29 Ekim 2009 Perşembe

MASKE KULLANILMALI MI?

UZMANLARA göre, virüse karşı tedbir amacıyla maske takılmalı.
Görüşler şöyle:
CERRAHİ MASKE YETER: Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı'ndan Doç. Dr. Önder Ergönül, domuz gribi ile ilgili maske konusuna açıklık getirdi. Ergönül, 'Havalimanlarında, sokakta vatandaşların maske taktığını görüyoruz. Bunun bir manası yok. Sağlık çalışanları aşı henüz gelmemişken hasta bakılan polikliniklerde maske takılabilir. Çocuk evde hasta iken diğer aile üyeleri takabilir. Cerrahi maske veya standart maskeler kullanılabilir' dedi.
BUGÜNLERDE TAKILMALI: İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Erk ise maskenin önemli bir koruyucu tedbir olduğunu belirterek şunları söyledi: 'Bu hastalık genelde ağız yoluyla bulaştığı için maske koruyucudur. Özellikle kahvehane, alışveriş merkezleri, otobüsler, camiler gibi kalabalık yerlerde takılmalı.' Mete YILMAZ/AKŞAM

20 Ekim 2009 Salı

Domuz gribi nedir?

“Domuz giribi” domuzlar arasında dolaşımda olan grip (influenza A) virüslerinden biriyle gelişen ve salgınlar şeklinde karşımıza çıkan domuzların solunum sistemi hastalığıdır. Domuzlarda öldürücülüğü düşük (%1-4)tür. H1N1, H1N2, H3N2, H3N1 son yüzyılda domuzlarda hastalık yapan İnfluenza A alt tipleridir. Bugünlerde insanlara da bulaşan İnfluenza A H1N1 virüsü, 1930’lu yıllardan beri domuzlarda hastalık yapmaktadır. Köken olarak kuş kaynaklıdır. İnfluenza A virüslerinin doğadaki asıl kaynağı kuşlardır.
Kuşlar dışında domuzlarda ve genetik değişiklikler geçirdikten sonra insanlarda hastalık yaparlar. Virüs, bir canlı türünde hastalık yapmaya ve bireyden bireye bulaşmaya başladıktan sonra artık tamamen o canlı türüne daha iyi adapte olacak şekilde evrimini sürdürür ve giderek farklılaşır. Bu nedenle domuz, insan ve kuşlarda görülmekte olan İnfluenza A H1N1, kökeni aynı olmakla birlikte artık farklı virüslerdir. Görüldükleri canlının ismiyle anılırlar. Devam eden evrimi içerisinde İnfluenza A virüsleri adapte oldukları canlıdan duyarlı olan başka bir canlı türüne bulaşma yeteneği kazanabilir. Örneğin domuzlarda solunum sistemi hastalığı yapmakta olan İnfluenza A H3N2 tipi virüs, domuzlara ilk olarak insanlardan bulaşmıştır, zaman içerisinde değişerek domuzlara adapte olmuştur.

“Domuz gribi” insana nasıl bulaşır?

Evrimsel süreç içerisinde sürekli olarak özelliklerini değiştiren İnfluenza A virüsü tipleri, insana domuzların solunum salgılarıyla yakın temas sonucu bulaşır. Nitekim İnfluenza A H1N1 de birkaç ay öncesine kadar bu şekilde bulaşarak insanda hastalık yapmaktaydı. Ancak domuzdan hastalık alan insandan ikinci bir kişiye bulaşması çok nadir görülen bir durumdu. Çünkü virüs domuzdan insana bulaşıp hastalık yapabilse de insandan insana kolayca bulaşabilme yeteneğine sahip değildi. Bugünlerde çok sayıda insanın hastalanması, domuz İnfluenza A H1N1 virüsünün artık insandan insana bulaşabilme yeteneği kazanmış olduğunu göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemi alarm düzeyini 4’e çıkartması da bundan kaynaklanmaktadır. Bu noktadan sonra beklenen, domuz İnfluenza A H1N1 virüsünün insana adapte olması ve gittikçe daha kolay bir şekilde insandan insana bulaşabilme yeteneği kazanmasıdır. Ortaya çıkan her bir insan vakası virüsün insana uyum sağlama yeteneğini artırmasına yardımcı olacaktır.

İnfluenza A virüsü neden bu kadar çok değişim göstermektedir?

Canlı hücrelerinde çoğalma sırasında genetik materyal kopyalanmaktadır. Kopyalama işlemi sırasında bir takım genetik hatalar oluşması kaçınılmazdır. Pek çok canlı bu kopyalama işlemi sırasında ortaya çıkan genetik hataları düzelten proteinlere sahiptir. Ancak İnfluenza A virüsü bu düzeltme mekanizmasından yoksundur. Bu nedenle de genetik değişikliklere, mutasyonlara çok yatkındır. Genetik materyalde ortaya çıkan değişiklikler virüsün yapısının değişmesine böylelikle farklı bir takım özellikler (örneğin başka canlılara bulaşma yeteneği, ialçlara direnç yeteneği vb)kazanmasına ve tekrar tekrar aynı canlıyı enfekte edebilmesine neden olmaktadır. Özetle sık sık değişim göstermek virüsün doğasından kaynaklanmaktadır.

Domuz gribinin insanlardaki belirtileri nelerdir?

Aslında belirtiler insan gribinde (mevsimsel grip) gördüklerimizden farklı değildir. Ani başlayan ateş, halsizlik, iştahsızlık, kas ağrıları, baş ağrısı, kuru öksürük klasik belirtilerdir. Daha az sıklıkla boğaz ağrısı, burun akıntısı, ishal, bulantı kusma görülebilir.

Belirtiler aynı ise domuz gribine nasıl tanı konabilir?

Bunun için hastalardan alınan boğaz çalkantı suyunda ayrıntılı genetik testler yapmak gerekir. Ancak bu özel laboratuarlarda yapılabilen pahalı bir testtir. Bugün için ülkemizde grip belirtileri gösteren her hastada bu testlerin yapılması kesinlikle gereksizdir. Ancak domuz gribinin görüldüğü ülkelere seyahat etmiş veya şüpheli kişilerle temasta bulunmuş hastalarda bu test çalışılmalıdır.

Domuz gribi insanlarda ne kadar öldürücüdür?

Bu konuda yeterince bilgimiz henüz yok. Virüs sürekli değişim gösterdiğinden kesin bir şey de söylenemez. Başlangıçta hafif seyreden, çok az sayıda kişide ölüme neden olan virüs bir süre sonra daha ölümcül hastalık yapma yeteneği kazanabilir. Nitekim 40-50 milyon insanın öldüğü tahmin edilen 1918 İspanyol gribi salgınında başlangıçta hafif seyirli hastalık yapan virüs 3-4 ay içerisinde çok ağır enfeksiyon yapma yeteneği kazanmıştır.

Domuz gribinden korunmak mümkün mü?

Domuz gribinin domuzlarda etkili bir aşısı var ancak insanlarda hastalık yapmasını önleyen bir aşısı henüz yok. 2005-2006 yıllarında yaşanan kuş gribi (İnfluenza H5N1) salgını sırasında büyük tecrübeler kazanıldı. Tüm kuruluşlar öncesine göre çok daha hazırlıklı. Domuz H1N1 virüsüne karşı aşı çalışmaları da hemen başlatıldı. Bugünden 4-6 ay sonra kitleleri aşılayabilecek miktarda aşı üretilebilir. Ancak aşı insanları korumada yeterli olmayabilir. Tüm insanları aşılamaya yetecek kadar aşı üretmek olanaksız olduğu gibi virüs sürekli değişim geçirdiğinden bir süre sonra aşının koruyucu etkisinden kendini kurtarabilir.Gerek mevsimsel insan gribinden gerekse böyle yeni ortaya çıkan grip virüslerinden korunmak için en etkili yol genel hijyen kurallarına uymak ve gerekli durumlarda maske takmaktır. Grip virüsleri insandan insana solunum salgıları (damlacıklar) aracılığıyla bulaşır. Hasta kişinin virüs içeren solunum damlacıkları en fazla bir metre uzağa gidebilir. Bu yüzden hasta kişilere bir metreden daha fazla yakınlaşmamak, yakınlaşılacak ise maske (basit cerrahi maske) takmak gereklidir. Bundan önemlisi el temizliğidir. Hasta kişilerden saçılan damlacıklarla kirlenmiş cansız yüzeylerde (koltuk, masa, telefon, kapı kolu vb) virüs 2 saat kadar canlılığını korur. Sağlıklı kişiler bu yüzeylere temas ettikten sonra ellerini yıkamadan gözlerine, burun veya ağızlarına götürdüklerinde virüsle enfekte olurlar. Bu nedenle eller sık sık su ve sabunla yıkanmalı veya alkol içeren (örn. kolonya) mendiller ile silinmelidir. El temizliğinde alkol kullanıldığında; ellerin kuru olmasına ve alkol ellerde kendiliğinden kuruyana kadar bir yere temas edilmemesine özen gösterilmelidir. Salgın durumlarında hasta kişilerle temastan, el sıkışmak, öpüşmek gibi sosyal iletişimden kaçınılmalıdır. Grip olan kişiler mutlaka maske takmalı, öksürürken veya hapşırırken ağızlarını bir mendille kapatmalı ve mendili hemen çöpe atıp ellerini temizlemelidir. O an için mendil bulunamazsa ağız ve burun elle kapatılmalı ve sonrasında eller yıkanmalıdır. Grip olan kişiler işe veya okula gitmemeli, şikayetleri geçene kadar kalabalık ortamlara girmemelidir.Bunun dışında tüm enfeksiyonlardan korunmada olduğu gibi, vücut direncini yüksek tutmak, iyi uyumak, bol sıvı içmek, hareket etmek ve iyi beslenmek virüse karşı direnci artıracaktır.

