verdi: "Bir yılda 700 kere hastaneye giden var. Bir ayda 32 kere hastaneye giden var. Teftiş Kurulu'nu yanıma çağırdım. 'Bir hafta hiçbir şey yapmayacaksınız, vatandaşların evine gideceksiniz' dedim. 42 müfettiş 62 ilde hastaları ziyaret etti. Toplam 20 bin 801 hasta incelemeye alındı. 296 hasta ziyaret edildi. İncelemede usulsüzlükten başka sorunlar olduğunu gördük."
Yapılan araştırma sonucunda çok sık hastaneye gidenler arasında birinci sırada yüzde 28 ile kronik akciğer hastaları var. Bu grubu yüzde 21,3 ile kanser, yüzde 13 ile psikolojik rahatsızlıklar, yüzde 11 ile tansiyon, yüzde 9'la kalp, yüzde 7,5 ile şeker, yüzde 5 ile de buerger hastaları takip ediyor. İnceledikleri grupları çoğaltacaklarını söyleyen Bakan Dinçer, "Ayda 20 kere hastaneye gideni de incelemeye alacağız. Bu bir toplumsal sorun mu bakacağız. Birden fazla hastalığı olanlar da var. Örneğin DÖ adlı bir hasta 10 ayda 713 kez hastaneye gitmiş. Bir başkası da 8 ayda 468 kere gitmiş." diye konuştu.
KATKI PAYI NE KADAR ALINIYOR?
REÇETE YAZILIRSA
Özel hastane..............................15TL
Üniversite hastanesi.................8TL
Devlet hastanesi........................8TL
Aile hekimliği(sağlık ocağı).......3TL
REÇETE YAZILMAZSA
Özel hastane..............................12TL
Üniversite hastanesi.................5TL
Devlet hastanesi........................5TL
Aile hekimliği(sağlık ocağı).......ALINMIYOR
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer, hastanelerde alınan katkı uygulamasıyla hedefin hastadan alınacak para olmadığını, devlet ve üniversite hastanelerinin yükünü hafifletmek istediklerini söyledi.
Bakan Dinçer, "Katkı payı ile bunu dengelemeye başladık. Devlet hastanelerine gidişlerde azalma var. Grip, nezle olan artık sağlık ocağı ya da aile hekimine gidiyor. Bu nedenle maliyet de düştü. Çünkü biz bir hasta için sağlık ocağına 10-11 lira öderken devlet hastanelerine 24-26 lira, özel hastanelere 28-32 lira, eğitim hastanelerine 48-52 lira veriyoruz." dedi.
Bir grup gazeteciye gündemdeki konuları değerlendiren Bakan Dinçer, katkı payı uygulamasının özel hastanelere gidişi azalttığına dikkat çekti. Katkı payı uygulamasıyla yaklaşık 2,7 milyar lira tasarruf beklendiğini aktardı. 1 Ekim 2009 tarihinden itibaren geçerli olan düzenlemeyle katkı payları özel hastanelerde 15, devlette ise 8 lira olarak uygulanıyor. Ancak özel hastaneler 12, kamu sağlık kuruluşları ise 5 lira katkı payı alıyor. Kalan 3'er lirası ilaç alımı sırasında eczanelere ödeniyor. Yeni uygulamayla, ilaç yazdırmayan hastalar ise 3 lira eksik katkı payı veriyor. Yeni düzenlemeyle, daha önce katkı payı alınmayan sağlık ocaklarında da eğer ilaç yazdırılırsa hastadan eczaneler aracılığıyla 3 lira para alınıyor. İlaç yazdırılmaması halinde sağlık ocağı ile aile hekimlerine katkı payı ödenmiyor. Bu yolla gereksiz ilaç yazdırılmasının önüne geçilmesi hedefleniyor.
Çalışma Bakanlığı, hastaneye çok fazla giden 20 bin hastayı da mercek altına aldı. Kimi hastaların ortalama günde 2 kez olmak üzere yılda 700 defa hastaneye gitmesinden yola çıkan bakanlık, evlere tek tek ziyarette bulundu. 42 müfettiş 62 ilde yüz yüze görüşmelerle hastaneye gidişlerin sebebini araştırdı. Bu araştırmanın sonucuna göre hastaneye en fazla akciğer hastaları gidiyor. Bu hastaları, kanser takip ediyor. Her gün iki kere hastaneye gidenleri ise sürekli ilaç kullananlar oluşturuyor. Özellikle kırmızı reçeteli ilaçları kullanan hastalar bir süre sonra bağımlı hale geliyor. Acılarını dindirmek için bu tür ilaçları kullandıkça bağımlılığı artıyor. Bunlara buerger hastası deniliyor. Denetim sonuçlarına ilişkin bilgi veren Çalışma Bakanı Dinçer, bu durumdaki hastaların ailelerinin de şikâyetçi olduğunu, kendisine mektup yazarak yardım istediklerini belirtiyor. Aşırı hastaneye gidişlerin arkasında suistimal ve yolsuzluk mu yoksa farklı sebepler mi yattığını tespit için Teftiş Kurulu'nu görevlendirdiğini aktaran Ömer Dinçer, şu bilgileri verdi: "Bir yılda 700 kere hastaneye giden var. Bir ayda 32 kere hastaneye giden var. Teftiş Kurulu'nu yanıma çağırdım. 'Bir hafta hiçbir şey yapmayacaksınız, vatandaşların evine gideceksiniz' dedim. 42 müfettiş 62 ilde hastaları ziyaret etti. Toplam 20 bin 801 hasta incelemeye alındı. 296 hasta ziyaret edildi. İncelemede usulsüzlükten başka sorunlar olduğunu gördük."
Yapılan araştırma sonucunda çok sık hastaneye gidenler arasında birinci sırada yüzde 28 ile kronik akciğer hastaları var. Bu grubu yüzde 21,3 ile kanser, yüzde 13 ile psikolojik rahatsızlıklar, yüzde 11 ile tansiyon, yüzde 9'la kalp, yüzde 7,5 ile şeker, yüzde 5 ile de buerger hastaları takip ediyor. İnceledikleri grupları çoğaltacaklarını söyleyen Bakan Dinçer, "Ayda 20 kere hastaneye gideni de incelemeye alacağız. Bu bir toplumsal sorun mu bakacağız. Birden fazla hastalığı olanlar da var. Örneğin DÖ adlı bir hasta 10 ayda 713 kez hastaneye gitmiş. Bir başkası da 8 ayda 468 kere gitmiş." diye konuştu.
10 soruda: Kamu hastaneleri birlikleri yasası neler getiriyor?
Yaklaşık 800 kamu hastanesinin yönetimi kurulacak birliklere devredilecek. Bakanlık hizmetin esnek hale geleceğini belirtirken, TTB yeni sistemin hem çalışan hem de vatandaş için dezavantajlı olduğunu savunuyor.Yaklaşık 800 kamu hastanesinin özerk hale getirilmesini öngören Hastane Birlikleri Kanunu Tasarısı, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülüyor.
Tasarı kabul edilirse kamu hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na bağlı birlikler tarafından yönetilecek. Buna göre kamu hastaneleri özel hastaneler gibisınıflara ayrılacak, mali ve idari yönetimi oluşturulan birliklere devredilecek.Hastadan aldıkları fark ücretini belirlemek için sınıflara ayrılan özel hastaneler sınıflamanın hastanelere prestij kaybı getireceği iddiasıyla karşı çıkmış, SGK ise sınıflamayı yeniden düzenleme yoluna gitmişti. Hastanelerin özelleştirilmesinin önünü açacağı iddia edilen yeni tasarı da sağlık sektörünü ikiye böldü.Sağlık Bakanlığı tasarının yerinden yönetimi güçlendireceğini, hizmetin daha esnek bir modelle verilmesini kolaylaştıracağını savunurken Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve sendikalar tasarının hem çalışanlar hem de hastalar için dezavantaj yaratacağı iddiasında.
İşte 10 soruda yeni yasa tasarısı... 10 SORU 10 CEVAP
Yasa tasarısının amacı nedir?
Çeşitli kamu idarelerine bağlı olarak faaliyet gösteren hastanelerin tek çatı altında toplanarak kamu kaynaklarının verimsiz kullanımının engellenmesi, madde ve insan gücünde kamu kaynaklarının tek merkezden planlanlaması amaçlanıyor. Bunun yanı sıra hastanelerin kendi gelirlerini edinme, bunları hizmet gereklerine göre kullanmaları sağlanacak.
Yeni tasarı ne getirecek?
Tasarı yasalaşırsa yaklaşık 800 kamu hastanesi bundan sonra direkt olarak bulundukları illerde kurulacak Kamu Hastaneler Birliği’ne bağlı olarak faaliyet gösterecek. Bir ilde birden fazla birlik de kurulabilecek. Türkiye’de birlik dışında hastane bırakılmayacak.
Birliği kimler yönetecek?
Birliğin organları yönetim kurulu, genel sekreterlik ve hastane yöneticiliklerinden oluşacak. Yönetim kurulunda, ticaret ve sanayi odalarından bir yetkili, il genel meclisince belirlenen hukuk müşaviri, mali müşavir veya serbest muhasebeci de bulunacak.
Birliğin görev ve yetkileri neler olacak?
Birlik bünyesindeki hastanelerin mali ve idari tüm yetkilerini üstelenecek. Acil sağlık hizmetleri, yoğun bakım, diyaliz üniteleri gibi hizmetleri bölge düzeyinde planlama yaptığı gibi, yeni yatırım ihtiyaçlarını belirlemek, onarım, tadilat, bakım konularından da sorumlu olacak. Birliğe personel planlaması, personel hareketlerini yönetmek, taşınmaz satın almak, ihtiyaç duyulmayan taşınmazları yapı ve tesisleriyle birlikte satma yetkisi de verilecek.
Hastaneler nasıl sınıflandırılacak?
Hastaneler hasta ve çalışan memnuniyeti, hizmet altyapısı, kalite ve verimlilik konularında değerlendirilmeye tabi tutularak, özel hastanelerde olduğu gibi aldıkları puanlara göre A, B, C, D, E sınıflarına ayrılacak. Birliğin yönetim kurulları bünyelerindeki hastanelerin sınıflarına göre huzur ücreti alacak. A sınıfı birliklere yüzde 10 fazla ücret ödenirken E sınıfı hastane yüzde 20 az ücret alacak.
Hastane çalışanları nasıl etkilenecek?
Birliğe dönüştürülen sağlık kurumlarında Sağlık Bakanlığı tarafından atanmış baştabip, baştabip yardımcısı, hastane müdürü ve başhemşire gibi unvanlı kadrolarda çalışanların görevleri iptal edilecek. Görevleri sona eren personel en geç 3 ay içerisinde başka kadrolara geçirilecek. Hastanenin yeni kadrosunu birlik belirleyecek. Hastanelere alınacak kişiler yönetim kurulları tarafından belirlenecek ve sözleşmeli çalışacaklar.
Hastalar nasıl etkilenecek?
Halen vatandaşlar sağlık ocaklarında 3 lira, hastanelerde 8 lira katkı payı ödüyor. Tasarıya karşı olanlar hastaların sınıflara ayrılacak hastanelere giderken ödedikleri katkı paylarının artacağını iddia ediyor. Bakanlık ise hastalara daha esnek ve kolay hizmet verileceğini, hastanelerin kalitelerinin artacağını söylüyor.
Birliğin gelir ve giderleri nasıl karşılanacak?
Birliğin gelirleri tedavi, ilaç ve malzeme satışlarıyla SGK’dan alacağı paradan oluşacak. Bunun dışında taşınmazların kiraya verilmesi ve satışından elde edilecek parayla geçinecek. Hastanelere daha önce yapıldığı gibi Sağlık Bakanlığı bütçesinden para aktarılmayacak. Hastane gelirlerinin yüzde 5’i Sağlık Bakanlığı fonuna aktarılacak. Bu para maddi durumu iyi olmayan hastanelere aktarılacak. Giderler ise hastane çalışanları, ödenen aidatlar ve yatırımlardan oluşacak.
Tasarının avantajları ne olacak?
Kamu hastaneleri esnek bir yapıya kavuşacak. Birlik karar alırken Ankara’ya bağlı kalmayacak. Daha esnek ve kolay hizmet verecek. Sağlık Bakanlığı ise idari işlerden kurtulup sadece sağlık düzenlemeleriyle ilgilenecek.
Tasarıya neden karşı çıkılıyor?
Türk Tabipleri Birliği ve sağlık sendikaları yasa tasarının kamu hastanelerini kâr güden kurumlar haline dönüştüreceğini, vatandaşın ödeyeceği paranın artacağını, sözleşmeli olarak işe alınan sağlıkçıların iş güvencesinin olmayacağını, düşük ücretle örgütsüz çalışmaya zorlanacaklarını iddia ediyor.
MİLLİYET
Tasarı kabul edilirse kamu hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na bağlı birlikler tarafından yönetilecek. Buna göre kamu hastaneleri özel hastaneler gibisınıflara ayrılacak, mali ve idari yönetimi oluşturulan birliklere devredilecek.Hastadan aldıkları fark ücretini belirlemek için sınıflara ayrılan özel hastaneler sınıflamanın hastanelere prestij kaybı getireceği iddiasıyla karşı çıkmış, SGK ise sınıflamayı yeniden düzenleme yoluna gitmişti. Hastanelerin özelleştirilmesinin önünü açacağı iddia edilen yeni tasarı da sağlık sektörünü ikiye böldü.Sağlık Bakanlığı tasarının yerinden yönetimi güçlendireceğini, hizmetin daha esnek bir modelle verilmesini kolaylaştıracağını savunurken Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve sendikalar tasarının hem çalışanlar hem de hastalar için dezavantaj yaratacağı iddiasında.
İşte 10 soruda yeni yasa tasarısı... 10 SORU 10 CEVAP
Yasa tasarısının amacı nedir?
Çeşitli kamu idarelerine bağlı olarak faaliyet gösteren hastanelerin tek çatı altında toplanarak kamu kaynaklarının verimsiz kullanımının engellenmesi, madde ve insan gücünde kamu kaynaklarının tek merkezden planlanlaması amaçlanıyor. Bunun yanı sıra hastanelerin kendi gelirlerini edinme, bunları hizmet gereklerine göre kullanmaları sağlanacak.
Yeni tasarı ne getirecek?
Tasarı yasalaşırsa yaklaşık 800 kamu hastanesi bundan sonra direkt olarak bulundukları illerde kurulacak Kamu Hastaneler Birliği’ne bağlı olarak faaliyet gösterecek. Bir ilde birden fazla birlik de kurulabilecek. Türkiye’de birlik dışında hastane bırakılmayacak.
Birliği kimler yönetecek?