Hasta kişiler ne kadar süreyle virüsü bulaştırıcıdır?

Hastalar şikayetleri başlamadan 1-2 gün önceden grip virüsünü bulaştırmaya başlarlar. En fazla bulaştırıcılık belirtilerin başladığı ilk günlerdedir. Bulaştırıcılık 7 güne kadar uzar. Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler ve çocuklar çok daha uzun süre (10 günden uzun) virüsü etrafa saçabilirler. Bulaştırıcılığı önlemek için en ideali tüm belirtiler tamamen geçene kadar hasta kişilerin toplumla temas etmemesidir.

Domuz gribinin tedavisi var mı?

İnfluenza enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan farklı gruptan ilaçlar mevcuttur. Domuz virüsüne karşı bu ilaçların etkisiz olduğuna dair bir veri henüz elimizde yok. Ancak virüs değişim göstererek başlangıçta duyarlı olduğu ilaçlara karşı direnç kazanabilir. Dünya Sağlık Örgütü bunu yakından takip etmektedir. Grip olan kişilerin ilaçtan fayda görebilmeleri için ilacın belirtiler başladıktan sonraki ilk 48 saat içinde başlanması büyük önem taşır. İlaç(lar) ne kadar erken başlanırsa sonuç o kadar iyi olmaktadır.



Kaynakça:

http://www.cdc.gov/swinefluPork checkoff vol: 2 no:6 Jan 2004Influenza. Mandell GL, Bennet JE, Dolin R (eds). Principles and Practice of Infectious Diseases. 6th ed. Elsevier Inc. Philadelphia 2005.



YAZI ANKARA TABİP ODASI WEB SİTESİ'NDEN ALINMIŞTIR.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Domuz gribi ile ilgili bir haber....

İngiltere’ de bin 500 hemşire ile yapılan bir araştırmada hemşirelerin üçte birinin domuz gribi yaptırmak istemediği, yüzde 33’ ünün kararsız oldukları ve yüzde 37’ sinin ise aşıyı yaptırmak istedikleri ortaya çıktı. Aşıya karşı çıkanların yüzde 60’ ı buna sebep olarak aşının yan etkilerini göstermişler. Bu araştırma doktorlar arasında yapılmış olsaydı sanırım sonuç bundan pek de farklı olmazdı.Aşının hem gerekliliğine hem etkinliğine ve hem de yan etkilerine karşı ciddi endişeler var.Her şeyden önce domuz gribinin her yıl görülen olağan grip kadar öldürücü olmadığı ortaya çıktı. Olağan gripten her sene 250-500 bin kişi ölürken, domuz gribinden tüm dünyada ölen insan sayısı 1.500 kadar. Bir başka deyişle domuz gribinden ölüm ihtimali binde 4.İkincisi domuz gribi aşınsın ne ölçüde koruyucu olacağı bu aşamada kesin olarak bilinmiyor. Domuz gribi ciddi bir mutasyona uğrarsa aşının etkinliği de o nispette azalacak ve hatta belki de tamamen etkisiz kalacak.Üçüncüsü de domuz gribi aşısının çok ciddi yan etkileri olabileceği ileri sürülüyor. Bugün bu aşısının ülkemizde hiç dile getirilmeyen çok önemli bir sakıncasından bahsetmek istiyorum.Grip aşılarına tıp dilinde adjuvan adı verilen ve vücudun aşıya daha fazla tepki vermesini sağlayan maddeler ekleniyor. Alüminyum ve skualen bunlar içinde en çok kullanılanlar.Aşılara adjuvan eklenmesi teorik olarak mantıklı, çünkü bu sayede kısa zamanda az sayıda virüsle aşı üretmek ve böylece de daha az virüs antijeni ile daha çok insanı aşılamak mümkün oluyor.Ancak bu işlemin çok tehlikeli yan etkileri var. Bu sebeple de Avrupa’ da üç çeşit aşıda skualen kullanılıyor olsa da Amerika’ da bu maddelerin aşılara eklenmesine kesinlikle müsaade edilmiyor.Oysa medyada domuz gribi aşısı üreten şirketlerin en az ikisinin (Novartis ve GlaxoSmithKline), hazırladıkları aşıda adjuvan kullanacakları haberleri yer aldı.

İYİ SKUALEN KÖTÜ SKUALEN

Skualen aslında vücudumuz için yabancı bir madde değil. Karaciğerde yapılıyor ve kolesterol metabolizmasında da rolü var, sinir siteminde ve beyin dokusunda bulunuyor. Skualen ayrıca zeytinyağı, köpekbalığı karaciğeri ve birçok doğal besin desteğinde var olan ve antioksidan özelliklere sahip bir yağ molekülü. İsterseniz buna ‘iyi skualen’ diyelim.Vücuda enjekte edilen skualenin ise karaciğerde sentez edilen veya besinlerle alınan skualen gibi faydalı değil, aksine oldukça zararlı olduğunu gösteren pek çok bilgi var. Bu yüzden isterseniz ona da ‘kötü skualen’ diyelim.İyi skualen ve kötü skualen arasındaki en önemli fark bunların insan vücuduna giriş yolları.Skualen besinlerle sindirim sisteminden vücudumuza girerse hiçbir sorun olmuyor, ama bunun aşılarda olduğu gibi derialtına veya kas içine zerk edilmesi bağışıklık sistemini vücuttaki tüm skualene saldıracak şekilde harekete geçmesine yol açabiliyor.Bağışıklık sistemi vücutta sinir sisteminde tabii olarak bulunan ve sağlıklı bir hayat için elzem olan ‘iyi skualen’ de dâhil tüm skualen moleküllerini tahrip etmeye başlayabiliyor.Körfez Savaşı’ na katılan sayısız Amerikalı askerde ortaya çıkan ve Körfez Savaşı Sendromu adıyla bilinen hastalığın da bu kişilere yapılan ve skualen ihtiva eden şarbon aşısından kaynaklanabileceği düşünülüyor.Körfez Savaşı Sendromu, vücudu tahrip eden oto-immun bir hastalık. Bu kişilerde eklem iltihabı, kas ağrıları, deri döküntüleri, lenf bezlerinde büyüme, kronik yorgunluk, kronik baş ağrıları, vücuttaki kılların dökülmesi, iyileşmeyen deri yaraları, hafıza kaybı, sara nöbetleri, kansızlık, ruhsal ve sinirsel problemler, nefes darlığı, kronik ishal, gece terlemesi, ateş ve daha pek çok rahatsızlık gelişiyor.Burada vurgulanması gereken çok önemli bir şey de bu hastalığın çok müphem belirtilerle başlayıp uzun bir sürede (yıllar içinde) gelişmesi. Bu sebeple de skualenin birkaç haftalık dönemde herhangi bir yan etki göstermemesi onun güvenilir olduğunun bir kanıtı değil.Savunma Bakanlığı skualen ile Körfez Savaşı Sendromu arasındaki ilişkiyi reddetse ve bunun başka sebepleri (sinir gazları, kimyasal silahlar, zehirli gazlar, uranyum…) olabileceğini iddia etse de, bu hastalığa tutulan askerlerin yüzde 95’ inin kanlarında skualene karşı antikorlar oluştuğunun gösterilmesi her şeyi apaçık ortaya koyuyor.Tavşanlarda yapılan araştırmalarda da tek bir kez zerk edilen skualenin bile oto-immun bir hastalık olan romatoit artrite sebep olduğunun belirlenmesi de bunu destekleyen bir başka kanıt.
Aylar öncesinden 20 milyon doz domuz gribi aşısı siparişi veren Sağlık Bakanlığı’na birkaç sorum var.
Bir: Aşı hangi firmadan alınıyor ve bunun için kaç lira ödenecek?
İki: Sağlık Bakanlığı’ nın ısmarladığı aşıda Amerika’ da yasak olan bu adjuvan madde (skualen) var mı?
Üç: Eğer varsa Sağlık Bakanlığı’ nın skualenin emniyeti konusundaki fikri nedir?