Birliğin organları yönetim kurulu, genel sekreterlik ve hastane yöneticiliklerinden oluşacak. Yönetim kurulunda, ticaret ve sanayi odalarından bir yetkili, il genel meclisince belirlenen hukuk müşaviri, mali müşavir veya serbest muhasebeci de bulunacak.
Birliğin görev ve yetkileri neler olacak?
Birlik bünyesindeki hastanelerin mali ve idari tüm yetkilerini üstelenecek. Acil sağlık hizmetleri, yoğun bakım, diyaliz üniteleri gibi hizmetleri bölge düzeyinde planlama yaptığı gibi, yeni yatırım ihtiyaçlarını belirlemek, onarım, tadilat, bakım konularından da sorumlu olacak. Birliğe personel planlaması, personel hareketlerini yönetmek, taşınmaz satın almak, ihtiyaç duyulmayan taşınmazları yapı ve tesisleriyle birlikte satma yetkisi de verilecek.
Hastaneler nasıl sınıflandırılacak?
Hastaneler hasta ve çalışan memnuniyeti, hizmet altyapısı, kalite ve verimlilik konularında değerlendirilmeye tabi tutularak, özel hastanelerde olduğu gibi aldıkları puanlara göre A, B, C, D, E sınıflarına ayrılacak. Birliğin yönetim kurulları bünyelerindeki hastanelerin sınıflarına göre huzur ücreti alacak. A sınıfı birliklere yüzde 10 fazla ücret ödenirken E sınıfı hastane yüzde 20 az ücret alacak.
Hastane çalışanları nasıl etkilenecek?
Birliğe dönüştürülen sağlık kurumlarında Sağlık Bakanlığı tarafından atanmış baştabip, baştabip yardımcısı, hastane müdürü ve başhemşire gibi unvanlı kadrolarda çalışanların görevleri iptal edilecek. Görevleri sona eren personel en geç 3 ay içerisinde başka kadrolara geçirilecek. Hastanenin yeni kadrosunu birlik belirleyecek. Hastanelere alınacak kişiler yönetim kurulları tarafından belirlenecek ve sözleşmeli çalışacaklar.
Hastalar nasıl etkilenecek?
Halen vatandaşlar sağlık ocaklarında 3 lira, hastanelerde 8 lira katkı payı ödüyor. Tasarıya karşı olanlar hastaların sınıflara ayrılacak hastanelere giderken ödedikleri katkı paylarının artacağını iddia ediyor. Bakanlık ise hastalara daha esnek ve kolay hizmet verileceğini, hastanelerin kalitelerinin artacağını söylüyor.
Birliğin gelir ve giderleri nasıl karşılanacak?
Birliğin gelirleri tedavi, ilaç ve malzeme satışlarıyla SGK’dan alacağı paradan oluşacak. Bunun dışında taşınmazların kiraya verilmesi ve satışından elde edilecek parayla geçinecek. Hastanelere daha önce yapıldığı gibi Sağlık Bakanlığı bütçesinden para aktarılmayacak. Hastane gelirlerinin yüzde 5’i Sağlık Bakanlığı fonuna aktarılacak. Bu para maddi durumu iyi olmayan hastanelere aktarılacak. Giderler ise hastane çalışanları, ödenen aidatlar ve yatırımlardan oluşacak.
Tasarının avantajları ne olacak?
Kamu hastaneleri esnek bir yapıya kavuşacak. Birlik karar alırken Ankara’ya bağlı kalmayacak. Daha esnek ve kolay hizmet verecek. Sağlık Bakanlığı ise idari işlerden kurtulup sadece sağlık düzenlemeleriyle ilgilenecek.
Tasarıya neden karşı çıkılıyor?
Türk Tabipleri Birliği ve sağlık sendikaları yasa tasarının kamu hastanelerini kâr güden kurumlar haline dönüştüreceğini, vatandaşın ödeyeceği paranın artacağını, sözleşmeli olarak işe alınan sağlıkçıların iş güvencesinin olmayacağını, düşük ücretle örgütsüz çalışmaya zorlanacaklarını iddia ediyor.
MİLLİYET
Mesai dışı polikliniklerin asıl amacı nedir?
Tam gün ve aile hekimliği uygulamaları ile paralı sağlığa doğru emin adımlarla gidiliyor.Önce ; 'herkes sağlığa ulaşacak' dendi.SSK özelleşti ,sağlık ocaklarının yerine aile hekimliği birimleri(yani ASM) geldi.Bir dönem Bursa'da ;acil servise gelen hastayı (sosyal güvencesi olmadığı halde )tedavi eden doktora disiplin ve para cezası verilmişti(2000 li yıllardı çok uzak değil...).Ancak şimdi 'herkes acile gelsin 'deniyor.Ardından da acile gelen hastalara;aciliyetine göre sınıflama yapılacak ve acil olmayan hastalardan katkı payı alınacak.Son adım ise şu an plan ve bütçe komisyonunda görüşülen 'Kamu Hastane Birlikleri Tasarısı'...Bu tasarıya göre , üniversite ve araştırma hastaneleri dışında tüm hastaneler belli standartlara göre devredilecek.Tabiki büyük ve iktidar yanlısı hastane gruplarına.Tüm illerde bu hastanelerde ,bir telaş ve çalışma ,aldı başını gidiyor.Yapıldığından bu yana tadilat görmeyen hastaneler, adeta uzay üssüne dönüyor.
Artık geriye dönüşü olmayan yoldayız.Aynı ABD sağlık sistemi gibi,ölüm durumları dışında (yani trafik kazası gibi ani durumlar.Kanser olursanız örneğin tedaviye para gerekecek) herşey paralı olacak.Bunları durduracak güçlerse ,doktorlar ve halk..Doktorlar tam gün, aile hekimliği derken ;binbir parça halinde ve birbirlerinin kuyusunu kazıyor.Öyle ki;yıllarca eğitim alıp uzman olmuş doktorlar bile aile hekimliğinin sahte büyüsüne kapılıp aile hekimliğine geçiyor.Halkın hali ise malum.Kendine ne olduğunu bile anlayamaz durumda...
Bunların ayak seslerini anlatan bir kaç yazı.....
KÖŞE YAZISI (medimagazinden alınmıştır) 22-02-2010Sayı : 470
Yrd. Doç. Dr Cem OKTAY
ACİL TIP
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilimdalı Öğretim Üyesi
Mesai Dışı Poliklinik ve Acil Sağlık hizmeti sunumunu iyileştirilmesi için sürekli yeni düzenlemeler yapılıyor. Son bir genelge ise mesai dışı poliklinik uygulaması.
Öncelikli hedef, Bakanlığa bağlı yataklı tedavi kurumlarında sağlık hizmetlerinin ihtiyaç ve talepler doğrultusunda daha etkin, kaliteli, ulaşılabilir ve zamanında verilmesi. Ayrıca gereksiz olduğu düşünülen acil servis başvurularının azaltılması.Genelgedeki uygulamaya ilk bakışta poliklinik hizmetlerinin ulaşılabilir olacağı düşünülebilir. Çünkü hizmet alım saati uzamıştır. Ancak hizmetin daha etkin ve kaliteli olacağının bir ön çalışması ve kanıtı var mıdır? Pilot bir uygulama ve bilimsel veri analizi yapılmış mıdır da, bu uygulama tüm ikinci basamak hastanelerine önerilmektedir? Bir dönem vardiya sistemi uygulanmaya başlamıştı: acaba bu uygulamanın verileri ile hizmet kalitesi artmış ve acil servis hasta başvuru sayıları mı düşmüştü? Mesai bitiminden sonra saat 24:00’e kadar hizmet sunmak etkin, kaliteli ve verimli olsa idi, bankalar bu işi çoktan yapmaz mıydı?Genelgede mesai saati sonrası acil servis başvurularının yoğun olduğundan ve hizmetin verilmesinde aksaklıklara yol açtığından bahsedilmektedir. Doğrudur ve bu bir sorundur. Ancak bu sorunun ortaya çıkması tek yönlü değildir. Sağlık hizmet sunumunun yıllardır süren eksikleri ve hatalı uygulamaları ile oluşmuştur. İnsanlar her zaman kolayına geleni tercih etmektedir. Gündüz işi ile ilgilenmekte, sağlık sorununa çözümü boş zamanlarında, akşam saatlerinde veya tatil günlerinde arama yoluna gitmektedir. Zaman içinde bu davranış alışkanlığa dönüşmüştür. Talep var diye de yanlışı yine yanlış bir yöntem ile çözmeye çalışmak sorunu ortadan kaldıramayacaktır. Vardiya uygulaması ile de ne polikliniklere yoğun hasta başvuruları olmuş ne de acil servislerin hasta sayısı azalmıştır.
Ancak şimdi bir fark var: Tam Gün. Yoksa bu uygulama ile “Ne kadar hasta o kadar performans” denen hekime herkesten çok para kazanma fırsatı mı veriliyor?
Mesai dışı polikliniği kimin yapacağı da ilginç: Öncelikle pratisyen hekimler. İkinci basamak bir sağlık kurumunda pratisyen hekimlerin hangi uzmanlık dalının poliklinik hizmetini vereceği belirtilmemiş. İç hastalıkları mı? Nöroloji mi? Ortopedi mi? Kardiyoloji mi? Kalp-damar cerrahisi mi? Yetkileri var mı? Yeterlilikleri var mı? Kaliteli hizmet sağlanacak mı? Bedel etkin tetkik istemleri yapılmış, etkili tedaviler verilmiş mi olacak? Yoksa hastanede aile hekimliği polikliniği mi yapacaklar? Ya da sadece reçete tekrarları için mi poliklinik yapmaları isteniyor?Genelgenin ardında yatan asıl amacın hastalardan katılım payı almak olduğunu görmemek mümkün değil.
Uygulamanın, birinci basamak hizmeti sunamadığımızı kabul edip, pratisyen hekimleri ikinci basamak sağlık kuruluşları içinde ve kısmen de tetkik olanaklarını kullandırıp, ücretsiz acil servis başvurusu yerine halktan bir şekilde poliklinik ücreti alınmasını sağlayacak bir çözüm arayışı olduğu görünüyor. Polikliniklerden katılım payı alınmaya başlandıktan sonra düşen hasta sayılarını artırabilmenin başka bir yöntemi daha denenecek gibi duruyor.
Gündemdeki bir söylenti de renklenen acil servislerde, durumu acil olmayan hastalardan katılım ücreti alınmasının planlandığı. Nasıl şekilleneceği ise belli değil. Muhtemelen triyajda yeşil olarak belirlenen hastalardan ücret alınabilir. Ya da bu hastalar acil servise yakın pratisyen hekimlerin yaptığı polikliniklere yönlendirilebilir. Acil servise başvurusunu yapan bir hastadan aciliyeti ne olursa olsun katılım payı almak çok tehlikeli bir uygulamadır. Bu hem triyajın hem de acil servis hizmetinin mantığına aykırıdır. Ayrıca kendisinden para talep edileceği endişesi duyan ve yakınmasının önemini fark edemeyen hastaların, acil durumda başvurmaması veya geç kalması ile çok sayıda istenmeyen durum da karşımıza çıkacaktır.
Hizmetin mutfağında olan bir kişi olarak söyleyebilirim ki, çelişkiler içinde birbirini takip eden düzenlemeler ile sağlık hizmeti iyiye gidemiyor. Hele ki deneme-yanılmalarla ve halkın katılım payını daha fazla nasıl alırız diye yürütülen uygulamalar ile hizmetin kalitesi çok daha fazla düşüyor.
-------------------------------------------------------------------
Mesai dışı poliklinik uygulaması, 17.02.2004 tarihli ve 2689 (2004/19) sayılı Bakanlığımız genelgesi ile düzenlenen vardiya uygulamalarından farklı bir uygulamadır" densede sağlıkta yap boz dönemine devam kararı niteliği taşıyan bu genelgeye karşı tüm hekimleri duyarlı olmaya çağırıyoruz.
T.C.SAĞLIK BAKANLIĞI
Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Sayı : B.10.0.THG.0.10.00.02.010.06 /3524 28.01.2010
Konu : Mesai dışı poliklinik uygulaması
GENELGE
2010/ 6
Bakanlığımıza bağlı yataklı tedavi kurumlarında; sağlık hizmetlerinin ihtiyaç ve talepler doğrultusunda daha etkin, kaliteli, ulaşılabilir ve zamanında verilmesi öncelikli hedeflerimizdendir.
Bakanlığımıza bağlı yataklı tedavi kurumları bünyesindeki acil servislere mesai saatleri haricinde ve genel ve resmi tatil günlerinde; acil müdahale gerektirmeyen ve ayaktan tedavisi sağlanabilecek durumdaki hasta başvurusu sayısının oldukça yüksek olduğu bilinmektedir. Bu şekilde acil servislere başvuran hastalar, tıbbi durumları aciliyet gerektirmediği halde geri çevrilmeyerek acil servislere girişleri yapılmak suretiyle muayeneleri sağlanmakta ancak, bu hastalar ertesi gün tekrar muayene, tetkik, tahlilleri yapılmak üzere sevk edildikleri ilgili branş polikliniklerine müracaat etmektedirler. Bu durumdan kaynaklanan hasta müracaatlarına bağlı olarak, gereksiz yere acil servis yoğunluğu yaşanmakta ve bu nedenle tıbbi durumları acil sağlık hizmet sunumunu gerektiren acil servis hastalarına zamanında müdahale yapılmasında ve acil sağlık hizmetlerinin beklentileri karşılayabilecek nitelikte sunumunda, dolayısıyla acil servislerde kuruluş amacına uygun olarak acil sağlık hizmeti verilmesinde bir takım aksaklıklar görülebilmektedir.
Bu nedenle; il genelinde Bakanlığımıza ait, birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında görev yapan tabip ve diğer sağlık personeli gibi mevcut sağlık insan gücü kaynağından optimum düzeyde faydalanılarak Bakanlığımız hastanelerinde etkin, zamanında ve hasta beklentisinin azami ölçüde karşılanabildiği bir sağlık hizmeti sunumunun sağlanabilmesi ve acil servislerdeki hasta yoğunluğunun azaltılabilmesi amacıyla aşağıdaki düzenlemelerin yapılması ihtiyacı doğmuştur.
1- Durumları acil sağlık hizmet sunumunu gerektirmeyen ancak çeşitli sebeplerle mesai harici veya genel ve resmi tatil günlerinde hastanelere başvuran hastaların muayene, tetkik, tahlil ve tedavi taleplerinin karşılanabilmesi amacıyla ihtiyaç duyulan il ve ilçelerde mesai dışı poliklinik uygulamasına geçilmesi, mesai saatleri dışında, tabip ve gerektiğinde uzman tabip düzeyinde poliklinik hizmeti vermek üzere hastaneler bünyesindeki, mevcut poliklinik odalarının veya acil servise yakın ve acil servis hizmetlerini aksatmayacak konumda, ilgili kurum baştabipliğince belirlenecek uygun mekanların, mesai dışı poliklinik hizmetleri için görevlendirilen tabiplerin kullanımına tahsis edilmesi,
2- Mesai dışı poliklinik uygulaması için;
a) Hastanede aktif olarak çalışan mevcut pratisyen tabip sayısının yeterli olması halinde öncelikle bu tabiplerden görevlendirme yapılması,
b) Kurumun mevcut tabip sayısının yetersiz kalması durumunda ise hastanenin bulunduğu belediye mücavir alanı içerisindeki mevcut birinci basamak sağlık kuruluşlarından, asli görevlerini aksatmamak kaydıyla, gerekli görevlendirmelerin yapılması,
c) Mesai dışı poliklinik uygulamasının hafta içerisinde hasta müracaatının en yoğun olduğu mesai saati bitiminden saat 24:00’e kadar, hafta sonu ve resmi tatil günlerinde ise 08:00- 24:00 saatleri arasında, hasta yoğunluğu ve tabip mevcudu dikkate alınarak, hastaların bekletilmeksizin muayene ve tedavileri sağlanacak şekilde, yeterli sayıda tabip ve ihtiyaç duyulan diğer sağlık personelinin 8’er veya 16 saatlik çalışma sürelerine isabet edecek biçimde planlama yapılarak görevlendirilmesi,
ç) Kurum dışından yapılacak görevlendirmelerin ilgili hastane baştabibi ile de istişare edilmek suretiyle il sağlık müdürlüğünce aylık çizelgeler halinde belirlenerek Vilayet onayı alınması,gerekmektedir.
3- Mesai dışı poliklinik uygulaması için birinci basamak sağlık kuruluşlarımızdan görevlendirilecek tabiplere ve diğer sağlık personeline Bakanlığımız ek ödeme mevzuatı hükümlerine uygun olarak ve ek ödeme miktarları, tavanı aşmayacak şekilde görevlendirildikleri hastane döner sermayesinden ek ödeme yapılabilecektir.
4- Birden fazla müstakil hastane baştabipliği vasıtası ile sağlık hizmeti sunulan bazı yerleşim yerlerinde, Bakanlığımızca hizmet birleştirmesine gidilerek tek yönetim çatısı altında hizmet sunumu sağlanan il ve ilçelerde;
a)Hizmet birleştirmesinin amaç ve esaslarına uygun olarak, yoğun bakım, yeni doğan, acil, ameliyathane ve benzeri hayati önemi haiz birimlerin hizmetin ve nitelikli sağlık insan gücünün bölünerek kullanımına mahal verilmeyecek şekilde ana hizmet binalarında planlanması ve yapılandırılması,
b) Hizmet birleştirmesi sonrasında; mesafe olarak birbirinden uzakta ve birden fazla hizmet binasında hizmet vermek durumu ortaya çıkan ve birleştirilmeye bağlı olarak bünyesinde birleştirme yapılan hastanenin ek hizmet binası konumuna gelen hastanelerin hizmet binasındaki acil servis birimlerinin acil servis statüsünün kaldırılarak, bu birimlerin mesai dışı poliklinik uygulaması için kullanılmak üzere tahsis edilmesi ve yapılandırılması,
c) Bu uygulamalar neticesinde oluşacak hizmet sunumuna ilişkin yeni durumlar konusunda vatandaşların önceden bilgilendirilmesi ve uygulamanın amaç ve esaslarına uygun olarak gerekli yönlendirilmelerin sağlanması, önem arz etmektedir.
5) Mesai dışı poliklinik uygulaması, 17.02.2004 tarihli ve 2689 (2004/19) sayılı Bakanlığımız genelgesi ile düzenlenen vardiya uygulamalarından farklı bir uygulamadır. Bu nedenle, vardiya uygulaması yapan hastanelerimizde mesai dışı poliklinik uygulamasının vardiya uygulamalarından ayrı olarak planlanarak yürütülmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, Bakanlığımıza ait hastanelerde hafta içi ve hafta sonu çalışma esaslarına ilişkin düzenlemelerde; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Çalışma Saatleri” başlıklı 99 uncu maddesinin, “Günlük Çalışma Saatlerinin Tespiti” başlıklı 100 üncü maddesinin, 13 Ocak 1983 tarih ve 17927 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği’nin Çalışma Düzeni ve Çalışma Saatleri Başlıklı 38. Maddesinin (05-05-2005 tarihli ve 25806 sayılı Resmi Gazete Madde 14) hükümlerinin dayanak alınması gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen mevzuat çerçevesinde; yataklı tedavi kurumlarında mesai başlama ve bitiş saatleri, hizmetin ve mahallin özelliği, sosyo-ekonomik, kültürel etkenler, iklim şartları, kurum personel kadrosu gibi hususlar göz önüne alınarak Valilikçe belirlenebilmekte ve hastane baştabiplerince de lüzum görüldüğü takdirde sağlık hizmetlerinin sürekliliği ve kesintiye uğramaması ve yoğunluğun azaltılması amacıyla vardiya ve nöbet gibi hizmetler için farklı çalışma saatleri uygulamasına gidilmesi mümkün bulunmaktadır.
Bu çerçevede, özellikle polikliniklerde hasta yoğunluğunun yüksek olduğu sabah saatlerinde ve öğle saatlerinde kırsal kesimden gelen hastaların ulaşım sorunları da dikkate alınarak veya diğer bölgesel özellikler de göz önünde bulundurularak hastane baştabipliklerince poliklinik muayenesine başlama saatlerinin saat 08:00’ den önceye çekilmesi ve poliklinik bitiş saatlerinin de buna göre ayarlanması mümkün olabilecektir.
Eğitim ve araştırma hastaneleri dışında kalan Bakanlığımız hastanelerinde, uygulamanın bu Genelgeye ve bu Genelgede yer verilen ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak yürütülmesini,
Ayrıca, Genelgenin yürürlüğe girmesini müteakip yukarıda belirtilen şekilde mesai dışı poliklinik uygulaması başlatan yataklı tedavi kurumlarımızın listesinin, uygulama başlangıç tarihi de belirtilmek suretiyle Bakanlığımıza bildirilmesini önemle rica ederim.
Prof. Dr. Nihat TOSUN
Bakan a.Müsteşar
Artık geriye dönüşü olmayan yoldayız.Aynı ABD sağlık sistemi gibi,ölüm durumları dışında (yani trafik kazası gibi ani durumlar.Kanser olursanız örneğin tedaviye para gerekecek) herşey paralı olacak.Bunları durduracak güçlerse ,doktorlar ve halk..Doktorlar tam gün, aile hekimliği derken ;binbir parça halinde ve birbirlerinin kuyusunu kazıyor.Öyle ki;yıllarca eğitim alıp uzman olmuş doktorlar bile aile hekimliğinin sahte büyüsüne kapılıp aile hekimliğine geçiyor.Halkın hali ise malum.Kendine ne olduğunu bile anlayamaz durumda...
Bunların ayak seslerini anlatan bir kaç yazı.....
KÖŞE YAZISI (medimagazinden alınmıştır) 22-02-2010Sayı : 470
Yrd. Doç. Dr Cem OKTAY
ACİL TIP
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilimdalı Öğretim Üyesi
Mesai Dışı Poliklinik ve Acil Sağlık hizmeti sunumunu iyileştirilmesi için sürekli yeni düzenlemeler yapılıyor. Son bir genelge ise mesai dışı poliklinik uygulaması.
Öncelikli hedef, Bakanlığa bağlı yataklı tedavi kurumlarında sağlık hizmetlerinin ihtiyaç ve talepler doğrultusunda daha etkin, kaliteli, ulaşılabilir ve zamanında verilmesi. Ayrıca gereksiz olduğu düşünülen acil servis başvurularının azaltılması.Genelgedeki uygulamaya ilk bakışta poliklinik hizmetlerinin ulaşılabilir olacağı düşünülebilir. Çünkü hizmet alım saati uzamıştır. Ancak hizmetin daha etkin ve kaliteli olacağının bir ön çalışması ve kanıtı var mıdır? Pilot bir uygulama ve bilimsel veri analizi yapılmış mıdır da, bu uygulama tüm ikinci basamak hastanelerine önerilmektedir? Bir dönem vardiya sistemi uygulanmaya başlamıştı: acaba bu uygulamanın verileri ile hizmet kalitesi artmış ve acil servis hasta başvuru sayıları mı düşmüştü? Mesai bitiminden sonra saat 24:00’e kadar hizmet sunmak etkin, kaliteli ve verimli olsa idi, bankalar bu işi çoktan yapmaz mıydı?Genelgede mesai saati sonrası acil servis başvurularının yoğun olduğundan ve hizmetin verilmesinde aksaklıklara yol açtığından bahsedilmektedir. Doğrudur ve bu bir sorundur. Ancak bu sorunun ortaya çıkması tek yönlü değildir. Sağlık hizmet sunumunun yıllardır süren eksikleri ve hatalı uygulamaları ile oluşmuştur. İnsanlar her zaman kolayına geleni tercih etmektedir. Gündüz işi ile ilgilenmekte, sağlık sorununa çözümü boş zamanlarında, akşam saatlerinde veya tatil günlerinde arama yoluna gitmektedir. Zaman içinde bu davranış alışkanlığa dönüşmüştür. Talep var diye de yanlışı yine yanlış bir yöntem ile çözmeye çalışmak sorunu ortadan kaldıramayacaktır. Vardiya uygulaması ile de ne polikliniklere yoğun hasta başvuruları olmuş ne de acil servislerin hasta sayısı azalmıştır.
Ancak şimdi bir fark var: Tam Gün. Yoksa bu uygulama ile “Ne kadar hasta o kadar performans” denen hekime herkesten çok para kazanma fırsatı mı veriliyor?
Mesai dışı polikliniği kimin yapacağı da ilginç: Öncelikle pratisyen hekimler. İkinci basamak bir sağlık kurumunda pratisyen hekimlerin hangi uzmanlık dalının poliklinik hizmetini vereceği belirtilmemiş. İç hastalıkları mı? Nöroloji mi? Ortopedi mi? Kardiyoloji mi? Kalp-damar cerrahisi mi? Yetkileri var mı? Yeterlilikleri var mı? Kaliteli hizmet sağlanacak mı? Bedel etkin tetkik istemleri yapılmış, etkili tedaviler verilmiş mi olacak? Yoksa hastanede aile hekimliği polikliniği mi yapacaklar? Ya da sadece reçete tekrarları için mi poliklinik yapmaları isteniyor?Genelgenin ardında yatan asıl amacın hastalardan katılım payı almak olduğunu görmemek mümkün değil.
Uygulamanın, birinci basamak hizmeti sunamadığımızı kabul edip, pratisyen hekimleri ikinci basamak sağlık kuruluşları içinde ve kısmen de tetkik olanaklarını kullandırıp, ücretsiz acil servis başvurusu yerine halktan bir şekilde poliklinik ücreti alınmasını sağlayacak bir çözüm arayışı olduğu görünüyor. Polikliniklerden katılım payı alınmaya başlandıktan sonra düşen hasta sayılarını artırabilmenin başka bir yöntemi daha denenecek gibi duruyor.
Gündemdeki bir söylenti de renklenen acil servislerde, durumu acil olmayan hastalardan katılım ücreti alınmasının planlandığı. Nasıl şekilleneceği ise belli değil. Muhtemelen triyajda yeşil olarak belirlenen hastalardan ücret alınabilir. Ya da bu hastalar acil servise yakın pratisyen hekimlerin yaptığı polikliniklere yönlendirilebilir. Acil servise başvurusunu yapan bir hastadan aciliyeti ne olursa olsun katılım payı almak çok tehlikeli bir uygulamadır. Bu hem triyajın hem de acil servis hizmetinin mantığına aykırıdır. Ayrıca kendisinden para talep edileceği endişesi duyan ve yakınmasının önemini fark edemeyen hastaların, acil durumda başvurmaması veya geç kalması ile çok sayıda istenmeyen durum da karşımıza çıkacaktır.
Hizmetin mutfağında olan bir kişi olarak söyleyebilirim ki, çelişkiler içinde birbirini takip eden düzenlemeler ile sağlık hizmeti iyiye gidemiyor. Hele ki deneme-yanılmalarla ve halkın katılım payını daha fazla nasıl alırız diye yürütülen uygulamalar ile hizmetin kalitesi çok daha fazla düşüyor.
-------------------------------------------------------------------
Mesai dışı poliklinik uygulaması, 17.02.2004 tarihli ve 2689 (2004/19) sayılı Bakanlığımız genelgesi ile düzenlenen vardiya uygulamalarından farklı bir uygulamadır" densede sağlıkta yap boz dönemine devam kararı niteliği taşıyan bu genelgeye karşı tüm hekimleri duyarlı olmaya çağırıyoruz.
T.C.SAĞLIK BAKANLIĞI
Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Sayı : B.10.0.THG.0.10.00.02.010.06 /3524 28.01.2010
Konu : Mesai dışı poliklinik uygulaması
GENELGE
2010/ 6
Bakanlığımıza bağlı yataklı tedavi kurumlarında; sağlık hizmetlerinin ihtiyaç ve talepler doğrultusunda daha etkin, kaliteli, ulaşılabilir ve zamanında verilmesi öncelikli hedeflerimizdendir.
Bakanlığımıza bağlı yataklı tedavi kurumları bünyesindeki acil servislere mesai saatleri haricinde ve genel ve resmi tatil günlerinde; acil müdahale gerektirmeyen ve ayaktan tedavisi sağlanabilecek durumdaki hasta başvurusu sayısının oldukça yüksek olduğu bilinmektedir. Bu şekilde acil servislere başvuran hastalar, tıbbi durumları aciliyet gerektirmediği halde geri çevrilmeyerek acil servislere girişleri yapılmak suretiyle muayeneleri sağlanmakta ancak, bu hastalar ertesi gün tekrar muayene, tetkik, tahlilleri yapılmak üzere sevk edildikleri ilgili branş polikliniklerine müracaat etmektedirler. Bu durumdan kaynaklanan hasta müracaatlarına bağlı olarak, gereksiz yere acil servis yoğunluğu yaşanmakta ve bu nedenle tıbbi durumları acil sağlık hizmet sunumunu gerektiren acil servis hastalarına zamanında müdahale yapılmasında ve acil sağlık hizmetlerinin beklentileri karşılayabilecek nitelikte sunumunda, dolayısıyla acil servislerde kuruluş amacına uygun olarak acil sağlık hizmeti verilmesinde bir takım aksaklıklar görülebilmektedir.