Prof .Dr.A.Rasim Küçükusta

Domuz gribi (H1N1) aşısı hakkında bilinmeyenler

Sağlık bakanı Akdağ: Biz domuz gribi aşısını satın alma konusunda, önde gelen ülkelerdeniz
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, domuz gribine yönelik aşı üretecek firmalarla görüştüklerini bildirerek, ``Biz aşıyı satın alma konusunda masaya oturmuş, önde gelen ülkelerden biriyiz`` dedi. http://www.tumgazeteler.com/?a=5189868

Sağlık Bakanı Recep Akdağ, 35-40 milyon doz domuz gribi aşısı almayı planladıklarını, aşısının ilk partisinin Ekim ayında Türkiye'ye getirileceğini söyledi. http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=12585355

Dünyadaki diğer ülkeler, domuz gribinin laboratuvarda biyolojik silah olarak üretildiğini ve insanlığın başına bela edildiği yazıyor. Domuz gribi aşısı da henüz geliştirilen ve içeriği açısından ölümcül tehlikeleri olan bir ürün. Şimdiye kadar üç firma üretim yapmış: GlaxoSmithKilne firmasının Pandemrix, adlı aşısı. Baxter International’ ın H1N1 aşısı. Her ikisininde henüz lisansı yok. Avrupa ilaçlar kuruluşu tarafından onaylanmamış. Novartis tarafından üretilen Influenza A (H1N1) 2009 Monovalent . Amerikan’nın bazı eyaletlerinde zorunlu aşılamaya karşı tepkiler artıyor. Aşılardan ölümler meydana gelmekte. İngiltere ülkesinde kesinlikle böyle bir uygulama yapmayacağını söylüyor. Diğer ülkelerdede durum farklı değil.
Bu aşılar yapıldıgı takdirde:
- Guillain-Barre sendromu
- Vaskülit
- Felç
- Anafilaktik şok
- ve ölüme neden olabileceği duyuruluyor.
Ayrıca Novartis firmasının geliştirdiği ilacın yan etkilerini Novartisin kendi laboratuvar sonuçlarından okuyabilirsiniz. http://www.fluscam.com/Vaccine_Package_Inserts_files/Novartis_A-H1N1_2009_Monvalent_VaccinePackageInsert_BasedOn1980Approvalfor%20Fluvirin_UCM182242.pdf

Yukarıdaki siteden Novartis’in kendi resmi evrağında bulunan yan etkilerden bazıları:
*Local injection site reactions (including pain, pain limiting limb movement, redness, swelling, warmth, ecchymosis, induration)
*Hot flashes/flushes
*Chills*Fever
*Malaise
*Shivering
*Fatigue
*Asthenia
*Facial edema.
*Immune system disorders
*Hypersensitivity reactions (including throat and/or mouth edema)
*In rare cases, hypersensitivity reactions have lead to anaphylactic shock and death
*Cardiovascular disorders
*Vasculitis (in rare cases with transient renal involvement)
*Syncope shortly after vaccination
*Digestive disorders
*Diarrhea
*Nausea
*Vomiting
*Abdominal pain.
*Blood and lymphatic disorders
*Local lymphadenopathy
*Transient thrombocytopenia.
*Metabolic and nutritional disorders
*Loss of appetite.
*Arthralgia
*Myalgia
*Myasthenia
*Nervous system disorders
*Headache
*Dizziness
*Neuralgia
*Paraesthesia
*Febrile convulsions
*Guillain-Barré Syndrome
*Myelitis (including encephalomyelitis and transverse myelitis)
*Neuropathy (including neuritis)
*Paralysis (including Bell’s Palsy)
*Respiratory disorders
*Dyspnea
*Chest pain
*Cough
*Pharyngitis
Rhinitis
*Stevens-Johnson syndrome
*Pruritus
*Urticaria
*Rash (including non-specific, maculopapular, and vesiculobulbous).
Dünya ise gribe karşı vitamin takviyesi ve geçmişte kullanılan ilaçlarla çözüm sunuyor. Domuz gribi ve tedavisi ile ilgili yakınlarımızı bilgilendirelim.

13 Ekim 2009 Salı

Yeşil kart 1 yıl sonra kalkıyor

Uzun yıllardır tartışmalara konu olan yeşil kartın kaldırılmasında geri sayım süreci başladı. 1 Ekim 2010'dan itibaren yeşil kartı kaldırmaya ve bu konudaki tüm sorumluluğu üstlenmeye hazırlanan Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), internet sitesi üzerinden bilgilendirme çalışmalarına da başladı. SGK, gelecek yıl "gelir tespit testi"ni geçemeyen ve bu teste girmeyen yeşil kartlıların prim ödemek zorunda kalacağı uyarısında bulunurken, artık sağlıkta primlerin devlet tarafından karşılanması için asgari ücretin üçte biri kadar bir gelirin bulunması koşulunu arayacak. Daha fazla geliri olanlar ise prim ödemekle yükümlü olacak. Yani yeşil kart kaldırılıp yerine 'gelir tespit testi' getirilecek. Bu testte kriterleri karşılayanların genel sağlık sigortası primlerini devlet ödeyecek. Bu sınırı geçenlerse SGK'ya prim ödemek zorunda olacak. 2010 yılı, yeşil kartın son yılı olacak. Gelecek yıl 1 Ekim'den itibaren yeşil kart tarih olacak. Bu tarihten itibaren primlerini ödemeye gücü yetmeyenlerin, genel sağlık sigortasından yararlanmaları için primleri devlet tarafından karşılanacak; ancak bu kişiler yeşil kartlı olarak ayrı bir kategoride yer almayacak. SGK da yeşil kartın son yılında internet sitesinden bilgilendirme yapmaya başladı. Sitede yer alan bilgilere göre, yeşil kartlı yurttaşların 1 Ekim 2010'dan itibaren nereye başvuracakları SGK tarafından bildirilecek. Halen aile içindeki gelirin kişi başına düşen aylık tutarı, brüt asgari ücretin üçte birinden az olanlar yeşil kart kapsamında bulunuyor. Aynı kriterin, genel sağlık sigortasında primi devlet tarafından karşılanacak kişiler için de aranması öngörülüyor. Testi geçemeyene prim öderYeşil kart sonrası dönemde, yurttaşların prim ödeyip ödememesi gerektiğinin belirlenmesi için gelir tespit testi gündeme gelecek. Bu testte harcama, gelir, tüketimle ilgili olarak bireylere çeşitli sorular yöneltilecek. Bu testin sonuçlarının yanı sıra kişinin kayıtlı olan gelir ve giderleriyle ilgili olarak bir araştırma da yapılacak. Ayrıca kişinin yaşadığı yere gidilerek, yerinde denetimle bireyin yaşam standartları saptanacak. Söz konusu test ve denetimler her yıl güncellenecek ve tekrarlanacak. Bir yıllık dönemde kişinin standartlarında bir değişiklik olması durumunda, verilecek destek de kesilecek. Gelir testini yaptırmayı kabul etmeyenlerin asgari ücretin iki katı üzerinden gelirleri varmış gibi kabul edilecek ve buna göre de kendilerinden prim tahsilatı yapılacak.

REFERANS

Ve skandal basında

Kızamıkçık aşısı ve kürtaj olmak zorunda kalan gebeler...


Radikal.. 9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=RLE1rY5Mw6EiuZkg1SKXDA..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2


Cumhuriyet..9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=rRpf-uuhVLffttWbpJZzBw..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2


Sabah..9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=XlmNQ6GQXKhHD1606Suwbg..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2


Yeni asır..9 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=RLE1rY5Mw6HpYih0B_zHIw..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2


Yeni asır..10 ekim 2009
http://www.medyatakip.com/medya_sistem/yb_kupurgoster.php?gnosif=HA8hYQmtRQCSePM9SrwYYQ..&mnosif=bIh_rJYP9wg.&st=2


Milliyet..13 ekim 2009
http://www.milliyet.com.tr/Yasam/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&ArticleID=1149810&Date=13.10.2009&b=60 kadini kurtaja zorlayan skandal &KategoriID=15

İzmir'de sağlık skandalı

Aile hekimliğine geçilmesinin ardından; İzmir'de sağlık alanında yapılan yanlışlar devam ediyor.Önce aile hekimleri tarafından yapılması gereken hizmetlerin tam uygulanamaması sonucu ,tüberküloz vakaları ;yıllar sonra İzmir'de artmaya başladı.Yaz aylarında Türk Toraks Derneği İzmir Şb. tarafından aile hekimliği uygulamasıyla ,koruyucu hekimliğin arka planda kaldığı ve İzmir'de vaka sayısında artış görüldüğü bildirildi.Dernek , verem savaş dernekleri sisteminin güçlendirilmesini ve gözden geçirilmesini istedi.Zira verem savaş derneklerinin ve aile planlaması merkezlerinin (AÇSAP) ;zaman içinde kapatılması gündemdeydi.
Şimdide kızamıkçık aşısı skandalı...Sağlık Bakanlığı'nın düzenlediği kızamıkçık aşısı kampanyası sonucu birçok merkezde ,gebelere de aşı uygulandı.Bu aşının gebelerde kullanılmaması gerekirken yapılan aşılama sonucu birçok gebe kürtaj oldu.Bu durum il müdürlüğüne ayrıntılı olarak rapor edildi(Hangi kişi, hang, aile hekimince ,hangi tarihte aşılandı..).Ancak il müdürlüğü bu kürtajların aşılarla ilgili olamayacağını ve daha detaylı araştırılması gereken bir durum olduğunu belirtti.işte yazılar:
İzmir Tabip Odası sayfasından....
http://www.izmirtabip.org.tr/images/docs/kizam.pdf