Bu nedenle; il genelinde Bakanlığımıza ait, birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında görev yapan tabip ve diğer sağlık personeli gibi mevcut sağlık insan gücü kaynağından optimum düzeyde faydalanılarak Bakanlığımız hastanelerinde etkin, zamanında ve hasta beklentisinin azami ölçüde karşılanabildiği bir sağlık hizmeti sunumunun sağlanabilmesi ve acil servislerdeki hasta yoğunluğunun azaltılabilmesi amacıyla aşağıdaki düzenlemelerin yapılması ihtiyacı doğmuştur.
1- Durumları acil sağlık hizmet sunumunu gerektirmeyen ancak çeşitli sebeplerle mesai harici veya genel ve resmi tatil günlerinde hastanelere başvuran hastaların muayene, tetkik, tahlil ve tedavi taleplerinin karşılanabilmesi amacıyla ihtiyaç duyulan il ve ilçelerde mesai dışı poliklinik uygulamasına geçilmesi, mesai saatleri dışında, tabip ve gerektiğinde uzman tabip düzeyinde poliklinik hizmeti vermek üzere hastaneler bünyesindeki, mevcut poliklinik odalarının veya acil servise yakın ve acil servis hizmetlerini aksatmayacak konumda, ilgili kurum baştabipliğince belirlenecek uygun mekanların, mesai dışı poliklinik hizmetleri için görevlendirilen tabiplerin kullanımına tahsis edilmesi,
2- Mesai dışı poliklinik uygulaması için;
a) Hastanede aktif olarak çalışan mevcut pratisyen tabip sayısının yeterli olması halinde öncelikle bu tabiplerden görevlendirme yapılması,
b) Kurumun mevcut tabip sayısının yetersiz kalması durumunda ise hastanenin bulunduğu belediye mücavir alanı içerisindeki mevcut birinci basamak sağlık kuruluşlarından, asli görevlerini aksatmamak kaydıyla, gerekli görevlendirmelerin yapılması,
c) Mesai dışı poliklinik uygulamasının hafta içerisinde hasta müracaatının en yoğun olduğu mesai saati bitiminden saat 24:00’e kadar, hafta sonu ve resmi tatil günlerinde ise 08:00- 24:00 saatleri arasında, hasta yoğunluğu ve tabip mevcudu dikkate alınarak, hastaların bekletilmeksizin muayene ve tedavileri sağlanacak şekilde, yeterli sayıda tabip ve ihtiyaç duyulan diğer sağlık personelinin 8’er veya 16 saatlik çalışma sürelerine isabet edecek biçimde planlama yapılarak görevlendirilmesi,
ç) Kurum dışından yapılacak görevlendirmelerin ilgili hastane baştabibi ile de istişare edilmek suretiyle il sağlık müdürlüğünce aylık çizelgeler halinde belirlenerek Vilayet onayı alınması,gerekmektedir.
3- Mesai dışı poliklinik uygulaması için birinci basamak sağlık kuruluşlarımızdan görevlendirilecek tabiplere ve diğer sağlık personeline Bakanlığımız ek ödeme mevzuatı hükümlerine uygun olarak ve ek ödeme miktarları, tavanı aşmayacak şekilde görevlendirildikleri hastane döner sermayesinden ek ödeme yapılabilecektir.
4- Birden fazla müstakil hastane baştabipliği vasıtası ile sağlık hizmeti sunulan bazı yerleşim yerlerinde, Bakanlığımızca hizmet birleştirmesine gidilerek tek yönetim çatısı altında hizmet sunumu sağlanan il ve ilçelerde;
a)Hizmet birleştirmesinin amaç ve esaslarına uygun olarak, yoğun bakım, yeni doğan, acil, ameliyathane ve benzeri hayati önemi haiz birimlerin hizmetin ve nitelikli sağlık insan gücünün bölünerek kullanımına mahal verilmeyecek şekilde ana hizmet binalarında planlanması ve yapılandırılması,
b) Hizmet birleştirmesi sonrasında; mesafe olarak birbirinden uzakta ve birden fazla hizmet binasında hizmet vermek durumu ortaya çıkan ve birleştirilmeye bağlı olarak bünyesinde birleştirme yapılan hastanenin ek hizmet binası konumuna gelen hastanelerin hizmet binasındaki acil servis birimlerinin acil servis statüsünün kaldırılarak, bu birimlerin mesai dışı poliklinik uygulaması için kullanılmak üzere tahsis edilmesi ve yapılandırılması,
c) Bu uygulamalar neticesinde oluşacak hizmet sunumuna ilişkin yeni durumlar konusunda vatandaşların önceden bilgilendirilmesi ve uygulamanın amaç ve esaslarına uygun olarak gerekli yönlendirilmelerin sağlanması, önem arz etmektedir.
5) Mesai dışı poliklinik uygulaması, 17.02.2004 tarihli ve 2689 (2004/19) sayılı Bakanlığımız genelgesi ile düzenlenen vardiya uygulamalarından farklı bir uygulamadır. Bu nedenle, vardiya uygulaması yapan hastanelerimizde mesai dışı poliklinik uygulamasının vardiya uygulamalarından ayrı olarak planlanarak yürütülmesi gerekmektedir. Diğer taraftan, Bakanlığımıza ait hastanelerde hafta içi ve hafta sonu çalışma esaslarına ilişkin düzenlemelerde; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Çalışma Saatleri” başlıklı 99 uncu maddesinin, “Günlük Çalışma Saatlerinin Tespiti” başlıklı 100 üncü maddesinin, 13 Ocak 1983 tarih ve 17927 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği’nin Çalışma Düzeni ve Çalışma Saatleri Başlıklı 38. Maddesinin (05-05-2005 tarihli ve 25806 sayılı Resmi Gazete Madde 14) hükümlerinin dayanak alınması gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen mevzuat çerçevesinde; yataklı tedavi kurumlarında mesai başlama ve bitiş saatleri, hizmetin ve mahallin özelliği, sosyo-ekonomik, kültürel etkenler, iklim şartları, kurum personel kadrosu gibi hususlar göz önüne alınarak Valilikçe belirlenebilmekte ve hastane baştabiplerince de lüzum görüldüğü takdirde sağlık hizmetlerinin sürekliliği ve kesintiye uğramaması ve yoğunluğun azaltılması amacıyla vardiya ve nöbet gibi hizmetler için farklı çalışma saatleri uygulamasına gidilmesi mümkün bulunmaktadır.
Bu çerçevede, özellikle polikliniklerde hasta yoğunluğunun yüksek olduğu sabah saatlerinde ve öğle saatlerinde kırsal kesimden gelen hastaların ulaşım sorunları da dikkate alınarak veya diğer bölgesel özellikler de göz önünde bulundurularak hastane baştabipliklerince poliklinik muayenesine başlama saatlerinin saat 08:00’ den önceye çekilmesi ve poliklinik bitiş saatlerinin de buna göre ayarlanması mümkün olabilecektir.
Eğitim ve araştırma hastaneleri dışında kalan Bakanlığımız hastanelerinde, uygulamanın bu Genelgeye ve bu Genelgede yer verilen ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak yürütülmesini,
Ayrıca, Genelgenin yürürlüğe girmesini müteakip yukarıda belirtilen şekilde mesai dışı poliklinik uygulaması başlatan yataklı tedavi kurumlarımızın listesinin, uygulama başlangıç tarihi de belirtilmek suretiyle Bakanlığımıza bildirilmesini önemle rica ederim.
Prof. Dr. Nihat TOSUN
Bakan a.Müsteşar
Tamgün ve gelecekte sağlık
ALINTIDIR(medimagazin.com)
Satalım Arkadaşlar
Bundan çok değil, tam bir yıl önce, Medimagazin’de, “Hekimliğin Geleceği” başlığıyla yayınlanmış yazıma bakıyorum. Okuyanlar bilirler, okumayanlara gelin bir kez daha anlatalım, ‘Sağlıkta en çarpıcı gelişme, yerden biter gibi bir çırpıda pek çok özel tıp merkezi ve özel hastanenin açılmasıdır. Hatta giderek özel hastaneler zincirleri bile kurulmaya başlandı... Sonuçta ileride neler olacak? diye sorulduğunda, biraz geçmişe bakmamız gerekecek. Benzeri olaylar bankacılıkta yaşandı. Bankalar kurulduktan sonra, il ve ilçelerde birer ikişer şubeler açtılar. İki binli yıllara gelindiğinde dış sermaye baskısıyla iyice tıkanan bankaların bir kısmına TMSF el koydu. Bankalarımız birer ikişer, ya direkt olarak ya da TMSF ihaleleriyle yabancılara satıldı.
Bunun sağlıkla ne alakası var, diyebilirsiniz. Çok alakası var arkadaşlar. Özel hastaneler zincirlerinin günün birinde başkalarına ve özellikle yabancı şirketlere satılmayacağını kim iddia edebilir- Çimento fabrikalarından başlayıp, TV kanallarından cep telefonuna, Telekom’dan bankalara pek çok şirket yabancılara satılmadı mı? Vakti zamanı geldiğinde, hastaneler ve diğer sağlık kuruluşları da satılacaktır. Belki yerli yatırımcılara, belki yabancılara... Bu işlerde kâr görürlerse alan da bulunur, satan da. Alırlar alırlar, hiç kuşkunuz olmasın. Hele hele, ülkede yıllık harcanan sağlık pastası 30 milyar dolarlar seviyelerine yükselmişse. Satın alanlar, satın aldıkları hastaneleri, kapatırlar mı, cihazlarını alıp başka yerlere götürürler mi, çalışanlarının pek çoğunun işine son mu verirler, orasını bilemeyiz. O günleri yaşayacaklar görürler.
Adına küreselleşme denilen yapılanma buna müsait. Paranız varsa siz de gidip yabancı bir ülkede şirket, hatta hastane bile satın alabilirsiniz. Sen yeter ki paradan haber ver. Hiçbir şeycik olmaz, sağlığımız önce özele, sonra yabancılara emanet ediliverir. Öykümüz de böylece sona erer.
Bir arkadaşım -“peki biz doktorlar ne olacağız?” diye soruyor. Ne mi olacaksınız? Cevap çok basit, “onurlu birer sağlık işçisi.” Bu gidişat hepimize hayırlı olsun. Çok değil, yazının üstünden bir yıl bile geçmedi, özel hastane zincirleri yabancılara satılmaya başlandı. Burada isim vermek pek doğru olmaz. Merak edenler araştırıp öğrenirler. Bir hastane zincirinin yüzde 40’ı Amerikan şirketine satılmış bile, bir başkasının yüzde 17’si Araplara satıldı. Bir başka sağlık grubu, Arap ve İngiliz sermaye kuruluşlarıyla görüşmeler yapıyormuş. Yakında onların da satış haberlerini duyarız. Bir de Bakanlık hastanelerini sattılar mı, sağlığı ne de güzel idare ederler. Demeyin gitsin.
Tam Gün Yasası ile, doktorların çok tabii olan, doğal hakları ellerinden alındı. Hem de kendi meslektaşları tarafından. Yarın Meclise, “muayenehanelerin tümünün kapatılmasıyla ilgili bir kanun teklifi” verilmeyeceğini kim iddia edebilir? Bundan sonraki aşama, SGK sigortacılık hizmetlerinin yabancılara devredilmesi, -aman yanlış yazmayalım-, satılması olacaktır. Emekli Sandığı ve Sosyal Sigortalar Kurumunun tüm hizmetleri yabancılara geçince, -yabancılar işlerini, alacak vereceğini iyi hesap ederler-, artık, sağlık primleri hangi oranlarda artar, ilacın ve diğer sağlık giderlerinin ne kadarını ödersiniz, şimdilerde kuşa çevrilen emeklilik ikramiyesi, kuşun kanadına indirgenir mi, emekli maaşları ne kadar tırpanlanır, yaşadıkça birer ikişer görürsünüz.
İyisi mi, bundan sonra siz şarkılar söyleyin, şiirler okuyun...
Satalım Arkadaşlar
Bundan çok değil, tam bir yıl önce, Medimagazin’de, “Hekimliğin Geleceği” başlığıyla yayınlanmış yazıma bakıyorum. Okuyanlar bilirler, okumayanlara gelin bir kez daha anlatalım, ‘Sağlıkta en çarpıcı gelişme, yerden biter gibi bir çırpıda pek çok özel tıp merkezi ve özel hastanenin açılmasıdır. Hatta giderek özel hastaneler zincirleri bile kurulmaya başlandı... Sonuçta ileride neler olacak? diye sorulduğunda, biraz geçmişe bakmamız gerekecek. Benzeri olaylar bankacılıkta yaşandı. Bankalar kurulduktan sonra, il ve ilçelerde birer ikişer şubeler açtılar. İki binli yıllara gelindiğinde dış sermaye baskısıyla iyice tıkanan bankaların bir kısmına TMSF el koydu. Bankalarımız birer ikişer, ya direkt olarak ya da TMSF ihaleleriyle yabancılara satıldı.
Bunun sağlıkla ne alakası var, diyebilirsiniz. Çok alakası var arkadaşlar. Özel hastaneler zincirlerinin günün birinde başkalarına ve özellikle yabancı şirketlere satılmayacağını kim iddia edebilir- Çimento fabrikalarından başlayıp, TV kanallarından cep telefonuna, Telekom’dan bankalara pek çok şirket yabancılara satılmadı mı? Vakti zamanı geldiğinde, hastaneler ve diğer sağlık kuruluşları da satılacaktır. Belki yerli yatırımcılara, belki yabancılara... Bu işlerde kâr görürlerse alan da bulunur, satan da. Alırlar alırlar, hiç kuşkunuz olmasın. Hele hele, ülkede yıllık harcanan sağlık pastası 30 milyar dolarlar seviyelerine yükselmişse. Satın alanlar, satın aldıkları hastaneleri, kapatırlar mı, cihazlarını alıp başka yerlere götürürler mi, çalışanlarının pek çoğunun işine son mu verirler, orasını bilemeyiz. O günleri yaşayacaklar görürler.
Adına küreselleşme denilen yapılanma buna müsait. Paranız varsa siz de gidip yabancı bir ülkede şirket, hatta hastane bile satın alabilirsiniz. Sen yeter ki paradan haber ver. Hiçbir şeycik olmaz, sağlığımız önce özele, sonra yabancılara emanet ediliverir. Öykümüz de böylece sona erer.
Bir arkadaşım -“peki biz doktorlar ne olacağız?” diye soruyor. Ne mi olacaksınız? Cevap çok basit, “onurlu birer sağlık işçisi.” Bu gidişat hepimize hayırlı olsun. Çok değil, yazının üstünden bir yıl bile geçmedi, özel hastane zincirleri yabancılara satılmaya başlandı. Burada isim vermek pek doğru olmaz. Merak edenler araştırıp öğrenirler. Bir hastane zincirinin yüzde 40’ı Amerikan şirketine satılmış bile, bir başkasının yüzde 17’si Araplara satıldı. Bir başka sağlık grubu, Arap ve İngiliz sermaye kuruluşlarıyla görüşmeler yapıyormuş. Yakında onların da satış haberlerini duyarız. Bir de Bakanlık hastanelerini sattılar mı, sağlığı ne de güzel idare ederler. Demeyin gitsin.
Tam Gün Yasası ile, doktorların çok tabii olan, doğal hakları ellerinden alındı. Hem de kendi meslektaşları tarafından. Yarın Meclise, “muayenehanelerin tümünün kapatılmasıyla ilgili bir kanun teklifi” verilmeyeceğini kim iddia edebilir? Bundan sonraki aşama, SGK sigortacılık hizmetlerinin yabancılara devredilmesi, -aman yanlış yazmayalım-, satılması olacaktır. Emekli Sandığı ve Sosyal Sigortalar Kurumunun tüm hizmetleri yabancılara geçince, -yabancılar işlerini, alacak vereceğini iyi hesap ederler-, artık, sağlık primleri hangi oranlarda artar, ilacın ve diğer sağlık giderlerinin ne kadarını ödersiniz, şimdilerde kuşa çevrilen emeklilik ikramiyesi, kuşun kanadına indirgenir mi, emekli maaşları ne kadar tırpanlanır, yaşadıkça birer ikişer görürsünüz.
İyisi mi, bundan sonra siz şarkılar söyleyin, şiirler okuyun...
4 Kasım 2009 Çarşamba
Domuz gribinde nasıl beslenilmeli?
Yeterli ve dengeli beslenmeyle bağışıklık sistemini desteklemeli, hastalığa besinlerle savaş açmalıyız.
Bunun için 4 temel gruptaki besinleri, günde en az 3 ana, 3 ara öğünde ve yeterli miktarda tüketmek şart.Acıbadem Bakırköy Hastanesi'nden Diyetisyen Hülya Günsoy, gripten korunmada büyük etkisi olan beslenme kurallarını ntvmsnbc'ye anlattı.
"Bir hastalık sırasında vücudumuzun savunma sistemi kendini enfeksiyona karşı korumaya çalışır. Enfeksiyonla savaş halindeki vücudun bağışıklık sistemini güçlü tutmak mümkün. Bunu yeterli ve dengeli beslenerek yapabiliriz" diyen Günsoy, şöyle devam etti.
ÖĞÜN ATLAMAYIN
"Günlük enerjinin yüzde 50-60’ını karbonhidratlardan, yüzde 15-20’sini proteinlerden, yüzde 25-30’unu yağlardan karşılayıp, enfeksiyon durumlarında normalin biraz daha üstünde vitamin almak ve bol sıvı tüketmek gerekiyor. Öğün sayısı ve düzenine ise özellikle dikkat etmeliyiz."
Hülya Günsoy, dört temel besin grubunu ve bu gıdalardan ne kadar yenilmesi gerektiğini sıraladı.
SÜT, YOĞURT, KEFİR
Yeterli ve dengeli beslenme, gün içinde her besin grubundan yeterli miktarda almakla sağlanır. Süt ve süt ürünleri, et, balık ve kümes hayvanları, sebze ve meyveler, ekmek ve hububat gibi tahıllar dört temel besin grubunu oluşturur. Bu gruptaki besinler, her gün mutlaka yeterli miktarda yenmeli.
SOĞAN, SARMISAK, ELMA, NAR
Bağışıklık sistemini güçlendiren yararlı mikroorganizmaları yani probiyotikleri içeren süt, yoğurt veya kefiri günde en az 2-3 porsiyon/bardak tüketmekte fayda var. A ve C vitamini gibi antioksidan vitaminleri içeren havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz, yeşil biber, taze patates, soğan ve sarmısak gibi sebzeleri bolca tüketin. Her gün mutlaka mevsimsel meyveleri özellikle C vitamininden zengin portakal, mandalina ve greyfurt gibi turunçgiller ile antioksidan etkisinden dolayı nar bolca tüketilmeli, günde bir elma yiyin.
BADEM, CEVİZ, FINDIK
Hem C vitamini ihtiyacının karşılanması hem de sıvı alımına katkı açısından taze sıkılmış meyve suları sıkça içilmeli. Vücut direnci üzerinde önemli etkiye sahip E vitaminini sağlamak için yeşil yapraklı sebzeler, günde en az beş adet fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar da ihmal edilmemeli.
BOL BOL BALIK
Kış mevsiminde güneşten aldığımız D vitamininden de yoksun kalıyoruz. Özellikle kemik ve diş gelişimi için önemli olan D vitaminin diğer bir kaynağı da balıktır. Artan D vitamini ihtiyacını karşılamak için kışın daha fazla balık tüketmeye dikkat etmeliyiz. Yağ tüketiminde de katı yağlar yerine sıvı yağları tercih etmeliyiz.
KIRMIZI ET VE MANTAR
Hareketsizlik nedeniyle artan sindirim problemlerinin önlenmesi için fiziksel aktivite yapılmalı, kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi tam tahıl ürünleri, kuru baklagiller tüketilmeli. Sütlü tatlılar ve meyve tatlıları tercih edilmeli, vücut ısısını dengede tutmak için günde en az 2-2,5 litre su içilmeli. Haftanın 2-3 günü kırmızı et, diğer günlerde de beyaz et ve mantar tercih edilmeli.
BESLENME HATALARI VÜCUT DİRENCİNİ DÜŞÜRÜR
Günsoy, vücut direncini kıran ve hastalıklara karşı kişiyi savunmasız bırakan beslenme hatalarına ve kaçınılması gereken davranışlara da değindi.
"Soğuk havayla birlikte vücut ısısını yükseltmek için enerji açığı ortaya çıkar, enerji açığını fastfood, kızartma, kavurma gibi yağlı yiyeceklerle, tatlı ihtiyacını ise aşırı şekerli tatlılarla karşılamamak gerekiyor. Dört temel besin grubunu oluşturan besinlerden eksik ve yetersiz tüketmek, bağışıklık sistemi zayıflatır ve kişi hastalıklara karşı savunmasız olur."
GRİP OLDUYSANIZ NASIL BESLENECEKSİNİZ?
Peki korunmada başarılı olamayıp domuz gribine yakalananlar nasıl beslenmeli? Günsoy'un önerileri: "Mutlaka kahvaltı yapılmalı. İçeriğinde ise ayaküstü atıştırılan poğaça, börek gibi yağlı besinler yerine peynir, yetişkinlerde haftanın her günü olmamak şartıyla yumurta, zeytin veya ceviz, bal, mevsim yeşillikleri, açık çay, ıhlamur, bitkisel çaylar veya taze sıkılmış meyve suyu olmalı.
TAVUK SUYUNA ÇORBA
Öğlen ve akşam öğünleri de sağlıklı besinlerden seçilmeli. Özellikle tavuk suyuna bol limonlu çorba, ızgara, haşlama veya buğulama yapılmış et, tavuk, hindi veya balık, mutlaka sebze yemeği, mevsim yeşillikleri ile yapılmış salata, yoğurt ve bol tahıl içeren ekmek çeşitleri seçilmeli.
GİNSENG VE EKİNEZYA ÇAYI
Öğün ve öğün aralarında bol sıvı alınmalı. Günlük sıvı ihtiyacı gripte daha da artar. Bunun önemli bir kısmını su olarak karşılamak gerekir. Su dışında ise ıhlamur, kuşburnu, adaçayı, ekinezya, yeşil çay ve ginseng gibi bitkisel çaylar içilmeli.
GÜNDE BEŞ PORSİYON SEBZE VE MEYVE
Günlük toplam 5 porsiyon taze sebze ve meyve tüketmeye özen gösterilmeli. Sebze ve meyvelerin de çok iyi yıkanması ve doğru yöntemlerle pişirilmesi de önemli. Haşlanan sebzelerin sularının dökülmemesi, kendi suyunun içinde pişirilmesi vitamin kaybının önlenmesi açısından önem taşıyor.
KIZARTMALARDAN UZAK DURUN
Probiyotik süt, yoğurt veya kefirin de yine günde en az 2-3 porsiyon alınması, yağlı kızarmış yiyeceklerin tüketilmemesi grip esnasındaki beslenme önerilerim arasında."
TÜLAY KARABAĞ-İSTANBUL/ntvmsnbc.com
Bunun için 4 temel gruptaki besinleri, günde en az 3 ana, 3 ara öğünde ve yeterli miktarda tüketmek şart.Acıbadem Bakırköy Hastanesi'nden Diyetisyen Hülya Günsoy, gripten korunmada büyük etkisi olan beslenme kurallarını ntvmsnbc'ye anlattı.
"Bir hastalık sırasında vücudumuzun savunma sistemi kendini enfeksiyona karşı korumaya çalışır. Enfeksiyonla savaş halindeki vücudun bağışıklık sistemini güçlü tutmak mümkün. Bunu yeterli ve dengeli beslenerek yapabiliriz" diyen Günsoy, şöyle devam etti.
ÖĞÜN ATLAMAYIN
"Günlük enerjinin yüzde 50-60’ını karbonhidratlardan, yüzde 15-20’sini proteinlerden, yüzde 25-30’unu yağlardan karşılayıp, enfeksiyon durumlarında normalin biraz daha üstünde vitamin almak ve bol sıvı tüketmek gerekiyor. Öğün sayısı ve düzenine ise özellikle dikkat etmeliyiz."
Hülya Günsoy, dört temel besin grubunu ve bu gıdalardan ne kadar yenilmesi gerektiğini sıraladı.
SÜT, YOĞURT, KEFİR
Yeterli ve dengeli beslenme, gün içinde her besin grubundan yeterli miktarda almakla sağlanır. Süt ve süt ürünleri, et, balık ve kümes hayvanları, sebze ve meyveler, ekmek ve hububat gibi tahıllar dört temel besin grubunu oluşturur. Bu gruptaki besinler, her gün mutlaka yeterli miktarda yenmeli.
SOĞAN, SARMISAK, ELMA, NAR
Bağışıklık sistemini güçlendiren yararlı mikroorganizmaları yani probiyotikleri içeren süt, yoğurt veya kefiri günde en az 2-3 porsiyon/bardak tüketmekte fayda var. A ve C vitamini gibi antioksidan vitaminleri içeren havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, maydanoz, yeşil biber, taze patates, soğan ve sarmısak gibi sebzeleri bolca tüketin. Her gün mutlaka mevsimsel meyveleri özellikle C vitamininden zengin portakal, mandalina ve greyfurt gibi turunçgiller ile antioksidan etkisinden dolayı nar bolca tüketilmeli, günde bir elma yiyin.
BADEM, CEVİZ, FINDIK
Hem C vitamini ihtiyacının karşılanması hem de sıvı alımına katkı açısından taze sıkılmış meyve suları sıkça içilmeli. Vücut direnci üzerinde önemli etkiye sahip E vitaminini sağlamak için yeşil yapraklı sebzeler, günde en az beş adet fındık, ceviz, badem gibi yağlı tohumlar da ihmal edilmemeli.
BOL BOL BALIK
Kış mevsiminde güneşten aldığımız D vitamininden de yoksun kalıyoruz. Özellikle kemik ve diş gelişimi için önemli olan D vitaminin diğer bir kaynağı da balıktır. Artan D vitamini ihtiyacını karşılamak için kışın daha fazla balık tüketmeye dikkat etmeliyiz. Yağ tüketiminde de katı yağlar yerine sıvı yağları tercih etmeliyiz.
KIRMIZI ET VE MANTAR
Hareketsizlik nedeniyle artan sindirim problemlerinin önlenmesi için fiziksel aktivite yapılmalı, kepekli ekmek, makarna, bulgur gibi tam tahıl ürünleri, kuru baklagiller tüketilmeli. Sütlü tatlılar ve meyve tatlıları tercih edilmeli, vücut ısısını dengede tutmak için günde en az 2-2,5 litre su içilmeli. Haftanın 2-3 günü kırmızı et, diğer günlerde de beyaz et ve mantar tercih edilmeli.
BESLENME HATALARI VÜCUT DİRENCİNİ DÜŞÜRÜR
Günsoy, vücut direncini kıran ve hastalıklara karşı kişiyi savunmasız bırakan beslenme hatalarına ve kaçınılması gereken davranışlara da değindi.
"Soğuk havayla birlikte vücut ısısını yükseltmek için enerji açığı ortaya çıkar, enerji açığını fastfood, kızartma, kavurma gibi yağlı yiyeceklerle, tatlı ihtiyacını ise aşırı şekerli tatlılarla karşılamamak gerekiyor. Dört temel besin grubunu oluşturan besinlerden eksik ve yetersiz tüketmek, bağışıklık sistemi zayıflatır ve kişi hastalıklara karşı savunmasız olur."
GRİP OLDUYSANIZ NASIL BESLENECEKSİNİZ?
Peki korunmada başarılı olamayıp domuz gribine yakalananlar nasıl beslenmeli? Günsoy'un önerileri: "Mutlaka kahvaltı yapılmalı. İçeriğinde ise ayaküstü atıştırılan poğaça, börek gibi yağlı besinler yerine peynir, yetişkinlerde haftanın her günü olmamak şartıyla yumurta, zeytin veya ceviz, bal, mevsim yeşillikleri, açık çay, ıhlamur, bitkisel çaylar veya taze sıkılmış meyve suyu olmalı.
TAVUK SUYUNA ÇORBA
Öğlen ve akşam öğünleri de sağlıklı besinlerden seçilmeli. Özellikle tavuk suyuna bol limonlu çorba, ızgara, haşlama veya buğulama yapılmış et, tavuk, hindi veya balık, mutlaka sebze yemeği, mevsim yeşillikleri ile yapılmış salata, yoğurt ve bol tahıl içeren ekmek çeşitleri seçilmeli.
GİNSENG VE EKİNEZYA ÇAYI
Öğün ve öğün aralarında bol sıvı alınmalı. Günlük sıvı ihtiyacı gripte daha da artar. Bunun önemli bir kısmını su olarak karşılamak gerekir. Su dışında ise ıhlamur, kuşburnu, adaçayı, ekinezya, yeşil çay ve ginseng gibi bitkisel çaylar içilmeli.
GÜNDE BEŞ PORSİYON SEBZE VE MEYVE
Günlük toplam 5 porsiyon taze sebze ve meyve tüketmeye özen gösterilmeli. Sebze ve meyvelerin de çok iyi yıkanması ve doğru yöntemlerle pişirilmesi de önemli. Haşlanan sebzelerin sularının dökülmemesi, kendi suyunun içinde pişirilmesi vitamin kaybının önlenmesi açısından önem taşıyor.