5 Ekim 2009 Pazartesi

Sağlıkta poliçe devri açılıyor

Sağlıkta tamamlayıcı sigorta açılımı

04.09.2009

Tamamlayıcı sağlık sigortasıyla birlikte, sosyal devlet kavramı temel teminat paketi dışına taşınabilir; paket üzerinde kalan kısım için alternatif planlar hazırlanarak GSS içinde verilmesi konusunda kamusal baskı oluşturulabilir.Genel Sağlık Sigortası (GSS)nın tüm sağlık risklerini karşılayamaması üzerine alternatif olarak geliştirilen tamamlayıcı sağlık sigortası, sağlık riskinin önceden, paylaşılarak ve dolaylı ödemeyle yapılmasını öngörüyor. Özel sağlık sigortacılığı modellerinden biri de tamamlayıcı sağlık sigortası. Fransa, İrlanda, Danimarka, Almanya, İsveç, Lüksemburg gibi ülkelerde uygulanan sigorta modeli, kamunun karşıladığı payın üzerindekini tamamen ve kısmen karşılıyor. Tamamlayıcı sağlık sigortasıyla birlikte, GSS mali risklerinin paylaşılması hedefleniyor. Ayrıca GSS’de oluşabilecek talepler, tamamlayıcı sağlık sigortasına kanalize edilebiliyor. Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği Danışmanı Dr. Haluk Özsarı tarafından verilen bilgilere göre, özel sağlık sigortalısı kişi sayısı 1997 yılında 528 bin’den, 2008’de 1 milyon 297 bin’e yükseldi. Yine 1997 yılında 40 olan özel sağlık sigortası şirketi sayısı 2008’de 32’ye geriledi. Özel sağlık primi içinde sağlık sigortacılığı prim oranı geçen yıl %11.3 olarak ölçüldü. Sağlık harcamalarındaki sürdürülebilirliğe dikkat çeken Özsarı, dünyada 40 yılda (1960-2000) sağlık harcamalarında 3 kat artış olduğunu; Prof. Dr. Mehmet Tokat’ın 1992-1998 yılları arası çalışması ile “Hospital Manager” dergisinde Ocak 2009’da yayınlanan “City of London College” Uzmanları Çalışması’na göre, Türkiye’de ise 16 yılda (1992-2008) harcamaların 8.45 kat arttığını kaydetti. “National Health Care Anti-Fraud Association” verilerine göre, ABD’de 2006 yılı kaçak/sahtekârlık miktarının 170 milyar USD (sağlık harcamasının %10’u) tahmin edildiğini belirten Özsarı, bazı yaygın kaçak/sahtekârlık yöntemlerini “birden fazla faturalama, farklı teşhis, üst kodu kullanma, paketten çözme, hasta paslaşma, hasta sevkinden komisyon, hasta kiralama” olarak sıraladı.

Uygulamanın tehditleri neler?
Tamamlayıcı sağlık sigortası sisteminin bazı tehditlerine de dikkat çeken Özsarı, sosyal devlet kavramının temel teminat paketi dışına taşınmak istenebileceğini, temel teminat paketi üzerinde kalan kısım için alternatif planlar hazırlanarak GSS içinde verilmesi konusunda kamusal baskı oluşturulabileceğini ifade etti. Özsarı, sistemin diğer tehditlerini şöyle sıraladı:“Özel sigorta şirketlerinin başlangıçta yaşayabilecekleri fiyatlandırma sorununu çözmeden, çok değişkenli, çok alternatifli planlara yönelerek hata paylarını yükseltmeleri riski ile karşılaşılabilir. Özel sağlık sigortası şirketlerinin, kendi pazarlama stratejilerine göre alternatif poliçeler hazırlarken ortaya çıkabilecek rekabet denetim mekanizmalarıyla yeterince desteklenmeyebilir; ayrıca temel teminat paketi katılım oranları, çok düşük/çok kısıtlı tutulmamalıdır.”

Nasıl yararları var?
Dünyada hiçbir sosyal sigorta sisteminin tüm sağlık risklerini karşılayamadığını belirten Özsarı, karşılanamayan durumlar için öngörülen tamamlayıcı sigortada riskin paylaşılarak, risk öncesi, dolaylı ödemeyle yapılandırıldığını kaydetti. Tamamlayıcı sağlık sigortasının, sağlık hizmetinin kalitesi üzerinde fiyat nedeniyle oluşacak baskıları azaltacağını öne süren Özsarı, hizmet alan kişilerin hekim ve hastanesini seçme konusundaki sınırlarını genişleteceğini belirtti. Özsarı, uygulamanın yararlarını şöyle anlattı:“Ödemelerin tümü, provizyon sürecine dayalı olarak yapılacağından prospektiv kontrol ve ek yatırım yapılmadan GSS ile deneyim paylaşılmaktadır; hizmet sunucu kurumlardaki kapasite kullanımını arttırarak, maliyet avantajı sağlamaktadır; özel sağlık sigortalarının, daha ekonomik ve daha geniş bir yelpazede alternatif planları kapsayan özel anlaşmalarla ürün çeşitliliği yoluyla daha geniş kitlelere ulaşması sağlanmaktadır; kurumsal poliçelerde daha geniş kapsamlı ürünlere ve daha ekonomik fiyatlara yönelinerek işverenlerin çalışan memnuniyeti ile bağımlılığı arttırılmaktadır.”

“Farklı poliçeler geliştirilmesi lazım”
Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Sema Akgün, tamamlayıcı sigorta konusunun OHSAD’ın gündeminde yer aldığını bildirdi. Türkiye’deki tamamlayıcı sigorta için özel sigorta şirketlerinin hazır olduğunu belirten Akgün, şunları anlattı:“Tamamlayıcı sigortanın devreye girebilmesi için birtakım bürokratik değişiklikler gerekiyor. İlk başta fark ücreti üst sınırının olmaması gerekiyor. %30 veya %100 fark sınırının Kanun’a girme nedeni Türkiye’deki sağlık planlamasıydı, özel sektöre hekim transferini engellemekti. Ama zaten 15 Şubat ile birlikte özel sektörün yeni kadrolu hekim alması, yeni bölüm açması, yeni hastane açması engellenmiş durumda. Kamu bir frene bastı. Zaten artık kamudan özele hekim geçişi durduruldu. Fark sınırı ortadan kalkarsa en düşük gelir grupları için ayda neredeyse 2-3 paket sigara parasına bile alınabilecek poliçeler geliştirmiş durumda özel sigorta şirketleri. Farklı poliçeler geliştirilmesi lazım. En düşük alım gücü düzeyinden en yüksek alım gücüne göre farklı, sağlık kurum ve kuruluşlarında geçerli olacak poliçeler geliştirilmesi lazım. Bu poliçelerle de kamunun sağlık finansman yükü paylaşılmış olacak. Bunlar sadece özel sektörde değil, kamuda da geçerli olacak sağlık poliçeleri olacak. Hem kamunun sağlık harcamalarına da hastaneler bazında destek olacak; SGK’nın sağlık finansman açığına azaltıcı bir etkisi olacak ve tabana yayılmış olacak. Tamamlayıcı sigorta OHSAD’ın gündeminde. Sağlık Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile görüşmelerimiz oldu. Çalışma Bakanlığıyla yapılan toplantıda SGK’da özel sigorta ve tamamlayıcı sigorta komisyonu kurulmasına karar verildi. Bu komisyon önümüzdeki haftalarda çalışmalarına başlayacak.”

29 Eylül 2009 Salı

Acil Servis’te Şiddet Var !

Uz. Dr. Ülkümen RODOPLU

Avrupa Acil TIP Birliği Başkan vekili

Giriş

Hastanelerin vitrini olan Acil Servisler son yıllarda daha fazla hasta ve yaralıya hizmet sunmaktadır. Birinci basamak sağlık hizmetlerinde yaşanan değişim sonucunda hastalar, acil servislere daha kolay ulaşabilmektedir. Bu da acil servislerde iş yoğunluğunu beraberinde getirmektedir. İş yoğunluğu artınca da hasta ve yakınları daha az tahammüllü olmaktadır. Zaten “acil” olan hasta beklemeye tahammül edemez. Karakolda, bankada, belediye binasında, postanede bekleyebilir. Ama, acil serviste bekletilmeye dayanamaz. Ya ölürse? Ya beklerken daha hasta olursa? Tüm bunlara bir de acil servislerin fiziksel yetersizlikleri, personelin sert ve soğuk yaklaşımı eklenirse alın size ideal “şiddet ortamı”.
Şu kritik soruya yanıt verebilirsek sorunu çözebiliriz:
Acaba bir insan neden, az sonra kendisini veya bir yakınını muayene edip tanı koyacak ve tedavi edecek birine sözlü veya fiziksel saldırıda bulunur?

Hastanelerde şiddet en fazla nerede görülmektedir?
En fazla acil servislerin bekleme odaları ve tedavi merkezi bölümlerinde ve travma merkezlerinde görülmektedir.

Neden, Türkiye’de son yıllarda acil servislerde hizmet veren hekimlerin şiddete maruz kalma sıklığı artmaktadır?
· Acil servisler doğal olarak aşırı stresli mekanlardır.
· Hasta ya da yakınları değişik nedenlerden kaynaklanan gecikmeleri tolere edemeyip saldırganlaşma eğilimi gösterebilir.
· Medikal ya da fizyolojik problemler saldırı davranışını etkileyebilir.
· Bazı Organik ve Psikiyatrik hastalıklar saldırganlığı artırabilir:
- İlaç – alkol entoksikasyonu / yoksunluğu
- Hipoglisemi / Hipoksi
- İnfeksiyon (sepsis, menenjit, ensefalit)
- Organ yetmezliği (karaciğer, böbrek)
- Sıcak Çarpması
· Organik Beyin Sendromları (nöbet, travma, tümör)
· Acil serviste saldırgan davranış gösterenlerde en sık rastlanan psikiyatrik tanı; paranoid
şizofreni, kişilik bozuklukları ve bipolar affektif bozukluklardır.
· Davranışsal bozukluklar
- Manupülatif antisosyal veya borderline kişilik
· Akut stres durumu
- İş kaybı, eş kaybı, ekonomik krizler
· Bir yaralının ya da hastanın ölümü
· Tedavi yetersizliği sonucunda hastanın ölmesi veya sakat kalması
· Travma (Travma geçiren hasta ve yakınları diğer hastalara göre şiddet olaylarına daha fazla karışıyor)
· Fazla süre beklemek: 3-4 saatten daha fazla beklemek.
· Bakım gecikmeleri ve bu gecikmelerin açıklanmaması. Röntgen, laboratuar analizlerinin sonucunun geç çıkması, vs.
· Muayene ve tedaviler esnasında oluşan tartışma, anlaşmazlık, saygısızlık, kaba ihtarlar, sözler.
· Politikacıların ve yöneticilerin sorumsuz açıklamaları: “-Rehin alan doktoru bildirin, onun meslek hayatını bitirelim.”
· Yayınlar; gazete, TV. Acil Serviste yaşanan olumsuz bir olayın yazılı veya görsel basında yer alıp “ses”getirmesi.
· Caydırıcılık azlığı. Yasların bu tür şiddeti cezasız bırakması.

Dünya’da durum nedir?
● ABD’de 170 eğitim hastanesinde çalışan 127 Acil Servis doktorundan elde edilen bilgilere göre:
- Hastanede günde en az 1 sözlü tehdit (n=41, %32)
- Ayda en az 1 silahlı tehdit (n=23,%18) almaktadır.

Beş yıllık bir izlemede ise:
- 72 (%57) hastanede personel silahlı tehdite maruz kalmaktadır.
- 55 (%43) hastanede ise ayda en az bir kez acil servis personelinin fiziksel saldırıya maruz kalması sözkonusu olmuştur.
- 102 (%80) hastanede personel yaralanması görülmüş,
- 9 (%7) hastanede ölüm saptanmıştır.

● 2003 yılında Hong Kong halk hastanesinde yapılan bir çalışmada;
- 3 aylık periyotta 26 saldırgan ile 25 olay meydana geldiği…
- %64’ünün verbal şiddet olduğu..
- Hiçbir olayda silah olmadığı.
Aynı çalışmada şiddet nedenleri;
- Uzun süre beklemek (%36)
- Mental durum bozukluğu (%28)
- Bakım hoşnutsuzluğu (%20) saptanmıştır.

Saldırganların özellikleri nelerdir?
Genellikle
· 30 yaş ve altında,
· Erkek,
· Legal ya da illegal olarak silah bulundurabilen,
· Alkol ya da ilaç bağımlısı yapıda olan,
· Otorite ile sorunları olan
· Genellikle tıbbi ve psikolojik sorunları vardır
· Kaybedecek bir şeyi olmadığını düşünen intihara eğilimli depresif insanlardır ve başkalarının hayatını umursamaz yapıları vardır

Ancak şiddet uygulama eğilimi açısından psikolojik sorunlu olgular ile normal hastalar arasında büyük bir fark olmadığı bildirilmektedir.

Korunma için öncelikler var mı?
· Acil servisde çalışanların bir şiddete maruz kalma riskini bilmesi ve ona karşı kendini koruması gereklidir.
· Acil serviste şiddetten korunmanın en iyi yolu olay patlak vermeden önce onu sezip önlemeye çalışmak ya da yardım aramaktır.
· Bir personelin hastadan rahatsız olma önsezisi, hekimi olası bir olay açısından uyarmalıdır.


Fiziksel bir saldırı öncesi saldırganda ne gibi değişimler görülür?
· Konuşarak tansiyonun yükseltilmesi,
· Bağırmak,
· Postür değişikliği,
· Artmış fiziksel aktivite ve
· Yerinde duramama tipik davranışlardır

Ansızın saldırganlaşan olguyu ve yakınlarını kontrol etmek için bazı güvenlik önlemleri önerilir:
· Risk değerlendirmesinin yapılması
· Korunma stratejilerinin geliştirilmesi
· Güvenlik sistemlerinin sağlanması
· Personel eğitiminin sağlanmasıdır

Kişisel korunma önerileri:
· Saldırgan ile göz göze gelmemeli.
· Normalden 4 kat daha uzak güvenlik mesafesini korumalı (bir kol mesafesi..)
· Başarılı olacağınızdan emin değilseniz kaçmamalı/dövüşmemelisiniz.
· Hasta ile ilgilenmek yararlı.
- “Bu benim işim değil” demeyin.
· Hastaya dürüst ve saygılı olun
· “Neden kızgın olduğunuzu anlıyorum”
· Soğukkanlı ve sakin kalın
· Asla yargılamayın.
· Hastaya “barış” önerin .
- “Gelin bu odada oturalım, siz anlatın derdinizi”
· Hastaya mantıklı seçenekler sunun.
· Hasta kendi durumu için karar versin.
· Aşırı tepki ya da sözlü saldırılara yanıt olayın boyutunu büyütür.
· Hastayı bu aşamada tehdit etmeyin.
· Eğer bir hasta sizden uzaklaşıyor ise ısrar etmemeli, onun istediği yerde durmalı.. ve gerekiyorsa hastadan korkmuş gibi görünmeli.
· Hasta saldırganlaşma eğiliminde ise yardım istemeli.
· Tehlike anında kaçmak için kapıya/çıkışa yakın durulmalıdır.

Sonuç ve öneriler

· Acil serviste çalışan personel genellikle bu konuda hazırlıksız ve eğitimsizdir.
· Gelişen olaylarda hasta her zaman haklıdır mantığı ya da olaya medyatik ve populist yaklaşımlar son derece yanlıştır. Çalışanların bu konuda hata ya da kusuru olabilir. Ancak tüm doktorların bu konuda eğitilmeleri gereklidir.
· Acil servislerde daha deneyimsiz hekimler bu tür olaylara deneyimli hekimlere göre daha kolay yol açabilirler.
· Acil servise dışarıdan girişin denetlenmesi çok önemlidir ve gereklidir.
· Metal dedektörler ile girenlerin kontrolü şarttır.
· Korumalı akrilik pencereler yararlı olabilir.
· 24 saat var olan Güvenlik personeli bulundurulmalıdır.
· Personelin dışarı çıkmasına izin veren ancak dışardan içeriye girişe izin vermeyen otomatik dış kapılar gibi önlemler ile acil servisler daha güvenli olabilir.

Aile hekimliği ne getiriyor?