KIZARTMALARDAN UZAK DURUN
Probiyotik süt, yoğurt veya kefirin de yine günde en az 2-3 porsiyon alınması, yağlı kızarmış yiyeceklerin tüketilmemesi grip esnasındaki beslenme önerilerim arasında."
TÜLAY KARABAĞ-İSTANBUL/ntvmsnbc.com
3 Kasım 2009 Salı
AVRUPA HASTALIK İZLEME VE KONTROL MERKEZİ'NİN SAYFASI
Bu sayfadan Türkiye'de son rurumu haftalık olarak takip edebilirsiniz..Ana sayfanın baplantısı:http://ecdc.europa.eu/en/activities/surveillance/EISN/Pages/DataandStatistics.aspx
Örneğin 2009 44.hafta haritası:http://194.18.255.249/ReportServer?%2fTessyPublic%2fDINFL01A&rs%3aCommand=Render&rc:Toolbar=FALSE&Year=2009&Week=44
Örneğin 2009 44.hafta haritası:http://194.18.255.249/ReportServer?%2fTessyPublic%2fDINFL01A&rs%3aCommand=Render&rc:Toolbar=FALSE&Year=2009&Week=44
29 Ekim 2009 Perşembe
MASKE KULLANILMALI MI?
UZMANLARA göre, virüse karşı tedbir amacıyla maske takılmalı.
Görüşler şöyle:
CERRAHİ MASKE YETER: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı'ndan Doç. Dr. Önder Ergönül, domuz gribi ile ilgili maske konusuna açıklık getirdi. Ergönül, 'Havalimanlarında, sokakta vatandaşların maske taktığını görüyoruz. Bunun bir manası yok. Sağlık çalışanları aşı henüz gelmemişken hasta bakılan polikliniklerde maske takılabilir. Çocuk evde hasta iken diğer aile üyeleri takabilir. Cerrahi maske veya standart maskeler kullanılabilir' dedi.
BUGÜNLERDE TAKILMALI: İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Erk ise maskenin önemli bir koruyucu tedbir olduğunu belirterek şunları söyledi: 'Bu hastalık genelde ağız yoluyla bulaştığı için maske koruyucudur. Özellikle kahvehane, alışveriş merkezleri, otobüsler, camiler gibi kalabalık yerlerde takılmalı.' Mete YILMAZ/AKŞAM
Görüşler şöyle:
CERRAHİ MASKE YETER: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı'ndan Doç. Dr. Önder Ergönül, domuz gribi ile ilgili maske konusuna açıklık getirdi. Ergönül, 'Havalimanlarında, sokakta vatandaşların maske taktığını görüyoruz. Bunun bir manası yok. Sağlık çalışanları aşı henüz gelmemişken hasta bakılan polikliniklerde maske takılabilir. Çocuk evde hasta iken diğer aile üyeleri takabilir. Cerrahi maske veya standart maskeler kullanılabilir' dedi.
BUGÜNLERDE TAKILMALI: İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Erk ise maskenin önemli bir koruyucu tedbir olduğunu belirterek şunları söyledi: 'Bu hastalık genelde ağız yoluyla bulaştığı için maske koruyucudur. Özellikle kahvehane, alışveriş merkezleri, otobüsler, camiler gibi kalabalık yerlerde takılmalı.' Mete YILMAZ/AKŞAM
20 Ekim 2009 Salı
Domuz gribi nedir?
“Domuz giribi” domuzlar arasında dolaşımda olan grip (influenza A) virüslerinden biriyle gelişen ve salgınlar şeklinde karşımıza çıkan domuzların solunum sistemi hastalığıdır. Domuzlarda öldürücülüğü düşük (%1-4)tür. H1N1, H1N2, H3N2, H3N1 son yüzyılda domuzlarda hastalık yapan İnfluenza A alt tipleridir. Bugünlerde insanlara da bulaşan İnfluenza A H1N1 virüsü, 1930’lu yıllardan beri domuzlarda hastalık yapmaktadır. Köken olarak kuş kaynaklıdır. İnfluenza A virüslerinin doğadaki asıl kaynağı kuşlardır.
Kuşlar dışında domuzlarda ve genetik değişiklikler geçirdikten sonra insanlarda hastalık yaparlar. Virüs, bir canlı türünde hastalık yapmaya ve bireyden bireye bulaşmaya başladıktan sonra artık tamamen o canlı türüne daha iyi adapte olacak şekilde evrimini sürdürür ve giderek farklılaşır. Bu nedenle domuz, insan ve kuşlarda görülmekte olan İnfluenza A H1N1, kökeni aynı olmakla birlikte artık farklı virüslerdir. Görüldükleri canlının ismiyle anılırlar. Devam eden evrimi içerisinde İnfluenza A virüsleri adapte oldukları canlıdan duyarlı olan başka bir canlı türüne bulaşma yeteneği kazanabilir. Örneğin domuzlarda solunum sistemi hastalığı yapmakta olan İnfluenza A H3N2 tipi virüs, domuzlara ilk olarak insanlardan bulaşmıştır, zaman içerisinde değişerek domuzlara adapte olmuştur.
“Domuz gribi” insana nasıl bulaşır?
Evrimsel süreç içerisinde sürekli olarak özelliklerini değiştiren İnfluenza A virüsü tipleri, insana domuzların solunum salgılarıyla yakın temas sonucu bulaşır. Nitekim İnfluenza A H1N1 de birkaç ay öncesine kadar bu şekilde bulaşarak insanda hastalık yapmaktaydı. Ancak domuzdan hastalık alan insandan ikinci bir kişiye bulaşması çok nadir görülen bir durumdu. Çünkü virüs domuzdan insana bulaşıp hastalık yapabilse de insandan insana kolayca bulaşabilme yeteneğine sahip değildi. Bugünlerde çok sayıda insanın hastalanması, domuz İnfluenza A H1N1 virüsünün artık insandan insana bulaşabilme yeteneği kazanmış olduğunu göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemi alarm düzeyini 4’e çıkartması da bundan kaynaklanmaktadır. Bu noktadan sonra beklenen, domuz İnfluenza A H1N1 virüsünün insana adapte olması ve gittikçe daha kolay bir şekilde insandan insana bulaşabilme yeteneği kazanmasıdır. Ortaya çıkan her bir insan vakası virüsün insana uyum sağlama yeteneğini artırmasına yardımcı olacaktır.
İnfluenza A virüsü neden bu kadar çok değişim göstermektedir?
Canlı hücrelerinde çoğalma sırasında genetik materyal kopyalanmaktadır. Kopyalama işlemi sırasında bir takım genetik hatalar oluşması kaçınılmazdır. Pek çok canlı bu kopyalama işlemi sırasında ortaya çıkan genetik hataları düzelten proteinlere sahiptir. Ancak İnfluenza A virüsü bu düzeltme mekanizmasından yoksundur. Bu nedenle de genetik değişikliklere, mutasyonlara çok yatkındır. Genetik materyalde ortaya çıkan değişiklikler virüsün yapısının değişmesine böylelikle farklı bir takım özellikler (örneğin başka canlılara bulaşma yeteneği, ialçlara direnç yeteneği vb)kazanmasına ve tekrar tekrar aynı canlıyı enfekte edebilmesine neden olmaktadır. Özetle sık sık değişim göstermek virüsün doğasından kaynaklanmaktadır.
Domuz gribinin insanlardaki belirtileri nelerdir?
Aslında belirtiler insan gribinde (mevsimsel grip) gördüklerimizden farklı değildir. Ani başlayan ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrıları, baş ağrısı, kuru öksürük klasik belirtilerdir. Daha az sıklıkla boğaz ağrısı, burun akıntısı, ishal, bulantı kusma görülebilir.
Belirtiler aynı ise domuz gribine nasıl tanı konabilir?
Bunun için hastalardan alınan boğaz çalkantı suyunda ayrıntılı genetik testler yapmak gerekir. Ancak bu özel laboratuarlarda yapılabilen pahalı bir testtir. Bugün için ülkemizde grip belirtileri gösteren her hastada bu testlerin yapılması kesinlikle gereksizdir. Ancak domuz gribinin görüldüğü ülkelere seyahat etmiş veya şüpheli kişilerle temasta bulunmuş hastalarda bu test çalışılmalıdır.
Domuz gribi insanlarda ne kadar öldürücüdür?
Bu konuda yeterince bilgimiz henüz yok. Virüs sürekli değişim gösterdiğinden kesin bir şey de söylenemez. Başlangıçta hafif seyreden, çok az sayıda kişide ölüme neden olan virüs bir süre sonra daha ölümcül hastalık yapma yeteneği kazanabilir. Nitekim 40-50 milyon insanın öldüğü tahmin edilen 1918 İspanyol gribi salgınında başlangıçta hafif seyirli hastalık yapan virüs 3-4 ay içerisinde çok ağır enfeksiyon yapma yeteneği kazanmıştır.
Domuz gribinden korunmak mümkün mü?
Domuz gribinin domuzlarda etkili bir aşısı var ancak insanlarda hastalık yapmasını önleyen bir aşısı henüz yok. 2005-2006 yıllarında yaşanan kuş gribi (İnfluenza H5N1) salgını sırasında büyük tecrübeler kazanıldı. Tüm kuruluşlar öncesine göre çok daha hazırlıklı. Domuz H1N1 virüsüne karşı aşı çalışmaları da hemen başlatıldı. Bugünden 4-6 ay sonra kitleleri aşılayabilecek miktarda aşı üretilebilir. Ancak aşı insanları korumada yeterli olmayabilir. Tüm insanları aşılamaya yetecek kadar aşı üretmek olanaksız olduğu gibi virüs sürekli değişim geçirdiğinden bir süre sonra aşının koruyucu etkisinden kendini kurtarabilir.Gerek mevsimsel insan gribinden gerekse böyle yeni ortaya çıkan grip virüslerinden korunmak için en etkili yol genel hijyen kurallarına uymak ve gerekli durumlarda maske takmaktır. Grip virüsleri insandan insana solunum salgıları (damlacıklar) aracılığıyla bulaşır. Hasta kişinin virüs içeren solunum damlacıkları en fazla bir metre uzağa gidebilir. Bu yüzden hasta kişilere bir metreden daha fazla yakınlaşmamak, yakınlaşılacak ise maske (basit cerrahi maske) takmak gereklidir. Bundan önemlisi el temizliğidir. Hasta kişilerden saçılan damlacıklarla kirlenmiş cansız yüzeylerde (koltuk, masa, telefon, kapı kolu vb) virüs 2 saat kadar canlılığını korur. Sağlıklı kişiler bu yüzeylere temas ettikten sonra ellerini yıkamadan gözlerine, burun veya ağızlarına götürdüklerinde virüsle enfekte olurlar. Bu nedenle eller sık sık su ve sabunla yıkanmalı veya alkol içeren (örn. kolonya) mendiller ile silinmelidir. El temizliğinde alkol kullanıldığında; ellerin kuru olmasına ve alkol ellerde kendiliğinden kuruyana kadar bir yere temas edilmemesine özen gösterilmelidir. Salgın durumlarında hasta kişilerle temastan, el sıkışmak, öpüşmek gibi sosyal iletişimden kaçınılmalıdır. Grip olan kişiler mutlaka maske takmalı, öksürürken veya hapşırırken ağızlarını bir mendille kapatmalı ve mendili hemen çöpe atıp ellerini temizlemelidir. O an için mendil bulunamazsa ağız ve burun elle kapatılmalı ve sonrasında eller yıkanmalıdır. Grip olan kişiler işe veya okula gitmemeli, şikayetleri geçene kadar kalabalık ortamlara girmemelidir.Bunun dışında tüm enfeksiyonlardan korunmada olduğu gibi, vücut direncini yüksek tutmak, iyi uyumak, bol sıvı içmek, hareket etmek ve iyi beslenmek virüse karşı direnci artıracaktır.
Hasta kişiler ne kadar süreyle virüsü bulaştırıcıdır?
Hastalar şikayetleri başlamadan 1-2 gün önceden grip virüsünü bulaştırmaya başlarlar. En fazla bulaştırıcılık belirtilerin başladığı ilk günlerdedir. Bulaştırıcılık 7 güne kadar uzar. Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler ve çocuklar çok daha uzun süre (10 günden uzun) virüsü etrafa saçabilirler. Bulaştırıcılığı önlemek için en ideali tüm belirtiler tamamen geçene kadar hasta kişilerin toplumla temas etmemesidir.
Domuz gribinin tedavisi var mı?
İnfluenza enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan farklı gruptan ilaçlar mevcuttur. Domuz virüsüne karşı bu ilaçların etkisiz olduğuna dair bir veri henüz elimizde yok. Ancak virüs değişim göstererek başlangıçta duyarlı olduğu ilaçlara karşı direnç kazanabilir. Dünya Sağlık Örgütü bunu yakından takip etmektedir. Grip olan kişilerin ilaçtan fayda görebilmeleri için ilacın belirtiler başladıktan sonraki ilk 48 saat içinde başlanması büyük önem taşır. İlaç(lar) ne kadar erken başlanırsa sonuç o kadar iyi olmaktadır.
Kaynakça:
http://www.cdc.gov/swinefluPork checkoff vol: 2 no:6 Jan 2004Influenza. Mandell GL, Bennet JE, Dolin R (eds). Principles and Practice of Infectious Diseases. 6th ed. Elsevier Inc. Philadelphia 2005.
YAZI ANKARA TABİP ODASI WEB SİTESİ'NDEN ALINMIŞTIR.
Kuşlar dışında domuzlarda ve genetik değişiklikler geçirdikten sonra insanlarda hastalık yaparlar. Virüs, bir canlı türünde hastalık yapmaya ve bireyden bireye bulaşmaya başladıktan sonra artık tamamen o canlı türüne daha iyi adapte olacak şekilde evrimini sürdürür ve giderek farklılaşır. Bu nedenle domuz, insan ve kuşlarda görülmekte olan İnfluenza A H1N1, kökeni aynı olmakla birlikte artık farklı virüslerdir. Görüldükleri canlının ismiyle anılırlar. Devam eden evrimi içerisinde İnfluenza A virüsleri adapte oldukları canlıdan duyarlı olan başka bir canlı türüne bulaşma yeteneği kazanabilir. Örneğin domuzlarda solunum sistemi hastalığı yapmakta olan İnfluenza A H3N2 tipi virüs, domuzlara ilk olarak insanlardan bulaşmıştır, zaman içerisinde değişerek domuzlara adapte olmuştur.
“Domuz gribi” insana nasıl bulaşır?
Evrimsel süreç içerisinde sürekli olarak özelliklerini değiştiren İnfluenza A virüsü tipleri, insana domuzların solunum salgılarıyla yakın temas sonucu bulaşır. Nitekim İnfluenza A H1N1 de birkaç ay öncesine kadar bu şekilde bulaşarak insanda hastalık yapmaktaydı. Ancak domuzdan hastalık alan insandan ikinci bir kişiye bulaşması çok nadir görülen bir durumdu. Çünkü virüs domuzdan insana bulaşıp hastalık yapabilse de insandan insana kolayca bulaşabilme yeteneğine sahip değildi. Bugünlerde çok sayıda insanın hastalanması, domuz İnfluenza A H1N1 virüsünün artık insandan insana bulaşabilme yeteneği kazanmış olduğunu göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemi alarm düzeyini 4’e çıkartması da bundan kaynaklanmaktadır. Bu noktadan sonra beklenen, domuz İnfluenza A H1N1 virüsünün insana adapte olması ve gittikçe daha kolay bir şekilde insandan insana bulaşabilme yeteneği kazanmasıdır. Ortaya çıkan her bir insan vakası virüsün insana uyum sağlama yeteneğini artırmasına yardımcı olacaktır.
İnfluenza A virüsü neden bu kadar çok değişim göstermektedir?
Canlı hücrelerinde çoğalma sırasında genetik materyal kopyalanmaktadır. Kopyalama işlemi sırasında bir takım genetik hatalar oluşması kaçınılmazdır. Pek çok canlı bu kopyalama işlemi sırasında ortaya çıkan genetik hataları düzelten proteinlere sahiptir. Ancak İnfluenza A virüsü bu düzeltme mekanizmasından yoksundur. Bu nedenle de genetik değişikliklere, mutasyonlara çok yatkındır. Genetik materyalde ortaya çıkan değişiklikler virüsün yapısının değişmesine böylelikle farklı bir takım özellikler (örneğin başka canlılara bulaşma yeteneği, ialçlara direnç yeteneği vb)kazanmasına ve tekrar tekrar aynı canlıyı enfekte edebilmesine neden olmaktadır. Özetle sık sık değişim göstermek virüsün doğasından kaynaklanmaktadır.
Domuz gribinin insanlardaki belirtileri nelerdir?
Aslında belirtiler insan gribinde (mevsimsel grip) gördüklerimizden farklı değildir. Ani başlayan ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrıları, baş ağrısı, kuru öksürük klasik belirtilerdir. Daha az sıklıkla boğaz ağrısı, burun akıntısı, ishal, bulantı kusma görülebilir.
Belirtiler aynı ise domuz gribine nasıl tanı konabilir?
Bunun için hastalardan alınan boğaz çalkantı suyunda ayrıntılı genetik testler yapmak gerekir. Ancak bu özel laboratuarlarda yapılabilen pahalı bir testtir. Bugün için ülkemizde grip belirtileri gösteren her hastada bu testlerin yapılması kesinlikle gereksizdir. Ancak domuz gribinin görüldüğü ülkelere seyahat etmiş veya şüpheli kişilerle temasta bulunmuş hastalarda bu test çalışılmalıdır.
Domuz gribi insanlarda ne kadar öldürücüdür?
Bu konuda yeterince bilgimiz henüz yok. Virüs sürekli değişim gösterdiğinden kesin bir şey de söylenemez. Başlangıçta hafif seyreden, çok az sayıda kişide ölüme neden olan virüs bir süre sonra daha ölümcül hastalık yapma yeteneği kazanabilir. Nitekim 40-50 milyon insanın öldüğü tahmin edilen 1918 İspanyol gribi salgınında başlangıçta hafif seyirli hastalık yapan virüs 3-4 ay içerisinde çok ağır enfeksiyon yapma yeteneği kazanmıştır.
Domuz gribinden korunmak mümkün mü?
Domuz gribinin domuzlarda etkili bir aşısı var ancak insanlarda hastalık yapmasını önleyen bir aşısı henüz yok. 2005-2006 yıllarında yaşanan kuş gribi (İnfluenza H5N1) salgını sırasında büyük tecrübeler kazanıldı. Tüm kuruluşlar öncesine göre çok daha hazırlıklı. Domuz H1N1 virüsüne karşı aşı çalışmaları da hemen başlatıldı. Bugünden 4-6 ay sonra kitleleri aşılayabilecek miktarda aşı üretilebilir. Ancak aşı insanları korumada yeterli olmayabilir. Tüm insanları aşılamaya yetecek kadar aşı üretmek olanaksız olduğu gibi virüs sürekli değişim geçirdiğinden bir süre sonra aşının koruyucu etkisinden kendini kurtarabilir.Gerek mevsimsel insan gribinden gerekse böyle yeni ortaya çıkan grip virüslerinden korunmak için en etkili yol genel hijyen kurallarına uymak ve gerekli durumlarda maske takmaktır. Grip virüsleri insandan insana solunum salgıları (damlacıklar) aracılığıyla bulaşır. Hasta kişinin virüs içeren solunum damlacıkları en fazla bir metre uzağa gidebilir. Bu yüzden hasta kişilere bir metreden daha fazla yakınlaşmamak, yakınlaşılacak ise maske (basit cerrahi maske) takmak gereklidir. Bundan önemlisi el temizliğidir. Hasta kişilerden saçılan damlacıklarla kirlenmiş cansız yüzeylerde (koltuk, masa, telefon, kapı kolu vb) virüs 2 saat kadar canlılığını korur. Sağlıklı kişiler bu yüzeylere temas ettikten sonra ellerini yıkamadan gözlerine, burun veya ağızlarına götürdüklerinde virüsle enfekte olurlar. Bu nedenle eller sık sık su ve sabunla yıkanmalı veya alkol içeren (örn. kolonya) mendiller ile silinmelidir. El temizliğinde alkol kullanıldığında; ellerin kuru olmasına ve alkol ellerde kendiliğinden kuruyana kadar bir yere temas edilmemesine özen gösterilmelidir. Salgın durumlarında hasta kişilerle temastan, el sıkışmak, öpüşmek gibi sosyal iletişimden kaçınılmalıdır. Grip olan kişiler mutlaka maske takmalı, öksürürken veya hapşırırken ağızlarını bir mendille kapatmalı ve mendili hemen çöpe atıp ellerini temizlemelidir. O an için mendil bulunamazsa ağız ve burun elle kapatılmalı ve sonrasında eller yıkanmalıdır. Grip olan kişiler işe veya okula gitmemeli, şikayetleri geçene kadar kalabalık ortamlara girmemelidir.Bunun dışında tüm enfeksiyonlardan korunmada olduğu gibi, vücut direncini yüksek tutmak, iyi uyumak, bol sıvı içmek, hareket etmek ve iyi beslenmek virüse karşı direnci artıracaktır.
Hasta kişiler ne kadar süreyle virüsü bulaştırıcıdır?
Hastalar şikayetleri başlamadan 1-2 gün önceden grip virüsünü bulaştırmaya başlarlar. En fazla bulaştırıcılık belirtilerin başladığı ilk günlerdedir. Bulaştırıcılık 7 güne kadar uzar. Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler ve çocuklar çok daha uzun süre (10 günden uzun) virüsü etrafa saçabilirler. Bulaştırıcılığı önlemek için en ideali tüm belirtiler tamamen geçene kadar hasta kişilerin toplumla temas etmemesidir.
Domuz gribinin tedavisi var mı?
İnfluenza enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan farklı gruptan ilaçlar mevcuttur. Domuz virüsüne karşı bu ilaçların etkisiz olduğuna dair bir veri henüz elimizde yok. Ancak virüs değişim göstererek başlangıçta duyarlı olduğu ilaçlara karşı direnç kazanabilir. Dünya Sağlık Örgütü bunu yakından takip etmektedir. Grip olan kişilerin ilaçtan fayda görebilmeleri için ilacın belirtiler başladıktan sonraki ilk 48 saat içinde başlanması büyük önem taşır. İlaç(lar) ne kadar erken başlanırsa sonuç o kadar iyi olmaktadır.
Kaynakça:
http://www.cdc.gov/swinefluPork checkoff vol: 2 no:6 Jan 2004Influenza. Mandell GL, Bennet JE, Dolin R (eds). Principles and Practice of Infectious Diseases. 6th ed. Elsevier Inc. Philadelphia 2005.
YAZI ANKARA TABİP ODASI WEB SİTESİ'NDEN ALINMIŞTIR.
13 Ekim 2009 Salı
Yeşil kart 1 yıl sonra kalkıyor
Uzun yıllardır tartışmalara konu olan yeşil kartın kaldırılmasında geri sayım süreci başladı. 1 Ekim 2010'dan itibaren yeşil kartı kaldırmaya ve bu konudaki tüm sorumluluğu üstlenmeye hazırlanan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), internet sitesi üzerinden bilgilendirme çalışmalarına da başladı. SGK, gelecek yıl "gelir tespit testi"ni geçemeyen ve bu teste girmeyen yeşil kartlıların prim ödemek zorunda kalacağı uyarısında bulunurken, artık sağlıkta primlerin devlet tarafından karşılanması için asgari ücretin üçte biri kadar bir gelirin bulunması koşulunu arayacak. Daha fazla geliri olanlar ise prim ödemekle yükümlü olacak. Yani yeşil kart kaldırılıp yerine 'gelir tespit testi' getirilecek. Bu testte kriterleri karşılayanların genel sağlık sigortası primlerini devlet ödeyecek. Bu sınırı geçenlerse SGK'ya prim ödemek zorunda olacak. 2010 yılı, yeşil kartın son yılı olacak. Gelecek yıl 1 Ekim'den itibaren yeşil kart tarih olacak. Bu tarihten itibaren primlerini ödemeye gücü yetmeyenlerin, genel sağlık sigortasından yararlanmaları için primleri devlet tarafından karşılanacak; ancak bu kişiler yeşil kartlı olarak ayrı bir kategoride yer almayacak. SGK da yeşil kartın son yılında internet sitesinden bilgilendirme yapmaya başladı. Sitede yer alan bilgilere göre, yeşil kartlı yurttaşların 1 Ekim 2010'dan itibaren nereye başvuracakları SGK tarafından bildirilecek. Halen aile içindeki gelirin kişi başına düşen aylık tutarı, brüt asgari ücretin üçte birinden az olanlar yeşil kart kapsamında bulunuyor. Aynı kriterin, genel sağlık sigortasında primi devlet tarafından karşılanacak kişiler için de aranması öngörülüyor. Testi geçemeyene prim öderYeşil kart sonrası dönemde, yurttaşların prim ödeyip ödememesi gerektiğinin belirlenmesi için gelir tespit testi gündeme gelecek. Bu testte harcama, gelir, tüketimle ilgili olarak bireylere çeşitli sorular yöneltilecek. Bu testin sonuçlarının yanı sıra kişinin kayıtlı olan gelir ve giderleriyle ilgili olarak bir araştırma da yapılacak. Ayrıca kişinin yaşadığı yere gidilerek, yerinde denetimle bireyin yaşam standartları saptanacak. Söz konusu test ve denetimler her yıl güncellenecek ve tekrarlanacak. Bir yıllık dönemde kişinin standartlarında bir değişiklik olması durumunda, verilecek destek de kesilecek. Gelir testini yaptırmayı kabul etmeyenlerin asgari ücretin iki katı üzerinden gelirleri varmış gibi kabul edilecek ve buna göre de kendilerinden prim tahsilatı yapılacak.
REFERANS
REFERANS
Ve skandal basında
Kızamıkçık aşısı ve kürtaj olmak zorunda kalan gebeler...
Radikal.. 9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=RLE1rY5Mw6EiuZkg1SKXDA..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2
Cumhuriyet..9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=rRpf-uuhVLffttWbpJZzBw..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2
Sabah..9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=XlmNQ6GQXKhHD1606Suwbg..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2
Yeni asır..9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=RLE1rY5Mw6HpYih0B_zHIw..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2
Yeni asır..10 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=HA8hYQmtRQCSePM9SrwYYQ..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2
Milliyet..13 ekim 2009
http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1149810&Date=13.10.2009&b=60 kadini kurtaja zorlayan skandal &KategoriID=15
Radikal.. 9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=RLE1rY5Mw6EiuZkg1SKXDA..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2
Cumhuriyet..9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=rRpf-uuhVLffttWbpJZzBw..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2
Sabah..9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=XlmNQ6GQXKhHD1606Suwbg..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2
Yeni asır..9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=RLE1rY5Mw6HpYih0B_zHIw..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2
Yeni asır..10 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=HA8hYQmtRQCSePM9SrwYYQ..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2
Milliyet..13 ekim 2009
http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1149810&Date=13.10.2009&b=60 kadini kurtaja zorlayan skandal &KategoriID=15
İzmir'de sağlık skandalı
Aile hekimliğine geçilmesinin ardından; İzmir'de sağlık alanında yapılan yanlışlar devam ediyor.Önce aile hekimleri tarafından yapılması gereken hizmetlerin tam uygulanamaması sonucu ,tüberküloz vakaları ;yıllar sonra İzmir'de artmaya başladı.Yaz aylarında Türk Toraks Derneği İzmir Şb. tarafından aile hekimliği uygulamasıyla ,koruyucu hekimliğin arka planda kaldığı ve İzmir'de vaka sayısında artış görüldüğü bildirildi.Dernek , verem savaş dernekleri sisteminin güçlendirilmesini ve gözden geçirilmesini istedi.Zira verem savaş derneklerinin ve aile planlaması merkezlerinin (AÇSAP) ;zaman içinde kapatılması gündemdeydi.