Dr. Ufuk ÇINAR

Tekirdağ Tabip Odası Genel Sekreteri

Aile hekimi; bireye ve ailesine kişi merkezli yaklaşım sergileyen, tanı ve tedavinin yanı sıra sağlığın geliştirilmesinde de görev alan, sorunlarını içinde bulunduran ortamın koşullarıyla ele alan, birinci basamakta görev yapan uzman hekimdir. Bu tanım Dünya Aile Hekimleri Örgütüne (WONCA) aittir ve TAHUD ile Sağlık Bakanlığınca da benimsenmiştir.
Ülkemizde aile hekimi sayısı yetersiz olduğundan, eğitimle sertifikalandırılmış geçiş dönemi hekimlere gereksinim vardır. Aile Doktoru kavramı burada ortaya çıkmaktadır. Aile Doktorları isteyen pratisyen hekimlerin kısa süreli eğitimle sertifikalandırılmalarıyla yetiştirilecektir. Görevleri aile hekimleriyle aynı olacaktır. Aile hekimi uzmanları yeterli sayıya ulaştığında aile doktoru istihdamından vazgeçilecektir.
Sağlık Bakanlığı dökümanlarında aile hekiminin görevi bireye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri, ayaktan tedavi hizmetleri olarak belirtiliyor. Bunlardan başka hastanelerde tedavi edilen hastaların evde ve ayakta takibi, temel laboratuar hizmetleri, ilgili kayıt ve istatistik işlemleri, 24 saat ilk yardım ve acil müdahale hizmeti vermekte aile hekiminin görevleridir.
Aile Hekimliğine geçilince kamu ve çevreye yönelik sağlık hizmetlerini ayrılacaktır. Bu, şu anda sağlık ocaklarınca verilen hizmetlerin ikiye ayrılarak iki kurumca verileceğini göstermektedir.
Aile Hekimleri haftada 7 gün ve günde 24 saat hizmet verecektir. Aile hekimi bir bölgede tek çalışıyorsa orada ikamet etmek zorundadır. Aynı bölgede 2-5 aile hekimi olması durumunda gece hizmeti icapçılık yada nöbet şeklinde olabilecektir.
Her aile hekimi yaklaşık 3000 bir nüfustan sorumlu olacaktır. Bireyler istedikleri aile hekimine kayıt olabileceklerdir. Her ilin aile hekimi gereksinimi Sağlık Müdürlüklerince saptanacak ve aile hekimleri boş kadrolara baş vuracaktır. Başlangıçta aile hekimi sayısı yeterli olmayacağından sertifikalı pratisyen hekimler ( aile doktoru) ve diğer dal uzmanları da aile hekimi olarak çalışabileceklerdir. Bireyler altı ay önceden bildirmek koşuluyla hekimlerini değiştirebileceklerdir. Seçilecek aile hekimi ikamet ettikleri yerin sağlık grup başkanlığı bölgesi sınırları içinde olacaktır.
Bireyler aile hekimlerine muayene olmadan ve aile hekiminden sevk almadan hastaneye başvuramayacaklardır. Doğrudan hastaneye başvuru halinde tedavi masraflarının %20’si cepten ödenecektir.
Aile hekimliği sistemine geçişte Sağlık Müdürlükleri ilgili bölgeleri ve bu bölgeler için norm kadro sayılarını belirleyecektir. Bu bölgelere aile hekimliği uzmanlarından başlamak üzere atamalar yapılacaktır. Boş kalan yerler için sertifikalı pratisyenler yada diğer dal uzmanları ( aile doktorları) atanacaktır. Başvuru norm kadro sayısından fazla olursa kura çekilecektir. Geçiş dönemi sonunda sisteme yalnızca aile hekimliği uzmanlarıyla devam edecektir.
Aile doktorlarının eğitimi iki aşamalı gerçekleştirilecektir. İlk aşama sisteminin tanıtımına yönelik ve 10 gündür. İkinci aşama 1 yıllık bir eğitimdir. Beş yıl süreyle aile hekimliği uygulamasına devam etmeyenlerin resertifikasyonu şarttır. Birinci eğitim aşamasını tamamlayanlar aile hekimliği uygulamasına başlayabilecektir.
Sistem yaklaşık 22 bin aile hekimine gereksinim duymaktadır.Bu sayıda hekimin birinci aşama eğitimi 8 ayda tamamlanacaktır. Ancak bakanlık metinlerinde geçen tarihlerde (Ocak-Ağustos 2004) henüz eğitim gerçekleştirilememiştir.
Aile hekimi sağlık ocaklarını ve AÇSAP merkezlerini kiralayarak hizmet verecektir. Bu kurumların durumu uygun değilse özel poliklinik veya muayenehanesinde çalışacaktır. Özel bir mekanda çalışılacaksa en az 60 m2 olmak zorundadır. Birden fazla aile hekimi tek bir mekanı kullanacaksa eklenen her hekim için 20 m2 daha alan ayrılacaktır. En çok beş aile hekimi bir arada çalışabilecektir. Grup halinde çalışma bakanlıkça desteklenmekte ve bu merkezlere ultrasonografi yapma, röntgen çekme gibi olanaklar tanınacağı belirtilmektedir. Aile hekimliği merkezinde bireye yönelik koruyucu ve tedavi hizmetlerinin sunulması için gerekli ekipman ve malzeme (buzdolabı,snellen eşeli, pansuman seti, jinekolojik muayene seti ve masası, bilgisayar, vb.) bulunmak zorundadır. Bunları sağlamak aile hekimlerinin görevidir.
Tek hekimin bulunduğu aile hekimliği merkezlerinde en az bir yardımcı sağlık personeli, birden çok hekimli merkezlerde ise hekim başına bir yardımcı sağlık personeli istihdam edilecektir.
Kırsal bölgeye hizmet verecek aile hekimlerini en yakın ilçede ikamet edecek ve kendisine bağlı köyleri gezerek hizmet verecektir. Her köy ve beldeye haftada en az bir kez gidilecektir. Gezilerini kendi aracıyla yapacaktır.
Aile hekiminin çalışma süresi haftalık asgari 40 saattir.Resmi tatillerde diğer aile hekimleriyle eşgüdüm halinde hizmet sürekliliği sağlanır.Ücretsiz izin kullanılamaz.Gebelik veya hastalık sebebi ile rapor alan aile hekimlerinin yerine sırada bekleyen hekim atanır. Rapor bitiminde işe başlayabilmesi için yeni başvuru yapması gerekir.
Yer değiştirme ancak gidilmek istenen il ve/veya bölgede bir kadro boşluğu olması durumunda olanaklıdır. Aralıksız iki ay süreyle kayıtlı hastası 1000’in altında olan Bakanlık tarafından belirlenen hasta sevk oranlarına uymayan aile hekimlerinin sözleşmesi iptal edilir.
Aile hekimliği sistemine geçişle birlikte koruyucu sağlık hizmetleri halkın sağlık eğitimi, sosyal yardım hizmetleri, toplumsal araştırmalar, okulların, spor alanlarının, çocuk bahçelerinin denetimi, bulaşıcı hastalıklarla mücadele sağlık grup başkanlıklarına devredilecektir. Bu şekilde şu anda sağlık ocaklarınca yapılan hizmet ikiye parçalanacaktır.
Sağlık ocakları ise Sağlık merkezleri olarak adlandırılacaktır.Sağlık Merkezinde yatak olacak ve o bölgedeki aile hekimlerinin kendi hastalarını yatırarak tedavi ettikleri kurumlar olarak işlev görecektir. Ayrıca aşılama, laboratuar, ilkyardım ve acil bakım hizmetleri de verilecektir.
Aile hekimlerinin ücretlendirilmesin de üç bileşenli bir model düşünülmektedir.sabit bir maaşla+aile hekimine bağlı olan kişi sayısına göre kişi başı ücret +aile hekiminin hastasına yaptığı girişimler ve laboratuar tetkiklerinin her biri için hizmet başına ödeme.
Kişi başı ödeme maliye bakanlığının belirlediği kişi başı ücretle hekim kayıtlı kişi sayısın çarpımı ile hesaplanıp aylık olarak hekimin banka hesabına yatırılacaktır. Ancak kişi başı ücretler kişinin yaşına göre belirlenen katsayılarla çarpılarak hesaplanacaktır. Örneğin0-4 yaş arası bireyler için Maliye bakanlığının belirlediği ücretin çarpılacağı katsayı 1.3 15-64 yaş için 1.0 65 yaş üstü için 2 olacaktır.Aile hekimlerinin sunduğu hizmet kalite araştırmalarıyla denetlenecektir. Sağlık Bakanlığı’ nca belirlenen standartlara göre koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulamasın veya hata sevk oranlarının yüksek olması durumunda brüt ücretin % 20’ si kadar indirim yapılacaktır.
Belirlenen ücretin sunulan hizmetin maliyetini karşılamamsı durumunda aile hekimlerinin maliyet düşürücü önlemleri alacağı varsayılmakta, buda yetmezse sunulan hizmet kapsamının daraltılacağı belirtilmektedir.Bireyler sözleşme kapsamındaki hizmetler için katkı payı öderlerken, kapsam dışında ki hizmetlerden ancak fiyatını ödeyerek yararlanabilirler.
Aile hekimleri sigorta kurumunun istediği hasta memnuniyeti ve kalite araştırmalarını yapmak ve sonuçlarını sigorta kurumuna bildirmek zorundadır.
Aile hekimliği sisteminin yapısal sorunlarını kısaca şu şekilde sıralayabiliriz.
1-aile doktorluğunun en azından başlangıçta bugünden farklı olmayacaktır.
2-İkinci aşamada verilen bir yıllık eğitim niteliği arttırmak için yetersizdir.
3-Sistem sosyalleştirme yasasında kurulan entegrasyonu parçalamaktadır.
4-Sistem bölge ve / veya nüfus temeli değildir, bu sistem içinde hiçbir epidemiyolojik değerlendirme yapılamaz.
5-Ölçek sorunu nedeniyle sistemin performansının değerlendirilmesinde kullanılabilecek tek ölçüt olarak hasta memnuniyeti araştırmaları önerilebilmektedir.
6-Sağlık hizmetine erişim bakımından eşitsiz bir yapısı vardır.
7-Sağlık insan gücü hesaplamaları yanlış verilerden hareketle yanlış yapılmıştır.
8-Bu şekilde ayaktan tedavi hizmetleri ve bireye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin yeterli sunulması olanaksızdır.
9-Bireye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerinin nerede-nasıl verileceği belirsizdir.
10-Sağlık sisteminde dağınıklık yaratılmaktadır.
11-Bu sistem sağlıkta özelleştirmeyi desteklemektedir.

Sağlık hizmetlerinin finansmanına etkilerini de belirtirsek;
1-sistemi kamu entegre modelinden kamu sözleşmesine geçişi ön görmektedir.Sağlık harcamalarında gereksiz artışa yol açacaktır.
2-Hekime hizmet başı ödeme gereksiz hizmet üretimine, harcamaların gereksiz artışına ve verimlilikte azalmaya katkıda bulunacaktır.
3-Verimliliği azaltan diğer bir etken de bireye yönelik koruyucu sağlık hizmetlerine bile yeterli zaman ayrılamayacak olmasıdır.

Aile hekimliği sistemi hekimleri, özlük haklarını çalışma koşullarını olumsuz etkileyecektir;
1-Hekimler için iş güvensizliği ve işsizlik getirecektir.
2-Sağlık emekçileri için örgütsüzlüktür.
3-Ücretler tamamen belirsizdir.
4-Sistem hekim emeği ve ücreti sınırlanması gereken maliyet unsuru olarak görülmektedir.
5-Aile hekimleri işletmeci olacaklardır.
6-Hekimler arası ücret eşitsizliği yaratacaktır.
7-Sözleşme sistemi, ücret belirleme yöntemi ve nüfus yapısı farklılıkları aile hekimlerini hasta kapma, poliklinik ve laboratuar hizmetlerini arttırma, hizmet kalitesini düşürme ve sonuçta da etik mesleki değerleri çiğnemeye yönelten nesnel bir ortam hazırlamaktadır.

Sonuç olarak; aile hekimliği sistemi Türkiye için kabul edilemez bir öneridir. Sağlığa bakış açısı toplumsal olmayan; bireysel olan bir grubu sağlık üzerinden kar etme amaçlı yaklaşımlarını yaygınlaştırmak için hazırlanmıştır. Uygulanması halinde çağdaş sağlık hizmeti anlayışında geriye gidiş, sağlık harcamalarında artış ve hekimler için düşük ücret ve işsizlik kaçınılmaz olacaktır.

Türkiye’nin özgün modeli 224 Sayılı Sosyalleştirme Yasası uyarınca Sağlık Ocağı temellidir. Birincil sağlık hizmetine aile hekimliği sisteminin uyarlanması sosyalleştirme anlayış ve koşullarına taban tabana karşıttır. Çözüm var olan Sağlık Ocaklarının nitelik ve nicelik olarak iyileştirilmesi ve geliştirilmesi olmalıdır.

Kaynaklar:
1-Sağlıkta Dönüşüm Sözlüğü
TTB Kocaeli Tabip Odası Temmuz-2004
2-Sağlıkta Dönüşüm Programı 2003 Türkiye’sin de Halka ve Hekimlere/sağlık personeline ne getiriyor?
TTB Yayınları Ekim-2003
3-Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun Taslağı

Sosyal güvenlik açığı geri dönülmez noktalara gidiyor

2000 yılı başında uygulamaya giren IMF programı öncesi çıkarılan sosyal güvenlik reform yasasının, ne kadar sıkıntılı bir süreçte hazırlandığını çok iyi hatırlıyorum.O zamandan bu yana aynı konuda defalarca düzenleme yapıldı ve hemen hepsinde amaç, sosyal güvenlik açıklarının kapatılması, özellikle ileride devasa boyutlara ulaşacak açıkların frenlenmesi idi. Emeklilik yaşı ile ilgili düzenleme bu sürecin en önemli ayağı idi ve koalisyon hükümeti döneminde asıl zor olan bu adım atılmıştı.

TOP YARGIYA ATILDI
Bunca sıkıntıya rağmen gelinen noktaya baktığımızda ise sosyal güvenlik açığının sürekli büyüdüğünü, işin kötüsü kapatılması konusunda bir umut olmadığı gözleniyor.Bu süreci anlattıktan sonra, özellikle sağlıkta yap-boz’a dönen sistemi de hatırlatıp ,sosyal güvenlik açıklarının ne olacağını, geçen hafta sohbet etme imkanı bulduğum Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’e de yönelttim. Bakan Dinçer, bu görünümün daha çok yargı kararlarından kaynaklandığını belirterek, “Kendi idari tedbirlerimiz nedeniyle kararlarımızı değiştirmedik, mahkeme verdiğimiz kararlarla ilgili kararlar aldı” diyerek topu yargıya attı.“Açığımız büyüyor”u da iyi tarif etmek gerektiğini kaydeden Bakan, şunları söyledi:“Doğru büyüyor, ancak perspektif çok önemli. Türkiye’de şu ana kadar sağlık hizmetinin sunumunda, erişiminde zorluklar vardı, sınırlamalar vardı, hizmetlerde de yetersizlik vardı. Sağlık hizmetinin alımında engeller oluşturulmuştu. Bu açıdan bakıldığında sağlık ve sosyal güvenlik alanında yapılan reformlarla erişim kolaylaştırıldı, hizmet arzında önemli gelişmeler sağlandı. Sınırlamaların kalkmasıyla oluşmuş bir harcama artışından bahsetmek mümkün.”

AÇIKLARI KAPATMAK İÇİN
Sorumuz üzerine bunun israf olup olmadığı konusunda yeterli bilgi alamadıklarını kaydeden Bakan Dinçer, uluslararası standartlar açısından bakıldığında, bizim yurttaşlarımızın aldığı sağlık hizmetinin AB ortalamalarının altında olduğunu söyledi. Sağlık ve sosyal güvenlikte reformları yaparak çok doğru bir şey yaptıklarının altını çizen Bakan Ömer Dinçer, sadece iki açıdan gelişmiş ülkelerden farklı olduğumuzu belirterek, bunlardan birinin ilaç harcamaları olduğunu kaydetti. İlaç tüketimiyle ilgili davranış kalıplarının, gelişmiş ülkelerden farklı olduğunu, doktorların ilaç yazma davranışların da da fark gördüklerini kaydeden Dinçer, “İkincisi sağlık sigortasına yeni geçiş yapıyor olmamız nedeniyle, topladığımız primlerin harcamalara göre düşük olması. Bu ciddi bir sorundur ve idareyle ilgilidir” dedi.Son dönemde sıkça üzerinde durulan “global bütçe”den neden vazgeçtiklerini sorduğumuzda ise Bakan Dinçer “vazgeçmediklerini, global bütçenin tüm gelişm iş ülkelerin kullandığı bir sistem olduğunu” söyledi. Bakan, konuyla ilgili aktörlerle konuşmaya devam ettiklerini, henüz uzlaşamadıklarını ama global bütçeden vazgeçmediklerini söyledi.

ECZANELERE SIKI DENETİMBakan Dinçer, açıkların azaltılması için prim sistemi ve tahsilatının artırılması ile harcamaların azaltılması için başka tedbirler alacaklarını da bu kapsamda eczanelerin, “ortalamanın üstünde ilaç faturası” açısından da sıkı denetime tabi tutulması bu önlemler içinde yeralıyor.Bu söyleşinin geniş özetini dünkü Referans Gazetesinde yayımladık. Benim çıkardığım genel kanı; hükümet kesinlikle erişimden, kapsamdan taviz vermeye yanaşmayacak. Bence bundan sonra gelecek hükümetler de aynı kapsam ve erişim modelini uygulamak zorunda kalacaklar. İşin içine politika girince “iki ay prim ödeyen bile”, en pahalı özel sektör sağlık kurumlarından faydalanmaya devam edecek, politikacılar bunu hak görüp, kolayca kaldıramazlar.Ancak bu kapsamda tartışılması gereken çok unsur var. Örneğin özel sağlık kurumları ve meslek mensupları sadece açıkların büyümeyeceğini, doktorluk mesleğinin de yitirileceğini söylüyorlar. Sağlık sistemi ve sosyal güvenlik açıkları başımıza daha çok iş açacak gibi...