Şimdide kızamıkçık aşısı skandalı...Sağlık Bakanlığı'nın düzenlediği kızamıkçık aşısı kampanyası sonucu birçok merkezde ,gebelere de aşı uygulandı.Bu aşının gebelerde kullanılmaması gerekirken yapılan aşılama sonucu birçok gebe kürtaj oldu.Bu durum il müdürlüğüne ayrıntılı olarak rapor edildi(Hangi kişi, hang, aile hekimince ,hangi tarihte aşılandı..).Ancak il müdürlüğü bu kürtajların aşılarla ilgili olamayacağını ve daha detaylı araştırılması gereken bir durum olduğunu belirtti.işte yazılar:
İzmir Tabip Odası sayfasından....
http://www.izmirtabip.org.tr/images/docs/kizam.pdf
Şimdide kızamıkçık aşısı skandalı...Sağlık Bakanlığı'nın düzenlediği kızamıkçık aşısı kampanyası sonucu birçok merkezde ,gebelere de aşı uygulandı.Bu aşının gebelerde kullanılmaması gerekirken yapılan aşılama sonucu birçok gebe kürtaj oldu.Bu durum il müdürlüğüne ayrıntılı olarak rapor edildi(Hangi kişi, hang, aile hekimince ,hangi tarihte aşılandı..).Ancak il müdürlüğü bu kürtajların aşılarla ilgili olamayacağını ve daha detaylı araştırılması gereken bir durum olduğunu belirtti.işte yazılar:
İzmir Tabip Odası sayfasından....
http://www.izmirtabip.org.tr/images/docs/kizam.pdf
5 Ekim 2009 Pazartesi
Sağlıkta poliçe devri açılıyor
Sağlıkta tamamlayıcı sigorta açılımı
04.09.2009
Tamamlayıcı sağlık sigortasıyla birlikte, sosyal devlet kavramı temel teminat paketi dışına taşınabilir; paket üzerinde kalan kısım için alternatif planlar hazırlanarak GSS içinde verilmesi konusunda kamusal baskı oluşturulabilir.Genel Sağlık Sigortası (GSS)nın tüm sağlık risklerini karşılayamaması üzerine alternatif olarak geliştirilen tamamlayıcı sağlık sigortası, sağlık riskinin önceden, paylaşılarak ve dolaylı ödemeyle yapılmasını öngörüyor. Özel sağlık sigortacılığı modellerinden biri de tamamlayıcı sağlık sigortası. Fransa, İrlanda, Danimarka, Almanya, İsveç, Lüksemburg gibi ülkelerde uygulanan sigorta modeli, kamunun karşıladığı payın üzerindekini tamamen ve kısmen karşılıyor. Tamamlayıcı sağlık sigortasıyla birlikte, GSS mali risklerinin paylaşılması hedefleniyor. Ayrıca GSS’de oluşabilecek talepler, tamamlayıcı sağlık sigortasına kanalize edilebiliyor. Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği Danışmanı Dr. Haluk Özsarı tarafından verilen bilgilere göre, özel sağlık sigortalısı kişi sayısı 1997 yılında 528 bin’den, 2008’de 1 milyon 297 bin’e yükseldi. Yine 1997 yılında 40 olan özel sağlık sigortası şirketi sayısı 2008’de 32’ye geriledi. Özel sağlık primi içinde sağlık sigortacılığı prim oranı geçen yıl %11.3 olarak ölçüldü. Sağlık harcamalarındaki sürdürülebilirliğe dikkat çeken Özsarı, dünyada 40 yılda (1960-2000) sağlık harcamalarında 3 kat artış olduğunu; Prof. Dr. Mehmet Tokat’ın 1992-1998 yılları arası çalışması ile “Hospital Manager” dergisinde Ocak 2009’da yayınlanan “City of London College” Uzmanları Çalışması’na göre, Türkiye’de ise 16 yılda (1992-2008) harcamaların 8.45 kat arttığını kaydetti. “National Health Care Anti-Fraud Association” verilerine göre, ABD’de 2006 yılı kaçak/sahtekârlık miktarının 170 milyar USD (sağlık harcamasının %10’u) tahmin edildiğini belirten Özsarı, bazı yaygın kaçak/sahtekârlık yöntemlerini “birden fazla faturalama, farklı teşhis, üst kodu kullanma, paketten çözme, hasta paslaşma, hasta sevkinden komisyon, hasta kiralama” olarak sıraladı.
Uygulamanın tehditleri neler?
Tamamlayıcı sağlık sigortası sisteminin bazı tehditlerine de dikkat çeken Özsarı, sosyal devlet kavramının temel teminat paketi dışına taşınmak istenebileceğini, temel teminat paketi üzerinde kalan kısım için alternatif planlar hazırlanarak GSS içinde verilmesi konusunda kamusal baskı oluşturulabileceğini ifade etti. Özsarı, sistemin diğer tehditlerini şöyle sıraladı:“Özel sigorta şirketlerinin başlangıçta yaşayabilecekleri fiyatlandırma sorununu çözmeden, çok değişkenli, çok alternatifli planlara yönelerek hata paylarını yükseltmeleri riski ile karşılaşılabilir. Özel sağlık sigortası şirketlerinin, kendi pazarlama stratejilerine göre alternatif poliçeler hazırlarken ortaya çıkabilecek rekabet denetim mekanizmalarıyla yeterince desteklenmeyebilir; ayrıca temel teminat paketi katılım oranları, çok düşük/çok kısıtlı tutulmamalıdır.”
Nasıl yararları var?
Dünyada hiçbir sosyal sigorta sisteminin tüm sağlık risklerini karşılayamadığını belirten Özsarı, karşılanamayan durumlar için öngörülen tamamlayıcı sigortada riskin paylaşılarak, risk öncesi, dolaylı ödemeyle yapılandırıldığını kaydetti. Tamamlayıcı sağlık sigortasının, sağlık hizmetinin kalitesi üzerinde fiyat nedeniyle oluşacak baskıları azaltacağını öne süren Özsarı, hizmet alan kişilerin hekim ve hastanesini seçme konusundaki sınırlarını genişleteceğini belirtti. Özsarı, uygulamanın yararlarını şöyle anlattı:“Ödemelerin tümü, provizyon sürecine dayalı olarak yapılacağından prospektiv kontrol ve ek yatırım yapılmadan GSS ile deneyim paylaşılmaktadır; hizmet sunucu kurumlardaki kapasite kullanımını arttırarak, maliyet avantajı sağlamaktadır; özel sağlık sigortalarının, daha ekonomik ve daha geniş bir yelpazede alternatif planları kapsayan özel anlaşmalarla ürün çeşitliliği yoluyla daha geniş kitlelere ulaşması sağlanmaktadır; kurumsal poliçelerde daha geniş kapsamlı ürünlere ve daha ekonomik fiyatlara yönelinerek işverenlerin çalışan memnuniyeti ile bağımlılığı arttırılmaktadır.”
“Farklı poliçeler geliştirilmesi lazım”
Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Sema Akgün, tamamlayıcı sigorta konusunun OHSAD’ın gündeminde yer aldığını bildirdi. Türkiye’deki tamamlayıcı sigorta için özel sigorta şirketlerinin hazır olduğunu belirten Akgün, şunları anlattı:“Tamamlayıcı sigortanın devreye girebilmesi için birtakım bürokratik değişiklikler gerekiyor. İlk başta fark ücreti üst sınırının olmaması gerekiyor. %30 veya %100 fark sınırının Kanun’a girme nedeni Türkiye’deki sağlık planlamasıydı, özel sektöre hekim transferini engellemekti. Ama zaten 15 Şubat ile birlikte özel sektörün yeni kadrolu hekim alması, yeni bölüm açması, yeni hastane açması engellenmiş durumda. Kamu bir frene bastı. Zaten artık kamudan özele hekim geçişi durduruldu. Fark sınırı ortadan kalkarsa en düşük gelir grupları için ayda neredeyse 2-3 paket sigara parasına bile alınabilecek poliçeler geliştirmiş durumda özel sigorta şirketleri. Farklı poliçeler geliştirilmesi lazım. En düşük alım gücü düzeyinden en yüksek alım gücüne göre farklı, sağlık kurum ve kuruluşlarında geçerli olacak poliçeler geliştirilmesi lazım. Bu poliçelerle de kamunun sağlık finansman yükü paylaşılmış olacak. Bunlar sadece özel sektörde değil, kamuda da geçerli olacak sağlık poliçeleri olacak. Hem kamunun sağlık harcamalarına da hastaneler bazında destek olacak; SGK’nın sağlık finansman açığına azaltıcı bir etkisi olacak ve tabana yayılmış olacak. Tamamlayıcı sigorta OHSAD’ın gündeminde. Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile görüşmelerimiz oldu. Çalışma Bakanlığıyla yapılan toplantıda SGK’da özel sigorta ve tamamlayıcı sigorta komisyonu kurulmasına karar verildi. Bu komisyon önümüzdeki haftalarda çalışmalarına başlayacak.”
04.09.2009
Tamamlayıcı sağlık sigortasıyla birlikte, sosyal devlet kavramı temel teminat paketi dışına taşınabilir; paket üzerinde kalan kısım için alternatif planlar hazırlanarak GSS içinde verilmesi konusunda kamusal baskı oluşturulabilir.Genel Sağlık Sigortası (GSS)nın tüm sağlık risklerini karşılayamaması üzerine alternatif olarak geliştirilen tamamlayıcı sağlık sigortası, sağlık riskinin önceden, paylaşılarak ve dolaylı ödemeyle yapılmasını öngörüyor. Özel sağlık sigortacılığı modellerinden biri de tamamlayıcı sağlık sigortası. Fransa, İrlanda, Danimarka, Almanya, İsveç, Lüksemburg gibi ülkelerde uygulanan sigorta modeli, kamunun karşıladığı payın üzerindekini tamamen ve kısmen karşılıyor. Tamamlayıcı sağlık sigortasıyla birlikte, GSS mali risklerinin paylaşılması hedefleniyor. Ayrıca GSS’de oluşabilecek talepler, tamamlayıcı sağlık sigortasına kanalize edilebiliyor. Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği Danışmanı Dr. Haluk Özsarı tarafından verilen bilgilere göre, özel sağlık sigortalısı kişi sayısı 1997 yılında 528 bin’den, 2008’de 1 milyon 297 bin’e yükseldi. Yine 1997 yılında 40 olan özel sağlık sigortası şirketi sayısı 2008’de 32’ye geriledi. Özel sağlık primi içinde sağlık sigortacılığı prim oranı geçen yıl %11.3 olarak ölçüldü. Sağlık harcamalarındaki sürdürülebilirliğe dikkat çeken Özsarı, dünyada 40 yılda (1960-2000) sağlık harcamalarında 3 kat artış olduğunu; Prof. Dr. Mehmet Tokat’ın 1992-1998 yılları arası çalışması ile “Hospital Manager” dergisinde Ocak 2009’da yayınlanan “City of London College” Uzmanları Çalışması’na göre, Türkiye’de ise 16 yılda (1992-2008) harcamaların 8.45 kat arttığını kaydetti. “National Health Care Anti-Fraud Association” verilerine göre, ABD’de 2006 yılı kaçak/sahtekârlık miktarının 170 milyar USD (sağlık harcamasının %10’u) tahmin edildiğini belirten Özsarı, bazı yaygın kaçak/sahtekârlık yöntemlerini “birden fazla faturalama, farklı teşhis, üst kodu kullanma, paketten çözme, hasta paslaşma, hasta sevkinden komisyon, hasta kiralama” olarak sıraladı.
Uygulamanın tehditleri neler?
Tamamlayıcı sağlık sigortası sisteminin bazı tehditlerine de dikkat çeken Özsarı, sosyal devlet kavramının temel teminat paketi dışına taşınmak istenebileceğini, temel teminat paketi üzerinde kalan kısım için alternatif planlar hazırlanarak GSS içinde verilmesi konusunda kamusal baskı oluşturulabileceğini ifade etti. Özsarı, sistemin diğer tehditlerini şöyle sıraladı:“Özel sigorta şirketlerinin başlangıçta yaşayabilecekleri fiyatlandırma sorununu çözmeden, çok değişkenli, çok alternatifli planlara yönelerek hata paylarını yükseltmeleri riski ile karşılaşılabilir. Özel sağlık sigortası şirketlerinin, kendi pazarlama stratejilerine göre alternatif poliçeler hazırlarken ortaya çıkabilecek rekabet denetim mekanizmalarıyla yeterince desteklenmeyebilir; ayrıca temel teminat paketi katılım oranları, çok düşük/çok kısıtlı tutulmamalıdır.”
Nasıl yararları var?
Dünyada hiçbir sosyal sigorta sisteminin tüm sağlık risklerini karşılayamadığını belirten Özsarı, karşılanamayan durumlar için öngörülen tamamlayıcı sigortada riskin paylaşılarak, risk öncesi, dolaylı ödemeyle yapılandırıldığını kaydetti. Tamamlayıcı sağlık sigortasının, sağlık hizmetinin kalitesi üzerinde fiyat nedeniyle oluşacak baskıları azaltacağını öne süren Özsarı, hizmet alan kişilerin hekim ve hastanesini seçme konusundaki sınırlarını genişleteceğini belirtti. Özsarı, uygulamanın yararlarını şöyle anlattı:“Ödemelerin tümü, provizyon sürecine dayalı olarak yapılacağından prospektiv kontrol ve ek yatırım yapılmadan GSS ile deneyim paylaşılmaktadır; hizmet sunucu kurumlardaki kapasite kullanımını arttırarak, maliyet avantajı sağlamaktadır; özel sağlık sigortalarının, daha ekonomik ve daha geniş bir yelpazede alternatif planları kapsayan özel anlaşmalarla ürün çeşitliliği yoluyla daha geniş kitlelere ulaşması sağlanmaktadır; kurumsal poliçelerde daha geniş kapsamlı ürünlere ve daha ekonomik fiyatlara yönelinerek işverenlerin çalışan memnuniyeti ile bağımlılığı arttırılmaktadır.”
“Farklı poliçeler geliştirilmesi lazım”
Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Sema Akgün, tamamlayıcı sigorta konusunun OHSAD’ın gündeminde yer aldığını bildirdi. Türkiye’deki tamamlayıcı sigorta için özel sigorta şirketlerinin hazır olduğunu belirten Akgün, şunları anlattı:“Tamamlayıcı sigortanın devreye girebilmesi için birtakım bürokratik değişiklikler gerekiyor. İlk başta fark ücreti üst sınırının olmaması gerekiyor. %30 veya %100 fark sınırının Kanun’a girme nedeni Türkiye’deki sağlık planlamasıydı, özel sektöre hekim transferini engellemekti. Ama zaten 15 Şubat ile birlikte özel sektörün yeni kadrolu hekim alması, yeni bölüm açması, yeni hastane açması engellenmiş durumda. Kamu bir frene bastı. Zaten artık kamudan özele hekim geçişi durduruldu. Fark sınırı ortadan kalkarsa en düşük gelir grupları için ayda neredeyse 2-3 paket sigara parasına bile alınabilecek poliçeler geliştirmiş durumda özel sigorta şirketleri. Farklı poliçeler geliştirilmesi lazım. En düşük alım gücü düzeyinden en yüksek alım gücüne göre farklı, sağlık kurum ve kuruluşlarında geçerli olacak poliçeler geliştirilmesi lazım. Bu poliçelerle de kamunun sağlık finansman yükü paylaşılmış olacak. Bunlar sadece özel sektörde değil, kamuda da geçerli olacak sağlık poliçeleri olacak. Hem kamunun sağlık harcamalarına da hastaneler bazında destek olacak; SGK’nın sağlık finansman açığına azaltıcı bir etkisi olacak ve tabana yayılmış olacak. Tamamlayıcı sigorta OHSAD’ın gündeminde. Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile görüşmelerimiz oldu. Çalışma Bakanlığıyla yapılan toplantıda SGK’da özel sigorta ve tamamlayıcı sigorta komisyonu kurulmasına karar verildi. Bu komisyon önümüzdeki haftalarda çalışmalarına başlayacak.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)