HÜRRİYET-ERDAL SAĞLAM

Bursa ve aile hekimliği

Bursa'da aile hekimliği uygulamasına 731 hekimle merkez ve tüm ilçelerde 1 Ekim Perşembe günü geçilecek.Aile hekimliği 2 yıllık bir çalışma döneminin ardından Bursa'da da 1 Ekim Perşembe gününden itibaren start alıyor. 2005 yılında ilk olarak Düzce'de uygulanmaya başlanan aile hekimliği sistemi 2 yıllık bir alt yapı çalışmasının ardından perşembe gününden itibaren Bursa'da da uygulanacak. Merkez ve 17 ilçede uygulanacak sistem ile hastanelerin üzerindeki iş yükü ve yoğunluğun azaltılması hedefleniyor.Konuyla alakalı Sağlık Müdürlüğü'nde açıklama yapan Vali Şahabettin Harput, "Sağlık bir ülkenin en başta gelen önemli konularından birisidir. Sağlık hizmetlerinin en iyi ve kaliteli şekilde verilmesi için hükümet tarafından uygulanmaya başlanan bu sistem ilk olarak Düzce'de hayata geçirildi ve başarı elde edildi. Bursa'da 2 bin 19 hekim eğitime alındı. Bin 693 yardımcı sağlık personelide aile hekimliği sistemi hakkında bilgilendirildi. Bursa'da 1 hekime 3 bin 280 kişi düşecek. 731 aile hekimi 2 milyon 397 bin kişiden sorumlu olacaktır. Ayrıca 152 adet aile sağlığı merkezi oluşturulurken, 20 adette toplum sağlığı merkezi kuruldu. Bu süreçte aile hekimlerinin görev yerleri de belirlendi ve herkes perşembe günü yeni görev yerlerinde hazır olacak. Aile hekimliği sistemi Bursamıza hayırlı olsun" dedi.İl Sağlık Müdürü İsmail Hakkı Çelik ise internet üzerinden herkesin aile hekimini öğrenebileceğini belirterek, "Müdürlüğümüzün www.bsm.gov.tr adresinden 'aile hekimim kim' bölümüne vatandaşlık numarasını yazan herkes hekimini görebilecek. Kayıt yaptıramayanlar en yakın sağlık ocağına gidip kendilerini kayıt ettirebilirler. 6 ay geçiş süreci sonunda vatandaşlar istediği aile hekimini seçebilecek. 6 ay boyunca tüm aile hekimi kendisine başvuran herkesi muayene edebilecek. Aile hekimliğine geçiş süreci 2 yılı alabilir. Geçiş süreci boyunca aile hekimliği pilot sistem üzerinden uygulanacağı için isteyenler özel hastane ve devlet hastanelerine başvurabilir. Süreç muhtemelen 2012 yılında sona erecek ve o zaman aile hekiminden sievk almadan hastanelerden sağlık hizmeti alınamayacak" diye konuştu.Aile hekimleri sorunlarını konuştuBARTIN - Bartın'daki aile hekimleri bir araya gelerek sorunları, sıkıntıları ve çözüm önerilerini görüştü.Bartın Grand Astra Otel'de düzenlenen etkinlikte Bartın Aile Hekimleri Derneği üyeleri bir araya geldi. Bartın Aile Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Hasan Düztaş, aile hekimlerini yaşatıp büyüteceklerini belirtti. Dr. Düztaş, "İlimizde aile hekimliği yaklaşık 2. yılını doldurmaktadır. Ülkemizde de 2004 yılında çıkan kanunla start almıştır. Hala pilot uygulama çerçevesinde devam etmektedir. Yani denenme sürecinden geçmekte, asıl kimliğine bürünmeye, ülkemizin şartlarına göre şekillenmeye çalışmaktadır. Yani daha emekleyen bir bebektir. Bizler toplum olarak, hekim olarak, basın, idareci, akademisyen, sivil toplum örgütleri olarak bu bebeği beraber büyüteceğiz. Nasıl bir aile hekimi bir bebeğin anne karnındaki fetüs halini bilip onun yetiştiğini ergenleştiğini yaşlandığını görecekse, bizlerde aile hekimliğini göreceğiz, büyüteceğiz. Aile hekimliğinin olmazsa olmaz 3 esas şartı vardır. Birincisi mümkün mertebe sürekliliğin sağlanması, ikincisi koordinasyon diğeri de eğitimdir. Bu 3 temel kriterde bir miktar yol alınmışsa da hala çok yetersiz durumdadırlar. Aile hekimi ile kişi arasında sürekli bir ilişki bulunması ve bu ilişkinin her iki tarafında isteği doğrultusunda sürdürülmesi esastır. Belli bir hekime alışan hastaların kendi istekleri dışında hekim değiştirmesi sistemin mantığına terstir” dedi.Aile hekimlerinin kişilerin sağlığından birinci derece sorumlu hekimler olduklarından kendisine kayıtlı kişilerin sağlık danışmanı olduğunu hatırlatan Dr.Düztaş “Yine eğitim hiç bitmeden devam etmelidir. İlimizde idarecilerimizin başta olmak üzere her ferdin bu konuları düşünmesinde fayda vardır. Derneğimiz bu ve birçok konuda çalışmalar yapmaktadır. Şu anki sistemde koordinasyonun sağlanması adına halkımızın da çabalarına ihtiyacımız vardır. Sağlık hizmeti almak, isteyen bir kişi mümkünse bu konuyu aile hekimine danışsın ve yine eğer aile hekimi dışında bir birimden bu sağlık sunumunu almışsa kendi hekimini seçmiş olduğu aile hekimini bu konuda bilgilendirsin. Desin ki, 'ben şurada şu doktora gittim bana şunu dedi şu ilacı verdi' Bu hekiminizin size sağlık sunumunda daha etkili olmasını sağlayacaktır. Ülkede birinci basamak sağlık hizmetlerinin aile hekimleri tarafından verilmesi öngörülmektedir. Birinci basamak sağlık hizmetinin kuvvetli olmadığı ülkelerin sağlık problemlerini çözmesi mümkün değildir. Bu bağlamda ülke planlayıcılarına AHEF'e, Aile Hekimliği Derneklerine, TAHUD'a, TTB'ye ciddi sorumluluklar düşmektedir. Bu birimler farklı fikirlerde olsalar dahi bir an önce birinci basamak hizmetleri konusunda bütünleşmelidirler. Dernek olarak ilimizde aile hekimliğinin anlaşılmasına, 2.basamak hekimlerimizle koordinasyonun kurulmasına ve hekim eğitimlerine katkı sağlayacak bir toplantıyı gerçekleştirmiş bulunmaktan gurur duyuyoruz" diye konuştu.Bartın Aile Hekimleri Derneği Başkanı Dr. Hasan Düztaş, toplantıya gelerek destek veren İl Sağlık Müdürü Osman Nacaroğlu'na, TTB Bartın odasına, Uzman Hekimler Özgür Volkan Akbulut, Cengiz Erten, Mustafa Gedik, Pervin Karakaş'a ve Bartın'daki bütün aile hekimlerine teşekkür ettiklerini ifade etti.

25 Eylül 2009 Cuma

Kriz sağlığı teğet geçmedi...

TEDAVİ KATILIM PAYININ UYGULANMASI HAKKINDA TEBLİĞ RESMİ GAZETEDE YAYINLANDI. SAĞLIK OCAKLARI VE AİLE HEKİMLİĞİ MUAYENELERİ DE PARALI OLDU..

Maliye Bakanlığından:
TEDAVİ KATILIM PAYININ UYGULANMASI HAKKINDA TEBLİĞ
5- Katılım payı alınacak sağlık hizmetleri
Bu Tebliğ kapsamında bulunanlardan;
a) Hekim ve diş hekimi muayenelerinde,
b) Vücut dışı protez ve ortez kullanımlarında,
c) Yardımcı üreme yöntemi tedavilerinde,
bu Tebliğ esaslarına göre katılım payı alınır.
6- Ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenesinde katılım payı alınması
Kapsama dâhil kişilerin sağlık kurum ve kuruluşlarındaki ayakta tedavilerine ilişkin hekim ve diş hekimi muayenelerinden;
Birinci basamak sağlık kuruluşları ve aile hekimliği muayenelerinde 2 TL
İkinci ve üçüncü basamak resmi sağlık kurumlarında 8 TL,
Özel sağlık kurumlarında 15 TL,
tutarında katılım payı alınır. Kapsama dâhil kişilerin ayakta tedavilerinde hekim ve diş hekimi muayeneleri sonucunda reçete düzenlenmemesi veya reçete edilen ilaçların temini amacıyla eczanelere müracaat edilmemesi durumunda; birinci basamak sağlık kuruluşları ile aile hekimliği muayenelerinde katılım payı alınmaz, ikinci ve üçüncü basamak resmi sağlık kurumları ile özel sağlık kurumlarındaki muayenelerde yukarıdaki tutarlardan 3 TL indirim yapılır.